Yazılar

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) Ekim ayında ‘TAKSAV Müzik Söyleşileri’ ile müziği, müziğin türlerini ve bu türlerin dününü, bugününü ve yarınını yani kısacası müziği baştan sona incelemeye alıyor.

6-13-20-27 Ekim tarihlerinde ‘TAKSAV Müzik Söyleşileri’ ile beraber Rap, Indie, Reggae ve Caz türlerinde birbirinden değerli müzisyenler kendi türlerinin gelişimine dair yorumlarını müzikseverlerle paylaşacak.

6 Ekim Cumartesi günü başarılı müzisyenler Kamufle ve Elçin Orçun, Rap müziğin yakaladığı büyük popülarite ve başarıyı ele alacak. ‘Yeraltından Yerüstüne Rap’ başlığıyla yapılacak söyleşinin moderatörlüğünü ise gazeteci Burak Abatay üstlenecek. Etkinlik saat 19.00’da başlayacak.

‘Üçüncü Yeni’

13 Ekim Cumartesi günü saat 19.00’da alternatif/indie müziğin önemli temsilcilerinden Nilipek. ve Cihan Mürtezaoğlu, müzisyen ve akademisyen olan Mahmut Çınar’ın moderatörlüğünde ‘Kime Alternatif, Neye Alternatif?’ başlığıyla ‘Üçüncü Yeni’ olarak adlandırılan akımın ve bağımsız müziğin rotasını çizecek.

‘RAGGAE, EĞLENCE Mİ, TAVIR MI?’

20 Ekim Cumartesi günü Komik Günler grubunun solisti Cihan Çokbilir, Bosphoroots’un solisti Koray Sürücü ve Sudanlı DJ Ahmed El Mahi, Reggae müziğin ruhunu konuşacak. Saat 19.00’da başlayacak söyleşinin moderatörü ise Gencer Arabacı olacak.

‘CAZ’I SEN Mİ KURTARACAKSIN?’

27 Ekim Cumartesi günü gerçekleşecek son söyleşide ise gazeteci-müzik yazarı Eray Aytimur’un moderatörlüğünde Caz müzik masaya yatırılacak. Caz vokalisti ve eğitmen Sibel Köse ve Caz gitaristi ve besteci Önder Focan’ın katılacağı etkinlik ise 15.00’te başlayacak.

ÇEV Sanat’ın QNB Finansbank ana sponsorluğu ile sürdürdüğü ‘Genç Yetenekler’ Projesi kapsamında desteklenen Arya Su Gülenç; Rusya’da 2004 yılından bu yana düzenlenen bale ve müzik alanında yetenekli gençlerin katıldığı ve 40 ülkeden 180 gencin kabul edildiği ‘Moscow Meets Friends International’ Uluslararası Müzik Festivali’nde bu yıl Türkiye’yi temsil edecek.

FESTİVAL, MOSKOVA PUŞKİN MÜZESİ’NDE
9 yaşındaki genç piyano sanatçısı Arya Su Gülenç, Rusya Filarmoni Orkestrası Şefi ve Sanat Yönetmeni Vladimir Spivakov’un başkanlığını yaptığı festival kapsamında 4 Ekim’de Moskova Puşkin Müzesinde ülkemizi temsil edecek.

Fazıl Say’ın ÇEV Sanat Enstrüman Fonu’na bağışladığı piyano, ÇEV Sanat’ın 2018-2019 eğitim öğretim yılı için yaptığı seçmeleri kazanarak ‘Genç Yetenekler ‘Projesine dâhil olan ilkokul ikinci sınıf öğrencisi Arya Su’nun kullanımına verildi.

Müzikte hem birlikte çalınan çalgılara hem de bu çalgıları çalan çalgıcıların meydana getirdikleri topluluklara orkestra adı verilmektedir. İlk çağ tiyatrosunda da, sahneyle seyircilerin oturduğu basamaklar arasında, korunun danslarına ayrılmış olan boşluğa orkestra deniyordu.

Her türlü sanat gösterisinin ya da törenin çok eski çağlardan beri çalgıcıların eşliğinde yapıldığı bilinmekle birlikte, orkestranın bilinçli bir sanat disiplini içinde varlığını sürdüren bir organizma olarak doğuşu, ancak 17. yüzyılın ikinci yarısında, orkestralar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş az sayıda çalgıdan ibaretti.

Bunlarla birlikte, Alessandro Scarlatti, Haendel ve Bach ile birlikte orkestra yavaş yavaş önem kazanmaya başlamıştı. Opera orkestralarında, sololara eşlik eden klavyesinin yanında viyola ailesinden yaylı sazlar yer almaya başlamıştır.

Orkestranın yanında bir solist grubunun yer aldığı “concerto grosso” ise orkestranın gelişiminde bir dönüm noktası olarak belirir.

İtalyan keman okulunun gelişmesinden sonra yaylı sazlar, orkestra içinde kemanlar, viyolalar, viyolonseller ve kontrbaslar şekilinde sınıflandırılarak yer almıştır. Daha önce de görülen bazı nefesli sazlar da yaylı sazlara eşlik etmiştir. 18. yüzyılın ikinci yarısında tımbalların de katılmasıyla Haydn, Mozart ve Beethoven’ın ilk döneminin klasik orkestrası meydana gelmiştir.

Müzikoloji uzmanları; insanlar tarafından kültürel birikim sonucu müziğin yaratıldığını kaydederken, yine kültürel birikim sonucu benzer müziklerin dinlendiğini, hissedildiğini ve yaşandığını işaret ediyor.

Müzik her ne kadar “ses sanatı” olarak tanımlansa da özünde tüm duyulara hitap eden çok boyutluluk sunar. Her ses bir görsel öğeyi içinde barındırırken, her bir görsellikte sese dönüşmektedir. Müziği yalnızca “icra etmek” olarak düşünmemeli, aynı zamanda onun görsel ve yazınsal boyutlarının bulunduğunu da unutmamalıyız.

Ayrıca tüm duyuları içine alarak ortaya çıkan müzik, sosyal söylem üretebilen önemli bir sanat alanıdır. Müzisyen üretimi sırasında ele aldığı konuların nesnesini toplum içinden seçerken, diğer alanlara karşı ilgili olduğunu da ortaya koyar. Yani aslında her müzisyen bir parça resimden, sosyal bilimlerden, mimariden haberdar olmak zorundadır.

Elbette ki bedenin ruh ile bütünleşmesinin müzikte büyük bir etkisi bulunmaktadır. Ancak müzikalitenin ve müzikal kültürün yanı sıra müzikte başarılı olabilmek için mutlaka bir tekniğinde bulunması gerekiyor.

Yani müzikte başarı hem teknik hem de duygunun ahengi ile ortaya çıkıyor.

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak, öğrencilerimizi ilk olarak teknik bakımdan donanımladıktan sonra, müzikalite bakımından da eksiksiz olabilmelerini sağlamayı hedefliyoruz.

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak, ailemize katılacak dalında iddialı eğitmenler arıyoruz. Bu ilanı görür görmez heyecanlandıysanız ve tamda sizin anlattığımızı düşünüyorsanız neden hala bekliyorsunuz ki?

Kapitalist ve sömürgeci kolejlerde çalışarak hayatınızı kazanmayı hedefliyorsanız kendinize yazık ediyorsunuz. Bunu bizimle çalışmaya başladığınızda daha net anlayacaksınız.

Gelelim merakla beklediğiniz asıl önemli noktaya! 🙂 Peki ama Nar Sanat ailesine hangi nitelikleri taşıyan öğretmen/eğitmenler arıyoruz?

Öncelikle ailemize 2018-2019 eğitim dönemi için yeni (kullanılmamış veya az kullanılmış ya da en azından az yıpratılmış) öğretmenler/eğitmenler arıyoruz.

TERCİHEN İNGİLİZCE BİLEN (“Hoppala!” diyor olabilirsiniz ama son yıllarda herkes İngilizce bilen eleman arıyor. Bizde o yüzden bu başlığı koyduk.)

Fakat “bir dil bir insandır.” sözünden yola çıkacak olursak bir yabancı dile sahip olmanız sizin adınıza sevindirici bir nokta olacaktır. Ama yukarıda da belirttiğimiz gibi literatürü takip dışında yapacağınız işle net bir bağı yok İngilizce bilmenizin. Diğer sanat evlerinin de bir bildiği vardır diyerek İngilizce Bilen özelliğini eklemeye karar verdik 🙂

ARAŞTIRMACI, ÖĞRENMEYE AÇIK (Mümkün müdür ki?)
2018-2019 eğitim dönemi koşuşturmacasına içerisinde ne yazık ki ne sizi eğitecek paramız ne de zamanımız olacak. Mesleğinizle ilgili yenilikleri iş saatleriniz dışında araştırıp arkadaşlarınızla paylaşırsanız o kadar mutlu oluruz ki anlatamayız…

İNİSİYATİF SAHİBİ ve SORUMLULUK ALABİLEN ( Bu başlık altında üstlerinden habersiz iş yapacak, ancak başarısız olduğunda canına okunmasına katlanabilecek kişileri kastettiğimizi altını çizmekte fayda görüyoruz.)

SİSTEM OLUŞTURABİLEN 
Eğitim verirken kendi sistemini oluşturup geliştirebilen yeteneklere ihtiyacımız var. Sizi kağıtlara, formaliteye boğacağız. Çıldıracaksınız. (Yok yok sakın korkmayın. Aman korkup kapatırsınız ilanı çok şey kaçırırsınız…)

ERKEK ADAYLARIN ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ OLMASI (Asker selamı veremiyorsanız sanat yapamaz, eğitmen olamazsınız)
Kadınsanız askerlik yapmış olmanız gerekmiyor yani.

BİLGİSAYAR KULLANABİLEN 
En azından çıktı almayı, nota araştırmayı bilecek kadar bilgisayar kullanma yeteneği olan bir kişi arıyoruz. 🙂 Bu kesin bilgi… Gündelik yoğunluk içerisinde Öğrenci İşleri çalışanlarımızı da yormayalım değil mi 🙂

SEYAHAT ENGELİ OLMAYAN 
Bu başlığı görünce “hımmmmmm” demiş olabilirsiniz, hele de evliyseniz… “O şehir senin, bu kasaba benim dolaşacaksınız” dersek inanır mısınız? Bizce inanmayın… Gerçi sanat evimize gelen telefonları ve talepleri bir bilseniz… Gecenin 3’ünde arayıp İzmir’e gitar eğitmeni isteyenlerle bile karşılaşıyoruz. Yani tüm ihtimali düşünerek seyahat engeli falan olmasın havası var dedik. Kötü mü yaptık yani?

İNSAN İLİŞKİLERİNDE BAŞARILI 
Sanat evimizde herkes birbiriyle kavgalı, kimse kimseyle geçinemiyor. Herkes bir birinin kuyusunu kazıyor. Şimdi yeni geliyorsunuz bu kişilere sizde eklenmeyin! Bir de sizle uğraşmayalım. Üst yönetimin hoşuna gidebilecek şeyleri yapabilen, yalakalık becerileri gelişmiş. Dedikodunun dibine vuran kişilere acayip ihtiyacımız var.

İKNA KABİLİYETİ OLAN 
Öğrenci ve velilerimiz kalitesiz ve seviyesiz sanat eğitimini daha pahalıya almaya razı ettikten sonra derslikte hiçbir şey yapmayıp yayılacak ve sosyal medyanın dibine vuracak hatta dersteyken yaptığı skorları veli ile paylaşacak onu bunu beğenecek, dersten çıkınca veli ve müdürü bu konuda ne kadar iyi eğitim verdiğine ikna edebilecek kadar ikna kabiliyeti şart.

ANALİTİK DÜŞÜNEBİLEN 
Ne bütçeyi tutturabiliyoruz, ne de muhasebe hesaplarını. Her şey arap saçına döndü. Biri bizi bu durumdan kurtarsın. Bu da olsa olsa sanat eğitmenleridir zaten hadi şimdi analitik düşünelim.

TERCİHEN YÜKSEK LİSANS MEZUNU, İNGİLİZCEYİ ANA DİLİ GİBİ KONUŞABİLEN, KONUSUNDA EN AZ ON YIL DENEYİMLİ, ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ, 30 YAŞINI AŞMAMIŞ.”  (Süperman neredesin?)
Oha demeyin! Aslında ne istediğimizi biz de tam bilmiyoruz, bu özelliklere sahip aday bulabilir miyiz onu da bilmiyoruz. Ama müdürümüz yazın havası olur “dedi. Ama bak vallahi  ilan havalı oluyor. Yalan mı ha yalan mı?

B SINIFI SÜRÜCÜ BELGESİNE SAHİP (neyi nerenize süreceksiniz vallahi bizde bilmiyoruz!) 

Size araba vereceğiz ama şoför veremeyeceğiz en kötü ihtimalle araba lastiği veririz (Yani bunu da hatırınız için veririz sanat eğitimiyle araba isteğiniz yan yana şık durmaz mı?). Uzun yola alışıksınızdır umarız. Malum kurum dışında önümüze gelene sanat eğitimi veriyoruz, bakkala falan gönderiyoruz. Olur mu olur!

Şimdi bunları niye istiyoruz diye bir sorun hele! Çekinmeyin sorun yaa! Sizi tam olarak nerede kullanacağımızı veya bunları neden istiyoruz muhasebe ne alaka bizde bilmiyoruz. Ne kadar çok vasfınız olursa o kadar iyi… Hele bir siz işe başlayın. Gerisini sonra düşünürüz. Ha unutmadan büro makinelerini ve inşaat makinelerini da kullanırsa bi dalda biz alırız yani! 🙂

Daha yazardık ama yer kalmadı şimdilik bunlarla idare edelim.

 

Haydi bakalım bu şartlar dahilinde

  • Sahne sanatları
  • Görsel sanatlar
  • Müzik dallarında

Öğretmen/Eğitmenlik için hemen başvurun ama sadece lütfen e-mail ile. 

Mail adresimiz: narsanatistanbul@gmail.com

Müzik ve sahne sanatları alanında yaratıcılığı teşvik etmeyi önemli bir sorumluluk kabul eden Kadıköy Belediyesi, bu anlayış çerçevesinde Türk Bestecileri yeni eserler yaratmaya özendirmek amacıyla; 2019 Şubat ayında sonuçlanması planlanan “Piyanolu Dörtlü” (keman, viyola, viyolonsel, piyano) için “Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması” düzenliyor.

50 yaş altı kompozitörlere açık olan bu yarışma ile çok sesli evrensel müzik dilinde yerli, özgün telif eserler yaratılmasına, böylelikle yerli müzik eserleri repertuvarının zenginleşmesine katkıda bulunabilmek hedefleniyor. Seçici kurulun eserlerde keman, viyola, viyolonsel ve piyano dörtlüsü için bestelenmesi şartını aradığı yarışmada ülkenin geleneksel ses duyarlılığından esinlenmeler, işlemeler veya yansımalarla oluşan özgün kompozisyonların olması beklenmekte.

Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, yarışmaya ilişkin: “Türk bestecilerinin, geçen yarışmalarda olduğu gibi ülkemizin ses ve ezgi duyarlılığından da yararlanarak müzik sanatının evrensel ve teknik diliyle bu müzik türünde de özgün eserler meydana getireceklerine inanıyorum. Bu beklenti ve umutla Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Ulusal Beste Yarışması 2019’u sanatseverlerin ve müzisyenlerin ilgisine sunuyoruz.” dedi

Seçici Kurul’u değerli müzik insanları Cihat Aşkın, Turgay Erdener, Suna Kan, Özkan Manav, Gülsin Onay, Ayşegül Sarıca ve Yalçın Tura’dan oluşan beste yarışması; kazananlara para ödüllerinin yanı sıra CD kaydı imkanı da vadediyor.

Bestecilerin eserlerini 3 Aralık 2018 tarihine kadar gönderebilecekleri yarışmanın final konseri halka açık olarak 25 Şubat 2019 Pazartesi akşamı Süreyya Operası’nda yapılacak ve ödül töreni konserin ardından aynı gece gerçekleştirilecek.

Bağlama Eğitmenimiz Murat Hasgün, “Bağlamanın Gelişimi ve Müzik Eğitiminin Zeka Alanlarına Etkisi” konulu bir yazı kaleme aldı.

Türk Halk Müziği, Yurttan Sesler Korosu,  kültürel farkındalık, sanat ve müzik eğitimi ile bu eğitimlerin zeka alanlarına etkisi konularına değindiği yazıyı sizlerle paylaşıyoruz;

*****

Bağlama enstrümanını incelemek için öncelikle Türk Halk Müziğinin tanımını bilmekte fayda var. Türk Halk Müziği, halk kültürü içinde gelişmiş, zaman içinde derin, mekân içinde yaygın, babadan oğula, ustadan çırağa, kulaktan kulağa intikal ederek günümüze kadar gelmiş halk ezgilerinden oluşmaktadır.

Geleneksel Türk Halk Müziği özellikle Cumhuriyet dönemine kadar, oluşum aşamasındaki gibi yine herhangi bir sanat kaygısı gözetilmeden usta-çırak ilişkisi ile aktarılmış ve öğretiminde yazılı vesikalar yerine ustadan çırağa, kulaktan kulağa/kuşağa anlayışı benimsenmiştir. Geleneksel Türk Halk Müziğinin en önemli enstrümanlarından biri olan bağlama da Geleneksel Türk Halk Müziği ile aynı paralelde usta-çırak ilişkisi ile aktarılmış, icrası ve öğretiminde herhangi bir sanat kaygısı gözetilmemiştir. “…Usta-çırak ilişkisiyle günümüze kadar gelen bu kültürün önemli sazı olan bağlamanın, Cumhuriyet dönemine kadar geleneksel öğrenim yönteminin dışında bilimsel ve metodik çalışmaları yapılmamıştır.” (Akçalı, 2012:19,21). Fakat Cumhuriyet dönemiyle birlikte ülkemizde her alanda başlatılan gelişme hareketleri Geleneksel Türk Halk Müziğinde de kendini göstermiş, Geleneksel Türk Halk Müziği eserleri derlenmeye ve kayıt altına alınmaya başlanmıştır. Kayıt altına alınan Geleneksel Türk Halk Müziği eserleri, kitle iletişim araçlarının da yaygınlaşmasıyla birlikte daha geniş kitlelere ulaşmaya başlamıştır. “Bu yapılanmanın paralelinde, 1940’lı yıllarda Muzaffer Sarısözen’in ‘Yurttan Sesler Topluluğu’ nu kurması, tek kişilik çalış ve söyleyiş yerine toplulukların ve kurumsallığın benimsenmesine ilişkin bir gelişmedir.” (Pelikoğlu, 2012:18). “Yurttan Sesler Topluluğu’nun kurulmasıyla birlikte, Türküler ve paralelinde bağlama enstrümanının icrasında, tek kişilik çalıp söyleme geleneğinin yanı sıra, toplu icradan da söz edilir olmuştur.

Her enstrümanda olduğu gibi, bağlama enstrümanının toplu icrasında da belirli teknik kurallar (mızrap birlikteliği, ezgi uyumu vb.) olmasının gerekliliği düşünüldüğünde, bu oluşumun bağlama enstrümanına teknik icra yolunu açan ilk ve en önemli adımlardan biri olduğu sonucuna ulaşılabilir. (Haşhaş, 2013:2).

İnsan yaşamındaki teknolojik gelişmelerin, eğitim ve öğretime yansımasıyla birlikte her alanda yeni yöntem ve yeni tekniklerin ortaya çıktığı gözlenmektedir. Bu durumun kültürel değerleri de her açıdan etkilediği bilinen bir gerçektir. Özellikle bu değerlerin bir kısmı yok olurken bir kısmı ise alanında uzman kişilerin çabalarıyla desteklenerek geliştirilmeye çalışılmıştır. Türk Halk Müziği de bu değerlerin içinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Özellikle toplum tarafından kabul görmüş ve yerel unsurları içinde barındıran geleneksel çalgılarla ilgili olarak, usta çırak eğitimi şeklinde bilinen eğitimden akademik eğitime geçilmesiyle birlikte, bu çalgıların öğretimine yönelik çalışmalar da kendini göstermeye başlamıştır. Akademik kurumların içinde çalgı eğitiminin de yer almasıyla birlikte, öğretici ve öğrenci arasında en uygun öğretim yöntemlerinin kullanılmasıyla ilgili arayışlara geçilmesi kaçınılmaz olmuştur.

Cumhuriyet dönemiyle başlatılan ve günümüze kadar süregelen çalışmalar, bağlama enstrümanının özellikle mesleki müzik eğitimi veren kuruluşlarda (konservatuvarlar, müzik bölümleri, özel kurslar vb.) eğitim-öğretimini ve yapımının bilimsel temeller üzerine oturtulmasını ulusal ölçekte mümkün kılmıştır.

Halkın ortak değerlerle var ettiği ve tüm duygularını yalın haliyle içerisinde barındıran ve sunan Türk Halk Müziği ve bu müziğin temel enstrümanı olan bağlama, özellikle çocuk ve gençlerimiz tarafından doğru anlaşılıp aktarılırsa hem ülkemiz müziği korunup yaşatılmış olur, hem de kültürel farkındalık artmış olur.

 

SANATLA UĞRAŞAN ÇOCUKLAR TARİHSEL EMPATİ KURABİLİYOR

Yaratıcı işlerle uğraşanlar muhtemelen sanatın özellikle ilkokul eğitiminde önemli olduğuna katılacaklardır. Education Next ve Educational Researcher’da yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, sanatla ilgilenen öğrenciler sadece sanatla ilişkili derslerde daha yüksek notlar almakla kalmıyor aynı zamanda daha anlayışlı oluyor, tarihsel empati kurabiliyor, eğitsel bellekleri ve eleştirel düşünme becerileri gelişiyor.

Yine 1978′ de Mc Carty, Mc Elfresh, Risce ve Wilson tarafından yapılan bir araştırmaya göre müzikle ilgilenmeye başlayan öğrencilerin okul otobüsündeki davranışlarında olumlu değişmeler gözlenmiştir. Colwell ve Davidson tarafından yapılan bir araştırmada ise sanatsal aktivitelerin olduğu Cuma ve Pazartesi günlerinde okula devamsızlık oranında düşüş vardır.

Dolayısıyla Müzik;

  • Okul ve toplum çevresine nitelikli yaşam için katkıda bulunur.
  • Öğrencilerin kariyer için hazırlanmalarında yardımcı olur ve hobidir.
  • Daha çok çalışmaya yönelterek günü yaşanabilir ve ilginç yapar.
  • Yaşamı zenginleştirir, diğer geçmiş ve şimdiki kültürler gibi kendi kültürel mirasımızı anlamamızı sağlar.
  • Takım çalışmasına teşvik eder.
  • Yaşam başarısının habercisidir.

Sanatın her dalı bireyi bir adım ileri taşır. Bireyin sanatsal ve kültürel anlamda kendisini tanıması, yaşadığı coğrafyaya ait olan müziğin ve bu müziğin icra edildiği enstrümanın farkında olmasıyla mümkündür. Bu bağlamda doğru ve farkındalığı arttıracak eğitim önemlidir.

Tüm bunlardan hareketle çocuk, ailenin ve bilinçli bir eğitim rehberinin önderliğinde sanata yönlenmeli, ilgi ve yeteceği doğrultusunda sanatın birleştirici yönüyle tanıştırılmalıdır.

Özellikle ilköğretim birinci kademedeki çocukların içinde bulunduğu yaş dilimi müzik yeteneğinin geliştirilmesi açısından çok önemlidir.

Unutulmamalı ki müziğin çoklu zekaya, sözel-dil zeka alanına, mantıksal-matematiksel zeka alanına, görsel-uzaysal zeka alanına, bedensel-kinestetik zeka alanına, sosyal zeka alanına ve içsel zeka alanına olumlu etkileri vardır ve Müzik, Tanrının kalabalıkta çaresizce dolaşanlara verdiği en güzel hediyedir.

Sanat ve bilim genellikle birbirinden ayrı tutulan iki alandır. Matematik ve müzik, bilimin ve sanatın iki elemanıdır. Matematik “doğru” olan, müzik ise “güzel” olandır. Matematikte teoriler değişik yaklaşımlarla ispatlanabilir.  Matematikçiler bu ispatlarda “güzel” i yakalamayı amaçlarlar. Öte yandan müzikte “doğru” yu bulmak daha zordur, “güzel” ise zaten müziğin doğasında vardır. Matematikte “doğru” dan sonra akla gelen “güzel”, müzikte bunun tam tersi olarak karşımıza çıkar.

Her iki disiplini de anlayabilmek için belirli bir bilgi birikimine ihtiyaç vardır. Ancak  müzik bir açıdan daha şanslıdır.  Hemen herkes az veya çok müzikten anlar ve zevk alır.  Ancak matematik böyle midir?

Bu  iki disiplin antik devirlerden itibaren karşılaştırılmış ve ilişkilendirilmiştir.  Her ikisinde de estetik vardır. Her ikisinde de evrensel bir dil vardır. Her ikisinde de bir stil vardır. Bir müzisyen Bach’ı nasıl ilk melodilerinden anlayabiliyorsa, bir matematikçi de Gauss’u  ilk satırlardan fark edebilir.

Tarih boyunca pek çok matematikçi müzikle ilgilenmiştir. Bazılarımızın aklına ‘Acaba pek çok müzisyen de matematikle ilgilenmiş midir?’ gibi bir soru takılabilir. Kuşkusuz ilgilenen müzisyenler vardır ancak bir karşılaştırma yapılırsa matematikçiler çok daha öndedirler.

Eski Yunan’ da müzik, matematiğin 4 ana dalından biri olarak kabul edilmiştir. Pythagoras (M.Ö. 586) okulunun (Quadrivium) programına göre Müzik; Aritmetik, Geometri ve Astronomi ile aynı düzeyde kabul görmüştür.

Bir telin değişik boyları ile değişik sesler elde edildiğini ortaya çıkartan Pyhagoras, M.Ö. 6. yüzyılda yaşamıştır ve bugün kullanılmakta olan müzikal dizinin temelini oluşturması açısından oldukça önemli bir iş yapmıştır.

Pythagoras, 12 birimlik bir teli ikiye bölmüş ve oktavı elde etmiştir.  Elde edilen 6 birimlik uzunluk ( telin ½ si), 12 birimlik uzunluğun bir oktav tizidir. Pythagoras 8 birimlik uzunluk ile (telin 2/3 ü) 5 li aralığı, 9 birimlik uzunluk ile (telin ¾ ü) 4 lü aralığı bulmuştur.

Pythagoras oranlarına göre, 5 li ile 4 lü arasındaki fark tam tonu vermektedir.

2/3:3/4=8/9  (5T-4T=2M ) Yani, tam sesin 8/9 ile çarpımı bize o sesin bir ton tizini vermektedir.

Devam edecek olursak;  8/9.8/9=64/81  (2M+2M=3M)

Esas sesimiz “do” olsun.  Do nun ½ si bize do nun bir oktav tizini, 2/3 ü “sol” sesini, ¾ ü “fa” sesini, 8/9 i ise “re” sesini, 64/81 i ise ” mi” sesini vermektedir.

Bu şekilde gidildiği zaman; Do, re, mi, fa, sol, la, si, do sesleri sırasıyla; 1, 8/9, 64/81, ¾, 2/3, 16/27, 128/243 ve 1/2  oranları ile ifade edilir.

Pythagoras, telin 8/9 u ile 1 tam tonu elde etmiştir, ancak bir notaya 6 kez tam ton ilave edildiğinde neredeyse o notanın oktavı elde edilmiştir ki bu da “Pythagoras koması” olarak adlandırılır. Bu durumda Pythagoras sisteminde bazı değişikliklere gerek duyulmuş ve böylece zaman içinde tampere edilmiş bir şekilde 12 eşit yarım tonluk bir sistem geliştirilmiştir.  1 tam ton 8/9 ile değil iki yarım ton ile gösterilmiştir.

Müzikte önemli olan bir başka isim matematikçi Fibonacci’dir. Onun meşhur tavşan çiftliği problemini hatırlayanlar 1,  1,  2,  3,  5,  8,  13,  21,  34,  55,  89,  144,  233,  377,  610,  987… sayı dizisini bilirler. Seriye bakacak olursak,  son iki sayının toplamı bize bir sonraki sayıyı vermektedir. Dikkat edilecek olursa iki ardışık sayının oranı (küçük sayının büyük sayıya oranı) aynı sayıya yakınsamaktadır. 0, 61803398…

Bu oran resimde, mimaride, ve müzikte çeşitli dönemlerde “altın oran”  veya “mükemmel oran” olarak kullanılmıştır.

Altın oranı geometrik olarak ifade edecek olursak, ikiye bölünmüş bir [AB] doğru parçası düşünelim.   Tüm doğru parçasının  büyük parçaya oranının, büyük parçanın küçük parçaya oranına eşitliği bize altın oranı vermektedir.

Pythagoras aralıklarından bahsederken tetrakordu oluşturan 6,  8,  9,  ve 12 birimlik tellerden bahsetmiştik. Şimdi bu aralıkları altın orana uygulayacak olursak,

(12-8) : (8-6) = 12: 6 oranının altın oran olduğunu görürüz. Bu,  oldukça ilginç bir örtüşmedir.

Müzikte yapılan çeşitli çalışmalarda altın oranın kompozisyonlarda melodik, ritmik veya dinamik olarak belirli bir orana göre oluşturulduğu görülmüştür.

Bella Bartok,  altın oranı kullanan bestecilerdendir. “Bartok, Fibonnacci sayıları ile bir dizi oluşturmuş ve bu dizinin elemanlarını bestelerinde kullanmıştır” (Aktarma Gönen, 1998: 13). “Music for strings,  percussion and celeste”  parçasının ilk bölümünde en önemli kısım, 89 ölçünün 55.  ölçüsünde kullanılmıştır (Rustin, 1998).

Mozart’ında altın oranı kullanıp kullanmadığına dair çeşitli görüşler vardır. John F.Putz’a göre  Mozart’ın eserleri bir dahi işidir ve sayılarla oynamayı seven birisinin işidir. O’na göre Mozart altın oranı biliyordu ve eserlerinde kullanmıştır (May, 1996)

19. yy.  da J. Fourier,  müzikal serinin niteliğini incelemiştir. “Fourier,  müzik aleti ve insandan çıkan bütün müzikal seslerin matematiksel ifadeler ile tanımlanabileceğini ve bununda periyodik sinüs fonksiyonları ile olabileceğini ispatlamıştır.”(Matematik Dünyası, 1995:7)

Ünlü matematikçi Leibniz,  “Müzik ruhun gizli bir matematiksel problemidir” demiştir.

Müzik pek çok insan için bir “eğlence kaynağı”, matematik ise pek çok insan için bir “baş belası” iken, müziğin matematik eğitimi üzerindeki olumlu etkilerini kullanmak oldukça akılcı bir davranış olacaktır. Bir diğer boyut ise nörolojik çalışmalar ile ilgilidir. Son yıllarda teknolojinin de hız kazanması ile birlikte insan beyni çeşitli tekniklerle incelenir duruma gelmiştir. Müziğin insan beyni üzerindeki etkisi bu teknikler sayesinde çok daha açık bir şekilde görülmektedir. Bir diğer  boyut ise yetenek ilişkisi ile ilgilidir. Matematik yeteneği ve müzik yeteneği arasında bulunacak bir ilişki eğitime büyük yenilikler getirebilir.

Prof. Dr. Ece Karşal 

Kaynaklar:

AMC (American Music Conference), Music and the Brain ,Exposure to Music is Instrumental to the Brain, University of Munstar .
http://www.amc-music.com/musicmaking/brain/munster.htm. (10.01.2003)
Archibald. R.C. 
Mathematicians and Music. American Mathematical Monthly. Brown University. September 6, 1923.
Beer.(2003) 
M. How do Mathematics and Music Relate to Each Other. 
http://perso.unifr.ch/michael.beer/mathandmusic.pdf (01.01.2003)
Bilhartz, Terry.D.& Bruhn, Rick A. & Olson, Judith. (2000) 
The Effect of Early Music Training on Child Cognitive Development. Journal of Applied Developmental Psychology 20 (4)
Boyle. J. D. & Radocy. R. E. (1987). 
Measuremet and Evaluation of Musican Experiences. New York: Schirmen Books.
Campbell. D. (2002). 
Mozart Etkisi. Çeviren: Feryal Çubukçu. İstanbul: Kuraldışı Yayınevi. 
Eco. U. (1998). 
Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik. İstanbul: Can Yayınları.
Goeghegan. N.&Mitchlmore. M. (1996). 
“Possible Effects of Early Childhood Music on Mathematical Achievment”. Australian Research in Early Childhood Education. Volume 1, p.9.
Gönen, A. (1998). 
Mathematical Aspects of Harmony in Music. Yayımlanmamış Doktora tezi. İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul. 
Karşal. E. (2004) . 
“lköğretim 1. Kademe 2. Sınıf 8 Yaş Grubu Çocukların Müzik Yetenekleri ile Matematik Yetenekleri ve Soyut Zekaları Arasındaki İlişki.” 1924-2003 Musiki Muallim Mektebinden Günümüze Müzik Öğretmeni Yetiştirme Sempozyumu. Isparta. 
May. M. (1996). 
Did Mozart Use Golden Section?. Science Observer. March-April.
Orhan. C.
 ” Matematik ve Müzik”. Matematik Dünyası. (Şubat 1995) Cilt 5,Salı 1. s:6 Ankara:Türk Hava Kurumu Matbaası.
Reid, Harvey. (1995) 
On Mathematics and Music. http://harveyreid.com/writing/essays/math+music.html (10.10.2003)
Rothstein. E. (1996). 
Emblems of Mind- The Inner Life of Music and Mathematics. New York: Avon Books.
Sertöz. S. (1996). 
Matematiğin Aydınlık Dünyası. Ankara: Tübitak.
Shaw. G. (2000). 
Keeping Mozart in Mind. USA: Academic Press.
Winkel. R.(2000)  
Mathematics and Music. Institut fur Reine und Angewandte Mathematik . November 21th, 2000 http://www.iram.rwth-aachen.de/~winkel/papers/19.pdf (10.12.2002).

Matematiksel

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu’nun Hobi Resim Sınıfı öğrencilerinin hazırlamış olduğu resimlerden oluşan sergimizin açılışı 15 Nisan 2018 Pazar Günü Nar Sanat Sergi Salonunda gerçekleşecektir.

Resim sergimizin yanı sıra, müzik eğitmenlerimiz tarafından müzik dinletisi olacaktır. Hem resim sanatını, hemde müzik sanatını bir arada yaşayacağınız bu özel etkinliğimize katılım ücretsiz olacaktır.

Siz değerli sanat severleri hem resim sergimizi gezmeye, hem de eğitmenlerimizin sunacağı müzik dinletisine katılmaya davet ediyoruz.

Tarih: 15 Nisan 2018 Pazar
Saat: 18:00
Yer: Özel Nar Sanat Eğitim Kursu Sergi Salonu
Adres: İncirli cad. Kartaltepe mah. Kıbrıs Sok. Okan apt. No:6/1 ( Eski Town Center’in -Şuan Kemerburgaz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin karşısı-, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak)

Sergide resimleri yer alacak öğrencilerimiz:
Medet SAV
Eda DEMİR
Özge ABAY
Can ERDOĞAN
Banu ABALIOĞLU
Deniz COŞKUN
Fatıma BAŞ
Ayşe BAŞ
Nilüfer ANADOL
Nil Sevin ALAKENT
Elif Burcu YAŞAR
Deniz BAYDAR
Zeynep ŞİMŞEK
Ekin SAKARYALI

Yapılan araştırmalar çağdaş eğitim çerçevesinde gerçekleşen çalışmalarda okul öncesi eğitimcilerinin, ilköğretim ve müzik öğretmenlerinin, çocuklarla ilgili bazı temel etmenleri mutlaka göz önünde bulundurması gerektiğini ortaya koyuyor.

Bunların arasında oyundan aldıkları keyif, yaratıcılık ve hayal gücü, duygusal dünya, öğrenmeye açık olma ve algılama becerisi, kendi bedenlerinden ve duygularından aldıkları zevk ile diğer çocuklarla ve çevreleriyle ilişkiye geçme isteğinin bulunduğunu işaret eden uzmanlar, bu anlayışın içinde “herkes için müzik” önerisinin bulunduğunu dile getiriyor.

Ayrıca uzmanlar kısa ritimler ile kolay biçimlerden oluşan geniş bir kesimi kucaklayan ve her bireyim yapabileceği sınırlar içerisinde kalan müzik çalışmalarının, çocuklar için tamamlayıcı özellik oluşturduğunu kaydediyor ve mutlaka çocukların erken çocukluk döneminde müzik ile haşır neşir olmasını tavsiye ediyor.

Çocuğun dünyayı keşfetmek ve tanımak için ilk kullandığı aracın bedeni olduğunu belirten uzmanlar, müzik çalışmaları için “temel dans”ın çocukların ilk etkinlik kaynağı olduğunu vurguluyor.

Bizlerde Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak çocuklarımızı Müzik ile buluşturuyoruz. Ayrıca Bakırköy’de bulunan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Özel Nar Sanat Anaokulumuz ile çocuklarımıza okul öncesi eğitiminde mutlaka temel dansın, müziğin ve sanatsal faaliyetlerde yer almasını sağlıyoruz.

Hepimiz daha uzun süre yaşamak isteriz değil mi? Hatta bunun için kimimiz sağlıklı beslenir, kimimiz spor yapar. Böylece hem yaşam kalitemiz yükselir, hemde daha sağlıklı olur ve uzun yaşarız.

Londra Üniversitesi tarafından yapılan bilimsel bir araştırmaya göre yoga yapmak ve yürüyüşe çıkmaktan daha çok yaşam kalitesini arttıran bir şey daha keşfedildi: Konsere Gitmek!

Hani hep derler ya, “Müzik ruhun gıdasıdır” diye, bu araştırma bu cümleyi de doğrular nitelikte olmuş diyebiliriz. Müzik yaşam kalitenizi arttıran bir eğlencedir. Müzik konserleri ise vazgeçilmezlerimizdendir. Tabi dinlediğiniz tarza göre değişiklik gösterebilir ama genel anlamda müzik dinlemek kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar. Konsere gitmek ise kendimizi çok daha iyi hissetmemize neden olur.

Bilim insanları da ‘müzik ve kendinizi iyi hissetmek’ arasındaki bağı araştırmaya devam ediyor. Konuyla ilgili Londra Üniversitesi’nin yaptığı son araştırmaya göre konsere gitmenin insan üzerindeki olumlu etkisi yoga yapmaktan ya da yürüyüşe çıkmaktan çok daha fazla.

Müziğin insan beynine etkisi araştırılırken mutluluk hormonu salgılamaya neden olduğu ve yaşam süresini uzattığı daha önce yapılan bilimsel çalışmalarla ispatlanmıştı. Londra Üniversitesi ise katılımcılarla gerçekleştirdikleri araştırmalar neticesinde benzer sonuçlara ulaştı. Araştırmadaki katılımcılar 20 dakika yoga yaptıklarında modları yüzde 10 artarken 20 dakika müzik dinlediklerinde modlarının yüzde 21 arttığı görüldü. Yürüyüşe çıkanlarda ise bu oran yüzde 7’de kaldı.

İyi müzik dinleyerek yetişen çocukların doğru bir kişilik geliştireceğini, niteliksiz müzik ile büyütülen çocukların ise dengesiz bir kişiliğe sahip olacağını savunan Aristoteles’e göre, jimnastik bedenin eğitimi ise müzikte ruhun eğitimidir.

Uzmanlara göre sanat dalları arasında müzik eğitimi, erken yaşta başlayan ve eğitim süreci en uzun süren eğitimdir.

Japon eğitmen Schinici Suzuki tarafından bulunan yöntemde iki yaşında minyatür çalgılarla kemana başlayan çocuklarda, notaya bağlı olmaksızın hızlı eğitim ile çok çabuk ilerleme gösterdikleri saptanmıştır.

Suzuki’ye göre her çocuk bir çalgı çalmayı başarabilecek kapasiteye sahiptir.

Önemli olanın yöntem yaklaşımı olduğunun altını çizen Suzuki, öncelikle çocuğun boyuna posuna göre seçilen çalgıların, çocuğun büyümesiyle birlikte daha büyük ölçülere varabileceğini ifade ediyor.