Yazılar

Bozkırdan Gelen Keman Sesi

Bozkırdan Gelen Keman Sesi İstanbul Üniversitesi öğrencileri 10 Aralık Perşembe günü yapılacak olan seminerde öğrenciler Köy Enstitülerini ve edebiyat alanına etkilerini konuşacaklar.

1940’lı yıllarda açılan Köy Enstitüleri 1954’e kadar çok büyük etki yarattı. Kültür derslerinden, ziraat dersleri ve teknik derslere kadar bir çok dersin verildiği Köy Enstitüleri’nde ise 17251 Köy Öğretmeni yetişti.

Köy Enstitülerinin yarattığı etkilerden birisi de kültür sanat alanında oldu. Mandolin, keman, bağlama gibi bir çok çalgı eğitiminin verildiği Köy Enstitüleri’nde konserler düzenlenmiş ve  tiyatro oyunları oynanmış, bunun yanı sıra Köy Enstitüleri halk dünya edebiyatıyla tanışmıştı.

İstanbul Üniversitesi’nde faaliyet göstermekte olan  Mavi Çınar Edebiyat Topluluğu da, düzenleyeceği bir etkinlikle Köy Enstitüleri’nin edebiyata etkileri ve yarattığı edebiyatı isimli  konuya yer vererek , etkinlikte, aydınlanma ürünü olan Köy Enstitülerinin yarattığı edebiyatı ve bu edebiyatın yarattığı iklimin geçmişe ve günümüze etkilerini Köy Enstitüsü Mezunlarından Yazar Yusuf Ziya Bahadınlı ve Edebiyat Eleştirmeni B.Sadık Albayrak anlatacak.

‘Bozkırdan Gelen Keman Sesi – Köy Enstitülerinden Doğan Edebiyat’ başlığıyla duyurulan etkinlik 10 Aralık Perşembe günü saat 14’te Yeşil Kafe’de (İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi yanı) düzenlenecek.

 

Suriye’deki savaş koşullarından dolayı ülkelerini terk eden Suriyeli sanatçılar, kurdukları “Arthere Atölye-Cafe” isimli sanat merkezinde bir araya geldi.

Türk ve Suriyeli sanatçılar Artherede buluşuyor

Sanatçı Omar Berakdar tarafından bir yıl önce açılan merkezde, Türk ve Suriyeli sanatçılar ve sanatseverler birlikte çalışıp yeni eserler üretirken, Türkiye ve Suriye’ye özgü kahvelerini içebiliyor.

Sanatçıların eserlerini sergileme ve satma imkanına da sahip olduğu merkezde AA muhabirine açıklamada bulunan Berakdar, Suriye’de yaşanan iç savaştan bir yıl sonra, 2012’de ailesiyle İstanbul’a taşındığını söyledi.

Omar Berakdar, Suriye’de yaşamanın zorlaştığını söyleyerek, “Eşim ve oğlumla, Kadıköy Rasimpaşa’ya yerleştik. Savaştan sonra orada kalmak çok zordu. İlk başlarda, dayanabildiğimiz zamana kadar burada kalalım diye düşündük. Fakat sonra herşey görünür oldu. Bombaları, kurşunları geceleri görmeye, duymaya başladık. Etrafımız savaş makineleriyle çevriliydi. Bu nedenle de orada yaşamak artık çok zordu. Oğlum 10 yaşlarında. Ona daha iyi bir yaşam verebilmek için oradan ayrılmak istedim” ifadelerini kullandı.

Ağırlıklı olarak fotoğraf sanatıyla ilgilenen Berakdar, sanatın her alanında çalışmalar yaptığını belirterek, “Sanat yerleştirmeleri, sanat festivalleri, fotoğrafçılık ve grup sergileri yapıyordum” dedi.

Berakdar: “Savaş görüntüsünden tamamen uzaklaşmayı istedik”

Savaş görüntüsünden tamamen uzaklaşmayı istediklerini kaydeden Berakdar “Sadece sanata kilitlendik. Gelen sanatçıların mülteciliğine değil, yaratıcılıklarına ve sanat üreticiliğine odaklandık. Türk sanatçıları da kabul ettik. Onlarla birlikte projeler gerçekleştirdik. İki komşu ülkenin insanları olarak, aradaki buzları kırmaya çalışıyoruz. Aynı kültür ve aynı coğrafi bölgenin insanlarıyız. Böylece de burayı oluşturduk” diye konuştu.

Omar Berakdar, projeye ilk başladığında yalnız olduğuna işaret ederek, diğer sanatçıların katılımıyla merkezin son haline kavuştuğunu dile getirdi.

Berakdar: “Komşulara, ‘buraya 5 dakika bakar mısınız’ diyebiliyorum”

Bulundukları sokaktaki komşularının çok yardımsever olduğuna vurgu yapan Berakdar, şu bilgileri verdi:

“Buraya taşındığımızda, karşıdaki demirciyle burdaki işleri hallettik. Eğer bir yere gideceksem, komşulara, ‘buraya 5 dakika bakar mısınız’ diyebiliyorum. Çok güzel birşey bu. Suriye’deki gibi bir komşuluk var. İlk önceleri onlar için ‘yabancı’ydık ama gün be gün, bizi gördükçe, buraya gelip giden insanları gördükçe alıştılar.”

Berakdar, Suriye’de diktatörlük olduğu için, konuşmak ve sanat yapmanın çok zor olduğunun altını çizerek, “Orada özgürlük yoktu. Konuşamaz, istediğinizi yapamaz, kolayca, sanat merkezi açamazdınız. Sansür vardı. Buraya geldiğimizde ise ‘burada bir sanat merkezi açabilir miyim’ dedim. ‘Tabii ki’ dediler. ‘Konserler, toplantılar yapabilir miyim’ dedim. ‘Tabii ki ne yapmak istiyorsan, yapabilirsin’ dediler. Bir haftada kağıtlarım hazırdı. Vergilerimi ödedim. Topluma bir katkımız var. Bu da bizim için çok önemli. Aynı zamanda diğer Suriyeli sanatçıların sanatlarını devam ettirebilmesi ve Suriye’nin sanatsal yüzünü gösterebilmesi açısından da yardımcı oluyoruz. Sanatsal anlamda, ne yapmak istiyorsak, onu yapabiliyoruz” ifadelerine yer verdi.