Fotoğraf

Fotoğraf konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. Fotoğraf konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. Fotoğraf konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri Fotoğraf konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Vahşi yaşam fotoğrafçısı Simon Dell, kimi zaman avını izleyen tilkinin, kimi zaman da yanına bile yaklaşamayacağımız aslanların fotoğraflarını çekmekte. Ancak Dell bu sefer sevimli bir işe imza attı ve evinin arka bahçesine yaptığı oyun parkındaki fareleri kaydetti.

Bahçede sebze meyve yetiştirirken ya da salıncakta sallanırken fare görseydiniz ne yapardınız? Yakalamak için kapan mı kurardınız yoksa besler miydiniz? Vahşi yaşam fotoğrafçısı Simon Dell, bahçesindeki fareleri gördüğünde çoğu kişinin aksine tercihini ikinci seçenekten yana kullandı.

Üstelik fareleri beslemekle kalmayarak onlar için arka bahçesine minik bir oyun alanı hazırladı. Oyun parkında farelerin fotoğrafını çeken Dell, yaratıcılığı ve iyilikseverliğiyle sosyal medyada yıldızı haline geldi.

“Fareler çok güvenilir hayvanlar ve onlara zarar vermeyeceğimi biliyorlar. Doğayı çok seviyorum, böylesine sevimli canlılar ile birlikte yaşamaktan çok mutluyum” diyen fotoğrafçı George, Mildred ve Mini isimlerini verdiği fare ailesini fındık ve meyvelerle besliyor.

Belgesel fotoğrafçılığına yeni bir soluk getiren Nick Hedges 1960’lı yılların politik sıkıntılarını fotoğraflarına dahil etmiş, fotoğrafçılığa yeni bir boyut getirerek toplumsal travmaları açığa çıkarmıştır. Hedges’in çalışmaları daha çok şehirden dışarı atılmış yok sayılmış halkın üzerine kuruludur. Sanatçı yoksul yaşamda olan halkı
fotoğraflarına dahil ederek dönemin politik sorunlarına bir nevi eleştiride bulunmuştur.

Nick Hedges, 1968’de Bradford’u fotoğraflayarak endüstri ve yoksul kesim arasındaki ilişkileri yansıtan görüntüleri kaydetmeye başladı. Kaydettiği görüntüler Britanya’da üç milyon kadar insanın karşılaştığı korkunç koşulları açığa çıkarmada önemli bir rol oynadı. Dışlanan kesim aynı zamanda, fabrikada ağır şartlarda çalışan insanlardı. Böylelikle modern yaşamın cüzzamlıları olarak görülen yoksul kesimin,  modern yaşamı ayakta tutan kişiler olduğu gerçeği gün yüzüne çıkmıştı.

ezine insanları yerleştirerek, konut krizini ve yoksul kesimin yaşam kalitesini yansıtması bakımından önemlidir. Fabrikaların arkasında belirlenmiş bir bölgede, küçük-tek odalı hayata tutunmaya çalışan insanların yaşamı, tarihsel bir gerçekliğin utancıdır. 

SHİRLEY BAKER

Shirley Baker, mizahi bir pathos yaratarak hızla yok olan, yıkık bir dünyayı kadrajına alan bir fotoğrafçı. Sanatçının, 1950’ler ve sonrasını anlattığı çalışmaları, özellikle işçi sınıfının günlük hayatını yansıtması bakımından önemlidir.  Nitekim bu fotoğraflar; savaş sonrası birçok Kuzey şehrinin manzara ve topluluklarını, radikal bir şekilde yeniden şekillendirecek olan, uzun vadeli ‘gecekondu’ temizleme programlarının yıkımına tanıklık eder.

Baker kuşatma altındaki toplulukların yoksulluğunu ve direncini belgelerken, bu durumu asla bir taraf olarak yansıtmaz.  Dönemi içinde sokak fotoğrafçılığı yapan nadir kadınlardan biri olan Baker’in fotoğrafları, özenle seçilmiş ve çerçevelenmiş gibi görünse de; içerisindeki özneler hareket halinde ve bağımsızdırlar.  Bu çerçevelemelere eklenen etkin parçalar;  evler, duvarlar ve onları saran kontrasttır.

“Tarih hakkında hiçbir şey bilmiyorum, sadece size neler olduğunu anlatıyorum.” Chris Killip

Chris Killip 1970’lerin sanayileşme sürecinin, İngiltere’nin kuzeyinde yaşayan topluluklar üzerindeki yıkıcı etkisini belgelemiş, sosyo-politik eşitsizlikleri yansıtarak kuşağının önemli fotoğrafçıları arasında yer almayı başarmıştır. Margaret Thatcher dönemini fotoğraflayan Killip,  uygulanan neo-liberal politikalar ve hükumetin kayıtsızlığı sonucunda yoksulluğa sürüklenen bir halkın trajedisini yansıtmıştır.

1964 yılında ticari fotoğrafçılıkta çalışmak için Londra’ya taşınan Killip, New York’ta Paul Strand ve Walker Evans’ın gerçekçi fotoğraflarını görüp etkilendikten sonra, ticari fotoğrafçılığı bırakıp belgesel fotoğrafçılığa yönelmeye karar verdi. İngiltere’nin kuzeyinde, ülkenin üç ana ağır sanayisinin (çelik işleri, tersaneler ve kömür madenleri) düşüşünü fotoğrafladı.  Petrol ve IMF krizleri, Kuzey İngiltere’deki yaşamın belirleyici koşulları haline gelmesiyle Newcastle’a yerleşmeye karar verdi. Kuzeydoğuda çekilen fotoğrafların çoğunda en çok dikkat çeken tema, üretim kasabalarının sekteye uğraması ve ülkenin bazı bölgelerinde ortaya çıkan sosyal dağılmadır.

Chris Killip; Man Adası’ndaki kömür madencilerini, lastik fabrikasında işçileri, günlük hayata sinen atmosferi, siyah-beyaz ve grinin tonlarıyla sanatsal, ancak gerçekçi bir üslupla yansıttı. Kuşkusuz bu görüntüler, tarihsel ya da sosyolojik olgudan çok daha fazla şeyin ifadesidir. Dramatizasyondan uzak olan görüntüler politik bir yıkımın eşiğinde, yaşama tutunmaya çalışan bireylerin;  hüznünü, umutsuzluğunu ve yok-oluşunu gözler önüne seriyor.

“Benim için insanlar fikirlerden önce gelir.” Chris Killip

Sokak fotoğrafçılığının tüm dünyadaki en coşkulu, en neşeli ve en bol ödüllü etkinliği olan Photo Maraton ülkemizde ilk defa 22 Eylül Cumartesi günü gerçekleşti.

Amatör ya da profesyonel bütün sokak fotoğrafçıları sirkeci garında toplandı. Fotoğraf severler Türkiye’nin usta fotoğraf sanatçılarıyla buluşma şansı yakaladı.

Tarihi garda tema ilanıyla beraber fotoğraf severler Eyüp-Tünel-Taksim üçgeninde İstanbul’u fotoğraflamak üzere yola düştü. Saat 12.00 da start alan yarışma saat 24.00’te katılımcıların fotoğraflarını teslimiyle birlikte sona erdi. Ülkemizin ünlü fotoğraf ustalarından oluşan jürinin değerlendirmesi sonucu Photo Maraton ödülleri sahiplerini buldu.

Photo Maraton nedir?

İstanbul’da fotoğraf gruplarının oluşumuyla gerçekleşecek olan Foto Maraton, fotoğraf tutkusunu yaşadığı şehrin tanıtımına katkıda bulunmak için kullanmak ve eğlenceli, ilginç ve fotoğrafa adanmış bir gün geçirmek isteyenlerin kaçırmayacağıbir etkinlik.

Herhangi bir dijital fotoğraf makinesine ve cep telefonuna sahip olan herkese açık olan yarışma; vatandaşları, arkadaşları, sevgilileri, fotoğraf tutkunlarını, turistleri, eğlenceli bir günde, kentteki yaşamın alternatif görüntüleri oluşturmaları için teşvik ediyor.

Photo Maraton 2 bölüm olarak gerçekleşir

Fotoğraf makinesi ile katılacaklar için olan etkinlik; 12 saatlik süre içinde, 3 istasyon dahilinde, her istasyonda 4 tema verilmek suretiyle, toplamda 12 saat 12 tema ve 12 fotoğraftan oluşuyor.

Cep telefonu ve tablet ile katılacaklar ise 4 saat zaman diliminde, 4 fotoğraf ile katılacaklar. Temalar yaratıcılığa açık olduğu yarışmada katılımcılardan İstanbul‘da zamanın ruhunu yansıtacak anların fotoğraflanması isteniyor. Her istasyonda 4 fotoğraf lideri ayrı ayrı temaları açıklayacak, çalışılacak temalar daha önce açıklanmayacak ve her bir fotoğraf lideri bir sonraki temayı bilmeyecek.

 

Havaili fotoğrafçı olan Christy Lee Rogers, tabloya benzeyen su altı fotoğraflarıyla adeta kendine hayran bıraktırıyor. Suyun altında ışıklandırılmış ve rengarenk kumaşlarla oluşturduğu konseptlerle dikkatleri üzerine toplayan Rogers’in yaptığı çalışmaların oldukça olağanüstü olduğu gözlemleniyor.

Havaili fotoğrafçı Christy Lee Rogers, su altında çektiği fotoğraflarıyla adeta barok dönemine ait yağlı boya tablolarını andırıyor. Rogers, Muses adını verdiği dinamik fotoğraf serisinde, su altı fotoğrafçılığının biraz çalışma ile oldukça güçlü olabileceğini gösteriyor.

Birbirleriyle bütün olmuş insanlar, iç içe geçmiş kumaşlar ve muhteşem ışıklandırma ile oluşan fotoğraflar, 17. yüzyıl tablolarının canlanmış versiyonları gibi görünüyor.

Rogers, fotoğraf çekmek için gece saatlerini tercih ediyor. Su altı fotoğraflarını ise havuzda çekiyor. Fotoğrafları çıkış kaynağını anlatan Rogers “Her gün benim son günüm olabilir. Eğer bugün yapabileceğim her şeyi yapmadığımı düşünürsem kendimi asla affetmezdim. Bu düşünce Muses serisinin temelini oluşturuyor ve benim için itici bir güç görevi görüyor” diyor.

 

 

İstanbul’a aşık 26 fotoğrafçının katılımıyla 2016 yılında gerçekleşen “İstanbul 365 Gün” Fotoğraf Projesi sergisi, 6 Mart Salı günü İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde açılıyor. Küratörlüğünü, alanında Türkiye’nin en önemli isimlerinden Coşar Kulaksız’ın üstlendiği sergi, 8 Nisan 2018 tarihine kadar 9:00-21:30 saatleri arasında gezilebilecek.

“İstanbul gibi büyülü bir şehir bir yıl boyunca fotoğrafla nasıl anlatılır?”

Fotoğrafçı Niko Guido’nun, Fotoğraf Gezginleri grubundaki arkadaşlarına yönelttiği bu sorudan yola çıkan 26 fotoğrafçı, tam bir yıl boyunca kendilerince İstanbul’u anlattılar.

İstanbul’u anlatabilmek için görünenin ötesine geçerek, milyonlarca insanın her gün, her saat, her an yaşadıklarına tanıklık ettiler ve öncelikle İstanbul’u anlamaya çalıştılar.

Vizörün arkasından İstanbul’u yaşarken doğal olarak kendilerini, kendi dünyalarını, kendi bakış açılarını yansıttılar.

Amaçları aynı olsa da, her bir fotoğrafçı kendi varoluş seçimleri üzerinden İstanbul’u belgeledi.

Bu belgeleri bir araya getiren kitap ortaya çıktığında, kitabın içinde zaman yolculuğuna çıkanlar bu şehrin büyüsünü kendilerince yaşasın istediler.

Ve şimdi, İstanbul için ilk ve tek olan bu önemli proje bir sergi ile karşımıza çıkıyor.

“İstanbul 365 Gün” fotoğraf projesi, kesintisiz olarak 2016 yılı boyunca İstanbul’da günlük, sıradan yaşamın içine girerek değişik kesim ve mekanlardan her gün ayrı bir hikaye anlatıyor.

Her fotoğrafçının kendi tercihiyle siyah-beyaz, renkli, dikdörtgen, kare gibi çeşitli formatlarda çekilen fotoğraflar, projenin yaratıcısı Niko Guido ve proje fotoğrafçıları tarafından değerlendirilerek seçilmiş ve sergide kronolojik sıra ile yer alıyor.

Kaynak: sozcu.com.tr

Türkiye’nin yeni nesil sanatçılarını İstanbul’da toplayan BASE sergisini 5 günde 10 binden fazla kişi ziyaret etti.

Galata Rum Okulu’nda yapılan BASE sergisinde toplam 20 ilden 31 üniversiteden 108 sanatçıya ait 116 yapıt yer aldı.

Serginin haricinde sanat dünyasının ünlü isimlerinden 75 ayrı kişiyi konuşmacı olarak ağırlayan BASE, büyük ilgi ile takip edildi.

Bu yıl mezun olan sanatçı adaylarının eserlerinin 23 kişiden oluşan uluslararası seçici kurulun değerlendirmesiyle, oluşturulan sergi 21-24 Aralık tarihleri arasında sergilendi.

Aralarında Agah Uğur, Alev Ebuüziya, Ali Kazma, Banu Çarmıklı, Gülsün Karamustafa, Hale Tenger, Mehmet Güleryüz, Murat Germen, Mustafa Taviloğlu, Refik Anadol, Taner Ceylan gibi isimlerin de arasında 75 konuşmacı izleyicilerle buluştu.

BASE’te baskı, cam, enstalasyon, fotoğraf, görsel iletişim tasarımı, grafik tasarımı, heykel, resim, seramik, Türk el sanatları ve video kategorilerinde, Türkiye’nin dört bir yanından 31 üniversiteden 108 sanatçı adayının 116 yapıtı BASE’de sergilendi.

Marmara Denizi’ndeki kirliliğe dikkat çekmek adına 28 yıl önce balıkadamlar tarafından denizin dibindeki atıkların toplanmasıyla başlayıp, sonrasında kirlilikle ilgili fotoğraf ve videoların çekildiği bir yarışmaya dönüşen çevre hareketi, bir festivale dönüşmüştü.

Bu yıl 17.’si 24 – 27 Ağustos 2017 tarihleri arasında düzenlenecek olan Uluslararası Marmara Su altı Görüntüleme Festivali’ne yurt içi ve yurt dışından çok sayıda su altına ve sanata gönül veren yarışmacı katılıyor. Yarışmacılar, dünya denizlerinde önceden çekmiş oldukları fotoğraflarını seçici kurula göndererek yarışacaklar.

Diğer taraftan 24. Marmara Su altı Fotoğraf ve Video Yarışması, çevre kirliliğine ve çevreye olan farkındalığı artırmak ve dikkat çekmek için sosyal sorumluluk projesi kapsamında yapılıyor. Türkiye Su altı Sporları Federasyonuyla akredite olan yarışmamız 26 Ağustos 2017 tarihinde Marmara Denizi Prens Adalarında yapılacak olup, yarışmaya 20’den fazla yarışmacı katılacaktır. Festivalimiz Türk Balıkadamlar Spor Kulübü Caddebostan Sahil Tesislerinde ve Caddebostan Sahili Etkinlik Alanında (Caddebostan Migros yanı) gerçekleşecektir.

Derya Bengi’nin imza attığı ”50’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük’, dönemin kültür sanat alanındaki gelişmelerini sözlük formatında birleştiriyor

Gazeteci ve araştırmacı Derya Bengi, 50’li yıllarda Türkiye’de ve dünyada kültür sanat alanındaki gelişmeleri bir sözlük altında birleştirdi.

Derya Bengi, “İkinci Dünya Savaşı’nın ortak acıları ve açtığı yaraların sızısıyla geçen bir önceki on yılın sonrasında bir uyanış, nefes alış, neşe ve refah dönemi” olarak tarif ettiği 50’li yılların Türkiyesi’nin bir sözlüğünü oluşturma amacıyla ‘50’li yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük’ adlı kitabını çıkardı. Kitabın alt başlığı olan ‘Şimdiki Zaman Beledir’ ise 50’li yılların popüler türkülerinden biri olan ‘Ha Bu Diyar’dan bir mısra. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan 370 sayfalık kitap 50’li yılların Türkiyesi’nin kitaplarına, filmlerine, şarkılarına, danslarına yer veriyor.

Kitap her ne kadar ’50’li yıllarda Türkiye’ başlığıyla çıksa da, o dönemde Türkiye’deki kültür sanatın büyük ölçüde Avrupa ve Amerika’dan etkilendiğini de göz önünde bulunduruyor ve 50’lerde Türkiye’de kültür sanat anlamında olan biten her şeye değinmeye çalışıyor.

Bengi, dönemi incelerken alfabetik bir sıralama yapmayı tercih etse de kitabın sonuna 50’lerin kronolojisini de eklemeyi unutmamış. Bu da, sözlükte okur için aradığını bulma kolaylığı sağlıyor. Kitap aynı zamanda döneme ait zengin bir görsel içeriğe sahip. Dönemin karikatürlerine, kartpostallarına, dergi kapaklarına, plak görsellerine, film afişlerine ve kült fotoğraflarına yüksek çözünürlükte yer verilmiş.

Koleksiyon kitabı gibi

Marilyn Monroe’dan Zeki Müren’e, dönemin politik olaylarından gece hayatına, dergilerinden sinemasına, Bazıları Sıcak Sever’den (Some Like it Hot) Yağmur Altında’ya (Singin’ in the Rain) kadar geniş bir çeşitliliğe sahip olan sözlük, koleksiyon kitabı niteliğinde.

Kaynak: MilliyetSanat

momiji-birthday-girl

İlk bakışta oyuncak gibi görünen Momijiler, aslında yetişkinler için koleksiyon ürünüdür. Bununla birlikte elbette herkes koleksiyon amaçlı almak zorunda değildir bu birbirinden sevimli bebekleri. Reçineden yapılan ve her biri tek tek elde boyanan bu bebekler Asya stilinden ilham almaktadır. Her birinin elle boyanması sebebiyle de, aynı modelden de olsa, birbirinin tamamen aynı iki adet Momiji bebek bulabilmeniz neredeyse imkânsızdır.

Yaklaşık 8cm boyunda olan Momijilerin alt kısmında mesajınızı iletebileceğiniz bir bölüm vardır. Bu ayrıntısı sebebiyle kendisine bir misyon da yüklenmiştir: Sevgiyi yay! Sevgilinize, arkadaşınıza, kardeşinize ya da kime isterseniz hediye edebileceğiniz bir Momiji’nin içerisine ekleyeceğiniz not ile hediyeniz daha da anlamlı hale gelecektir.

Momijilerin eski Japon bebekleri Kokeshilerin modern versiyonu olduğu söylenmektedir. Ancak elbette hem görünüm, hem de malzeme olarak birbirlerinden farklıdırlar. Ayrıca Momiji bebeklerin alt kısmında yer alan not yazabileceğiniz bölme de bu bebekleri Kokeshi bebeklerinden farklılaştırmaktadır.

Momiji bebekler hakkında bilinen bir yanlış ise Japon menşeli olduklarıdır. Ancak Momiji bebekleri bir İngiliz markasıdır ve 2005 senesinde 12 Momiji bebekten oluşan ilk koleksiyon yaratılmıştır. İlk olarak İngiltere’nin küçük bir kasabasında ufacık bir ofiste başlayan serüven şimdi global hale gelmiştir. Şu anda ise İngiltere, Avusturya, Malezya, Avustralya, Şili, Tayland, Almanya, Kanada, Slovenya gibi birçok ülkede yer alan tasarımcılar muhteşem ürünler ortaya çıkarmaktadır.

Momiji Nerede Satılıyor?

Momiji Türkiye distribütörü olan ByWonderland’in websitesinden Momiji siparişi verebileceğiniz gibi, Billstore’dan da Momiji satın alabilirsiniz. Billstore’un tek dezavantajı çok sınırlı sayıda modele sahip olmasıdır. Bu sebeple internet sitesinden, daha fazla seçeneğin arasından seçmek daha keyifli olabilir. Ya da ilk bebeğinizi Billstore’dan seçebilir, bağımlı olmanız durumunda ise ByWonderland’i takip edebilirsiniz.

Momiji edinmenin bir diğer yolu ise ByWonderland’in Instagram üzerinden düzenlediği yarışmaya katılmaktır. Her ay farklı bir hashtag ile açılan ve sonucunda 3 kategoride, kazanana Momiji bebek hediye edilen bu yarışma sayesinde Instagram’da binlerce Momiji bebekli fotoğraf yer almaktadır. Siz de Momijilerinizle orijinal ve sevgi yayan fotoğraflar çekebilir, sonucunda ise yepyeni bir bebeğe sahip olabilirsiniz.

Momiji Bebek Hakkında Bazı Bilgiler

  • Her bir Momiji bebeğinin farklı bir karakteri vardır ve hoşlandıkları şeyler de kendilerine özgüdür.
  • Momiji bebeklerin fiyatları genellikle 45 TL’den başlamaktadır.
  • Yılbaşı ya da sevgililer günü gibi özel durumlar için sınırlı sayıda ve duruma özgü olan Momiji bebekler üretilmektedir.
  • Geçmiş koleksiyonlara vintage momiji denmektedir ve bulunması zaman geçtikçe zorlaşmaktadır.
  • Momiji bebeklerinin altında mesaj saklama kısmı ve içinde de boş not kâğıdı yer almaktadır.
  • Momiji bebeklerini sevenlerin sayısı dünya üzerinde 200.000’i aşmıştır.
  • Önceki yıllarda üretilmiş olan bir Momiji bebek ne kadar popüler olursa olsun tekrar üretilmemektedir. Tam da bu sebeple koleksiyon bakımından değerlidir.

En Güzel Momiji Bebeklerinden Bazıları

Momiji Magique

momiji-magique

Momiji Birthday Girl

momiji-birthday-girl

Momiji Pinku

momiji-pinku

Momiji Lucky

Momiji Lucky

Momiji Frank Seymour Limited Edition

Momiji Frank Seymour Limited Edition

indian
Hindistan’ın Bombay şehrinde düzenlenen Indian Cine Festivali’nden Jüri Özel Ödülü’yle dönüyor

Farklı ülkelerde açtığı uluslararası sergilerle ve avant-garde, belgesel, animasyon, klip, video-art ve deneysel film gibi çeşitli türlerde ödüllü kısa filmleriyle tanınan yönetmen ve senarist Ozan Adam’ın uzun metraj filmi “Körler / Jaluziler İçin”, Hindistan’ın Bombay şehrinde düzenlenen Indian Cine Festivali’nden Jüri Özel Ödülü’yle dönüyor. Kült, animasyon, kopya veya komedi olmayan uluslararası ödüllü İlk Uzun Metraj Türk Bilim Kurgu Filmi olarak Türk sinema tarihine geçen “Körler / Jaluziler İçin” filmi Türkiye’de ilk kez 33. İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşmuş ve film eleştirmenlerinin büyük beğenisini kazanmıştı.

indian

 

“‘Turist Ömer’ ve ‘Badi’ gibi kült motiflerin ötesine geçemeyen bilimkurgu üretimimiz, nasıl örneklerle karşılarsa karşılaşsın ‘yenilikçi’ olarak addedilebilir. “Körler-Jaluziler İçin”, bu avantajdan faydalanırken, Soğuk Savaş atmosferinde geçen ‘deneysel-gerilla dolgu bellek bilimkurgusu’ şablonuyla yol alıyor. Böylece bağımsız ruhuyla yerli bilimkurgu tarihimizin kilometre taşlarından birine dönüşüyor… Kısa filmlerindeki ‘deneysel’, ‘animasyon’ ve ‘video-art’ katkısıyla bilinen Ozan Adam, evrensel bir bilimkurgu filmine imza atıyor burada… Yönetmenin Chris Marker’ın “Dalgakıran”ında (“La Jetée”, 1962) fotoğraflarla yaptığını seviyor olması yüksek ihtimal. Stan Brakhage ve Maya Deren gibi deneysel sinemanın figürleriyle de haşır neşirdir… Filmini de anlar, ara yazılar ve birbirinden bağımsız sahneler üzerine inşa ediyor. 94 dakikada ise bunu finale ulaştırmayı beceriyor. Buradan yükselirken ise soruları ‘dolgu bellek’, ‘anı yaratımı’, ‘paralel evren’ gibi meselelerde arıyor.

O zamanlar çekilen “The Illustrated Man” (1969) ile ‘paralel evren’ kavramı ışığındaki akrabalık tartışılır. Ama sanki “Zardoz” (1974), “Sessiz Dünya” (“The Quiet Earth”, 1985), “Gerçeğe Çağrı” (“Total Recall”, 1990), “Aç Gözünü” (“Abre Los Ojos”, 1997) gibi eserlerle bildiğimiz ‘bilinçaltında gezinen bilimkurgu’ şablonuyla bağ kuruyor Ozan Adam… Buradan itibaren ise ‘clean slate’ (sil baştan) yapılan zihin, ‘mind resetter’ (beyin sıfırlama) ile parçalanıyor. Bunun sonucunda karşımıza rüyalardan karmaşık bir dünya tablosu çıkıyor. Araya giren uyarılar da bir süre sonra bir dedektiflik öyküsünü canlandırıyor… Adam, açılış ile kapanış arasındaki dengeyi de iyi kurmuş… Maya Deren ve Stan Brakhage usulü deneysel bir iş, eklemlenen incelikli hikaye ile yürüyor nihayetinde… En fazla “Upstream Color” (2013) ve “Başka Bir Dünya” (“Another Earth”, 2010) gibi gerilla bilimkurgu başarılarıyla akrabalık kuran bir yapıt bu.

“Körler-Jaluziler İçin”, “Gerçeğe Çağrı”nın aksiyon mizansenini bağımsız bir ruhla inşa etmesiyle değerli… Finaldeki bakış açısından ikiye bölünen ‘dürbünle perdeye bakma’ anı ise biraz “Kutsal Motorlar” (“Holy Motors”, 2012), biraz “Mulholland Çıkmazı”nı (“Mulholland Dr.”, 2001) çağrıştırıyor. Ama film, gerçek bir gizemin peşinde koşmuyor. Ne anlatacağını baştan büyük puntolarla söylüyor… Adeta Hal Hartley’nin bilimkurgu çekmesi ve “Gerçeğe Çağrı”ya imza atmasıyla oluşabilecek durum, 60’ların bağımsız yaklaşımıyla şekil alıyor. ‘Soğuk Savaş’ korkusunun oluşabilecek tek şirket bazlı bir rejimle gelebileceği noktaya dikkat çekiliyor.

” (Kerem Akça, film eleştirmeni). “KÖRLER / JALUZİLER İÇİN” Synopsis İnsanların sadece belli bir süre belli bir kişi ( karakter ) olarak paralel gerçekliklerde yaşadıkları bir dünyada herkesin hafızaları düzenli olarak silinmekte ve uyandıklarında yaşayacakları hayatın kendilerine uygun şekilde uyarlanmış hafızaları yüklenmektedir. Seintn ise hafızası tam olarak silinemediği için geçmişten kalan diğer karakterlerin kişiliklerinin hafızalarından kalıntılarla ve bu durumun getirdiği beklenmedik sonuçlarla yaşamaya mahkumdur. Bundan dolayı çok kişiliklilik sendromu, kişilik bölünmesi gibi pisikolojik sorunlarla mücadele etmek durumundadır fakat kendisi bu durumun farkında değildir ve dolayısıyla toplumun düzenini tehdit eden özelliklere sahip olduğu için bir suçlu olarak aranmaktadır