Pandemi kaynaklı kapanmaların sonuna doğru hızla gidiyoruz.

Biliyoruz ki siz ve çocuklarımızla birlikte evlerimize hapsolduk. Bu gerek velileri gerekse çocuklarımızı çok yoğun şekilde etkiledi. Büyükleri dahi bu kadar etkileyen pandemi elbette ki çocuklarımızı daha çok etkiliyor.

Oluşan baskı ve depresyondan kaçmanın en ideal yöntemlerden biride bir uğraş , hobi edinmek bu bağlamda Nar Sanat artık sizlerin hizmetinde. 12 yıllık birikim ve tecrübe ile sanatın tüm dallarında sizler için hazır.

Yetkin eğitmenler ile düzenli bir eğitim almak veya çocuklarımıza sanat dersi aldırmak istiyorsanız yapmanız gereken tek şey telefonla randevu almanız.

Tanışma dersine katılarak gerek kurumumuzu, gerekse eğitim yöntem ve şekillerini öğrenebilirsiniz. Misafirimiz olmak için 0212 570 80 68 veya 0530 80 71 80  nolu telefonlarımızı aramak için lütfen tereddüt etmeyiniz.

ÖZEL DERSLERİMİZ (Müzik derslerimizin tamamı birebir özel derstir.)

(Güzel sanatlar Liselerine ve Müzik öğretmenliği hazırlık sınavı ile LCM sınavlarına hazırlık kursları)

 

 

GRUP DERSLER (Grup derslerimizde sayı sınırlaması vardır. Derslerimiz Mini gruplarla yapılmaktadır)

 

Not: Dans dersleri özel olarak da verilebilmektedir.

 

 

Bugün 27 Mart Dünya Tiyatro Günü…

Tiyatro deyince ilk anda sadece Oyuncular gelir akla. Oysa tiyatro bir ekip işidir ön planda elbette ki oyuncular var fakat oyun sergilenmeden önce ve sergilenme esnasında arkada emek verenleri de bilmek hatırlamak ve hatırlatman görevimiz.

Tiyatro; Yönetmen, oyuncu, dekor ve ışıkçısı zaman zaman makyözleri ile bir bütündür.

Bu bütünlük içinde, zannediyor musunuz pandemi döneminde sadece oyuncular zorluk çekti? Hayır elbette. Biz biliyoruz sizlerde lütfen tekrar düşünün, sahneden başka geliri olmayan yukarıda saydığım sahne emekçileri dışında, elbette salon çalışanlarını da unutmamız gerekiyor.

Bir gün her şey normalleşecek şimdi değilse de enazından o zaman arada bir teşekkür edelim. Çünkü pandemi süresince kim aç, kim yoksun biz iyi biliyoruz, sizler de artık bir düşünürsünüz değil mi?

Çünkü bu saydığım mesleği yapanların çok büyük kısmı devlet desteğinden yoksun kaldı.

Biliyoruz tiyatrolar elden geldiğince dijitate taşınmaya çalışıyor ve sizlerde biliyorsunuz ki en güzeli sahneden izlemek ama malum şartlar hepimizi tedirgin ediyor ve biliyoruz ki dijitale taşınan oyunları da izliyorsunuz!

Birçok sanatçı bildiri ve açıklamalar yapıyor ve asıl duyması ve duyuyoruz fakat asıl duyması gerekenler ne yazık ki kapı-duvar!

 

Bugün dünya tiyatro günü ve bir kez daha yazalım BUGÜN 27 MAYIS VE DÜNYA TİYATRO GÜNÜ!

 

İstiklâl Marşı, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin millî marşı. Mehmet Âkif Ersoy tarafından kaleme alınan bu eser, 12 Mart 1921’de Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İstiklâl Marşı olarak kabul edilmiştir.

Bestesi Osman Zeki Üngör’e aittir. Orkestrasyonu Edgar Manas tarafından yapılmıştır.

Güftesi, Anadolu’da Millî Mücadele’nin devam ettiği sırada Mehmet Âkif Ersoy tarafından kaleme alınmış şiirdir. Şairin Kurtuluş Savaşı’nın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin yürekliliğine ve özverisine güvenini, Türk ulusunun bağımsızlığa, Hakk’a, yurduna ve dinine bağlılığını dile getirir.

 

Tarihçe

Türk Kurtuluş Savaşı’nın başlarında, İstiklâl Harbi’nin milli bir ruh içerisinde kazanılması imkânını sağlamak amacıyla Maarif Vekaleti, 1921’de bir güfte yarışması düzenlemiş, söz konusu yarışmaya toplam 724 şiir katılmıştır. Kazanan güfteye para ödülü konduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Burdur milletvekili Mehmet Akif Ersoy, Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin ısrarı üzerine, Ankara’daki Taceddin Dergahı’nda yazdığı ve İstiklal Harbi’ni verecek olan Türk Ordusu’na hitap ettiği şiirini yarışmaya koymuştur. Yapılan elemeler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda, bazı mebusların itirazlarına rağmen Mehmet Âkif’in yazdığı şiir coşkulu alkışlarla kabul edilmiştir. Mecliste İstiklâl Marşı’nı okuyan ilk kişi dönemin Milli Eğitim BakanıHamdullah Suphi Tanrıöver olmuştur.

Mehmet Âkif Ersoy İstiklâl Marşı’nın güftesini, şiirlerini topladığı Safahat’a dahil etmemiş ve İstiklâl Marşı’nın Türk Milleti’nin eseri olduğunu beyan etmiştir.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katılmış, 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etmiştir. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930’da değiştirilerek, dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922’de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuş, toplamda dokuz dörtlük ve bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yapmıştır. Üngör’ün yakın dostu Cemal Reşit Rey’le yapılmış olan bir röportajda da kendisinin belirttiğine göre aslında başka bir güfte üzerine yapılmıştır ve İstiklal Marşı olması düşünülerek bestelenmemiştir. Söz ve melodide yer yer görülen uyum (Prozodi) eksikliğinin (örneğin “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” mısrası ezgili okunduğunda “şafaklarda” sözcüğü iki müzikal cümle arasında bölünmüştür) esas sebebi de budur. Protokol gereği, sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde günümüzde İstiklâl Marşı olarak söylenmektedir.

Metni

İSTİKLÂL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl…
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâ-mahrem eli.
Bu ezanlar -ki şehadetleri dînin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

MEHMET AKİF ERSOY

 

Marmara Üniversitesi bünyesinde Prof. Dr. Ece Karşal tarafından kurulmuş olan Marmara Flüt Orkestrası olarak, İstanbul Esenler Belediyesi işbirliğiyle gerçekleştirilecektir.  “Amatörler İçin Flüt Yarışması 2021”i sizleri bekliyor!

Marmara Flüt Orkestrası 2015 yılında Flüt Sanatçısı ve Eğitimcisi Prof. Dr. Ece Karşal tarafından kurulmuştur.

Prof. Dr. Ece Karşal

        Prof. Dr. Ece Karşal

Marmara Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi’nin desteği ile  enstrümanlar temin edilmiş ve 2015’in Kasım ayında orkestra çalışmalara başlamıştır. Türkiye’nin flüt ailesinin tüm üyelerini barındıran ilk orkestrası olan Marmara Flüt  Orkestrası’nda farklı yaş kategorilerinde profesyonel flüt sanatçıları,  öğretmenler, ileri düzeyde flüt çalabilen amatör flütistler, ilk, orta, lise ve  üniversite düzeyinde olmak üzere farklı eğitim seviyelerinde branşı flüt olan seçilmiş müzik öğrencileri  görev almaktadırlar. Marmara Flüt Orkestrası, kısa sürede önemli başarılara imza atmıştır. Grup, yurt içi ve dışında seçkin konser salonlarında konserler vermiş ve kısa bir süre içerisinde 2016 yılında Uluslararası Nefesli Sazlar Festivali’ne katılma hakkı kazanarak 3 Türk bestecinin Marmara Flüt Orkestrası için yazmış olduğu eserlerin uluslararası platformda ilk seslendirilişlerini gerçekleştirmiştir. Türk bestecilerinin eserlerini seslendirmek ve tanıtmak orkestranın hedefleri arasındadır.

Orkestra, 2018 yılının Temmuz ayında Bulgaristan’da gerçekleştirilmiş olan Uluslararası Gençlik Festivali’nde ülkemizi temsil ederek “Klasik Müzik –Orkestralar” Kategorisi’nde 1. lik ve Festivaldeki “En Profesyonel Grup” ödüllerinin sahibi olmuştur. 7 Nisan 2019 Tarihinde Polonya’da düzenlenmiş olan Avrupa Flüt Toplulukları Festivali’nde ülkemizi temsil ederek iki konser gerçekleştirmiştir. Bu festivalde Marmara Flüt Orkestrası için bestelenmiş olan Rahşan İzmirli Oğuz’a ait “Uyanış” isimli eserin Dünya prömiyeri gerçekleştirilmiştir.  Topluluk 1 Şubat 2020 tarihinde Flutissmo Festivali kapmasında  Fransa’da  Mauricio Lozano yönetimindeki “Flûtes d’Azur” ile ortak bir konser gerçekleştirmiştir. Konserde Türk bestecilerinin eserleri ve düzenlemelerinden oluşan bir program seslendirilmiştir. Marmara Flüt Orkestrası, çalışmalarına Marmara Üniversitesi bünyesinde devam etmektedir.

Yarışmaya ait tüm detaylara afişlerden görebileceğiniz gibi aşağıdaki linklerden de takip edip iletişime geçebilirsiniz.

 

MARMARA FLÜT ORKESTRASI İLETİŞİM:

WEB SİTESİ:

AMATÖRLER İÇİN FLÜT YARIŞMASI 2021

INSTAGRAM: 
https://www.instagram.com/marmaraflutorkestrasi/
FACEBOOK:
https://www.facebook.com/marmaraflutorkestrasi/

TWITTER:  

YOUTUBE: 
https://www.youtube.com/channel/UCFEBvjLv-INHc7q264gYdFA/featured

Atölyemizi size anlatmadan önce Müziğin çocuk üzerindeki etkilerine göz atmak konuyu daha netleştirecektir. Drama Nedir sorusunun cevabını ise LİNKE tıklayarak okuyabilirsiniz.

Bazen çocuğu en iyi anlama yolu sanattır! Çocuğumuzun gelişiminin her safhasında sanatı kullanmak mümkündür.

Şöyle ki; Hamilelikte başlayan süreçte anne karnında çocuğun, annenin kalp sesi ve ritmine olan aşinalığını o veya bu şekilde duymuşuzdur. Çoğumuz yetişkin olduğumuzda dahi belirli müzik ve seslerde daha sakin olduğumuzu, bazı müzik veya seslerde daha hareketli, bazılarında ise daha enerjik veya hüzün dolu hissettiğimizi fark etmişizdir. İşte tüm bunlar anne karından başlayan ve çocuğun dünyaya gelip, gelişim sürecinde maruz kaldığı ritmik ses ile duyguların arasındaki ilgidir.

Okulöncesi ve okul döneminde verilen müzik eğitimi, çocuklara bazı kavramların ve değerlerin kazandırılmasında oldukça etken bir yoldur.

Bunları sırasıyla kısaca ifade edecek olursak;

1.Ruhsal Bakımdan: Müzik/resim eğitimi, çocuğun psikolojik gelişiminde olumlu rol oynar. Sanat eğitimi yoluyla çocuklara, iyiyi, doğruyu ve güzeli kavratarak toplumsallaşması yolunda küçümsenmeyecek mesafeler alınabilir. Sanat eğitimi yoluyla ruhsal bakımdan doyum sağlayan çocuk, hem sağlıklı bir ruhsal gelişim hem de sağlıklı bir kişilik yapısı kazanma şansına kavuşmaktadır.

 2.Kültürel Bakımdan: Sanat dalları bir anlatım yoludur, anlatım ise dil ile gerçekleştirilir. Örneğin; Müziksel anlatım, ancak müzik diliyle ifade edilebilir. Resim de çizimler ile. Sanatın, insanın ortak dili olması özelliğinden dolayı çocuğun kendi ülkesi ve başka ülkelerde yaşayan insan topluluklarını ve onların kültürlerini anlayarak evrensel kültürün temelleri oluşturulur. Kitle iletişim araçları yoluyla, insanların duygularını ifade etmede ve farklı toplumların kültürel özelliklerini yansıtan başta müzik

olmak üzere sanatın tüm dallarıyla dinlenmekte, izlenmekte ve paylaşılmaktadır. Bu açıdan, müziğe /resme kısaca sanatların tümü bir kültür aktarması olarak da bakılabilir. Çocuk kendi kültür ve geleneklerini müziği ve danslarıyla tanır, diğer sanat dallarıyla birleşerek milli duyguları gelişir.

Bir kültür ürünü olarak örneğin müzik, içinde filizlendiği toplumun tüm kültür öğelerini taşır ve bunları sürekli biçimde geleceğe iletir. Bu yönüyle müzik geçmişle gelecek arasında bir bağ kurar ve kuşakları birbirine bağlar. İnsanın yapısı ve yaradılışı gereği müzik, hoşlanma, keyif alma, neşelenme aracı olmanın çok ötesinde, insan için çok daha derin, köklü, kapsamlı ve anlamlı ilişkiler ifade eden bir yaşam biçimi, bir kültür ürünüdür. Eğitimin diğer safhalarında olduğu gibi, okulöncesi ve sonrası müzik kısaca sanat eğitimi, çocuğa o ülkenin kültür değerlerini kavratarak toplumsallaşma sürecinde önemli bir rol oynar.

3.Sosyal Bakımdan: Okulöncesi ve okul döneminde sanat eğitimi, çocuğa diğer çocuklarla beraberce mutlu yaşama alışkanlığını kazanmada yardımcı olur. Her çocuk çeşitli sanat etkinliklerinde yer aldığında, gerek şahsen ve gerek sorumlu bir üye olarak yaptığı bireysel ve grup çalışmalarında, bu amaca doğru yönelecektir. Bunun neticesi olarak da çocuk sosyalleşecektir. Çocukların toplumsal etkinliklere katılma deneyleri oldukça azdır. Müzikal ve sanatsal etkinlikler, çocuğa toplumsal ve sosyal bir ortama sokarak ferdi, grup ve toplu iş yapmalarını sağlayacağından, toplumsal etkinliklere katılma deneyleri artacaktır. Grup ve toplu çalışmalar çocuğa, toplu çalışma, düzenli ve disiplinli olma, çevresine uyum sağlama ve birlik içinde mutlu yaşama alışkanlıklarını kazandıracağından, çocuklar sosyalleşme sürecine gireceklerdir.

4.Zekâ Gelişimi ve Anlayışı Bakımından: Okulöncesinde ve okul döneminde yapılacak sanat eğitimi, çocuğa yaşamı algılama, yorumlama, yaratıcılık ve düşünme sistemini geliştirme ve eğitme konularında etkili olacaktır. Okulöncesinde ve okul döneminde verilecek zengin bir sanat eğitimi, çocukların sanat anlayışlarının ve yeteneklerin gelişmesine yardım edeceği gibi, karşılaşacakları problemlerin ve olayların nedenini anlamada kolaylık sağlayacağı kabul edilebilir bir varsayımdır. Ayrıca yaşantıları da kademeli olarak geliştirilecek şekilde düzenlenirse daha iyi bir sanat anlayışı kazanacakları düşünülebilir. Müzik, resim,  sanat eğitiminin temel öğelerinden ikisi olup, zihinsel süreçlerin de bir ifadesidir.

Müziğin bu bağlamda etkisini kısaca şu şekilde aktarabiliriz: Çocuklar, iç dünyalarında yaşadıklarını zaman zaman sözcüklerle anlatmada güçlük çektiklerinde müziği araç olarak kullanırlar. Müzik dinleyen çocuk, sessiz olmayı, dikkatini yoğunlaştırmayı ve müzik dinleyenlere sessiz kalarak saygı göstermeyi, sesleri tanımayı ve ayırt etmeyi öğrenmektedir. Farklı zamanlarda dinlediği müzikleri hatırlaması, dinlediği müzikte konu anlatıldığında konu ile müzik arasında neden-sonuç ilişkileri kurması, böylelikle bilişsel süreçlerin desteklenmesi sağlanmaktadır.

Buradan hareketle müzik i resim ve dramayı aynı çatı altında bir atölyede ilişkilendirerek çocuğumuzun iç sesinin,  görsele dönüşüp oradan bedene yansımasını hedefliyoruz.  Bu sayede neler elde edeceğimizi aşağıda bulabilirsiniz.

NELER YAPACAĞIZ!

1.      Çocuklarımıza;  Klasik Müzik dinleterek, onlarda oluşan duyguları resim ile önce kağıda yansıtmalarını ve bu sayede duyguların aslında her iki sanat türü ile nasıl iç içe geçtiğini göstermek. Aynı zamanda notaları her bir rengi nasıl yansıttığını kendi duyguları ile ifade edilebileceğini kavramış olacak.

2.      Dinletilen Klasik Müziğin çocuğumuzda ne hissettirdiğini ve bu duygunun vücudunu kullanarak nasıl ifade edebileceğini drama yolu ile aktarmak ve gözlemlemek.

Çocuğumuza bir eser dinletilir ve bu eserin onda uyandırdığı hisleri belirli bir süre doğrultusunda, grup içersinde nasıl bir oyuna dönüşebileceğini, kendi yaklaşımı ile ifade edilmesi sağlanır.

 

3.      Tabi sadece bu değil bunun yanı sıra kısa kısa bilgiler şeklinde gerek resim gerekse müzikle ilgili belirli dönemlerden (Barok dönem, Rönesans dönem vs) belirli Klasik müzik bestecileri hakkında bilgiler verilir aynı dönemler için resim sanatı hakkında da küçük aydınlatıcı anlatımlar ile desteklenir. Kim bilir, bu bilgilerin daha da akılda kalıcılığını artırmak için bekli de çocuklarımızın ilgisini çekebilecek ufak dedikodularla eğlenceli hale getirilir? Elbette bu uygulamalar ve anlatımlar slaytlar ile desteklenerek çocuklarımıza aktarılır.

 

Yazan : G.B. Su ÖZCAN

Kaynakça

 

-Akkaş Salih, Türkiye’de Cumhuriyet dönemi kültür ve müzik politikaları (1923-2000)- Yayın Yılı : 2015-Yayınevi : Sonçağ Yayınları

-Uçan, Ali, İnsan ve Müzik-İnsan ve Sanat Eğitimi, Müzik Ansk. Yay., Alf Matb., Ankara, 1996,

– Canbay, Murat Can, Okul öncesi Müzik Kurumlarında Müzik Eğitimi, 1.Ulusal Müzik Bilimleri Sempozyumu Bildirileri, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yayınları No:23, İzmir, 1984,

Pandemi sürecinde sürekli olarak duruma göre değişen süreç yavaş yavaş netleşiyor. (!)

Elbette kendi arasında birlik olmayan/olamayan Özel Kursların durumu meçhul. Bildiğiniz üzere özel kurslar yönetmeliklere göre neredeyse özel okullarla aynı yönetmeliklerde denetim, teftiş ve ceza uygulamasına tabii olurken Ücret, tahsilat Pandemiden dolayı açma ve kapanmalarda farklı uygulamalara maruz kalmasının yanı sıra örneğin; Özel Okulların öğretmenleri toplu taşıma araçlarından indirimli faydalanırken Özel Kurs Öğretmen,Usta ve uzman öğreticileri bu uygulamaya dahil edilmemektedir.

Üvey evlat muamelesi gören Özel Kursların rakibi ne yazık ki M.E.B. Bağlı diğer kurslar değildir. Öncelikle yasal boşluktan faydalanan “Kaçak ve denetimden uzak kurslar ve farklı adlarla kurs açan Üniversiteler, Özel okullardır. Bu devasa yapılar her türlü devlet koruma teşvikinden faydalanıp adil olmayan rekabet içerisine sokulan ve ayakta kalmaya çalışan, kısıtlı imkanlarla istihdam yaratıp, halkla sanatı buluşturan ve her türlü  yönetmelik baskısına maruz bırakılan kursların ve çalışanlarının  durumu kimse tarafından dikkate alınmamakta adeta yok sayılmaktadır. Özellikle Özel Kursların öğrencilerinin % 80 gibi bir oranı HAFTA SONLARI kurslara devam etmesinden dolayı ne yazık ki çok zor durumdalar ve bu konu ile ilgili herhangi bir girim ve açıklama hala hazırda yok. Durum hakkında fikri ve zikri olanda hala hazırda yok.

Yok sayılan M.E.B. Özel Kursları her şeye rağmen siz öğrencilerini özledi.

Sayın Bakanın açıklaması şu şekilde.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yüz yüze eğitime geçiş sürecinin ayrıntılarına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Bakan Selçuk, “15 Şubat pazartesi günü eğitime başlıyoruz. Köy okullarımızı tüm sınıflarda yüz yüze ve tam zamanlı olarak açıyoruz. Okul öncesine verdiğimiz önem bellidir. 15 Şubat’ta tüm bağımsız anaokullarımızı da açma kararı verdik. İlkokullarımız açılması kararını verdik, haftanın 2 olarak devam edecektir” dedi. Bakan Selçuk, “Öğrencilerimizin okullarımızda yüz yüze eğitime katılımları velilerimizin kararına bağlı olacaktır. Bu durumda çocuklarımız uzaktan eğitime devam edecek, devamsızlık sayılmayacak” açıklamasını yaptı.

 

İşte Bakan Selçuk’un açıklamalarından öne çıkanlar:

Türkiye’nin salgın tedbirleri açısından eğitim alanındaki uygulamalarıyla dünyada örnek gösterilen ülkeler arasında olduğu belirtmek isterim. 23 Mart 2020 tarihinden bu yana olağanüstü bir performans sergiledik. Tüm öğretmenlerimize ve sabırla bize destek veren velilerimize teşekkür ediyorum.

15 Şubat pazartesi günü eğitime başlıyoruz. Köy okullarımızı tüm sınıflarda yüz yüze ve tam zamanlı olarak açıyoruz. Okul öncesine verdiğimiz önem bellidir. 15 Şubat’ta tüm bağımsız anaokullarımızı da açma kararı verdik. İlkokullarımız açılması kararını verdik, yine seyreltilmiş şekilde haftanın 2 günü olarak devam edecektir.

1 Mart tarihinde sınav dönemindeki öğrencilerimiz de tam zamanlı olarak açılacak. Sokağa çıkma kısıtlaması olan gün ve saatlerde öğrencilerimiz izinli sayılacaktır.

Öğrencilerimizin okullarımızda yüz yüze eğitime katılımları velilerimizin kararına bağlı olacaktır. Bu durumda çocuklarımız uzaktan eğitime devam edecek, devamsızlık sayılmayacak.

ÖĞRETMENLERİN AŞI PLANLAMASI

Yüz yüze eğitime başlayan öğretmenlerimiz için şubat ayı içinde aşı planlaması yapılmaktadır.

Önümüzdeki süreçte farklı sınıf düzeylerinde il bazlı olarak yüz yüze eğitime başlanması kararları alınabilecektir.

Alınan kararın başarıya ulaşabilmesi ve öğrencilerimizin tamamının yüz yüze eğitime geçebilmesi, salgının seyrinin düşüşüne bağlı… Hepinize teşekkür ediyor, dikkat ve özeninizi rica ediyorum.

Hatırlarsanız geçen günkü yazımızda ; “Evlerimize hapsolduğumuz Pandemi günlerinde sanata biraz daha yakınlaşmamız ve bilgi dağarcığınıza az da olsa” aaaa bu o eser değil mi?” demenizi sağlamak için, zaman zaman bilindik veya pek bilinmeyen bir takım sanat eserleri hakkında kısa kısa bilgiler vermeye çalışacağız.”  demiştik.

Dolaysıyla Sanata yolcukta bu günkü konuğumuz; Rembrandt – Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi

Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi, Rembrandt’ın 1632 yılında, yağlı boya ile tuval üzerinde çizmiş olduğu tablosudur. Eser Mauritshuis Müzesi’nde sergilenmektedir. Tabloda o dönem yılda sadece bir kere düzenlenen anatomi dersi resmedilmiştir.

Tabloda tahta ince uzun bir masa üzerinde yatan kadavra dışında, 8 kişi daha yer almaktadır. Bu kişilerden ikisi dışındakilerin kıyafetleri gri ve  soluk mor renktedir. Resmin ön tarafında yer alan iki kişinin kıyafetleri ise koyu siyahtır. Hepsi üzerine pelerin giymiş ve tüm boyunlarını çevreleyen beyaz yuvarlak yakalık takmıştır. Hepsinin yüzü  ince, sivri ve sakallıdır. Olay bir anatomi dersi olsa da tabloda cerrahi aletler ve kan yoktur. Tablonun sağ alt köşesinde açık bir kitap dikkat çeker. Tablonun merkezinde kadavra yer almaktadır. Cesedin yüzü ona eğilen kişiden dolayı kısmen gölgelidir. Kadavranın vücudu bembeyazken ayaklarının parmakları ise kararmıştır. Üzerinde sadece cinsel bölgesini örten beyaz bir örtü vardır. Kadavranın sol kolunun derisi tamamen soyulmuş kırmızı kasları görünmektedir. Doktor Tulp bu kaslar üzerinde dersi anlatırken cerrahlar  onu dikkatlice takip etmektedirler. Elinde ameliyat makası vardır. İki kişi kadavraya doğru eğilmişken, diğerlerinin bazısı oturur pozisyonda, bazısı ayakta ama hepsi kadavranın etrafındadır. Doktor Tulp’un yanındaki kişi aynı zamanda elindeki notları takip etmektedir. Arka plan flu taş oymalı bir iç mekandır ve kemerli duvarın üzerindeki panoda bulunan çok silik Rembrandt 1632 yazısı aslında ressamın tabloya imzasıdır.

 

Kaynakça ve daha fazlası için : https://konusanmuze.com/?p=259

Kültür ve Turizm Bakanlığı Yunus Emre Enstitüsü, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele sürecinde, müzisyenleri teşvik etmek amacıyla proje başlattı.

Bakanlığın müzik sektörü çalışanlarına yönelik destek projesi çağrısının başvuru detayları ve başvuru alacak dernek isimleri, Yunus Emre Enstitüsünün (YEE) internet sitesinde yayımlandı.

“Müzik Susmasın” sloganıyla başlatılan proje ile salgın döneminde müzik sektöründe sanatını icra etme ve çalışma imkanı azalan sanatçıların ve sektör çalışanlarının üretim yapmalarının teşvik edilmesi amaçlanıyor.

Proje çağrısına göre, haftalık veya günlük yevmiye ücretiyle çalışan ve herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar başta olmak üzere, işini kaybeden veya işleri durma noktasına gelen ses ve enstrüman sanatçıları ile sektör çalışanlarının projeye katkıları karşılığında ödeme yapılarak desteklenmeleri ve aynı zamanda üretilen eserlerin geleceğe aktarılması için dijital bir arşiv oluşturulması sağlanacak.

Projeye başvurular, 16-25 Aralık tarihlerinde alınacak. Proje kapsamında sunulacak kayıt için net 1000 lira olmak üzere, açılması planlanan sonraki çağrı programlarına dahil olunması suretiyle en fazla 3 bin lira destek verilecek.

Projeye başvurmak isteyenlerin 16 Aralık’tan itibaren “www.muziksusmasin.com” adresinde yer alan başvuru formunu doldurması, YEE’nin internet sitesinde de isimleri yayımlanan kendisine referans olacak STK’yi seçmesi ve eserin video kaydını “www.muziksusmasin.com” adresindeki ilgili bölüme en geç 25 Aralık’a kadar yüklemesi gerekiyor.

Başvuru yapmak için STK’lere üye olma şartının bulunmadığı ve projenin hiçbir aşamasında herhangi bir başvuru ücreti ve benzeri ödeme ile masrafın alınmayacağı bildirildi.

Destek almaya hak kazanan başvuru sahiplerine ocak ayından itibaren ödemeleri yapılmaya başlanacak projeyle ilgili detaylı bilgiye YEE’nin internet sitesinden ulaşılabilecek.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17. İstanbul Bienali, 11 Eylül-14 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Bienalin küratörlüğünü üstlenecek isimler belli oldu.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı‘ndan (İKSV) yapılan yazılı açıklamaya göre, 17. İstanbul Bienali‘nin küratörlüğünü Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh üstlenecek.

Bienal, çok sayıda kurum, kuruluş, uluslararası fon sağlayıcı ve fon kuruluşlarının desteğiyle düzenlenecek.

Ayrıntıların 2021 yılında duyurulacağı 17. İstanbul Bienali’nin Danışma Kurulu’nda Whitechapel Galerisi Direktörü ve küratör Iwona Blazwick, sanat tarihçisi ve yazar Ayşe Erek, Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi Artistik Direktörü ve akademisyen Yuko Hasegawa, 11. Berlin Bienali eş küratörlerinden Agustin Perez Rubio ile İstanbul Modern Sanat Müzesi Genel Direktörü, küratör ve sanat tarihçisi Levent Çalıkoğlu yer alıyor.​​​​​​​

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17. İstanbul Bienali, 11 Eylül-14 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Şanlıurfa’da, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan ve “tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe konulu fotoğraf yarışması düzenleniyor.

Haliliye Belediyesi, ilçe sınırları içerisinde bulunan, 12 bin yıllık tarihiyle tüm dünyanın gözünü üstüne çevirdiği Göbeklitepe’nin tanıtımına katkı sunmak amacıyla fotoğraf yarışması düzenlemeye karar verdi.

Göbeklitepe’nin önemine vurgu yapmak ve ulusal alanda tanıtımına katkı sunmak amacıyla gerçekleştirilen yarışmaya başvurular başladı.

Son başvuruların 31 Ocak 2021’de alınacağı yarışmanın sonuçları ise 3 Şubat 2021’de açıklanacak.

Yarışmanın birincisine 5 bin, ikincisine 3 bin, üçüncüsüne 2 bin lira ödül verilecek. Mansiyon olarak da 5 fotoğraf için biner liranın ödeneceği yarışmada, sergilenecek 50 fotoğraf için de 250’şer lira ödül dağıtılacak.

Ayrıca yarışma kapsamında Haliliye Belediyesi Özel Ödülü, Doğuş Yayın Grubu Özel Ödülü ve Hüseyin Büyükkırcalı Özel Ödülü de verilecek.

Fotoğraf yarışmasına katılmak isteyenler, detayları belediyenin sayfasından öğrenebilecek.

Haliliye Belediye Başkanı Mehmet Canpolat, Türkiye’nin her yerinden fotoğraf sanatına gönül vermiş sanatçıları Göbeklitepe’ye beklediklerini belirterek, yarışmada çok özel ve güzel fotoğrafların çekileceğine inandığını ifade etti.

Kaynak : https://www.sabah.com.tr/

Teke yöresinin illerinden Burdur’un Altınyayla ilçesinde bin yılı aşkın süredir icra edilen üflemeli sazlardan sipsi, Türk Patent ve Marka Kurumunca coğrafi işaret alarak tescillendi.

eke yöresinin merkezi konumundaki Burdur’da eski adıyla “Dirmil” olan Altınyayla ilçesine özgü Türk Halk Müziği nefesli çalgısı sipsinin, tescillenmesi için Kaymakamlık öncülüğünde girişim başlatıldı.

Başvuruyu değerlendiren Türk Patent ve Marka Kurumu, Teke yöresi yürüklerine özgü, asırlardır süregelen bu kültürel mirasa, “Dirmil sipsisi” adıyla coğrafi işaret verdi.

Coğrafi işaretle tescillenen yöresel çalgıda, biri altında beşi ise üzerinde olmak üzere altı ses perdesi bulunuyor. Boyu ses aralığına göre 13 ile 28 santim arasında değişen sipsiye nefes veren iyi bir icracı 13 farklı ses elde edebiliyor.

Burdur’daki müzik geleneğine göre daha çok gurbet havalarında çalınan sipsi ile dokuz sekizlik, dokuz onaltılık ve iki dörtlük nota ölçüleriyle müzik yapılıyor. Sipsi, aralarındaki muhteşem uyumdan dolayı daha çok iki telli curayla birlikte çalınıyor.


Eskiden bölgedeki köy odası kültürünün de vazgeçilmezlerinden olan sipsi icrası, günümüzde de ustaları tarafından yaşatılmaya çalışılıyor. Yöre halkı, coğrafi işaret belgesiyle korumaya alınan sipsinin gelecek kuşaklara aktarılacak olmasının mutluluğunu yaşıyor.

TEKE YÖRESİNİN MÜZİK KÜLTÜRÜNDE YERİ AYRI

İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdullah Kılıç, yaptığı açıklamada, Teke yöresinde Burdur’un müzik kültüründe önemli yeri olduğunu söyledi.

Yörede halk müziğinde en çok sipsi, kabak kemane ve cura çalgılarının kullanıldığını belirten Kılıç, bu çalgılardan sipsinin Altınyayla (Dirmil) ilçesiyle özdeşleştiğini anlattı.

Burdur’un halk kültürü değerlerinden Ceviz ezmesi, Burdur şiş, Karamanlı cevizi, Karamanlı kişnişi ve Melli İnciri’nin de daha önceki yıllarda tescillendiğini dile getiren Kılıç, “Dirmil Sipsisi’nin de coğrafi işaretle koruma altına alınması halk müziği açısından son derece önemli oldu.” ifadesini kullandı.

“SİPSİYLE İKİ TELLİ CURANIN SES UYUMU MUHTEŞEMDİR”

Sipsinin coğrafi işaret alması için 2004’ten beri çalışma yürüten 52 yıllık sipsi ustası ve icracısı Hüseyin Demir (60) de usta çırak ilişkisiyle sipsiyi hem yapmayı hem de icra etmeyi öğrendiğini söyledi.


Altınyayla Kaymakamlığıyla Dirmil sipsisinin bütün özelliklerini belgelendirdiklerini belirten Demir, “Sipsideki 52 yıllık serüvenimde en son hedefim buydu, tescillendiği için kendimi çok mutlu hissediyorum.” dedi.

Türkçe’nin bilinen ilk sözlüğü olan Divan-ı Lügati’t Türk kayıtlarından edindiği bilgiye göre, sipsinin 920 yılında Dirmil ve Gölhisar taraflarında cura ve kopuzla çalındığını aktaran Demir, bu çalgının kökeninin Orta Asya’ya kadar uzandığına dikkati çekti.

Sipsinin bir Yörük çalgısı olduğunu vurgulayan Demir, “Yörüklerin çalgısı taşınması kolay olması için küçük olur. Cura da küçük Yörük çalgısıdır. Sipsiyle iki telli curanın ses uyumu muhteşemdir.” diye konuştu.

 

“ÇALDIKÇA SİPSİNİN SESİ GÜZELLEŞİR”

Demir, güçlü nefes ve diyafram istediği için diğer üflemeli çalgılara göre sipsi çalmanın daha zor olduğuna değinerek, şunları kaydetti:

“Sipsi su kamışından yapılır ancak her kamıştan olmaz. Ağızlık ve gövdenin birbiriyle uyumu iyi olması lazım. Çaldıkça sipsinin sesi güzelleşir, nefesin sıcaklığı, nemi kamışa işler. Sipsiye yurt içinden ve dışından oldukça ilgi var. Zaman zaman yurt içindeki ve dışındaki çeşitli müzik marketlere gönderiyoruz. İstanbul, İzmir, Antalya’dan çok yoğun talep oluyor. Almanya, İşveç, Japonya’daki müzik marketlere de gönderdik. Artık dünyadaki çeşitli müzik etkinliklerinde sipsi görülüyor.”

 

Kaynak : A.A.

 

Geçen ay ilk kez ABD’nin Utah eyaletinde ortaya çıkan ve Stanley Kubrick’in 2001: Space Time Odyssey filminden bir sahneyi andıran metal monolitlerin sayısı beşe yükselirken, geçen hafta California’da da ortaya çıkan metal yapımın gizemi çözüldü. Gerilla sanatı yaptıklarını açıklayan bir grup sanatçı, inşa ettikleri monolitin saldırıya uğrayıp yerine bir haç yerleştirilmesinin ardından duruma tepki göstererek bir duyuru yaptı. Ardından söz konusu monolitin yenisi tekrar aynı yerden yükseldi.

Geçen hafta ABD’nin California eyaletindeki Atascadero kasabasında  yer alan Pine Dağı’ndaki monoliti yapanlar ortaya çıktı. Bir grup sanatçı,  “Amerika Hiçbir Zaman Uzaylılara Ait Olmayacak” şeklinde slogan  atan bazı gençler tarafından   metal yapının kaldırılıp, yerine bir haç yerleştirilmesinin ardından Youtube’dan bir açıklama yaptı.

Wade MacKenzie adlı sokak sanatçısı, “Gerilla sanatı ortaya koymayı hedefledik. Ancak, kötü niyetli bir şekilde ortadan kaldırılınca monoliti tekrar yerine koymamız gerektiğini düşündük” ifadelerini kullandı. Bununla brilikte McKenzie, üç kenarlı yapıyı arkadaşları Travis Kenny, Randall Kenny ve Jared Riddle’ın yardımıyla inşa ettiğini söyledi.

ABD’nin Utah eyaletinde havadan yaban koyunu sayımı yapan milli park görevlileri tarafından 18 Kasım’da tesadüfen keşfedilen uzun ve parlak metal monolit, tüm dünyanın ilgisini çekmişti.

 

Bununla birlikte, adeta, “2001: A Space Odyssey” filminden fırlamış gibi görünen yapının kim tarafından ne zaman çöle yerleştirildiğine ilşkin araştırmalar sürerken, Utah Eyalet Arazisi Bürosu (BLM) geçen hafta sonu gizemli nesnenin ortadan kaybolduğunu açıklamıştı.  California’daki monoliti inşa edenlerden biri olan Travis Kenny, Utah’taki yapıyı gördüğünde, “İnsanların görmek için saatlerce yol kat ettiği şu sanat eserine bakın’ dedim. Romanya’da da ikinci bir monolit yükseldiğinde ise üçüncüsünü biz yapmalıyız diye düşündüm” dedi.

Sanatçılar, paslanmaz çelik kullanılarak yapılan 3 metre boyutundaki monoliti sadece birkaç saat içinde hazırladıklarını, ancak dağın zirvesine yeniden yerleştirine kadar 3 kilometre yürüdüklerini ve 400 metre tırmandıklarını ifade ederek, “Hepimiz neredeyse 50 yaşındayız. Bu durum 90 kilo ağırlığındaki bir cismi kilometrelerce taşıyacak kadar formda olduğumuzu bize kanıtladı” dedi.

Diğer taraftan McKenzie, “Monolitin aslında internette viral olacağına dair bir düşüncemiz yoktu. Şu anda insanların onu görmek için Los Angles ve San Francisco’dan geldiğini görmek keyif verici” diyerek, monolitin saldırıya uğramasının ardından Belediye Başkanı Heather Moreno ile görüştüklerini ifade etti. MacKenzie, Moreno’nun kendilerine monoliti kalıcı bir şekilde durabileceği bir yer önerdiğini sözlerine ekledi.

Ayrıca, The San Luis Obispo Tribune’ün bildirdiğine göre McKenzie ve arkadaşlarının yaptığından farklı olarak Atescadero kasabasında bir monolit daha ortaya çıktı.
Kaynak : ntv.com.tr