Roy Lıchtensteın | Whaam !

Roy Lıchtensteın, bu çalışmasında, Şubat 1962’de DC Comics tarafından yayımlanan Amerikan Savaşçıları çizgi romanının 89. sayısının kapağında yer alan, fotostat işleminden geçirilmiş bir görsel elde etmek için siyah beyaz mürekkep boyası kullanarak ürettiği gri zeminli kapak tasarımlarıyla tanınan illüstratör Jerry Grandenetti’nin yapmış olduğu bir resmi kullandı.

Whaam ! Lıchtensteın’ın soyut ekspresyonizmin popülerliğine, özellikle de ” hareket ressamlarının ” geniş renk alanları yaratma ve damlatma tekniğine tepki olarak tasarlamış olduğu bir yapıttı. Lıchtensteın, duygusuz ve ticari sanat olarak görülen çizgi roman yaklaşımıyla soyut ekspresyonizmin havasını söndürmeyi amaçlıyor ; saldırgan hareketleriyle kahramanlaştırılan iki boyutlu karakterler içeren hikayeler ve tamamen fanteziye dayalı aldatıcı bir savaş algısı yaratarak çocukları hedef alan,savaşı,yıkımı yücelten hikayelere odaklanan toplumun anlamsızlığına göndermeler yapıyordu.

Bu çalışmayla Lıchtensteın halkın gözünde Amerika’nın Pop Art Üstadı oldu. Sanatçı ucuz aşk hikayeleri ve savaş çizgi romanlarından esinlenmesi şöyle açıklıyordu : ” İnsanların hiçbir yere asamayacağı kadar kötü bir resim yapmak çok zor. Herkes her şeyi alıp duvarına asabiliyor. Damlatma resimleri denilen paçavraları bile duvarlarına asıyorlar ancak ticari sanata karşı herkes nefret dolu. Görünen o ki yeteri kadar da nefret edememişler.

MFÖ ile CSO aynı sahnede yer alacak

MFÖ ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası aynı sahnede Ankaralı sanatseverlere müzik ziyafeti sunacak.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) ile Mazhar-Fuat-Özkan Grubu (MFÖ) Ankaralı müzikseverler için aynı sahneyi paylaşacak .

Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, Türkiye müzik tarihinin en uzun soluklu gruplarından Mazhar-Fuat-Özkan üçlüsü ile Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası 26 Mart’ta Ankara Spor Salonu’nda aynı sahneyi paylaşacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünce Türkiye’nin sanatsal değerlerini daha geniş kitlelere ulaştırmak üzere hayata geçirilen projelerden biri olan konserde MFÖ ve CSO, dünden bugüne şarkılarla Ankaralılara müzik şöleni yaşatacak.

Elektronik müziğin babası | Edgard Varese

Edgard Varese 20. yüzyılın en iz bırakan müzisyenlerinden biri olmayı başarmıştır. Peki neden bu kadar popüler olduğunu hiç merak ettiniz mi ? Bu kadar popüler olmasının nedeni çağının da ilerisinde müzik anlayışı geliştirmiş olması ve farklı tekniklere başvurmasıdır.

Sürekli yeni yollar arayışında olan Varese, tek bir alanın kurallarına takılıp kalmamış, aynı zamanda hem bilim insanları hem mühendislerle de ortak çalışmıştır. Bu sebeble yeni ses kaynakları keşfetmiştir.

Aynı zamanda vurmalı,elektronik ve bantlı sesleri detaylı bir şekilde keşfetmesiyle birlikte bir ilke imza atmıştır.

Biraz da yaşamına bakalım

1883 yılında Fransa’da dünyaya gelen Edgard, matematik ve tarih eğitimi aldıktan sonra 19 yaşına geldiğinde müzisyen olmaya karar verir ve Paris Konservatuarı’nda eğitim görmeye başlar.

1916 yılında Amerika’ya taşınan müzisyen , çoğu önemli eserini burada hayata geçirir. Eserleri bir yana ; bir çok örgütlenmenin başına geçerek , dönemin gençlerini değişim konusunda eğitmeyi ve güç kazandırmayı planlar. Varese bir çok işinde geleneklerden kaçınmış, yeni yollar denemiştir.

Disonant ( akortsuz, uygun olmayan ) akorlarla kurgulamış olduğu müzikleri adeta geleneksel harmoniden kopuş niteliğindedir.  Edgard Varese melodik hattı hiç kullanmamış, ancak melodik tekrarlarla yinelenen nota grupları sayesinde asimetrik ritmik kurgusunu yapmıştır.

Müziğin son derece önemli unsurundan biri olan sonarite olarak değerlendirilmiştir. Sonarite ( ses gürlülüğü, seslilik ) müzisyenin eserlerinde en çok önem taşıyan kavramlardan biridir. Bant kayıtları aracılığıyla elektronik müzik yapmaya başlayan Varese, bu sayede 20.yüzyıl müziğine şekil katan isimlerden biri olmuştur.

Sanatçının “Desert” adlı eseri; akustik çalgılarla, teyp kayıtlarının birleşimi somut müziğin ilk örneğidir. Deneysel ve anarşist müzik dilini hem elektronik hem de akustik müzikte kullanması oldukça önemlidir.

Tiyatro ile dijital teknoloji buluştu

‘Süper İyi Günler’, tiyatroyla dijital teknolojiyi bir araya getiren oyun olarak sahne alıyor. Mark Haddon’un aynı adlı romanından uyarlanan ‘Süper İyi Günler’ 16 yaşındaki Asperger sendromlu ‘Christopher Boone’nin, insanı düşündüren, renkli eğlenceli hikâyesini konu almakta. New York, Londra, Hong Kong gibi kentlerde eş zamanlı oynanan oyun bu sezon Türkiye’de Tiyatrokare bünyesinde sahne alıyor.

Dijital teknolojiyi tiyatroyla bir araya getiren oyun, 80 metrekare ekranlardan oluşan özel bir dekorda, üç boyutlu animasyonlar eşliğinde Chistopher Boone karakterinin geniş hayal dünyasına ve renkli karakterine farklı bir pencereden görmeye olanak sağlıyor.

7507’ye kadar tüm asal sayıları ve dünyanın başkentlerini ezbere bilen matematik dehası ‘Christopher Boone’ye hayat veren  Emir Özden’e Ayça Erturan, Celile Toyon, Didem İnselel, Korel Cezayirli, İbrahim Can Sayan, Şebnem Şeviktürk, Onur Kırat, Uğur Can Arıkan, Cem Arslan, Sevcan Aydın, Beste Koçak eşlik ediyor.

En eski müzik kompozisyonu | Seikilos Ağıdı

Müzik dünyası her geçen gün teknolojiyle birlikte dijitalleşiyor, yenileniyor,güçleniyor ve etkisini arttıran bir müzik kültürü etrafımızı sarıyor. Bu kültür hem yeniliğe açık, hem deneysel hem zevkli olmasıyla beraber bir çok şeyi de kolaylaştırmış oluyor.

Ancak bizim fikrimizce bu ‘ kolaylaşma ‘ bazen farklılaşmayı, bazen çok değerli olanı geri itme ve unutma eğilimini de yanında getiriyor. Dijital ortamların insanlara sağlamış olduğu olanaklar göz ardı edilemez, ancak geçmişten gelene de kulak vermeyi unutmamalı insan.

Ne zaman maziden bahsetsek aklımızda direk hüzünlü besteler çalınır. Bu sebeple bizde Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak, en eski hüzünlü kompozisyonlardan biri olan Seikilos Ağıdı’nın hikayesinden bahsetmek istiyoruz.

Antik Yunan’dan kalma, dünyanın bilinen en eski ikinci kompozisyonu Seikilos. Bu ağıt, bir çiçek standı olarak kullanılan mermer bir taşın üzerine kazınmış, dünyadaki en yaşlı ve en eski müzik bestesi. Söylentiye göre, “Seikilos Efsanesi” olarak da bilinen bu kompozisyon, Danimarka Ulusal Müzesi’nde yerini almadan önce yıllarca bir evin bahçesinde dikkat çekmeyecek bir şekilde tutulmuş.

M.Ö. ikinci yüzyılda yaşamış Seikilos’un, bu notaları ölen karısı Euterpe’nin anısına onun mezar taşına yazmış olduğu biliniyor. Daha öncesinde de mezar taşlarında buna benzer kompozisyonlar bulunmuş ancak hiçbiri MÖ 100 yılında cisimleşmiş Seikilos Ağıdı kadar başarılı bir şekilde günümüze gelememiş. Seikolos Mezar Yazıtı üzerindeki bu ağıt, müzikal olarak tamamının yorumlanması mümkün olan ilk eser.

Bu mezar yazıtı 1882-1883 yıllarında Aydın-İzmir demir yolunun inşaatı sırasında Edward Purser tarafından, Tralleis Antik Kenti’nde bulunmuş. Purser bunu kendi özel koleksiyonuna eklemiş. Sonrasında, sütunun altı kırık tabanı Purser’in eşi tarafından saksı olarak değerlendirildiği için, metnin bir satırının kayıp olduğu söylentisi ortaya çıkmış. Bu nedenle de Seikilos’un bu ağıdı ölen karışı Euterpe’ye mi, yoksa oğluna mı yazdığı henüz kesin olarak bilinmiyor.

Yazıtta, ağıdın sözleri harflerle sembolize edilmiş.

Sözlerini siz de merak ediyorsunuzdur.
İşte eserin Antik Yunanca güftesi ve Türkçe karşılıkları:

Ὅσον ζῇς, φαίνου, Hoson zês, phainou,
Yaşadığın müddetçe, parla
μηδὲν ὅλως σὺ λυποῦ· mêden holôs su lupou;
Dertsiz tasasız ol
πρὸς ὀλίγον ἐστὶ τὸ ζῆν, pros oligon esti to zên,
Hayat çok kısa, hiçbir şeyin seni üzmesine izin verme
τὸ τέλος ὁ xρόνος ἀπαιτεῖ. to telos ho chronos apaitei.
Ve zaman her şeye gebedir

Her şey ne kadar değişmemiş değil mi?
Aradan geçen yüzlerce yıl, insanoğlunun duygu ve düşüncelerinde hiçbir şeyi değiştirmemiş.
Söylenenler aynı, kalpten geçen temenniler aynı…

Bulunuşundan itibaren, eserin başından çok fazla olay geçmiş. Neyse ki, 1966’dan bu yana Kopenhag’daki Danimarka Ulusal Müzesi’nde güvenli bir şekilde tutuluyor. Yani 84 yıllık yolculuğu Danimarka’da son bulmuş oluyor.

Gönül isterdi ki, bu efsanevi eser bulunduğu yerde, doğduğu coğrafyada sergilensin. Ancak görüldüğü üzere şimdiye kadar bu pek mümkün olmamış. Biz de bundan sonrası için umalım. Belki o zaman birçok şey daha farklı ve daha pozitif görünür gözümüze…

Atık malzemeler çocukların elinde sanat eserine dönüştü

Bursa’da, şişe, karton bardak, plastik kaşık gibi atık malzemeler, ilkokul öğrencilerinin elinde “sanata” dönüştü.

“Sıfır Atık Projesi” kapsamında, Yıldırım İlkokulu ikinci sınıf öğrencilerinin yaptığı eşyalardan oluşan “Bursa’mız geri dönüşümle nefes alsın, torunlarımıza ışıl ışıl bir dünya kalsın” temalı sergi açıldı.

Sergide, öğrenciler tarafından atık malzemelerden üretilen saksı, kitaplık, çöp kutusu, abajur, kına tepsisi, gece lambası, beşik gibi eşyalara yer verildi.

Okulun toplantı salonundaki törende konuşan serginin koordinatörü ve sınıf öğretmeni Safiye Akkaya, projeye 18 Aralık 2018’de başladıklarını söyledi.

Projeyle, çöpleri azaltmayı amaçladıklarını belirten Akkaya, “Artık dünyamız çöp dağlarıyla dolu. Bunları bir nebze azaltmak istedik. Çöpleri yakıyoruz ama bu kez de hava kirleniyor. Çocukları bilinçlendirmek istedik. Yeni fikirler yaratmak istedik. Hem ekonomi hem çevre açısından bir şeyler yapmaya çalıştık. Velilerin de desteğiyle güzel sonuçlar aldık.” dedi.

Projeye başladıklarında, geri dönüşümle ilgili önceden yapılan bazı çalışmaları da incelediklerini anlatan Akkaya, ürünleri hazırlarken, atık şişe, karton bardak, plastik kaşık, kolonya kutusu gibi malzemeleri kullandıklarını kaydetti.

Alan Parsons, PSM Caz Festivali’nde

1980’li senelere damga vuran progresif müziğin efsanelerinden Alan Parsons Live Project, 31 Mayıs’ta PSM Caz Festivali’nde sevenleriyle buluşacak.

Bu sene 25 Nisan–1 Haziran tarihleri arasında 3. defa gerçekleşecek PSM Caz Festival’i bir efsaneyi ağırlayacak. İngiltere progresif müzik sahnesinin efsanelerinden Alan Parsons Live Project 31 Mayıs akşamı Turkcell Sahnesi’nde sevenleriyle buluşacak.

Pink Floyd’un ses mühendisi ve prodüktör Alan Parsons ve şarkıcı/söz yazarı Eric Woolfson tarafından 1975 yılında kurulan Alan Parsons Live Project, elektronik ve senfonik öğeleri harmanladığı parçalarıyla dikkat çekiyor.

1980 yıllarına damga vurdu

1987’ye kadar müzik dünyasına damga vuran ve birçok sanatçıya yeni bakış açıları kazandıran Alan Parsons Live Project, elektronik enstrümanları başarıyla kullanması, balladları, enstrümantal eserleri ve hareketli dans parçalarıyla müzikseverlerin favorileri arasında yer alıyor. Konsept albümlerinde etkilendikleri sanat eserlerinden ve toplumsal sorunlardan ilham alan grubun müzik listelerini alt üst eden 1982 tarihli “Eye in the Sky” albümü, efsaneler arasında gösteriliyor.

BİFO ve Gürer Aykal 20. yılında

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), 1999’da orkestrayı kuran, sürekli şefliği ve genel müzik yönetmenliğini 2008 Eylül ayına kadar sürdüren, onursal şefleri Gürer Aykal ile birlikteliğinin 20. yılını 14 Mart Perşembe akşamı Lütfi Kırdar’da konserle kutladı.

Aykal yönetimi altındaki orkestra, konsere çağdaş besteci Mahir Cetiz’in “Nehirin Düşleri” eserinin dünya prömiyerini yaparak başladı. Ardından konserin solisti Rus piyanist Denis Kozhukhin’e, Grieg “Piyano Konçertosu”nda eşlik etti. Kozhukhin, gene aynı besteciden yaptığı bis ile salonu selamladı.

Konserin süprizlerle dolu ikinci bölümünde ise Gustav Holst’un yedi bölümden oluşan “Gezegenler Orkestra Süiti”, Houston Senfoni tarafından sipariş edilen, Duncan Copp’un yapımcılığını üstlendiği video gösterimi eşliğinde çalındı. Eserin son bölümü olan “Gizemli Neptün” de ise, üst balkondan şefleri Masis Aram Gözbek yönetiminde, Boğaziçi Caz Korosu bünyesindeki MAGMA Filarmoni Korosu’nun sesi yükseldi.

Orkestra ve koro ile birlikte salonu selamlayan Aykal, “Yaşamımın en güzel anı. Kurulduğu yıl kapanacak denen BİFO 20.yılını dünya çapında bir orkestra olarak kutluyor. Bu hepimizin gururu, nice 20 yıllara.” diyerek onlara bu imkanı veren Borusan Holding’in sahibi rahmetli Asım Kocabıyık ve ailesine, tüm Borusan çalışanlarına, BİFO seyircisine yürekten teşekkür etti. Borusan Kocabıyık Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı F. Zeynep Hamedi plaket sundu, BİFO Müdürü Ahmet Erenli ile birlikte sahneye gelen pastayı kesti.

Fazıl Say gençler ile birlikte TİM’deydi

Fazıl Say, ÇEV Sanat’ın Genç Yetenekler projesi kapsamında eğitimlerini sürdüren Elvin Hoxha Ganiyev ve Cemal Aliyev’le önceki gün TİM Show Center’da konser verdi.

“Fazıl Say & Genç Yetenekler” isimli konserde ilk olarak Fazıl Say, Beethoven’ın bir eserini yorumladı. Ardından Fazıl Say, Elvin Hoxha Ganiyev ve Jamal Aliyev; César Franck’ın keman sonatını; Say’ın “Dört Şehir Sonatı” ve “Space Jump” adlı eserlerini birlikte seslendirdiler. Üçlü konser sonunda İzmir Marşı’nı dinleyiciyle buluşturdu.

22. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali başlıyor

Bu sene 22’ncisi düzenlenecek olan Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali, 23-30 Mayıs tarihleri arasında Ankara’da sinemaseverlerle buluşmayı planlıyor.

22. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali, 1998’den bu yana kadının toplumdaki yerini sinemanın görsel gücünden yararlanarak izleyiciye anlatmaya ve kadın sinemacıları bir araya getirmeye devam ediyor. Festivale ilk defa 5 kıtadan kadın filmleri katılacak.

Her yıl Uçan Süpürge Vakfı tarafından verilen Onur Ödülü, Bilge Tokaç Başarı Ödülleri, Tema Ödülleri de bu yıl da sahipleriyle buluşacak.

Festival kapsamında Ayla Algan ve Sumru Yavrucuk’a Onur Ödülü, Meltem Cumbul ve Pelin Esmer’e Bilge Olgaç Başarı Ödülleri, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’na ise Tema Ödülü verilecek.

Sinemanın önemini vurgulayan Uçan Süpürge, sinemanın kendi hayat hikayelerimizle iç içe olduğunu ve bu yüzden 22 yıldır kadın sinemacıların emeklerini görünür kılmaya çalıştıklarını açıkladı.

Google’dan eğlenceli Bach doodle’ı

Ünlü barok besteci Bach, dünyanın en popüler arama motoru Google’a Doodle oldu. 21 Mart 1685 tarihinde doğan
büyük bestecinin 334’üncü doğum yılını kutlayan Google’ın hazırladığı Doodle’da notalarla armoni Google kullanıcıları ana sayfalarında Johann Sebastan Bach sürpriz ile karşılaştı.

Google’ın ana sayfasında yer alan Bach için hazırlamış olduğu bu eğlenceli doodle mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Johann Sebastian Bach kimdir?

Johann Sebastian Bach (21 Mart 1685 – 28 Temmuz 1750) dünyaca ünlü Alman barok müzik bestecisi ve orgcudur. Bach köklü Alman stillerini özellikle İtalya ve Fransa gibi dış ülkelerden aldığı ritimlerin, formların ve yapıların adaptasyonu ve kontrpuan, armoni, müzikal motiflerin organizasyonundaki ustalığıyla geliştirmiştir.

DÜNYANIN EN BÜYÜK BESTECİSİ

Bach’ın besteleri Brandenburg Konçertoları, Goldberg Varyasyonları, Si minor Missa, 2 Çile, ve 200 tanesi günümüze kadar ulaşmış 300’den fazla kantatayı kapsamaktadır. Bach’ın müziğine teknik hakimiyeti, artistik güzelliği, entelektüel derinliği sayesinde büyük saygı duyulmuştur. Bach 19. yy.’da müziğinin tekrar çalınmaya başlaması ve ilginin tekrar canlanmasına kadar kendi döneminde büyük bir besteci olarak bilinmemiş ancak kendisine bir orgcu olarak büyük saygı duyulmuştur. Bugün en büyük bestecilerden biri olarak kabul edilir.

BACH’IN ÖLÜMÜ

Sebastian Bach’ın gittikçe artan hastalıkları kendisini de yakınlarını da endişelendirmeye başlamıştı. Özüne karşı pek sert davranan Bach ilk sıralarda bu rahatsızlıkları iki kat etkinlikle alt etmeye uğraştı. Fakat bu sefer ilaçlar yetersiz kalıyordu. Hele gözlerinden çok rahatsızdı. Eskiden beri miyop olan gözleri fazla çalışmaktan ve notaları kopyalamaktan yorulmuş, yavaş yavaş görmez olmaya başlamıştı. 1749’da gözlerine yapılan ameliyat başarısızlıkla sonuçlanarak tamamen kör olmasına yol açtı.

Bach’ın körlüğü cesaretini, sabrını ve dinsel inancını hiç sarsmadı. O yine çalışmalarını sürdürüyordu. Gözlerinden dolayı karanlık bir odada kalmaya mahkûm olmasına karşın damadı ve çömezi Altnikol’a son koral’ini söyleyip yazdırıyordu. Bu koral “En büyük sıkıntılara düştüğümüzde” (Wenn wir in höchsten Nöthen sein BWV 641) sözleri ile başlıyordu. Bach ölümünün yaklaştığını hissedince o koralin başına “Tanrım işte katına çıktım” tümcesini yazdırmıştır.

Gerçi ölümünden yaklaşık on gün önce gözleri yeniden görmeye başladıysa da bu iyileşme pek geçici kaldı. Sonunda yüksek ateşle bir inme geldi ve yapılan sağaltım yarar sağlamayarak 28 Temmuz 1750 akşamı saat dokuza çeyrek kala, Sebastian Bach 66 yaşında hayatını kaybetti.

Çanakkale Zaferi’ne yakışır sergi

Çanakkale Zaferi ile ilgili iki önemli eser, Dolmabahçe Resim Müzesi’nde sergileniyor.

Çanakkale Zaferi, 104’üncü senesinde Dolmabahçe Resim Müzesi’nde sergilenen iki örnek resimle yaşatılıyor. Mehmed Ruhi Arel’in Çanakkale Savaşı’nı konu edinen ‘Ayrılık ve Zafer’ tablosu ile Hikmet Onat’ın ‘Harbe Giderken Veda’ adlı eseri, Çanakkale Zaferi’ne duyulan minneti sanat diliyle anlatıyor.

Tablolarda anlatılanların önemini vurgulayan Kaya, “Mehmet Ruhi Arel’in triptik ‘Ayrılık ve Zafer’ adlı tablosu, ressam adeta üç ayrı öyküden eserini oluşturmuş. Askerin köyünden ayrılışı ki biz duygusal anı, hüznü görüyoruz ama gurur da var. Davullarla, zurnalarla uğurlanıyor. Askerimizin atalarından aldığı, Türk Bayrağı’ndan aldığı milli ve manevi güçle düşmanı denize döküşünü görüyoruz.

Göğsünde madalyayla köyüne dönüşünü görüyoruz. Orada da kavuşmanın sevinci var. Bu eserler adeta tarih atölyesi gibi. Çanakkale ruhunu yansıtan, o dönemin savaş ruhunu ve şartlarını ve büyük zaferi yansıtan tablolar. Bize büyük bir tarih dersi veriyorlar. Bu iki tablo aynı zamanda 1918’de Türk ressamlarının katıldığı Viyana Sergisi’nde de sergilendi. Milli Saraylar envanterine 2017 yılında katıldı bu tablolar” ifadelerini kullandı.