müzik

müzik konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. müzik konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. müzik konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri müzik konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

İlkel insan, salt ezgisel yönü olan telli çalgıları geliştirmekte bir neden bulamamıştır. İlkel insana göre ezgisel anlatım, şarkıcının alanına girmekteydi ve çalgıları bu alana sokmak gereksizdi.

Telli çalgılara ilkel kabilelerde telli çalgılara rastlanmamış olmasında bu önemli bir noktaydı. İlkel insan, müziğin şarkı söylemekten geçtiğini düşünüyor ve çalgıları geliştirirken tel kullanmaktan uzak duruyordu.

Tarihte ilk telli çalgılar Mezopotamya ve Mısır’da kullanıldı. Yapılan araştırmalar arpın ana vatanının Mısır olduğunu ortaya koymaktadır.

Mısır Uygarlığında müzik işçilere motivasyon amacıyla kullanıyordu
Hemen hemen tüm kültürlerde karşılaştığımız gibi Mısırlılarda, havanın kararmasıyla birlikte yapacak işleri olmayan insanlar birlikte oturup şarkı söylüyorlardı. Burada Mısırlıları diğer toplumlardan ayıran şey işçiler çalışırken yapılan müzikti. Bu müzik işçilerin daha istekli çalışmalarını ve verimli olmalarını sağlıyordu.

Eski Yunancadaki musike sözcüğünden gelen müzik, aslında iki milyon yıllık bir geçmişi olduğu kabul edilen insanın, iç içe yaşadığı ve sürekli etkileşim halinde bulunduğu bir terimdir.

Var olduğumuz çağdan beri algıladığı sesleri çözülmeyip değerlendirmiş ve giderek sesleri bir anlatım biçimine dönüştürmüşüz. Müzikte böyle doğmuş. Ses malzemesi ve onun insan tarafından değerlendirilmesi olmak üzere iki temel öğeyi içeren müzik, belli bir amaç ve yöntemle, belli bir güzellik anlayışına göre işlenerek birleştirilmiş seslerden oluşan estetik bir bütündür.”

Müzikte ses zamana bağlıdır. Bunun nedeni, sesin belirli bir süre içinde, bir zaman aralığında var olmasıdır. Sesin süresi, ritim ve ölçü gibi ilkeye dayanan kurallara yol açmıştır.

Müziğin tüm teorik konularını araştıran bilime müzik bilim ismi veriliyor. Müzik bilim, üç genel bölüme ayrılır. Bunlar sırasıyla; Tarihsel müzik bilim, sistematik müzik bilim ve kullanım için müzik bilimdir.

Önümüzdeki yazılarda sizlerle müzik tarihi hakkında önemli paylaşımlarda bulunacağız.

Besteci Bujor Hoinic’in Troya operası, yabancı besteci, tarafından yazılan ilk Türkçe opera oldu. Devlet Opera ve Balesi’nin (DOB) bu yılki en önemli yapımlarından biri olarak gösterilen Troya’nın yaratıcısı, orkestra şefi, besteci Bujor Hoinic, “Troya’ya sıfırdan başladım ve üç buçuk ay gibi rekor bir zamanda, mayıs ayında bitirdim. Ortaya bir epik opera çıktı.” diye belirtti.

Troya’ya oğlu Artun Hoinic ile hayat veren Bujor Hoinic ve eserin Genel Sanat Direktörlüğünü yürüten Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü, tenor Murat Karahan, orkestra provaları sırasında, kendisine yönetilen soruları yanıtladı.

Karahan, Troya’nın çalışmalarında artık sona yaklaştıklarını ve eserin prömiyerinin 9 Kasım’da ATO Congresium’da yapılacağını belirterek, “Biletlerimiz cuma günü satışa çıkmıştı. 3 bin 28 adet koltuğu olan salonun bütün biletleri bitti. İlgi gösteren, 3 gün içerisinde 3 bin kişilik salonun biletlerini tüketen tüm izleyicilerimize çok teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

Troya’ya sadece Ankara’dan değil, il dışından da izleyicilerinde geleceğini anlatan Karahan, “Bu bize gelecek için, sanat için, yapmaya çalıştığımız şeyler için çok büyük bir umut veriyor. Çok mutluyuz. Bu talep karşısında ekstra temsiller de koymak durumunda kaldık. Muhtemelen kasımın son haftalarına doğru bir Troya temsili daha gelecek.” ifadesini kullandı.

Yerli veya yabancı bütün turistlerin ilgi odağı hep müzeler olmuştur. Müzelerde turistlerine bir güzellik yaparak artık müzik dinletileri ve konserlerle sevenlerini ağırlayacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığının yaptığı açıklamaya göre, Türkiye’nin dünyaca tanınmış müzelerinde senfonik ezgiler dönemi başladı.

Temel amaç ise müzelere olan ilgiyi daha fazla arttırmak.Yeni uygulamayla dünyanın en büyük ve seçkin müzelerinden senfonik ezgiler yükseliyor.

Topkapı Sarayı’nda geçen haftalarda Mehter ile ilk kez ziyaretçilerin beğenisine sunulan ve yoğun ilgi gören uygulamanın ikincisi İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde gerçekleştirildi.

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde düzenlenecek dinletilerle devam eden etkinlikler ilerleyen dönemlerde, Türkiye genelindeki diğer müzelere de yayılacak. Antalya Müzesi, Adana Arkeoloji Müzesi, İzmir Efes Müzesi ve Bursa Arkeoloji Müzesi ise uygulamada öncelikli olacak.

Topkapı Sarayı Müzesi ikinci avluda perşembe günleri 14.00-16.00 saatlerinde ziyaretçilere sunulacak dinletiler kapsamında, ilki Bab-üs Saade önünde gerçekleştirilen Mehter gösterisi 31 Mayıs 2019’a kadar sürecek.

“Klasik Quaertet dinletisi”

Dünyanın en büyükleri arasında yer alan İstanbul Arkeoloji Müzesi ise ziyaretçilerini “Klasik Quartet” dinletisi ile ağırlarken, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrasının sunumu perşembe günleri 14.00-16.00 saatlerinde konser ve müzik dinletileriyle sürecek.

Dünyanın sayılı müzeleri arasındaki Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi de “Türk Sanat Müziği” ile “Senfoni” dinletilerine ev sahipliği yapacak. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü bünyesindeki müzik toplulukları perşembe günleri yine aynı saatlerde “Türk Sanat Müziği”, cuma veya pazartesi günleri ise “Senfoni” dinletilerini ziyaretçilerine sunacak.

Lübnan ve Meksika asıllı olan Fransız genç piyanist Simon Ghraichy, Türk sanat dünyasının hayranı olduğunu ve Türk sanatçılarını çok sevdiğini belirtti.

Lübnan ve Meksika asıllı Fransız piyanist Simon Ghraichy, Ankara’da Erimtan Müzesi’ndeki konserinden önce verdiği röportajında Türk sanat dünyası için oldukça iyi sözlerde bulundu.

Farklı kökenlerden geldiğini ifade eden Ghraichy, “Birleşmiş Milletler gibiyim, Fransa, Lübnan ve Meksika vatandaşıyım. Babam Lübnanlı, annem Meksikalı, uzun zamandır Fransa’da yaşadık. Paris’te büyüdüm. Kendimi Fransız olarak görüyorum. Ancak yakın hissettiğim Lübnan ve Meksika kökenimden gurur duyuyorum.” dedi.

Köken farklılığının müzik etkisinde önemli bir farklılık yarattığını söyleyen  Fransız piyanist, “Fransa’da ve Avrupa’nın farklı üniversitelerinde klasik müzik eğitimi aldım. Ancak klasik Avrupa müzisyenlerine benzemek istemedim. Kendim yer edinmek ve farklı bir ses yakalayabilmek için çok bağlı olduğum ve saygı duyduğum Lübnan ve Meksika kökenimden esinlenerek müzik yapıyorum.” diyerek sözlerine devam etti.

Lübnan, Meksika ve Fransa müziği arasındaki farklıklara değinen Ghraichy, müziğine bu farklı kültürlerle renk kattığını ve bunun kendisi için bir ayrıcalık olduğunu söyledi.

Ghraichy, daha önce Türkiye’de iki kez tatil yaptığını ancak Fransız Kültür Merkezinin daveti üzerine ilk kez Türkiye’ye konser vermek için geldiğini anlatarak, “İlk defa müziğimi Türk dinleyicilere seslendiriyorum. İstanbul ve Adana’da konser verdim. Çok coşkulu seyirciler vardı, muhteşemdi. Benim için çok önemli bir tecrübe. Çok kısa süreliğine geldiğim için Türkiye’nin sadece bir bölümünü keşfedebildim.” dedi.

Türkiye’de çok iyi karşılandığını belirten Ghraichy, dünyaca ünlü besteleri Türk seyirciler için seslendirmek istediğini ifade etti.

Türk sanatına hayran kaldı

Türk sanatına olan hayranlığını dile getiren piyanist Ghraichy, “Türk müzik dünyasını ve Türk sanatçılarını çok seviyorum. Yorumcu ve besteci Fazıl Say gibi Türk sanatçıları yakından takip ediyorum. İleride, Say ile besteler seslendirmek istiyorum.” dedi.

Genç Türk piyanistlere tavsiyelerde de bulunan 33 yaşındaki Ghraichy, şunları kaydetti:

“Genç Türk piyanistlerin de bu karmaşık dünyada kendi özelliklerini ve kimlikliğini koruyarak yer edinmeleri gerektiğini düşünüyorum. Birçok Türk besteci olduğunu biliyorum. Arkadaşlarımdan biri de klasik Türk besteciler üzerinde tez çalışmalarını sürdürüyor. Çünkü bilinmeyen birçok Türk besteci var. Meksika ve Lübnan’da bilinmeyen bestecilerin eserlerini seslendirerek tanınmasına katkı sağlıyorum. Genç Türk piyanistlerin de benim gibi bilinmeyen Türk bestecilerin eserlerinin tanınmasına katkı sağlayacağından eminim.”

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) Ekim ayında ‘TAKSAV Müzik Söyleşileri’ ile müziği, müziğin türlerini ve bu türlerin dününü, bugününü ve yarınını yani kısacası müziği baştan sona incelemeye alıyor.

6-13-20-27 Ekim tarihlerinde ‘TAKSAV Müzik Söyleşileri’ ile beraber Rap, Indie, Reggae ve Caz türlerinde birbirinden değerli müzisyenler kendi türlerinin gelişimine dair yorumlarını müzikseverlerle paylaşacak.

6 Ekim Cumartesi günü başarılı müzisyenler Kamufle ve Elçin Orçun, Rap müziğin yakaladığı büyük popülarite ve başarıyı ele alacak. ‘Yeraltından Yerüstüne Rap’ başlığıyla yapılacak söyleşinin moderatörlüğünü ise gazeteci Burak Abatay üstlenecek. Etkinlik saat 19.00’da başlayacak.

‘Üçüncü Yeni’

13 Ekim Cumartesi günü saat 19.00’da alternatif/indie müziğin önemli temsilcilerinden Nilipek. ve Cihan Mürtezaoğlu, müzisyen ve akademisyen olan Mahmut Çınar’ın moderatörlüğünde ‘Kime Alternatif, Neye Alternatif?’ başlığıyla ‘Üçüncü Yeni’ olarak adlandırılan akımın ve bağımsız müziğin rotasını çizecek.

‘RAGGAE, EĞLENCE Mİ, TAVIR MI?’

20 Ekim Cumartesi günü Komik Günler grubunun solisti Cihan Çokbilir, Bosphoroots’un solisti Koray Sürücü ve Sudanlı DJ Ahmed El Mahi, Reggae müziğin ruhunu konuşacak. Saat 19.00’da başlayacak söyleşinin moderatörü ise Gencer Arabacı olacak.

‘CAZ’I SEN Mİ KURTARACAKSIN?’

27 Ekim Cumartesi günü gerçekleşecek son söyleşide ise gazeteci-müzik yazarı Eray Aytimur’un moderatörlüğünde Caz müzik masaya yatırılacak. Caz vokalisti ve eğitmen Sibel Köse ve Caz gitaristi ve besteci Önder Focan’ın katılacağı etkinlik ise 15.00’te başlayacak.

ÇEV Sanat’ın QNB Finansbank ana sponsorluğu ile sürdürdüğü ‘Genç Yetenekler’ Projesi kapsamında desteklenen Arya Su Gülenç; Rusya’da 2004 yılından bu yana düzenlenen bale ve müzik alanında yetenekli gençlerin katıldığı ve 40 ülkeden 180 gencin kabul edildiği ‘Moscow Meets Friends International’ Uluslararası Müzik Festivali’nde bu yıl Türkiye’yi temsil edecek.

FESTİVAL, MOSKOVA PUŞKİN MÜZESİ’NDE
9 yaşındaki genç piyano sanatçısı Arya Su Gülenç, Rusya Filarmoni Orkestrası Şefi ve Sanat Yönetmeni Vladimir Spivakov’un başkanlığını yaptığı festival kapsamında 4 Ekim’de Moskova Puşkin Müzesinde ülkemizi temsil edecek.

Fazıl Say’ın ÇEV Sanat Enstrüman Fonu’na bağışladığı piyano, ÇEV Sanat’ın 2018-2019 eğitim öğretim yılı için yaptığı seçmeleri kazanarak ‘Genç Yetenekler ‘Projesine dâhil olan ilkokul ikinci sınıf öğrencisi Arya Su’nun kullanımına verildi.

Müzikte hem birlikte çalınan çalgılara hem de bu çalgıları çalan çalgıcıların meydana getirdikleri topluluklara orkestra adı verilmektedir. İlk çağ tiyatrosunda da, sahneyle seyircilerin oturduğu basamaklar arasında, korunun danslarına ayrılmış olan boşluğa orkestra deniyordu.

Her türlü sanat gösterisinin ya da törenin çok eski çağlardan beri çalgıcıların eşliğinde yapıldığı bilinmekle birlikte, orkestranın bilinçli bir sanat disiplini içinde varlığını sürdüren bir organizma olarak doğuşu, ancak 17. yüzyılın ikinci yarısında, orkestralar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş az sayıda çalgıdan ibaretti.

Bunlarla birlikte, Alessandro Scarlatti, Haendel ve Bach ile birlikte orkestra yavaş yavaş önem kazanmaya başlamıştı. Opera orkestralarında, sololara eşlik eden klavyesinin yanında viyola ailesinden yaylı sazlar yer almaya başlamıştır.

Orkestranın yanında bir solist grubunun yer aldığı “concerto grosso” ise orkestranın gelişiminde bir dönüm noktası olarak belirir.

İtalyan keman okulunun gelişmesinden sonra yaylı sazlar, orkestra içinde kemanlar, viyolalar, viyolonseller ve kontrbaslar şekilinde sınıflandırılarak yer almıştır. Daha önce de görülen bazı nefesli sazlar da yaylı sazlara eşlik etmiştir. 18. yüzyılın ikinci yarısında tımbalların de katılmasıyla Haydn, Mozart ve Beethoven’ın ilk döneminin klasik orkestrası meydana gelmiştir.

Müzikoloji uzmanları; insanlar tarafından kültürel birikim sonucu müziğin yaratıldığını kaydederken, yine kültürel birikim sonucu benzer müziklerin dinlendiğini, hissedildiğini ve yaşandığını işaret ediyor.

Müzik her ne kadar “ses sanatı” olarak tanımlansa da özünde tüm duyulara hitap eden çok boyutluluk sunar. Her ses bir görsel öğeyi içinde barındırırken, her bir görsellikte sese dönüşmektedir. Müziği yalnızca “icra etmek” olarak düşünmemeli, aynı zamanda onun görsel ve yazınsal boyutlarının bulunduğunu da unutmamalıyız.

Ayrıca tüm duyuları içine alarak ortaya çıkan müzik, sosyal söylem üretebilen önemli bir sanat alanıdır. Müzisyen üretimi sırasında ele aldığı konuların nesnesini toplum içinden seçerken, diğer alanlara karşı ilgili olduğunu da ortaya koyar. Yani aslında her müzisyen bir parça resimden, sosyal bilimlerden, mimariden haberdar olmak zorundadır.

Elbette ki bedenin ruh ile bütünleşmesinin müzikte büyük bir etkisi bulunmaktadır. Ancak müzikalitenin ve müzikal kültürün yanı sıra müzikte başarılı olabilmek için mutlaka bir tekniğinde bulunması gerekiyor.

Yani müzikte başarı hem teknik hem de duygunun ahengi ile ortaya çıkıyor.

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak, öğrencilerimizi ilk olarak teknik bakımdan donanımladıktan sonra, müzikalite bakımından da eksiksiz olabilmelerini sağlamayı hedefliyoruz.

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak, ailemize katılacak dalında iddialı eğitmenler arıyoruz. Bu ilanı görür görmez heyecanlandıysanız ve tamda sizin anlattığımızı düşünüyorsanız neden hala bekliyorsunuz ki?

Kapitalist ve sömürgeci kolejlerde çalışarak hayatınızı kazanmayı hedefliyorsanız kendinize yazık ediyorsunuz. Bunu bizimle çalışmaya başladığınızda daha net anlayacaksınız.

Gelelim merakla beklediğiniz asıl önemli noktaya! 🙂 Peki ama Nar Sanat ailesine hangi nitelikleri taşıyan öğretmen/eğitmenler arıyoruz?

Öncelikle ailemize 2018-2019 eğitim dönemi için yeni (kullanılmamış veya az kullanılmış ya da en azından az yıpratılmış) öğretmenler/eğitmenler arıyoruz.

TERCİHEN İNGİLİZCE BİLEN (“Hoppala!” diyor olabilirsiniz ama son yıllarda herkes İngilizce bilen eleman arıyor. Bizde o yüzden bu başlığı koyduk.)

Fakat “bir dil bir insandır.” sözünden yola çıkacak olursak bir yabancı dile sahip olmanız sizin adınıza sevindirici bir nokta olacaktır. Ama yukarıda da belirttiğimiz gibi literatürü takip dışında yapacağınız işle net bir bağı yok İngilizce bilmenizin. Diğer sanat evlerinin de bir bildiği vardır diyerek İngilizce Bilen özelliğini eklemeye karar verdik 🙂

ARAŞTIRMACI, ÖĞRENMEYE AÇIK (Mümkün müdür ki?)
2018-2019 eğitim dönemi koşuşturmacasına içerisinde ne yazık ki ne sizi eğitecek paramız ne de zamanımız olacak. Mesleğinizle ilgili yenilikleri iş saatleriniz dışında araştırıp arkadaşlarınızla paylaşırsanız o kadar mutlu oluruz ki anlatamayız…

İNİSİYATİF SAHİBİ ve SORUMLULUK ALABİLEN ( Bu başlık altında üstlerinden habersiz iş yapacak, ancak başarısız olduğunda canına okunmasına katlanabilecek kişileri kastettiğimizi altını çizmekte fayda görüyoruz.)

SİSTEM OLUŞTURABİLEN 
Eğitim verirken kendi sistemini oluşturup geliştirebilen yeteneklere ihtiyacımız var. Sizi kağıtlara, formaliteye boğacağız. Çıldıracaksınız. (Yok yok sakın korkmayın. Aman korkup kapatırsınız ilanı çok şey kaçırırsınız…)

ERKEK ADAYLARIN ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ OLMASI (Asker selamı veremiyorsanız sanat yapamaz, eğitmen olamazsınız)
Kadınsanız askerlik yapmış olmanız gerekmiyor yani.

BİLGİSAYAR KULLANABİLEN 
En azından çıktı almayı, nota araştırmayı bilecek kadar bilgisayar kullanma yeteneği olan bir kişi arıyoruz. 🙂 Bu kesin bilgi… Gündelik yoğunluk içerisinde Öğrenci İşleri çalışanlarımızı da yormayalım değil mi 🙂

SEYAHAT ENGELİ OLMAYAN 
Bu başlığı görünce “hımmmmmm” demiş olabilirsiniz, hele de evliyseniz… “O şehir senin, bu kasaba benim dolaşacaksınız” dersek inanır mısınız? Bizce inanmayın… Gerçi sanat evimize gelen telefonları ve talepleri bir bilseniz… Gecenin 3’ünde arayıp İzmir’e gitar eğitmeni isteyenlerle bile karşılaşıyoruz. Yani tüm ihtimali düşünerek seyahat engeli falan olmasın havası var dedik. Kötü mü yaptık yani?

İNSAN İLİŞKİLERİNDE BAŞARILI 
Sanat evimizde herkes birbiriyle kavgalı, kimse kimseyle geçinemiyor. Herkes bir birinin kuyusunu kazıyor. Şimdi yeni geliyorsunuz bu kişilere sizde eklenmeyin! Bir de sizle uğraşmayalım. Üst yönetimin hoşuna gidebilecek şeyleri yapabilen, yalakalık becerileri gelişmiş. Dedikodunun dibine vuran kişilere acayip ihtiyacımız var.

İKNA KABİLİYETİ OLAN 
Öğrenci ve velilerimiz kalitesiz ve seviyesiz sanat eğitimini daha pahalıya almaya razı ettikten sonra derslikte hiçbir şey yapmayıp yayılacak ve sosyal medyanın dibine vuracak hatta dersteyken yaptığı skorları veli ile paylaşacak onu bunu beğenecek, dersten çıkınca veli ve müdürü bu konuda ne kadar iyi eğitim verdiğine ikna edebilecek kadar ikna kabiliyeti şart.

ANALİTİK DÜŞÜNEBİLEN 
Ne bütçeyi tutturabiliyoruz, ne de muhasebe hesaplarını. Her şey arap saçına döndü. Biri bizi bu durumdan kurtarsın. Bu da olsa olsa sanat eğitmenleridir zaten hadi şimdi analitik düşünelim.

TERCİHEN YÜKSEK LİSANS MEZUNU, İNGİLİZCEYİ ANA DİLİ GİBİ KONUŞABİLEN, KONUSUNDA EN AZ ON YIL DENEYİMLİ, ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ, 30 YAŞINI AŞMAMIŞ.”  (Süperman neredesin?)
Oha demeyin! Aslında ne istediğimizi biz de tam bilmiyoruz, bu özelliklere sahip aday bulabilir miyiz onu da bilmiyoruz. Ama müdürümüz yazın havası olur “dedi. Ama bak vallahi  ilan havalı oluyor. Yalan mı ha yalan mı?

B SINIFI SÜRÜCÜ BELGESİNE SAHİP (neyi nerenize süreceksiniz vallahi bizde bilmiyoruz!) 

Size araba vereceğiz ama şoför veremeyeceğiz en kötü ihtimalle araba lastiği veririz (Yani bunu da hatırınız için veririz sanat eğitimiyle araba isteğiniz yan yana şık durmaz mı?). Uzun yola alışıksınızdır umarız. Malum kurum dışında önümüze gelene sanat eğitimi veriyoruz, bakkala falan gönderiyoruz. Olur mu olur!

Şimdi bunları niye istiyoruz diye bir sorun hele! Çekinmeyin sorun yaa! Sizi tam olarak nerede kullanacağımızı veya bunları neden istiyoruz muhasebe ne alaka bizde bilmiyoruz. Ne kadar çok vasfınız olursa o kadar iyi… Hele bir siz işe başlayın. Gerisini sonra düşünürüz. Ha unutmadan büro makinelerini ve inşaat makinelerini da kullanırsa bi dalda biz alırız yani! 🙂

Daha yazardık ama yer kalmadı şimdilik bunlarla idare edelim.

 

Haydi bakalım bu şartlar dahilinde

  • Sahne sanatları
  • Görsel sanatlar
  • Müzik dallarında

Öğretmen/Eğitmenlik için hemen başvurun ama sadece lütfen e-mail ile. 

Mail adresimiz: narsanatistanbul@gmail.com

Müzik ve sahne sanatları alanında yaratıcılığı teşvik etmeyi önemli bir sorumluluk kabul eden Kadıköy Belediyesi, bu anlayış çerçevesinde Türk Bestecileri yeni eserler yaratmaya özendirmek amacıyla; 2019 Şubat ayında sonuçlanması planlanan “Piyanolu Dörtlü” (keman, viyola, viyolonsel, piyano) için “Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması” düzenliyor.

50 yaş altı kompozitörlere açık olan bu yarışma ile çok sesli evrensel müzik dilinde yerli, özgün telif eserler yaratılmasına, böylelikle yerli müzik eserleri repertuvarının zenginleşmesine katkıda bulunabilmek hedefleniyor. Seçici kurulun eserlerde keman, viyola, viyolonsel ve piyano dörtlüsü için bestelenmesi şartını aradığı yarışmada ülkenin geleneksel ses duyarlılığından esinlenmeler, işlemeler veya yansımalarla oluşan özgün kompozisyonların olması beklenmekte.

Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, yarışmaya ilişkin: “Türk bestecilerinin, geçen yarışmalarda olduğu gibi ülkemizin ses ve ezgi duyarlılığından da yararlanarak müzik sanatının evrensel ve teknik diliyle bu müzik türünde de özgün eserler meydana getireceklerine inanıyorum. Bu beklenti ve umutla Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması 2019’u sanatseverlerin ve müzisyenlerin ilgisine sunuyoruz.” dedi

Seçici Kurul’u değerli müzik insanları Cihat Aşkın, Turgay Erdener, Suna Kan, Özkan Manav, Gülsin Onay, Ayşegül Sarıca ve Yalçın Tura’dan oluşan beste yarışması; kazananlara para ödüllerinin yanı sıra CD kaydı imkanı da vadediyor.

Bestecilerin eserlerini 3 Aralık 2018 tarihine kadar gönderebilecekleri yarışmanın final konseri halka açık olarak 25 Şubat 2019 Pazartesi akşamı Süreyya Operası’nda yapılacak ve ödül töreni konserin ardından aynı gece gerçekleştirilecek.

Bağlama Eğitmenimiz Murat Hasgün, “Bağlamanın Gelişimi ve Müzik Eğitiminin Zeka Alanlarına Etkisi” konulu bir yazı kaleme aldı.

Türk Halk Müziği, Yurttan Sesler Korosu,  kültürel farkındalık, sanat ve müzik eğitimi ile bu eğitimlerin zeka alanlarına etkisi konularına değindiği yazıyı sizlerle paylaşıyoruz;

*****

Bağlama enstrümanını incelemek için öncelikle Türk Halk Müziğinin tanımını bilmekte fayda var. Türk Halk Müziği, halk kültürü içinde gelişmiş, zaman içinde derin, mekân içinde yaygın, babadan oğula, ustadan çırağa, kulaktan kulağa intikal ederek günümüze kadar gelmiş halk ezgilerinden oluşmaktadır.

Geleneksel Türk Halk Müziği özellikle Cumhuriyet dönemine kadar, oluşum aşamasındaki gibi yine herhangi bir sanat kaygısı gözetilmeden usta-çırak ilişkisi ile aktarılmış ve öğretiminde yazılı vesikalar yerine ustadan çırağa, kulaktan kulağa/kuşağa anlayışı benimsenmiştir. Geleneksel Türk Halk Müziğinin en önemli enstrümanlarından biri olan bağlama da Geleneksel Türk Halk Müziği ile aynı paralelde usta-çırak ilişkisi ile aktarılmış, icrası ve öğretiminde herhangi bir sanat kaygısı gözetilmemiştir. “…Usta-çırak ilişkisiyle günümüze kadar gelen bu kültürün önemli sazı olan bağlamanın, Cumhuriyet dönemine kadar geleneksel öğrenim yönteminin dışında bilimsel ve metodik çalışmaları yapılmamıştır.” (Akçalı, 2012:19,21). Fakat Cumhuriyet dönemiyle birlikte ülkemizde her alanda başlatılan gelişme hareketleri Geleneksel Türk Halk Müziğinde de kendini göstermiş, Geleneksel Türk Halk Müziği eserleri derlenmeye ve kayıt altına alınmaya başlanmıştır. Kayıt altına alınan Geleneksel Türk Halk Müziği eserleri, kitle iletişim araçlarının da yaygınlaşmasıyla birlikte daha geniş kitlelere ulaşmaya başlamıştır. “Bu yapılanmanın paralelinde, 1940’lı yıllarda Muzaffer Sarısözen’in ‘Yurttan Sesler Topluluğu’ nu kurması, tek kişilik çalış ve söyleyiş yerine toplulukların ve kurumsallığın benimsenmesine ilişkin bir gelişmedir.” (Pelikoğlu, 2012:18). “Yurttan Sesler Topluluğu’nun kurulmasıyla birlikte, Türküler ve paralelinde bağlama enstrümanının icrasında, tek kişilik çalıp söyleme geleneğinin yanı sıra, toplu icradan da söz edilir olmuştur.

Her enstrümanda olduğu gibi, bağlama enstrümanının toplu icrasında da belirli teknik kurallar (mızrap birlikteliği, ezgi uyumu vb.) olmasının gerekliliği düşünüldüğünde, bu oluşumun bağlama enstrümanına teknik icra yolunu açan ilk ve en önemli adımlardan biri olduğu sonucuna ulaşılabilir. (Haşhaş, 2013:2).

İnsan yaşamındaki teknolojik gelişmelerin, eğitim ve öğretime yansımasıyla birlikte her alanda yeni yöntem ve yeni tekniklerin ortaya çıktığı gözlenmektedir. Bu durumun kültürel değerleri de her açıdan etkilediği bilinen bir gerçektir. Özellikle bu değerlerin bir kısmı yok olurken bir kısmı ise alanında uzman kişilerin çabalarıyla desteklenerek geliştirilmeye çalışılmıştır. Türk Halk Müziği de bu değerlerin içinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Özellikle toplum tarafından kabul görmüş ve yerel unsurları içinde barındıran geleneksel çalgılarla ilgili olarak, usta çırak eğitimi şeklinde bilinen eğitimden akademik eğitime geçilmesiyle birlikte, bu çalgıların öğretimine yönelik çalışmalar da kendini göstermeye başlamıştır. Akademik kurumların içinde çalgı eğitiminin de yer almasıyla birlikte, öğretici ve öğrenci arasında en uygun öğretim yöntemlerinin kullanılmasıyla ilgili arayışlara geçilmesi kaçınılmaz olmuştur.

Cumhuriyet dönemiyle başlatılan ve günümüze kadar süregelen çalışmalar, bağlama enstrümanının özellikle mesleki müzik eğitimi veren kuruluşlarda (konservatuvarlar, müzik bölümleri, özel kurslar vb.) eğitim-öğretimini ve yapımının bilimsel temeller üzerine oturtulmasını ulusal ölçekte mümkün kılmıştır.

Halkın ortak değerlerle var ettiği ve tüm duygularını yalın haliyle içerisinde barındıran ve sunan Türk Halk Müziği ve bu müziğin temel enstrümanı olan bağlama, özellikle çocuk ve gençlerimiz tarafından doğru anlaşılıp aktarılırsa hem ülkemiz müziği korunup yaşatılmış olur, hem de kültürel farkındalık artmış olur.

 

SANATLA UĞRAŞAN ÇOCUKLAR TARİHSEL EMPATİ KURABİLİYOR

Yaratıcı işlerle uğraşanlar muhtemelen sanatın özellikle ilkokul eğitiminde önemli olduğuna katılacaklardır. Education Next ve Educational Researcher’da yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, sanatla ilgilenen öğrenciler sadece sanatla ilişkili derslerde daha yüksek notlar almakla kalmıyor aynı zamanda daha anlayışlı oluyor, tarihsel empati kurabiliyor, eğitsel bellekleri ve eleştirel düşünme becerileri gelişiyor.

Yine 1978′ de Mc Carty, Mc Elfresh, Risce ve Wilson tarafından yapılan bir araştırmaya göre müzikle ilgilenmeye başlayan öğrencilerin okul otobüsündeki davranışlarında olumlu değişmeler gözlenmiştir. Colwell ve Davidson tarafından yapılan bir araştırmada ise sanatsal aktivitelerin olduğu Cuma ve Pazartesi günlerinde okula devamsızlık oranında düşüş vardır.

Dolayısıyla Müzik;

  • Okul ve toplum çevresine nitelikli yaşam için katkıda bulunur.
  • Öğrencilerin kariyer için hazırlanmalarında yardımcı olur ve hobidir.
  • Daha çok çalışmaya yönelterek günü yaşanabilir ve ilginç yapar.
  • Yaşamı zenginleştirir, diğer geçmiş ve şimdiki kültürler gibi kendi kültürel mirasımızı anlamamızı sağlar.
  • Takım çalışmasına teşvik eder.
  • Yaşam başarısının habercisidir.

Sanatın her dalı bireyi bir adım ileri taşır. Bireyin sanatsal ve kültürel anlamda kendisini tanıması, yaşadığı coğrafyaya ait olan müziğin ve bu müziğin icra edildiği enstrümanın farkında olmasıyla mümkündür. Bu bağlamda doğru ve farkındalığı arttıracak eğitim önemlidir.

Tüm bunlardan hareketle çocuk, ailenin ve bilinçli bir eğitim rehberinin önderliğinde sanata yönlenmeli, ilgi ve yeteceği doğrultusunda sanatın birleştirici yönüyle tanıştırılmalıdır.

Özellikle ilköğretim birinci kademedeki çocukların içinde bulunduğu yaş dilimi müzik yeteneğinin geliştirilmesi açısından çok önemlidir.

Unutulmamalı ki müziğin çoklu zekaya, sözel-dil zeka alanına, mantıksal-matematiksel zeka alanına, görsel-uzaysal zeka alanına, bedensel-kinestetik zeka alanına, sosyal zeka alanına ve içsel zeka alanına olumlu etkileri vardır ve Müzik, Tanrının kalabalıkta çaresizce dolaşanlara verdiği en güzel hediyedir.