Bir dönem çocukların aşkı olan Susam Sokağı karakterleri istanbul’da

Susam Sokağı’nın renkli karakterleri Türkiye’de!

Göz alıcı sahne gösterileriyle, TİM Show Center‘da!

Susam Sokağı ile büyüyen bir nesil, şimdi kendi çocuklarını bu harika karakterlerle 28 Kasım – 02 Aralık 2012 tarihleri arasında TİM Show Center’da tanıştırmaya hazırlanıyor.

Bir kaç jenerasyonun çocuk anılarında önemli yer tutan dünyanın en büyük TV çocuk şovu, şimdi inanılmaz bir sahne gösterisiyle Türkiye’ye geliyor. 10 gösteri sergilenecek, gösterilerinden 2 tanesini orijinal dilinde İngilizce, diğer 8 tanesini ise Türkçe olarak sunulacak.

Susam Sokağı’nı Türkiye’ye getirecek Wannabe Events ortaklarından Merve Berker Ehliz, Dünyanın en büyük ve başarılı çocuk şovlarından biri olan Susam Sokağı’nı Türkiye’ye getirebilmek için çok çaba harcadıklarını söyledi.

Ehliz, “ Broadway kalitesinde bir gösteri olan Susam Sokağını izlemek, sanki bir rüya görmek kadar olağan dışı. Susam Sokağı, özel tasarlanmış sahnesiyle, dünyaca ünlü müzikleri ve ışık gösterileriyle sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de asla unutulmayacak bir anı olacaktır” dedi. “10 Eylül tarihinden itibaren tüm biletix gişelerinden satışına başlanan biletler için acele etmek gerektiğinin altını çizen Merve Berker Ehliz, TİM Show Center’da gerçekleşecek 10 gösterinin sınırlı sayıda seyirciyi ağırlayacağını söyledi.

www.biletix.com

TİM Show Center

” 3. Uluslararası Çanakkale Bienali “

Eski otobüs terminalinde kavramsal çerçevesi “Kurgular ve karşı duruşlar” olarak belirlenen bienal, 3 Kasım’a kadar sürecek

Kavramsal çerçevesi “Kurgular ve karşı duruşlar” olarak belirlenen “3. Uluslararası Çanakkale Bienali” çağdaş resim sergisi ile eski otobüs terminalinde açıldı. Sergide 34 sanatçının eseri sergileniyor.

Bienalin Genel Sanat Yönetmeni ve Küratörlerinden Beral Madra, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çanakkale Belediyesi’ne ait kullanılmayan eski otobüs garajı ve deposunu düzenledikten sonra 34 sanatçının eserinin yer aldığı sergi ile bienalin açılışını yaptıklarını söyledi.

Sergiye 8 uluslararası sanatçının da katıldığını belirten Madra, “Avrupa’dan, Ortadoğu’dan sanatçılar yer alıyor. Çanakkale Bienali’nin kavramsal çerçevesi ‘kurgular ve karşı duruşlar‘ olarak belirlendi” dedi.

Bunun için bir metin hazırladıklarını, yaşadıkları dönemin ekonomik, bunun siyasal ve toplumsal krizlerine odaklanan bir metin olduğunu dile getiren Madra, metni, yıllardır birlikte çalıştıkları sanatçıların işlerine bakarak oluşturduklarını bildirdi.

“Şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu bölge ve yanı başımızdaki Avrupa’nın büyük krizlerine bakmadan bu işi yapamazdık” diyen Madra, çağdaş sanat yapıtlarının duvara asılı bir manzara resmi olmadığını vurguladı.

Çağdaş sanat yapıtlarının arkasında siyasal duruşların olduğunu kaydeden Madra, şöyle konuştu:

“İşte orada bir karşı duruş konusu gündeme geliyor. Ama bu karşı duruşu asla olumsuz düşünmeyelim. Orada demokratik bir süreç ve bireyin özgür ifadesi, özgür düşüncesi yer alıyor. Bunu vurguluyoruz. Günümüzde bu, görsel sanatlar aracılığıyla çok etkili bir biçimde vurgulanıyor. Görsel sanatların bugünkü amacı, geniş toplumlara küresel bağlamda her ülkede, her bölgede bütün insanlığı ilgilendiren sorunları görsel olarak ifade etmek. İnsanlar geldikleri ve izledikleri zaman, normal günlük yaşantılarının dışında kendilerine tüketim endüstrisi ve siyasal çıkarlar doğrultusunda sunulan resmin dışında bir resimle dünyaya bakmakta. İşte o resimler burada yer alıyor.”

Bienale Türkiye’nin her yerinden sanatçı çağırdıklarını dile getiren Madra, “Batman’dan da sanatçımız var,İzmir‘den de, Antakya’dan da… Tüm bölgelerden var. Çünkü Türkiye’de çağdaş sanat İstanbul’a odaklanmış gibi görünüyor. 3. Uluslararası Çanakkale Bienali ile İstanbul’un bu tekelleşme havasını da kırmayı amaçladık” diye konuştu.

Küratörlerden Seyhan Boztepe ise çağdaş sanat sergisini, eski otogarın bilet satış ofislerinin olduğu yerde sanatseverlerle buluşturduklarını söyledi.

Farklı disiplinlerinin olduğu sergide desenler, resimler, fotoğraflar ve videoların olduğunu kaydeden Boztepe, bienalde, ileri yaşta kendini kanıtlamış sanatçılar, orta kuşaktan sanatçılar ve yeni çıkış yapan yetenekli önemli sanatçı adaylarının yer aldığını bildirdi.

“Bu üç kuşağı bir arada görmek bizim kavramsal çerçevemiz olan ‘kurgular ve karşı duruşlar’a da çok uygun” diyen Boztepe, şöyle devam etti:

“Yaklaşımları, sanat üretim süreçlerindeki farklılıklar, kuşakların birbiriyle olan geçiş süreçlerinin de izlenebileceği farklı bir imkan sunuyor. Bienalin içinde 3 ayrı program da var. ‘Bineal çocuk, bienal genç ve bienal engelsiz’ diye… Çanakkale’deki tüm ilköğretim okullarındaki öğrencileri özel araçlarla okullarında alıp bienali gezdireceğiz. Gençlerle atölye çalışmaları yapacağız. Engellilerin de buraya gelip işlerle ilişkilenmelerini sağlayan bir program yaptık. Bunun için de her türlü engel gurubuna giren insanlar için bir şeyler düşündük.”

Muhabir: Fikriye Susam Uyar/Harun Kaymaz

Yayıncı: Hızır Hacısalihoğlu

Kaynak: AA

 

Dünya hayran kaldı

Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı lise 3. sınıf öğrencisi Gizem Sözeri, Uluslararası Kontrabas Yarışmasında, dünya 3.’sü oldu. 16 yaşındaki Gizem, müzik otoritelerini kendisine hayran bıraktı.

INTERNATIONAL Double Bass Society tarafından Çek Cumhuriyetin’de 14 Eylül’de 12. Uluslararası Kontrabas Yarışması düzenlendi.

Yarışmada, Türkiye’den katılan 16 yaşındaki Gizem Sözeri, 16-20 yaş grubundan 34 yarı finalistin katıldığı 1. kategoride 3. oldu. HÜ Ankara Devlet Konservatuarı Kontrabas Sanat Dalı Öğretim üyesi Burak Karaağaç da “En iyi Çalıştırıcı” ödülünü aldı.

Kontrabas Sanat Dalı Öğretim üyesi Karaağaç, “Herkes Gizem’e hayran kaldı ve onu takdir etti. Küçücük bir Türk kızı orada dünyayı kendine hayran bıraktı, hatta oradaki tüm hocaları sarstı. Berlin Filarmoni Orkestrası’nda çalan kontrabas hocaları, Avusturya, Viyana, Danimarka, Polonya, Almanya’dan yani tüm dünyadan gelen herkes ‘16 yaşında dünyada bu kadar iyi çalabilen biri daha yoktur’ dedi. Bizim oradaki gururumuz oldu” dedi.

Hayalim Berlin

Yarışmadan 3.’lük ödülüyle dönen, Gizem Sözeri, eline ilk kez 12 yaşında aldığı kontrabasın ne olduğunu konservatuvara gelmeden önce bilmediğini söyledi. Gizem kontrabası ilk kez eline aldığında çok büyük olduğu için korktuğunu ancak sonra enstrümanını sevmeye başladığını dile getirerek, “Ailem de çok korkmuştu daha kızlara göre olduğunu düşündükleri aletleri çalmamı istediler. Ama şimdi onlar da seviyor. Kontrabas büyük bir alet olduğu için evde çalışamıyorum ancak okulda çalabiliyorum. Meslekte ilerlemek, iyi bir virtüöz olmak istiyorum. Hayalim Berlin Filarmoni Orkestrası’nda çalmak” dedi.

Kaynak :[-]

6. iDANS Festivali başlıyor

Ekim 2012-Mayıs 2013 arasında gerçekleşecek 6. iDANS Uluslararası Çağdaş Dans ve Performans Festivali’nin merakla beklenen sahne performansları başlıyor. Festivalin ilk haftası aynı zamanda Ekim ayı programının en can alıcı performanslarını ağırlıyor.

iDANS bir kez daha çağdaş dansın çok çeşitli ifadelerini sunmakla kalmıyor; aynı zamanda uluslararası alanda kendini ispatlamış, tiyatro ve performans sanatlarının jenerik kategorilerini altüst eden en yenilikçi örnekleri de ön plana çıkarıyor. Festival programı canlı performansların, iDANS’ın kendi ortak yapımlarının, film gösterimleri, konuşmalar ve bir fotoğraf sergisinin de yer aldığı çok sayıda etkinlik sunuyor.

 Çağdaş bir İpek Yolu olarak iDANS 06

iDANS 06, Doğu, Güney ve Batı Asya’yı Kuzey ve Doğu Afrika’nın yanı sıra Akdeniz ve Avrupa dünyasıyla birleştiren, Afro-Avrasya kıta parçası üzerindeki ticaret yollarını birbirine bağlayan 6500 kilometrelik tarihi kervan yolundan esinlenerek, “İpek Yolu” metaforu etrafında şekilleniyor. Çok çeşitli sanatsal yaklaşımları bir araya getiren program, farklı hareket biçimlerinin ve ifadelerin göçü, evrimi ve karşılıklı etkileşimini keşfe çıkarak zaman ve mekân içinde hareketlerin dönüşümüne de dikkat çekmeyi hedefliyor.

iDANS 06’nın sahne performansları bir iklim zirvesiyle başlıyor!

Avusturya’da yaşayan tiyatro yönetmeni ve oyuncu Anna Mendelssohn, Cry Me A River (Gözyaşların Sel Olsun) adlı eseriyle içsel ve dışsal iklim felaketleriyle ilgili bir çalışma sunuyor. Adeta kişisel meselelerle politik davalar arasındaki kırılgan buz parçası üzerinde yürüyen bu eser, iklim değişikliği hakkındaki iletişimin karmaşıklığını gözler önüne seriyor. Sanatçı birçok sesi kendi bedenine mal ettiği ilginç bir monologla karşımıza çıkıyor.

Anna Mendelssohn bu performansıyla 2011’de Almanya’nın Dietmar N. Schmidt Oyunculuk Ödülü’ne layık görüldü. Jüri bildirisinde belirtildiği gibi, Anna Mendelssohn ustaca sergilediği performansında büyük bir empati ve incelikle farklı duyarlılıkların klavyesinde hep doğru tonu yakalıyor. Keskin bir hassasiyet ve kıvraklıkla, birçok ses için tasarlanmış bir skoru tek başına icra ediyor.

Anna Mendelssohn’un Cry Me A River adlı solo “iklim zirvesi” 2 ve 3 Ekim tarihlerinde garajistanbul’da saat 20:00’de izlenebilir. Performans İngilizce olup Türkçe eşzamanlı çeviri ile sahnelenecek.

Hafriyat makinalarının küresel cazibesi (!)

  iDANS’ın ikinci sahne performansı Koreli dansçı ve koreograf Geumhyung Jeong’a ait. Genç sanatçı arzusunun nesnesi hakkında etkileyici bir sunum yapıyor; bu anlatım kendi repertuarı hakkında bir üst-performansa dönüşüyor.

Jeong eserlerinde insan bedeniyle onu çevreleyen şeyler arasındaki ilişkiyi yeniden tartışmaya açan bir sanatçı. Sıradan nesnelerle çalışıp, onları kendi bedeniyle hayli yüklü ve rahatsız edici bir ilişkilenmeye sokarak onlara tekinsiz bir hayat veriyor. Zihin ve bedenin cezbedici bir koreografisini yaratmak için kukla, dans ve sahne cambazlığını birleştiriyor. Jeong, 2009 Seul Yeni Medya Festivali’nde “Alternatif Vizyon Ödülü”nü kazanmıştır.

Geumhyung Jeong’un performansı Oil Pressure Vibrator (Hidrolik Vibratör) 3 Ekim Çarşamba akşamı saat 22:00’de garajistanbul’da sahneleniyor.

Mısırlı müezzinlerden tiyatroya çağrı

“Belgesel tiyatro” duayenleri Rimini Protokoll kolektifinin imzasını taşıyan Radio Muezzin (Radyo Müezzin) Kahire’den dört müezzinin hayatlarına bir pencere açıyor; makineleşme, merkezileşme ve tekseslileştirme süreciyle “maneviyat emekçilerinin” “güvencesizleştirilmesi”nin dokunaklı ve insani hallerini tasvir ediyor.

Performansın baş karakterleri Mısırlı dört gerçek müezzindir: camiye gelmek için her gün iki saatini bir minibüste geçiren görme engelli bir Kur’an hocası; eskiden tank şoförlüğü yapıp şimdi günlük olarak caminin halılarını süpüren, Mısırlı bir çiftçinin oğlu; Suudi Arabistan’da göçmen işçi olarak çalışırken ciddi bir kaza atlattıktan sonra Kur’an’ı ezberleyen bir elektrik teknisyeni ve Kur’an kasetleri taksi şoförleri arasında epey popüler olan bir Kur’an okuma dünya şampiyonu ve vücut geliştiricisi.

Radio Muezzin’in dünya prömiyeri yoğun bir araştırma sürecinden ve Kahire’de gerçekleşen bir açık provadan sonra 2009 yılının Mart ayında ezanın halen yasak olduğu Berlin’de yapıldı. Performans ilk kez çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede sahne alıyor.

Projenin yönetmeni Stefan Kaegi belgesel tiyatro oyunları, radyo programları ve farklı işbirlikleri kurarak kent bağlamında kamusal alanda çeşitli eserler üretmektedir. Araştırmalar, halka açık seçmeler ve kavramsal süreçleri kullanarak geliştirdiği projelerinde “uzman”ların seslerini duyurmaya çalışır. Sanatçı, 2010 yılında European Cultural Foundation’ın (Avrupa Kültür Vakfı) Kültürel Çeşitlilik Ödülü’ne layık görüldü. Kaegi, Helgard Haug ve Daniel Wetzel ile “Rimini Protokoll” adı altında çalışmaktadır. Rimini Protokoll’un amacı gerçekliğin örtüsünü kaldırarak onu bütün yönleriyle sıradışı perspektiflerden sergilemektir. Rimini Protokoll, 2007’de Faust Tiyatro Ödülü’nü, 2008’de Tiyatroda Yeni Gerçeklikler Avrupa Ödülü’nü, 2011’de Venedik Bienali’nde ise Silver Lion Ödülü’nü kazanmıştır.

Stefan Kaegi (Rimini Protokoll)’un yönettiği ve Mısırlı dört müezzinin sahne aldığı performans 4 Ekim Perşembe ve 5 Ekim Cuma akşamları saat 20:00’de Haliç Kongre Merkezi’nde izlenebilir. Gösterim dili Arapça olup Türkçe ve İngilizce üstyazı olacaktır.

Yıldız koreograflardan yükselen bir başka yıldıza…

Britanyalı Güney Asya dansının yükselen yıldızı Aakash Odedra’nın icra ettiği Rising (Yükseliş), dört farklı parçadan oluşan, yeni bir kişisel dil üretmek için farklı süreçler ve estetikler keşfeden bir dans akşamı olarak hazırlandı. Program, dünya çapında ünlü koreograflar Akram Khan, Russell Maliphant ve Sidi Larbi Cherkaoui’nin yarattığı parçaların yanı sıra Odedra’nın kendi yaratımı bir parçadan oluşuyor. Bütün bu eserler, Odedra’nın klasik Hint dans disiplinleri (Kathak ve Bharata Natyam) temelinden yola çıkıyor.

Aakash Odedra’nın Yükseliş’i 6 Ekim Cumartesi akşamı saat 20:00’de Haliç Kongre Merkezi’nde izlenebilir.

Çağdaş dans tarihiyle “yüzleşmek”

 iDANS’ın programındaki ilk fotoğraf sergisi ünlü fotoğraf sanatçısı Peggy Jarrell Kaplan’ın imzasını taşıyor. Kaplan, bizi çağdaş dansın yaratıcılarının “yüzleri” aracılığıyla dans tarihinde analog fotoğrafları eşliğinde bir seyahate çıkarıyor. Koreografların Portreleri: Beden’den Yüz’e sergisi 4-9 Ekim tarihleri arasında Haliç Kongre Merkezi’nde, 13-23 Ekim tarihleri arasında garajistanbul’da görülebilir.

iDANS 1-7 Ekim Haftası Programı:

Kaynak: [-]

Anna Mendelssohn – Cry Me A River 02/03 Ekim.2012 garajistanbul 22:00 20TL
Geumhyung Jeong – Oil Pressure Vibrator 03 Ekim 2012 garajistanbul 22:00 20TL
Stefan Kaegi (Rimini Protokoll) – Radio Muezzin 04/05 Ekim 2012 Haliç Kongre Merkezi 20:00 40/20TL
Aakash Odedra – Rising 06 Ekim 2012 Haliç Kongre Merkezi 20:00 30/20TL

İsanbul’dan bir kaç sanat haberi

Reysi Kamhi, 27 Eylül – 24 Ekim tarihleri arasında ikinci kişisel sergisi ‘Tasvirleri Atlıyorum’ ile Pg Art Gallery’de izleyicilerle buluşuyor.

Sanatçı sergisinde kentsel deneyim, kentlerdeki kimi mekânlar ve bu mekânların içlerinde barındırdığı insan ve nesnelerin ilişkisi üzerinden çeşitli tasvirler oluşturuyor. Kamhi, çalışma pratiğinin önemli bir parçası olan, bir mekânın veya deneyimin fotoğraflarının tuvale aktarılması sürecini bu kez de sürdürüyor. ‘Tasvirleri Atlıyorum’, modern şehrin içinde hala yer almayı sürdüren mekânları bir anlamda tasvir ediyor. Sergide sanatçının, avukat Rita Ender’in Agos Gazetesi’nde yayınlanan ‘Kaybolan meslekler’ yazıları için çizdiği eserleri de görme fırsatı bulacağız. Açılış, 27 Eylül akşamı saat 18.30’da gerçekleşecek. Detay: www.pgartgallery.com

Simya Galeri’den haber var!

Simya Galeri, düşünen zihinler ve hobi severler için ekim ayında başlayacak birbirinden ilginç seminerler hazırladı. Farklı disiplinlerden beslenmek, yeni bakış açıları edinmek ya da zamanını sanat, edebiyat ve müzikle interaktif bir ortamda değerlendirmek isteyenler için bu kış doğru adres Simya Galeri.  Önümüzdeki ay, her konunun uzmanı tarafından verilecek etkinlikler için kayıtlar başladı. Sanat Tarihi okumaları (Serap Yüzgüller Arsal); Sanatın Yasak Tarihi (Seda Yavuz); Sanat Konuşmaları (Emre Zeytinoğlu); Karşılaştırmalı Edebiyat (Asuman Kafaoğlu Büke); Takı ve Heykel Atölyesi (Sabrina Fresko); Musica Nuova (Halit Suha Çelikkıran); Arkeoloji ve Anadolu Antik Kentleri (Nezih Başgelen); İspanya’da Sanat (Seda Yavuz); Cazın Farkına Varmak (Seda Binbaşgil) ve Cazın Tadına Varmak (Seda Binbaşgil) başlıklı seminerleri, 2012-2013 kış sezonu boyunca Simya’da takip edebilirsiniz.

Detay :  www.simyagaleri.com

Dünya çocukları ‘Shining Star’ festivalindeydi

Kartal Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen ‘Shining Star II. Uluslararası Çocuk ve Gençlik Festivali’,  17-23 Eylül tarihleri arasında Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezinde gerçekleşti. Türkiye, İsrail, Bulgaristan, İtalya, İrlanda, İngiltere, Romanya, Rusya, Polonya dâhil on altı ülkenin katılımıyla düzenlenen festivale yaşları 9 ile 23 arasında değişen 40 genç katıldı. Aynı ülkelerden gelen ünlü sanatçı, jüri üyesi ve festival başkanlarının hazır bulunduğu yarışmanın İstanbul festival başkanlığını Tolga Gürdil, jüri başkanlığını Figen Çakmak, halkla ilişkiler koordinatörlüğünü ise Fani Hodora üstlendi. Festival, kendi ülkelerinin bayraklarını tutan çocukların seslendirdiği piyanist Fani Hodora’nın WAFA (Uluslararası Festivaller Organizasyonu) için bestelediği ve sözlerini Figen Çakmak’ın yazdığı ‘For  Wafa’ adlı şarkıyla açıldı. İsrailli şarkıcı Baruch Friedland, jüri üyesi olarak görev alırken konuk sanatçı olarak da sahne aldı. Festivalin bir diğer konuk sanatçısı da Türkiye’den Ediz Bahar oldu.  Bahar performansıyla büyük beğeni kazandı.

Enrique İglesias Ekim’de İstanbul’da

İstanbul yine bir dünya starını ağırlamaya hazırlanıyor. Babası Julio İglesias’ın yolundan yürüyen ve en az onun kadar şöhret olan Enrique İglesias, albümleriyle olduğu kadar, sahip olduğu onlarca Grammy ödülü ile de dikkat çekiyor. Sanatçı, muhteşem sahne şovu ve olağanüstü performansı ile 24 Ekim akşamı UNILIFE organizasyonuyla İstanbul Küçükçiftlik Park’ta sevenleriyle buluşacak. Kaçırmayın! İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nden Verdi’ye selam olsun! 2013, büyük opera bestecisi G. Verdi’nin 200. doğum yılı. İDOB’nin de açılış konserinin temasını oluşturan bu özel konsept, Nabucco operasıyla hayata dönen Verdi’nin; çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerine ait eserlerinden oluşan zengin bir programla 29 Eylül akşamı Aya İrini’de gerçekleşecek. Orkestrayı, İtalyan şef Gianluca Bianchi, koroyu ise Gökçen Koray yönetiyor.  Detay için: www.dobgm.gov.tr

Kaynak :[-]

Sara Baruh – Double Face – İki Yüzlü

Gallery Linart, Tarihler: 28 Eylül 2012 Cuma ~ 15 Ekim 2012 Pazartesi,

Adres: Abdi İpekçi Cad. Gülen Apt. No:24/4 Nişantaşı Şişli İstanbul,    Telefon: 0212 247 47 29 , Web Adresi: www.g-linart.com

Gallery Linart; Sara Baruh’un “Double Face – İki Yüzlü” adını verdiği sergisiyle sanatseverleri ağırlamaya devam ediyor! Eserlerinde dışavurumcu boya kullanımı ve “minimal anlatım” isteği hakim olan Sara Baruh’un; Japon kağıdı üzerine yaptığı çini mürekkebi çalışmaları ve likid asfalt kullandığı tuval üzerindeki “Double Face – İki Yüzlü” sergisi, 15 Ekim 2012 tarihlerine kadar Gallery Linart’ta sanatseverler tarafından görülebilir.

İstanbul’da doğan ve 1980 yılından beri Cenevre’de yaşayan Sara Baruh eğitimini, Atölye Jean-Luc Barbier,Akademi des Beaux-Arts Cenevre ve Ecole Martenot Cenevre’de tamamladı.

Sanatçı resimlerinde bir taraftan dışavurumcu boya kullanımı, diğer taraftan da “minimal anlatım’’ isteğine hakim. “Minimal anlatım”; soyut resim yapan sanatçıların varacakları en üst nokta olarak görülürken, bu aşamadaki eser ise, artık bakılacak olmanın ötesinde, “okunacak” bir eser olarak yorumlanıyor.

Sara Baruh’un “Double Face – İki Yüzlü” adını verdiği yeni sergisi iki kısımdan oluşuyor. Serginin birinci kısmında, sanatçının çok sevdiğini belirttiği, Japon kağıdı üzerine çini mürekkebi çalışmaları yer alırken, ikinci kısımda likit asfalt kullandığı tuval çalışmaları bulunuyor. Sara Baruh çini mürekkebiyle yaptığı çalışmalar için; “Çok ince Japon kağıdı üzerine çalıştığım çini mürekkebi, kağıdın arkasına geçiyor ve arkadan bakıldığında başka şekiller ve imgeler oluşuyor. Buradan yola çıkarak görüyoruz ki hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bakış açısı değiştiği zaman gördüğümüz imaj da değişir. Dolayısıyla eseri izleyen kişi; önyargılarının, düşüncelerinin ve karakterinin sınırlarını çizdiği bakış açısıyla kendi görmek istediğini görür. İzlenilen her objenin anlamı her birey için farklıdır.” diyor.

Baruh; tuval üzerinde likit asfalt kullanarak gerçekleştirdiği çalışmalar için ise yıllanmış, asırlık ağaçların seslenişini aktarmaya çalıştığını vurguluyor. Geçmiş zamana karşı içinde hep nostaljik duygular beslediğini, yaptığı eserlere de yaşanmışlık ve yıpranmışlığın sinmesini istediğini belirten sanatçı, bu yüzden likit asfalt ile yıllanmış ağaçlarıresmediyor.

Açıldığı günden bu güne her zaman birbirinden başarılı sanatçılarla çalışıp, sanatseverleri ilginç eserlerle bir araya getiren Gallery LiNART; Sara Baruh’un “Double Face – İki Yüzlü” isimli sergisi 15 Ekim 2012, Çarşamba gününe kadar sanatseverler tarafından ziyaret edilebilir.

 

Mona Lisa ve ikiz resimi !

Leonardo da Vinci, Mona Lisa’dan önce Isleworth Mona Lisasını yapmış.

Rönesans döneminin efsanevi ismi Leonardo da Vinci‘nin, ünlü tablosu “Mona Lisa“dan önce “Isleworth Mona Lisası” olarak bilinen eserini yaptığı iddia edildi.

Merkezi Zürih’te bulunan Mona Lisa Vakfı, 35 yıl süren araştırmalar sonucu usta ressamın “Isleworth Mona Lisası” adlı eserini başyapıtından yaklaşık 11 yıl önce tamamladığını ileri sürdü.

Regresyon testleri ile matematiksel hesaplamalar yaparak tabloları karşılaştıran ve arşivleri tarayan uzmanlar, elde ettikleri sonuçları “Mona Lisa: Leonardo’s Earlier Version” adlı kitapta topladı.

Kitabın yazarı ve sanat tarihçisi Stanley Feldman, oturur halde resmedilen kadının bedeninin tüm unsurlarının her iki tabloda tamamen ayrı konumda bulunduğunu keşfettiklerini söyledi.  Feldman, “Kadının duruşu, ellerini tutuşu, yüz ifadesi, saçı, örtüsü ve giysisi her iki tabloda bire bir aynı. Öyle ki bu tablolardan birini, ancak diğerini de boyayan kişi yapabilir.

Tablolardaki tek fark, arka plandaki manzara” dedi. Gizemli gülüşüyle genç bir kadını tasvir eden “Isleworth Mona Lisası”, Paris’teki Louvre Müzesi’nde sergilenen başyapıttan biraz daha büyük ve daha canlı renklere sahip. CENEVRE

 Kaynak :[-]

Dubai’de Türkiye’den sanat…

  Dubai’deki Emirates Tower Hotel’de yapılacak açık arttırmada, Türk sanatçıların eserleri binlerce dolarlık başlangıç fiyatıyla, sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Dünyanın önemli müzayede evlerinden biri olan Christie’s, Dubai’de düzenleyeceği müzayedesinde Türkiye’den sanatçılara da yer veriyor. Christie’s’in 23 ve 24 Ekim’de Dubai’deki Emirates Tower Hotel’de gerçekleştireceği Türk, Arap, İran Modern ve Çağdaş Sanat Müzayedesi’nde Ahmet Elhan, Azade Köker, Murat Germen, Ramazan Bayrakoğlu’nun da aralarında bulunduğu sanatçıların eserleri satışa sunulacak.
İlk bölümü 23 Ekim akşamı yapılacak olan müzayedeye Türkiye’den katılan önemli eserlerden biri, Ramazan Bayrakoğlu’nun “Sandra” isimli portre çalışması. Sanatçının pleksiglas üzerine endüstriyel akrilik boya ile boyayarak resmi fotoğrafa dönüştürdüğü çalışmasının müzayedeye çıkış fiyatı 30 bin ila 35 bin dolar arasında değişiyor.

Müzayedenin dikkat çeken bir diğer eseri ise Ahmet Elhan’a ait. Sanatçının 2011 tarihli “Yerler” serisinden “Mavi Oda” isimli çalışmasının tahmini satış değeri 50 bin – 80 bin dolar. Elhan, bu fotoğrafını, geniş bir alanın binlerce farklı açıdan çektiği fotoğrafların bir araya getirmesiyle oluşturdu.

Müzayedede ayrıca İrfan Önürmen’in “Gazze” sergisinden isimsiz eseri 30 bin – 40 bin dolar, Murat Germen’in puslu Dubai gökyüzünü tasvir ettiği “Bir Zamanlar Dubai”de isimli fotoğrafı ise 25 bin – 30 bin dolar fiyat aralığında satışa sunulacak.

İstanbul, Tasarım Bianeli başlıyor

İstanbul ilk kez 13 Ekim’de Tasarım Bianeli’ne ev sahipliği yapacak.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından gerçekleştirilecek İstanbul Tasarım Bianeli’ne 46 ülkeden 200’ün üzerinde tasarımcı ve mimar yaklaşık 100 projesiyle katılacak. Londra Tasarım Müzesi Direktörü ve İstanbul Tasarım Bianeli Danışma Kurulu üyesi Deyan Sudjic tarafından teması ‘Kusurluluk’ (Imperfection) olarak belirlenen İstanbul Tasarım Bianeli’nde, iki ana sergi yer alıyor. Emre Arolat’ın İstanbul Modern’de yer alacak ‘Musibet’ başlıklı sergisinde ‘tasarımın gündelik hayattan uzak, değdiği her şeyi meşrulaştıran bir gücü olmadığı’ fikri, maket, video, fotoğraf ve interaktif oyun gibi çalışmalarla aktarılacak. Joseph Grima’nın Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alacak ‘Adhokrasi’ başlıklı sergisinde ise ‘tasarımın odağındaki tüketicilerin de artık tasarım ve üretim sürecinin bir parçası olmasının altı çizilecek. Ziyaretçilerin de tasarım sürecini deneyimleyebilecekleri sergide interaktif alanlar yer alacak. İstanbul Tasarım Bianeli’nde iki ana serginin yanı sıra, akademi programı, atölye çalışmaları sergileri, paralel katılımcı etkinlikleri ve tasarım yürüyüşleri yapılacak. İstanbul Tasarım Bienali, 12 Aralık’a kadar ziyaret edilebilecek.

Akbank Sanat bu ay da dopdolu !

22. Akbank Caz Festivali, ”The Three Ladies of Blues”un 3 Ekim’de Babylon’da vereceği açılış konseriyle başlayacak

Caz tutkunlarının her yıl merakla beklediği, Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden 22. Akbank Caz Festivali, ”The Three Ladies of Blues”un 3 Ekim’de Babylon’da vereceği açılış konseriyle başlayacak.

Dopdolu bir programla 3-21 Ekim tarihleri arasındasanatseverlerle buluşacak festival, dünyaca ünlü cazsanatçılarını Türkiye’de ağırlarken, yetenekli genç müzisyenlere de performanslarını sergileme imkanı sunacak.

Festival kapsamında 3 Ekim’de ”The Snow Owl 5tet” Akbank Sanat’ta, ”Nik Bartsch’s Ronin” ise 4 Ekim’de Babylon’da konser verecek.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), yeni sezonu 29 Eylül’de Aya İrini Müzesi’nde 200. doğum yılı dolayısıyla Giuseppe Verdi’ye ayrılan konserle açacak.

Konserde, ”Nabucco” operasıyla hayata dönen Giuseppe Verdi’nin, çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerine ait eserleri seslendirilecek. İtalyan şef Gianluca Bianchi’nin orkestrayı, Gökçen Koray’ın koroyu yöneteceği konserde, İDOB solistlerinin yanı sıra İstanbul dışından konuk sanatçılar da yer alacak.

Dünyada izlenme rekorları kıran ”Açlık Oyunları” filminin başrol oyuncularından Lenny Kravitz, 4 Ekim’de Turkcell Kuruçeşme Arena’da sevenlerinin karşısına çıkacak.

”En iyi erkek rock vokal performansı” dalında 4 yıl üst üste Grammy kazanan ve dünya çapında 20 milyon albüm satışına ulaşan Kravitz, 2008’den sonra 2. kez geleceği İstanbul’da hayranlarına unutulmaz bir gece yaşatacak.

İstanbul’un ilk şehir temalı festivali olan ”Urban Festival İstanbul 2012”, 30 Eylül’de Küçükçiftlik Park’ta Kuzey Avrupa müziğinin önemli temsilcilerinden Röyksopp ile Danimarkalı elektronik müziksanatçısı Trentemoller’i aynı sahnede buluşturacak.

Festivalde performans gösterecek sanatçılar arasında Mehmet Garan, Low Earth, Doğan Aktay, Altan Balgır, Yeşim Unan ve Tufan Demir de yer alıyor.

Ferhat Göçer, yarın ”Symphonie D’orient” projesiyle Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde hayranlarıyla buluşacak.

Göçer, konserde yeni albümünden ve klasikleşmiş repertuvarından seçtiği şarkıların yanı sıra Amy Winehouse, Sting, Adele, Pink Floyd coverlarını Metropol Senfoni Orkestrası’na etnik tınılarıyla eşlik edecek olan İstanbul Strings eşliğinde yorumlayacak.

Şevval Sam, 29 Eylül’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde, aynı gün Levent Yüksel Jolly Joker Beyoğlu’nda sahne alacak.

Avrupa’nın en iyi konser gruplarından biri kabul edilen Moonspell, 5 yıl aradan sonra 30 Eylül’de ”2012 Venue”de Türkiye’deki 3. konserini verecek. Bu yıl 20. yılını kutlayan Moonspell, ilk büyük çıkışını 1996 yılında ”Irelligious” isimli 2. albümüyle yaptı.

FİLMEKİMİ YARIN BAŞLIYOR

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) daha önce 29 Eylül’de başlayacağını duyurduğu Filmekimi, yoğun talep üzerine yarın başlayacak.

Bu yıl 11’incisi düzenlenen Filmekimi kapsamında yarın Atlas Sineması’nda ”Düşler Diyarı”, ”Havana’da 7 Gün”, ”No”, ”Acı” ve ”Aşk”, Beyoğlu Sineması’nda ”Sevmek Gibi”, ”Meleklerin Payı”, ”Aşk” ve ”Tepelerin Ardında” ile Nişantaşı City’s’de ”Onur Savaşı” ve ”Hayalimdeki Aşk” isimli fimler izlenebilecek.

ŞEHİR TİYATROLARI PERDELERİNİ 3 EKİM’DE AÇIYOR

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları perdelerini 3 Ekim’de açacak.

Şehir Tiyatroları’nda bu hafta, 3 ve 4 Ekim tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde ”Ateşli Sabır”, Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde ”Zırhlı Kurt (Kösem Sultan ile Avcı Mehmed)”, Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi’nde ”Arka Bahçe”, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde ”Doğum Günü Partisi”, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde ”Sevgili Doktor”, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde ”Vişne Bahçesi”, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde ”Dar Ayakkabıyla Yaşamak” adlı oyunlar sahnelenecek.

Philip Ridley’in yazdığı, Sami Berat Marçalı’nın yönettiği mahalle baskısının bireylerdeki psikolojik ve fizyolojik sonuçlarını sorgulandığı ”Uğrak Yeri” adlı oyun, yarın Craft Tiyatro’da sergilenecek.

Sami Berat Marçalı’nın yazıp yönettiği ”Yalnızlar Kulübü” adlı oyun yarın İkinci Kat’ta izlenebilecek. Hasibe Eren, Heves Duygu Tüzün, Tevfik Şahin, Bedir Bedir, Pınar Çağlar Gençtürk ve Güçlü Yalçıner’ın rol aldığı oyun, günümüz insanının sosyalleşme problemine değiniyor.

Neil Labute’nin kaleme aldığı ve Çağ Çalışkur’un yönetmenliğini yaptığı ”Kayıp” adlı oyun, 29 Eylül’de Craft Tiyatro’da izleyiciyle buluşacak. Şenay Gürler ve Deniz Karaoğlu’nun rol aldığı oyun, başkalarının yaşadığı felaketler, birilerinin acıları, dünyanın öbür ucundaki savaşlar, bombalanmalar, ”öteki olanlar”ın maruz kaldığı doğal afetler gibi konularda duyarsızlık, ben merkezcilik ve mağduriyet hikayesi anlatılıyor.

Metin Zakoğlu Cafe Theatre’da 30 Eylül’de ”Godot Öldü mü?” adlı oyun sergilenecek. Oyunda, birbirini hiç tanımayan iki adamın bir tiyatro sahnesinde amaçsızsa bekleyişleri sırasında yaşadıkları olaylar anlatılıyor.

SERGİ

BAE Kültür, Gençlik ve Toplumsal Kalkınma Bakanlığı, ”BAE Kültür Günleri” kapsamında hat ve tezhipsanatının nadide örneklerinin sergilendiği ”El-Bürde” ve Şeyh Muhammed Bin Raşid Al Mektum’un hususi koleksiyonundan ”Süvarinin Rüyası” adlı sergileri sanatseverlerle buluşturacak.

BAE Kültür, Gençlik ve Toplumsal Kalkınma Bakanlığı’nın Hz. Muhammed’in doğum yıl dönümü dolayısıyla her yıl düzenlediği ”El Bürde” yarışmalarında dereceye giren eserlerden oluşan ”El Bürde Sergisi”nde, 70 civarında eser yer alacak.

Hat tarihçisi ve uzmanı Prof. Dr. Uğur Derman, hattat Mehmed Özçay ve müzehhib Necati Sancaktutan’ın Türkiye’yi jüri üyesi olarak temsil ettikleri yarışmalarda ödül alan eserler, Türkiye’de ilk defa sergilenecek.

Sergi, Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde 1-14 Ekim tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.

BAE Kültür Günleri kapsamında, 1-10 Ekim tarihleri arasında İstinye Park’ta sergilenecek ikinci sergi ise Şeyh Muhammed Bin Raşid Al Mektum’un hususi koleksiyonundan ”Süvarinin Rüyası” olacak. Serginin konusunu BAE Devlet Başkan Yardımcısı, Başbakanı ve Dubai Emiri Şeyh Muhammed Bin Raşid Al Mektum’un ”Metalib” isimli kasidesi oluşturacak.

Konularını daha çok Anadolu coğrafyasına özgü yöresel kadın başlıkları ve kırsal kesim yaşamından kesitler alarak oluşturan ve kendine has üslubuyla İstanbul görünümlerini tuvaline aktaran Remzi İren’in resim sergisi, 2 Ekim’de Galeri Oda’da açılacak.

İren’in, son dönemlerde yaptığı güvercin temalı resimlerini sevenleriyle paylaşacağı sergi, 2 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek.

SAHNE SANATLARI

Dünyaca ünlü gösteri topluluğu Cirque Du Soleil, ”Alegria” şovuyla yarın, 29 ve 30 Eylül Ülker Arena’da, 2, 3 ve 4 Ekim tarihlerinde Ora Arena’da sahne alacak.

İspanyolca’da neşe, gurur ve coşku anlamına gelen Alegria ekibi, 15 ülkeden 55 sanatçı ve müzisyenden oluşuyor. Şov, barok ve opera tarzı, gösterişli kostümleri, canlı müziği ve her ayrıntısı düşünülerek hazırlanmış sahnesiyle, atletik ve artistiğin göz kamaştıran uyumunu gözler önüne seriyor.

Şovda, tüm duyulara hitap eden senkronize trapezcilerin yerden 12 metre yükseklikte kurulan barların üzerinde gerçekleştirilen performansları, kıvrak alevli bıçak dansı, inanılmaz yüksekliklerde ve hızda sergilenen jimnastik ve cambazlık gösterileri gibi nefes kesici akrobatik etkinlikler sunuluyor.

”Disney Live Mickey’nin Müzik Festivali”, yarın, 29 ve 30 Eylül tarihlerinde Trump Towers Mall’da çocuklarla buluşacak.

Koreografisi Madonna’nın koreografı tarafından yapılan ve dünyada izlenme rekorları kıran gösteride, Mickey Mouse ve dostları, izleyenleri, ışıltılı kostümler, hareketli ve yüksek enerjili şarkılarla dans ederek eğlendiriyor.

Kültür sanat Mafya’nın eline geçiyor !

Kültür Mafyası, internet yayıncılığında kazandığı tecrübelerini, hayalleri ile birleştirerek, Ekim 2012 ayından itibaren basılı bir dergi çıkartma kararı aldı. Okuma sürecinde kağıt ile temasa ve kağıdın kokusunu hissetmeye önem veren Mafya ekibi, kendisi gibi düşünen okurların varlığına inandığı için bu hayalinin peşinden gidiyor… 

Dileriz uzun soluklu olur ve daha önceki “Sen ben, bizim oğlan tarzı sanat mafyalarına” dönmez ! (Editör)
“Sanatın kalbinin attığı tek bir yer olmadığına göre, yaşamını destekleyen tüm damarlar Kültür Mafyası tarafından takip edilmekte ve sanatın sağlığı için yine Kültür Mafyası tarafından beslenmektedir.”
Kültür Mafyası, 1 Mart 2010 tarihinde web sitesi olarak yayın hayatına başladı.

Yayıncılık ve kültür üretim alanlarındaki tekelleşmeye dikkat çekmek için Kültür Mafyası ismini tercih eden ekip; bağımsız ve özgün içerik üretimini samimi bir dille gerçekleştirdiği için 2 yıl içerisinde önemli bir takipçi sayısına ulaştı.

“Biraz deliyiz…”

“Evet, biraz deliyiz. Çünkü mevcut dergiler kapanıp internet yayıncılığına yönelirken, biz tam tersini yapıyor, internetyayıncılığından dergi yayıncılığına geçiyoruz. Bir nevi Son Matbucular’ız. Deliyiz, çünkü arkamızda hiçbir politik ve ekonomik güç odağı olmadan, sadece samimiyetimize ve kalemlerimizin gücüne güvenerek bu işe girişiyoruz. Deliyiz, çünkü aklın egemenliği ile derdimiz var bizim. Bu ülkede yayıncılığın, kültür ve sanat üretiminin samimi ve çıkar gözetmeksizin yapılabileceğine, yapılırsa da insanlar tarafından ilgi göreceğine dair umudumuz var. Kültür Mafyası Dergisi, bu umudun peşinden gidiyor. Zaten yayıncılık aslında deli işi, duygu işi biraz; akılla, mantıkla yayıncılık olmaz.” diyor Kültür Mafyası’nın kurucusu ve editörü Turgay Özçelik.

Levent Üzümcü, Jehan Barbur ve Zaytung her ay Kültür Mafyası’nda…

Kültür Mafyası, öğrencisinden öğretim görevlisine, gazetecisinden televizyoncusuna birçok farklı meslek grubundan yazarın oluşturduğu, bu yazarların tecrübe ve birikimlerini paylaştığı kollektif bir çabanın ürünü.

Bu kollektif çaba, dergi sürecinde ekibe katılan Levent Üzümcü, Jehan Barbur ve Zaytung ile daha değerli bir hal aldı.

Sorgu odası, yeraltı röportajları, gizli celse, sayfalar ve haneler gibi kendine has bölümlerinin yanı sıra, Kültür Mafyası dergisinde sinemadan tiyatroya, edebiyattan müziğe, kültür-sanatın tüm alanlarındaki gelişmeleri takip edebilir, bu alanlara dair röportaj, eleştiri ve makaleleri okuyabilirsiniz.

Zizek Sorgu Odası’nda

Kültür Mafyası dergisi ilk sayısında dünyaca ünlü Slavoj Zizek’i sorgu odasına alıyor. Bedia Ceylan Güzelce’nin gerçekleştirdiği röportaj zihin açıcı olduğu kadar, tartışma yaratıcı.

İlk sayıda yer alacak olan bu röportaj uzun süre kültür sanat gündemini işgal edecek gibi gözüküyor.

Herkes okuyabilsin diye 5 TL

Aylık olarak Türkiye çapında yayın yapacak olan Kültür Mafyası, herkesin okuyabilmesi için mimimum bir fiyatla, 5 TL’ye satılacak. 64 sayfalık dolu ve zengin içeriğiyle kültür-sanat yayıncılığında hem duruş, hem içerik, hem de fiyat olarak fark yaratacak olan Kültür Mafyası’nı 1 Ekim’den itibaren her ay gazete bayilerinden ve kitapevlerinden temin edebilirsiniz.

Mafya ekibi: Ayşenil Şenkul, Banu Özyürek, Bedia Ceylan Güzelce, Burak Bayülgen, Burcu Önder, Cansel Uygun, Ceylan Özçelik, Dicle Koylan, Dilek Mayatürk, Duygu Çavdar, Engin Karabacak, Esen Kunt, Gökçe Uygun, Esra Açıkgöz, Hüseyin Aksoylu, Jehan Barbur, Levent Üzümcü, Meltem Sanlav Küpeli, Numan Serteli, Onur Avcı, Sinan
Sülün, Sultan Arınır, Turgay Özçelik, Zaytung.

Gökçe Uygun:

“’Başka türlü bir şey’ ise istediğiniz, başka türlü şeyler okumak için Kültür Mafyası dergisine hoş geldiniz…”

Onur Avcı:

“Kültür Mafyası; kültür hareketini bir karşıkültürel tavır, yöntem ve sistem içinde uygulayabilmenin potansiyel yapılanışı olmaya aday oluşundan dolayı; tanımını yaparken onun bir parçası olma nedeniniz de olabilir.”

Burcu Önder:

“Özgür ifade alanı olan, yazarın kendini olduğu gibi yansıtmasını sağlayandır Kültür Mafyası.”

Numan Serteli:

“Kültür Mafyası kültürü haraca bağlayanlara hesap sormaya geliyor..”

Meltem Sanlav Küpeli:

“Kültür Mafyası’nın yazarak veya okuyarak içinde olmak, hayata tanıklık etmenin en hafifletici, en iyi gelen yollarından biri.”

Burak Bayülgen:

Duygu Çavdar:

“Farklı tatların tek vücut olmuş, bütünleşik, aynı zamanda çok yönlü hali…”    “Dijitale inat, ille de kağıt!

Dilek Mayatürk:

Basılı sayfaların sihrine inanarak, akıntıya karşı “kalemleriyle” kürek çeken bir mafya ve dergisi takdimimizdir..”

Esen Kunt:

“Her telden her demden farklı kalemlerin  Türkiye’nin fikir ve sanat iklimine dokundukları  önemli bir kültür sanat mecrası.”

Esra Açıkgöz:

“Sinema, sanat, siyaset, müzik, edebiyat, hayat, dün ve bugün.” (Esra Açıkgöz)

Hüseyin  Aksoylu:

‘’Öldüğünü düşündüğümüz her şey için Kültür Mafyası hayatta.’’

Ayşenil Şenkul:

”Kültür Mafyası, çikolata gibidir; ruha iyi gelir.”

Ceylan Özçelik:

“Kültür Mafyası sanat düşkünlerinin özgür mabedidir.”

Sinan Sülün:

“Hiçbir Mafya bu kadar kültürlü olmamıştı.”

Jehan Barbur:

“Kurşun kalem kokusunu özleyenlere, dergilere dokunma hasreti çekenlere ne güzeldir ki cesaretli bir davranış sonucu “kültür mafyası” geliyor. Benim de artık bir köşem var. Ne mutlu bana…”

Levent Üzümcü:

“Adada mafya kurduk… Kültür mafyası. Kültür mantarlarına karşı. Okumak istersen, katlanabilir, şarjın bitse de okunabilir.”

Zaytung:

“Kültür mafyası, parasını alamadığınız her türlü yazı-çeviri işlerinde sizin yerinize tahsilatı (bir şekilde) yaparak bu alanda önemli bir açığı kapatıyor. Aldıkları komisyonu sonuna kadar hak eden değerli bir kurum…”

Cansel Uygun:

“Hepimiz önce okulda öğreniyoruz. Sonra öğrendiklerimizi ters yüz etmeye, unutmaya, yeniden öğrenmeye çalışıyoruz. Bunun yapıldığı yer, benim için, Kültür Mafyası’dır.”

Sultan Arınır:

“Bu ‘mafya’nın tek suçu, içeriği ile herkesi kendine bağlamak olacak.”

” Çeviriyorum öyleyse varım ! ” 30 Eylül Uluslararası Çeviri Günü’nde İstanbul’da

Türkiye tarihinin en kapsamlı çeviri etkinliğini gerçekleştirmek üzere 30 Eylül Uluslararası Çeviri Günü’nde İstanbul’da bir araya geliyor.

‘Çeviriyorum; öyleyse varım’ Türkiye ’de son yıllarda çevirmenler arasında artan dayanışma kültürünün bir ürünü olarak çeviri alanın en önemli temsilcileri 30 Eylül Uluslararası Çeviri Günü’nü kutlamaya hazırlanıyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki çevirmenleri bir araya getirecek etkinlik, Depo İstanbul ’da gerçekleştirilecek. Uluslararası Çeviri Günü etkinliği, ‘Çeviriyorum; öyleyse varım’ diyen bütün çevirmenler ve çeviri ile çevirmene değer veren herkese kapılarını açacak. Türkiye tarihinin en kapsamlı çeviri etkinliği olması beklenen etkinliğe Çeviri Derneği, Türkiye Konferans Tercümanları Derneği, Kitap Çevirmenleri, Meslek Birliği, Çeviri İşletmeleri Derneği, Türkiye Çeviri Öğrencileri Birliği ve bağımsız çevirmenler katılıyor. Türkiye Çeviri Öğrencileri Birliği öncülüğünde gerçekleştirilecek olan etkinlik 30 Eylül Pazar Günü saat 13.00’da Depo İstanbul’da başlayacak. Etkinlik öncesinde, çevirmenler saat 12.00’da Taksim Meydanı’nda toplanıp, ellerinde çevirmenlik mesleği ile ilgili dövizlerle Depo İstanbul’a yürüyecek. Dans, müzik, kısa film gösterimi ve bir serginin de yer alacağı etkinliğe “Çeviriyorum; öyleyse varım” diyen bütün çevirmenler ve çeviri ile çevirmene değer veren herkes davetli.

Kaynak :[-]

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları sorunların ardından perdelerini açıyor !

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, geçen sezonu, gündemi uzun süre meşgul eden yönetmelik değişimi tartışmalarıyla kapatmıştı. 3 Ekim’de açılacak yeni sezonun basın toplantısı dün gerçekleştirildi. “Yapılan tüm tartışmaların sonrasında, lütfen oyunlarımıza gelinerek, yapılan iş üzerinden eleştiriler yapılsın” diyen İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Hilmi Zafer Şahin’le konuştuk.

(Ezgi ATABİLEN)

Hilmi-Zafer-Şahin

-Provalar neden gecikti?

İki nedenden ötürü çok sayıda oyunun provasını başlatamadık. Öncelikle, ben bu göreve 20 Nisan 2012 tarihinde atandım. Ardından repertuvar kurulu, yani yeni adıyla edebi kurul ve yönetim kurulunu oluşturmak bir süre aldı. Bir de temmuzda tüm aya yayılan bir kurumsal tatil olunca, provası yapılan oyunların sayısı az kaldı tabii. Hem yapılanma hem sezon programını birlikte yürüttük. O yüzden bu oyunların provaları biraz gecikti ve şimdi art arda geliyor.

İşi iyi yapma tedirginliğim var

İşin kendisiyle ilgili asla çekincem olmadı. Ama işi iyi yapmakla ilgili tedirginliklerim kesinlikle oldu. Hala da var ve olmalı da bence. Çünkü insanı daha iyiye götürecek bir şey. Korkuysa olmalı ama korkmamalı insan ve kimse de kimseyi korkutmamalı. Çünkü korkutmak suçtur. Ne yazık ki Türkiye’de herkes korkudan ekmek yiyor. Ben bunun dışında yaşıyorum çünkü yaşamım boyunca korkunun her türlüsünü gördüm. Geçen sezon yapılan tüm tartışmaların sonrasında, oyunlarımıza gelinsin ve yapılan iş üzerinden eleştiriler yapılsın lütfen.

Sanatçı inisiyatifi var

-Sanatçı inisiyatifinin sıfıra indirgenmesine dair korku mu var?

Bilemiyorum, bunu oyunları öneren yönetmenlere sormalı. Konuşmak isteyen herkesle konuşuluyor çünkü. Şehir Tiyatrosu’nda inisiyatif demek, repertuvar demektir aslında. Ben herhangi bir oyun öneren yönetmene, olumsuz ya da çok abartılı olumlu bir yanıt vermemişimdir. Hiç böyle bir tartışma içinde olmadım.

Yeni metin, yeni yazar

Biz herkesin alkışlayacağı ve yanında duracağı metinlerden daha çok, bundan 10 yıl sonra Türk tiyatrosunun simgesi olabilecek yazar, yönetmen ve oyunculara yer vermeliyiz. O yüzen bu yılki temamız ‘Yeni metin yeni yazar’. Bu sene 50 civarında oyun sahnelenecek. Bunların 10’u da yeni yazarlara ait yepyeni metinler.

+16 ibaresi kalkacak

Oyunlara yaş sınırı koyma fikri nasıl doğdu bilmiyorum. Çünkü biz zaten tiyatroyu kamu için yapıyoruz ve kamu tiyatrosu olarak dikkat edeceğimiz şeyleri çok iyi biliriz. Çocuk oyunu demediğimiz bir oyuna izleyici zaten çocuğunu getirmez. Bence bu ibare izleyiciyi bilinçsiz gösteriyor, buna gerek yok.

Hangi oyunlar var

İSTANBUL Şehir Tiyatrosu’nn yeni sezonda sahnelemeyi planladığı birçok oyun yanında, ekim ayı itibarıyla sahnelenecek oyunlar arasında; Vişne Bahçesi (Anton Çehov), Dar Ayakkabıyla Yaşamak (Duşan Kovaçeviç), Oyun (Samuel Beckett), Büyünün Gözleri (Mehmet Murat İldan), Türkiye Kayası (Fehime Seven), Zengin Mutfağı (Vasıf Öngören), Radyonun İçindekiler (Cenk Gündoğdu), Hıdrellez (Fruze Engin), Definename (Sinan Bayraktar), Yuvaya Dönmek (Alessandra Paoletti), Kösem Sultan (Turan Oflazoğlu), Ali Baba ve Kırk Haramiler (Can Doğan), Damlaların Dansı (Sema Ergenekon – Gökhan Aktemur), Okul Gezisi: Kaşıkçı Elmasının Peşinde (Burcu Sevil Şahin), Edi’nin annesi Nerede (Pınar Yaygel-Raşel Meseri) ve Islık Sever Max (Volker Ludwig – Carsten Krüger) yer alıyor.

Kaynak : Ezgi ATABİLEN[-]