Yazılar

Çankaya Belediyesi Temizlik İşleri Şantiyesi’nde çöpe atılan kitaplarla Mayıs 2016’da oluşturulan 3 bin 500 kitaplık kütüphane, 2018’in sonunda 25 bin kitaba ulaştı.

Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, tüm Çankaya’yı temizlemekle yetinmeyen, kütüphane kuran, bununla da yetinmeyerek, kütüphaneye gelemeyenlere kitap taşımak için harekete geçen çalışma arkadaşlarıyla gurur duyduğunu belirtti.

Çankaya Belediyesi Temizlik İşçilerinin, çöp konteynerlerinin yanına bırakılan kitapları özenle biriktirip, dezenfekte etmelerinin ardından oluşturdukları kütüphane büyük ilgi gördü. Mayıs 2016’da 3 bin 500 kitapla açılan kütüphane, bağışlarla birlikte, 2018 yılı sonunda 25 bin kitaba ulaştı.

Ansiklopedilerden, tarih kitaplarına; romanlardan kişisel gelişime kadar geniş bir yelpazede kitapların bulunduğu mekandan öncelikle şantiyeyi kullanan temizlik işçileri yararlanıyor. İşçiler kitapları ödünç alabildiği gibi, dinlenme saatlerinde diledikleri kitabı okuyabiliyor ya da satranç oynayabiliyor. İşçilerin çocukları da kendileri için oluşturulan çocuk kitapları bölümünü diledikleri gibi kullanabiliyor.

GEZİCİ KÜTÜPHANE YOLLARDA
Kütüphanelerinin dileyen herkese açık olduğunu belirten şantiye yetkilileri, topladıkları kitapları, köy okullarına ve ilçe kütüphanelerine ulaştırmak üzere, restore edilmiş bir çöp kamyonunu da gezici araç haline getirdi. İşçiler, gezici kütüphanede, dünya klasikleri, Türk edebiyatı, siyaset, kişisel gelişim gibi 17 farklı kategorideki kitabı öncelikle öğrencilere olmak üzere okurlara ulaştırıyor.

“KİTAP BAĞIŞLARI ÇOK DEĞERLİ”
Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, söz konusu kütüphanenin kurulmasının ardından yapılan kitap bağışlarının çok değerli olduğunu vurguladı. Taşdelen, tüm Çankaya’yı temizlemekle yetinmeyen, kütüphane kuran, bununla da yetinmeyerek, kütüphaneye gelemeyenlere kitap taşımak için harekete geçen çalışma arkadaşlarıyla gurur duyduğunu belirtti.

Buca belediyesi tarafından planlanıp yapılan Sokak Kütüphanesi, vatandaşlar tarafından çok beğenildi.

İzmir’de Buca Belediyesi’nin ilçede okuma oranını artırmak için hayata geçirdiği Sokak Kütüphanesi, büyük ilgi gördü.

Şirinyer pazar yerinde ‘Al, götür oku getir’ sloganı ile kurulan ve kısa sürede vatandaşlar tarafından yoğun ilgi gören Sokak Kütüphanesi, ilçede yaşayanların buluşma ve okuma noktası oldu. Hikaye, roman ve masal gibi tüm yaş gruplarına hitap eden kitapların yer aldığı kütüphaneye vatandaşlar kendilerine ait kitapları da bağışlayabiliyor.

Özellikle gençler Sokak Kütüphanesi’nde istedikleri kitabı bulabildiklerini söyledi. Ancak kağıt toplayıcılarının kütüphanedeki kitapları alıp geri getirmemesi nedeniyle uygulamada sıkıntı yaşandığı belirtiliyor.

Adana’da evini kütüphaneye çevirerek okurlara açan ve sonra daha çok kişiye ulaşabilmek amacıyla “nöbetçi kütüphane” oluşturan Cemil Sobacı, 2 olan şube sayısını ilginin artması ve okurların da katkısıyla 3’e çıkarmaya planlıyor.

İnsanlarla etkileşimde olabileceği ve akşamları da hizmet veren kütüphane kurma kararı alan Sobacı, 2014 yılında evini bu amaçla kütüphane olarak okuyuculara açarak, hayalini uygulama fırsatı buldu.

İlginin artması üzerine Cemil Sobacı, “nöbetçi kütüphane” adını verdiği projesini ilk olarak Çukurova Üniversitesinin de desteğiyle 2014’ün sonunda üniversite yerleşkesindeki küçük bir mekanda hayata geçirdi.

Sobacı, nöbetçi kütüphaneye ilginin her geçen gün artmasıyla kütüphaneyi 2015 yılında kent merkezindeki Mahfezsığmaz Mahallesi’nde kiralanan mekana taşıdı.

Artan talebi karşılayabilmek için 2016 yılında Yenibaraj Mahallesi’nde yeni bir kütüphaneyi daha okurlarla buluşturan Cemil Sobacı, tek odalı olan “okur yuvası” adıyla anılacak, ziyaretçilerin kitap okuyup ders çalışabilecekleri farklı konseptteki 3’üncü kütüphaneyi de Kurtuluş Mahallesi’nde faaliyete geçirmek için kolları sıvadı.

Kütüphanelerinin sabah saat 10.00’da açılıp, gece saat 02.00’de kapandığını aktaran Sobacı, şöyle devam etti:

“Bu kütüphaneleri temelde, akşam gidip ders çalışıp kitap okunan bir yere olan ihtiyaçtan ziyade, dostça, arkadaşça, keyifle ve daha inovatif şeyler yapabilecek bir zemine taşımaya çalıştım. Biz, ‘Şehirdeki diğer kütüphaneler kapalıyken açık olan kütüphane’ sloganıyla kendimizi duyurmuştuk. Burasının çok talep görmesinin sebebi, izin günlerinde, resmi tatil ve bayramlarda da açık olmasındandır. İnsanlar o günlerde de kütüphaneye gidip vakit geçirmek istiyorlar.”

Nilüfer Belediyesi’nin Yılın Yazarı etkinlikleri kapsamında düzenlediği Sevgi Soysal Öykü Ödülü’nün sahibi belli oldu. 640 öykünün yer aldığı yarışmada büyük ödülün sahibi Başak Baysallı oldu. 5 öykü de mansiyona değer görüldü.

Nilüfer Belediyesi Kütüphaneleri’nin her yıl farklı bir yazar adına düzenlediği Yılın Yazarı Öykü Ödülü’nün bu yılki sahibi belli oldu. Bu yıl Sevgi Soysal adına düzenlenen yarışma yurt çapında büyük ilgi gördü.

Ödüle, 320 kişi toplam 640 öyküyle başvurdu. Öyküler, yarışmanın seçici kurulunda yer alan Figen Şakacı, Müge İplikçi, Seval Şahin, Şafak Pala ve Nahit Kayabaşı tarafından titizlikle değerlendirildi.

Yapılan değerlendirme sonucunda Başak Baysallı’nın öyküsü, anlatımdaki özgünlüğü, atmosfer yaratmadaki başarısı, karakterlerine canlılık kazandırmadaki becerisi ve dilin tasarruflu kullanımı nedeniyle büyük ödüle değer görüldü. Yarışmada öyküleri değerlendirilen Gencay Çubuk, Güler Kalem, Nisa Nur Kaya, Beyza Nur Kılıç ve Ayla Şenel da mansiyon ile ödüllendirildi.

Ödüle başvuran eserlerden 14 tanesi de yayımlanmaya değer bulundu. Öyküsü yayımlanacak başvuru sahipleri şöyle: Gizem Ozan Aslan, Şerif Bozkuzu, Çilem Dilber, Çiğdem Gönen, E. Devran İnci, Dilek Karaaslan, Hatice Sönmez Kaya, Ayşe Kocagöz, Işıl Kurnaz, Semra Oğuz, Özgür Özünlü, Cem Uludağ, Evrim Ulusan, Sevil Günay Varol.

Sevgi Soysal Öykü Ödülü’ne değer görülenlere ödülleri, 14-15 Aralık tarihlerinde Nâzım Hikmet Kültürevi’nde düzenlenecek Yılın Yazarı Sevgi Soysal Sempozyumu sırasında verilecek.

Yayımlanacak olan öykü seçkisi de sempozyumda meraklıları ile buluşacak.

Çankaya Belediyesi Temizlik İşleri Şantiyesi’nde çöpe atılan kitaplarla Mayıs 2016’da oluşturulan 3 bin 500 kitaplık kütüphane, 20 bin kitaba ulaştı.

Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, tüm Çankaya’yı temizlemekle yetinmeyerek kütüphane kuran çalışma arkadaşlarıyla gurur duyduğunu belirterek, kütüphaneye yapılan bağışların çok değerli olduğunu vurguladı.

Çankaya Belediyesi Temizlik İşçilerinin, çöp konteynerlerinin yanına bırakılan kitapları özenle biriktirip, dezenfekte etmelerinin ardından oluşturdukları kütüphane büyük ilgi gördü. Ulusal ve uluslararası basında birçok kez haber konusu olan kütüphane, Mayıs 2016’da 3 bin 500 kitapla açılmasının ardından bağışlarla birlikte 20 bin kitaba ulaştı.

Ansiklopedilerden, tarih kitaplarına; romanlardan kişisel gelişime kadar geniş bir yelpazede kitapların bulunduğu mekandan öncelikle şantiyeyi kullanan temizlik işçileri yararlanıyor. İşçiler kitapları ödünç alabildiği gibi, dinlenme saatlerinde diledikleri kitabı okuyabiliyor ya da satranç oynayabiliyor. İşçilerin çocukları da kendileri için oluşturulan çocuk kitapları bölümünü diledikleri gibi kullanabiliyor.

GEZİCİ KÜTÜPHANE YOLLARA ÇIKACAK
Kütüphanelerinin dileyen herkese açık olduğunu belirten şantiye yetkilileri, topladıkları kitapları, köy okullarına ve ilçe kütüphanelerine ulaştırmak üzere gezici araç çalışması da yapıyor.

İşçiler, restore edilmiş bir çöp kamyonunu gezici kütüphane haline getirerek, dünya klasikleri, Türk edebiyatı, siyaset, kişisel gelişim gibi 17 farklı kategorideki kitaplarla yollara çıkacak olmanın heyecanını yaşıyor. Özellikle köylere ve ilçe kütüphanelerine ulaşması hedeflenen gezici kütüphane, Çankaya Belediyesi’nin gerçekleştireceği açılış ve etkinliklerde de hazır bulunarak okurların kitapla buluşmasını kolaylaştıracak.

“KİTAP BAĞIŞLARI ÇOK DEĞERLİ”
Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, söz konusu kütüphanenin kurulmasının ardından yapılan kitap bağışlarının çok değerli olduğunu vurguladı. Taşdelen, tüm Çankaya’yı temizlemekle yetinmeyen, kütüphane kuran, bununla da yetinmeyerek, kütüphaneye gelemeyenlere kitap taşımak için harekete geçen çalışma arkadaşlarıyla gurur duyduğunu belirtti.

Ankara’nın Çankaya Belediyesi’nde çalışan temizlik işçileri, çöpten topladıkları 4 bin 20 kitap ile bir kütüphane kurdu. Bu durum sosyal medyaya düştü. Kısa sürede binlerce kişinin paylaşması ile sosyal medyanın en çok konuşulan konuları arasındaki yerini aldı.

Temizlik işçilerinin bu duyarlılığı sosyal medya kullanıcılarından tam puan aldı. Vatandaşlar sosyal medya hesaplarından temizlik işçilerini tebrik etti. Bir çok kişi de kurulan bu kütüphaneye kitap bağışı yapmak için yetkililer ile irtibata geçti.

Temizlik işçileri daha önce de çöpten topladıkları meteryallerle konser vererek gündeme gelmişti. O günden sonra “Grup Teneke” diye anılan çöp toplayan işçiler, çöpten topladıkları 4 bin 20 kitap ile eşsiz bir kütüphane kurdu.

HER ŞEY ÇÖPTE BULUNAN KİTAPLARLA BAŞLAMIŞ

Şantiye yöneticisi Emir Ali Urtekin, “Biz Çankaya Belediyesinin çöplerini topluyoruz. Çöpleri topladığımız noktalarda poşetlerin içerisinde kitapların olduğunu fark ettik. Bu kitapları işçi çocuklarımıza nasıl ulaştırabiliriz dedik. Daha sonra bunları toplamaya başladık, kitaplar çoğalmaya başlayınca şantiye alanımızda buranın bir kütüphane alanı olabileceğini düşündük” dedi.

“17 KATEGORİDE 4 BİNİN ÜZERİNDE KİTAP VAR”

Urtekin, “Burayı kütüphaneye çevirdik. Topladığımız kitaplara bir hayat verdik. 4 binin üzerinde yaklaşık 17 kategoride kitap var burada. Bir engelli arkadaşımız burada görevli. İşlemleri yapıyor, kitapların yırtıklarını falan tamir ediyor, daha sonra raflara yerleştiriyor” ifadelerini kullandı.

SOSYAL MEDYA SAYESİNDE BAĞIŞLAR ARTTI

Şantiye yönetici Emir Ali Urtekin, sosyal medya ve yerel basın sayesinde kütüphaneye çok fazla bağış yapılmaya başlandığını belirterek sözlerine şöyle devam etti:

“Biz bağışları gidip evlerden teslim alıyoruz. Şehir dışından da göndermeye başladılar. Kargo ücretlerini bazen bizler, bazen de kendileri karşılıyorlar. Kitapları çöpe atmadan önce bize haber verirlerse biz kendi araçlarımızla gidip evlerinden teslim alırız.”

YENİ PROJELER YOLDA

Urtekin, vatandaşın beğeneceği başka yeni projelerini de yakın zamanda faaliyete koyacaklarını söyledi. Şantiye alanında engelli kadrosunda çalışan Veysel Çakı ise uzun süredir burada çalıştığını belirtti. Çakı, çay saatlerinde kütüphaneye gelip kitap okuduğunu ve bu alanı çok sevdiğini belirtti.

“PAYLAŞMAK DÜNYADAKİ EN GÜZEL ŞEY”

Engelli kadrosunda yer alan kütüphane sorumlusu Eray Yılmaz ise, “Ben buraya ilk başladığım zamanlarda 200 kitap falan vardı burada. Daha sonra her akşam iş bitiminden sonra çöpten çıkan koli koli kitaplar buraya getiriliyordu. Ben burada temizliğini falan yaptıktan sonra kategorilerine ayırıp raflara kaldırıyorum. Bugün 4 bin 20 adet kitabımız var. Bu kitapları yaklaşık 7 ayda topladık. İnsanların artık kullanmayacağı kitaplar varsa onlardan ricamız buraya göndersinler. Çünkü paylaşmak bu dünyadaki en güzel şeylerden bir tanesidir” şeklinde konuştu.

maniyerizm-nedir

Maniyerizm Nedir?

Diğer adı üslupçuluk olan maniyerizm, 1520 ile 1580 yılları arasında Avrupa’da belirmiş sanat üslubunun adıdır. Rönesans’a karşı hareket olarak ortaya çıkmıştır. Rönesans’ın estetik algısına tepki niteliğindedir. Rönesans’ın getirdiği geleneksel üslubu yadırgayan ve sonraki akımların da ortaya çıkışını hızlandıran Maniyerizm, İtalyanca’da “tarz” ve “üslup” anlamına gelen “maniera” sözcüğünden türemiştir. Osmanlıcada, “tasannuculuk” kelimesi ile tanımlanan bu akım, “yapmacıklı üslup” manasına da gelir.

Maniyerizm sözcüğünün ilk kullananlar, dönemin Alman sanat tarihi uzmanlarıdır. Rönesans dönemi ile Barok dönem arasındaki sanatçıların eserlerini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu nedenle, bu akım bir geçiş akımı olarak da görülür.

Maniyerizm, klasik kuralları ve klasik öğeleri yerle bir etmiş olmasına rağmen klasik bir üslup olarak kabul edilir. İlk dönemleri geçiş dönemi olmasının da verdiği karmaşa nedeniyle, Rönesans’ın son döneminden zor ayırt edilir. Ancak, sonraki dönemlerindeki biçim keskin farkları, bu dönemi hem Rönesans’tan, hem Barok döneminden hem de sanat tarihinin belli başlı pek çok akımından kolayca ayrılmasını sağlar.

Maniyerizmin Özellikleri Nelerdir?

Maniyerizmde, ideal ve klasik olanın yerine deformasyona uğramış figürler, abartılı ve orantısız insan formları vardır. Rönesans’ın ölçülü, uyumlu ve oranlı figürleri artık yoktur, onun yerine abartılı, havada uçuyor hissi veren, bozuk, orantısız ve biçimsiz figürler görülür. Örneğin, maniyerizm akımı dahilinde yapılmış resim ve heykel eserlerinde baş, vücuda göre daha ufak olur, boyun kol ve eller ise daha uzundur. Tüm bu değişiklikler, bilinçli olarak yapılır. Bozulma, yeniyi, olağandışını aramak için bilinçli olarak yapılmış bir müdahaledir.

Uyumsuz öğelerle bezenmiş, devinim halindeki maniyerist resimlerde, anlatılanın açık bir şekilde anlaşılması zordur. Bu özgün stil, sanatsal nitelik arayışındadır ve bu nedenle resmin tüm öğeleri birbirine karışır.

Maniyeristler, içinde bulundukları devrin kendileri üzerindeki etkisini eserlerine yansıtır. Eserlerinde, yaşanan huzursuzluk ve karamsarlık net olarak hissedilir. Rönesans döneminin parlak ve canlı renklerinin yerini, ışık ve renk oyunlarıyla süslenmiş soğuk ve mat renkler alır. Genellikle tek bir eserde, Rönesans’taki tekil manzara görüntülerinin aksine, birden fazla mekan kullanılır. Bu mekanlara, irrasyonel kompozisyonlar, teatral ışıklar, arasında bir bağ bulunamayan renk ve konular eşlik eder.

Maniyerist eserler, farklı zevklerden, ikilemlerden, yapmacıklıktan, kimi zaman aşırılık ve gariplikten ilham alır.

Eskinin kalıplarından sıyrılma, kişisel yorumlar, çok serbest ve çok özgün duruşlar, yenilik arayışı ve “bilinçli bozulma” bu tarzın en mühim özelliklerindendir. Bu durum, başta anlaşılmamış, dönemin sanatçıları işinin ehli olmayan, sanatı beceremeyen, yalnızca taklit eden ve bu konuda başarısız olmuş insanlar olarak kabul edilirler. Stillerini bilinçli olarak geliştirdikleri, Rönesans’ın kusursuz insan anatomisini ve denge kurallarını özellikle deforme ettikleri çok sonra anlaşılır.

Tüm bu özelliklerle, maniyerizm, kuralların ötesine geçmiş ve dolayısıyla resmin daha da bireyselleşmesini sağlamış bir akım olarak kabul edilir. Maniyerizm, klasik güzellik anlayışına da bir başkaldırı niteliği taşır.

Maniyerist Sanatçılar

Döneminin toplumsal sorunları içinde sıkışmış ve bıkmış hisseden genç sanatçıları bir kriz dönemine girerler. Onlara göre, başarılacak her şey başarılmış ve yapılacak her şey çoktan yapılmıştır. Sanatlarında çözülmesi gereken bir problem bulamazlar, tüm teknik sorunları çoktan aşmışlardır ve anatomi, ışık, renk gibi konularda artık ulaşılacak daha mükemmel bir nokta kalmadığını düşünürler. Bu nedenle, yeni yaklaşımlar arayışın girerler. Maniyerizmi, bu akımın nitelikleri sayesinde doğanın taklitçiliğinden uzaklaşabildiklerini gördükleri için benimserler. Klasik kalıp ve üslupları deforme ederek yıkarlar ve çok önemli bir sanatsal değişim başlatırlar. Bu değişimin ilk adımları, İtalya’nın Floransa ve Roma kentlerinde atılır.

İtalya’da başlayan ve kısa sürede Kuzey Avrupa’ya sıçrayan akım, 17. yüzyılda Fransa’da da yayılmaya başlar.

Michelangelo Bounarotti, Maniyerizm’in öncüsü olarak görülür ve halen bu akımın en önemli temsilcilerinden kabul edilir. Bounarotti’nin Vatikan’daki Sistine Şapeli’nde bulunan mahşer freskleri, maniyerizmin belirleyicisi olarak görülür. Maniyerist tarzın tasarım/hekel alanındaki ilk örneklerinden biri de, Floransa’da bulunan Lorenzo Kütüphanesi’nin merdivenleridir. Michealangelo tarafından yapılan merdivenler, Rönesans döneminin klasik yumuşak hatlı mimarisinden farklıdır.

Bu akımın diğer önemli sanatçıları arasında Tintoretto ve El Greco da bulunur. El Greco’nun meşhur eserleri, Orgaz Kontunun Gömülmesi Töreni, Mısır’a Kaçış, Meryem’in Göğe Yükselişi ve Kralların Tapınması’nda maniyerizmin özellikleri net olarak fark edilir.

Bilinen diğer Maniyerist sanatçıların listesi şöyledir:

  • Jacopo de Pontormo
  • Rosso Fiorentino
  • Agnolo Bronzino
  • Alessandro Allori
  • Benvenuto Cellini
  • Joachim Wtewael
  • Giuseppe Arcimboldo

Maniyerizmin, dönemin edebiyat, müzik ve tiyatro eserlerini de etkilediği düşünülür.

hacivat-karagoz

Frankfurt Kitap Fuarı’ndaki çocuk yayınları bölümünün en ilgi çekici etkinlik Karagöz oldu.

karagoz

Frankfurt Kitap Fuarı’nda sahnelenen Karagöz gölge oyunu, ziyaretçilerden büyük ilgi görüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığınca fuarın 3 numaralı çocuk yayınları bölümünde oluşturulan çocuk kitapları standında, Almanya’da öğretmenlik yapan iki arkadaş Ercan Karahan ve Hasan Basri Dursun tarafından sahnelenen Karagöz gölge oyunu etkinlik alanını ziyaret eden yetişkinlerden ve çocuklardan büyük ilgi görüyor.

Gölge oyunu sanatçısı Ercan Karahan, Almanya’da yaşadığını, öğretmenlik mesleğinin yanı sıra hobi olarak Karagöz sanatıyla ilgilendiğini söyledi. Karahan, çocukların Karagöz gölge oyununu gördüğünde büyülendiği yorumunu yaparak, şunları aktardı:

“Normalde de mesleğimizi yaparken pedagojik konuları Karagöz gölge oyunu üzerinden çocuklara iletmeye çalışıyoruz. Almanya’daki yeni kuşaklara bu kültürü vermek, yaşatmak, canlı tutmak, unutturmamak için çaba gösteriyoruz.”

Karagöz oyununda orjinaline uygun, elle boyanmış deri tasvirler kullandıklarını belirten Karahan, “Malzemeleri ise İstanbul’dan, Üsküdar’dan tedarik ediyoruz. Sahneyi, diğer birçok malzemeyi ise kendimiz yaptık. Öğrencilerimizden de epey olumlu bir yankı alıyoruz. Umarız gelecekte de başarılı bir şekilde devam ederiz” diye konuştu.

Karahan, Almanya’da normalde kütüphanelerde de Karagöz gölge oyununu sahnelediklerini ifade ederek, şunları kaydetti:

“Yabancı çocuklara Karagöz’ü sunuyoruz, çok farklı geliyor, çok ilgi gösteriyorlar. Türk çocuklar da katılıyor. Türk kültürüne ait Karagöz’ü Almanca olarak görmeleri, seyretmeleri, Türk çocukların da öz güvenlerini arttırıyor. Bizim kültürel bagajımızda bir şeyler var diye gurur duymaya başlıyor ve bizi taklit etmeye çalışıyorlar, amacımız da zaten bu.”

hacivat-karagoz

Çocukların artık elektronik bir çağda yaşadığına dikkati çeken Karahan, Karagöz gölge oyununun çocukların motor gelişimlerine de faydalı olduğunu gözlemlediğini vurguladı.

ÇOCUK YAYINLARINDA EN ÇOK KARAGÖZ’E İLGİ

Karagöz sanatçısı Dursun ise, Türkçe öğretmenliği yaptığını dile getirerek, “Almanya’da Türkçe dersimde de Karagöz gölge oyununu kullanıyorum. Çocuklar çok ilgi gösteriyorlar, kendileri gelip oynatmak istiyorlar. Perde önünden çok perde arkasıyla ilgilenenler oluyor. Bazen gelip Karagöz’ü kendileri konuşturuyorlar” ifadelerini kullandı. Karagöz gölge oyununun çocukların gündeminde kalmasının önemli olduğuna vurgu yapan Dursun, “Çocuklar artık genelde üç boyutlu çizgi filmlerle dijital ortamda vakit geçiriyorlar. Karagöz’ü görünce ellerini dokundurup kendileri oynatıyorlar. Karagöz’le her istediğini söyletebilirsin. Çocuklara temizliği de anlatırsın, iyiliği de anlatırsın, büyük bir imkan sağlıyor. Çocuklara da bu sebeple daha değişik geliyor. Animasyon ortamından çıkıp, elle tutulur, kendisinin de dahil olduğu bir şeyle muhatap oluyorlar” dedi.

Dursun, fuar boyunca binlerce çocuğun ve yetişkinin Karagöz gölge oyununu izlediğini, sahne arkasına gelip bilgi aldığını kaydederek, “Fuardaki çocuk yayınları bölümünün en ilgi çekici etkinliğini yapmış olduk. Hem Türk kültürünü tanıttık hem de yetişkin çocuk birçok ziyaretçinin eğlenceli zaman geçirmelerini sağladık” dedi.

Türkiye’den birçok yayınevinin çocuklara yönelik yayımladığı çok sayıda kitabın da yer aldığı stantta, minikler Karagöz izlemenin yanı sıra kitaplara da ilgi gösteriyor. Fuar bugün sona eriyor.

img_1654

Heykel ve Resim sanatçısı Sayın Hale Ürkmezgil yönetiminde 4 kişilik kontenjan ile açılacak Hobi Resim Grubumuz Cumartesi günleri 13:00 – 17:00 saatleri arasında yapılacaktır.

HALE ÜRKMEZGİL KİMDİR?

halehoca-cerceveEĞİTİM VERMEKTE OLDUĞU SANAT DALLARI :

Hobi Resim – Heykel- Güzel Sanatlar Akademiye Hazırlık

EĞİTİM BİLGİLERİ:

LİSANS Marmara Üniversitesi / Güzel Sanatlar Fakültesi / Grafik Serbest  İllüstrasyon Bölümü (1973)

İŞ DENEYİMLERİ:

1973-1990 yılları arasında reklam sektöründe Art Direktör ve Kreativ Direktör olarak çalıştı.

1989 yılında heykel çalışmalarına seramik ile başladı. Çalışmalarını figüratif tarzda mermer yontu ve bronz döküm ile sürdürmekle birlikte pastel ağırlıklı resim çalışmalarına da devam etmektedir.

Yurtiçinde 21. kişisel sergisini açan sanatçının, yurtdışında Hannover, Köln ve Lefkoşa’da olmak üzere üç kişisel sergisi bulunmaktadır.

Umut Vakfı ‘Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış’ heykel yarışması ‘Onun Silâhı Sevgi’ seçici kurul teşvik ödülünü aldı.

Fransa ‘Roumaziéres – Loubert-Sculptures dàrgile’ performans yarışmasına(2003) katıldı.

Pek çok yerli ve yabancı koleksiyonlardaki eserlerinin yanı sıra, Ankara Gazi Eğitim Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda  ‘Sevgi Emektir’ heykeli bulunmaktadır.

KİŞİSEL SERGİLER:

1996  Gülmine Sanat Merkezi…Seramik Heykel

1998  Kıbrıs / Lefkoşa Saçaklı Ev…Bronz Heykel

2000  İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru…Bronz Heykel

2000  Ankara / Karaca Sanat Galerisi…Bronz Heykel

2001  İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru…Bronz Heykel

2002  Pera Sanat Galerisi …Bronz Heykel

2002  Ankara / Şekerbank Ömer Sunar Sanat Galerisi…Bronz Heykel

2004  Ankara / Galeri Sanat Yapım…Bronz Heykel

2005  Çağla Cabaoğlu Art Gallery…Bronz Heykel

2007  Bakraç Sanat Galerisi…Bronz Heykel ve Desen

2007  Karadeniz Ereğli / 14.Uluslararası Kültür Sanat Festivali…Bronz Heykel ve Desen

2010  Levent Tenis Klübü “Desenleme” Sergisi

2011  Bakraç Sanat Galerisi

2011  Doku Sanat Galerisi/İstanbul

2011  Doku Sanat Galerisi/Ankara

2012  Artev Sanat Galerisi

2012 Doku Sanat Galerisi / Heykel / Desen – İstanbul

2013 Doku Sanat Galerisi / Heykel -İstanbul

2014 Doku Sanat Galerisi / Heykel-İstanbul

2015 Doku Sanat Galerisi / Heykel – İstanbul

2015 Krişna Sanat Galerisi / Heykel / Desen – Ankara

YURT DIŞI SERGİLER / ETKİNLİKLER:

1997  Almanya / Hannover-Türk Evi

1997  Almanya / Köln-Atatürkçü Düşünce Derneği

2002  Umut Vakfı”Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış”Heykel Yarışması

Onun Silahı Sevgi ,heykeli ile Seçici Kurul Teşvik Ödülü

2002  Ankara Gazi Eğitim Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi”Sevgi Emektir”heykeli

2003  Fransa / ”Roumaziéres – Loubert – Sculptures dargile”Performans yarışması

2013 “90′ıncı yılda 90 Türk sanatçısı Berlin’de” konsepti ve “Özgür ve 90″  /T.C. Berlin Büyük Elçiliği

   FUAR VE BAZI KARMA SERGİLER

1992  Kadın Eserleri Kütüphanesi

1993  Pera Sanat Galerisi

1997  Yunus Emre Kültür Merkezi( Basad )

1998  Yunus Emre Kültür Merkezi

1999  Ankara / Su Ana Sanatevi

2000  10.Art İst Sanat Fuarı ( Su Ana Sanatevi )

2001  1.Ankara Sanat fuarı – Ankart ( Su Ana Sanatevi )

2001  İst. Menkul Kıymetler Borsası ( Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği )

2001  2001 Sanat Galerisi

2002  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Pera Sanat Galerisi )

2002  2.Ankara Sanat Fuarı – Ankart ( Galeri Oda )

2002  Artİst 12. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Pera Sanat Galerisi )

2002  İzmir / Resim ve Heykel Müzesi Sanat Galerisi

2002  Çağla Cabaoğlu Art Gallery

2002  Harbiye Askeri Müze ( Basad )

2003  Bakraç Sanat Galerisi

2003  İstanbul Basın Müzesi Sanat Galerisi

2003  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )

2003  Artİst 13. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )

2003  Antalya / Ansan Sanat Galerisi

2004  8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )

2004  Ankara / Galeri Sanat Yapım “Kadın”

2004  Artİst 14. İstanbul Sanat Fuarı  – Tüyap ( Lebriz Com )

2004  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )

2005  Artİst 15. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )

2005  Antalya / ahk interiors ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )

2005  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )

2006  8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )

2006  Artİst 16. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( 2001 Sanat Galerisi )

2006  Art İstanbul Çağdaş Sanat Günleri – Antrapo ( Bakraç Sanat Galerisi)

2007  Ankara / Karaca Sanat Galerisi “10.Yıl”Kişisel Katılımcılar

2007  Ankara / Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği “37.Yıl”

2008  Beşiktaş Çağdaş 3. Sanat Fuarı MKM ( Ortaköy Sanat Galerisi )

2009  86/86 Cumhuriyet Sergisi (Cumhuriyet Sanat Galerisi Taksim Meydanı)

2009  Nişantaşı Sanat Parkı (Sinpa A.Ş / Şişli Belediyesi)

2010  Birleşmiş ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği (BRH) Sergi ve Work Shop

2010  Art Show 2010. MKM

2010  Doku Sanat Galerisi (Yaz Karma Sergisi)

2011 Artev  Sanat Galerisi

2011 Eskişehir Sukurusu Atölyesi  “Ucube Sergisi” / Eskişehir

2011 Nar Sanat İstanbul 8 Mart / 8 Kadın Sanatçı Sergisi

2011 “Ustaya Saygı” Heykel Sergisi MKM

2012  “42. Yılı için 142 sanatçı “BRHD

2012  Artev Sanat Galerisi

2012 Galeri Sanat Yapım (30.Yıl Sergisi) , Ankara

2013 Next Level, Ankara

2013 İstanbul ARTBOSPHORUS Çağdaş Sanat Fuarı

2013 Işık Üniversitesi Galerisi -Şile  8 Mart Dünya Kadınlar Günü

2014 GÖRSAV “Buluşma”-İstanbul

2014  Romen geneleksel Martişor Kutlaması ve   Dünya Kadınlar Günü ne adanmış “2014 Kadın Sanatçılar Günü”  Romanya Büyükelçiliği – Ankara

2014 Artev Sanat galerisi – İstanbul

2014 Doku Sanat Galerisi “Güz Karması” / İstanbul

2015 GÖRSAV “Cam Tavanı Delen Kadınlar” – İstanbul

2015 Bahçede Heykel / İstanbul


Tarihin çözüme kavuşmamış gizemli metinleri görenlerin kafalarını oldukça karıştırıp, büyük merak uyandırıyor..

Tarihte birçok uygarlık kalıcı olma ve geleneklerini gelecek nesillere aktarma adına semboller ve kendilerine ait alfabeler içeren eserler bırakmış.  Ancak onlardan bazıları hala daha gizemlerini korumakta ve sır olarak tutulmakta.

1 – Gregory  Külliyatı 13.yüzyıl

gregory-külliyatı-el-yazması-metinleri

Bir diğer ismi ‘’Smithfield Külliyatı’’ olan bu eser Papa 9. Gregory tarafından yazılmıştır. Bu metinde yazılanlardan çok içerdiği resimler dikkat çekiyor. Dini bir özellik taşımasına rağmen, hayvan başlı insan vücutlu canlılar kanlı işler yaparken resmedilmiş bu kitapta.

2 – Ripley  Metinleri 16.yüzyıl

ripley-metinleri

16.yüzyılda yaşamış olan George Ripley’e ait bu eser. Bir parşömen üzerinde yazılmış bu metin 6 metre uzunluğunda ve şifreler içeriyor. Bilim dünyasında birçok soruya cevap olacağı düşünülen bu eserin ölümsüzlüğün sırrını bile içerdiği söylenmekte.

3 – Voynich  El Yazması 15.yüzyıl

voynich-el-yazması

Polonya’da bir sahaf olan Wilfird M. Voynich’e ait olan bu el yazmalarından bazıları Yale Üniversitesi kütüphanesinde bulunmakta. Birçok uzman bu metinleri çözmeye çalışsa da henüz daha ne alfabesi olduğu bile bulunamamış.

4 – Soyga Kitabı 16.yüzyıl

Soyganın-kitabı-el-yazması-metinleri-book-of-soyga-768x747

Kraliçe Elizabeth’in danışmanı görevinde bulunan John Dee’ye verilmiş olan bu kitapta günümüzde gizemini korumakta. Aynı zamanda dönemin ünlü matematikçi ve simyacılarından olan John, kitabı uzun yıllar boyunca kütüphanesinde saklamış. Ölümünden sonra ise akıbeti bilinmeyen kitap 1994 yılında tekrar bulunuyor. Yunanca anlamı ‘’kutsal’’ olan bu kitabın büyü tarifi içerdiğine inanılıyor.

5 – Popol Vuh 1701

Popol-vuh-Metinleri

Guatemela’da Ximenez isimli misyoner bir rahip tarafından ispanyolcaya çevrilen kitabın sırrı hala daha çözülememiş. Maya uygarlığının kullandığı ‘’Kiçe’’ alfabesiyle yazılmış olan bu kitab ‘’İnsanların Kitabı’’ anlamına geliyor. Anlamına bakınca o dönemlerin birçok ‘’akıllı’’ canlı türüne sahiplik yaptığını düşünmemek elde değil.

6 – Rohonc Metinleri 19.yüzyıl

Rohonc-Metinleri

Kimliği bilinmeyen bir adam tarafından Macar bilim adamlarına bağışlanmış bu metinler tarihin en gizemli metinleri arasında yer alıyor. Sebebi ise 200 farklı sembolden oluşan bir alfabesinin olması ve nereden geldiğinin bilinmemesi.

7 – Vivian Kızların Hikayesi 1973

vivian-kızları-el-yazması-metinleri

Çok eski tarihlere dayanmamasına karşın bu eser oldukça enteresan. Yaklaşık 15.000 sayfadan oluşan eser bir hastane görevlisi olan Henry Darger’ın kütüphanesinde bulunmuş. Bu eseri enteresan kılan özelliklerden biri ise içine sulu boya kullanılarak birçok korkunç görselin çizilmiş olması.

Gizemi hâlâ çözülememiş olan kitaplar ve şifreleri yıllarca kafaları meşgul eden esrarengiz metinler.

Smithfield ya da Gregory Külliyatı

Bu kitabın esas gizemi metinlerinde değil de görsellerinde. Papa 9. Gregory tarafından dini hükümleri açıklamak için bastırılan bu kitapta, o zamanın modasına uygun olarak metinlere eşlik eden kaligrafiler ve illüstrasyonlar bulunuyor. İşte ilginçlik de burada başlıyor. Normalde Meryem Ana, İsa ve Azizlerin süslediği dini külliyat sayfalarının tersine bu külliyatta kılıçla kafa kesen dev tavşanlar, bir kurdu idam eden kazlar ve tek boynuzlu atlar gibi Hristiyan öğretileriyle (görselden de anlaşılacağı gibi) açıkça çelişen tasvirler bulunuyor. Bu metinleri inceleyen din adamları ve tarihçiler, Smithfield külliyatının gizemini hâlâ çözebilmiş değiller.1

Ripley Metinleri, 15. yüzyıl

Isaac Newton’ın bile bir dönem simyaya ve gizli bilimlere ilgi duyarak yakından takip ettiği büyük simyacı George Ripley, konusundaki en yetkin isimlerden biriydi. Yazdığı metinlerde gizemli felsefe taşının nasıl yapılacağını tarif ediyor, sıradan metalleri altına çevirmenin yollarını anlatıyordu. Belirsiz, şifreli bir yazı dili kullanan Ripley’in metinlerinde ölümsüzlüğün sırrını verdiği dahi söyleniyor. Ripley’in en gizemli metniyse, 6 metre uzunluğundaki parşömen tomarı. İlginç illüstrasyonlar barındıran bu metnin ne anlatıyor olabileceğine dair gizem hâlâ çözülebilmiş değil.

2

 

Voynich El Yazması, 15. yüzyıl

Yale Üniversitesi’nin bir parçası olan Beinecke Nadir Kitaplar ve El yazmaları Kütüphanesi’nde, şimdiye kadar hiç kimsenin okumayı başaramadığı bir kitap bulunuyor. Adını kitabı 1912’de bir şekilde eline geçiren Polonyalı sahaf Wilifrid Voynich’den alan, daha önce görülmemiş bir dilde kaleme alınmış bu el yazması yıllar süren çabalara rağmen bir türlü çözülemiyor.

Karbon 14 testi sonucunda 15. yüzyılda yazıldığı anlaşılan kitap, bulunmasının üzerinden 100 yıl geçmesine rağmen hâlâ gizemini koruyor.

İçinde, astronomi ve botanik bilimleriyle ilgili bir şeyler anlatıyormuş gibi görünen garip illüstrasyonlar bulunan kitap, kimi akademisyenlere göre bir aldatmacadan ibaretken, kimilerine göre dünya ve evrenle ilgili hâlâ çözülmeyi bekleyen büyük sırlar taşıyor.3

 

Prodigiorum Ac Ostentorum Chronicon, 1557

Latince’den Alametler ve Kehanetler Kronolojisi olarak çevrilebilecek olan bu kitap Adem ve Havva’dan beri yaşanan bütün doğa üstü olayları anlatan bir ansiklopedi. Fransız hümanist Conrad Lycosthenes tarafından kaleme alınan kitapta, meteor yağmurlarından (Halley kuyruklu yıldızının belirişi de de dâhil), sellere ve depremlere kadar kehanet olarak görülmüş tüm doğa olaylarından kronolojik olarak bahsediliyor.

Bazı sayfalarında UFO benzeri çizimlere ve deniz canavarı tasvirlerine de rastlanan bu garip kitap, gizem avcılarını hâlâ hayrete düşürmeyi başaran nadir el yazmalarından biri.

4

 

 

Soyga Kitabı, 16. yüzyıl

6. yüzyılda yaşamış olan matematikçi, astrolog, simyacı ve okültist olan John Dee’ye atfedilen bu kitabın büyü tarifleri içerdiğine inanılıyor. İçindeki çizimlerin ve yazıların sırrı hâlâ çözülememiş olan kitap, bir dönem Kraliçe Elizabeth’e de danışmanlık yapmış olan Dee’nin geniş kütüphanesinin bir dönem en önemli parçasıydı.
Kitap, Dee’nin ölümünden sonra ortadan kaybolmuş, ardından şaşırtıcı bir biçimde 1994’de Deborah Harkness adlı bir akademisyen tarafından Britanya Ulusal Kitaplığı’nda bulunmuştu. Bazı din bilimcileri Soyga Kitabı’nın, Eski Ahit’ten önce şeytan tarafından indirilmiş olduğunu iddia ediyor. ‘Soyga’ antik Yunanca’da ‘kutsal’ anlamına geliyor.

5

 

Popol Vuh, 1701

Guatemala’da misyonerlik yapan Dominikan rahip Francisco Ximénez’in bulduğu bu metinler, Maya uygarlığının kullandığı Kiçe alfabesiyle yazılmış bir el yazmasıydı. “İnsanların Kitabı” anlamına gelen Popol Vuh yazması, rahip Ximénez tarafından İspanyolca’ya aktarıldı.

Mayaların binlerce yıllık sözlü geleneğinin yazıya aktarılmış hali olan bu el yazması dünyanın yaratılış hikâyesini ve diğer Orta Amerika mitolojilerinden örnekleri içeriyordu. Ximénez’in bu kitabı nasıl bulduğunu tam olarak açıklamaması kitabı daha da gizemli kılıyordu. Üstelik kitabı İspanyolca’ya çevirmek için kimden yardım aldığı da bilinmiyordu. Altın değerindeki bu yazıtlar, bugün Maya kültürüne ışık tutan en önemli belgeler olarak kabul ediliyor.

6

 

Rohonc Metinleri, 19. yüzyıl

Tartışmasız gelmiş geçmiş en gizemli el yazmalarından biri olan Rohonc Metinleri’nin ne anlattığı ya da nereden geldiği bilinmiyor. 19. yüzyılda kimliği belirsiz biri tarafından Macar Bilim Akademi’sine bağışlanan bu kitabın izi de sürülemiyor.

Birçok dilbilimci tarafından incelenen ve bir türlü çözülemeyen metin, alışılmışın çok dışında olan 200 farklı sembolden oluşan alfabesiyle günümüz dillerinden hiçbirine uymuyor. Ayrıca kitaptaki çizimlerden kitabın yazıldığı coğrafyaya dair de bir ip ucu yakalanamıyor. Sonunda çoğu dilbilimci ve tarihçi tarafından bir aldatmacadan ibaret olduğuna karar verilen kitabın tüm sayfalarına şuradan ulaşabilirsiniz. Olur da çözerseniz bize de haber verin.

7

 

Zodyak Katili’nin Mektupları, 1960-1970

1960 ve 1970 yılları arasında 20 ila 28 kişiyi öldürdüğü düşünülen seri katil Zodyak, cinayetlerden sonra gazetelere garip mektuplar gönderiyordu. Şifreli olan bu mektuplardan yalnızca bir tanesi çözülebildi. Mektuplarda katilin kurbanlarından bahsettiği ve kendi kimliği hakkında ipuçları verdiği düşünülüyor.

8

 

Vivian Kızlarının Hikâyesi, 1973

Henry Darger adında münzevi bir hastane hademesinin evinde bulunan bu kitap, benim gördüğüm en ürkütücü işlerden biri. Vivian Kızlarının Hikâyesi adlı bu eser, 40 yıl boyunca tek odalı bir apartman dairesinde yaşayan ve hiç kimseyle konuşmayan Henry Darger öldükten sonra, ev sahibi tarafından bulundu. Kitap, çoğu gazete ve dergilerden kesilen resimlerden yapılan kolajlardan oluşuyor. Sulu boyayla renklendirilen bu kolajların üzerine eklenen metinlerde anlatılan hikâyelerin fazlasıyla fantastik olduğu söyleniyor.

Tamamı 15.000 sayfa olan eserin çocuk köleliğini sona erdirmek için mücadele veren yedi küçük kızın hikâyesini anlattığı düşünülüyor. Bazı sayfalarda kırlarda koşuşan mutlu çocuklar tasvir edilirken, bazı sayfalarda işkence ve şiddet betimlemeleri yapılıyor. Çoğu hâlâ çözülemeyen metinler ve illüstrasyonlar kimilerine göre Art Brut (ham sanat) akımının en iyi örneklerinden biriyken, kimilerine göre düpedüz akıl hastalığının nişanesi.

9

 

Codex Seraphinianus, 1981

Hiç kimsenin çözemediği bir dilde yazılan bu kitap, gerçek dışı figürler ve garip illüstrasyonlarla dolu. Bir ansiklopedi formatında yazılmış olan kitabın yazarı İtalyan mimar Luigi Serafini, kitabın verilere dayalı, bilimsel bir çalışma olduğunu iddia ediyordu.

Çizimler de dâhil tamamı el yazması olan bu kitabı inceleyen akademisyenler ve bilim insanları fantezi ürünü olduğu çok aşikar bir işle karşılaşmışlardı. Yine de bazı dilbilimciler, şifreli yazılmış olduğunu düşünerek kitabın anlamını çözmeye gayret gösterdi. Sonunda çoğu eve eli boş dönmüş, ne yazılar, ne de garip illüstrasyonlardan bir anlam çıkarılabilmişti. Yine de bazı şifreciler, kitabın ve çizimlerin şifreli bir anlamı olduğu konusunda ısrarcı.

10

 

 

Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, “kültür paketi”nin ayrıntılarını açıkladı. Rami Kışlası restore edilecek ve İstanbul’a 10 milyon kitap kapasiteli Türkiye’nin en büyük kütüphanesi kurulacak.

kutuphane

Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, Almanya dönüşü uçakta gazetecilere konuştu. Kültür politikalarıyla ilgili hazırlanan paketin Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanacağını kaydeden Ünal, şehirlerin kültür ve sanat üretmemeye başladığı anda taşralaşacağına işaret etti. Ünal, Devlet Türk Musikisi korolarının yeniden açılacağını ve gençlerin kültür sanat etkinliklerinin doğrudan teşvik ile 50 milyon TL ile destekleneceğini söyledi. Ünal, şu mesajları verdi: “Sanatçının devlet memuru olması, sanatçının performans değerlemesini yapmanızı engelliyor ama sanatçı performansı ile vardır. Eğer siz sanatçıyı alır devlet memuru yaparsanız ve onun da kendi performansını herhangi bir şekilde değerlendirmezseniz orada bir sanat ya da sanat etkinliği olmaz. O yüzden kültür paketinin birinci önceliği, iyi bir kültür-sanat yönetimi. Kültür-sanat yönetimi ile neyi hedefliyoruz? Sanatı ve sanatçıyı nasıl destekleyeceğiz? Dolayısıyla sanatçının özlük haklarından tutun da sanatçının emekli olması ve eğitimine varıncaya kadar bu çerçevede bir planlama sunmamız gerekiyor. Her şeyi yeniden ele alıyoruz. Biz bir teşkilat kanunu çalışması yapıyoruz, ama kültür-sanatın birtakım siyasi gerilim hatlarına takılmasını istemiyoruz.