“Mevsimlerle İstanbul – Selahattin Giz Koleksiyonu’ndan 1925 – 1955 İstanbul Fotoğrafları Sergisi”

Selahattin Giz’in 1925 ile 1955 yılları arasında İstanbul’un farklı bölgelerinde, farklı mevsimlerde çektiği fotoğraflarda neler yok ki…

Tanıdık sokaklar, bugün artık zor tanınan ünlü alanlar, yaşlı tramvaylar, uzaktan uzağa dış çizgileri görünen görkemli camiler, çoğu yok olmuş büyük yapılar…

At arabaları, faytonlar, Boğaz’da çıkıntı yapmış eski ahşap yalılar…

Kızkulesi, Körfez’deki dalyanlar, İstanbul Üniversitesi’nin ışıklar içindeki gece görünümü, sur dışındaki surlar…

Belleklerden bile çoktan silinmiş Taksim, karla kaplı meydanda kızlı-erkekli kızak kayanlar, kar altındaki caddeler, Dolmabahçe sırtlarının merdivensiz döneminde yokuş tırmananlar, araba azlığından büyümüş/genişlemiş görünen caddeler, karlar altındaki kayıklar, Beyazıt’ın eski havuzu, Haydarpaşa Garı, Küçüksu Kasrı…

Selahattin Giz kimdir?

Galatasaray Lisesi’nde öğrenciyken babasının hediye ettiği Laika marka küçük makineyle fotoğraf merakı başladı.

Lise diplomasını aldığı gün hocası ve Cumhuriyet gazetesi yazıişleri müdürü Abidin Daver onu işe aldı ve dönemin efsane foto muhabiri Namık Görgüç’ün yanında gazeteciliğe başladı.

Faik Şenol, Faruk Fenik ve Müeddep Erkmen ile birlikte Basın-Foto adlı bir ajans kurdu. 1973’te emekli oldu.

Burhan Felek Hizmet Ödülü ve Basın Şeref Kartı sahibi Selahattin Giz , 43 yılı Cumhuriyet gazetesinde olmak üzere , 50 yılı aşan fotoğraf mesleğinde Atatürk ve İstanbul fotoğraflarından oluşan zengin arşiviyle tanındı.

Yaklaşık üç bin fotoğraftan oluşan Atatürk arşivinin en meşhur fotoğrafı, Atatürk’ün Ankara’ya giderken ay yıldızlı tren camının ardından istasyonda kendisini uğurlayanlara ayakta baktığı portresidir.

12 Eylül – 5 Ekim 2012 tarihleri arasında Selahattin Giz sergisi ziyaret edilebilinir.

Kaynak

 

Fotoğraf kurslarımız 9 Eylül itibariyle başlayacaktır.

Detaylı bilgi için lütfen irtibat kurunuz.

İletişim için 

Fransız sanatçı Jean Marc Arakelian ve Türk vatandaşı olan gazeteci Nathalie Ritzmann’ın açtığı, ‘Mevlana’nın, şiirsel coşkunluğundaki kadının yaradılışı’ konulu sergi, 8 Eylül 2012 tarihine kadar Beyoğlu Belediyesi’nde sanatseverleri bekliyor.

us İhtilali zamanında Ayasofya’dan geçen bir kadınla şekillenen, derviş ve sema fotoğrafları ile dinamikleşen, Mevlana’nın şiirsel coşkunluğunda kadının yaradılışını temsil eden bir metaforun çevresinde çekilen fotoğrafların yer aldığı, 8 Eylül 2012 tarihine kadar İstiklal caddesindeki (No:217) Beyoğlu Belediyesi’nde, ücretsiz izleyebileceğiniz sergi, siz sanatseverleri bekliyor.

Jean Marc Arakelian ve Nathalie Ritzmann ile Mevlana sergisiyle ilgili yaptığımız röportaj…

 Sevgili Nathalie, geçtiğimiz Haziran ayında Bulgaristan’da sema gösterileri organizasyonu yaptınız. 2013’ün ilkbaharında yine bu gösteriyi yapacaksınız. Peki Jean-Marc Arakelian’la, Mevlana’yla ilgili bu sergiyi gerçekleştirmek nerden, hangi düşünceyle aklınıza geldi?

Nathalie: Bulgaristan Plovdiv’de, 4-5 Haziran 2012’de, bölgesel Etnografya Müzesi’nde ve eski semahanede 2 sema gösterisi yaptık. Ve 4-30 Haziran arasında da fotoğraf sergisi yaptık. Burda sergi açma durumu da, Beyoğlu Belediyesi sanat galerisi yönetmeni Beste hanım, Jean-Marc’ın dervişler hakkındaki fotoğraflarını daha önce internette görüp beğendi. Benimkileri de aynı şekilde… Bizden dosya istemişti… Ve takvimde yer buldu.    

Bu sergiyi açmanızdaki, insanlara ulaştırmak istemenizdeki amaç neydi?

 Nathalie: Açılışta, katılanlar farklı dinlerden, farklı kültürlerden (Mesela Sulukule rom arkadaşları…) farklı kökenlerden, özel bir açılışla Mevlâna felsefesinde toplamak istedim!Bulgaristan’da aynı şekilde yaptım ama daha zor oldu, insanları beni tanımadığı için. Ama müftü, imam ve katolik papazları ilk sefer karşılaştılar. Sonra orda kilisede beraber bir randevu organize ettim. Daha sonra Ramazan ayında, Müslüman Katolikleri davet etmişler. Hem camiyi ziyaret etmek hem de bir iftar paylaşmak için… Onların arasında diyalog başlamıştı. Ben sadece ilk temeli attım, onlar orda devam etsin diye.

 KADIN ESASTIR!

Serginin konsepti ‘Kadının Yaratılışı’ üzerine kurulu. Konseptten yola çıkarak… Mevlana’nın şiirsel açıdan yücelttiği ‘Kadın’la ilgili sizin düşünceler neler? Kadının hayatınızdaki yeri ve önemi?

Jean-Marc: Kadın esastır hep. Bugüne kadar sinema ve fotoğraf çalışmalarımda, her zaman bir kadın bana ilham kaynağı oldu. Bu kadınlar her zaman özeldir ve bana çok yakındır. Son zamanlarda, “sanat tanrıçası” deneyi yaptım.  Görüyorum ki hayatımda, bu kadınlar teneffüs etmeyi öğrettiler ve bana yardım ettiler. Onlar sergimin büyük fotoğraflarının üzerindeki modellerdir.

 Mevlana’yla, onun düşünceleriyle ilk tanışmanız nasıl oldu?

 Nathalie: Eylül 2003’te, sema gösterisini ilk Galata Mevlevihanesi’nde gördüm. Müziği beğendim. Ney sesini özelikle… O kadar. Sonra Ocak 2009’da internet sayfamda Eva De Vitray-Meyerovitch hakkında bir yazı yayınladım. Bu bayan Mevlâna’nın yazdıklarını tercüme etmiş. Ve istemiş ki öldükten sonra Mevlana’nın yanında gömülsün. 1998’de ölen Eva’nın cenazesi, öldükten 10 sene sonra, 17 Aralık 2008 yılında, Mevlâna’nın doğum gününde, Konya’da Üçler Mezarlığı’na defnedildi. Ayrıca 3 sene önce Galata Mevlevi’sinde Nail Kesova’yı tanıdım ve yavaş yavaş yaklaştım mevlevilerle.

Jean-Marc: Fazla araştırma yapmadım. Sadece biraz Mesnevi’yi açtım, okudum ve oradaki bazı beğendiğim cümleleri büyük fotoğraf montajlarda kulandım.

EVRENDEKİLER SANA NASIL GELİYOR BİLEMEZSİN!

 Bulgaristan’da sema gösterileri organize etmeniz, Mevlana’yla ilgili bu sergiyi açmanız… Neydi bunları yapmanız için sizi etkileyen ve yönlendiren?

Jean-Marc: Mevlâna’nın şiirsel temeli… Dervişler hakkında açtığım son sergiden dolayı aklıma böyle bir fikir geldi. Bu fikir bana nasıl geldi bilmiyorum ama evren öyledir. Nasıl geliyor bilemezsin. Önemli olan gelmesi…

Mevlana’nın sizi etkileyen en önemli özellikleri neler oldu ?

Jean-Marc : Mevlâna’nın şiirsel temeli.

Nathalie: Aşk büyük A harf ile ve İnsanın Güzelliğini büyük İ ve G harfleri ile bulmak!

Bundan sonra yapmak istedikleriniz arasında neler var?

 Jean-Marc: Eski kameralar ile fotografik bir iş hazırlıyorum. Bu beni Sibirya’dan Hindistan’a götürecek. Orada kendi arayışımı da resimlendirerek İpek Yolu konulu bir belgesel hazırlamayı düşünüyorum.

Nathalie: İki projem var. İlki Kızılay’la Suriye’deki mülteci kamplarda ve ikinci projesi, tekkelerin yolunu takip ederek bu konuda kitap hazırlamayı planlıyorum. Ayrıca kendi arayışı üzerine bir başka kitap daha…

 

Kaynak : Melike BİRGÖLGE [-]

 

Türk Müziği Tarihi

Türk Müziği Tarihi, dolayısıyla bu tarihe ilişkin dönemlerle ilgilenen ilk kişi, Rauf Yekta (1871-1935)’dır.
Rauf Yekta, 1913 yılında Encylopedie de la Musique et Dictionnaire du Conservatoire adıyla Albert Lavignac (1846-1916) tarafından Paris’te yayınlanan ansiklopediye Turquie başlığı altında, Türk Müziği’ni, genel hatlarıyla ve çok geniş bir özet şeklinde yazmıştır. 1. Dünya Şavaşı’nın 1914 yılında çıkması nedeniyle ancak 1922 yılında yayınlanan bu uzun yazıda, Türk Müziği’nin tarihine de değinen Yekta, ‘Türklerde Mûsıkî Tarihine Bir Bakış’ başlığı altında ele aldığı Türk Müziği Tarihi’ni, dönemlere ayırma gereği duymadan ve genel hatlarıyla özetlemiştir. Rauf Yekta, Şark Mûsıkîsi Tarihi adlı eserinde, Türk Müziği Tarihi dönemlerinden söz etmemiştir.
Rauf Yekta’dan sonra müzik tarihiyle ilgili olarak Ali Rıfat Çağatay’ın (1867-1935) yazmış olduğu Mûsıkî başlıklı makale dikkatimizi çekmektedir. Bu makalede de Türk Müziği Tarihi’ne ilişkin bir dönem anlayışına rastlamıyoruz.
Aynı yıllarda Mahmut Ragıp Kösemihalzade (Gazimihal) (1900-1961) tarafından yazılan Türk Mûsıkîsi Tarihi başlıklı uzun yazıda açıkça belirtilmiş dönemlendirmeye rastlanmasa da, yazıda yer alan ‘Elam-Eti-Sümer’, ‘İç Asya Türklerinin Mûsıkî Mazileri’, ‘İlk Çin Saraylarındaki Türk Mûsıkîleri’, Türkistan Havalisinin Mûsıkîleri Hakkındaki İlk Tarihi Kayıtlar’, ‘Onuncu Asırdan Sonra’, İslamiyetten Sonraki Asırların Klasik Türk Mûsıkîsi’ gibi başlıklardan, Gazimihal’in bu sıkıntıyı duyan ilk insan olduğu anlaşılmaktadır. Türk Müziği Tarihini dönem anlayışı içinde ele alan ilk kişi ise, İhsan Akıner (?-?)’dir.
Mûsıkî Tarihimize Umûmi Bir Bakış başlığı altında Türk Mûsıkîsi Dergisi’ ne yazdığı uzun yazıda, Akıner, Türk Müziği Tarihini, ‘İslamiyetten Önce’ ve ‘İslamiyetten Sonra’ olmak üzere iki döneme ayırmıştır. Kuşkusuz ki, İslamiyet’in Türk Müziği üzerindeki çok önemli etkisi dikkate alındığında, böyle bir ayrımın sağlıklı olduğu hemen anlaşılmaktadır. Ama, İslamiyet’in Türklerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edildiği 10. yy’dan günümüze değin geçen bin yılı aşkın zaman içinde oluşan Türk Müziği’ndeki değişim ve başkalaşımların tümünü aynı zaman dilimi içinde, yani, İslamiyet Sonrası Türk Müziği olarak ele almak, gerçekçi olmadığı gibi, bilimsel de değildir.
Bu yıllardan sonra, seksenli yıllara kadar Türk Müziği Tarihi’nin dönemleri hakkında yayınlanmış herhangi bir görüşe rastlamıyoruz. 1980 yılında ise Prof. Dr. Gültekin Oransay’ın (1930-1989) eğitim enstitülerinin müzik bölümleri için hazırlamış olduğu Mûsıkî Tarihi adlı kitabında, gerçekçi görünümlü bir diğer dönem anlayışına tanık oluyoruz:
Dönem yerine Evre terimini tercih eden Oransay, Geleneksel Türk Sanat Müziği’nin tarihini şu üç evreye ayırmaktadır:

1. Oluşum Evresi (1520 öncesi)
2. Doruk Evresi (1520-1826)
3. Unutulma Evresi (1826’dan beri)

Burada, kilometre taşı olarak ele alınan tarihlerden 1520, Sultan 1. Süleyman’ın tahta geçişinin, 1826 ise, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılış ve Avrupalı geleneğe göre ilk boru takımının kuruluş tarihleridir.
Prof. Dr. Gültekin Oransay, daha sonra ayrıntılı olarak ele alacağımız Türk Müziği Tarihi içinde Geleneksel Sanat Müziği’ne ait 1520 tarihinden önce elimizde hiçbir eser bulunmadığını (?) düşünmesi nedeniyle bu tarihi ele almaktadır. Kuşkusuz ki, 1520 öncesi elimizde eser bulunup bulunmadığı bir yana, yazılı kaynaklarda bulunan tür, çalgı, makam, usul anlayışındaki değişim ve gelişim gözlendiğinde, bırakalım milattan öncesini, milattan sonra geçen 1520 yıllık bir zaman dilimi içinde tekdüze, değişimsiz bir geleneksel müzik olduğu öne sürülmektedir, ki, bu, hiç de gerçekçi bir görüş değildir. Kaldı ki, islamiyet’in kabul edilmesiyle ortaya çıkan müzik günahtır-günah değildir tartışmalarının Türk Müziği üzerindeki etkisi bir yana, en azından câmi müziği türlerinin Türk Müziği içine girmesi dahi, büyük bir değişimdir.
Benzer şekilde, 1826’dan günümüze varolan zaman dilimi içinde de tekdüze bir evre’nin varolduğu görüşü de eleştirilebilir. Her ne kadar, Oransay, yalnızca Geleneksel Türk Sanat Müziği’ni ele alıyorsa da, 19.yy’ın sonunda yer alan Zekâi Dede’den (1825-1897) 20.yy’ın ilk yarısında yaşamış Râkım Elkutlu’ya (1872-1948) değin bir çok besteci, geleneksel sanat müziğinin uygulayıcısı ve üreticisi olmuşlardır. Dolayısıyla, 1826’dan bu yana geçen zaman dilimini bir unutulma evresi olarak nitelemek hiç de gerçekçi değildir.
1984 yılında ise, Emin-Bedia-Hakan Ünkan üçlüsünün hazırlamış olduğu Türk Sanat Mûsıkîsinde Temel Bilgiler adlı yayında yeni bir dönem anlayışına tanık oluyoruz. Adı geçen eserde Türk Mûsıkîsinin Dönemleri başlığı altında şu dönemler yer almaktadır:

1. İlk bilimsel dönem (Başlangıç ve hazırlık dönemi) (900-1450)
2. İlk klasik dönem (1450-1720)
3. Son klasik dönem (1700-1880)
4. Yeni klasik dönem (Neoklasik Dönem / 1850-Günümüz)

Bu dönem anlayışı içinde dikkatimizi çeken ilk olgu, dönemlerin adlandırılmasındaki mantık hatasıdır. Çünkü, bilimsel dönem ile klasik dönem arasında hiçbir organik bağ yoktur. Bir başka deyişle, klasik kelimesi ezgi anlayışı ve biçimsel kurallarla ilgili olmasına karşın, bilimsel kelimesi tümüyle metodoloji ile ilgilidir. Bunun yanında, bilimsel dönem’den sonra gelen klasik dönem adlandırması, bu dönem içinde bilimsellik olmadığını çağrıştırdığı için, bu adlandırmanın yanlış olduğu gerçeği de karşımıza çıkmaktadır. Bu dönem anlayışı içinde dikkatimizi çeken ikinci olgu ise, klasik kelimesidir. Burada, bu kelimenin anlamı üzerinde çok kısa da olsa durmakta büyük yarar vardır:
Bilindiği gibi, dilimize fransızcadan geçmiş olan bu kelimenin iki önemli anlamı bulunmakta olup, ilk anlamı sanatta kuralcı’lığı içermektedir. Bir başka deyişle, bilinen kurallara göre oluşturulmuş olguların genel adı klasik’tir.
Kelimenin ikinci anlamı ise, üzerinden çok zaman geçtiği halde değerinden yitirmeyen olgu olarak açıklanmaktadır. Klasik kelimesinin bu anlamlarını müziğe uygulayacak olursak, klasik şarkı deyişinden, hem bilinen kurallara göre üretilmiş şarkı, yani, A(a+b)+B(c+b) biçimiyle zemin+ nakarat + meyan+nakarat olarak üretilmiş şarkı, hem de, çok eski olduğu halde, değerinden hiçbir şey yitirmemiş, hâlâ hazla seslendirilen ve dinlenebilen şarkı anlaşılır. Buradan hareketle, klasik müzik deyişi de aynı anlamları içerir. Yani, ya kuralları belli olan müzik, ya da eski olduğu halde değerinden yitirmemiş müzik anlamlarını içerir.
Konuyu klasik dönem deyişine yöneltecek olursak, bu kez, kelimenin ilk anlamıyla karşı karşıya kaldığımızı anlarız. Yani, belirtilen dönem içinde, müzik anlayışının yansıması olan müzik üretiminde aynı kuralların egemen olduğu anlaşılır. Bir an için, adları belirtilen dönemler içinde ezgi ve biçim anlayışında aynı kuralların egemen olduğunu varsayarsak (?), Emin-Hakan-Bedia Ünkan’ın dönem anlayışlarında karşımıza çıkan bir diğer çelişki, ilk klasik dönem’ deki ezgi ve biçim anlayışında varolan kuralların, son klasik ve yeni klasik dönemlerde değiştiği düşüncesinin ortaya çıkmasıdır ki, bu anlayış kökünden yanlıştır. Özellikle neoklasik de denilmiş olan ve 1850’den günümüze kadar geçen zaman dilimini kapsayan yeni dönem’in kendi içinde dahi biçim ve ezgi anlayışında yoğun bir değişimin varolduğu dikkate alındığında, bu adlandırmanın yanlışlığı daha da belirginleşir. Örneğin, Rakım Elkutlu-Sadeddin Kaynak-Refik Talat-Şerif Muhiddin Targan aynı ezgi ve biçim anlayışına sahip değildirler. Bunun yanında, ilk klasik dönem ile son klasik dönem arasındaki farkı anlamak da olası değildir. Çünkü, bu adlandırmanın çağrıştırdığı iki olgu vardır. Birincisi, ilk klasik dönem’de var olan ezgi ve biçim anlayışı son klasik dönem’de de devam etmiş ve bu dönemin bitiminde ortadan kalkmıştır, ki, bu durumda ayrı dönem nitelemesi yanlıştır, ya da, son klasik dönem’ de ilk’ine göre yeni bir ezgi ve biçim anlayışı vardır. Bu durumda da, dönemi, yine klasik olarak nitelemek bir başka yanlışlık olarak dikkati çekmektedir.
Kısacası, klasik kelimesiyle adlandırılan dönemlerde, gerek kelimenin içerdiği anlamdan, gerek dönemlerin farklı olması gerekliliğinden kaynaklanan adlandırma yanlışlıkları kaçınılmazdır. Dolayısıyla, yanlıştır. Zaten bu adlandırma, tümüyle batıdan öykünme bir görünümdedir. Yanlışlığın temelinde yatan asıl çelişki de budur. Ulusal bir müzik türünün tarihsel dönemlerini, uluslararası müziğin tarihsel dönemlerine uydurmak, büyük bir yanlışlıktır. Kaldı ki, uluslararası müzikte varolan barok evre, klasik dönem, romantik dönem gibi adlandırmalarda temel mantık, bu adlandırmaların tüm sanat dallarını kapsamasıdır. Örneğin, özü, yoğun süslemeye ve gösterişe dayalı barok evrede varolan sanatın tüm alt türlerinde, yani, resim, heykel, mimari, müzik ve diğer sanat dallarında, yoğun bir süsleme anlayışı egemendir. Evlerdeki möbleden perdelere, duvarlara kadar, yani iç mimaride dahi yoğun bir süsleme anlayışı egemendir. Bundan ötürü bu evre, barok evre olarak adlandırılmıştır. Benzer olarak klasik dönemde de aynı mantık vardır. Bu dönemde, sanatın tüm alt türlerinde biçim ve biçimi oluşturan kurallar egemendir. Güzellik, mutlak biçim anlayışı içinde aranır.
Sonuç olarak, ulusal bir müzik türü olan Türk Müziği’nin dönemlerini, uluslararası müzik tarihini belirleyen dönem anlayışıyla açıklamak gerçekçi değildir.
Ercüment Berker’in 1985 yılında yayınlanan Türk Müziği Tarihi’ne ilişkin dönem anlayışı ise, biraz önce sözünü ettiğimiz Emin-Hakan-Bedia Ünkan üçlüsünün dönem anlayışıyla büyük benzerlikler taşımaktadır.
Ercümet Berker’e göre Türk Müziği Tarihi altı ayrı dönem içinde incelenmelidir. Bu dönemler şunlardır:

1. Başlangıcından Maragalı Abdülkadir’e (1360-1435) kadar uzanan hazırlayıcı dönem.
2. Maragalı Abdülkadir’den Itrî’ye(1435-1712) kadar uzanan ilk klasik dönem.
3. Itrî’den Dede Efendi’ye(1712-1778) kadar uzanan son klasik dönem.
4. Dede Efendi’den Zekâi Dede’ye (1778-1825) uzanan neoklasik dönem.
5. Zekâi Dede’den Hüseyin Sadeddin Arel’e(1825-1955) kadar uzanan romantik dönem.
6. Hüseyin Sadeddin Arel ile başlayıp halen devam etmekte olan reform dönemi (1955-Günümüz).

Görüldüğü gibi, bu dönem anlayışı, Emin-Hakan-Bedia Ünkan üçlüsünün dönem anlayışı ile, özellikle adlandırmalarla ilgili olarak çok büyük benzerlikler göstermektedir. Bu nedenle, bu adlandırmalara ilişkin yaptığımız eleştiri, Ercüment Berker’in dönem anlayışı için de geçerlidir. Dolayısıyla, Berker’in dönem anlayışları da sağlıkı değildir.
1976, 1987 ve 1991 yıllarında yayınlanan Türk Mûsıkîsi Ansiklopedisi ve Türk Mûsıkîsi Teknik ve Tarih adlı kitaplarında, Yılmaz Öztuna, Türk Müziği Tarihi’ni; XIII. asırda Türk Mûsıkîsi, XIV. asırda Türk Mûsıkîsi gibi başlıklar altında, yani, yüzyıllar içinde incelemiştir. Aynı zamanda değerli bir tarihçi olan Yılmaz Öztuna’nın bu yaklaşımı, bu ana kadar eleştirdiğimiz dönemler dikkate alındığında, çok daha gerçekçi ve sağlıklı görünmektedir26.
Son olarak, 1989 yılında yayınlanan Türk Mûsıkîsi Tarihi/Derleme adlı kitabında, Nazmi Özalp’in de, önceden eleştirdiğimiz dönem anlayışıyla hareket ettiğini görüyoruz. Özalp’e göre dönemler şu şekilde sıralanmaktadır :

1. Hazırlık dönemi
2. Klasik dönem
3. Romantik edebiyat dönemi
4. Son dönem

Bu dönemlere ilişkin hiçbir tarih vermeyen Özalp’in bu dönem anlayışı, önceden andığımız dönem anlayışı ile benzerlikler taşımaktadır. Bu nedenle, daha önce yaptığımız eleştiri, Özalp’in yanlış olarak nitelediğimiz yukarıdaki dönem anlayışı için de geçerlidir27. Özalp’in dönem anlayışı ile ilişkili olarak dikkatimizi çeken ikinci olgu ise, adı geçen eserinde, bu dönemlerin adlarını verdikten sonra, Başlangıcından XVI. yüzyıl sonuna kadar Türk Mûsıkîsi, XVII. yüzyılda Türk Mûsıkîsi gibi başlıklar altında, bir bakıma Yılmaz Öztuna’nın belirttiğimiz dönem anlayışı içinde Türk Müziği Tarihi’ni dönemlendirmektedir, ki, bu olgu, Özalp’in, bir bakıma önceden adlandırdığı dönemlere kendisinin de inanmadığını gösteren bir çelişkiden başka bir şey değildir.
Böylece, bu ana kadar yapılagelmiş dönem anlayışlarını eleştirileriyle birlikte açıklamış olduk. Kuşkusuz ki, burada akla gelen soru, ‘Madem ki bu dönem anlayışları ya eksik, ya da yanlış, o halde Türk Müziği Tarihi’nin dönemleri ve bu dönemleri oluşturan tarihler nelerdir ?’ sorusudur.
Bu soruya sağlıklı yanıt verebilmek için, Türk Müziği Tarihi kavramından ne anladığımızı net olarak ortaya koymamız gerekir.
Önceden bir şema halinde de belirttiğimiz gibi, ulusal bir müzik türü olan Türk Müziği, birçok alt türü içerir. Dolayısıyla, Türk Müziği Tarihi denilince, adını andığımız bu türlerin tümünün yer aldığı bir tarih anlaşılmalıdır. Bu nedenle, Türk Müziği Tarihi içinde yer alacak dönemler, adlarını andığımız bu türlerle ilgili tüm olguları, yani; besteci, beste, öğretim kurumları, yazarlar ve eserleri, etkileşimler vd olguları içermelidir. Tarih içinde yer alacak dönemler, dönemlerin adları ve bu dönemlerin bitiş ve başlangıç tarihleri ise, mutlaka, yukarıda saydığımız olguların değişmesine, yeniden oluşmasına ya da yapılanmasına neden olacak olaylarla ilgili olmalıdır. Çünkü, yüzyıllar boyu, ezgi ve usûl anlayışı bağlamında geleneksel ölçülerini koyu bir muhafazakârlık, hatta, akıldışı bir tutuculukla korumuş, dolayısıyla, 19. yy’ın ilk yarısına kadar ezgisel ve ritimsel olarak kesin çizgili bir değişimi gerçekleştirememiş müzik anlayışımızın, bu ana kadar açıkladığımız dönemleri yaratan mantıkların dışında bir mantıkla adlandırılması gerektiği açıktır. Bu mantıkta bulunması gereken temel ilke ise, müziğin organik yapısına ilişkin değişimlerin ötesinde, kuramsal, türsel değişim, yayılım ve yeni atılımların dikkate alınmasıdır İşte, bu nedenle biz, Türk Müziği Tarihi’ni aşağıdaki dönemler içinde ele alarak inceleyeceğiz.

Türk Müziği Tarihi’nde Dönemler
1. Oluşum Dönemi
Bu dönem, insanın dünya üzerinde ilk ortaya çıkışından, Türkler’in İstanbul’u aldığı 1453 yılına kadar geçen zaman dilimini kapsar. Oluşum dönemi, aşağıdaki evreleri içerir :
a) Birinci Evre: İnsanın ilk ortaya çıkışından, Türkler’in oluşturduğu ilk devlet olan Hun Devleti’nin kurulduğu MÖ 3. yy’a kadar geçen zaman dilimini içerir. Bu evre, aynı zamanda tüm ulusların ortak evresi olma özelliğini göstermektedir.
b) İkinci Evre: Hun Devleti’nin kurulduğu MÖ 3.yy’dan, Türkler’in büyük bölümünün islamiyeti kabul ettikleri 10.yy’a kadar geçen zaman dilimini kapsar.
c) Üçüncü Evre: İslamiyetin Türkler tarafından kabul edildiği 10. yy’dan, Osmanlı Devleti’nin kurulduğu 1299 yılına kadar geçen zaman dilimini içerir.
d) Dördüncü Evre: Osmanlı Devleti’nin kurulduğu 1299 yılından, İstanbul’un Türkler tarafından alındığı 1453 yılına kadar geçen zaman dilimini içerir.
2. Gelişim Dönemi
1453 yılından, Lale Devri’nin bitimi olan 1730 yılına kadar geçen zamanı kapsar.
3. Doruk Dönemi
1730 yılından, mehterhane’nin kaldırılarak, yerine, batılı anlamda boru takımının kurulduğu 1826 yılına kadar geçen zaman dilimini içerir.
4. Değişim Dönemi
1826 yılından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılına kadar geçen zaman dilimini kapsar.
5. Atılım Dönemi
1923 yılından, Hüseyin sadeddin Arel’in İstanbul Belediye Konservatuvarı’na atandığı 1943 yılına kadar geçen zaman dilimini içerir.
6. Yeni Dönem
1943 yılından günümüze kadar geçen zaman dilimini kapsar.*

 Kaynak

TSM koro derslerimiz başlamıştır.

Hafta içi ya da hafta sonu grubuna kayıt yaptırmak için lütfen irtibat kurunuz.

 

Akbank Sanat’tan Genç Küratörlere Çağrı

Akbank Sanat, genç küratörlere destek vermek, güncel sanat alanında yeni projeleri teşvik etmek ve küratöryal çalışmalara olan ilgiyi arttırmak için yeni bir yarışma başlattı: “Akbank Sanat Uluslararası Küratör Yarışması 2012”

Küratör Başak Şenova tarafından geliştirilen yarışma projesi, 40 yaşını aşmamış tüm genç küratörlerin katılımına açık. Bireysel ya da grupolarak başvuruların kabul edileceği yarışma için, katılımcıların 05 Kasım 2012, Pazartesi gününe kadar www.akbanksanat.com/icc adresindeki başvuru formunu İngilizce olarak doldurmaları ve sergi önerisinin kavramsal çerçevesini, sanatçı isimlerini ve işlerini detaylı olarak açıklamaları gerekiyor.

Yarışmaya katılan adaylar Kasım ayı içinde, Kudüs Al-Ma’mal Güncel Sanat Vakfı Direktörü ve Darat Al Funun, Khalid Shoman Vakfı Sanat Direktörü Jack Persekian,  CCA Glasgow Direktörü ve Glasgow School of Art Öğretim Görevlisi Francis McKee ve Küratör Başak Şenova’dan oluşan yarışma juri üyeleri tarafından değerlendirilerek, yarışmanın birincisi belirlenecektir.

Yarışmayı kazanan küratöre  taslak olarak önerdiği sergiyi, sergi kataloğu ve ek etkinliklerle birlikte 15 Şubat – 30 Nisan 2013 tarihleri arasında Akbank Sanat’ta gerçekleştirme imkanı sunulacaktır.

Başvuru ve Ayrıntılı Bilgi İçin: www.akbanksanat.com/icc    icc@akbank.com 

Tel: (0212) 252 35 00 / 131

“Akbank Sanat Uluslararası Küratör Yarışması 2012” Yarışma Takvimi:

Son Başvuru Tarihi: 05 Kasım 2012, Pazartesi

Jüri Değerlendirmesi: Kasım 2012

Kazanan Küratörün Duyurulması: 23 Kasım 2012, Cuma

Sergi Tarihi: 15 Şubat – 30 Nisan 2013

Kaynak : [-]

 

Bakırköy merkezli olarak sanatçı ve sanatseverlerin bir araya gelerek kurduğu ve özellikle İlçemizde sanat eğitimine örnek olan M.E.B.’e  bağlı faaliyet gösteren, Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneğine ait Özel Nar Sanat Eğitim Kursu bu yıl 4.kez eğitim sezonunu açıyor.

Okulların açılmasıyla birlikte öğrenciler, yarınlarında daha başarılı, kaliteli, statüsü yüksek birer birey olma sorumluluğuyla, yoğun bir ders çalışma temposuna girecekler. Bu tempoda gençlerimiz ruhsal olarak, başarılı olmak için daha çok çalışmak gerektiğini düşünecekler. Fakat başarılı olmak için gerçekte çok çalışmak değil, programlı bir şekilde çalışmak gereklidir. Gençlerimiz bu programlı çalışmada aynı zamanda sosyal yaşamlarıyla bağlarını koparmamalı ve kendilerine hem zihinsel, hem fiziksel, hem de ruhsal yönden faydalar sağlayan aktiviteler içinde bulunmalıdır.

Bu aktivitelerin içinde sanat; kişiyi zihinsel ve ruhsal yönden geliştiren, dünyaya bakış açısını genişleten, bireyin kendini mutlu ve özgür hissetmesini sağlayan, kendine güvenini arttıran, yarınlarda toplum için değerli bir birey olmasını sağlayan bir kavramdır.

İşte kurumumuz bu noktada devreye girer ve bu zorlu, uzun,  bir o kadar da zevkli olan bu yolda öğrencilerini sanatla yoğurma sorumluluğuyla herkesin cesaret edemeyeceği bu değerli misyonda elini taşın altına koyar ve yarınların değerlerini yetiştirir.

İstanbul, Bakırköy’de kurulduğu zamandan bu yana tamamen yasal ve kaliteli eğitimi hedefleyen ve bunu Eğitim kurumunun sahibi olan derneğinin tüzükteki amaçlarından sayan kurumumuz, aynı zamanda yasadışı ve kaçak eğitim kurumlarına da örnek olarak özellikle Bakırköy’de Dernek adı altında halkın sömürülmesinin de önüne geçerek nitelikli eğitime örnek olmuştur.

Her türlü sanatsal eğitimlerin sürdürüldüğü Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneğin  sahibi olduğu M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursumuzda  öğrencilerimiz birbirinden değerli, işinde tamamen profesyonel olan eğitmenlerimiz eşliğinde sanatsal eğitimlerini görürler.

Okulların açık olduğu dönemlerde eğitmenlerimiz, bu profesyonel eğitmenlik yaklaşımlarıyla, öğrencilerin derslerini engellemeden eğitimini devam ettirir ve buna göre öğrencilere belirli bir program düzenler. Bu sistem içerisinde aldıkları eğitim aynı zamanda onlara okuldaki derslerinde daha başarılı olmalarını sağlar. Sanatın herhangi bir dalına yönelmeleri, aynı zamanda sosyal çevrelerindeki insanlar tarafından sevgi ve saygı duyulan bir insan olmalarını için yol açacaktır.

Tüm bunların yanı sıra Kursumuzun sahibi olan Derneğimiz halkımız için pek çok ücretsiz etkinlik ve sanat faaliyetleri ile halka hizmet etmek için çalışmalarına devam etmektedir.

Özellikle Bakırköy’de gelirinin % 80’ini tekrar sanata harcama iddiasını, iddia olmaktan çıkartıp kurulduğu andan itibaren tüzüğüne koyan ve uygulayan derneğimiz bu yılda sizlerin desteği ile bu çalışmalarına devam edecektir.

İyi ki bu ailedenim!

Biliyorsunuz; Bakırköy’ün merkezinde toplu taşıma araçlarına 5 dakika mesafede, Özgürlük Meydanının yanı başında aracınızla rahatça uzanabileceğiniz bir noktada olan sanat merkezimize sizleride bekliyoruz. Kursumuza Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçelievler, Bağcılar, ikitelli, Atakent, Zeytinburnu, Halkalı toplu konutlar, Sefaköy, Yenibosna, Güngören, Bahçelievler, Soğanlı, Küçükçekmece semtlerinden tek araçla ulaşmanız mümkün. Bekliyoruz!

Yazan : Bertan ATA  (Nar Sanat Öğrencisi)

Yaz mevsimini geride bıraktığımız Eylül ayında sanatseverleri hergün farklı kültür-sanat etkinlikleri bekliyor.

Müzik

sanat duyuru

İSTANBUL

■ ‘Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde bugün saat 21.00’de “Volkan Konak”, yarın saat 21.00’de “MFÖ”, çarşamba günü saat 21.00’de “Sezen Aksu Acoustic Band”, perşembe günü saat 21.00’de “Kardeş Türküler”, cumartesi günü saat 21.00’de “Funda Arar” konseri izlenebilir. (0 212 232 86 03)

■ ‘Nardis Jazz Club’da bugün saat 21.30’da “A Capella Boğaziçi – Fazıl Say Şarkıları”, yarın ve çarşamba günü saat 21.30’da “Jaanika Ventsel & Toivo Unt Quartet”, perşembe günü saat 21.30’da “Kürşad Deniz Trio”, cuma günü saat 22.30’da “Ayşe Gencer Quintet”, cumartesi günü saat 22.30’da “Ece Göksu” konseri izlenebilir. (0 212 244 63 27)

■ ‘Turkcell Kuruçeşme Arena’da yarın saat 21.00’de “Ajda Pekkan”, perşembe günü saat 21.15’te “Melih Kibar & Çiğdem Talu Şarkıları”, cumartesi günü saat 21.00’de “Emel Sayın”, pazar günü saat 21.00’de “Nil Karaibrahimgil” konseri izlenebilir. (0 212 263 39 83)

■ ‘Pera Müzesi’nde çarşamba günü saat 20.00’de “Çağıl Kaya Band” konseri izlenebilir. (0 212 334 99 00)

■ ‘Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası’ konseri perşembe günü saat 20.00’de Fulya Sanat’ta, cuma günü saat 20.30’da Aya İrini Müzesi’nde izlenebilir. (0 212 215 60 29)

■ ‘santralistanbul’da cumartesi günü saat 16.00’dan itibaren “Red Hot Chili Peppers” konseri izlenebilir.

(0 212 311 78 09)

ANKARA

■ Ali Erel’in vereceği konser 6 Eylül’de saat 00.00’da, Erkin Koray’ın vereceği konser, 13 Eylül’de saat 00.00’da, Zakkum’un vereceği konser 20 Eylül’de saat 00.00’da. (0312 418 95 06)

■ Jolly Joker Ankara’da, Yeni Türkü’nün vereceği konser 14 Eylül’de saat 22.00’de, Levent Yüksel’in vereceği konser 15 Eylül’de saat 22.00’de, Fettah Can’ın vereceği konser, 21 Eylül’de saat 22.00’de, Yaşar’ın vereceği konser 22 Eylül’de saat 22.00’de, Cem Adrian’ın vereceği konser 28 Eylül’de saat 22.00’de, Volkan Konak’ın vereceği konser 29 Eylül’de saat 22.00’de, MFÖ’nün vereceği konser 6 Ekim’de saat 22.00’de, Emre Aydın’ın vereceği konser 12 Ekim’de saat 22.00’de, Kıraç’ın vereceği konser 13 Ekim’de saat 22.00’de, Athena’nın vereceği konser 19 Ekim’de saat 22.00’de, Rafet El Roman’ın vereceği konser 20 Ekim’de saat 22.00’de, Feridun Düzağaç’ın vereceği konser 26 Ekim’de saat 22.00’de, Gökhan Türkmen’in vereceği konser 27 Ekim’de saat 22.00’de. (0312 424 11 11)

Sergi

İSTANBUL

■ Dora Günel’in “UNVAN-SIZ” isimli fotoğraf sergisi 4 – 28 Eylül tarihleri arasında TMMOB Mimarlar Odası, Karaköy Binası’nda.

■ Deniz Deniz’in “İçimdeki Işık” isimli sergisi 5 – 20 Eylül tarihleri arasında İstanbul Sanayi Odası Sanat Galerisi’nde. (0212 251 46 31)

■ Selim Birsel, Ali Kazma, Ali Emir Tapan, Nasan Tur, Mürüvvet Türkyılmaz’ın “Küçük Hakikatler” isimli sergisi 6 Eylül – 6 Ekim tarihleri arasında Egeran Galeri’de. (0212 251 12 51)

■ Çevre Karikatürleri 3 Eylül’e kadar Galeri 5’te.

■ John Cage isimli sergi 5 Eylül’e kadar KUAD Galeri’de.

■ Dieter Sauter’in “Türkiye’den İnsan Manzaraları” isimli fotoğraf sergisi 5 Eylül’e kadar İstanbul Üniversitesi Dil Merkezi Sanat Galerisi’nde.

■ Sibel Horada’nın “Yangın Günlükleri” isimli sergisi 8 Eylül’e kadar DAİRE’de. (0212 252 52 59)

■ Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cihat Burak, Mehmet Pesen, Salih Acar, Alp Bartu, Saim Dursun, Reha Yalnızcık, Işıl Özışık, Niyazi Toptoprak, Metin Gönül, Artin Demici ve Kamil Masaracı’nın karikatür sergisi 13 Eylül’e kadar Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ Ole Lislerud’un “Temas” isimli sergisi 13 Eylül’e kadar Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde.

■ Mustafa Köseoğlu ve Metin Benek’in sergileri 15 Eylül’e kadar Alta Sanat Galerisi’nde. (0212 282 69 65)

■ daha fazla / more isimli karma sergi 15 Eylül’e kadar Art Suites Gallery’de .

■ Ayvalık’tan Mavi Düş sergisi 15 Eylül’e kadar Alta Sanat Galerisi’nde.

■ Yenikapı’nın eski gemileri sergisi 16 Eylül’e kadar Rahmi Koç Müzesi’nde.

■ Kobra – Özgür Sanatın 1000 Günü sergisi 16 Eylül’e kadar SÜ Sakıp Sabancı Müzesi’nde.

■ Noktanın Ustaları isimli sergi 16 Eylül’e kadar Kumbaracı4’te.

■ İsmail Acar ’ın “5 Duyu 5 Olgu” isimli sergisi 18 Eylül’e kadar Türk ve İslam Eserleri Müzesi Geçici Sergi Salonu’nda.

■ Burhan Doğançay’ın “Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi” sergisi 23 Eylül’e kadar İstanbul Modern’de.

■ Evin Sanat Galerisi Yaz Karma Sergisi 28 Eylül’e kadar devam ediyor. (0212 265 81 58)

■ Deneyimin Ötesi sergisi 30 Eylül’e kadar Pera Müzesi’nde.

■ Setenay Özbek’in sergisi 30 Eylül’e kadar ART350’de.

■ Ysolt’un Yeni Limanı 10 Ekim’e kadar Rahmi Koç Müzesi’nde.

■ Padişahın Evi: Harem-i Hümayun sergisi 15 Ekim’e kadar Topkapı Sarayı Müzesi, Has Ahırlar Sergi Salonu’nda.

■ Josephine Powell’ın “Josephine’in Gördüğü: 20. Yüzyılda Anadolu’nun Kırsal Yörelerine Fotoğrafik Bakışlar” sergisi 21 Ekim’e kadar Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde.

■ Çağdaş Ustalardan Sergi 31 Ekim’e kadar TEM Sanat Galerisi’nde.

■ Halki’den Yansımalar Kartpostallarda Ada Sergisi 31 Ekim’e kadar Heybeliada İnönü Evi Müzesi’nde.

■ Biz bu memleketi seninle sevdik Lefter sergisi 24 Haziran 2013’e kadar Adalar Müzesi’nde.

 ANKARA

■ Baskı Resmin Ustaları – resim – 13 Eylül’e dek – ARETE Sanat Galerisi’nde. (0312 440 08 81)

■ Yaz Karması – resim – 28 Eylül’e dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0312 468 59 04)

■ Yaz Karması – resim, heykel, 30 Eylül’e dek – Krişna Sanat Merkezi’nde. (0312 418 02 53)

İZMİR

■ Bulgar Ressam Martin Krastev’in resim sergisi 10 Eylül’e dek Bodrum The Marmara Oteli’nde.

■ 81. Uluslararası İzmir Fuarı kapsamında, Hasan Rastgeldi-Bekir Coşkun’un “Yazının Rengi” adlı resim, Mehmet Turgut’un fotoğraf,“Cumhuriyetin Vitrini İzmir Fuarı”, Uluslararası Sanat Günleri, Anadolu Ajansı Fotoğraf, Fotomaraton ve karikatür yarışmaları, Mine Berksan“fosil” ve İzmir Mimarlık Ödülleri sergileri, 9 Eylül’e dek Kültürpark’taki farklı mekanlarda izleyicilerle buluşacak.

MERSİN

■ İçel Sanat Kulübü’nün, “Karma Resim-Heykel-Fotoğraf” sergisi M. İlhan – A. Uğural Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sergi, sanatseverlerin izleyebilmesi için yaz boyunca hafta içi her gün açık tutuluyor. (0324 2381088)

 ADANA

■ Fotoğraf sanatçısı Dr. Haluk Uygur’un, “Doğanın Güzellikleri” adlı fotoğraf sergisi Optimum AVM’deki S.E.S. Atölyesi’nde sürüyor. Uygur’un çalışmalarının yer aldığı sergi, 10 Eylül tarihine dek izlenime açık olacak.

Tiyatro

İSTANBUL

■ İkincikat “Korku Tüneli” Salı, “Limonata” çarşamba “Aut” Cuma 20.30 (0 212 292 32 47)

■ Sahne Hal “Parti” salı, “Largo Desolato” çarşamba 20.00 (0 212 274 74 78)

■ Yunus Emre Kültür Merkezi “Hurafeleme” cuma 20.30 (0 212 661 38 94)

■ Sahne Hal “Turnike” bugün saat 20.30

(0 212 274 74 78

ANKARA

■ MEB Şûra Salonu’nda, “İsim, Şehir, Hayvan” adlı oyun, 10, 11, 12 ve 13 Ekim’de saat 20.30’da.

(0312 212 98 86)

Gösteri-Söyleşi

İSTANBUL

■ Sanat tarihi öğretim görevlisi Haldun Hürel ile İsviçreli yazar Metin Arditi “16. Yüzyılda İstanbul ve Venedik” başlıklı toplantıda bir araya geliyor.

 ANKARA

■ Cermodern Sanatlar Merkezi’nde, “Gözlerindeki Sır/The Secret In Their Eye” adlı filmin gösterimi yarın saat 21.00’de, “Tek Başına Bir Adam/A Single Man” adlı filmin gösterimi 4 Eylül’de saat 21.00’de,“Büyük Sır/Get Low” adlı filmin gösterimi 11 Eylül’de saat 21.00’de,“Güzel Bir Hayat Düşlerken/Circus Columbia” adlı filmin gösterimi 18 Eylül’de saat 21.00’de, “Le Tableau” adlı filmin gösterimi 25 Eylül’de saat 21.00’de. (0312 310 00 00)

Dünyanın önde gelen festivalleri arasında yer alan Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali’nin ikinci yarısı başladı. Aspendos Antik Tiyatrosu’nun tarihi atmosferinde gerçekleşen ve bu yıl 19’uncusu düzenlenen festivalin ikinci yarısı 3 Eylül ‘de Çin Pekin Operası’nın sahneleyeceği Madama Butterfly operası ile açılacak. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından organize edilen ve Haziran ayında başlayan festivalin süresi bu sene Eylül ayını kapsayacak şekilde değiştirilmişti. 15 Eylül’de Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin sahneleyeceği Tannhauser Operası ile kapanması planlanan festivalde sürpriz bir de değişiklik oldu. Festival kapanışını 17 Eylül ‘de festivalin ev sahibi Antalya Devlet Opera ve Balesi yapacak. Antalya Operası sanatçıları dev kadro ile Carl Orff ‘un Carmina Burana eserini seslendirecek.

Çin Pekin Operası geliyor

19.Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali’nin ikinci yarısı Eylül ayında Pekin Operası ile birlikte başlıyor. 2012 yılının Türkiye’de “Çin Kültür Yılı” ilan edilmesi ile festivale davet edilen Çin Pekin Operası, izleyicilere oldukça özel bir gece yaşatacak. Samsun Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu ile birlikte sahne alacak olan topluluk, festivalde G. Puccini’nin ünlü operası “Madama Butterfly”ı sahneleyecek. Eser 3 Eylül Pazartesi günü saat 20:30’da Aspendos Antik Tiyatrosu’nda izlenebilir.

Aspendos Festivali’nde “Lucia” rüzgarı esecek

Festival, ev sahibi olan Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin sahneleyeceği G. Donizetti’nin “Lucia Di Lammermoor” adlı opera eseriyle devam ediyor. İtalyan rejisör Vincenzo Grisostomi Travaglini’nin rejisörlüğünü yaptığı “Lucia Di Lammermoor “, 6 Eylül Perşembe günü saat 20:30’da Aspendos Antik Tiyatrosu’nda sanatseverlerin karşısında olacak.

Kuğular Aspendos’u büyüleyecek

Dünyada en çok sahnelenen balelerden biri olan “Kuğu Gölü” , bu yıl 19. Aspendos Uluslararası Opera ve Bale festivalinde izleyicilere muhteşem bir görsel Şölen yaşatacak. P.İ.Çaykovski’nin ünlü eseri 10 Eylül Pazartesi günü saat 20:30’da Aspendos Antik Tiyatrosu’nda izleyicilerle buluşacak. Eser ; Türkiye’de 6 şehirde bulunan Devlet Opera ve Balesi Müdürlükleri sanatçılarının bir araya gelmesiyle oluşan görkemli bir topluluk tarafından sahnelenecek. Ünlü dansçı Josef Varga “Prince Siegfried” ve Avetik Karapetyan “Soytarı” rolünde sahne alacaklar.

Wagner’in etkileyici müziği ile “Tannhäuser”

Festivalin bu yılki son opera eseri Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin sahneleyeceği Tannhäuser olacak. Alman rejisör Peter Hans Lehmann’ın sahneye koyduğu, ünlü Alman besteci Richard Wagner’in etkileyici müziğinin tüm renklerini içinde barındıran, insan ruhunun ancak aşk ile kurtulacağının anlatıldığı efsanevi Tannhäuser operası ile festival son bulacak. Bu etkileyici eser 15 Eylül Cumartesi günü saat 20:30’da Aspendos Antik Tiyatrosu’nda izlenebilir.

Kapanış sürprizi “17 Eylül Carmina Burana Konseri “

Festivalin kapanışında Antalya Devlet Opera ve Balesi sahnesi yine efsane bir konsere ev sahipliği yapacak. Ünlü Alman besteci Carl Orff tarafından oluşturulan sahne kantatı Carmina Burana, 120 kişilik dev bir kadroyla seslendirilecek. “Yeni bir şey yaratmak istiyorsan mutlaka eski olanı kullan” anlayışı ile yapıtlar veren besteci; Carmina Burana’yı da Münih yakınlarındaki bir manastırda bulunan 200 kadar şiir ve şarkıdan esinlenerek oluşturmuştur. Dünyanın soluksuz izlediği bu konser 17 Eylül Pazartesi günü saat 20:30’da Aspendos Antik Tiyatrosu’nda sanatseverlerin karşısında olacak. Kapanış konserinin bilet fiyatı ise diğer temsillerden farklı olarak 10 TL’den satışa sunuldu.

Kaynak

 

Bale derslerimiz 15 Eylül itibariyle başlayacaktır.

Lütfen irtibat kurunuz.

Dünya Barış Günü (İngilizce: International Day of Peace, Fransızca: Journée internationale de la paix) – 21 Eylül tarihinde kutlanıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, “Genel Kurul’un açılış günü olan her Eylül’ün üçüncü salı gününü” “Uluslararası Barış Günü” ilan edilmiştir. Yıllar sonra Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül’ün Barış Günü olarak kabul etmiştir.

Birleşmiş Milletler, Barış Günü’nde, dünya çapında çatışmaların önlenmesi ve barışın tesisi yolunda bilinçlenmeyi amaçlıyor. Her 21 Eylül de, Birleşmiş Milletler Merkezi’ndeki “Barış Çanı” çalınıyor. Savaşlardaki insani kıyımın anısına Japonya tarafından yaptırılan bu çan, dünyanın tüm kıtalarından çocukların bağışladıkları bozuk paralarla üretildi. Çanın üzerine, “Çok Yaşa Mutlak Barış” yazısı kazındı.

Eskiden Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Hitler faşizminin 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek ikinci dünya savaşını başlattığı tarih olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edilmiştir. SSCB’nin ve Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra hiçbir ülke 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak kutlamadı.

Türkiye’de ‘’Dünya Barış Günü’’ etkinlikleri

Bodrum Oda Orkestrası, Güney Koreli şef Lee Jong-Wuk’un yönetiminde, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde D-Marin Turgutreis Amfi Tiyatro’da dinleyicilere bir müzik ziyafeti sunacak. ‘Türkiye-Güney Kore Dostluk Konserleri’ çerçevesinde düzenlenecek konserlerin ilki, 29 Ağustos’ta İzmir Ahmed Saygun Sanat Merkezi’nde verilecek. 1 Eylül’de D-Marin Turgutreis’te gerçekleşecek konserin ardından bir sonraki durak ise Güney Kore olacak.

8-20 Eylül tarihleri arasında Güney Kore’de 8 konserlik bir turneye devam edecek Bodrum Oda Orkestrası’nda Türk ve Güney Koreli solistler yer alıyor.

D-Marin Turgutreis’te gerçekleşecek konserde; Mozart’tan Bach’a, Boccerini’den Karaev’e uzanan bir program dinleyenleri bekliyor. Şefliğini Lee Jong-Wuk’un ve Sanat Koordinatörlüğünü Numan Pekdemir’in üstlendiği konserde solistler Emre Sayarı (viyolonsel), Sema Korkut (keman) ve Cha Seung-Hee (soprano) dinleyenlere unutulmaz anlar yaşatacak. Saat 20.00’de başlayacak olan konser halka açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.

 

Kıbrıs’ta ;

1 Eylül Dünya Barış Günü  Türk ve Rum örgütlerin katılımıyla ara bölgedeki etkinlikle kutlanacak.

Dünyanın yaşadığı en acımasız paylaşım kavgası olan İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1 Eylül gününde savaşı lanetlemek ve barışın bir erdem olduğunu haykırmak için bu özel günde Türk ve Rum örgütleri bir araya gelerek kutlama yapacaklarını bildirdiler.

 

 Karşıyaka Belediyesi, 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri kapsamında Karşıyaka Çarşısı’nda vatandaşlara 2 bin sarıçam ve karaçam tohumu dağıtacak. Aynı zamanda Latife Hanım Köşkü Anıevi’nin bahçesinde Grup Günberi bir konser vererek, şarkılarını barış için söyleyecek. Ayrıca Atatürk’ün barış hakkında söylediği sözlerden oluşan bir sergi de açılacak.

Mustafa Kemal Atatürk’ün savaşın içinden barışı çıkarma dehasına sahip nadir dünya liderlerinden biri olduğunu belirten Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak, “Dağıtacağımız tohumların barış dolu bir dünya için yeşermesini diliyoruz. Bugün ülkemizin ve dünyanın pek çok ülkesinin bu dileğe çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Atamızın ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesine sıkı sıkıya sarılarak, barış için çalışmalıyız” dedi.

 

Dünya Barış Günü bugün Kadıköy’de etkinliklerle kutlanacak.