Burası müze değil bir halı yıkama atölyesi

Kırşehir’de yaklaşık 40 yıldır esnaflık yapmakta olan  60 yaşındaki Hüseyin Karaca, Anadolu’nun birçok ilinden ve yaşadığı şehrin hurdacılarından topladığı eski eşyalarla halı yıkama atölyesini adeta müzeye dönüştürdü: “Buradaki eşyaların en eskisi 200 yılın üzerinde. En yeni eşyalar 50-60 yıllık. Daha yenisi yok”

Gazyağı ocağından sabanlara, halı ve kilimlerden tahta eldivenlere, dürbünlerden bakır kaplara kadar binin üzerinde eski eşya bir arada tutan Karaca, halı yıkama işi yaptığı 600 metrekarelik işletmesinin bir bölümünü bu eşyalara ayırarak meraklıları için sergiliyor.

Sadece halk değil zaman zaman üniversite öğrencileri de gelip dersleri için Karaca’nın eski eşyalarını inceliyor. Karaca, Kırşehir’de kahvehane işletmeciliği ve şoförlük yaptıktan sonra halı yıkama işine girdiğini, yaklaşık 30 yıldır da hem eşi ile bu mesleği sürdürdüğünü hem de içindeki merak nedeniyle eski ve tarihi eşyaları biriktirmeye başladığını anlattı.

Kırşehir’den ve Anadolu’nun farklı illerinden topladığı tarihi halı ve kilimlerden sabana, eski tüfeklerden bakır kaplara kadar binin üzerindeki eşyayı 600 metrekarelik iş yerinde sergilediğini belirten Karaca, bu mirası da kendisi gibi tarihe meraklı olan torununa bırakmayı planladığını dile getirdi.

Amacının, geçmişi gelecek nesillere tanıtmak olduğunu vurgulayan Karaca, “Tarihi eserleri, geçmişi, atalarımızın ve dedelerimizin kullandığı eşyaları seviyorum. Şimdi bunları yapan yok. Eski eşyaları hurdaya verenlere üzüldüğüm için ben de biriktirmeye karar verdim. Hobi olarak eski eşyaları biriktiriyorum. Bini geçkin tarihi eşyam vardır.” dedi.

5 bin yıllık tapınak restorasyona alınıyor

UNESCO tarafından ‘Dünya Kültür Mirası’ ve ‘Dünya Belleği’ listelerindeki tek antik şehir unvanıyla Türkiye’nin en gözde turizm merkezleri arasında yer alan Hattuşa Antik Kenti’nde bulunan 5 bin yıllık tarihi tapınak restorasyona alındı.

“Bin tanrılı kent” olarak anılan Hattuşa’da, 1906 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesi adına başlatılan kazılar, 1931 yılından bu yana ise Alman Arkeoloji Enstitüsünün himayesinde devam ediyor. Milattan önce 1280’de Hititler ile Mısırlılar arasında yapılan ve tarihte bilinen ilk yazılı antlaşma Kadeş Antlaşması’nın da imzalandığı başkent olarak da bilinen Hattuşa’da arkeolojik kazıların yanı bilimsel çalışmalar yapılıyor. Uzmanlık gerektiren restorasyon çalışmaları Alman Arkeoloji Enstitüsü adına kazı çalışmalarını yürüten Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner tarafından titizlikle takip ediliyor.

Restorasyon çalışmaları hakkında bilgi veren Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner, büyük tapınağın Hititlerin en önemli dini yapılarından birisi olduğunu söyledi.

Tapınağın Hititler dönemindeki çıkan bir yangın sonucu tahrip olduğunu açıklayan Prof. Dr. Adrneas Schachner, “Yangında yapıdaki kireç taşlar zarar görmüş, parçalanmış. Bunları birkaç yıldır yoğun ve masraflı bir çalışma ile restore ediyoruz. Bu çatlakları temizleyerek restorasyon harcı ile doldurarak taşları birbirine yapıştırıyoruz” dedi.

Yapılan restorasyon çalışmalarıyla eserlerin koruma altına alındığını dile getiren Prof. Dr. Schachner, “Bu restorasyonlar 20-30 yıl daha eserleri koruyacak. Küçük çaplı çatlamalar olabilir. Şu anda tapınaktaki restorasyon çalışmalarının yüzde 20’si ancak tamamlandı. Çalışmalar uzmanlık gerektiriyor” diye konuştu.

Artık kalemlerinde festivali var

İlk kez 2-3 Kasım günlerinde Çırağan Sarayı’nda düzenlenecek Penfest’te hem orijinal yüzlerce farklı kalem hem de ünlü kalem işleme sanatçılarının eserleri tanıtılacak. Festivalde ünlü markalar özel serilerini koleksiyonerlerle ve kalem tutkunlarıyla bir araya getirecek. Stil fenomenleri, sanatçılar ve markaları buluşturacak Penfest’te ünlü kalemişleme ustalarının performansları da yer alacak. Kurulacak Mürekkep Bar’da ise kalemler farklı mürekkep çeşitleriyle denenebilecek. Orijinal tasarımların nasıl ortaya çıktığı ile kalemlerin yapım aşamasında hangi işlemlerden geçtiği tasarımcılarının söyleşilerinde anlatılacak.

Mürekkep Bar!

Kalem işleme sanatçılarının gösteriler yapacağı etkinliği canlı müzik eşliğinde gezen kalem severlere firmaların çeşitli sürprizleri de olacak. Ayrıca, kurulacak Mürekkep Bar’da da kalemler farklı mürekkep çeşitleriyle denenebilecek.

3.500 yıllık içme kabı bulundu

Çorum’un Boğazkale ilçesinde Doç. Dr. Andreas Schachner eşliğinde yürütülen kazı çalışmalarında, ritüellerde kullanıldığı düşünülen 3 bin 500 yıllık içme kabına ulaşıldı. Boğa biçimli içme kabının, üst düzey yöneticiler tarafından kullanıldığı tahmin ediliyor.

Hitit uygarlığına başkentlik yapan Çorum’da Alman Arkeoloji Enstitüsü adına kazı çalışmalarına devam eden Doç. Dr. Andreas Schachner, eserle ilgili yaptığı detaylı açıklamada şu bilgilere yer verdi:

“Günümüzden yaklaşık 3 bin 500 yıl öncesine ait bir eser. Anıtsal bir yapıdaki kazı çalışmaları sırasında molozların altında bulundu. Bu yapı da tahminimize göre Hitit döneminde büyük ritüeller ve kült aktivitelerin yapıldığı bir mekân. Önceki yıllarda buna benzer iki eser daha bulunmuştu.

Bu da aynı binadan çıkarılan üçüncü eserimiz oldu. Ritüeller sırasında Hititlerin ileri gelenlerinin veya üst düzey yöneticilerinin içme kabı olarak kullandığı bir eser olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Hititlerde ‘tanrıyı içmek’ diye bir tabir vardı. Ritüellerde yapılan bir şey. Hititlerin elit kısmındaki insanlar belki de rahipler tanrıyı bu tarz bardaklarda içerlerdi. Eserin bir özelliği de bir bütün olarak bulunmasıdır.”

Bir ressam üzerine : Nevhiz Tanyeli

Nevhiz Tanyeli bir konuşmasında sözlerine şöyle devam ediyor :
“Bu nedenle biçimsel bir oyun olamaz resim yapmak. Yaşam daha trajik, komik, çirkin, güzel, umarsız, umutludur sanattan. Sanat yaşamın izdüşümü olmaya, yaşama yanıt veren yaşamınkine denk bir dizge oluşturmayı çabalar sadece. Oyun gibi bir şey işte…”

Nevhiz Tanyeliyi  daha yakından tanıyalım

Nevhiz Tanyeli, 1941 yılında dünyaya gelmiş, hâlâ da kendini ileriye taşıyan bir ressam. Daha 15 yaşındayken günlüğüne “Akademiye sonra Paris’e gideceğim, ressam olacağım.” diye not düşmüş. O zamandan kararlı ve kendinin farkında olan biriymiş. Ailesinin, bugün de değişmeyen “ressam olursan aç kalırsın” uyarılarına rağmen dediğini gerçekleştirmiş ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim almış. Neşet Günal, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Cemal Tollu atölyelerinde çalışmalarını sürdürmüş.

İlerleyen zamanlarda akademik kariyerine eğilim göstermiş. Çünkü ailesinin dediği gibi resim yapmak maddi gelir kazandırmamış. Oğluna bakmak zorunda olan Tanyeli, sırasıyla çalışmalarını tamamlayarak “profesör” unvanını almış. Tabi ki resim yapmaktan vazgeçmemiş. Açtığı sergiler sonucunda 2003 “Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü”ne, 2014 Yılında ise “Tüyap Fuarı Onur Ödülü”ne layık görülmüş.

Peki Tanyeli’nin resim anlayışı nasıl ?

Biraz da Tanyeli’nin resim anlayışına değinecek olursak kendine özgü sözleriyle karşılaşıyoruz. Orhan Çelik’in sunduğu bir programda resimlerini nasıl tanımladığı sorulmuş kendisine. Tanyeli ise; “Resimlerimi tanımlamak, sözele dökmek neredeyse olanaksız, görsel bir dille çalışıyorum.” demiş. Tablolarındaki üslubun yapı taşı olan çizgisel öğeler ise kendiliğinden oluşmuş. Hiçbir zaman düzenli bir ressam olamadığından bahsetmiş. İçinden geldikçe dokunmuş boyalara, fırçalara, tuvallere… Ayrıca ara ara röportajda: “Sanat yapmak bir maceradır. Resim yaratıcı emeğin, yaratıcı emeğe eklenmesidir.” diye de fikirlerinden bahsetmiş.

Kısaca özet geçicek olursak Nevhiz hanımın önemli bir dönemde, önemli isimlerle çalıştığını, resim yapmanın onun için bir iç meselesi olduğunu görüyoruz. O eski nezaket ve saygı ikilisini hâlâ sözlerinde barındırıyor. Tabloları ise teknik açıdan biraz Van Gogh’a benziyor. Resimlerindeki figürleri ise her biri ayrı bir ruh halini fısıldıyor. Yaşamanın yükü ile yorulanlar, resimlerce bağırmak isteyip susanlar, zevklerinden, tutkularından vazgeçmeyenler, başından olay eksik olmayanlar ve daha bir sürü insan… Tanyeli, her bir sayfası farklı bir insanı ve ruh halini anlatan bir roman yazıyor aslında, yıllardır süren ve hiç bitmeyecek gibi…

2100 yıllık heykellere ulaşıldı

Ordu’daki Kurul Kalesi kazılarında ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinden sonra Dionysos ve Pan heykeli bulundu.

Türkiye’de tahtında oturan ilk ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinin bulunduğu Ordu’nun 2 bin 300 yıllık Kurul Kalesi yerleşkesinde yapılan arkeolojik kazılarda bu defa da Dionysos, Pan heykeli ve hayvan biçimli dini kap olan Riton bulundu.

Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından Doğu Karadeniz Bölgesi’nin ilk bilimsel arkeolojik kazısı kapsamında, Altınordu’ya bağlı Bayadı Mahallesi’nde bulunan Kurul Kalesi’nde 8 yıldır süren kazılar bu yıl da devam ediyor.

Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında, aynı üniversiteden 15’i arkeolog, 40 kişilik ekip, 16 Temmuz’da kazı çalışmalarına başladı.

Daha önceki kazılarda bulunan 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen, 110 santim yüksekliğinde, mermerden yapılmış tahtında oturan ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinin ardından, bu yılki kazılarda da yeni heykeller bulundu. 6’ncı Mithridates’ın kalesi olduğu tahmin edilen bölgede yapılan yeni kazıda Dionysos, Pan heykeli ve hayvan biçimli dini kap olan Riton bulundu.

Türkiye’nin ilk yerli çizgi dizisi ‘Kral Şakir’ tiyatroya uyarlandı

Yapımcılığını BKM’nin üstlendiği, Koca Kafalar’ın yaratıcısı ve Grafi 2000’in kurucusu Varol Yaşaroğlu imzalı ‘‘Kral Şakir-Uzayda Şamata’’ BKM yapımcılığında ilk kez tiyatro sahnesinde… Televizyon ve sinema filminin ardından tiyatroya uyarlanan “Kral Şakir – Uzayda Şamata”3 Kasım Cumartesi günü İstanbul Komedi Festivali kapsamında ilk kez BKM’ de çocukların karşısına çıkacak.

Türk aile yapısı ve kültür öğeleriyle kaynaştırılarak bir aslan ailesinin başından geçen komik ve neşeli hikayeleri anlatan Kral Şakir bu kez tiyatroda…Rejisi, ışığı, sahne tasarımları ve büyük titizlikle çalışılan zorlu kostümleriyle “Kral Şakir – Uzayda Şamata” 3 ay süren hazırlık çalışmasının ardından tiyatro oyunuyla sevenleriyle buluşmaya devam ediyor.

Ünlü karikatürist ve Kral Şakir’in yaratıcısı Varol Yaşaroğlu ‘’Kral Şakir’i dizisi, sinema filmi ve lisanslı ürünleri ile 360 derece yayarak Türkiye’nin en güçlü markalarından birisi haline getirmek için yola çıktık. Kral Şakir’in bir tiyatro oyununun da olmasını çok arzuluyorduk. Bunu ancak yıllardır alanında öncü olmuş BKM gibi büyük ve güçlü bir şirket ile başarabilirdik. Gerçekten senaryosunu ulaştırdığımız andan itibaren BKM’nin yönetmenleri ve ekibi “sevgilerini katarak” büyük bir titizlikle harika bir çalışmaya imza attılar. Grafi2000 Prodüksiyon olarak sahnedeki karakterlerin interaktif etkileşimde olacakları animasyonları en yüksek kalitede hazırlamaya büyük özen gösterdik. Eminiz ki oyunumuzun müzikleri çok beğeni toplayacak ve seyirci tiyatro sahnesinden çok çok mutlu ayrılacaklar’’ dedi.

Oyun programı:

3 Kasım Cumartesi Beşiktaş Kültür Merkezi 13.00
10 Kasım CumartesiMOI Sahne 13.00
11 Kasım PazarBeşiktaş Kültür Merkezi 13.00
18 Kasım PazarBeşiktaş Kültür Merkezi 13.00
24 Kasım CumartesiArtı Sahne Mecidiyeköy 12.00
25 Kasım PazarBeşiktaş Kültür Merkezi 13.00

Kral Şakir Uzayda Şamata hayal dünyasına sizleri bekliyor.
Şakir ve Canan, kaybolan anne ve babalarını bulmak için galaksiler arası çılgın bir yolculuğa atılıyorlar. Fil Necati ve Mirket de onlara bu eğlenceli ve bir o kadar da heyecanlı macerada eşlik ediyor.

Perküsyonun efendisi

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği “1 Festival İzmir”de sahne sırası, perküsyonda uluslararası ün yapan Burhan Öçal ve İstanbul Oriental Ensemble’daydı.

İzmir’in kültür-sanat yaşamında çok özel bir yeri olan Büyükşehir Belediyesi Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM), “bir festivalden fazlasını” vaad eden “1 Festival İzmir” projesiyle İzmirli sanatseverlerden tam not aldı. Bu yıl 3. kez düzenlenen “1 Festival İzmir”in üçüncü konserinde sahne sırası, vurmalı çalgılar virtüözü, perküsyonun önemli ismi Burhan Öçal ile İstanbul Oriental Ensemble’daydı. AASSM Büyük Salon’daki konserini İzmir Marşı ile açan Öçal, izleyenlere unutulmaz anlar yaşattığı gecede sık sık İzmir’e olan hayranlığını dile getirdi.

Uluslararası sanatçı
Burhan Öçal, ülkenin önemli bestecilerinden olmasının yanı, sıra sinema oyuncusu kimliğiyle de tanınıyor. Türkiye’deki çağdaş kültür ve müzik dünyasına yön verenlerin başında gelen usta sanatçı, her tür müzik tarzına olan merakı sayesinde, uluslararası çapta müzisyen ve sanatçılarla bir araya geldi. İsviçreli Caz müzisyenleri Pierre Favre ve George Gruntz, Portekizli piyanist Maria Joao Pires ve efsanevi Weather Report’un kurucusu Joe Zawinul ile daha genç yaşlarında birlikte çalışmaya başladı. Kendi grubu İstanbul Oriental Ensemble’ın kuruluşundan bu yana geçen 16 yıl boyunca birçok ülkeye misafir oldu ve birçok ödüle layık görüldü. Bu dönemde Sting ve Kronos Quartet gibi ünl&uuml ;lerle birlikte sahne aldı. Uzun yıllar boyunca Avrupa ve Amerika’da birlikte turneye çıktığı gitarist Elliot Fisk başta olmak üzere Paco de Lucia ve Andreas Vollenweider gibi müzisyenlerle de birlikte çalışma şansı yakaladı. Öçal, Amerikalı basçı Jamaaladeen Tacuma ile birlikte Alla Turca albümünü çıkardıktan sonra Montreal Caz Festivali’ndeki konserinde 150 bin insanı büyüledi.

Deliler ve Yasaklar ayakta alkışlandı

Nilüfer Belediyesi’nin Drama Atölyesi’nde eğitim alan katılımcılar, performanslarını Devekuşu Kabare’nin Deliler-Yasaklar oyunu ile sergiledi. Oyun, salonu dolduran sanatseverlerden büyük alkış aldı.

Nilüfer Belediyesi’nin, vatandaşların bireysel gelişimlerine katkı sunmak ve yaratıcılık özelliklerini ortaya çıkarmak amacıyla düzenlediği atölyelerden biri olan Drama Atölyesi, bu yıl da büyük ilgi görüyor. Uzman eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilen Drama Atölyesi’nde bu yıl, tüm gruplarda 250 katılımcı yer alıyor. Atölyede eğitim alan katılımcılar, performanslarını da sahneledikleri oyunlarla sergiliyor. Drama Atöylesi’nin son dönem eğitimine katılanlar, Turgut Özakman ile Kandemir Konduk’un kaleme aldığı ve yönetmenliğini Gökhan Sekmen’in yaptığı Devekuşu Kabare’nin, Deliler-Yasaklar adlı oyununu sahneledi. Uğur Mumcu Sahnesi’ndeki oyuna, sanatseverler büyük ilgi gösterdi. 12 kişiden oluşan oyuncu kadrosu, oyunun sonunda ayakta alkışlandı.
Oyunu sahnelemeye devam edeceklerini belirten Nilüfer Belediyesi Drama Atölyesi eğitmenlerinden Gökhan Sekmen, yeni dönem çalışmalarının da başladığını ifade etti. Sekmen, “Yeni dönem çalışmalarımıza yetişkin ve çocuk gruplarımızla başladık. Mayıs ayına kadar devam edecek çalışmalar sonunda hem yetişkin hem de çocuklar ile benzer bir projeyi daha seyirci karşısına çıkacağız” dedi.

Bir başka Picasso : Al Weıweı

Küratörlük, enstalasyon, heykel, fotoğraf, sinema ve edebiyat gibi birçok yeteneğe sahip Çin’in çağdaş sanatla tanışmasını sağlayan “asi bir deha”dır Ai Weiwei.

Ünlü şair Ai Qing’in oğludur Ai. Babasının sağ karşıtı hareketlerinden dolayı çocukluğu ailesiyle birlikte Xinjiang İşçi Kampı’nda geçmiştir. 1975’te Pekin’e, 1981’de ABD’ye gider ve burada Marcel Duchamp, Andy Warhol gibi öncü isimlerden etkilenmesi sanatının dönüm noktasıdır.

Birçok sanat eserine imza atmıştır. En büyük mottosu Çin’de ne olup bittiğini gizli tutmamak olan Ai, aynı zamanda eski ve yeniyi sentezleyerek sanatını icra etmiştir. Çoğu eserinde Çin ve Batı kültürünün karşılaştırılmasına da rastlamak mümkündür.

Sadece sanatçı kişiliğiyle tanınmayan Ai, aynı zamanda aktivist ve insan hakları savunucusudur. Politik dili, mesaj içerikli çalışmaları yüzünden çoğu zaman başı hükümetle derde girmiş fakat asla yılmamıştır. Bunun en büyük örneklerinden biri, 2008 Siçuan Depremi’nde çok sayıda yıkılan ve binlerce ölüme sebep veren inşaatların peşine düşüp, inşaatta kullanılan malzemelerin kalitesizliğini ve eksikliğini belgeleyerek tüm dünyaya kanıtlamasıdır. Bu şekilde de resmi makamların hedefi olmuştur. “Vergi yolsuzluğu” iddiasıyla hapse atılır, ardından kefaletle serbest bırakılır.

Henri Rousseau’nun Yılan Oynatıcısı eseri

Ressam Robert Delaunay’ ın (1885-1941) annesinin sipariş ettiği yılan oynatıcısı, akademik bir eğitim almamış olan ressam Henri Rousseau tarafından, avangard akıma kabul edildikten sonra yapılır.

Ay ışığının aydınlattığı ormanda gizemli bir figür flüt çalarak otların arasındaki yılanları çağırır. Ay ve flamingodan tropik bitki örtüsüne kadar resimdeki her öge aplike kumaş deseni gibi görünmektedir ve kompozisyona iki boyutlu bir his verir.İki akademik ressam, Felix Augusto Clement (1826-88) ve Jean-Leon Gerome (1824-1904), Rousseau’ya  tek öğretmeninin doğa olmasını tavsiye ederler ve Rousseau da bu öğüdü yaşamının sonuna kadar uygular. Bu iki akademik ressam, aynı zamanda Rousseau’ya Louvre’daki eserlerin kopyalarını yapabilmesi için gereken iznin çıkartılmasını da sağlarlar. Rousseau, orman betimlemeleriyle tanınsa da, aslında Fransa dışına hiç çıkmamıştır. Bunun yerine eskiz defterini alıp Pariste’teki Jardin des Plantes’da saatlerce çizim yapar. Bu resim de, tuhaf bitkileri ve egzotik canlılarıyla kösnül ve düşsel bir özelliğe sahiptir. Eserin saflığı, barındırdığı ritmik formlar ve parlak renk paleti Primitivizm’e özgüdür. Rousseau’nun tekniği, genç ressamları hayli etkiler.

Hayatı

21 Mayıs 1844’de Laval’da doğan Henri Rousseau “Gümrükçü” lakabıyla anılırdı.  Bir tenekecinin oğlu olan Rousseau, Angers’de bir avukatın yanında bir süre çalıştı. Bu arada avukatla arasında meydana gelen bir olay sonunda, avukatın kendisini mahkemeye vermesinden kaçınmak için 1863 yılında askere yazıldı.

Maxmilien’in ordusuna katılarak Meksika’ya giden Henri Rousseau’nun 1870 harbi yıllarında bazı kahramlıklar yaptığı söylenir. 1867 yılında Paris’e dönen Rousseau, burada Clémence adında bir kızla tanıştı. iki yıl sonra da evlendi.

1871 yılında Paris gümrüğünde bir iş buldu. Ancak bu görevi gümrükçülük değildi ve ikinci sınıf kâtiplikten ileriye gidemedi. Rousseau, kendisini her zaman izleyen ve teşvik eden ressam Clément’den daima minnetle söz etmişti. İzlenimci görüşle eserler yapmaya başlayan sanatçı, eserlerini 1885 yılında Red edilenler Sergisi’nde sergilemeye başladı; fakat resimleri alay konusu oldu ve dikkati çekmedi. Nihayet Signac, Rousseau ile ilgilenmeye başladı. Signac, fikirleriyle sanatçıyı etkileyerek Onu bağımsızların arasına kattı; bundan böyle Rousseau, tüm yaşamı boyunca Bağımsızların sergilerinde eserlerini sergiledi. Bu arada Pissarro da Rousseau ile ilgilenmeye başladı ve O’na Gustave Kahn’ı örnek gösterdi.

1888’de karısı Clémence’i kaybeden sanatçı, tüm yaşamı boyunca bu kadını kutsal bir anı olarak anımsadı. Sanatçı, bir süre sonra gezi dergilerinden ilham alarak egzotik manzaralar yapmaya başladı. Egzotik konulu ilk eseri fırtına karşısında şaşırmış bir kaplanı temsil eden ve 1891 yılında sergilenen eseridir. Ressam eserlerinde hayal ile gerçeği bir arada vermek istiyordu.

Sanatçıdan ilk söz eden kimse, 181’de “Joumal Suisse’e yazdığı yazıyla Vallotton oldu. Rousseau, 1893 yılında kırk dokuz yaşındayken yılda 1019 frankla emekliye ayrıldı. Bu yıllarda sanatçı, geçimini temin etmek için keman ve solfej dersleri verdi; komşularının portrelerini çizdi. Rousseau gibi Laval’lı olan Alfred Jan sanatçıyı tanıyarak “L’Art Littèrairewde Rousseau ile ilgili yazılar yazdı. Rousseau, bu arada onun bir portresinş yaptı, fakat bu eser daha sonra kayboldu. “La Revue Blanche” dergisinde Natanson, Rousseau’ya değinerek Bağımsızlardan söz etti. Rousseau, 1895-1897 yıllarında “Uyuyan Çingene” ve “Kayaların Üzerinde Çocuk” adlı iki önemli eserini meydana getirdi.

Bu yıllarda yeniden evlenmeyi düşünen Rousseau, para kazanmanın yollarını arıyordu. Sanatçı, Vincennes dolaylarından esinlenerek yaptığı bazı peyzajlarıyla Belediye’nin 1898 yılında düzenlediği müsabakaya kaldı; fakat jüri pek katıydı. Rousseau, Laval Belediye Reisi’ne yazarak “Uyuyan Çingene” adlı eserini doğdu şehre satmak arzusunda olduğunu bildirdi; ancak O’nun bu teklifi cevapsız kaldı. “Öksüz Bir Rus Kızın İntikamı” adlı bir melodram yazdı fakat yayımlamadı. Henri Rousseau, 1899 Ağustosunda ikinci evliliğini yaptı.

1899 ve 1900 yıllarında Cézanne ve Signac ile birlikte Seçim Komisyonu’na girdiği için Bağımsızlar Sergisi’nde eserlerini sergileyemedi. 1903 yılında ikinci karısını da kaybeden Rousseau, yaşamının geri kalan kısmını Apollinaire ve kubist arkadaşlarının yolladıkları bilgilerle tek başına geçirmeye başladı. 1906 yılında “Rénovation Esthétique” dergisi, Matisse gibi kurnazlarla Rousseau gibi masumlardan söz ediyordu.

Bu yıllar süresince macera ve gülünç kaprisli olaylar birbirini izledi. O’nun iyi niyetinden yararlanan bir dolandırıcının kurbanı olan sanatçı, hapse girmekten güçlükle kurtuldu. Picasso‘ya söylediği şu cümle manidardır: “Sen Mısır tarzında, ben modern sanat tarzında eserler veren biz ikimiz, bu çağın en büyük ressamlarıyız”. Rousseau’nun sanatını en iyi anlayanlar yine sanatçılar oldu. 1909 yılında başta Apollinaire olmak üzere bazı sanatçılar, hiçbir çıkarları olmadan Rousseau’nun lehinde bazı yazılar yazıyorlardı. Genç Amerikalı ressam Max Weber, ilki 1910 yılında Rousseau’nun hemen ölümünden sonra olmak üzere, New York’ta sanatçının eserlerinden oluşan sergiler düzenledi.

Ardegno Soffici, yalnız Rousseau’ya hayran olmakla kalmayıp, sanatçının bazı eserlerini satın aldı ve ressama yeni müşteriler sağladı. 1910 yılı Ağustos ayında hayata gözlerini yummadan az önce “La Voce” dergisine bir makale yazan sanatçı, sanatın nefis artistik yönünü aydınlatıyordu.

Brancusi’deki mezarının üzerine kazılmış Apollinaire’in mısraları şöyle başlıyordu: “Nazik Rousseau, bir dinle…”

Satılır satılmaz yok oldu !

Sokak sanatçısı olarak tanınan Banksy’nin ‘Kırmızı Balonlu Kız’ adlı tablosu  Londra’daki Sothbey’s Müzayede Evi’nde 1.2 euro gibi yüksek bir değerde alıcısını buldu. Ancak eser satılır satılmaz kendi kendini yok etti!

Ünlü sokak sanatçısı Banksy’nin ‘Kırmızı Balonlu Kız’ adlı eseri Londra’daki Sothbey’s müzayede evinde açık artırmaya sundu.
Bir kız çocuğunu kalp şeklindeki bir balona erişmeye çalışırken tasvir eden eser, 1.2 milyon euroya alıcı buldu.

Ancak 2006 tarihli eser, satıldıktan birkaç dakika sonra eserin çerçevesi içine gizlenmiş kağıt imha makinesi vasıtasıyla kendi kendini yok etti.

Kimliği tam olarak bilinmeyen Banksy o anı Instagram hesabından ” Gidiyor, gidiyor, gitti…” mesajıyla paylaştı.

BANKSYLENDİK

Sotheby’s’in üst düzey yöneticisi Alex Branczik açıklamasında “Öyle görünüyor ki Banksylendik’ dedi.

Kırmızı Balonlu Kız’ı satın alan alıcının kimliği açıklanmazken eserin satışının tamamlanıp tamamlanmadığı da netleşmiş değil.