24.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin Tarihleri Belli Oldu!

1998 yılından bu yana sinemada kadın emeğini görünür kılmaya çalışan, Türkiye’deki ilk kadın filmleri festivali olarak her yıl dünya çapında yönetmenleri ve oyuncuları ağırlayan, bu alanda çalışan kadınlar arasında bir iletişim ağı kuran ve filmlerinin görünürlüğünü sağlayan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Azize Tan’ın direktörlüğünde 24.kez düzenlenmeye hazırlanıyor!

24.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali 27 Mayıs – 3 Haziran 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

2021’nin Teması “ARAFTAN ÇIKMAK”

2020 yılında ortaya çıkan olağanüstü koşullarda Türkiye’de çevrimiçi düzenlenen ilk festivali gerçekleştiren Uçan Süpürge Vakfı’nın teması; “Evde Kaldık” idi. Bu yılki tema ise “Araftan Çıkmak”.

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali “Artık bu araftan çıkma zamanı” diyor ve ekliyor: “Tüm mesele, yıllardır verilen mücadelelerin lafta kalmaması, başka bir hayatın mümkün olduğunu müjdelemekle kalmayıp onu yaşayabilmekte, yaşadığımız özgürlüğün ta kendisi olmakta, hem de neredeysek orada, hangi bedenin içindeysek onunla. Değişim ancak biz yaparsak olur, bu araf halinden çıkmanın yolu dayanışmaktan, çalışmaktan ve en önemlisi doğru bildiklerimizi yapmaya devam etmekten geçiyor. Kadın mücadelesinin şimdiye kadar verdiği mücadele ve elde ettiği kazanımlar bu konuda hepimize ilham olabilir.”

Başvurular 26 Şubat’a Kadar!

27 Mayıs – 3 Haziran 2021 tarihleri arasında düzenlenecek 24. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde kısa, uzun, orta metraj kurmaca, deneysel ya da belgesel filmlerinin gösterilmesini isteyen Türkiye’den kadın sinemacılar 26 Şubat’a kadar başvuru yapabilir. Başvuru bu tarihe kadar buradan yapabilirsiniz.

Turistik bölgelerde ünlü insanların ebedi istirahat yerlerinin oldukça ilgi gördüğü çok açık. Kralların, kraliçelerin, şairlerin ve bilim insanlarının (en önde gelen Newton, Darwin ve Hawking dahil) mezarlarının yıllar boyunca milyonlarca ziyaretçiyi ağırladığı biliniyor. Örneğin Elvis Presley’in Graceland’a bulunan mezarı yalnızca bir yılda 750.000 ziyaretçi ağırlıyor.

Ancak tarihte daha da geriye gittiğinizde, birçok önemli figürün ebedi istirahat yerlerinin gizemini koruduğunu görüyoruz. Bu yazıda sizler için, hayatlarını çok iyi bildiğimiz fakat mezar yerleri kayıp beş önemli hükümdarı ele aldık. 

5- Asi Kraliçe Boudica

ohn Opie’nin ‘Boadicea Haranguing the Britons’ adlı tablosunda Kraliçe Boudica.

Romalılar, MS 43 civarında, günümüz İngiltere’sini fethettiklerinde, Keltli Iceni kabilesinin kralı Prasutagus’un halkını yönetmeye devam etmesine izin verdiler. Ancak, MS 60’da Prasutagus ölür ölmez, vasiyetine rağmen anlaşma sona erdi. Romalılar sadece Iceni’nin topraklarına el koyup Roma hükümetini dayatmakla kalmadı, Prasutagus’un dul eşi Boudica’yı (veya Boudicca’yı) kırbaçladılar ve kızlarına tecavüz ettiler. Zarifçe ifade etmek gerekirse bu bir hataydı.

Haksızlığa uğrayan kraliçe, iki Roma yerleşimini yağmalayan ve neredeyse Romalıları adanın dışına kadar iten isyancı kabilelerden oluşan bir koalisyona liderlik etti. Ancak sonunda Boudica, MS 61’de savaşta mağlup oldu. Romalı tarihçi Tacitus’a göre, yakalanmamak için kendini zehirledi. Aynı dönemin başka bir tarihçisi olan Cassius Dio ise Boudica’nın savaşta aldığı yaralarından dolayı öldüğünü bildirir.

Ne sebeple olursa olsun, sonuç olarak öldü ve vücuduna ne olduğunu ise kimse bilmiyor. Londra’daki King’s Cross İstasyonu’nun altına gömüldüğüne dair bazı söylentiler bulunuyor. Fakat eğer bir mezarı varsa, Shropshire yakınlarında Romalıların sonunda onu ve güçlerini yendikleri yerde olması daha muhtemel. Her halükârda, artık birisi Boudica’nın kemiklerini kazarak bulsa bile, kesin olarak o olduğunu bilemeyeceğiz. Bazen eski kalıntılardan DNA alarak bireyleri tanımlamak mümkün olabilir. Ancak York Üniversitesi’nde bir arkeolog olan Lindsey Buster, kesin kanıt için kalıntıların iyi korunması gerektiğini ve karşılaştırma için modern bir akrabaya ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Boudica’nın olduğu düşünülen kalıntılarda ise durum böyle değil.

Ancak elbette bütün bunlar, savaşçı kraliçenin unutulduğu anlamına gelmez. Boudica, İngiliz Süfrajet hareketinin kadınları için bir kahraman haline geldi ve İngiliz kadınlarının; daha doğrusu genel olarak bütün kadınların bağımsızlığını hatırlatan bir figüre dönüştü.

4- Büyük İskender

Selanik’teki Büyük İskender heykeli.

İskender, MÖ 336’da babası II. Philip’in öldürülmesi üzerine Makedon hükümdarı oldu. 20 yaşındaki savaşçı, gücünü Yunanistan’da hızla pekiştirdi ve ardından egemenliğini genişletti. Pers İmparatorluğunu fethetti, İskenderiye de dahil 70’in üzerinde şehir kurdu ve Yunanistan’dan Hindistan’a kadar uzanan bir imparatorluk yarattı.

Bütün bunları neredeyse on yıldan biraz fazla bir sürede başardı. Sonrasında ise MÖ 323’te, 32 yaşındayken, kesin olmamakla beraber, yüksek ateş sebebiyle hayatını kaybetti. Önce Memphis’e gömüldü, ardından cesedi İskenderiye’ye taşındı. Birkaç yıl boyunca oldukça cömertçe tasarlanmış mezarı sanki bir tanrıymış gibi ziyaret edildi.

(Dünyanın Çoğunu Fetheden Büyük İskender Kimdi?)

MS 356’ya geldiğimizde ise doğa, Pers ordularının yapamadığını yaptı. Bir tsunami, sonrasında gerçekleşen bir dizi deprem ve yükselen deniz seviyeleri adeta İskenderiye’yi devirmek için birleşti. O zamanlar kıyı şeridi olan çoğu bölge, şimdi sular altında kaldı. Su altında olmayan geri kalan bölgeler ise muhtemelen yeraltında kaldı.

Eskinin üzerine yeni bir şehir inşa edildi. Böylece İskender’in mezarı, denizlerin altında kalmadıysa, muhtemelen toprak katmanlarının ve yakın tarihin altında kayboldu.

Yıllar boyunca, pek çok arkeolog, İskender’in mezarını arayan kazılara liderlik etti. Fakat konuyla ilgili ulaşılan başarılar oldukça az. Bununla birlikte, yer altı nesnelerini tespit etmek için bir elektrik akımı kullanılan, Elektrik özdirenç tomografisi (ERT) gibi yeni arkeolojik tekniklerin ortaya çıkmasıyla, ilgi çekici ipuçlarına ulaşıldı. İskenderiye’de çalışan bir arkeoloji ekibi, Büyük İskender’in mezarına yaklaştıklarını düşündüren birkaç bulguya rastladıklarını açıkladı. Ancak şu ana kadar gizemi hala çözülememiş durumda.

3- Mısır’ın son kraliçesi Kleopatra

MS 1. yüzyıla tarihlenen Kleopatra’nın ölümünden sonra yapılmış portresi. Herculaneum, Roma, İtalya
Kleopatra her zaman, krallığının bağımsızlığını Roma’dan korumaya çalıştı. Destekçisi ve belki de aşığı Julius Caesar’ın ölümünden sonra, Caesar’ın yeğeni ve varisi Octavianus’un egemenliğini Mısır’a yaymasını önlemek için, sevgilisi ve üç çocuğunun babası olan Romalı komutan Marcus Antonius ile birlikte hareket etti. Evet biraz pembe dizi tadında olduğunu söyleyebiliriz…

Sonunda başarısız oldu. Octavianus galip geldiğinde Marcus Antonius intihar etti. Plutarhos’a göre, kısa bir süre sonra, ister sevgilisinin kaybından dolayı (daha romantik versiyon), ister yenilginin ve ardından gelen köleliğin aşağılamasından kaçınmak için (daha muhtemel versiyon) olsun, Kleopatra kendini bir yılana ısırtarak öldürdü.

(Mısır Kraliçesi Kleopatra Kimdi?)

Romalı tarihçi Cassius Dio, Octavianus’un (yakında Augustus Caesar olacak) bir galibin nezaketiyle Kleopatra’nın sevgilisinin yanına gömülmesini emrettiğini anlatır. Ama nereye? Muhtemelen İskenderiye, ama burada zaten bildiğimiz başka bir problem var. Olasılıkla Kraliçe ve eşinin gömüldüğü alan şu anda sular altında.

İskenderiye’nin yaklaşık 48 km batısındaki Taposiris Magna’da çalışan bir arkeolog ekibi, kraliçenin mozolesinin orada bulunabileceğini öne sürdü. Ancak bu iddiayı destekleyecek çok az kanıt var. Liverpool Üniversitesi’nde bir Mısırbilimci olan Glenn Godenho, Kleopatra’yı bu bölgeye bağlayan kanıtların portresinin basılmış olduğu sikkelerle sınırlı olduğunu söylüyor. Bu, sadece yerin hükümdarlığı sırasında kullanıldığını doğruluyor, konumla herhangi bir kişisel bağlantısı olduğunu değil. Mısır’ın trajik kraliçesinin mezarı muhtemelen hep bir sır olarak kalacak.

2- Hunların kralı Attila,

Attila’nın beyaz bir ata binen resmi.

Attila, Hunları MS 440’dan 453’e kadar yönetti ve Roma İmparatorluğu’nu tehdit eden birçok kabileyi mağlup etmesine rağmen, yine Romalılar için büyük bir sıkıntı olmayı da başardı. Attila, Alpler’den Hazar Denizi’ne uzanan bir imparatorluğu devraldıktan sonra, Romalılarla bir anlaşma müzakere etti ve bu anlaşma, Attila’ya koruma vergisi ödenmesini de içeriyordu. Romalılar ödeme yapmayınca Attila saldırdı ve şehirlerini yağmaladı. Baskınlarının Roma’nın düşüşünde önemli bir faktör olduğu düşünülüyor.

Hun liderinin taktikleri o kadar sert ve kanlıydı ki bugün bile Attila ismi bazı bölgelerde kötü bir çağrışım yapar.

(Hunlar: Attila’nın Ardındaki Amansız Savaşçılar Kimdi?)

Şaşırtıcı bir şekilde, Attila savaşta değil yatağında ölmüştü. Tarihçi Edward Gibbon, Roma İmparatorluğu’nun Gerileme ve Düşüşü’ndeki dönemde Attila’nın korkunç, kanlı ve büyük olasılıkla doğal ölümünü şöyle anlatıyor: ‘Attila sırtüstü yatarken bir arter aniden patladı, burun deliklerinden bir geçit bulmak yerine akciğerlere ve mideye akan bir kan seliyle boğuldu.’. Dönemin tarihçileri buna sebep olarak düğün ziyafetinde tükettiğin ağır içkileri gösterdi.

Hikâye, Attila’nın cesedinin, biri demir, biri gümüş ve diğeri altından oluşan üç iç içe geçmiş tabuta gömüldüğünü anlatır. Onu gömen adamlar, mezar yerini ortaya çıkarmamaları için öldürüldü. Mezarın şu anda Macaristan’da bir yerde olduğuna inanılıyor, ancak tam yeri, bu liste de ele almamızdan da belli olacağı gibi, hala bir gizem. Bir başka ihtimal ise, eğer mezar çok öncesinde bulunmuş ve ölümünden sonra talan edilmişse, Roma İmparatorluğu’nu neredeyse yıkan adamın son istirahat yerini asla bilemeyeceğiz.

1- Moğolların hükümdarı Cengiz Han

Cengiz Han, 14. yüzyıldan kalma Yuan dönemi albümünde yer alan tasviri. Şu anda Tayvan, Taipei’deki Ulusal Saray Müzesi’nde bulunuyor.

Cengiz Han, savaşan düzinelerce kabileden meydana gelmiş bir yığından oluşan Moğolistan’ın tamamını liderliğinde birleştirdi. Sonra ise Asya’nın geri kalanına geçti. Öldüğü zaman, imparatorluğu Pasifik Okyanusu’ndan Hazar Denizi’ne kadar uzanıyordu.

Becerileri fetihle sınırlı değildi, ancak çok zeki olsa da acımasız bir savaşçıydı. Bugün bile Moğolistan’da bilindiği adıyla Büyük Han, halkına nüfus sayımı, posta servisi ve yazı dili getirdi. Hükümetine bir meritokrasi sistemi kurdu, din özgürlüğünü destekledi ve krallığında işkenceyi yasakladı. Muhtemelen avlanırken attan düştükten sonra, MS 1227’de Çin’de bir kamp sırasında öldü. Oğulları, babalarının vasiyeti üzerine, cesedini işaretsiz bir mezara gömmek maksadıyla Moğolistan’a geri götürdü. Babalarının bu isteğine saygı göstermek için biraz zahmete katlandılar. Efsaneye göre Cengiz Han bir tabutun içine kondu ve derin bir çukura gömüldü. Sonra 10.000 at, mezarı gizlemek ve hiçbir iz bırakmamak için bölgede koşturuldu.

(Cengiz Han’ın Mezarı Hiçbir Zaman Bulunamayabilir)

Kuzeydoğu Moğolistan’daki Khentii Dağları’nda, doğduğu yerin yakınında bir yere gömüldüğü düşünülüyor. Mezar yerini bulmak için yere nüfuz eden radar, manyetometreler, uydu görüntüleri ve insansız hava araçları gibi modern teknikler kullanılıyor.

Ancak, konuyla alakalı büyük bir engel var ki: Büyük Han, Moğolistan’da hala saygı görüyor. Yüksek teknolojiden destek alan bir arkeoloji yöntemi ile, 10.000 atın saklamaya çalıştığı şeyi bulabiliriz. Ama Büyük Han’ın soyundan gelenler muhtemelen bunu istemeyecek ve mezarı sonsuza kadar rahatsız edilmeyecek.

 

Kaynak : https://arkeofili.com/

Yazar:    Çağatay Çeliktaş 

Kültür ve Turizm Bakanlığı Yunus Emre Enstitüsü, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele sürecinde, müzisyenleri teşvik etmek amacıyla proje başlattı.

Bakanlığın müzik sektörü çalışanlarına yönelik destek projesi çağrısının başvuru detayları ve başvuru alacak dernek isimleri, Yunus Emre Enstitüsünün (YEE) internet sitesinde yayımlandı.

“Müzik Susmasın” sloganıyla başlatılan proje ile salgın döneminde müzik sektöründe sanatını icra etme ve çalışma imkanı azalan sanatçıların ve sektör çalışanlarının üretim yapmalarının teşvik edilmesi amaçlanıyor.

Proje çağrısına göre, haftalık veya günlük yevmiye ücretiyle çalışan ve herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar başta olmak üzere, işini kaybeden veya işleri durma noktasına gelen ses ve enstrüman sanatçıları ile sektör çalışanlarının projeye katkıları karşılığında ödeme yapılarak desteklenmeleri ve aynı zamanda üretilen eserlerin geleceğe aktarılması için dijital bir arşiv oluşturulması sağlanacak.

Projeye başvurular, 16-25 Aralık tarihlerinde alınacak. Proje kapsamında sunulacak kayıt için net 1000 lira olmak üzere, açılması planlanan sonraki çağrı programlarına dahil olunması suretiyle en fazla 3 bin lira destek verilecek.

Projeye başvurmak isteyenlerin 16 Aralık’tan itibaren “www.muziksusmasin.com” adresinde yer alan başvuru formunu doldurması, YEE’nin internet sitesinde de isimleri yayımlanan kendisine referans olacak STK’yi seçmesi ve eserin video kaydını “www.muziksusmasin.com” adresindeki ilgili bölüme en geç 25 Aralık’a kadar yüklemesi gerekiyor.

Başvuru yapmak için STK’lere üye olma şartının bulunmadığı ve projenin hiçbir aşamasında herhangi bir başvuru ücreti ve benzeri ödeme ile masrafın alınmayacağı bildirildi.

Destek almaya hak kazanan başvuru sahiplerine ocak ayından itibaren ödemeleri yapılmaya başlanacak projeyle ilgili detaylı bilgiye YEE’nin internet sitesinden ulaşılabilecek.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17. İstanbul Bienali, 11 Eylül-14 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Bienalin küratörlüğünü üstlenecek isimler belli oldu.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı‘ndan (İKSV) yapılan yazılı açıklamaya göre, 17. İstanbul Bienali‘nin küratörlüğünü Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh üstlenecek.

Bienal, çok sayıda kurum, kuruluş, uluslararası fon sağlayıcı ve fon kuruluşlarının desteğiyle düzenlenecek.

Ayrıntıların 2021 yılında duyurulacağı 17. İstanbul Bienali’nin Danışma Kurulu’nda Whitechapel Galerisi Direktörü ve küratör Iwona Blazwick, sanat tarihçisi ve yazar Ayşe Erek, Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi Artistik Direktörü ve akademisyen Yuko Hasegawa, 11. Berlin Bienali eş küratörlerinden Agustin Perez Rubio ile İstanbul Modern Sanat Müzesi Genel Direktörü, küratör ve sanat tarihçisi Levent Çalıkoğlu yer alıyor.​​​​​​​

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17. İstanbul Bienali, 11 Eylül-14 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Tarih öncesi dönemlerde bolluğun, bereketin sembolü ve koruyucusu olduğuna inanılan 1700 yıllık ana tanrıça “Kybele Heykeli” yaklaşık 60 yıl sonra doğduğu topraklara kavuşacak.

Türkiye’den kaçak yollarla İsrail’e götürülerek satılan “Kybele” on binlerce kilometre yolculuğunun ardından ana vatanına Amerika’dan ulaşacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığının büyük uğraşları sonucu, bir müzayede evinde satılmak istenen bin 700 yıllık “Kybele Heykeli” Türk Hava Yolları tarafından ücretsiz taşınarak 12 Aralık’ta Türkiye’de olacak.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un tanıtımını 13 Aralık’ta yapacağı heykel İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenecek.

Bir adak heykeli olan “Kybele” daha sonra Afyonkarahisar’a yeni yapılacak müzeye taşınacak.

 

Yunus Emre anısına bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali 11 Aralık’ta başlıyor. Festival kapsamında, Türkiye’nin 81 ilinde eş zamanlı olarak 47 kısa film ve 3 uzun metraj film çevrimiçi gösterilecek.

 

11-12-13 Aralık 2020 tarihlerinde gerçekleşecek olan 3. Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali kapsamında, Türkiye’nin 81 ilinde eş zamanlı olarak 47 kısa film ve 3 uzun metraj film çevrimiçi gösterilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Türk Kızılay, Yunus Emre Enstitüsü, Beyoğlu Belediyesi, Zeytinburnu Belediyesi ve daha birçok kamu ve özel kuruluşun katkıları ile düzenlenen, Anadolu Ajansı’nın Global İletişim Ortağı olduğu festivalde sinemaseverler www.dostlukfilmfestivali.com’a üye olarak Türkiye’nin her yerinden filmleri ücretsiz olarak izleyebilecek.

ÖDÜL TÖRENİ 14 ARALIK’TA

Beş ödülün sahiplerini bulacağı 3. Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali’nin ödül töreni 14 Aralık’ta Grand Pera Emek Sahnesi’nde yapılacak. Sağlık Bakanlığı’nın pandemi şartlarına uygun olarak gerçekleştirilecek ödül törenine; Kültür Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Türk Kızılay Başkanı Dr. Kerem Kınık, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Şeref Ateş, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy katılacak. Ayrıca festivalin jüri üyeleri Vedat Özdemir ve İrem Altuğ da törene katılan isimler arasında yer alacak.

Ödül töreni saat 17.00 itibariyle www.dostlukfilmfestivali.com ve sosyal medya hesaplarından canlı olarak yayınlanacak.

Şanlıurfa’da, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan ve “tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe konulu fotoğraf yarışması düzenleniyor.

Haliliye Belediyesi, ilçe sınırları içerisinde bulunan, 12 bin yıllık tarihiyle tüm dünyanın gözünü üstüne çevirdiği Göbeklitepe’nin tanıtımına katkı sunmak amacıyla fotoğraf yarışması düzenlemeye karar verdi.

Göbeklitepe’nin önemine vurgu yapmak ve ulusal alanda tanıtımına katkı sunmak amacıyla gerçekleştirilen yarışmaya başvurular başladı.

Son başvuruların 31 Ocak 2021’de alınacağı yarışmanın sonuçları ise 3 Şubat 2021’de açıklanacak.

Yarışmanın birincisine 5 bin, ikincisine 3 bin, üçüncüsüne 2 bin lira ödül verilecek. Mansiyon olarak da 5 fotoğraf için biner liranın ödeneceği yarışmada, sergilenecek 50 fotoğraf için de 250’şer lira ödül dağıtılacak.

Ayrıca yarışma kapsamında Haliliye Belediyesi Özel Ödülü, Doğuş Yayın Grubu Özel Ödülü ve Hüseyin Büyükkırcalı Özel Ödülü de verilecek.

Fotoğraf yarışmasına katılmak isteyenler, detayları belediyenin sayfasından öğrenebilecek.

Haliliye Belediye Başkanı Mehmet Canpolat, Türkiye’nin her yerinden fotoğraf sanatına gönül vermiş sanatçıları Göbeklitepe’ye beklediklerini belirterek, yarışmada çok özel ve güzel fotoğrafların çekileceğine inandığını ifade etti.

Kaynak : https://www.sabah.com.tr/

Teke yöresinin illerinden Burdur’un Altınyayla ilçesinde bin yılı aşkın süredir icra edilen üflemeli sazlardan sipsi, Türk Patent ve Marka Kurumunca coğrafi işaret alarak tescillendi.

eke yöresinin merkezi konumundaki Burdur’da eski adıyla “Dirmil” olan Altınyayla ilçesine özgü Türk Halk Müziği nefesli çalgısı sipsinin, tescillenmesi için Kaymakamlık öncülüğünde girişim başlatıldı.

Başvuruyu değerlendiren Türk Patent ve Marka Kurumu, Teke yöresi yürüklerine özgü, asırlardır süregelen bu kültürel mirasa, “Dirmil sipsisi” adıyla coğrafi işaret verdi.

Coğrafi işaretle tescillenen yöresel çalgıda, biri altında beşi ise üzerinde olmak üzere altı ses perdesi bulunuyor. Boyu ses aralığına göre 13 ile 28 santim arasında değişen sipsiye nefes veren iyi bir icracı 13 farklı ses elde edebiliyor.

Burdur’daki müzik geleneğine göre daha çok gurbet havalarında çalınan sipsi ile dokuz sekizlik, dokuz onaltılık ve iki dörtlük nota ölçüleriyle müzik yapılıyor. Sipsi, aralarındaki muhteşem uyumdan dolayı daha çok iki telli curayla birlikte çalınıyor.


Eskiden bölgedeki köy odası kültürünün de vazgeçilmezlerinden olan sipsi icrası, günümüzde de ustaları tarafından yaşatılmaya çalışılıyor. Yöre halkı, coğrafi işaret belgesiyle korumaya alınan sipsinin gelecek kuşaklara aktarılacak olmasının mutluluğunu yaşıyor.

TEKE YÖRESİNİN MÜZİK KÜLTÜRÜNDE YERİ AYRI

İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdullah Kılıç, yaptığı açıklamada, Teke yöresinde Burdur’un müzik kültüründe önemli yeri olduğunu söyledi.

Yörede halk müziğinde en çok sipsi, kabak kemane ve cura çalgılarının kullanıldığını belirten Kılıç, bu çalgılardan sipsinin Altınyayla (Dirmil) ilçesiyle özdeşleştiğini anlattı.

Burdur’un halk kültürü değerlerinden Ceviz ezmesi, Burdur şiş, Karamanlı cevizi, Karamanlı kişnişi ve Melli İnciri’nin de daha önceki yıllarda tescillendiğini dile getiren Kılıç, “Dirmil Sipsisi’nin de coğrafi işaretle koruma altına alınması halk müziği açısından son derece önemli oldu.” ifadesini kullandı.

“SİPSİYLE İKİ TELLİ CURANIN SES UYUMU MUHTEŞEMDİR”

Sipsinin coğrafi işaret alması için 2004’ten beri çalışma yürüten 52 yıllık sipsi ustası ve icracısı Hüseyin Demir (60) de usta çırak ilişkisiyle sipsiyi hem yapmayı hem de icra etmeyi öğrendiğini söyledi.


Altınyayla Kaymakamlığıyla Dirmil sipsisinin bütün özelliklerini belgelendirdiklerini belirten Demir, “Sipsideki 52 yıllık serüvenimde en son hedefim buydu, tescillendiği için kendimi çok mutlu hissediyorum.” dedi.

Türkçe’nin bilinen ilk sözlüğü olan Divan-ı Lügati’t Türk kayıtlarından edindiği bilgiye göre, sipsinin 920 yılında Dirmil ve Gölhisar taraflarında cura ve kopuzla çalındığını aktaran Demir, bu çalgının kökeninin Orta Asya’ya kadar uzandığına dikkati çekti.

Sipsinin bir Yörük çalgısı olduğunu vurgulayan Demir, “Yörüklerin çalgısı taşınması kolay olması için küçük olur. Cura da küçük Yörük çalgısıdır. Sipsiyle iki telli curanın ses uyumu muhteşemdir.” diye konuştu.

 

“ÇALDIKÇA SİPSİNİN SESİ GÜZELLEŞİR”

Demir, güçlü nefes ve diyafram istediği için diğer üflemeli çalgılara göre sipsi çalmanın daha zor olduğuna değinerek, şunları kaydetti:

“Sipsi su kamışından yapılır ancak her kamıştan olmaz. Ağızlık ve gövdenin birbiriyle uyumu iyi olması lazım. Çaldıkça sipsinin sesi güzelleşir, nefesin sıcaklığı, nemi kamışa işler. Sipsiye yurt içinden ve dışından oldukça ilgi var. Zaman zaman yurt içindeki ve dışındaki çeşitli müzik marketlere gönderiyoruz. İstanbul, İzmir, Antalya’dan çok yoğun talep oluyor. Almanya, İşveç, Japonya’daki müzik marketlere de gönderdik. Artık dünyadaki çeşitli müzik etkinliklerinde sipsi görülüyor.”

 

Kaynak : A.A.

 

Geçen ay ilk kez ABD’nin Utah eyaletinde ortaya çıkan ve Stanley Kubrick’in 2001: Space Time Odyssey filminden bir sahneyi andıran metal monolitlerin sayısı beşe yükselirken, geçen hafta California’da da ortaya çıkan metal yapımın gizemi çözüldü. Gerilla sanatı yaptıklarını açıklayan bir grup sanatçı, inşa ettikleri monolitin saldırıya uğrayıp yerine bir haç yerleştirilmesinin ardından duruma tepki göstererek bir duyuru yaptı. Ardından söz konusu monolitin yenisi tekrar aynı yerden yükseldi.

Geçen hafta ABD’nin California eyaletindeki Atascadero kasabasında  yer alan Pine Dağı’ndaki monoliti yapanlar ortaya çıktı. Bir grup sanatçı,  “Amerika Hiçbir Zaman Uzaylılara Ait Olmayacak” şeklinde slogan  atan bazı gençler tarafından   metal yapının kaldırılıp, yerine bir haç yerleştirilmesinin ardından Youtube’dan bir açıklama yaptı.

Wade MacKenzie adlı sokak sanatçısı, “Gerilla sanatı ortaya koymayı hedefledik. Ancak, kötü niyetli bir şekilde ortadan kaldırılınca monoliti tekrar yerine koymamız gerektiğini düşündük” ifadelerini kullandı. Bununla brilikte McKenzie, üç kenarlı yapıyı arkadaşları Travis Kenny, Randall Kenny ve Jared Riddle’ın yardımıyla inşa ettiğini söyledi.

ABD’nin Utah eyaletinde havadan yaban koyunu sayımı yapan milli park görevlileri tarafından 18 Kasım’da tesadüfen keşfedilen uzun ve parlak metal monolit, tüm dünyanın ilgisini çekmişti.

 

Bununla birlikte, adeta, “2001: A Space Odyssey” filminden fırlamış gibi görünen yapının kim tarafından ne zaman çöle yerleştirildiğine ilşkin araştırmalar sürerken, Utah Eyalet Arazisi Bürosu (BLM) geçen hafta sonu gizemli nesnenin ortadan kaybolduğunu açıklamıştı.  California’daki monoliti inşa edenlerden biri olan Travis Kenny, Utah’taki yapıyı gördüğünde, “İnsanların görmek için saatlerce yol kat ettiği şu sanat eserine bakın’ dedim. Romanya’da da ikinci bir monolit yükseldiğinde ise üçüncüsünü biz yapmalıyız diye düşündüm” dedi.

Sanatçılar, paslanmaz çelik kullanılarak yapılan 3 metre boyutundaki monoliti sadece birkaç saat içinde hazırladıklarını, ancak dağın zirvesine yeniden yerleştirine kadar 3 kilometre yürüdüklerini ve 400 metre tırmandıklarını ifade ederek, “Hepimiz neredeyse 50 yaşındayız. Bu durum 90 kilo ağırlığındaki bir cismi kilometrelerce taşıyacak kadar formda olduğumuzu bize kanıtladı” dedi.

Diğer taraftan McKenzie, “Monolitin aslında internette viral olacağına dair bir düşüncemiz yoktu. Şu anda insanların onu görmek için Los Angles ve San Francisco’dan geldiğini görmek keyif verici” diyerek, monolitin saldırıya uğramasının ardından Belediye Başkanı Heather Moreno ile görüştüklerini ifade etti. MacKenzie, Moreno’nun kendilerine monoliti kalıcı bir şekilde durabileceği bir yer önerdiğini sözlerine ekledi.

Ayrıca, The San Luis Obispo Tribune’ün bildirdiğine göre McKenzie ve arkadaşlarının yaptığından farklı olarak Atescadero kasabasında bir monolit daha ortaya çıktı.
Kaynak : ntv.com.tr

Pandemi sürecinde hiçbir sabit geliri olmayan ve ekonomik olarak zor bir süreçten geçen müzisyenlerin yer alacağı bir senfonik orkestra kuruldu. Klasik müziğin Türkiye’deki en önemli icracıları arasında yer alan Gürer Aykal, Gülsin Onay, Cihat Aşkın, İdil Biret gibi isimlerin de şef ve solist olarak yer alacağı konserler Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda gerçekleştirilecek.                                             

Kadıköy Belediyesi’nin destek verdiği projede şef, solist ve orkestracı olarak aynı meslek grubundan birçok sanatçı da karşılık beklemeden yer alıyor. “Kadıköy Belediyesi Pandemi Orkestrası” adıyla beş konser verecek orkestraya, Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası ev sahipliği yapacak. Pandemi orkestrasının ilk konseri 7 Aralık 2020 Pazartesi şef Rengim Gökmen ve İdil Biret’in katılımıyla; ikinci konser 4 Ocak 2021’de şef Oğuzhan Balcı ve Gökhan Aybulus’un katılımıyla; üçüncü konser 8 Şubat 2021’de şef Gürer Aykal ve Bülent Yazıcı’nın katılımıyla; dördüncü konser 8 Mart 2021’de şef İbrahim Yazıcı ve Gülsin Onay’ın katılımıyla; beşinci konser ise 29 Mart 2021’de şef Hakan Şensoy ve Cihat Aşkın katılımıyla gerçekleşecek. Biletler Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası gişesi ve internetten satışa sunulacak.

 

Amerikan müzik endüstrisinde büyük öneme sahip Grammy ödüllerinin adayları belli oldu .BBC’nin haberine göre, 63. Grammy Ödülleri’ne, ABD’li pop yıldızı Beyonce, 9 kategoride aday gösterildi. Beyonce böylece Grammy tarihinde en çok aday gösterilen kadın sanatçı oldu.

 

Beyonce’u, 6 dalda adaylıkla Taylor Swift, Roddy Ricch ve Dua Lipa izledi. Grammy’nin sahipleri 31 Ocak’ta düzenlenecek törenle açıklanacak. 63. Grammy Ödülleri’nin belli başlı dallardaki adayları şöyle sıralanıyor:

Yılın albümü: Chilombo (Jhene Aiko), Black Pumas (Black Pumas), Everyday Life (Coldplay), Djesse vol. 3 (Jacob Collier), Women in Music Pt. III – (Haim), Future (Nostalgia) Dua Lipa, Hollywood’s Bleeding (Post Malone), Folklore (Taylor Swift).

Yılın Kaydı: Black Parade (Beyonce), Colors (Black Pumas), Rockstar (DaBaby featuring Roddy Ricch), Say So (Doja Cat), Everything I Wanted (Billie Eilish), Don’t Start Now (Dua Lipa), Circles (Post Malone), Savage (Remix), (Megan Thee Stallion featuring Beyonce).

Yılın şarkısı: Black Parade (Beyonce), The Box (Roddy Ricch), Cardigan (Taylor Swift), Circles (Post Malone), Don’t Start Now (Dua Lipa), Everything I Want (Billie Eilish), I Can’t Breathe (H.E.R), If the World Was Ending (JP Saxe and Julia Michaels).

En iyi solo performans: Yummy (Justin Bieber), Say So (Doja Cat), Everything I Wanted (Billie Eilish), Don’t Start Now (Dua Lipa), Watermelon Sugar (Harry Styles), Cardigan (Taylor Swift)

En iyi pop-grup performansı: Un Dia (J Balvin, Dua Lipa, Bad Bunny and Tainy), Intentions (Justin Bieber- Quavo), Dynamite (BTS), Rain on Me (Lady Gaga-Ariana Grande), Exile (Taylor Swift-Bon Iver).

THE WEEKND ADAY GÖSTERİLMEMESİNİ ELEŞTİRDİ

Kanadalı pop şarkıcısı The Weeknd, aday gösterilmediği Grammy ödülleri için “yozlaşmış” ifadesini kullandı.

Son albümü “After Hours” önemli başarıya imza atan ve daha önce 3 kez Grammy kazanan The Weeknd, bu yıl aday 63. Grammy ödüllerine aday gösterilmeyince tepkisini Twitter’da dile getirdi.

The Weeknd, “Grammyler yozlaşmış kalmayı sürdürüyor. Bana, hayranlarıma ve sektörün şeffaflığına borçlusunuz.” paylaşımını yaptı.

“After Hours”tan “Blinding Lights” şarkısı dünya çapında hit olan The Weeknd, “Billboards Hot 100” listesinde de bir numaradaydı.

Şarkıcı, 40 hafta boyunca listenin ilk 10’unda yer almıştı.

Thee Weeknd, Amerikan Müzik Ödülleri’nde Soul-R&B dalında En İyi Erkek Şarkıcı, En İyi Albüm ve En İyi Şarkı ödüllerini kazanmıştı.

K-POP GRUBU BTS İLK KEZ GRAMMY’E ADAY GÖSTERİLDİ

Güney Koreli erkek grubu BTS, en son single’ı “Dynamite” ile Grammy’e aday gösterilen ilk K-pop müzik grubu oldu.

BTS, “En İyi Pop-Grup Performansı” dalında Amerikan müzik ödülüne aday gösterildi.

 

 Ankara’da temeli 23 yıl önce atılan Temelini 1997’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in attığı projenin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın(CSO) yeni binası, 3-4 Aralık’ta düzenlenecek gala konserleriyle açılıyor.

Dünya metropollerinin sayılı müzik merkezlerinden biri olmayı hedefleyen Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası(CSO) Yerleşkesi açılıyor. CSO konser salonu ve koro çalışma binaları, 3-4 Aralık tarihlerindeki gala açılışı ve ardından sezon programıyla kültür-sanat hayatına ‘merhaba’ diyecek. CSO’nun internet sitesinde yaklaşık 83 milyon euro’ya mal olduğu belirtilen bina, dünyanın dört bir yanından en saygın orkestraları ve solistleri ağırlayacak. Yeni bina klasik müzikten geleneksel müziğe, dünya müziğinden popüler müziğe kadar çok zengin bir içerikle sanatseverlere hizmet verecek.

AÇILIŞIN ARDINDAN DOLU PROGRAM

Gala açılışında dünyaca ünlü soprano Angela Gheorghiu ve dünyanın en iyi piyano ikililerinden olan Güher ve Süher Pekinel kardeşleri Şef Cemi’i Can Deliorman yönetiminde ağırlayacak olan CSO, bünyesine yeni katılan sanatçılarla da ilk kez müzikseverlerin karşısına çıkacak. 3-4 Aralık’taki açılış konserlerinin ardından 5 Aralık’ta İdil Biret resitali, 11 Aralık’ta Nil Venditti & Nil Kocamangil, 18 Aralık’ta Antonio Pirolli & Atakan Sarı ve 25-26 Aralık tarihlerinde ise Cemi’i Can Deliorman şefliğinde dünyaca ünlü vokal Buika ile yeni yıl konserleri gerçekleşecek. Biletler, kısa süre sonra Sanat Cep uygulaması ve biletinial.com’dan satışa açılacak.

YENİ BİNADA NELER OLACAK?

* 2023 kişilik Büyük Salon

* 500 kişilik Mavi Salon

* 600 kişilik Tarihi CSO Salonu

* 10 bin kişilik açık hava konser alanı

* CSO Müzesi

* Bir restoran ve bir kafeterya

* Çalışma ofisleri, kiralanabilir ticari alanlar, CSO dükkânı.