Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından gerçekleştirilen 8. Boğaziçi Film Festivali’nin açılış filmi, Majid Majidi’nin son filmi “Sun Children” oldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkıları, Global İletişim Ortağı Anadolu Ajansı’nın destekleriyle bu yıl 23 – 30 Ekim’de düzenlenecek festivalin açılışı Majid Majidi’nin dünya prömiyerini 77. Venedik Film Festivali Ana Yarışma bölümünde gerçekleştiren ve Rouhollah Zamani’ye Marcello Mastroianni En İyi Genç Oyuncu Ödülü’nü kazandıran filmi “Sun Children” ile yapılacak.

“Beyond The Clouds” filmiyle 5. Boğaziçi Film Festivali’nin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda Türkiye prömiyerini yaparak festivalden En İyi Kurgu ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleriyle ayrılan Majid Majidi’nin son filmi “Sun Children”, geçimlerini zorlukla sağlayan Ali ve üç arkadaşının hikayesini konu almakta.

12 yaşındaki Ali ve arkadaşları para kazanmak için ufak bazı suçlar işler ve bir garajda küçük işler yapar. Ailelerinin geçimine katkı sağlamak için verdikleri mücadeleyi izleyen filmde dört arkadaşın bir yeraltı hazinesinin peşindeki macerasına tanıklık ediliyor.

Children of Heaven ile Oscar adayı ilk İranlı yönetmen olan ve “Baran”, “The Colour of Paradise”, “The Song of Sparrows” gibi filmleriyle Türk sinemaseverlerin yakından takip ettiği Majid Majidi’nin son filmi “Sun Children”, Türkiye prömiyerini 8. Boğaziçi Film Festivali’nde gerçekleştiriyor.

Oyuncu kadrosunda Ali Nasirian, Javad Ezzati, Tannaz Tabatabaie, Rouhollah Zamani, Mehdi Mousavi ve Shamila Shirzad gibi isimlerin yer aldığı film, Fajr Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Prodüksiyon Tasarımı ödüllerinin de sahibi oldu.

8. Boğaziçi Film Festivali, Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından 23 – 30 Ekim’de İstanbul’da gerçekleştirilecektir.

 

KAYNAK:Hürriyet

Balkan Savaşları’nda Edirne savunma hattının en önemli askeri alanlarından Hıdırlık Tabya, müze olarak düzenlenmekte.

Edirne’deki Hıdırlık Tabya, Türklerin Balkanlar’daki 600 yıllık tarihini anlatan Balkan Tarihi Müzesi olarak kapılarını açacağı günü bekliyor.
Edirne Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Soytürk, Hıdırlık Tabya’nın, Şükrüpaşa komutasındaki Türk ordusunun destansı direniş gösterdiği bir yer olduğunu söyledi.

Tabyanın restorasyonunun, Kültür ve Turizm Bakanlığının Edirne’deki en önemli yatırımlarından olduğunu belirten Soytürk, tarihi yapının kasım ayında Balkan Tarihi Müzesi olarak yerli ve yabancı ziyaretçilerin beğenisine sunulacağını ifade etti.

MÜZEDE NELER OLACAK?

Balkan Tarihi Müzesi’nde “karargah odası”, “18 topçu odası”, “120 metrelik bir tünel” ve “4 dehliz odası”nın yer alacağını belirten Soytürk, “Bunların hepsinde geleneksel müzeciliğin, teşhir ve tanzim ürünlerinin dışında interaktif bir müze şeklinde dijital uygulamalarla gelen ziyaretçiler bilgilendirilecek. 1361 yılında Edirne’nin fethinden başlayıp, Balkan Savaşı sonrasına kadar Türklerin Balkanlar’daki 600 yıllık tarihini anlatacak Balkan Tarihi Müzesi’nin açılışını hasretle bekliyoruz” diye konuştu.

Soytürk, müzenin dış çevre ve peyzaj düzenlemelerinin yapıldığını, teşhir ve tanzim kapsamında içeride sergilenecek ürünlerin getirildiğini söyledi.

Her bir odada bir savaşı anlatan interaktif bir tema olacağını söyleyen Soytürk, “Son çalışmalar yapılıyor. Kontrolörler tarafından geçtiğimiz hafta burada sıkı bir çalışma yapıldı. Hıdırlık Tabya, Balkan Tarihi Müzesi olarak Balkan coğrafyasında yaşananları da anlatabilecek. Bu coğrafyada ciddi bir müzeyi şehrimize ve ülkemize kazandırılmış olacağız” diye konuştu.
Müzenin, Edirne’nin düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü olan 25 Kasım’da açılması planlanmakta.

 

KAYNAK:NTV

Artvin’in Şavşat ilçesinde 6 buçuk metre genişliği, 2.1 metre çapındaki yaklaşık 2000 yıllık armut ağacının tescili için çalışma başlatıldı. Dünyanın en yaşlı armut ağacı olduğu değerlendirilen ağaç, koruma altına alınacak.

Şavşat ilçesi Yoncalı köyünde yaşayan Güllizar Altun’un bahçesinde yüzyıllardır meyve veren armut ağacının tescili için harekete geçildi. Artvin Orman Bölge Müdürlüğü’ne bağlı uzmanlar, 6 buçuk metre genişliği, 2.1 metre çapındaki yaklaşık 2000 yıllık olduğu değerlendirilen armut ağacı ile ilgili tespit yaptı. Bazı parçaları laboratuvarda incelenerek, kesin yaşı belirlenecek ağaç tescil edilecek. Köy sakinlerinin ‘Yeşil armut’ adını verdiği ağaç, koruma altına alınacak.

‘KORUMA ALTINA ALINACAK’

Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aydın Tüfekçioğlu, Yoncalı köyündeki ağacın dünyadaki en yaşlı armut ağaçlarından biri olduğunu söyledi. Tüfekçioğlu, “En yaşlı armut ağacı olarak ABD’de 410 yaşında, Romanya’da 610 yaşında bir armut ağacının bilgileri mevcut. Bizim bulabildiklerimiz dahilinde dünyadaki en yaşlı armut ağacı olarak görünüyor. İç kısmı kovuk, hala canlı ve armut vermeye devam ediyor. Korunmuş ve kesilmemiş olması büyük bir şans. Genetik kaynak olarak da çok önemli. Meyve ağaçlarının uzun yıllardan beri genleri taşıyor olmaları tohum alma ve genetik çalışmalar yapmak için de çok önemli. Bizim için bir gurur kaynağı. Tescillenip koruma altına alınması için gerekli girişimlerde bulunacağız. Bu bölge için bence önemli bir değer ve korunması gerekiyor. Ağaç sağlıklı görünüyor, herhangi bir kuruma belirtisi yok” dedi.

‘DÜNYANIN EN YAŞLI AĞACI OLACAK’

Tüfekçioğlu, ağaçtan alınan ilk örnekler ışığındaki tahminlere göre, yaşının 1500 ile 2000 arasında olduğunu söyleyerek, “Aldığımız burgu kalemine göre tahminde bulunduk ama laboratuvarda hassas sayımla beraber tam yaşını belirleyeceğiz. Şu andaki yaşı itibariyle dünyanın en yaşlı armut ağacı olarak görünüyor. Kastamonu’da ‘burgulu armut’ olarak tescil altına alınmış 200 yaşında bir ağacımız var. Bilinen başka tescilli armut ağacı yok. Şu haliyle dünyada en yaşlı hem de 6 buçuk metre çevresi, 2.1 metre çapıyla dünyadaki en büyük çapa sahip armut ağacı olarak görünüyor” diye konuştu.

 

KAYNAK:NTV

Halk Ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu’nun foto muhabirliğini yapan gazeteci Yücel Yönal, fotoğrafladığı tüm kareleri evinin bodrum katındaki arşivinde saklıyor.

Sivas’ta yarım asırdan fazla gazetecilik yapan 78 yaşındaki Yücel Yönal, 16 yıl boyunca dünyaca ünlü Halk Ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu’nun foto muhabirliğini yaptı. Gazeteci Yönal, aynı zamanda Şatıroğlu’na yakınlığı ile de adından söz ettirdi. Aşık Veysel Şatıroğlu’nun yıllarca fotoğraflarını çeken Yönal, Şatıroğlu’nun son günlerini de çektiği son fotoğrafları ile tarihe geçirdi.

Hasta yatağında son günlerini yaşayan halk ozanının vefatını da dünyaya Yücel Yönal duyurdu. Gazeteci Yönal, meslek hayatı boyunca fotoğrafladığı tüm kareleri evinde ve evinin bodrum katında müzeyi andıran arşivinde saklıyor.

Titizlikle sakladığı fotoğraflarının arasında Aşık Veysel Şatıroğlu’nun fotoğraflarının bulunduğu farklı bölüm de yer alıyor. Gazeteci Yönal, 2017 yılında Aşık Veysel Şatıroğlu’un ölümünün 44. yıl dönümünde kendi objektifinden oluşan fotoğraflarla sergi açmıştı.Aşık Veysel Şatıroğlu ile anılarından bahseden Yönal, “Ben Aşık Veysel’i 1957’den vefat edene kadar ilgiyle izlemenin ve foto muhabirliğini yapmanın gururunu yaşıyorum. Defalarca bana fotoğrafını çektiğim için, görmeyen gözleriyle fotoğraflarımı beğendiği için fotoğraf makinesi kazandırmıştır. Bu da benim meslek gururumdur. 1967’de çalışma ofisi açtım. Kendisi hayırlı olsuna geldi. Makine almıştı. Benim makinemle çekeceksin dedi. Biz atölye makinesiyle çektik’’ şeklinde konuştu.

Şatıroğlu’nun son isteği Yönal, Şatıroğlu’nun son isteğinin Kızılırmak üstüne köprü yapılması olduğunu belirterek, “Bir duyum aldım. Bu duyumda Aşık Veysel’in ağır hasta olduğu söyleniyordu. Bunun üzerine o yıllarda çok şiddetli bir kar fırtınası vardı. Buna rağmen ben kuş uçmaz kervan geçmez hesabından özel arabayla Sivrialana’a ulaştım. Aşık Veysel, ‘kuş yuvasından uçmuyor sen niye geldin Yücel. Aklını mı oynattın’ dedi. Tek bir arzusu vardı. Kızılırmak üzerine köprü yapılmasını istedi. Vali Celal Kayacan’da söz verdi. Fakat bir türlü nasip olmadı. Köprü yapıldı’’ dedi.

 

KAYNAK:NTV

Kalyon Kültür’ün Her Yerde Sanat Derneği ile birlikte gerçekleştirdiği yeni sergisi Bir De Buradan Bak, 30 Ekim Cuma günü açılıyor. Sergi, farklı yaşlardan ve etnik kökenlerden gelen, çoğunluğu mülteci çocukların çektikleri analog fotoğraflara odaklanıyor.

Mardin’de yaşayan yerli ve mülteci çocuklara sanatsal bir buluşma alanı sunma amacıyla kurulan ”Her Yerde Sanat” Derneği, sirk sanatlarına odaklanan Sirkhane, müzikal çalışmalara odaklanan Müzikhane ve fotoğraf çalışmalarına odaklanan DARKROOM projelerini 2012’den beri sürdürmekte. Bir De Buradan Bak sergisi, fotoğrafçı Serbest Salih tarafından yürütülen DARKROOM projesinde farklı yaşlardan ve etnik kökenlerden gelen, çoğunluğu mülteci olan çocukların çektikleri analog fotoğraflara odaklanmakta.

Kalyon Kültür’ün tarihi binasının iki katına yayılan Bir De Buradan Bak, çocukluk dönemini ve çocukların bakışını yine çocukların gözünden, olduğu gibi sergi mekânına taşırken; izleyicilerine ev, yabancı, ortasında ve bir arada temaları üzerinden kurgulanan yeni bir deneyim alanı sunuyor.

Küratörlüğünü Sezgi Abalı ve Sinan Eren Erk’in üstlendiği Bir De Buradan Bak, 30 Ekim 2020 ile 3 Ocak 2021 tarihleri arasında, Pazartesi hariç her gün 11:00 19:00 saatleri arasında Kalyon Kültür’de gezilebilir.
KAYNAK:NTV
Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesinde geçmişi 5 bin yıl öncesine uzanan Aizanoi Antik Kenti’ndeki tiyatroda yürütülen çalışmalarda, tiyatroyu inşa eden taş ustalarına loca ayrılarak isimlerinin yazıldığı belirlendi.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirası Geçici Listesi’ne 2012’de dahil edilen, “İkinci Efes” olarak da nitelendirilen Aizanoi Antik Kenti’nde kazı ve alan araştırması, Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Özer başkanlığında 9 yıldır sürmekte.
Roma dönemine ait 20 bin kişilik tiyatro ile bitişiğindeki 13 bin 500 kişilik stadyumun restorasyonu, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kütahyalı iş insanı Rıza Güral arasında imzalanan sponsorluk protokolü kapsamında yürütülüyor.

Kazı Başkan Yardımcısı Dr. Ahmet Türkan, bu yıl 16 Haziran’da başlayan çalışmalarda alan araştırmalarının yapıldığını ayrıca yazılı eserlerin de ayrıntılı incelendiğini söyledi.

Bugüne kadar gerçekleştirilen kazılarda tiyatronun antik dönemdeki kullanımıyla ilgili önemli bulgulara ulaştıklarını belirten Türkan, şöyle konuştu:

“Antik tiyatrolar toplumsal farklılığın, sınıf ayrımının oldukça fazla hissedildiği yerlerdir. Yani zengin ile fakir, kadın ile erkek, genç ile yaşlı ayrımlarının hissedildiği alanlardır. Örneğin, tiyatronun sahneyi en iyi gören yerlerinde, ön sıralarında her zaman kent meclisi üyeleri, bugün protokol dediğimiz önemli kişiler oturur. Onların arkalarında ise önde gelen devlet görevlileri ve yaş gruplarına göre kentin ileri gelen ailelerinin bireyleri bulunur. Bunlarda önde oturanların çocukları yani daha genç kesim oturur. Tiyatronun doğu ve batı bölümleri ise yani ikinci katı, toplumun alt kesimleri, kadınlar, köleler ve yabancılara aittir. Bunları nereden biliyoruz? Bu kazdığımız, ortaya çıkardığımız oturma bloklarının üstünde yazılan yazılardan anlıyoruz çünkü o bloklar isimleri yazılan kentin önemli kişilerine ayrılıyordu. Bunların yanı sıra örneklerine bu sene rastladığımız, bu tiyatroda çalışmış, emeği geçmiş taş ustalarının gösterileri izlemesi için loca ayrıldığını, üzerlerine isimlerinin yazıldığını belirledik. Bu durum, böyle bir anıtsal yapıda emeği geçenlerin onurlandırılması açısından önemlidir.”

Türkan, bu sezon antik tiyatroda devam eden ön restorasyon ve kazı çalışmalarının, kentin toplumsal yapısına da ışık tuttuğunu vurguladı.

Anadolu’da örneği az olmakla birlikte, Aizanoi’deki tiyatronun doğusundaki bazı oturma alanlarının, o alanın yapımına katkı sağlayan zenginler tarafından halka bağışlandığının görüldüğüne değinen Türkan, “Önemli bir bulgu da oturma alanlarının kentteki kabilelere tahsis edilmesidir. Şimdiye kadar kentin iki büyük kabilesi Hadrianis ve Asklepias için ayrılan yerler tespit edilmiştir” dedi.

‘ANADOLU’NUN EN İYİ KORUNMUŞ ZEUS TAPINAĞI’ AİZANOİ’DE

Kütahya il merkezine 57 kilometre uzaklıkta yer alan ve Frigya’ya bağlı Aizanitislerin ana yerleşim merkezlerinden biri kabul edilen Aizanoi kent alanının, milattan önce 3000’li yıllardan itibaren kullanıldığı tahmin ediliyor.

Milattan önce 133’te Roma egemenliğine giren, bir piskoposluk merkezi de olan kentin, erken Bizans döneminde önemini yitirdiği belirtiliyor. 13’üncü yüzyılda Çavdar Tatarlarının üssü olan, sonraları Çavdarhisar ismini alan kent, Avrupalı gezginlerce 1824 yılında keşfedildi.

Aizanoi’de, Alman Arkeoloji Enstitüsünce 1970-2011 yıllarında yapılan kazılarda “Anadolu’nun en iyi korunmuş Zeus tapınağı”, tiyatro, stadyum, iki hamam, dünyanın ilk borsa yapısı, sütunlu cadde, Kocaçay üzerinde 5 köprü, “Meter Steunene” kutsal alanı, nekropoller, bent ve su yolları gün ışığına çıkarıldı. Tapınağın çevresinde milattan önce 3000’li yıllara ait yerleşim tabakaları bulundu.

Antik kentte 1970’ten itibaren 41 yıl yaz aylarında çalışma yürüten Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün lisansı Bakanlar Kurulu kararıyla 2011’de iptal edilerek kazı görevi Türk arkeologlara verildi.

KAYNAK:NTV

İletişim Başkanlığı, çağdaş Türk resim sanatının ve müzeciliğinin öncüsü Osman Hamdi Bey’in 50’ye yakın özel eseri ve bilinmeyen yönlerini üç boyutlu hologram ve özel projeksiyon cihazlarıyla ‘360 Kültür Sanat Gösterimi’ altında sanatseverlerle buluşturacak

Eserleriyle Türk sanat tarihine damga vuran sanatçı Osman Hamdi Bey’in anısına hazırlanan dijital serginin bugün Marmara Üniversitesi Sultanahmet Yerleşkesi’nde açılacağı bildirilerek, şu ifadeler kullanıldı:

“Çağdaş Türk resim sanatının ve müzeciliğinin öncüsü Osman Hamdi Bey’in 50’ye yakın özel eseri ve bilinmeyen yönleri üç boyutlu hologram ve özel projeksiyon cihazlarıyla ‘360 Kültür Sanat Gösterimi’ altında sanatseverlerle buluşacak. Sergide yeteneğiyle bugün bile tüm dünyayı kendisine hayran bırakan Osman Hamdi Bey’in paha biçilemez eserleri, hayatı ve yaşadığı dönem, özel olarak tasarlanan gösterim tekniklerinin kullanılacağı dijital ortamda görülebilecek.”Osman Hamdi Bey Dijital Sergisi, 9 Kasım’a kadar 11.00-18.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek.

 

KAYNAK:Hürriyet

Antalya’da 13 yaşından bu zamana kadar yazdığı şiirleri bir kitapta toplayan Şevval Akkaş bedensel ve zihinsel engeline rağmen herkese umut olmak istiyor.

Muratpaşa ilçesinde ailesiyle yaşayan 21 yaşındaki Akkaş, 3 yaşında geçirdiği trafik kazasıyla hayatı değişti. Kazada kafatasından hasar alan Akkaş, 3 ay boyunca yoğun bakımda tedavi gördü. Yüzde 20 zihinsel ve yüzde 60 bedensel engelli olarak hastaneden çıkan Akkaş, uzun bir dönem vücudunun sağ tarafını kullanamadı.

Fizik tedaviyle vücudunun sağ tarafını hareket ettirmeye başlayan, sağlık problemlerinin bir kısmı düzelen Akkaş, bu süre içerisinde de şiir yazmaya başladı.

Yazdığı her dizede hayata bakış açısı değişen ve kendisini daha iyi hissetmeye başlayan Akkaş,duygularını, hayallerini, yaşadıklarını, mısralara döktü.

Akkaş 8 yılda binlerce şiir yazdı. Şiirlerini bir kitapta toplayan Akkaş yaşam mücadelesiyle de örnek oluyor.

Kitabının basımıyla en büyük hayallerinden birini gerçekleştiren Akkaş, kitabını internetten satışa sunup elde edeceği gelirlerin tamamını yardıma muhtaç çocuklara ve engelli bireylere bağışlayacağını bildirdi.

Başarının engel tanımadığını göstermek istiyor

Şiirlerinde zaman zaman kendisine de yer veren Akkaş, dizeleriyle başkalarına da umut olmak istediğini dile getirdi.

Zor dönemlerden geçtiğini dile getiren Akkaş, “Şiir benim bir diğer yanım gibi, hayata tutunmamı sağlıyor. İnsanların hayatlarına da bir nebze olsa dokunma isteğim olduğu için şiirlerimin bende kalmasını istemedim, onları bir kitapta toplayıp, herkese ulaşmasını istedim. Bu kitapla engelli bireylerde inandıkları takdirde hayallerini ve hedeflerini gerçekleştirebileceklerini göstermek istedim.” diye konuştu.

Bu düşüncenin bile kendisini mutlu ettiğine değinen Akkaş, “Engelli bir birey olduğum için başka insanlara umut olmak istiyorum. ‘Siz de yapabilirsiniz, siz de başarabilirsiniz.’ demek istiyorum.” ifadesini kullandı.

Anne Kamile Akkaş da kızının çok büyük zorluklar yaşadığını söyledi.

Kızının güçlü bir kişiliğe sahip olduğunu anlatan Akkaş”Kızım bir çok kişiye örnek davranış sergiliyor. Yıllardır kurduğu hayallerin bir çoğunu tek tek gerçekleştiriyor. Şair olmak istedi ve oldu. Engellerini yenmeyi bildi. Şimdi ise ihtiyaç sahibi, engelli insanlara yardım etmeyi hedefliyor. Bunu da en iyi şekilde yapacağına inanıyoruz. Kızımızla gurur duyuyoruz.” diye konuştu.

Yeni Oscar adayı merakla beklenen Güney Kore, gelecek yılın aday filmini açıkladı.

Uluslararası Oscar ödülü için Kore Film Konseyi (KOFIC), Woo Min-ho’nun politik ve tarihi gerilim türünde olan “The Man Standing Next” filmini Oscar adayı olarak belirledi.

Film, pandemiden önce, Ocak ayında vizyona girdiği Güney Kore’de 36,4 milyon dolarlık gişe hasılatı elde ederek büyük bir başarı elde etti.

Film, 1970’ler Kore’sinde geçiyor. Ülkenin, tartışmalı lider Park Chung-hee’nin iktidarda olduğu dönemi ele alıyor. Yapım, başkanın, 1979’da yardımcılarından birinin eliyle öldürülmesine yol açan olayları anlatıyor.

2021 Oscar Ödülleri, pandemiden dolayı 25 Nisan’a ertelendi. Bugüne kadar Polonya ve Çek Cumhuriyeti ödül adaylarını belirlerken; Almanya, Danimarka Fransa…vb ülkeler ise önümüzdeki haftalarda kararlarını verecek. Türkiye daha henüz Oscar adayını açıklamadı.

92’nci Oscar Ödülleri’ne Güney Koreli yönetmen Bong Joon-ho’nun Parasite (Parazit) filmi damgasını vurmuştu.

İlk kez İngilizce dili olmayan bir film olarak En İyi Film seçilen Parasite (Parazit), Oscar tarihine geçmişti. Film ayrıca En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödüllerini de almayı hak etti.

 

Ressam Sultan Adler, Weilburg’da bulunan ünlü Rosenhang Müzesi’nde sergi açtı. ‘Göklerin Efendisi’ adlı sergide sanatçının kartal temalı tabloları sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

Sanatçı Sultan Adler, Rosenhang Müzesi’nde çalışmalarının tamamını İstanbul’da ki atölyesinde hazırladı. Sanatçının sergisinde şahin ve yere bakan lale çalışmaları var.

Üç yıldır çalışmalarını İstanbul’da yürüttüğünü söyleyen Adler, “İstanbul’dan Almanya’ya çalışmaları taşımak benim için önemliydi. Pandemi dönemini İstanbul’da çok zor koşullarda yaşadık. Sıkı bir şekilde atölyede çalışırken ruhsal anlamda geçmişe yolculuk yaptım. Sergilenen eserler bir anlamda arşiv çalışması oldu. Kartal teması ise çocukluğumdan kalan bir etki. Küçükken babam, kardeşim ve bana yaşadığımız Bremen’de her gün bir mark verirdi. Paranın üzerinde olan kartal figürü beni çok etkilemişti. O günlerde yaşadığım duyguyu aktarmaya çalıştım. Kartal ile özgürlüğe uçtum. Salgın dönemini sert geçirmenin bir etkisi oldu sanırım.” dedi.

Sanatçının 18 Ekim’de açılan sergisi, Alman basınında yer aldı. Almanya’da doğup, İstanbul’da sanatını sürdüren Sultan Adler’in Almanya’da sergi açması basının yoğun ilgisini çekti. Gösterilen ilgiden memnun olan sanatçı, sergi açılışının ardından İstanbul’a dönüş yaptı. Sultan Adler, sanat eğitimine 2003 yılında Ottersberg Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde başladı. 2005-2009 yılları arasında Bremen Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde eğitim gören sanatçı, 2007 yılında Viyana Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nde eğitimini devam etti. 2015 yılında Berlin’deki Weissensee Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı.

İlk kişisel sergisini 2009 yılında gerçekleştiren Adler, farklı sanat programlarında kişisel sergilerini açtı. Çok sayıda ülke ve şehirlerdeki sanat platformlarında 20’den fazla karma sergiye katılan Adler, 2012-2018 yılları arasında Berlin Kültür Senatörü tarafından düzenlenen Residance Berlin ve Karin Abt-Straubinger Vakfı ile Berlin Senatosu Kültür İşleri Şansölyesi’nin stüdyo programına misafir sanatçı olarak gitti. Yaşamı ve çalışmalarını İstanbul ile Berlin arasında sürdüren Adler, çalışmalarında kâğıt üzerine sulu boya ve tuval üzerine yağlı boya tekniklerini kullanıyor.

Manisa’nın Kargınışıklar Mahallesi’nde ahşap ve kerpiçten yapılan evler, dikkat çeken mimarisiyle fotoğraf tutkunlarının ortak buluşma noktası oldu.

1200 nüfuslu mahallede, özellikle hafta sonları ziyaretçi yoğunluğu yaşanıyor. Mahallede kayalık arazideki bitişik ahşap evleri fotoğraflamak isteyenlerin ilgisi yörede yaşayanları memnun ediyor.

Mahalle sakinlerinden Osman Altun, yaptığı açıklamada, ziyaretçilerin ilgisini çeken evlerin yaklaşık 300 yıllık olduğunu belirterek, “Burada kendi halinde yaşayan aileler var. Yıllar önce bu evler zamanın imkanları ile yapılmış. Bu görüntü gelen misafirlerin çok ilgisini çekiyor.” dedi.

Bölgede halıcılık ve çiftçilik yapıldığını aktaran Altun, “Köyümüz için ‘antik şehri andırıyor’ diyen de ‘Nepal ve Pakistan’daki evleri andırıyor’ diyen de var. Burada yaşayanlar hayatlarından memnun. Buranın koruma altına alınarak restore edilip ve daha güzel bir görünüm oluşmasını bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

İbrahim Yıldız ise ziyaretçilerin çektiği fotoğrafları internette paylaşmasıyla mahalleye ilginin arttığını dile getirerek, “İnternetten görenler merak edip buraya geliyor.” diye konuştu.

 

Erzurum’da yapay gölet, hayvanat bahçesi ve özellikle sonbahar aylarında farklı renk tonlarını içinde barındıran Ata Botanik Park, özel anlarını güzellikleriyle büyülüyor.

Yakutiye ilçesindeki Atatürk Üniversitesine ait olan parkta, farklı familyalardan ağaç, çalı ve çiçek olmak üzere 150 bitki çeşidi, yapay gölet, ahşap, köprü, pergola, kamelya, hayvanat bahçesi ve taşlı yollar yer alıyor. Botanik park, 2006 yılında 350 dönüm arazi üzerine kuruldu.

Her geçen gün insanların daha çok ilgisini çekebilen park, özellikle kış ve sonbahar aylarında akın akın gelen ziyaretçilerine görsel şölen sunuyor.

Sonbahar aylarında kırmızı, yeşil, sarı ve mor ile renk cümbüşüne dönen ağaçlarıyla doğaya ayrı renk katan park, hafta sonu tatilini fırsat bilenlere sonbaharın renkleri içinde manzara izleme olanağı sağlıyor.

Parkın rengarenk doğası ve güzelliklerini değerlendirmek isteyen ziyaretçilerin yanı sıra fotoğrafçılar da “doğal stüdyo” olarak kullandıkları yüzlerce alanda insanların en mutlu anlarını güzelleştiriyor.

Fotoğraflarını arka fondaki tabiatla çektirmek istediklerini belirten Tedik, “Doğu Anadolu’da böyle bir yeri bulmak çok nadir. Burası tabiatı ve fotoğraf çekiminde tercihi. Biz de fotoğraflardaki anlarınızı ölümsüzleştirmek için buradayız. Burası adeta bulunmaz bir cennet.” dedi.

Tedik, parkta sonbaharın ayrı güzelliğine şahitlik ettiklerini ifade ederek, “Kışa hazırlık yapıyoruz ama şansımızla sonbaharın güzelliklerini yaşıyoruz. Gelecek olanlara tavsiye ediyorum. Çoğu yerde olmayan bitki çeşitleri, renk tonlamaları ve yapay havuzlar bunlar her yerde bulunacak şeyler değil.” diye konuştu.

Parkın görülmeye değer yerlerden bir tanesi olduğuna işaret eden Turgut, şöyle konuştu:

“Bu mevsimde buraya ilk defa geldik. Çevresi, ve peyzajıyla ilimize değer katan görülmeye,gezilmeye değer bir yer. Aileniz hafta sonu gelip burayı ziyaret etmelisiniz, sonbaharda gerçekten renk cümbüşü var. Küçük hayvanat bahçesi çocuklar için çok eğlenceli. Fotoğraf içinde ayrı ayrı mekanlar var. Burada her şey düşünülmüş.”

Turgut, farklı tonlarda renklerin başka bir güzellik kattığın ifade ederek, “Burada yeşilin bir çok tonunu görme imkanımız var. Botanik Park’taki ağaçların yeşili, sarısı çok güzel. Böyle bir parkın ilimizde olması keyif verici.” dedi.