Nar Sanat
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
    • Müzik Eğitimleri
      • Gitar Eğitimi
      • Piyano Eğitimi
      • Keman Eğitimi
      • Bateri Eğitimi
      • Şan Eğitimi
      • Bağlama Eğitimi
      • Akordeon Eğitimi
      • Flüt Eğitimi
      • Kanun Eğitimi
      • Saksafon Eğitimi
      • Org Eğitimi
      • Ud Eğitimi
      • Solfej Eğitimi
      • Klarnet Eğitimi
      • Viyolonsel (Çello) Eğitimi
    • Görsel Sanatlar
      • Resim Kursları
      • Kara Kalem
      • Karikatür
      • Fotoğraf
    • Sahne Sanatları
      • Tiyatro
      • Diksiyon
      • Senaryo ve Kısa Film
      • Yaratıcı Drama
      • Yaratıcı Drama Liderliği
      • Yetişkinler için Drama
    • Dans Kursları
      • Bale
      • Halk Dansları (Folklor) Kursu
      • Modern Dans
      • Hip Hop
        • Çocuk HipHop Dans
        • Yetişkin HipHop Dans
      • Oryantal dans kursu
        • Zumba
      • Düğün Dansı
      • Latin Dansları
        • Tango
        • Salsa
        • Swing – Lindy Hop
        • Vals
        • Bachata
        • Samba
        • Lambada
        • Rumba
        • Cha Cha
        • Flamenko
        • Merenge
    • Koro
      • Türk Halk Müziği
      • Türk Sanat Müziği
  • Kurumsal
    • About Us
    • Basında Biz
    • Haberler
    • Akademik Yazılar
  • İletişim
  • Menu Menu
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail

Şunun için etiket arşivi: İran

Sanat Haberleri

Tarihte Bugün Ne Oldu 11 Nisan

11 Nisan, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 101. (artık yıllarda 102.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 264 gün vardır.

tarihte-bugun-ne-oldu

 

Olaylar

  • 491 – Flavius Anastasius, Bizans İmparatoru oldu.
  • 1899 – İspanya, Puerto Rico’yu ABD’ye bıraktı.
  • 1905 – Einstein, İzafiyet Teorisini açıkladı.
  • 1919 – Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) kuruldu.
  • 1919 – Singapur, Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı’ndan bağımsızlığını ilân etti.
  • 1919 – 15’inci Kolordu Komutanlığı’na atanan Kâzım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal Paşa’yı Şişli’deki evinde ziyaret etti.
  • 1920 – Damat Ferid, Kuva-yi Milliye aleyhinde bildiri yayınladı.
  • 1920 – Meclis-i Mebusan kapatıldı.
  • 1920 – Urfa Fransız işgalinden kurtuldu.
  • 1930 – Sultanahmet’te büyük kadın mitingi yapıldı. Türk Kadınlar Birliği’nin düzenlediği mitingde, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması kutlandı.
  • 1957 – Halk gazetesi sahibi Ratip Tahir Burak, bir karikatürü nedeniyle tutuklandı.
  • 1963 – Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) Adapazarı Traktör Fabrikası kuruldu.
  • 1965 – ABD’nin orta-batı eyaletlerinde çıkan kasırgalarda 256 kişi öldü.
  • 1965 – TIME dergisi Atatürk’ü küçük düşürdüğü iddia edilen yazıları nedeniyle toplatıldı.
  • 1967 – Kadınlar I-ıh derse adlı oyun İstanbul’da yasaklandı. Başrol oyuncusu Lale Oraloğlu açlık grevine başladı .
  • 1970 – Apollo 13 uzaya fırlatıldı.
  • 1975 – Türk-Irak petrol boru hattının Irak ayağının yapımına başlandı.
  • 1975 – Bursa’da Uludağ, Elazığ’da Fırat, ve Samsun’da 19 Mayıs üniversitelerinin kurulmasına ilişkin kanun yürürlüğe girdi.
  • 1980 – Yazar Ümit Kaftancıoğlu İstanbul’da öldürüldü. Kaftancıoğlu, İstanbul Radyosu Eğitim-Kültür Yayınları’nda programcıydı. Romanlarında, Doğu Anadolu bölgesini anlatan yazar insanın insanla ve doğayla mücadelesine önem verdi. Alevilikteki dedelik kurumunu sorguladığı “Hakullah” röportajıyla Milliyet – Karacan Armağanı’nı kazandı.
  • 1983 – Zonguldak Kozlu Kömür Üretim bölgesinin İhsaniye ocağında onarım çalışmaları sırasındaki patlamada biri mühendis 10 madenci öldü, dokuz kişi yaralandı.
  • 1991 – Terörle Mücadele Yasası kabul edildi.
  • 1995 – Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında Harran Ovası’na ilk su verildi.
  • 1997 – Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün, Bosna’da görev yapan Türk Barış Gücü’ne verilmesi kararlaştırıldı.
  • 2001 – Güney Afrika’da bir maçta taraftarlar arasında çıkan arbedede 43 kişi öldü, 100 kişi yaralandı.
  • 2001 – Avustralya ve Amerikan Samoa’sı arasında oynanan maçı Avustralya 31-0 kazandı.
  • 2002 – Tunus’ta bir Sinagog bombalandı; 21 kişi öldü.
  • 2006 – İran Devlet Başkanı Mahmut Ahmedinejad, uranyum zenginleştirdiklerini açıkladı.
  • 2006 – İtalya’da 43 yıldır kayıp olan ünlü mafya babası Bernardo Provenzano Corleone köyünde bir koruma ile sebze çorbası içerken yakalandı.
  • 2009 – Dev-Genç Birliği kuruldu.
  • 2010 – YGS Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nın yapılması.

Doğumlar

  • 1755 – James Parkinson, İngiliz doktor (ö. 1824)
  • 1830 – John Douglas , İngiliz mimar (ö. 1911)
  • 1928 – Ethel Kennedy, Robert F. Kennedy’nin eşi
  • 1953 – Andrew Wiles, İngiliz matematikçi
  • 1954 – Abdullah Atalar, Türk bilim adamı, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Rektörü
  • 1960 – Jeremy Clarkson, İngiliz yazar
  • 1973 – Jennifer Esposito, Amerikalı oyuncu
  • 1974 – Tricia Helfer, Kanadalı oyuncu
  • 1981 – Alessandra Ambrosio, Brezilyalı manken
  • 1994 – Dakota Blue Richards, İngiliz oyuncu

Ölümler

  • 1034 – III. Romanus, Bizans imparatoru (d. 1028)
  • 1896 – Harilaos Trikupis, Yunanistan’ın yedi defa başbakanı (d. 1832)
  • 1970 – John O’Hara, ABD’li yazar (d. 1905)
  • 1977 – Jacques Prévert, Fransız şair ve senarist (d. 1900)
  • 1980 – Ümit Kaftancıoğlu, yazar (d. 1935)
  • 1983 – Dolores del Río, Meksikalı aktris (d. 1905)
  • 1985 – Enver Hoca, Arnavutluk Devlet Başkanı (d. 1908)
  • 1989 – Orhon Murat Arıburnu, Türk şair (d. 1918)
  • 2002 – Giray Alpan, Türk sinema oyuncusu. (d. 1935)
  • 2007 – Kurt Vonnegut, ABD’li yazar (d. 1922)
  • 2011 – Ruşen Hakkı, Türk gazeteci, şair, yazar (d. 1936)
11 Nisan 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/04/tarihte-bugun-ne-oldu2.jpg 1067 1600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-04-11 16:26:342015-04-11 16:26:34Tarihte Bugün Ne Oldu 11 Nisan
Sanat Haberleri

Tarihte Bugün Ne Oldu 10 Nisan

10 Nisan, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 100. (artık yıllarda 101.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 265 gün vardır.

tarihte-bugun-ne-oldu

Olaylar

  • 1845 – Türk Polis Teşkilatı kuruldu.
  • 1912 – RMS Titanic ilk seferine çıktı.
  • 1919 – Meksikalı devrimci lider Emiliano Zapata, hükümet güçlerince öldürüldü.
  • 1926 – Türk uyruğunda bulunan her türlü şirket ve müesseselerde işlemlerin ve kayıtların Türkçe tutulması zorunluluğuna ilişkin yasa benimsendi.
  • 1927 – Binaların numaralandırılmasına ve sokakların adlandırılmasına ilişkin yasa kabul edildi.
  • 1928 – “Türkiye devletinin dini İslamdır.” cümlesi, Anayasa metninden çıkarıldı. Milletvekilleri ve cumhurbaşkanı, yemin ederken “Vallahi.” yerine “Namusum üzerine söz veririm.” diyecek.
  • 1931 – Ankara’da toplanan Türk Ocakları Olağanüstü Kurultayı, Türk Ocakları’nın feshine ve mallarının CHP’ye devredilmesine karar verdi.
  • 1941 – Zagreb’de Hırvatistan Bağımsız Devleti’nin kuruluşu ilân edildi. Ante Paveliç önderliğindeki Ustaşa rejimi, Ortodoks Sırplara karşı soykırım kampanyası başlattı.
  • 1950 – Bursa Cezaevi’nde açlık grevine başlayan Nazım Hikmet, sağlık durumu bozulunca gizlice İstanbul’a getirildi. Şair açlık grevini erteledi.
  • 1956 – Arjantin’de -38.4 dereceyle dünyanın en düşük 5. sıcaklığı seçildi.
  • 1972 – İran’da, 7 şiddetinde deprem meydana geldi. Yaklaşık 5.000 kişinin öldüğü depremde Firuzabat ve Cehrum kentlerinde binalar yerle bir oldu.
  • 1974 – Genel af yasa önerisi, TBMM’de kabul edildi.
  • 1982 – Kapatılan CHP’nin eski Genel Başkanı Bülent Ecevit, Norveç’te yayımlanan bir gazeteye verdiği demeç gerekçesiyle gözaltına alındı. Ecevit, 16 Nisan’da tutuklandı.
  • 1998 – Kuzey İrlanda’da 29 yıllık savaşı bitiren antlaşma Belfast’ta imzalandı. Antlaşma, 22 Mayıs’ta referandumla kabul edildi.
  • 1999 – Yedi TİP’linin ve DİSK genel başkanlarından Kemal Türkler’in öldürülmesi davalarında gıyabi tutuklu olarak yargılanan Ünal Osmanağaoğlu yakalandı.
  • 2002 – Danıştay 10’uncu Dairesi, “Devlet Sanatçılığı” unvanı verilmesine ilişkin düzenleme içeren yönetmeliği iptal etti.
  • 2003 – İzmir’in Urla ilçesinde 5.6 şiddetinde bir deprem meydana geldi.
  • 2007 – Pegasus Havayolları’na ait, içinde 178 yolcusu bulunan Boing 737-800 model Diyarbakır-İstanbul seferi yapan uçak, hava korsanı tarafından kaçırıldı.
  • 2010 – Polonya’nın başkenti Varşova’dan Rusya’nın Smolensk kentine giden Rus yapımı Tupolev Tu-154 tipi uçak, havaalanına 1.5 kilometre kala düştü. Uçaktaki 94 kişiden kurtulan olmadı. Uçakta Polonya Devlet Başkanı Lech Kaczynski ve eşi de bulunuyordu.

Doğumlar

  • 1740 – José Basilio da Gama, Brezilyalı yazar (ö. 1795)
  • 1827 – Lewis Wallace, Amerikan İç Savaşı Birlik kuvvetleri generali, devlet adamı ve yazar (ö. 1905)
  • 1847 – Joseph Pulitzer, ABD’li gazeteci ve yayıncı (ö. 1911)
  • 1908 – Miguel de Molina, İspanyol Flamenko şarkıcısı, aktör (ö. 1993)
  • 1908 – Sezai Türkeş, 1990’da Devlet Üstün Hizmet Madalyası’nı da alan Türk mühendis (ö. 1998)
  • 1930 – Spede Pasanen, Finlandiyalı yazar (ö. 2001)
  • 1932 – Ömer Şerif, Mısır asıllı aktör
  • 1937 – Bella Ahmadulina, Tatar ve İtalyan kökenli şair (ö. 2010)
  • 1951 – Steven Seagal, ABD’li aktör
  • 1968 – Metin Göktepe, Evrensel gazetesi yazarı. 9 Ocak 1996’da polis işkencesi sonucunda öldü (ö. 1996)
  • 1973 – Roberto Carlos, Brezilyalı futbolcu
  • 1973 – Guillaume Canet, Fransız oyuncu ve yönetmen
  • 1979 – Rachel Corrie, ABD’li barış gönüllüsü (ö. 16 Mart 2003)
  • 1980 – Charlie Hunnam, İngiliz oyuncu
  • 1980 – John Baker, ABD’li sinema oyuncusu
  • 1984 – Mandy Moore, ABD’li oyuncu ve şarkıcı
  • 1990 – Alex Pettyfer, İngiliz oyuncu

Ölümler

  • 1813 – Joseph-Louis Lagrange, İtalya doğumlu matematikçi (d. 1736)
  • 1919 – Emiliano Zapata, Meksikalı devrimci (d. 1879)
  • 1920 – Moritz Benedikt Cantor, Alman matematik tarihçisi (d. 1829)
  • 1931 – Halil Cibran, Lübnan asıllı ABD’li ressam, şair ve filozof (d. 1883)
  • 1950 – Fevzi Çakmak, Kurtuluş Savaşı komutanlarından (d. 1876)
  • 1954 – Auguste Lumière, Fransız sinema öncüsü (d. 1862)
  • 1962 – Michael Curtiz, Macar asıllı ABD’li film yönetmeni (d. 1886)
  • 1966 – Evelyn Waugh, İngiliz yazar (d. 1903)
  • 1979 – Nino Rota, İtalyan film müziği bestecisi (d. 1911)
  • 1983 – Şevket Aziz Kansu, Türk Tarih Kurumu başkanı, Antropoloji profesörü (d. 1903)
  • 2004 – Sakıp Sabancı, Türk iş adamı (d. 1933)
  • 2010 – Lech Kaczyński, Polonya Cumhurbaşkanı (d. 1949)
  • 2014 – Gül Gülgün, Türk sinema dizi ve tiyatro oyuncusu (d. 1933)
10 Nisan 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/04/tarihte-bugun-ne-oldu3.jpg 1067 1600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-04-10 16:10:522015-04-10 16:15:46Tarihte Bugün Ne Oldu 10 Nisan
Sanat Haberleri

Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı ArtInternational 4-6 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek

uluslararasi-cagdas-sanat-fuariUluslararası çağdaş sanat fuarı ArtInternational’ın üçüncüsü için tarihler belli oldu. 4-6 Eylül arasında Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek fuara bu yıl da dünyanın farklı yerlerinden galeriler ve sanatçıları katılacak.

Yönetmenliğini bu yıl da Dyala Nusseibeh, sanat yönetmenliğini ise Stephane Ackermann’ın üstlendiği fuar ekibine bu yıl yeni bir isim katılıyor. Aralarında Les Arts Décoratifs, SALT ve İKSV’nin de bulunduğu, Paris ve İstanbul’un önemli sanat kurumlarında görev alan Anlam Arslanoğlu, bu yıl ArtInternational’ın VIP Program Yöneticisi olacak. En son İstanbul Modern’de küratöryel proje yöneticiliği yapan Arslanoğlu, koleksiyonerler, müzeler ve sanat tüccarlarıyla ilişkileri yürüterek fuarın ulusal ve uluslararası alandaki ilişkilerini  kuvvetlendirecek. Geçen yıl aynı görevi sürdüren Isabella İçöz de, bu yıl Danışman olarak fuar yönetim ekibine devam edecek.

GALERİLER HAZİRAN’DA AÇIKLANACAK

Seçkin galerilerden oluşan programıyla Türkiye’deki diğer fuarlardan ciddi bir farkla ayrılan ArtInternational, bu özelliğini bu yıl da sürdürüyor. Başvuruların geçtiğimiz hafta sona erdiği fuara katılacak galerilerin seçimi, İstanbul’dan Leyla Tara Suyabatmaz (Rampa Galeri) ve Yeşim Turanlı (Pi Artworks), Viyana’dan Ursula Krinzinger (Galerie Krinzinger) ve New York’tan Leila Heller’den (Leila Heller Gallery) oluşan Seçim Komitesi tarafından yapılacak ve Avrupa, Amerika, Ortadoğu ve Asya’yı kapsayan geniş bir bölgeden yapılacak değerlendirme sonucu fuar katılımcıları Haziran’ın ilk haftası açıklanacak.

Kaynak: Evrensel.net

03 Nisan 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/04/uluslararasi-cagdas-sanat-fuari.jpg 435 820 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-04-03 15:55:132015-04-03 16:13:46Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı ArtInternational 4-6 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek
Sanat Haberleri

Dünya haritasının doğruluğundan emin misiniz?

Eminseniz isterseniz aşağıda 7 madde halinde verilen metni okuyup tekrar düşünün!

Bize sürekli gösterilen harita..

Bize sürekli gösterilen harita..

Dünyamız, her zaman küresel güçlerin mücadelesine sahne olmuştur. Medya, ekonomi, siyaset ve popüler kültür bu mücadelenin en çetin savaşlarının yaşandığı alanlardır. Bu sefer sizi çok farklı bir arenaya götürüyoruz. Dünya haritasına bakış açınızı değiştirecek bir gerçeğin ardındaki komplo teorilerine inanamayacaksınız. İşte 7 maddede dünya haritasının ardında yatan sır!

eski tip harita

Merkatör Projeksiyonunu daha önce duymuş muydunuz? Günümüzde hemen her okulda, kurumda ve daha bir çok alanda karşılaşabileceğiniz dünya haritalarının tamamı Merkatör Projeksiyonu esas alınarak çizilen haritalardır. Ve işin doğrusunu söylemek gerekirse, dünyanın doğru kabul edilen en büyük ve yaygın yalanıdır. Merkatör Projeksiyonu, son derece yanlış hesaplamalarla çizilen haritalar ortaya koyar. Sadece ekvator çizgisi hizasında doğru sonuçlar verebilen harita, kuzey ve güney uçlarda gerçeği yansıtmayan ölçümler ortaya koyar.

1500’lü yıllarda ortaya atılan bu harita türü, her ne kadar teknik imkansızlıklardan ortaya çıkmış masum bir hata gibi görünse de aslında büyük bir propaganda malzemesidir. Çünkü ilerleyen yıllarda doğru ölçümlerle oluşturulan haritalar, kabul görmemiş ve Merkatör Projeksiyonu kullanılmaya devam etmiş. Neden? Bilimsel her türlü gelişmeye kucak açan insanlık, neden Merkatör Projeksiyonu gibi ilkel, teknik hatalarla dolu bir ölçüme bağlı kalmış? Anlatacaklarımız komplo teorisi gibi görünebilir ancak bilimsel veriler yüzlerce yıllık bir yalanı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

1. Gerçeklerin gün ışığına çıkması

uzaydan dünya

Büyük yalan ilk önce, kaşifler tarafından fark ediliyor. Ölçeklendirmesi hakkında net bilgiler verilmeyen Merkatör Projeksiyonunu esas alarak Dünyayı gezmek için denizlere açılan yüzlerce amatör kaşif, gittikleri yerlerde garipliklerle karşılaşıyorlar. Grönland’ın güney kıyılarına yanaşan gemilerden inen kaşifler kuzeye doğru ‘uzun’ bir yolculuğa çıktıklarını düşünüyorlar ancak yolculuk sandıklarından çok kısa sürüyor. Benzer şekilde Orta Afrika’da keşfe çıkan gruplar Merkatör Projeksiyonuyla hazırlanmış haritalara göre yaptıkları yolculukta, Ümit Burnu’na hesapladıkları sürede bir türlü varamıyorlar. İlk defa kafalarda soru işareti uyandıran tespitler bazı konferanslarda dile getirilince, haritalara paralel ve meridyenler eklenerek, kuzey ve güneydeki paralel-meridyen aralıklarının boyutu büyültülüyor. Böylece haritalar çok dikkat çekmeyen çizgilerle gerçek bir görünüm sunuyormuş gibi şekillendiriliyor. Ancak yine de haritada bir şeylerin yanlış olduğu çeşitli kesimlerce iddia edilse de, geçiştiriliyor.

James Gall

James Gall

 

Geçiştirilen iddialar, sadece kaşiflerin değil astronomların da ilgisini çekiyor. İskoç astronom James Gall’ın 19. yüzyılda yaptığı çalışmalar sonrasında, haritacılar Merkatör Projeksiyon haritaların altına bir not düşmek zorunda kalıyorlar; “Güney Amerika Grönland’ın 5 katı büyüklüğündedir”. Bu ufak detay başlarda kimsenin ilgisini çekmiyor. Çekse de üstünde çok fazla düşünülmüyor. Ta ki, aradan 100 yıl geçene kadar.Arno Peters

Arno Peters

Sene 1974. Dünya 400 yıla yakın bir süredir inandırılan bir yalanın peşinde dünyayı tanımaya çalışıyor. Geçmişinde film yapımcılığı gibi işler bulunan, Berlin doğumlu Alman bilim adamı Arno Peters, Avrupa merkezli dünya fikri üzerine tezler üzerine çalışıyor. Çalışmalarında dikkatini antik haritalar üstüne yönlendiriyor. Antik çağlardaki kaşiflerin haritalarının tümünün, bilinen dünya haritasından belli başlı özelliklerle farklılaşması garibine gidiyor. “Hepsi yanılmış olamaz” diyor Peters ve mevcut dünya haritasını mercek altına alıyor. Peters, James Gall’ın çalışmaları üstünden en doğru harita projeksiyonunu hazırlamak için kolları sıvıyor. Ortaya çıkan sonuç sarsıcı boyutlarda oluyor. Bilinen dünya haritasının önemli bir bölümünün yalandan ibaret olduğu anlaşılıyor.

2. Yanlışta ısrar

asıl dünya haritası

 

1974 yılında Peters, çalışmalarını dünya ile paylaşıyor. Gerçek dünya haritası yukarıda gördüğümüz şekilde ortaya koyuluyor. Peters’ın geliştirdiği Peters-Galls Projeksiyonu bilim çevrelerince dünyanın en doğru haritası olarak kabul ediliyor. Peters’ın hazırladığı haritalar dünyaya yayılmak üzere 80 milyon adet basılıyor. Ama bu haritalar; ne okullara, ne kurumlara girebiliyor ne de medya tarafından yayınlanıyor. 1989 yılında Peters, “Peters’ın Dünya Atlası” adında bir harita kitabı da bastırıyor ancak kitap da kitlelere bir türlü ulaşamıyor. Dünya ortaya çıkan bir gerçeği görmezden geliyor ve yalanda ısrar ediyor. Merkatör Projeksiyonlu haritalar dünyanın yüzü olarak nesilden nesile aktarılmaya devam ediyor.

3. Merkatör Projeksiyonu’nun asıl sorunu

 

MARKATÖR

 

Merkatör Projeksiyonu temel sorun olarak, küre şeklinde bir cismin düzleme çevrilirken yaşadığı eğilmeler ve bükülmelerle karşılaştığı için yanıltıcı bilgiler verir. Ya da bize öyle söylenir çünkü masum görünen bu eğilme ve bükülmeler doğal değildir. Eğilip bükülmeler kuzey ve güneydeki alanların olduğundan büyük görünmesini sağlayabilir ancak asla orta alanlarda daralmaya sebep olmaz. Merkatör Projeksiyonu, kuzey ve güneydeki alanları abartılı bir şekilde büyük göstermekle kalmaz, Afrika gibi dünyanın ortasında yer alan devasa bir kıtayı da olduğundan daha küçük gösterir. Merkatör Projeksiyonun asıl sorunu geometri değil, propagandadır. Batı dünyasının propagandasına maruz kalmış bir dünyanın eğilip bükülüşünün kanlı canlı kanıtıdır!

4. Büyük Propaganda

SİYASİ HARİTA

 

Peki Merkatör Projeksiyonu kimin işine yarıyor? Ya da bu yalanı kabul etmek kimin işine geliyor? İşte size örnekler:

Kanada

Merkatör projeksiyonuna göre Kanada, ABD’nin Kuzeyinde devasa bir ülke gibi duruyor. Ama gerçek boyutlarında dünyanın kuzeyine sıkışmış bir ülke görünümünde.

ABD

Merkatör Projeksiyonunda Kuzey Amerika Güney Amerika ile hemen hemen aynu hatta daha büyük bir kıta konumunda. Ancak gerçekte Güney Amerika, Kuzey Amerika’dan gözle görülür bir şekilde daha büyük. ABD’de bu ölçeklendirme içinde Güney Amerika’nın karşısında daha küçük görünüyor.

İngiltere

Merkatör Projeksiyonu, İngiltere’yi Dünya’ya hakim bir noktaya konumlandırır. Gerçek dünya haritasında ise İngiltere kuzeydenizinde bir ada gibi görünmekte.

Avrupa

Dünyanın küresel gücü ABD değil mi? Merkatör Projeksiyonu’na göre dünya ABD merkezli gibi olması gerekmez mi? Ama bir zamanlar dünyanın küresel gücü Avrupa ülkeleriydi. Merkatör Projeksiyonuna bakarsanız, Avrupa ülkeleri dünyanın merkezinde durur. Gerçek Dünya haritasında ise merkezde Kuzey Afrika ila Orta Afrika civarında bir bölge duruyor.

Rusya

Topraklarının büyük çoğunluğunu Sibirya’nın karlar altındaki arazilerinin oluşturduğu Rusya, Merkatör Projeksiyonunda korkunç boyutlarda büyük görünüyor. Ama Gerçek dünya haritasında Asya’nın kuzeyinde bir çizgiden ibaret.

Baltık Ülkeleri

Merkatör Projeksiyonu sayesinde daha gözle görülür bir alanda karşımıza çıkar Norveç, İsveç ve Finlandiya gibi ülkeler de aslında gerçek dünya haritasında kuzeye sıkışmış ülkeler konumundalar. Hatta bir baltık ülkesi olarak sayılan Danimarka bile Grönland sayesinde adını büyük harflerle dünyanın gözüne sokabiliyor. Dünya haritasında neredeyse Afrika’dan daha büyük duran Grönland, gerçek dünya haritasında ise kuzeye sıkışmış küçük bir ada görünümünde.

5. Ne yapılmaya çalışılıyor?

WORLDMAP

Peki Merkatör Projeksiyonuyla ne yapılmaya çalışılıyor? aslında bu haritanın ekmeğini yiyen ülkelere baktığımız zaman ne yapılmaya çalışıldığı son derece açık. Ama bir de “Markatörzede” ülkelere bakalım. Yalanlarla dolu bir haritadan kimler zararlı çıkıyor?

Afrika Ülkeleri:

Hemen hemen bütün Afrika ülkeleri gerçekte olduğundan çok daha küçük bir şekilde Merkatör Projeksiyonunda gösteriliyor, çünkü zaten Afrika kıtası bütünüyle küçültülmüş!

Çin:

Çin Merkatör haritasında bile zaten büyük bir ülke gözükürken, gerçek dünya haritasında aslında ne kadar büyük olduğunu daha rahat bir şekilde görebiliyoruz. Bu noktada Rusya’nın Çin ile arasındaki boyut dengesinde inanılmaz farklılıklar otraya çıkıyor.

Arap Yarım Adası:

Dünyaya dayatılan haritada Arap Yarım Adası olarak bilinen alanın ne kadar küçük olduğu gözlerden kaçmıyor. Gerçek dünya haritasında ise Arap Yarım Adasının büyüklüğü ortaya çıkıyor.

Meksika:

Aynı şekilde Merkatör Projeksiyonu Meksika’yı olduğundan daha küçük gösterme eğiliminde. Gerçek Dünya haritasına göre ise Meksika oldukça büyük bir alan kaplıyor.

İran ve Hindistan:

İran ve Hindistan da gerçek dünya haritasında, dayatılmaya çalışılan haritaya oranla daha büyük bir alanı kaplıyor.

Güney Amerika:

Güney Amerika kıta halinde, Kuzey Amerika’dan daha büyük bir alanı kapladığı halde, Merkatör Projeksiyonuyla yapılan haritalarda abartılmış bir Grönland adasıyla birlikte Kuzey Amerika, Güney Amerika’dan daha büyük gözükmekte.

6. Bölgeler Arası Denge

Haritalar

Kıtalara mevcut dayatılan harita üzerinden objektif bir yorumla bakacak olursak; Büyük bir Rusya, büyük bir Kuzey Amerika, küçük ama merkezde bir Avrupa, bastırılmış bir Afrika ve sıkıştırılmış bir Ortadoğu görüyoruz. Dünyayı politik açıdan değerlendirecek olursanız hemen hemen aynı yorumu yapabilirsiniz. Coğrafi olarak olmasa da politik açıdan gerçekleri yansıtan bir harita karşımızda durmuyor mu? Peki ya dünyaya egemen olan politika, gerçek dünya haritasıyla paralel doğrultuda olsaydı, nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk ve dünyaya hangi güçler egemen olurdu?

7. Sonuç

dunya-haritasi

Dayatılmaya çalışılan dünya haritasında büyük gözüken ülkelerle, gerçek dünya haritasında büyük gözüken ülkeleri karşılaştırdığımız zaman ortaya çıkan sonuçlara baktığımız zaman ister propaganda olarak tanımlayın isterseniz komplo teorisi, büyük bir kandırmacaya hala inanıyor olduğumuz yadsınamaz bir gerçek.

Ülkelerin tam yüz ölçümü için tıklayınız.

Kaynak : radikal.com.tr

15 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/Arno-Peters.jpeg 702 871 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-15 15:18:182015-03-15 16:07:16Dünya haritasının doğruluğundan emin misiniz?
Sanat Haberleri

Aforizma sırası bugün ” Johann Wolfgang von Goethe” ‘de.

Aforizmalara bir bölümdaha ekleyelim dedik ve sizlere ” Johann Wolfgang von Goethe” ‘nin aforizmalarını bulduk . İyi okumalar.

Johann Wolfgang von Goethe

Elbette herzman olduğu gibi Johann Wolfgang von Goethe’nin hayatı hakkında kısa bir bilgiyi aforizmalardan sonra bulabilirsiniz.

*    Aşağı düzeydeki yaratıkların zekâsını yalnız açlık keskinleştirir. Tok bir hayvan korkunç aptaldır
*    Anlamayacaklara anlatma sakın bilebileceğin en güzel şeyleri.
*    Ancak az şey bildiğimiz zaman bilgimizden emin olabiliriz. Kuşku, bilgi arttıkça artar.
*    Ana-baba iyi terbiye almışlarsa, çocuklar da terbiyeli olur.
*    Ahlaka aykırı unsurlar, hislerimizi rahatsız etmeyecek şekilde dile getirildikleri zaman, bunları gülünç buluruz.
*    Aşkım için herşeyden vazgeçerim, fakat özgürlüğüm için aşkımdan da vazgeçerim.
*    Açlık, en akıllı balıkları bile oltaya getirir.
*    Akılsızlar hırsızların en zararlılarıdır. Zamanınızı ve neşenizi çalarlar.
*    Aşk imkansız olan birçok şeyi mümkün kılar.
*    Adettir; babanın topladığını oğlu saçar.
*    Baskı ve şiddet yalnızlıktan doğar, karakter dünyanın fırtınaları ve dalgaları arasında şekil alır.
*    Başkalarına kendimizden söz etmek gayet doğaldır; başkalarının kendileri hakkında söylediği şeyleri, onların kast ettiği biçimde anlamaksa bir kültür meselesidir.
*    Başlangıçta eylem vardı. (Faust)
*    Bazı kusurlar bir insanın var oluşu için gereklidir. Eski dostlarımızın bazı tuhaf özellikleri ortadan kalkmış olsa bu hoşumuza gitmezdi.
*    Bilgi arttıkça huzursuzluk da artar.
*    Bir adamda azim olmazsa bilgisi ölüdür.
*    Bir insanı tanımak için neyi gülünç bulduğundan daha iyi bir gösterge olamaz.
*    Bir tartışma sırasında, kızdığımız anda gerçek için uğraşmayı bırakır, kendimiz için uğraşmaya başlarız.
*    Bir yetenek sükunet içinde meydana gelir, karakter ise dünyanın fırtınaları içinde.
*    Biraz daha ışık.(Son sözü)
*    Bize teşekkür borcu olan biriyle karşılaştığımızda hemen bunu düşünürüz. Teşekkür borçlu olduğumuz ve bunu hiç aklımıza getirmediğimiz kişilerle ise ne kadar sık karşılaşırız?
*    Bizi kimse aldatamaz; kendi kendimizi aldatırız.
*    Bütün dikkatiniz kendinizdeyse mutluluğu garanti ettiniz demektir.
*    Büyük tutkular umutsuz birer hastalıktır. Onları tedavi edebilecek olan şey, onları gerçekten tehlikeli hale de sokabilir.
*    Çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olurlar.
*    Çelişki ve dalkavukluk; ikisi de sohbetin değerini düşürür.
*    Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim.
*    Dünya o kadar büyük ve zengin ki, yaşam da öylesine çeşitli ki insan her zaman bunlardan şiir çıkarma fırsatını bulabilir. Ama her şiirin bir durumdan doğması gerekir, yani şiirin maddesi gerçek olmalıdır. Hiçbir şey üzerine dayanmayan bir şiirin iyi olacağını sanmıyorum.
*    Düşünmek kolaydır, yapmak zordur. Dünyada en güç olan şey de düşünüleni yapmaktır.
*    Duyduğumuz şeyleri başkalarına anlatırken onları tahrif etmemizin nedeni zaten başta tam anlayamamış oluşumuzdur.
*    Dünya güzeldir, ama bir şairin gözüyle daha da güzel olur.
*    Deliler ve akıllılar aynı derecede zararsızdırlar. Yalnız yarı delilerle yarı akıllılar çok tehlikelidir.
*    En iyi devlet nedir? Bize kendimizi yönetmemizi öğretendir.
*    En huzurlu toplumlar, üyeleri arasında karşılıklı güler yüz ve saygının eksik olmadığı toplumlardır.
*    En iyi yönetim kendi kendimizi yönetmeyi bize öğretebilecek yönetimdir.
*    Eğer bir insan kendi karakterine aykırı davranırsa ‘Fazla zamanı kalmadı’ diye yorumlarız bunu.
*    Eğer Tanrı başka türlü olmamı isteseydi, beni başka türlü yaratırdı.
*    Faydasız bir hayat erken bir ölümdür.
*    Gülün dikeni var diye üzüleceğine, dikenin gülü var diye sevin…
*    Geleceğe bakmayı severiz çünkü önümüzde şekilsizce uçuşmakta olan olaylara dilediğimiz gibi şekil vermek isteriz.
*    Gerçeğin gücü ile yaşadığım sürece kainatı bile fethedebilirim.
*    “Gönlünü, ne kadar büyük olursa olsun,
O görünmez nesneyle doldur.
Yüreğin mutluluktan dolup taşınca,
Ona istediğin adı ver;
Mutluluk, Sevgi, Gönül, Işık, Tanrı…
İsim gürültüden başka birşey değildir.
Göklerin ihtişamını bizden gizleyen bir sistir…”
*    Her zaman güvensizlik göstermek, her zaman güvenmek kadar büyük bir yanlışlıktır.
*    Hatalarımızın yüzümüze vurulmasından , bunlardan ötürü cezalandırılmaktan rahatsız olmayız, sabırla bunların acısını çekeriz; ama kendimizi bu hatalardan arındırmamız gerektiğinde sabrımız ortadan kalkar.
*    Hangi kusurlarımızı muhafaza edip, kendi içimizde dizginleyebiliriz? Diğerlerine zarar vermektense, onların hoşuna gidenleri.
*    Hastalıklı bir topluma uyum sağlamak demek, sağlıklı olmak demek değildir.
*    Herkes kendi işini görse, toplumun bütün işleri düzgün gider.
*    Hiçbir şey, zevkten yoksun bir hayalgücünden daha korkunç değildir.
*    İnsanın bilgisi arttıkça, huzursuzluğu da artar.
*    İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir.
*    İnsanları birleştiren duygular, ayıran ise fikirlerdir.
*    İyilik, insanları birbirine bağlayan altın zincirdir.
*    İnsan kendini yalnızca insanda tanır.
*    İnsanlara oldukları gibi muamele edersek, onları daha kötü kılarız. Eğer onları olmaları gerektiği gibi ele alırsak, olabilecekleri kadar iyi yaparız.
*    İyi bir karın mı olmasını istiyorsun? Öyleyse tam bir koca ol!
*    İnsan, babasına borçlu olduğu saygıyı ancak baba olduğu zaman duyar.
*    İnanç yaşamın gücüdür.
*    Kalp ne ile doluysa, dudaklardan o dökülür gider.
*    Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır.
*    Kardeşlerimi tanrı yarattı ama dostlarımı ben buldum.
*   Kaybedecek bir şeyi olmayan insandan korkulur.
*    Kalabalık bir toplantıda olup da, bunca insanı bir araya getiren şansın kendi dostlarımızı da bir araya getirmesi gerektiğini düşünmeden edemeyiz.
*    Kendine hükmetmeyen uşak kalır.
*    Malını kaybeden, bir şey kaybetmiştir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.
*    Mantıklı insan sık sık gülünecek bir şey olmadığı halde güler. Onu kışkırtan her ne olursa olsun, verdiği tepki kendi iç huzurunu ifade eder.
*    Mezardakilerin pişman olduklari şeyler için, dünyadakiler birbirlerini yiyorlar!
*    Niye ki bu bitmek bilmez yaratılış,
*    Yok olacaksa bir gün her yaratılmış! (Faust)
*    Ne kadar yalıtılmış bir yaşam sürerseniz sürün, haberiniz bile olmadan ya borçlu ya da alacaklı olursunuz…
*    Pusulanın sana doğru yol göstermesini mi istiyorsun , öyleyse onu yanındaki mıknatıslardan koru.
*    Paranı yitirdin, hiçbir şey yitirmedin. Çalışır kazanırsın. Onurunu yitirdin, çok şey yitirdin. Ama onu da çalışıp kazanabilirsin. Fakat umudunu yitirirsen, hayattaki herşeyini yitirirsin.
*    Sağduyu, insanlığın dehasıdır.
*    Sağduyulu bir insan hemen hemen her şeyi gülünç bulur; bilge insansa hemen hemen hiçbir şeyi.
*    Saldırganca aptallık kadar kötü bir şey yoktur.
*    Samimi olmayı vaadedebilirim, tarafsız olmayı asla.
*    Sanatçılar ve zanaatkarlar, bir insanın, tamamen kendine mahsus olan şeyleri bile kendine mal edemediğinin en açık kanıtını sunarlar. Sanatçının çıkardığı işler, doğduğu yuvayı terk eden kuşlar gibi elinden kaçıp giderler.
*    Sevgiye ve tutkuya açık bir kalp kadar dünyada değerli bir şey yoktur.
*    Sevincin bir acı yanı, acının da bir sevinçli yanı olmalıdır.
*    Söylenen her söz karşıtını kışkırtır.
*    Tüm erdemlerin temel özelliği, yükselme yolunda sürekli bir çaba, bizzat kendinle cenkleşme, daha büyük ve derin bir saflığa, bilgeliğe, iyilik ve sevgiye yönelik doymak bilmez bir istek.
*    Tutkular itiraf edildiklerinde hem şiddetleri artar, hem de yatışırlar. Sevdiklerimize söylediklerimiz ve söylemediklerimiz arasında bulunacak bir orta yol, belki de başka hiçbir alanda bu kadar arzu edilir bir şey değildir.
*    Tutkularımız; ya birer kusur ya da birer erdemin daha şiddetli halleridir.
*    Tutkularımız gerçek anka kuşlarıdır. Eskisinin küllerinden bir yenisi doğar.
*    Tanrılar bir şarkı için biz o şarkıya dönüşünceye kadar, bizden ne çok bedel alırlar!
*    Uşağım bile olsa, yanlışlarımı düzelten efendim olur.
*    Uzun süre konuşup da dinleyicilerine yaltaklanmayan kişi, hoşnutsuzluk uyandırır.
*    Üç bin yılın hesabını görmeyen karanlıkta yolunu bulamaz, körü körüne yaşar ancak!
*    Yapabilirsiniz. Çünkü yapmalısınız!
*    Yetenek, sükunet içinde ortaya çıkar. Karakter ise dünyanın fırtınaları içinde.
*    Yanlışlıklar denizine gömüldüğü halde, umutla bekleyebilen insan ne talihlidir.
*    Yaşlı bir adam hala genç kadınlarla ilgilendiği için kınanınca şöyle demişti: ‘ Bir insanın kendini gençleştirmesinin tek yolu budur ve bunu yapmayı herkes ister.’
*    Yüz çeşit şeyi yarım bilmektense bir şeyi tam bilip uygulamak insanı daha iyi yetiştirir.
*    Yaşamak, kendi kendini adam etmektir. Zeka ve bilgiyi kullanarak etinden kemiğinden kendi heykelini yapmaktır.
*    Yaşamımda, fethettim evreni, doğruluğun kudretiyle.(Faust)

Johann Wolfgang von Goethe Kimdir?

johannwolfgangvongoethe

Johann Wolfgang Von Goethe (28 Ağustos 1749, Frankfurt – 22 Mart 1832, Weimar), Alman hezarfen; edebiyatçı , politikacı ,ressam ve doğabilimci. Aynı zamanda çeşitli doğa bilimleri alanlarında araştırmalar yapmış ve yayınlar çıkarmıştır. 1776 yılından itibaren, Weimar dukalığının bakanı olarak çeşitli idari ve siyasi görevlerde bulunmuştur.

Goethe, şiir, drama, hikâye (düzyazı ve dörtlük şeklinde), otobiyografik, estetik, sanat ve edebiyat teorisi, ayrıca doğa bilimleri olmak üzere birçok esere imza atmıştır. Bununla birlikte, zengin bir içeriğe sahip olan mektup çeşidi, önemli edebi eserlerindendir. ‘Fırtına ve Coşku’ (Sturm und Drang) döneminin en önemli öncüsü ve temsilcisi olmuştur. 1774 yılında ‘Genç Werther’in Acıları’ adlı eseri ile bütün Avrupa’da ün yapmıştır. Daha sonra, 1790 yılından itibaren, Friedrich Schiller ile birlikte ortak ve dönüşümlü bir şekilde, içeriksel ve biçimsel olarak, Antik kültür anlayışı üzerinde yoğunlaşarak, Weimar Klasik’in en önemli temsilcisi olmuştur. Goethe, aynı zamanda, yurtdışında da Alman edebiyatı’nın temsilcisi olarak kabul edilmiştir.

Değeri, ölümünden sonra azalmaya başladığı sıralarda, Goethe, 1871 yılından itibaren, Alman ulusal kimliğiyle, Alman Kraliyet’inde taçlandırılmıştır. Sadece eserlerine yönelik değil, aynı zamanda örnek alınacak yaşantısına yönelik de bir hayranlık oluşmuştur. Goethe, bugüne kadar, en önemli Alman edebiyatçı olarak kabul edilmiş, eserleri ise dünya edebiyatı zirvesinde yerini almıştır.

Çocukluğu ve gençliği

Johann Wolfgang von Goethe, 28 Ağustos 1749 tarihinde, Frankfurt Großer Hirschgraben caddesindeki bugünkü Goethe Evi’nde(Goethehaus) dünyaya gelmiştir. Babası Johann Caspar Goethe (1710 -1782), bir hukukçu olmasına rağmen, mesleğini icra etmemiş, fakat oğluna da, maddi sıkıntı çekmeden bir hayat sağlayan imkânlarıyla yaşamını sürdürmüştür. Araştırmacı ve geniş bilgiyle donatılmış bir kişiliğe sahip olan Caspar, bununla birlikte, aile içi problemlerle de yılmadan savaşacak kadar güçlü ve azimli idi.

‘Textor’ soyadı ile doğmuş olan Goethe’nin annesi Catherina Elisabeth Goethe (1731 -1808) ise, Frankfurt’un varlıklı ve tanınmış ailelerinden birindendir. Hoş sohbetli ve hayat dolu olan Catherina Elisabeth, 38 yaşındaki hukukçu Goethe ile hayatını birleştirmiştir. Johann Wolfgang’dan sonra dört çocuk daha dünyaya getirmiştir, fakat bunlardan sadece Goethe’den biraz daha genç olan kardeşi Cornelia hayatta kalmıştır. Goethe ile kızkardeşi arasında sağlam bir güven ilişkisi oluşmuştur.

Goethe, babasından edindiği disiplin, ciddiyet ve akıl unsurunu, annesinden edindiği hayal gücü, anlatma zevki ve duygu unsurunu geliştirme fırsatı bularak, dengeli bir bütünlükten, henüz çocukluktayken nasibini almıştır. 1756’dan 1758 yılına kadar, bir devlet okulunda öğrenim görmüştür. Aydınlıkçı ve modern görüşleri olan Johann Caspar, oğluna, özel öğretmenlerin ışığında ve kendi yol göstericiliği doğrultusunda, küçük yaşlardan itibaren, oldukça iyi ve kapsamlı bir eğitim imkânı sağlamıştır. Goethe’nin çalışma takviminde, Fransızca,İngilizce, İtalyanca, Latince, Yunanca gibi dil öğrenimlerinin yanı sıra, bilimsel konular, din ve çizim gibi alanlar da yer almıştır. Ayrıca, çellove piyano çalmayı, biniciliği, eskrimi ve dans etmeyi öğrenmiştir. Onu, özellikle görsel sanatlara yaklaştıran olay, Yedi Yıl Savaşlarıolmuştur. Avusturya – Fransa birliğinin Frankfurt’u işgal etmesinden hemen sonra, Goethe’lerin evi karargâh binası yapılmıştır ve küçük Goethe, güzel sanatlara düşkün komutanlar sayesinde, Fransız sanatıyla tanışma fırsatı bulmuştur.[2]

Edebiyatla erken yaşta ilgilenmeye başlaması, annesinin gece anlattığı hikâyeler ve neşeli bir Luther – Protestan aileden aldığı İncil derslerinden ileri gelmiştir. Goethe, evde çok okuduğu için, babası ona yaklaşık 2000 ciltten oluşan bir kitaplık oluşturmuştur. Böylece Goethe daha çocuklukta Dr. Faust’un farklı hikâyelerini öğrenme imkânı bulmuştur.

Leipzig

Goethe, babasının yönlendirmesi ile 1765 yılı ilkbahar aylarında, Leipzig’de hukuk öğrenimine başlamıştır. İlk önceleri, toplumda yerini alabilmesi için, kılık-kıyafet ve görgü kuralları konusunda, şık yaşam tarzına ayak uydurmak zorunda kalmıştır.

Çok geçmeden zorunlu öğrenimini ihmal etmeye başlamıştır. Her ne kadar öğrencilerinin şiirsel denemeleri üzerinde çok durmasa da, Hıristiyan Fürchtegott Gellert’in derslerine katılmayı tercih etmiştir. Daha Frankfurt’tayken çizim derslerini devam ettirdiği dönemlerde Antik sanat anlayışı ile yakınlaşmasına vesile olan ressam Adam Friedrich ile burada, Leipzig’de bizzat tanışması, hayatındaki önemli karşılaşmalardan biri olmuştur. Oeser, buna ilişkin olarak, sanat anlayışı ve kabiliyeti konusunda Goethe’yi teşvik etmiştir ve Goethe, bir bakır ustasının yanında, oymacılık ve gravür tekniklerini öğrenme imkânı bulmuştur.

16 -17 yaşlarında olan Goethe, aynı zamanda, ailesinden uzakta özgürlüğün tadını çıkarmıştır. Tiyatro gösterilerine ileriki zamanlarda bir edebiyat klasiği haline gelecek olan ünlü draması Faust’un birinci bölümü için kendisine esin kaynağı olacak Auerbach lokantasında, arkadaşlarıyla akşamları vakit geçirmiştir. Goethe, ilk aşk macerasını, Leipzig günlerinde yaşamıştır. Fakat bir zanaatkâr kızı olan Kätchen Schönkopf ile yaşadığı aşk, iki yıl sonra, iki tarafın da rızası ile sona ermiştir. Yaşadığı bu duygusal karışıklık, Goethe’nin yazı stilini etkilemiştir; daha önceleri ise, Rokoko kültürünün etkisi altında şiirler yazmıştır, bu yüzden şiirleri, üslup bakımından daha özgür ve daha coşkulu olmuştur. Fakat gerçek duygularla, Rokoko kültürünün her şeyi hafife alan üslubunu bütünleştirememiş ve Leipzig’i sevememiştir.

1768 yılı Haziran ayında ağır şekilde hastalanan Goethe (bu konuda farklı görüşler söz konusudur, ancak en yakın ihtimal, genç Goethe’nin gece ve hareketli sosyal hayatın etkisiyle bitkin düştüğü yöndedir), eğitimini yazın daha rahat ve huzurlu bir ortamda sürdürebilmek için, 1770’de Frankfurt’a geri dönmüştür. Annesi ve kızkardeşinin bakıcılığında sağlığı iyiye gitmeye başlarken, aynı yıl, şiirlerinin bir araya getirildiği ‘Arnette’ adlı ilk şiir kitabını yayımlamıştır.

Frankfurt ve Strasburg

Goethe’nin hayati tehlikesi olan hastalığı, uzun bir istirahat dönemi gerektirmiştir ve Goethe’yi Piyetizm düşüncelerine itmiştir. Aynı zamanda Goethe, daha sonra Faust eserinde de başvuracağı mistik ve alşimistik yazılar ve kitaplarla ilgilenmiştir. Buna bağlı olarak da, aynı dönemde, ilk tiyatro eseri olan Die Mitschuldigen komedisini ele almıştır.

Goethe, öğrenimine 1770 yılı Nisan ayında, Strasburg’da devam etmiştir. Bu defa kendini azimle, hukuk eğitimine vermiştir. Fakat kişisel hayatındaki bazı şahsiyetler için de zaman bulmuştur. Bunlardan en önemlisi, Teolog, sanat ve edebiyat kuramcısı olan Johann Gottfried Herder olmuştur. Herder, Goethe’yi, Homer, Shekespeare, Ossian gibi yazarların kendilerine özgü dil kullanımlarına, ayrıca halk edebiyatına yönlendirmiştir ve Goethe’nin edebi gelişimine yönelik önemli etkilerde bulunmuştur. Daha sonra, Goethe’nin tavsiyesi üzerine Weimar hizmetine alınmıştır. Bu sırada Goethe, başkenti Strassburg olan Alsace bölgesinin doğasından bir hayli etkilenerek, ilk kez doğanın organik olduğunu keşfedip, tabiat bilimine ilişkin teoriler üretmeye başlamıştır.

Sesenheim’da yaptığı bir gezinti esnasında, bir papaz kızı olan Friederike Brion’la tanışmış ve ona âşık olmuştur. Genç Goethe, Straßburg’dan ayrılışında bu ilişkiyi bitirmiştir ve daha sonradan Sesenheim Lieder (Willkommen und Abschied, Mailied, Heidenröslein…) olarak tanınacak olan, Friederike’ye dair yazdığı şiirler ise, “yeni bir lirik çağın” başlangıcı olmuştur. Bu şiirleri, Alman edebiyatında manzumenin ilk örnekleri arasında yerini almıştır. Sesenheimer Lieder, “Anakreontik” dönemine özgü yapay saray aşk söylemleri yerine, içinde yazarının hayat deneyimlerini barındıran, yaşanan birçok şeyi doğrudan işleyen sahici duyguları içeren, belli bir kalıp söylemden sıyrılarak gerçek yaşamı temel alanYaşantılama Şiirinin (Erlebnislyrik) ilk örnekleri olmuştur.

Goethe, 1771 yazında, hukuk alanında doktora tezini yaparken, üniversite aynı zamanda ona, burs edinme olanağı sunmuştur. 6 Ağustos 1771’de “cum applaus”, yani “yüksek takdir” belgesi almasının temel nedeni, “Positiones Juris” başlığı altında, Latin dilindeki 56 tez olmuştur. 55. tezinde ise, bir çocuk katilinin, ölüm cezasına çarptırılıp çarptırılmamasına ilişkin bir tartışma konusu yaratmıştır. Bu konuyu, sanatsal bir formda, “Gretchen” trajedisinde yeniden ele almıştır. Bu dönemde Gotik sanatla da ilgilenmiştir. Straßburg Katedrali mimarı Erwin von Steinbach’ın üslubundan oldukça etkilenen Goethe, Gotik mimari tarzını, yazıya dönüştürmeye çalışmış ve etkisini yitiren bu üslubun yeniden değerini kazanmasına imkân verecek olan Von Deutscher Baukunst (Alman Mimarisi Üzerine) adlı makaleyi ele almıştır.

‘Fırtına ve Coşku’ dönemi

Frankfurt’a dönüşünde Goethe, yeni yetişen hukukçuların kısa zamanda ilgisini çeken ve küçük kıskançlıklarına neden olan, Weimar’a dönüşüne kadar dört yıl boyunca çalıştırdığı bir avukatlık bürosu açmıştır. Goethe için, edebiyat avukatlıktan daha önemli olmuştur. 1771 yılı sonunda ise, “Geschichte Gottfriedens von Berlichingen mit der eisernen Hand” adlı eserini kâğıda dökmüştür. Çalışmasından sonra, 1773’te Götz von Berlichingen adlı dramasını yayımlamıştır. Gelecek nesillere kalacak olan bu verimli eseri, çarpıcı bir rağbet görmüştür ve Fırtına ve Coşku döneminin temel yapıtı olarak kabul edilmiştir. Ortaçağ etkisiyle, coşkunluk akımı ile işlenmiş bu oyun, dönemin en zengin piyeslerinden biri olmuştur ve Ortaçağ’a ilişkin kavramları yeniden su yüzüne çıkarmıştır.

Goethe, 1772 Mayıs’ında, babasının teşvik etmesiyle, Wetzlar Alman Yüksek Mahkemesi’nde asistan olarak göreve başlamıştır. 1772 ve 73 yılları arasında, tiyatro oyunları ve kitaplarla ilgilenerek Frankfurter Gelehrte Anzeige adlı kültür ve sanat dergisinde eleştirel yazılar yazmıştır. Goethe’nin meslek arkadaşı Johann Christian Kestner, zamanın Goethe’sini şöyle tanımlamıştır: “Goethe, muhteşem hayal gücüne sahip bir dehadır. Kendi ruhunun yaratıcısıdır. Asil bir düşünce tarzına sahiptir. Goethe, tam bir karakter adamıdır. Tuhaftır ve söylemlerinde kendi canını sıkabilecek farklılıklara sahiptir. Tabii ki çocuklarda, bayanların odasında ve diğer birçok kişiye karşı davranışlarında takdir edilmektedir. Hoşuna giden bir şeyi, bir başkasının hoşlanıp hoşlanmayacağını, onun moda olup olmayacağını veya yaşam tarzının buna müsaade edip etmeyeceğini düşünmeksizin yapmaktadır. Tüm zorluklar ise ondan korkmaktadır”.

Goethe, yeniden hukuk çalışmalarına daha az ilgi göstermeye başlamıştır. Bunun yerine, Antik Çağ yazarlarıyla ilgilenmiş ve arkadaşı Kestner’in nişanlısı Charlotte Buff’a âşık olmuştur. Bu durum, iki ay sonra tehlike arz etmeye başlayınca, Wetzlar’i alelacele terk etmiştir. Bir buçuk yıl sonra ise, edindiği bu aşk tecrübesiyle diğer hayat tecrübelerini,Genç Werther’in Acıları (Die Leiden des jungen Werthers) adlı romanında bir araya getirmiştir. Aşırı melankoli içeren bu eseri, kısa zamanda, Goethe’yi tüm Avrupa’da ün sahibi yapmıştır. Goethe, kitabın müthiş başarısının ve buna ilişkin olarak, o zamanın gereksinimlerini karşılayan Werther Etkisi’nin sırrını açıklamıştır. Eser, özellikle Avrupa’da yankı uyandırarak, gençlerin aynı yola başvurmasına ve intihara yönelmesine neden olacak kadar gerçekçi bir anlatıma sahiptir.

Wetzlar’den dönüşünün ve Weimar’a seyahatinin arasında geçen yıl, Goethe’nin en verimli dönemi olmuştur. Ünlü yapıtı Werther’in dışında, büyük destansı şiirler (Ganymed,Prometheus, Mohammeds Gesang), çok sayıda kısa drama (Das Jahrmarktsfest zu Plundersweilern und Götter, Heiden und Wieland) ile birlikte Clavigo ve Stella dramalarını kaleme almıştır. Goethe, aynı zamanda, Faust serilerini, ilk kez bu dönemde ele almıştır. Alman bir şair olan Klopstock’un od üslubundan ve Grek şair Pindaros’un övgü üslubundan yararlanarak, tabiattaki coşkun duyguları, övgü şiirleriyle anlatmıştır. Belirli kalıplardan uzak kalarak, serbest vezinli ses ahengine sahip bu yeni manzumeleri, dünya edebiyatına Goethe kazandırmıştır. Bunlardan en önemlisi, Prometheus olmuştur.

Goethe, 1775 yılında, bir banker kızı olan Lili Schönemann ile nişanlanmıştır. Fakat bu ilişki, çevre ve yaşam tarzı açısından, ailelerin uyuşmazlığı nedeniyle yıpranmıştır, buna ilişkin olarak Goethe, kendi idealleri ile evliliğin bağdaşmayabileceği konusunda endişeye düşmüştür. Bu boşluğu doldurabilmek için ise, Cristian ve Friedrich Leopold zu Stolberg-Stolberg kardeşlerin, İsviçre’yi dolaşarak, aylarca sürecek olan seyahat davetini değerlendirmiştir. Ekim ayında bu nişanlılık durumu tamamen sona ermiştir. Hayal kırıklığına uğrayan Goethe, 18 yaşındaki dük Karl August tarafından Weimar’a davet edilmiştir.

Weimar’da başkanlık

Goethe, Kasım 1775’de Weimar’a gelmiştir. Yaklaşık 6000 kişi nüfusa sahip olan başkent Sachsen-Weimar-Eisennach, düşes’in annesi Anna Amelia’nın etkisiyle, kültürel bir şehir haline gelmiştir. Goethe, bu dönemde bir süre politika ile ilgilenmiştir ve Dük’ün özel danışmanlığını yapmıştır. İlk kez 1771 yılında ele aldığı Kur’an tefsirleri üzerindeki çalışmalarına burada da devam etmiştir. Özellikle, doğu uygarlığı ile ilgilenen bir tarihçi olan Josef von Hammer’in Kuran çevirisini sürekli olarak okuyan Goethe, Almanya’da İslamiyet’e pozitif yaklaşan ilk edebiyatçı olmuştur.

Devlet hizmeti

Goethe, aristokrasiye karşı direnerek, 1776 yazında, dük’ün danışman kurulunun üyesi olmuştur. Bir sonraki sene, yeni kurulan maden ocağı komisyonuna yönetici olarak seçilerek, 1779 yılında yol yapımı komisyonu yöneticisi; 1782’de ise maliye bakanı olarak çalışmaya devam etmiştir. Goethe, işini büyük bir hırsla yapmıştır. Onun temel arzusu, eşzamanlı ekonomik destekle, resmi harcamaları sınırlandırarak, devletin mali durumunu düzeltmek olmuştur. Özellikle zorlu mücadelenin yarıya indirilmesiyle, net tasarruflar elde edilerek bu kısmen başarılmıştır. Öte yandan, Goethe’nin kendi kararıyla geliştirmekte olduğu bakır ve gümüş ocağı işletmesi fazla başarı elde edememiştir.

Goethe’nin bakanlar kurulundaki etkileri, edebiyat çevresince oldukça farklı değerlendirilmiştir. Bazı yazarlar Goethe’yi köylülerin baskıcı ve ağır vergi yükünden kurtulmaları için çaba gösteren, yenilikçi bir politikacı olarak nitelerken, diğer çevrelerce Goethe’nin, hem ülke çocuklarının Prusya ordusuna zorunlu olarak katılmasından hem de konuşma özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin önlemlerden yana olduğu belirtilir. Bir başka durumda ise Goethe, çaresizlikten evlilik dışı bebeğini öldürmüş olan bir annenin idam cezasına oylamada bulunmuş; daha sonra ise –düşüncesinin aksine- “Gretchen” trajedisinde merhamet dolu davranışını ele almıştır. Fakat buna ilişkin olarak Goethe’nin kişisel görüşü mü olduğu yoksa çoğunluk görüşüne boyun mu eğdiği konusunda herhangi bir bilgi yoktur.

Goethe’nin devlet hizmetindeki aktif çalışmalarına ilişkin gayreti bitmemiştir. Yapmış olduğu resmi faaliyetler beraberinde resmi mükâfatlar getirmiştir; Goethe’ye resmi unvan verilmesinin yanı sıra, 1882 yılında Goethe, önemli bir aristokratik unvana layık görülmüştür. Çoğunlukla resmi görevler çerçevesinde, Weimar’daki ilk on yıl, 1779’da İsviçre’ye, ayrıca birçok kez Harz bölgesine olmak üzere çeşitli seyahatlerde bulunmuştur. 1785 yılında ise, Karlsbad’daki bir tedaviyle, yıllık kaplıca seyahatlerine başlamıştır.

Edebiyat ve doğa bilimleri

Goethe, Weimar’da geçirdiği ilk on yıl içerisinde, mecmualardaki dağınık bazı şiirlerinden başka hiçbir şey yayımlamamıştır. Günlük işlerinin yoğunluğundan, ciddi edebiyat çalışmalarına çok az zaman ayırabilmiştir. Özellikle, saray festivallerinin düzenlenmesi ve tiyatro oyunları için çalışmıştır.

Bu dönemin iddialı çalışmaları, Iphigenie auf Tauris trajedisinin ilk düzyazı özeti ile birlikte Egmont, Tasso oyunları ile Wilhelm Meister adlı roman çalışmaları olmuştur. Bu oyunlardaki kadın figürleri ele alan Goethe, özellikle Antik Çağ’da Euripides’in de ele aldığı gibi, mitolojik kahraman ‘Iphigenie’ karakterinin bazı yönleri üzerinde durmuştur. Ayrıca Charlotte von Stein için yazdığı aşk şiirlerinin (örn. Neden bize bu derin bakışları verdin? “Warum gabst du uns die tiefen Blicke?”) yanı sıra Erlkönig, Wanderers Nachtlied,Grenzen der Menscheit ve Das Göttliche gibi dönemin en tanınmış şiirleri ortaya çıkmıştır.

Goethe, 1780 yılında, sistematik olarak bilimsel doğa sorunlarını araştırmaya başlamıştır. Daha sonra bunları, madencilik, çiftçilik ve kömür işletmeciliği alanlarındaki sorunlarla resmi uğraşlarına uygulamıştır. İlk önceleri başlıca ilgi alanları, Yer Bilimi, Madencilik, Bitki Bilimi (Botanik) ve Osteoloji (Kemik Bilimi) olmuştur. 1784 yılında bu alanda, insandaki çene kemiğini keşfetmeyi başarmıştır. Aynı yıl içerisinde ise, Granit hakkındaki makalesini yazmış ve Roman der Erde (Yeryüzünün Romanı) başlıklı kitabını tasarlamıştır.

Charlotte von Stein ile ilişkisi

Goethe’nin Weimar’da geçirdiği on yıl içerisindeki en önemli ve en etkileyici ilişkisi, bir saray nedimesi olan Charlotte von Stein ile olmuştur. Goethe’den yedi yaş büyük olan Charlotte, yedi çocuğundan dört tanesini kaybetmiştir ve anlaşmalı bir evlilik yaşamıştır. Goethe’nin yaklaşık 2000 mektubu ve not kâğıdı, bu samimi, sıra dışı aşk ilişkisinin belgeleri olmuştur (Bayan Stein’ın mektupları ele geçirilememiştir). Stein bir eğitimci olarak, Goethe’yi teşvik etmiştir: Ona saray görgü kurallarını öğretmiş, iç huzursuzluğu konusunda onu teskin etmiş ve disiplinini güçlendirmede ona katkıda bulunmuştur. Bunu bir aşk ilişkisinden mi kaynaklanan ya da masumca bir dostluktan mı kaynaklanan davranış olduğu konusunda kesin bir yargıya varılamaz. Birçok yazar, Bayan Stein’ın, Goethe’nin cinsel isteklerini reddettiğini ortaya koymaktadır. Sürekli olarak ise, psikanalist Kurt Eissler’in Goethe’nin ilk cinsel deneyimini, 38 yaşında Roma’da yaşadığı iddiasına inanılır.

Söz konusu ilişki, Goethe’nin, hayal kırıklığına uğrayan Bayan Stein’ın da affedemediği 1786’da yaptığı gizli Roma seyahati ile sona ermiştir, dönüşünden sonra, Christiane Vulpius ile başlayan ilişkisi, tamamen bir hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. Her ikisi de, ilk kez yaşlılıkta, yeniden dostane bir ilişki bulmuştur.

İtalya seyahati

Goethe, 1786 yılında bunalıma girmiştir. Charlotte von Stein ile ilişkisi giderek artan bir isteksizlik yarattığından, mesleğindeki faaliyetlerini ümit ettiği şekilde yerine getirememiştir ve saray yaşantısının zorluklarından rahatsızlık duymuştur. Fakat her şeyden önce bir kimlik bunalımı içerisine girmiştir. Artık kendi ölçütlerinin neler olduğunu bilemeden, kendi kendisiyle çelişir hale gelmiştir. Bu durumu, İtalya’ya yapacağı bir seyahatle ortadan kaldırma yolunu seçmiştir. Eylül 1786’da sadece hizmetçisi Philipp Seidel’e haber vererek yola çıkmıştır. Amacının ne olduğu bilinmeyen bu gizli seyahat, Goethe’nin görevinden istifa ederek, ancak gelirini kazanmaya devam etmek için Goethe’ye olanak sağlayan bir stratejinin parçası olmuştur. Aynı zamanda, Werther’in dünya çapında tanınan yazarı Goethe, toplumdaki sosyal kontrol olmadan, farklı şekilde hareket edemediğinden, takma bir adla seyahat etmiştir. Verona, Vicenza ve Venedig’deki ikametlerinden sonra, Kasım ayında Roma’ya gelmiştir. Napoli ve Sicilya’ya yaptığı dört aylık gezisinin yanı sıra, Kasım’ın sonuna kadar da Roma’da kalmıştır. Goethe, İtalya gezisi esnasında Roma ve Grek sanatının değişik stillerini, ayrıntılı olarak araştırma fırsatını yakalamıştır. Bunlarla birlikte, İtalya’nın farklı, Akdeniz’e has olan tabiatı üzerinde durarak, fikir üretmeye başlamıştır. İnsan anatomisi üzerine de kapsamlı çalışmalar yaparak, bilimsel teoriler ortaya atmıştır. Siena, Floransa, Parma ve Milano şehirlerine yaptığı seyahatlerin ardından, iki yıl sonra, Weimar’a geri dönmüştür.

Goethe, İtalya’da, Rönesans ve Antik dönemin yapı ve sanat çalışmalarını öğrenmiş ve onlara hayran kalmıştır, özellikle Raffael ve dönemin mimarı Andrea Pallodio’ya hayranlık duymuştur. Sanat arkadaşlarının yönetimi altında, çizim çalışmalarını büyük bir gururla sürdürmüştür; Goethe’nin yaklaşık 850 çizimi İtalya dönemine aittir. İlk kez o anda, sadece sanatçı olarak değil, aynı zamanda yazar olarak da doğmuş olduğu sonucuna varmıştır. İtalya’da edebiyat çalışmalarına da ilgi göstermiştir: Diğer çalışmalarının arasında, düzyazı şeklinde önceden mevcut bulunan, kafiye tarzındaki Iphigenie çalışmasına yönelmiş, 12 yıl önce başladığı Egmont eserini tamamlamış ve Tasso adlı tiyatro eserine devam etmiştir, bunların yanı sıra ise bitki bilimi üzerine araştırmalar yapmıştır.

İtalya seyahati, Goethe’ye köklü bir deneyim kazandırmıştır ve bunu İtalya’da edindiği deneyim olan bir “yeniden doğuş” olarak nitelendirmiştir. Bu deneyimin sonunda kendini yeniden bulmuş ve gelecekteki faaliyetlerini sınırlandırmak için, karakterine nelerin uygun olacağına dair karar almıştır. Bununla birlikte, Goethe, Fırtına ve Coşku döneminden sıyrılarak, Klasisizme bu dönemde geçiş yapmıştır ve bu dönem Goethe ile birlikte Alman edebiyat tarihinde, Klasizm başlangıç tarihi kabul edilmiştir.

Weimar klasik dönem

Christiane Vulpius ile ilişkisi

Goethe, dönüşünden birkaç hafta sonra, 23 yaşındaki Christiane Vulpius ile bir aşk ilişkisine başlamıştır ve aynı zamanda onu hayat arkadaşı olarak kabul etmiştir. Aralık 1789’da oğlu August dünyaya gelmiştir; August’dan sonra doğmuş olan dört çocuğundan her biri sadece birkaç gün yaşayabilmiştir. Goethe’nin içinde bulunduğu Weimar toplumu, az eğitimli, basit ilişkiler yaşamış olan bu bayanı içerisine kabul etmemiştir. Çoğunlukla, bu uygunsuz ilişkinin gayrimeşru yanı da eklendiğinde, toplum, onu sıradan ve eğlence düşkünü biri olarak nitelendirmiştir. Goethe ise Vulpius’un doğallığını ve neşeli karakterini sevmiştir. Christiane’nin 1816 yılındaki ölümüne kadar, ‘küçük vamp kadın’ ile olan ilişkisine sahip çıkarak, 1806 yılında yaptığı bir nikâhla onun toplum içinde yer almasını sağlamıştır.

Resmi görevleri ve siyaset

Goethe, dönüşünden sonra, birçok resmi görev konusunda, dük tarafından affedilmiştir; kuruldaki başkanlığını ve bununla birlikte siyasi etkisini devam ettirmiştir. Resmi yapı faaliyetlerinin denetlenmesi ve çizim okullarının yöneticiliği olmak üzere kültürel ve bilimsel alanda birçok görev üstlenmiştir. 1791 yılından 1817’ye kadar Weimar Saray Tiyatrosu’nun yöneticiliğini yapmıştır. Bunun yanı sıra Goethe, dükalık’a ait olan Jena Üniversitesi’nde görev almıştır. Johann Gottlieb Fichte, Georg Hegel, Friedrich Schelling veFriedrich Schiller’in de arasında bulunduğu birçok tanınmış profesörün daveti, Goethe’nin desteği sayesinde olmuştur. 1807 yılında Goethe’ye, Jena Üniversitesi’nin denetlenmesi görevinin verilmesinin ardından, Goethe öncelikli olarak, doğa bilimleri fakültesinin genişletilmesi için çaba göstermiştir.

Goethe’nin görevleri arasında, İtalya seyahatinden dönmekte olan dük’ün annesini getirmek üzere, 1790 yılında Venedik’e yaptığı dört aylık bir seyahat de yer almıştır. Fakat ülkedeki politik ve sosyal yolsuzlukları da keşfetmesi üzerine, hayal kırıklığına uğrayarak, ilk İtalya seyahatinin verdiği hazzı duyamamıştır.

1789 yılında, Goethe’nin olumsuz baktığı Fransız Devrimi, Avrupa’yı sarsmıştır. Goethe, ağır hareket edilen yeniliklerden yana olmuştur ve özellikle devrim izinde yapılan güç aşırılıklarından nefret etmiştir; diğer yandan ise, bunu eski rejimin bir kusuru olarak görmüştür. Daha sonra geçmişe uzanarak şunları dile getirmiştir: “Herhangi büyük bir devrimin, asla ulusun değil, tamamen hükümetin hatası olduğuna inandım. Hükümetler, devamlı olarak adalete uygun olup, geliştikleri sürece, devrimler tamamen gereksiz hale gelir; öyle ki onları zamana uygun yeniliklerle karşılarlar ve alt kesimden zorunluluklar diretilinceye kadar, çok uzun süre mücadelede bulunmazlar.”

Goethe, 1792 yılında, dük’ün isteği üzerine, devrimci Fransa’ya karşı ilk ittifak savaşı için dük’e refakat etmiştir. Üç ay boyunca sefaleti görmüş ve Fransa’nın zaferiyle sonuçlanan bu taarruzla karşı karşıya kalmıştır. Ardından bir üç ay daha, 1793 yazında yazar, dük’ün isteği üzerine Mainz şehrinin kuşatması için geçirmiştir.

Dükalık, 1796 yılında, Basel’in Prusya-Fransa barış antlaşmasına katılmıştır. Bu on yıllık barış dönemi ise, savaş nedeniyle sarsılan Avrupa’da, Weimar Klasik’in en parlak devrinin yaşanmasına imkân sağlamıştır.

Doğa bilimi, edebiyat, Schiller ile anlaşma

İtalya seyahatinden sonra Goethe, öncelikli olarak doğa bilimi ile ilgilenmiştir. 1790 yılında, Versuch die Metamorphose der Pflanzen zu erklären (Bitkilerin Morfolojik Yapısının Açıklanması) başlıklı denemesini yayımlamıştır, bununla birlikte hayatının sonuna kadar ilgileneceği Renk Teorisi üzerine araştırmalarına başlamıştır.

Bunu aksine, edebi eserleri ise durgun bir döneme girmiştir. Bunun sebepleri, Goethe’nin eski arkadaş çevresinin soğukluğu ve ilgisizliği, devrimin yaratmış olduğu sarsıntı ve Goethe’nin yeni edinmiş olduğu sanat anlayışına tamamen aykırı düşen eserlerinin toplumdaki anlık başarısı olmuştur.

1790’lı yıllardaki eserlerine, dönüşünden sonra kısa bir zamanda oluşturduğu, antik dönemin erotik edebiyat formundaki, Christiane’ye olan tutkusunu içeren ve erotik şiirlerin bir derlemesi olan Römischen Elegien (Roma Ağıtları) adlı eseri de dâhil olmuştur. İkinci İtalya seyahati, nüktelerin ve Avrupa’nın genel durumu üzerine yazılmış olan mizahi şiirlerin bir derlemesi olan Venedig Epigramları’nın ortaya çıkmasını sağlamıştır. 1792–93 yıllarında Goethe, altı vezin ölçümlü dize şeklindeki Reineke Fuchs destanını düzenlemiştir. Devrimin etkileri altında, yergici, devrim karşıtı ve aynı zamanda bir o kadar da mutlakıyet karşıtı olan birçok komedya ortaya çıkmıştır: Der Groß-Cophta 1791 (Büyük Cophta 1791), Der Bürgergeneral 1793 (Yurttaş General 1793), ve parça şeklindeki Die Aufgeregten 1793. “Bütün bunlar, devrim olayını uygun bir biçimde sahnelemek için, Goethe’nin başarısızlıkla sonuçlanan çabalarını belgeler”.

1794 yazında, Jena yakınlarında yaşayan tarih profesörü Friedrich Schiller, çıkarmakta olduğu Horen isimli kültür ve sanat dergisi için, Goethe’ye işbirliği teklifinde bulunmuştur. Her iki yazar da, yakın bir ilişki içerisine girmeksizin, geçmişte birçok kez bir araya gelmiştir.

Goethe’nin Schiller’in teklifini kabul etmesinin ardından, her ikisi de, en yüksek sanat tarzı olarak Antik döneme yönelim; bir o kadar da devrim anlayışını reddetme konusunda hemfikir olmuşlardır. Bu, tüm kişiselliği bir tarafa bırakıp, karakter ve çalışma tarzlarıyla birbirinden etkilenerek şekillenen yoğun bir işbirliğinin başlangıcı olmuştur.

Her ikisi de, temel estetik sorunlara dair yaptıkları ortak görüşmede, ‘Weimar Klasik’ döneminin edebiyat devri olması gereken bir sanat ve edebiyat anlayışı geliştirmişlerdir. Aynı şekilde Schiller’in de olmak üzere, edebi başarıları sekteye uğramış olan Goethe, kendisinden on yaş daha genç olan biri ile yaptığı özendirici işbirliğinin etkisi konusunda birçok kez şunları vurgulamıştır: “Onlar, bana ikinci bir gençliği aşıladılar ve beni tekrar yazarlığa yükselttiler”.

Her iki yazar da, birbirlerinin eserlerindeki canlı teorik ve pratik kısımlardan yararlanmışlardır. Bu yüzden Schiller, Goethe’nin Wilhelm Meisters Lehrjahre (Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları) adlı romanına, eleştirel bir yaklaşımla eşlik etmekte ve ‘Faust’ adlı eserinin devamlılığı için onu cesaretlendirirken, Goethe de, Schiller’in Wallenstein adlı eserine etkide bulunmuştur. Bunun yanı sıra, ortak yayın projeleri de önem arz etmiştir. Her ne kadar Schiller, Goethe’nin kısa ömürlü dergisi Propylän’e hemen hemen hiç katılmamış olsa da, Horen ve aynı zamanda kendisi tarafından yayımlanan Musen-Almanach dergilerinde sayısız çalışma yayımlamıştır. Musen-Almanach dergisi, 1797 yılında, ortak şekilde ele alınan Xenien adlı şiirlerin bir koleksiyonunu oluşturmuştur. Daha sonraki yıllarda ise bu dergide, yazarların en ünlü baladları yayımlanmıştır.

Goethe bu dönemde, bilinen eserlerinin yanında, Unterhaltung deutscher Ausgewanderten (Alman Göçmenlerin Sohbetleri) adlı eserini ve dönemin güncel olaylarını, altı ölçülü dize şeklinde ortaya koyan epik şiiri Hermann und Dorothea’yı (Hermann ve Dorothea) ele almıştır. Bu eseriyle Goethe, ‘klasik’ okur başarısını elde etmiştir. Bununla birlikte, Der Schatzgräber (Hazine Avcısı) ve Der Zauberlehrling (Büyücü Çığlığı) adlı en tanınmış baladlarını bu dönemde kaleme almıştır.

Damgasını vurduğu Weimar Klasik dönemi ise, 1805 yılında Schiller’in ölümü ile sona ermiştir.

Sonraki Goethe

Goethe, 1805 yılında Schiller’in ölümünü büyük bir kayıp olarak nitelendirmiştir. Buna ilişkin olarak, farklı hastalıklarla da sarsılmıştır (Erizipel, böbrek sancısı). Yol arkadaşının kaybının yanı sıra, Goethe’nin hayatında iz bırakan bir diğer dönüm noktası da Napoleon Bonaparte ile baş gösteren savaş olmuştur. Goethe, düküyle beraber dilenerek ve iltica edecek bir yer arayarak, Almanya’yı dolaştıklarını zihninde canlandırmıştır (kötümserliğe olan eğilimini, kendisinin ‘karanlık yanı’ olarak adlandırmıştır.)

Christiane ile olan sağlam evliliği, 1807 yılında, Jena’daki kitap satıcısı Fromman’ın bakıcısının 18 yaşındaki kızı Minna Herzlieb’e karşı ilgisinin artmasına engel olamamıştır. Son romanı ‘Gönül Yakınlıkları’ (Die Wahlverwandschaften), dönemin iç deneyimlerinin izlerini taşımaktadır.

Goethe, çok yönlü evrensel bir deha olmayı çok isterdi, fakat bunun için deneyim bilgisinin milyonlarca kafası olan ejderhasına boyun eğmek zorundaydı. Buna rağmen, 1806 yılından itibaren, eserlerinin yeni bir derlemesini hazırlamıştır (Cotta, Stuttgart). Bu sebeple, ‘Faust’un ilk cildini’ de sonunda tamamlamayı başarmıştır.

Goethe, 1809 yılında, bir otobiyografi ele almaya başlamıştır. Bir yıl sonra ise, çok uzun süre onu işgal eden ‘Renk Teorisi’ (Farbenlehre) adlı eserini yayımlamıştır. Yurtdışının ve tüm çağların edebiyat araştırmasını yapmıştır. Halk, Fransız egemenliğine karşı baş kaldırırken, Goethe, zihnen Yakın Doğu’ya yönelmiştir: Arapça ve İran dili öğrenimine başlamış, Kuran’ı hatmetmiş ve İranlı şair Hafis’i okuma fırsatı bulmuştur. Bettina Brentano Weimar’da ortaya çıktığında, Goethe’nin, gençliği konusunda annesinden edindiği bilgilerle, ‘Hayatımdan. Edebiyat ve Hakikat’ (Aus meinem Leben. Dichtung und Wahrheit) başlıklı biyografisinin gidişatına yardımda bulunmuştur. Goethe, daha sonra bu betimlemeyi, ‘Yıllıklar’ (Annalen) ve ‘1786’dan 1788’e kadar İtalya Seyahati’ isimli eserlerindeki sayısız eklemelerle donatmıştır. Friedrich Rimer (1805’ten beri oğlunun öğretmeni), sekreter olarak kısa zamanda Goethe’nin vazgeçilmezi olmuştur; Goethe’nin kulağına, Beethoven’in ‘müzik gürültüsü’nden daha hoş geldiği Carl Friedrich Zelter ile otuz yılı aşkın bir süredir devam etmiş olan uzun bir mektuplaşma dönemine girmiştir (1799–1832). Bu mektuplaşma sayesinde Goethe, ondan sadece müzik konusunda değil, dostluk bağlamında da çok şey edinebilmiştir.

Goethe, 1814 yılında, Rhein ve Main çevrelerine seyahat etmiştir. Goethe’nin tavsiyesi üzerine ve huzurunda, birkaç hafta sonra evlenen banker Johann Jakob von Willemer ve ortağı Marianne Jung ile Frankfurt’da karşılaşmıştır. Goethe her ne kadar 65 yaşında olsa da, hiçbir şekilde kendisini çok yaşlı hissetmemiş ve Marianna’ya âşık olmuştur. Marianna, edebiyat ortağı ve tanrıçası olmuştur. Goethe, bir sonraki yıl Willemer’leri tekrar ziyaret etmiştir; -bu, memleketini son görüşü olmuştur. Willemer’lerin daha sonraki davetine karşılık vermemiştir. Fakat devamında, ‘Doğu-Batı Divanı’ (West-östlicher Divan) adlı eserini tamamlayana kadar, ‘Gül ve Bülbül, Aşk ve Şarap’ adlı şiirlerin dizeleri ortaya çıkmıştır. Daha sonra Marianna, bu aşk şiirlerinin büyük bir kısmının kendisinden kaynaklandığını ortaya atmıştır.

Yoğunlaşması ve çalışmalarını tamamlaması

Goethe’nin eşi Bayan Christiane, uzun süren rahatsızlığının ardından, 1816 yılında yaşamını yitirmiştir. Goethe, 1817 yılında, saray tiyatrosu yöneticiliğinden istifa etmiştir. Bu dönemden itibaren, Goethe’nin sağlığı ile gelini ilgilenmiştir. Dükalık ise, -Goethe’nin endişelerinin aksine- Napolyon savaşlarının kargaşasından hiç zarar görmeden çıkabilmeyi başarmıştır, hatta Carl August, bunu ‘Saray Macerası’ olarak adlandırmıştır. Bu macera, Jena’daki öğrencilerde ve diğer yerlerde yankı uyandırdığı esnada, Goethe çalışmalarını düzene koymuştur. Bu yıllarda, ‘Geschichte meines botanischen Studiums’ (Bitki Bilimi Öğreniminin Tarihçesi) adlı eser ortaya çıkmıştır (1817). Bunu 1824 yılına kadar, Morfoloji, Jeoloji ve Mineroloji alanlarına ilişkin fikirler başta olmak üzere, ‘Zur Naturwissenschaft überhaupt’ (Genel olarak Doğa Bilimlerine Dair) başlıklı eserinin serilerindeki fikirler takip etmiştir (burada, 1790 yılında sevgilisi için kaleme almış olduğu, ağıt tarzındaki ‘Bitki Morfolojisi’nin tasviri de yer almaktadır). Ayrıca Goethe bu dönemde, ilk kez 1813 yılının başlarında Tahran’ı ziyaret etmiş olan doğa bilimcisi Heinrich Cotta ile iletişim kurmuştur.

Goethe, Karl Friedrich Reinhard ve Kapsar Maria von Sternberg ile arkadaşlığını sona erdirmiştir. Ara sıra ‘Urworte. Orphisch’ adlı şiirinde son bulan gizemli düşüncelere adamıştır kendini. Günlüğü ve uzun süredir muhafaza ettiği notları, Goethe’ye ‘İtalya Seyahati’ (Italienische Reise) adlı eserini tamamlama fırsatı sunmuştur. 1821’de ise bunu küçük çaptaki romanlarının bir derlemesi olan ‘Wilhelm Meister’in Seyahat Yılları’ (Wilhelm Meisters Wanderjahre) başlıklı eseri takip etmiştir.

Son çalışmaları ve seyahatleri

Goethe, 1823 yılında, kalp zarı iltihabı (Perikarditis) hastalığına yakalanmıştır. İstirahatından sonra ise kendini manevi anlamda eskisinden daha canlı hissetmiştir. İhtiyar Goethe, Karlsbad’da annesiyle beraber tanımış olduğu 19 yaşındaki Ulrike von Levetzow’a evlenme teklifinde bulunmuştur. Yaşadığı hüsranı, eve dönüş yolculuğunda ruhundan kopan ‘Marienbad Ağıdı’ (Marienbader Elegie) adlı eseri ile kâğıda dökmüştür. Daha sonra iç dünyasında ve çevresinde daima sessizliği ve sakinliği tercih etmiştir. Günlerini daima münzevi bir şekilde geçirmiştir. ‘Faust’ eserinin ikinci bölümünü tekrar ele almıştır. Kendisi hemen hemen hiç yazmamış, fakat yazdırmıştır. Böylelikle Goethe, yalnızca geniş kapsamlı bir mektuplaşma ile kalmamış, aynı zamanda bilgisini ve yaşam tarzını, geçmişe dayanan bu görüşmelerde, sadakatli genç şair Johann Peter Eckermann’a emanet etmiştir.

1828 yılında, Goethe’nin oğlu, destekçisi dükün adını taşıyan Karl August hayatını kaybetmiştir. Goethe, oğlunun ölümüne Roma’da iken katlanmak zorunda kalmıştır. Aynı yıl içerisinde, ‘Faust’ eserinin ikinci bölümünü tamamlamıştır. Faust, onun için, yıllar boyu en önemli şeyi oluşturan, biçimsel olarak bir sahne eseri, fakat hemen hemen hiç sahnede sergilenemez, fantastik bir resim tabakası olmasından önce birçok şiiri gibi büyük anlama sahip olan bir eserdi. Goethe son olarak, Georges Cuvier ve Etienne Geoffroy Saint-Hilaire isimli iki paleontolog arasındaki tartışmaya katılmıştır (yıkımcılık vs. türlerin gelişim sürekliliği). ‘Farbenlehre’ (Renk Teorisi) adlı eseriyle de hiçbir şekilde açıklayamamış olduğu Gökkuşağı gibi, Yer Bilimi (Jeoloji) ve Evrimcilik konuları da Goethe’yi uğraştırmıştır.

Aynı zamanda bitkilerin nasıl yetiştiği konusu da Goethe’yi bırakmamıştır. Goethe, ölümünden birkaç hafta önce, Ferdinand Wackenroder’a şunları yazmıştır.

‘Çok çeşitli yollarla, bir veya aynı kurala bağlı kalarak, hangi yolla bitkilerin başkalaşım (metamorfoz) geçireceği, yaşamın organik-kimyasal değişmesine yaklaşmanın ne derece mümkün olacağı konusu ile büyük ölçüde ilgileniyorum. Yalnız, bitkilerin ışığa karşı tepki göstermeleri gibi, bitki kökleri tarafından emilen nemin onun tarafından değiştirilmesi bana açık görünüyor, bundan ötürü, iskotoları şişiren rüzgârın türünü daha yakından net bir şekilde görmede, sizin masumca karşı çıktığınız istek ortaya çıktı.’

Ölümü

Goethe, (muhtemelen kalp krizinden) 22 Mart 1832’de hayata veda etmiştir. Son sözlerinin “daha fazla ışık” ifadesi olduğu tartışmaya açık kalmıştır. Bu ifade, söz konusu dakikada ölüm yatağında iken, Goethe’nin yanında olmayan doktoru Carl Vogel’e ulaştırılmıştır. Goethe, 26 Mart’da Weimar Mezarlığında toprağa verilmiştir.

Edebiyat ve müziğe etkisi

Goethe’nin kendisinden sonra gelen Alman şair ve yazarlara etkisi her yerde geçerliliğini korumaktadır, öyle ki burada, belli ölçülerde kendisi ve eserleriyle uyum içerisinde olan sadece birkaç yazar adlandırılabilmektedir.

Romantik dönem’in şair ve yazarları, Fırtına ve Coşku döneminin duygu aşırılığından yola çıkmışlardır. Franz Grillparzer Goethe’yi, birçok kez kendine örnek almıştır ve bununla, estetik alışkanlıkların yanı sıra her türlü siyasi Radikalizm (Köktencilik) karşısında temkinli duruşunu sergilemiştir. Friedrich Nietzsche tüm hayatı boyunca Goethe’ye hürmet etmiştir ve özellikle halefi olarak, bunu Hıristiyanlığa ve Almanya’ya ilişkin kuşkucu davranışlarında ortaya koymuştur. Hugo von Hoffmanstahl 1922 yılında şunları yazmıştır: “Goethe, eğitim temeli olarak tüm kültürü teşkil etmektedir” ve “Goethe’nin düzyazıdaki sözlerinden, bugün belki tüm Alman Üniversitelerinden olduğundan daha fazla okuma geleneği türeyecektir.”. Goethe’nin eserlerine ilişkin birçok makale kaleme alınmıştır. Thomas Mann ise Goethe’ye karşı yoğun sempati duymuştur. Sadece yazar kimliğine değil, aynı zamanda tüm alışkanlıkları ve karakter özelliklerine hayran kalmıştır. Thomas Mann da Goethe hakkında makale ve denemeler yazmıştır ve 1932 ile 1948 yıllarındaki Goethe-yıldönümü kutlamalarına ilişkin can alıcı konuşmalarda bulunmuştur. Lotte in Weimar isimli romanında Goethe’yi yaşatmıştır ve Doktor Faustus adlı romanla Faust serilerini yeniden ele almıştır. Ulrich Plenzdorf, Die neuen Leiden des jungen Werthers (Genç Werther’in Yeni Acıları) romanında, 1970’li yıllarda Almanya’daki Werther denklemini yeniden kurgulamıştır.

Goethe’nin sayısız şiiri, şairin sanat şarkılarının gelişmesine destekte bulunması suretiyle, -özellikle 19. yy bestecileri tarafından- bestelenmiştir.

Müzikal anlamda en yaratıcı Goethe yorumcusu, aralarında popülerliğe ulaşmış olan Heidenröslein, Gretchen Çıkrık Başında (Gretchen am Spinnrade) ve Gürgen Kralı (Erlkönig) adlı şiirlerin bulunduğu, yaklaşık 80 Goethe bestesiyle Franz Schubert olmuştur. Goethe ile kişisel olarak tanışan Felix Mendelssohn Bartholdy, İlk Cadılar Bayramı (Die erste Walpurgisnacht) baladını bestelemiş, aynı şekilde Hugo Wolf da Wilhelm Meister ve Doğu-batı Divanı’ındaki (West-östlicher Divan) diğer şiirleri ele almıştır.

Doğa bilimci olarak alımlanışı ve kabulü

Goethe’nin doğa bilimsel çalışmaları, çağdaş bilim insanları tarafından kabul edilmiş ve ciddiye alınmıştır; Goethe, doğa araştırmacısı Alexander von Humboldt, Doktor Christoph Wilhelm Hufeland ve kimyacı Johann Wolfgang Döbereiner gibi itibar sahibi araştırmacılarla iletişim halinde olmuştur. Başta Renk Teorisi (Farbenlehre) olmak üzere tüm eserleri, başlangıçtan itibaren edebiyat alanında tartışma yaratmıştır; doğa biliminin yol kat etmesiyle birlikte Goethe teorilerinin ciddi anlamda köhneleştiği ileri sürülmüştür. Goethe’nin doğa bilimsel konumu ve önemi, Charles Darwin’in çalışması Die Entstehung der Arten (Türlerin Oluşumu) eserinin yayımlandığı yıl olan 1859’dan itibaren, gelip geçici bir yeniliğin etkisi altına girmiştir. Goethe’nin, faal dünyanın sürekli olarak değişimi konusunda ortaya koyduğu hipotez ve organik türlerin, ortak ana bir türe dayandığı konusunda yaptığı ilişkilendirme, onun Evrim Teorisi’nin kâşifi olduğunu ortaya koymuştur.

1883- 1897 yıllarında Rudolf Steiner, Goethe’nin doğa bilimi çalışmalarını tekrar gündeme taşıyıp ortaya çıkarmıştır. Goethe’nin bilgi birikimlerini, sonradan oluşturduğu dünya görüşü Antroposofi’nin içerisine “Goetheanismus” olarak dâhil ettiği çağdaş materyalist- mekanik doğa anlayışına ve düşüncelerine bir karşıt seçenek olarak görmüştür. -O zamandan beri sonuçları dar anlamda bilimin standartlarına uygun düşmese de-, Goethe’nin insanları etkileyen tüm doğa bilgisi yöntemleri, modern doğa bilimin mekanik dünya görüşü ve etkin hale gelen teknikleşmesine ilişkin alternatiflere göre kamusal müzakere içinde araştırıldığında, sonradan güncellik kazanmıştır. Böylelikle bu, 20. yy’ın başlarında yazar Houston Stewart Chamberlain tarafından ele alınmış ve 1980’li yıllardan bu yana Yeni Çağ Hareketleri (New Age) çerçevesinde devamlılığını korumuştur.

Eserleri (seçmeler)

Goethe’nin sık aralıklarla başlayıp da bazen on yıl ara verdiği; çoktan basıma girmiş olan önemli çalışmaları ve ilk defa yıllar sonra basılan, tamamlanmış bazı çalışmaları olmak üzere önemli türde birçok eseri olmuştur. Bu nedenle bazen, oluşum zamanına göre eserlerinin tarihlerini belirlemek zordur. Aşağıda verilen eser listesi, (tahmin edilen) oluşum zamanlarına göre sıralanmaktadır.

Dramaları

  • Sevgilinin Keyfi (Pastoral)-(Die Laune des Verliebten), başlangıç 1768, yayın 1806
  • Suça Katılanlar (Komedi)-(Die Mitschuldigen), başlangıç 1769, yayın 1787
  • Demir Elli Götz von Berlichingen (Drama, çeviren: Ahmet Adnan,1933)-(Götz von Berlichingen mit der eisernen Hand),1773
  • Ein Fastnachtsspiel vom Pater Brey, 1774
  • Jahrmarktsfest zu Plundersweilern, 1774
  • Götter, Helden und Wieland (Piyes), 1774
  • Clavigo (Trajedi), 1774
  • Egmont (Trajedi), başlangıç 1775, yayın 1788
  • Erwin und Elmire (Müzikal piyes), 1775
  • Die Geschwister. Ein Schauspiel in einem Akt, 1776
  • Stella. Ein Schauspiel für Liebende, 1776
  • Der Triumph der Empfindsamkeit (Dram), 1777
  • Proserpina (Monodram), 1778/1779
  • Iphigenie auf Tauris (Drama), düzyazı 1779, yayın 1787
  • Torquato Tasso (Drama), başlangıç 1780, yayın 1790
  • Faust. Bir Fragman (Faust. Ein Fragmant), 1790
  • Büyük Cophta (Komedi)- (Der Groß-Cophta), 1792
  • Yurttaş General (Komedi)- (Der Bürgergeneral), 1793
  • Faust. Bir Trajedi (Faust’un ilk bölümüne uygun- çeviren: Seniha Bedri Göknil, 1935) / (Faust. Eine Tragödie), başlangıç 1797, bu başlık altında ilk olarak 1808 yılında yayımlandı.
  • Muhammed, Voltaire’in Trajedi Çalışması ve Çevirisi (Mahomet, Übersetzung und Bearbeitung von Voltaire), 1802
  • Die naturliche Tochter (Trajedi), 1803
  • Pandora (Piyes), oluşum 1807/08, yayın 1817
  • Faust 2 (Faust’un 2. bölümü), 1832

Romanları ve öyküleri

  • Genç Werther’in Acıları (Mektup roman, çeviren: Nurullah Ataç, 1930)-(Die Leiden des jungen Werthers), 1774
  • Wilhelm Meister’in aktörlüğü, rejisörlüğü ve sahne şairliği (Roman), başlangıç 1776, yayın 1911
  • Alman Göçmenlerin Sohbetleri (öykü)- (Unterhaltungen deutscher Ausgewanderten)
  • Öyküler (Novelle ), başlangıç 1797
  • Wilhelm Meister’in Seyahat Yılları (Roman)- (Wilhelm Meisters Wanderjahre), başlangıç 1777, yayın 1821
  • Gönül Yakınlıkları (Roman)- (Die Wahlverwandschaften), 1807

Destanları

  • Reineke Fuchs (Fabl), 1794
  • Hermann und Dorothea (Destansı şiir, altı vezin ölçümlü), 1798

Şiirleri

  • 1771: Mailied
  • 1774: Prometheus
  • 1774/1775: Vor Gericht (Şiir)
  • 1777: An den Mond
  • 1782: Gürgen Kralı (Balad, çeviren: Musa Aksoy)- (Der Erlkönig)
  • 1797: Hazine Avcısı (Balad)- (Der Schatzgräber)
  • 1799: İlk Cadılar Bayramı (Balad, Felix Mendelsohn Bartholdy tarafından, Soli, Koro ve Orkestra eşliğinde bir Kantat olarak bestelenmiştir.)
  • 1815: Totentanz
  • 1822: Dem aufgehenden Vollmonde (Şiir, Dornburg 25 Ağustos 1828)

Şiir koleksiyonları ve epigram derlemeleri[

  • Roma Ağıtları (çevirmen: Ahmet Cemal, yayın 1996)- (Römischen Elegien)
  • Venezianische Epigramme, 1790
  • Xenien (Epigram, Friedrich Schiller ile ortak), yayın1796
  • Doğu-batı Divanı (çevirmen: Senail Özkan, 1948)- (West-östlicher Divan), yayın 1819, gelişme 1827

Estetik ve Felsefe çalışmaları

  • Maximen und Reflexionen, 1833 (ölümünden sonra yayımlanmıştır.)
  • Über den Dilettantismus (Fragman, Friedrich Schiller ile ortak), 1799
  • Über Kunst und Altertum (6 Cilt, Johann Heinrich Mayer ile ortak), 1816–32

Doğa Bilimi çalışmaları

  • Über den Granit, 1784
  • Über den Zwischenkiefer der Menschen und Tiere, 1786
  • Beiträge zur Optik (Deneme, 2 Cilt),1791/92
  • Renk Teorisi (Tez)- (Zur Farbenlehre), 1810

Otobiyografi çalışmaları

  • Hayatımdan. Edebiyat ve Hakikat (Otobiyografik Çalışma, 4 Cilt)- (Aus meinem Leben. Dichtung und Wahrheit),1811–33
  • İtalya Seyahati (Gezi Yazısı, çevirmen: Göknil Seniha Bedri, 1955)- (İtalienische Reise), 1816/17
  • Kampagne in Frankreich (Rapor), 1822

Doğa bilimi çalışmaları

Goethe’nin tabiat anlayışına uygun olan araç, gözlemleme olmuştur. Mikroskop gibi araç ve gereçlere şüpheyle yaklaşarak şunları dile getirmiştir: “İnsanoğlu kendi kendisine ve kendisi için, zihinsel duyarlılığını kullandığı sürece, en büyük ve en muhteşem araçtır ve deneylerin adeta insandan soyutlandırılmış olması, fiziğin en büyük felaketidir. Suni araçların gösterdiği şeye, doğanın gücünün yetebildiğini sınırlandırarak ve kanıtlamak isteyerek yaklaşması oldukça açıktır.” Goethe, insanı da içerisine dâhil eden tüm ilişkisi kapsamında doğayı tanımaya gayret göstermiştir. Bu sıralarda bilimin kullanmaya başladığı soyutlanmaya karşı, nesnelerin buna bağlı olarak gitgide soyutluk kazanmasından dolayı, kuşkulu bir şekilde yaklaşmıştır. Ancak Goethe’nin deneyimleri modern doğa bilimi ile bağdaşmamaktadır.

Goethe’nin doğa bilimi uğraşıları, Faust dizisi, Die Metamorphose der Pflanzen (Bitkilerin Morfolojik Yapısı) ve Gingo biloba eserleri başta olmak üzere, birçok kez edebiyatında yer almıştır.

Goethe, canlı doğanın sürekli bir değişim içerisinde olduğunu tasvir etmiştir. Bu yüzden bütün türlerin “Ana Bitki”den (Urpflanze) oluşması gerektiğinden yola çıkarak, birbirinden farklı bitki türlerinin ortak bir temel yapıdan ileri geldiğini ortaya koymak için, ilk olarak Bitki Bilimi (Botanik) alanında araştırma yapmıştır. Daha sonra ise, tek tek çiçekler üzerinde yoğunlaşmış; çiçek kısımları ve meyvelerin, sonunda oluşmuş olan yaprakları ifade ettiğine inanmıştır. Yapmış olduğu gözlemlerin sonuçlarını, Versuch die Metamorphose der Pflanzen zu erklaeren (Bitkilerin Morfolojik yapısını açıklama denemesi) adlı dergisinde yayımlamıştır (1790). Goethe, 1780 yılında Anatomi alanında, Anatomi profesörü Justus Cristian Loder ile ortak çalışarak, insan embriyosundaki (zannedilen) ara çene kemiğini keşfetmesiyle büyük bir coşku yaşamıştır. . O zamana kadar sadece memeli hayvanlarda ortaya çıkan ara çene kemiği, insanlarda doğumdan önce, çevreleyen üst çene kemiği ile birleşmektedir. Goethe’nin insanlarda ortaya çıkardığı bu kanıt, -bilim insanları tarafından reddedilen- hayvanlar ile olan akrabalığın önemli bir belgesi olmuştur.

Goethe, 1810 yılında yayımlanan Renk Teorisi (Farbenlehre) adlı eserini, temel bilimsel doğa çalışması olarak ele almıştır ve birçok eleştirmene karşı, buna ilişkin ortaya attığı tezlerini ısrarla savunmuştur. Yaşlılığında ise, bu çalışmalarının edebi eserlerinden çok daha fazla değere sahip olduğunu dile getirmiştir. Goethe, kanıtlamasında Isaac Newton’a Renk Teorisi çalışması ile karşı çıkarak, beyaz ışığın farklı renkteki ışıklardan meydana geldiğini ortaya koymuştur. Kendi gözlemlerinden sonuca vararak, ışığın bölünemez bir birim olduğunu ve renklerin, açık ve koyunun, aydınlık ve karanlığın birleşiminden, hatta bulanık bir ışığın da aracılığı ile oluştuğuna inanmıştır. Örneğin güneş, önüne bir sis tabakası yayıldığında kızıl ışıklar saçmaktadır ve etrafı karanlık düşürmektedir. Bu olayın Goethe döneminden daha önce, Newton’un teorisi ile açıklandığı ortaya koyulmuştur. Renk Teorisi, çoktan bilim dünyası tarafından reddedilmiş olsa da kendi özünde o dönemden sonraki çağdaş ressamları, özellikle Philipp Otto Runge’yi etkilemiştir; buna ilişkin olarak Goethe, Renk Psikolojisi’nin temelini oluşturmayı başarmıştır.

Goethe, Jeoloji (Yer Bilimi) alanında öncelikle, ölümünde 17.800’ün üzerinde taşın bir araya geldiği mineral-koleksiyonunun oluşumunu ele almıştır. Kütle türlerinin somut bilgisi konusunda ise, yeryüzünün maddesel niteliğine genel kanılar getirmek ve yeryüzü tarihine uzanmak istemiştir. Kimya araştırmalarının taze bilgilerini büyük bir ilgi ile takip etmiş ve Jena Üniversitesindeki yetkileri çerçevesinde, bir Alman Üniversitesinde ilk kimya bölümünü kurmuştur.

Goethe soyu

Johann Wolfgang von Goethe ve eşi Bayan Christiane’nin beş çocuğu olmuştur. En büyükleri August dışında, bir tanesi ölü doğmuş, diğerleri ise birkaç hafta ya da gün sonra ölmüşlerdir. August, üç çocuğa sahip olmuştur: Walther Wolfgang (9 Nisan 1818 – 15 Nisan 1885), Wolfgang Maximilian (18 Eylül 1820 – 20 Ocak 1883) ve Alma Sedina (29 Ekim 1827 – 29 Eylül 1844). August, babasından iki yıl önce Roma’da hayatını kaybetmiştir. Eşi Ottilie von Goethe, August’un ölümünden sonra, bir yıl sonra ölen Anna Sibylle adında bir çocuk daha (August’dan olmayan) dünyaya getirmiştir. Çocukları bekâr kalmıştır, böylelikle Goethe’nin birinci dereceden soyu tarihe karışmıştır. Goethe’nin kızkardeşi Cornelia’nın, bugün soy’u hala devam etmekte olan iki çocuğu (Goethe’nin torun yeğenleri) olmuştur.

Değeri ve İlgi Görmesi

Goethe’nin bir yazar olarak kabulü, çarpıcı bir şekilde çeşitlilik gösterir ve eserlerinin edebi-sanatsal anlamlarının çok daha ötesine gider. Bu yüzden, sadece bazı noktalar göz önünde bulundurularak değerlendirilebilmektedir.

Hayatta iken benimsenişi

Goethe 25 yaşında iken çoktan Werther eseri ile şöhretinin doruğuna ulaşmıştır. Eser, her okur sınıfına hitap etmiş ve “din, dünya görüşü ve sosyal politika”ya ilişkin sorunlara eğilerek, büyük bir kargaşaya neden olmuştur. Daha sonraki yayınlar ise, bu sebeple okurun su yüzüne çıkmış beklentilerine karşılık verememiştir. Goethe’nin – Hermann ve Dorothea ve Faust’un ilk bölümü haricinde- daha sonraki eserleri, oluşan edebiyat çevrelerine uygun düşmüştür, fakat orada da tam olarak anlaşılamamış ve fazla basım görmemiştir. Buna bağlı olarak 19. yy’ın başlarında, Goethe’yi azizleştirip efsanevi hale getirerek, sürekli büyüyen bir okur tabakası ve çevresi oluşmaya başlamıştır. Daha sonraki yıllarda, Goethe’nin evinin, tüm Avrupa’dan edebi okurlarca oluşan bir ziyaretçi akını çekmesi, yazarın yurtdışında da gördüğü ilginin kanıtı olmuştur.

Goethe portresinin değişimi

Goethe’nin değeri, ölümünden sonra ilk defa azalmaya başlamıştır. Vormärz dönemine (1830’lar), Goethe’nin muhafazakâr politik tutumundan daha uygun olan devrim eğilimleri ile Schiller, Goethe’yi gölgesinde bırakmıştır. “Goethe fanatikleri”nin yanı sıra Goethe’yi vatan hainliği, daha doğrusu dinsizlik ile suçlayan milli eleştirmenler (Ludwig Börne) ve kilise eleştirmenleri ortaya çıkmıştır.

Goethe 1860 yıllarından bu yana, Alman okullarında derslere konu edilmiştir.

Goethe Çağı nispeten, 1871’de imparatorluğun kurulmasıyla sona ermiştir. “Yüce” Goethe, kurulan imparatorluğun dehası ilan edilmiştir. Goethe görevlerinin bir derlemesi ve edebi eserler üzerindeki Goethe yazıları ortaya çıkmıştır. Goethe (vakfı) toplumu (Goethegesellschaft) 1885 yılından bu yana, kendisini Goethe çalışmalarının araştırması ve yayılmasına adamıştır; bu topluma, aralarında Alman imparatorluğu çiftinin yanı sıra toplumun yurtiçi ve yurtdışındaki ileri gelenleri de dâhil olmuştur. Goethe çalışmalarına olan ilginin, arkasından genel bir düşünceyle şiir eserlerinin yavaş yavaş kaybolmaya yüz tuttuğu düzgün, hareketli ve zengin, bir o kadar da büsbütün bir ahenk içerisindeki hayatının sanatına nakledilmesi, imparatorluğun Goethe tapınmasına özgü olmuştur. Bu nedenle 1880 yılında yazar Wilhelm Raabe şunları yazmıştır: “Goethe, Alman ulusuna şairanelik vb. şeyleri bırakmamıştır, onlar Goethe’nin hayatından, baştan sona kadar eksiksiz bir insanı tanıma fırsatı bulmuşlardır.” İnsanlar gıpta edilen hayatını örnek alarak, Goethe araştırmalarından, kendi hayatlarının gidişatları konusunda tavsiye ve yararlar çıkarmaya çalışmıştır. Ancak bununla birlikte, toplumun bazı kesimlerinde Goethe tapınmasının gereksizliğini savunan sesler de yükselmiştir.

Gottfried Keller 1884’de şunları dile getirmiştir: “Kutsal isimler, her konuşmaya hükmediyor, her yeni toplum ise Goethe hakkında konuşuyor; fakat artık kendisi okunmuyor, bu nedenle eserleri de artık tanınmıyor ve bunlar hakkında bilgi sahibi olunamıyor”. Friedrich Nietzsche ise 1878 yılında şunları yazmıştır: “Goethe, Alman tarihinde sonu olmayan bir olaydır: Son yetmiş yıldaki Alman siyasetinde, kim Goethe’yi birazcık tasvir etmeye muktedir olabilirdi ki!” Weimar Hükümeti (1919–1933) Goethe’yi, kesinlikle yeni devletin manevi temeli olarak nitelendirmiştir. Goethe Weimar döneminde (Birinci Dünya Savaşı sonrası ile Nazi Almanya’sına kadarki dönem), solcular tarafından eleştirilmiştir: Hermann Hesseşu soruyu dile getirmiştir: “Goethe, sadece orta sınıf kahramanı, madun, kısa süreli, bugün çoktan solmuş olan ideolojinin yaratıcısı olma konusunda, onu hiç okumamış olan saf Marksistlerin tanımladığı kadar var mıydı?”.

Nasyonal sosyalizm, Goethe’yi pek ifade etmemiştir. Onun Hümanizm, Kozmopolitizm anlayışı ve “kişinin kendi başının çaresine bakması ve tüm insanlığı baz alması” olarak oluşturmuş olduğu ideoloji, faşist ideoloji hükmüne baş kaldırmıştır. Alfred Rosenberg, 1930 yılında “Der Mythus des 20. Jahrhunderts” (20. yy.ın Efsanesi) adlı kitabında, “şiirlerde olduğu gibi hayatta da, düşünceye dayatma yapılmasını reddettiğinden ve bağnaz bir fikrin hâkimiyetinden nefret ettiğinden dolayı”, Goethe’nin gelecek “amansız mücadele dönemleri”ne uygun olmadığından bahsetmiştir.

Goethe 1945’ten sonra, her iki Alman devletinde de, “bir yeniden doğuş” dönemine uğramıştır. Geçmiş yıllarda barbarlığın hâkim olduğu Almanya’da, daha iyi ve daha insancıl bir tolumun temsilcisi olmuştur. Fakat doğuda ve batıdaki Goethe, bir benimseme anlayışı olarak farklı izler altında şekillenmiştir. Öncelikle Georg Lukács’ın öncülüğünde, birMarksist-Leninist düşünce ortaya çıkmıştır. Goethe, Fransız Devrimi’nin müttefiki ve 1848–49 devriminin öncüsü; “Faust” eseri ise, “sosyal toplumun oluşması için üretken güç” ilan edilmiştir. Buna karşılık olarak Federal Cumhuriyet’de, geleneksel Goethe portresinden yola çıkılmıştır. 1860’lı yılların sonundan itibaren, “Klasiğin yergisi” eğilimi ön plana çıkınca da Goethe, artık zamana ayak uyduramaz biri olarak anılmıştır.

Müslümanlar, Goethe’nin yoğun İslam uğraşılarından yola çıkarak, zaman zaman onun kendilerinden biri olduğunu düşünmüşlerdir. Bununla birlikte 1995 yılında, Goethe’nin adı İslami hukuk çerçevesinde, ölümünden sonra “Muhammed Johann Wolfgang von Goethe” şeklinde değiştirilmiştir.

Eserleri

Goethe toplumsal ve teknolojik ilerlemeye, insanlık erdemlerini yadsımadan doya doya yaşamaya inanıyordu. Kafka, Goethe’yi “hayat üzerine söylenebilecek olan her şeyi söyleyen biri” olarak tanımlamaktadır. Bununla, onun yapıtlarındaki ayrıntı fazlalığına ve felsefi derinliğe dikkat çekmektedir.[4]

  • 1771: Heidenröslein, şiir
  • 1773: Prometheus, şiir
  • 1773: Götz von Berlichingen, drama
  • 1774: Genç Werther’in Acıları, roman
  • 1774: Der König in Thule, şiir
  • 1775: Stella, tragedya
  • 1782: Der Erlkönig, şiir
  • 1787: Iphigenie auf Tauris, drama
  • 1786: Novella, öykü
  • 1788: Egmont, drama
  • 1790: Bitkilerin Metamorfozu, bilimsel deneme
  • 1790: Torquato Tasso, drama
  • 1790: Römische Elegien, şiir koleksiyonu
  • 1793: Mainz Kuşatması, düz yazı
  • 1794: Reineke Fuchs, fabl
  • 1795: Das Märchen (Yeşil Yılan ve Güzel Lily), peri masalı
  • 1794–95: Unterhaltungen deutscher Ausgewanderten, peri masalları içeren öykü Das Märchen
  • 1795–96 (Friedrich Schiller ile ortak yapıt): Die Xenien, epigram toplaması
  • 1796: Wilhelm Meisters Lehrjahre, roman
  • 1797: Der Zauberlehrling, şiir; Fantasia Film tarafından animasyon haline getirilmiştir.
  • 1798: Hermann ve Dorothea, destansı şiir
  • 1798: Die Weissagungen des Bakis
  • 1798/01: Propyläen, periyodik
  • 1803: Die Natürliche Tochter, Fransız devrimi üzerine bölümler içeren oyun
  • 1805: Winkelmann
  • 1808: Faust, Dramanın ilk parçası
  • 1809: Die Wahlverwandtschaften, roman
  • 1810: Renklerin Teorisi, Bilimsel yazı
  • 1811–1830: Aus Meinem Leben: Dichtung und Wahrheit, 4 parçalık otobiyografik çalışma
  • 1813: Bulgu, şiir
  • 1817: İtalya Seyahati, gezi yazısı
  • 1819: Divan.
  • 1821: Wilhelm Meisters Wanderjahre, oder Die Entsagenden (Wilhelm Meister’s Journeyman Years, or the Renunciants/Wilhelm Meister’s Travels), roman
  • 1823: Marienbad Ağıtı, şiir
  • 1832: Faust, drama
  • 1832/33: Nachgelassene Schriften
  • 1836: Goethe ile Sohbet
20 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/Johann-Wolfgang-von-Goethe.jpg 535 776 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-20 16:52:012015-02-20 16:52:01Aforizma sırası bugün ” Johann Wolfgang von Goethe” ‘de.
Sanat Haberleri

65. Uluslararası Film Festivali’nde 19 film “Altın Ayı” ödülü için yarışacak

Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenecek 65. Uluslararası Film Festivali’nde 19 film “Altın Ayı” ödülü için yarışacak. Festivalde 441 film gösterilecek.

65 Uluslararası Film Festivali

Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenecek 65. Uluslararası Film Festivali’nde (Berlinale) 72 ülkeden 441 filmin gösterileceği bildirildi.

Federal Basın ve Enformasyon Dairesi’nin salonunda Berlinale Direktörü Dieter Kosslick’in de katıldığı bir basın toplantısı ile 5-15 Şubat tarihleri arasında yapılacak festivalin programı tanıtıldı.

Bu yıl yarışma bölümünde 23 filmin gösterileceği Berlinale’de 19 film “Altın Ayı” ödülü için yarışacak.

Festival boyunca çeşitli kategorilerde 72 ülkeden toplam 441 film gösterilecek. Emine Emel Balcı’nın yönettiği “Nefesim Kesilene Kadar” filmi “Forum” bölümünde yer alırken, “Generation Kplus” bölümünde Faruk Hacıhafızoğlu’nun “Kar Korsanları”, “Generation 14plus” bölümünde kısa filmler arasında da Derya Durmaz’ın “Gri Bölge” filmi yer alıyor.

Berlinale’de dünya prömiyeri yapılacak olan “Nefesim Kesilene Kadar” filmi, aynı zamanda “En iyi ilk film ödülü” için de yarışacak. Festivalde ilk gösterimi yapılacak “Kar Korsanları” ise “Generation Kplus” bölümünde “Kristal Ayı” için mücadele edecek.

Jüri başkanı Darren Aronofsky

“Altın Ayı” ve “Gümüş Ayı” ödülleri alacak filmleri belirleyecek jürinin başkanlığınıABD’li yönetmen Darren Aronofsky yapacak. Yedi kişilik uluslararası jüride Almanoyuncu Daniel Brühl, Güney Koreli yönetmen ve senarist Bong Joon-ho, ABD’li yapımcı Martha De Laurentiis, Perulu yönetmen Claudia Llosa, Fransız oyuncu Audrey Tautou ve ABD’li senarist Matthew Weiner yer alıyor.

Uluslararası kısa film jürisinde ise sanatçı Halil Altındere bulunuyor. Jüride, Altındere’nin yanı sıra Hindistan’dan Madhusree Dutta ve Singapur’dan Wahyuni Hadi görev yapacak.

Wim Wenders’e Onur Ödülü

Festival Direktörü Dieter Kosslick, bu yılki “Onur Ödülü”nün Alman yönetmen Wim Wenders’e verileceğini açıkladı. Kosslick, “Berlinale-Kamera Ödülüne” de yönetmen Marcel Ophüls ve film tarihçisi Naum Kleiman’ın layık görüldüğünü ifade etti.

Açılışı “Nobody Wants the Night” yapacak

Berlin Film Festivali’nin bu yılki açılışı Isabel Coixet’in “Nobody Wants the Night” filmi ile 5 Şubat’ta yapılacak. Festivalde “Altın Ayı” ve “Gümüş Ayı” için yarışacak 19 film şöyle:

Almanya ve ABD yapımı Werner Herzog’un ‘Queen of the Desert’, Almanya’dan Sebastian Schipper’in ‘Victoria’, Andreas Dresen’in ‘Als wir traeumten’, ABD’den Terrence Malick’in ‘Knight of Cups’, İspanya’dan Isabel Coixet’in ‘Nobody Wants the Night’, İngiltere’den Peter Greenaway’in ‘Eisenstein in Guanajuato’, Andrew Haigh’in ’45 Years’, İran’dan Cafer Panahi’nin ‘Taksi’, Fransa’dan Benoit Jocquot’un ‘Journal d’une femme de chambre’, Guatemala’dan Jayro Bustamante ‘Ixcanul Volcano’,Rusya’dan Aleksei German’ın ‘Under Electric Clouds’, Polonya’dan Malgorzata Szumowska’nın ‘Body’, Vietnam’dan Di Phan Dang’ın ‘Cha va con va’, Çin’den Wen Jiang’in ‘Yi bu zhi yao’, Romanya’dan Radu Jude’nin ‘Aferim!’, Şili’den Patricio Guzman’ın ‘Der Perlmuttknopf’, Pablo Larrain’in ‘The Club’, Japonya’dan Sabu’nun ‘Chasuk’s Journey’ ve İtlaya’dan Laura Bispuri’nin ‘Sworn Virgin’.

28 Ocak 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/01/65-Uluslararası-Film-Festivali.jpg 434 636 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-01-28 19:15:092015-01-28 19:15:0965. Uluslararası Film Festivali’nde 19 film “Altın Ayı” ödülü için yarışacak
Sanat Haberleri

Kısa Film olmak için ““KısaKes”mek gerekir!

4 yıl önce başlatılan “KısaKes Kısa Film Festivali” bu yıl ilk kez uluslararası arenaya taşınıyor. 26-2728 Ocak’ta gerçekleşecek olan festivale dünyadan ilgi büyük.

altıoklar

Arya Su Altıoklar ve Derya Tezcanlı, idealist ve heyecanlı 2 genç sosyoloji öğrencisi. Arya, Mustafa Altıoklar’ın kızı. Dolayısıyla sinemanın içine doğmuş. Ortaokulda çektiği filmleri paylaşacak bir platform bulamayınca işe kendisi girişmiş. “Sinemaya meraklı gençlerin kendilerini ifade edecekleri bir ortam sağlamak istedim ve ‘Neden böyle bir şey yapmıyoruz’ diye düşünerek yola çıktım” diye anlatıyor. Arya’yla üniversitede tanışan Derya da bu fikri hemen sahiplenmiş ve ortaya “KısaKes” çıkmış. Arya ve Derya, 20 yaşında olmalarına rağmen müthiş bir özgüven ve hâkimiyetle anlatıyorlar KısaKes’i. 2010’dan bu yana gerçekleşen organizasyona bu yıl ilk kez tüm dünyadan üniversite öğrencileri katılacak. Jüri koltuğunda da yurtdışından 2 önemli sinemacı var: Guerilla Film’in kurucusu David Wilkinson ve Venedik Film Festivali ana seçicilerinden Paolo Bertolin. Arya Su ve Derya, 26-27-28 Ocak tarihlerinde gerçekleşecek olan festivali anlattı.

■ Neden KısaKes gibi sert bir isim? Ödüller de Altın Makas, Gümüş Makas diye gidiyor…

kısa_kes_kısa_film

Arya: Bir gün dişlerimi fırçalarken aklıma geldi. Sonra festivalin adı ne olsa diye düşünürken önerdim, herkes “İyi fikir” deyince öyle kaldı.

■ İlk 2 haftada tüm dünyadan 280 başvuru olmuş. Muazzam bir sayı bu, bekliyor muydunuz?

Derya: Sadece New York’ta belli başlı birkaç okula afiş göndermiştik. Onun dışında bir mailing yaptık. Bir de Cannes Film Festivali’ndeki Türkiye çadırına katılmıştık. Oraya da haber saldık, katkısı olmuştur mutlaka. Yine de bu denli bir ilgi beklemiyorduk.

Arya: Aslında Cannes’a kısa filmle ilgili gözlem yapmaya gittik. Oradaki sistemi görmek çok işimize yaradı. Nasıl bir kurgu var, uluslararası bir festival nasıl yapılıyor epey fikir sahibi olduk. Üstüne bir de Altın Portakal’a gittik.

■ İstanbul, Ankara ve İzmir’in yanı sıra Berlin’de de gösterimler olacak. Neden Berlin?

Arya: Ana sponsorumuz Bahçeşehir Üniversitesi’nin Washington, Berlin dahil birçok yerde kampusu var. Berlin’de gösterim yapılması Enver Yücel hocamızın fikriydi. “Madem uluslararası bir şey yapıyorsunuz, diğer kampusları neden kullanmıyorsunuz” dedi. Enver Hoca’nın vizyonuna hepimiz hayranız zaten, muazzam bir insan. Berlin’le başladık, zamanla daha da açılacağız.

■ Jüri üyeleriniz de iddialı isimler.

Evet. Paolo Bertolin var. Hem sinema eleştirmeni hem de Venedik Film Festivali’nin ana seçicilerinden. Yapımcı ve Guerilla Film’in kurucusu David Wilkinson, Zeynep Özbatur Atakan ve Rezan Yeşilbaş ve Özge Özpirinççi de diğer jüri üyelerimiz.

■ Eskiden ödül olarak burs ve ekipman sağlıyormuşsunuz, bu sene festival uluslararası, nasıl ödüllendireceksiniz kazananları?

Ödül olarak dünyadan 13 öğrenciyi İstanbul’a getiriyoruz ve onları 1 hafta boyunca burada ağırlıyoruz. Zaten Bangladeş’ten tutun Meksika’ya kadar birçok yerden öğrenci gelecek.

‘Kısa film şiire yakın’

■ Neden “kısa” sizce?

Arya: Teknolojinin gelişmesiyle birlikte tahammül eşiğimiz çok düştü. Her şey anında olsun bitsin istiyoruz. Sinema salonuna girdiğimizde bile telefonla oynamadan, kafamız dağılmadan duramaz hale geldik maalesef. Bu nedenle kısa filmin, içinde bulunduğumuz dönemde daha fazla öne çıkacağına inanıyoruz. Öte yandan kısa filminizi istediğiniz şeyle çekebiliyorsunuz. İster cep telefonu kamerasıyla çekin ister profesyonel kamera kullanın, bunun bizim için bir önemi yok. Fikrin ne olduğu önemli bizim için.

■ Kısa filmlerin ticari kaygısı olmadığı için sanatsal yönleri ön plana çıkıyor sanki. Roman ve öykü farkı gibi, öykü daha can alıcıdır ya bazen.

Arya: Daha çok şiire yakın gibi geliyor bana. Derya: Bir fikri ne kadar kısa sürede anlatırsan o kadar değerli diye düşünüyorum. Arya: Anlatmak istediğinizi 90’a atıp anlatmak zorundasınız çünkü.

‘Herkes dünyayı kurtarma derdinde’

■ Festivale 87 ülkeden toplam 1389 başvuru yapıldı.

■ En çok ilgi gösteren ülkeler sırasıyla ABD, İngiltere ve İran. Türkiye 6. sırada.

■ Arya ve Derya’yı en çok şaşırtan aşk üzerine hiç film gönderilmemiş olması. Daha çok toplumsal olayları konu alan, biraz da karamsar filmler öne çıkıyor. “Bireye odaklanan film neredeyse yok, herkes dünyayı kurtarma derdinde” diyor Arya ve Derya.

Diğer etkinlikler

KısaKes kapsamında Yekta Kopan, Meltem Cumbul, David Wilkinson ve daha birçok önemli ismin katıldığı atölyeler ve söyleşiler düzenlenecek. Ayrıntılı bilgi için kisakes.org’u ziyaret edebilirsiniz.

Program

KısaKes, 26-27-28 Ocak’ta Saint Benoit Lisesi’nde başlıyor, 2. gün Bahçeşehir Üniversitesi’nde ve Ortaköy Kültür Merkezi’nde film seçkisi var. 3. gün ise Feriye Sineması’nda kapanış kokteyli ve ödül töreni gerçekleşecek.

 

Kaynak : Gizem Sevinç SELVİ, Haberturk.com

18 Ocak 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/01/kısa_kes_kısa_film.png 295 440 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-01-18 13:21:412015-01-18 13:21:41Kısa Film olmak için ““KısaKes”mek gerekir!
Sanat Haberleri

Ayakkabının ‘pabuç’ hali

pabucİnsanlığa çok uzun bir süredir eşlik eden ayakkabının hikâyesi bir sergide anlatılıyor. Ayakkabının ‘pabuç’ hali ise güzellik ve estetikle buluşuyor.

Eski çağlardan bu yana soğuktan, sıcaktan, keskin yüzeylerden ve herhangi bir dış etkenden korunmak için ayaklarımızı sarıyoruz. Önceleri bir ihtiyaç olarak ortaya çıkan ‘ayakkabı’ zamanla bir var oluş nesnesine dönüştü. Bugün ihtiyaçla birlikte bir aksesuar, bir süs eşyası olarak da kullanılan ayakkabının hikayesi Sadberk Hanım Müzesi’nde sergilenmeye başlanacak. ‘Pabuç, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonundan’ adını taşıyan sergi 27 Kasım’da başlayacak ve 31 Mayıs’a kadar da açık kalacak.

Ayakkabının bir süs eşyası olarak algılanmaya başlanması bilhassa 19. Yüzyılda başladı. Sergi kapsamında 19. ve 20. Yüzyıllardan 127 parçalık bir ayakkabı koleksiyonu ziyaretçilerle buluşacak. Orta Asya, Kuzey Afrika, Hindistan, İran ve Avrupa’nın çeşitli noktalarından toplanarak bir araya getirilen koleksiyon, ayakkabıda geleneksel batı anlayışını da ortaya koyuyor. Çizme, bot, ayakkabı, terlik ve nalın gibi farklı parçalardan oluşan sergide, ipek, gümüş, deri, keten gibi farklı malzemelerin de bir araya geldiği parçaları görmek mümkün.

‘Pabuç, Sadberk Hanım Koleksiyonundan’ sergisinde ayrıca tanınmış isimlerin ayakkabıları da sergilenecek. Mısır Hıdiv ailesinden Prenses Atiye’ye ait gelin ayakkabısı, Bursa Valisi Ahmet Münir Paşa ile Pervin Hanım’ın kızı Memduha Hanım’ın çocukluk potinleri gibi ayakkabılar, Osmanlı’nın son döneminde ayakkabıcılığın geldiği noktayı da anlatıyor.

‘Pabuç, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonundan’ sergisinde; çoğunluğu Osmanlı’nın son döneminde üretilen ayakkabı ve terlikler oluştururken, Orta Asya, İran, Kuzey Afrika, Hindistan ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden de örnekler yer alıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında üretilen ayakkabıları da kapsayan 127 parçalık koleksiyon, geleneksel anlayışın yanı sıra Batı modasını yansıtan çizme, bot, ayakkabı, terlik ve nalın gibi çeşitli modelleri de bir araya getiriyor.

Deri ve kumaştan yapılmış, çoğu sırma, gümüş, tel, kılabdan ve boncuk ile süslenmiş ürünler arasında Mısır Hıdiv ailesinden Prenses Atiye’ye ait olan gelin ayakkabısından,Bursa Valisi Ahmet Münir Paşa ile Pervin Hanım’ın kızı Memduha Hanım’ın 3-4 yaşlarındayken giydiği çocuk potinine kadar ilginç hikâyelere sahip birçok eser bulunuyor. Ahşaptan oyularak yapılmış, sedef, fildişi ve gümüş malzemelerle süslenmiş nalınlar da sergide dikkat çekiyor. Koleksiyondaki etiketli ayakkabı örnekleri ise Osmanlı’nın son dönem ayakkabı üreticileri ve satıcıları hakkında bilgi veriyor.

‘ Pabuç, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonundan’ sergisi, Çarşamba günleri hariç her gün 10:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.  

19 Kasım 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/11/pabuc.jpg 442 788 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-11-19 18:25:312014-11-19 18:30:02Ayakkabının ‘pabuç’ hali
Sanat Haberleri

Sistema Europe Orkestra Kampı İstanbul’da

Barış İçin Müzik, İstanbul Kültür Sanat Vakfı desteğiyle, ilki geçen yıl Salzburg Festivali kapsamında gerçekleştirilen Sistema Europe Orkestra Kampı’nın ikincisini 14-22 Ağustos tarihleri arasında İstanbul’da düzenleyecek.

sistema-europe-orkestra-kampi-istanbul-da-bulusuyor

Boğaziçi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde yapılacak Sistema Europe Orkestra Kampı’na, 9 ülkeden katılacak 200 çocuk ve eğitmen, bir hafta boyunca provalar yaparak birlikte çalışma imkânı bulacaklar. Barış için Müzik’in müzik direktörlüğünü yürüten Bruno Campo ile MozartBologna Orkestrası ve Lucerne Festival Orkestrası üyesi Etienne Abelin’in müzikal liderliğiyle gerçekleştirilecek Sistema Europe Orkestra Kampı’na Türkiye’den Barış İçin Müzik Orkestrası’yla birlikte, Avusturya, Danimarka, Hırvatistan, İngiltere, İsveç, İsviçre, İtalya ve Portekiz’den yaşları 10-19 arasında değişen 200 çocuk katılacak.
İstanbul’da gerçekleştirilecek Sistema Europe Orkestra Kampı’nın en önemli etkinliklerinden biri de geleceğin El Sistema eğitmenlerinin yetişebilmesi için düzenlenecek “El Sistema Modeli eğitimKampı” olacak. İlk kez düzenlenecek eğitim kampında, Türkiye’nin farklı illerinin yanı sıra Avusturya, Hırvatisyan, İngiltere, İran, İsviçre, İsveç, İtalya, Macaristan, Peru, Portekiz ve Venezüella’dan 50’nin üzerinde eğitmen yer alacak. El Sistema modeli eğitimin öğretileceği çalışmalara Barış için Müzik Orkestrası’nın gelecekteki öğretmenleri de katılacak.
200 kişilik Sistema Europe Gençlik Orkestrası’nın konseri 
21 Ağustos Perşembe akşamı 20.00’de 
Leyla Gencer Opera ve Kültür Merkezi’nde 
Bir hafta boyunca birlikte prova yapan 200 çocuğun aynı sahnede buluşacağı Sistema Europe Gençlik Orkestrası, 21 Ağustos Perşembe akşamı 20.00’de Bakırköy Belediyesi Leyla GencerOpera ve Kültür Merkezi’nde ücretsiz bir konser verecek. Şef Bruno Campo yönetimindeki Sistema Europe Gençlik Orkestrası konserde, Tchaikovsky’nin Slav Marşı, Arturo Marquez’in Danzon no.2, Rossini’nin William Tell Uvertürü, Elgar’ın Enigma Varyasyonları’ndan Nimrod, Mozart’ın Küçük Bir Gece Müziği ve Grieg’in Holberg Suit’inden 1. Bölüm’ü seslendirecek.
Sistema Europe Orkestra Kampı İstanbul 2014, Barış için Müzik Vakfı tarafından, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın desteği ve Boğaziçi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, Hilti Foundation, Canan Pak İmregün, Liv Hospital, Berrin Erengül, Twist, Nestlé ve Turyol sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Sistema Europe Orkestra Kampı’nın üçüncüsü 2015 yılında Barış için Müzik’in de katılımıyla İsveç’te düzenlenecek.
Barış için Müzik hakkında
Mimar Mehmet Selim Baki ve Yeliz Baki tarafından 2005 yılında başlatılan Barış İçin Müzik mümkün olduğu kadar fazla çocuğa karşılıksız müzik eğitimi olanağı sağlamayı ve sanata katılım önündeki engelleri kaldırmayı amaçlıyor. Bugüne kadar 4 binin üzerinde çocuğa ücretsiz müzik eğitimi veren Barış İçin Müzik, 2012’de 29 Avrupa ülkesinin içinde yer aldığı Sistema Europe’un üyelerinden biri oldu ve çalışmaları Sistema Europe’un “en iyi uygulamalarından” biri olarak değerlendirildi. Barış İçin Müzik, Haziran 2014 tarihinde El Sistema’nın kurucusu Jose Antonio Abreu ve Fundamusical Simón Bolívar Müzik Vakfı direktörü Eduardo Méndez ile imzalanan “dostluk” anlaşmasıyla resmen El Sistema’nın bir parçası olarak kabul edildi.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı, 2013 yılından bu yana Barış İçin Müzik Vakfı’nın kurumsal destekçiliğini üstleniyor ve Lale Kart Üyelik Programı ile de bu oluşuma eğitim desteği veriyor.
Kaynak:Milliyet
13 Ağustos 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/08/sistema-europe-orkestra-kampi-istanbul-da-bulusuyor.jpeg 323 606 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-08-13 11:05:262014-08-13 11:07:41Sistema Europe Orkestra Kampı İstanbul’da
Sanat Haberleri

!F İstanbul Ödülleri 2014 yılında İran Filmi Balık ve Kedi” ‘ye Gitti

!f İstanbul’un merakla beklenen yarışması Keş!f’in “ilham veren” yönetmeni belli oldu.

mahi-va-gorbeh

Mahi va Gorbeh / Balık ve Kedi

Tek plandan oluşan Fish&Cat/Balık ve Kedi’nin İranlı yönetmeni Shahram Mokri, Keş!f jürisinin ve SİYAD jürisinin ortak seçimi oldu!

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde düzenlenen 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dün gece Unter’de yapılan ödül töreniyle sona erdi. Ceylan Özçelik’in sunuculuğunu yaptığı gecede Keş!f Yarışması Ödülleri ve Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülleri sahiplerini buldu.

Keş!f Ödülü İranlı yönetmenin

Sinema dünyasından usta isimlerin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış” kriterlerini gözeterek, en çok “İlham Veren Yönetmen”i seçtikleri Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl ABD, Almanya,Fransa, Fas, Irak, İngiltere, İran, İsviçre, Nepal, Norveç, Sırbistan ve Türkiye’den toplam 9 film yarıştı.

Mehmet Günsür, Michael Hausman, Dennis Lim, Philippe Falardeau ve Christoph Terhechte’den kurulu Keş!f Jürisi, Fish & Cat/Balık ve Kedi’nin yönetmeni Shahram Mokri’yi “yılın ilham veren yönetmeni” seçti ve Mokri 15 bin dolar değerindeki ödülün sahibi oldu. Jüri adına ödül gerekçesini okuyan Mehmet Günsür; “Tek çekim halinde yaratılan, bizi hem entelektüel hem de duygusal olarak etkileyen, sonuna kadar soluksuz izlenen ustalıklı üslubuyla bir kuşağın sıkışmışlığını büyük bir yaratıcılıkla gözler önüne sermesiyle Keş!f Ödülü’nü Balık ve Kedi’ye veriyoruz” dedi.

SİYAD da Balık ve Kedi dedi

if istanbulBurçin Yalçın, Cem Altınsaray ve Müge Turan’dan oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin seçimi de Balık ve Kedi’den yana oldu.

SİYAD jürisi adına gerekçeyi okuyan Müge Turan şunları söyledi: “SİYAD jürisi olarak, gençlerin özgürlük arayışını baştan başa bir metafor olarak ortaya koyabilmesi, bunu da gerek teknik gerekse estetik açıdan müthiş bir yaratıcılıkla gerçekleştirilebilmesi, zaman ve mekan içinde Escher tablolarını aratmayan bir döngüsellikle dolaşan parabolik kurgusu, hiçbir anda aksamayan kesintisiz mizanseni, müthiş bir meydan okumanın altından başarıyla kalkan görüntü yönetimi ve sinemasal gerilimi hep yukarıda tutan ses tasarımıyla Keş!f bölümünün ruhunu en iyi yansıtan filmin, Shakram Mokri imzalı İran yapımı Mahi va Gorbeh / Balık ve Kedi’nin ödülü hak ettiğini düşünüyor.”

İranlı Shahram Mokri’ye Venedik’te Orrizonti Jürisi’nden Teknik Başarı Ödülü’nü getiren Fish & Cat / Balık ve Kedi; kamp yapmaya giden bir grup üniversite öğrencisinin, yakınlardaki restoranda insan eti servis edildiğini öğrendiği gerçek bir olaydan yola çıkıyor. 130 dakikalık tek bir plandan oluşan fish and catfilm, bir yandan Blair Cadısı atmosferini sürdürürken, bir yandan da bir Kiarostami ya da Makhmalbaf filmiymişçesine yüzünü insana dönüp, sinemayla, gerçeklikle ve zamanla oynuyor.

Kısa izleyicisi Küçük Kara Balıklar’ı seçti

Gecede ayrıca Türkiye’den Kısalar bölümü kapsamında verilen İzleyici Ödülleri’nin sahipleri de belli oldu. 18 kısanın gösterildiği bölümde en iyi kısa Azra Deniz Okyay’ın yönettiği Küçük Kara Balıklar seçilirken, Can Evrenol’un Baskın’ı ikinciliği, Onur Yağız’ın Patika / Patika (The Country Road) adlı kısası da üçüncülüğü aldı. 2014’ün birincisi Okyay, !f İstanbul’un konuğu olarak yurt dışındaki bir festivale konuk olma hakkı kazandı.

24 Şubat 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/02/fish-and-cat.jpg 807 570 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-02-24 20:10:112014-03-09 15:00:15!F İstanbul Ödülleri 2014 yılında İran Filmi Balık ve Kedi” ‘ye Gitti
Sanat Haberleri

Divan-ı Lügati-t Türk ile Kültepe Tabletleri UNESCO Dünya Belleği’ne yer alması için önerilecek

Divan-ı Lügati-t Türk ile Kültepe Tabletleri, insanlığın ortak hafızası olarak UNESCO Dünya Belleği’ne yer alması için önerilecek

kültepeBirleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Öcal Oğuz,  Türkiye’den bu yıl Divan-ı Lügati’t-Türk ve Kültepe Tabletleri’nin UNESCO Dünya Belleği’ne alınması için başvuracaklarını açıkladı.

1072-1074 yıllarında Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan ve Türk dilinin Arapça sözlüğü olan Divan-ı Lügati’t -Türk’ün, dilbilimciler için çok önemli olduğunu belirten Oğuz,  “Divan-ı Lügati’t -Türk demek, yaklaşık 80 ülkeyi yakından ilgilendiren bir kültürel hafızadan söz ediyoruz demektir” dedi.

kültepe1Oğuz, Kaşgarlı Mahmud’un,  eserinde çizdiği dünya haritasıyla topografi, harita belleği ve kültürü açısından da önem taşıdığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Kaşgarlı Mahmud, Kaşgar’dan Bağdat’a kadar o bölgede yerleşik Türk, Arap, Fars ve diğer etnik kültürel grupları tanıyor, bunlarla ilgili bilgiler veriyor, dönemin kültürel birikimini ve belleğini sözlük vasıtasıyla günümüze aktarıyor. Dolayısıyla Divan-ı Lügati’t -Türk demek Kazakistan, Özbekistan, Uygur Özerk Bölgesi, Kırgızistan, Azerbaycan, Türkmenistan, İran, Afganistan Tacikistan gibi ülkelerin bugünkü coğrafyalarıyla Fas’tan Moritanya’ya, Çad’dan Sudan’a kadar körfez ülkeleri dahil yaklaşık 80 ülkeyi yakından ilgilendiren bir kültürel hafızadan söz ediyoruz demektir.”

kültepe3Kayseri’deki Kültepe kazılarında gün ışığına çıkarılan ve çivi yazısıyla Asurca yazılan Kültepe Tableri de Dünya Belleği’ne girmeye hazırlanıyor.

Oğuz, Anadolu’da Türklerden önceki Sümerler’den Hititlerlere kadim uygarlıklarının izlerinin yer aldığı tabletlerde, insanlık tarihini aydınlatacak önemli bilgiler, anlaşmalar, yazışmalar bulunduğunu söyledi. Oğuz, her iki dosyanın da yazım çalışmasının devam ettiğini ve 31 Mart’a kadar UNESCO Genel Merkezine başvuruda bulunacaklarını bildirdi.

 

Kaynak :[-]

13 Şubat 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/02/kültepe1.jpg 800 681 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-02-13 17:00:472014-03-09 18:37:15Divan-ı Lügati-t Türk ile Kültepe Tabletleri UNESCO Dünya Belleği’ne yer alması için önerilecek
Sanat Haberleri

Moskova’da Osmanlı eserleri sergisi

19 Şubat’ta Moskova’nın merkezindeki Puşkin Müzesi’nde “IX-XIX yüzyıllarda İslam dünyasındaki klasik sanat. Allah’ın 99 ismi” adlı sergi açıldı. Osmanlı tarihine ait olan birçok eserin sergilendiği müzedeki kolleksiyon Marjani Vakfı’na ait bulunuyor.

Sergilenecek eserler için farklı teknik, stil ve sanat türlerinin bulunduğu giyimden yemek kapları, süsleme ve portre minyatürlerine kadar 99 şaheser ürünü seçildi. Tüm eserler Marjani Vakfı tarafından Sotheby’s ve Cchristie’s adlı büyük uluslararası müzayedelerde farklı türdeki açık arttırmalarda satın alındı ve Türkiye dahil farklı ülkelerden uzmanlar tarafından sürekli olarak özgünlük ve tarihsel gerçekliliği incelendi.

Sergi Safevi İranı, Timur, Türkiye’deki Osmanlılar ve Mısır’daki Memlükler dönemlerini içeren Moğol sonrası çağa ait Moğol öncesindeki sanat, Moğol dönemindeki sanat ve Moğol dönemi sonrasındaki dönem olmak üzere üç farklı bölümden oluşuyor.

Marjani Vakfı Müdürü Galina Lasikova’nın sözlerine göre, serginin incisi Osmanlı Sultanı için hediye olarak İran’da yapılan halılardan bir seccadedir. Lasikova konu ile ilgili olarak “Bu halıların bir kısmı İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda bulunuyor. Bazıları Avrupa kolleksiyonlarında yer alıyor. Seccademiz ise üzerinde ayetler dışında Esma-ül Hüsna bulunduğundan sergimizin kapağı olarak kabul ediliyor. Eser, 1570-1580 yıllarında yapıldı” dedi.

Sergilenen eserler arasında Osmanlı dönemine ait el yazması da bulunuyor. Lasikova bunun hakkında “’Dünyada sayılı el yazmalarından. Bu eseri aldığımızda, 15.yüzyıldaki İran’a ait olduğunu söylemişlerdi. Ancak incelemeler sonucu 2. Beyazıt dönemine, yani Erken Osmanlı dönemine ait olduğu anlaşıldı” ifadelerini kullandı.

Salı günkü sergi açılışında konuşan müze müdürü İrina Antonova projenin büyük perspektifleri olduğunu söyledi. Ayrıca, İslam sanatının devlet bazında en büyük kolleksiyonunun yer aldığı St.Petersburg’daki Erminaj Müzesi ile de işbirliği yapılma olasılığı olduğunu hatırlattı.

Tatar teoloğu ve tarihçisi Marjani Şihabutdina’nın (1818-1889) adını taşıyan vakıf 2006 yılında kuruldu. Şu anda Marjani Vakfı yayıncılık, müze ve sergi, bilimsel ve kültürel alanlarda bazı projeleri hayata geçiriyor.

Kaynak: [-]

21 Şubat 2013/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2013/02/osmanlı.jpg 268 460 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2013-02-21 19:25:432013-02-21 19:25:43Moskova’da Osmanlı eserleri sergisi
Page 2 of 41234

Archive

  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Şubat 2025
  • Eylül 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Haziran 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Ağustos 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019
  • Eylül 2019
  • Ağustos 2019
  • Temmuz 2019
  • Haziran 2019
  • Mayıs 2019
  • Nisan 2019
  • Mart 2019
  • Şubat 2019
  • Ocak 2019
  • Aralık 2018
  • Kasım 2018
  • Ekim 2018
  • Eylül 2018
  • Ağustos 2018
  • Temmuz 2018
  • Haziran 2018
  • Mayıs 2018
  • Nisan 2018
  • Mart 2018
  • Şubat 2018
  • Ocak 2018
  • Aralık 2017
  • Kasım 2017
  • Ekim 2017
  • Eylül 2017
  • Ağustos 2017
  • Temmuz 2017
  • Haziran 2017
  • Mayıs 2017
  • Nisan 2017
  • Mart 2017
  • Şubat 2017
  • Ocak 2017
  • Aralık 2016
  • Kasım 2016
  • Ekim 2016
  • Eylül 2016
  • Ağustos 2016
  • Temmuz 2016
  • Haziran 2016
  • Mayıs 2016
  • Nisan 2016
  • Mart 2016
  • Şubat 2016
  • Ocak 2016
  • Aralık 2015
  • Kasım 2015
  • Ekim 2015
  • Eylül 2015
  • Ağustos 2015
  • Temmuz 2015
  • Haziran 2015
  • Mayıs 2015
  • Nisan 2015
  • Mart 2015
  • Şubat 2015
  • Ocak 2015
  • Aralık 2014
  • Kasım 2014
  • Ekim 2014
  • Eylül 2014
  • Ağustos 2014
  • Temmuz 2014
  • Haziran 2014
  • Mayıs 2014
  • Nisan 2014
  • Mart 2014
  • Şubat 2014
  • Ocak 2014
  • Aralık 2013
  • Kasım 2013
  • Ekim 2013
  • Eylül 2013
  • Ağustos 2013
  • Temmuz 2013
  • Haziran 2013
  • Mayıs 2013
  • Nisan 2013
  • Mart 2013
  • Şubat 2013
  • Ocak 2013
  • Aralık 2012
  • Kasım 2012
  • Ekim 2012
  • Eylül 2012
  • Ağustos 2012
  • Temmuz 2012
  • Haziran 2012
  • Mayıs 2012
  • Nisan 2012
  • Mart 2012
  • Şubat 2012
  • Ocak 2012
  • Aralık 2011
  • Kasım 2011
  • Ekim 2011
  • Eylül 2011
  • Haziran 2011
  • Mayıs 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Şubat 2011
  • Ocak 2011
  • Haziran 2010
  • Nisan 2010
  • Ekim 1999
  • Eylül 1999

Categories

  • Bizden Haberler
  • Güncel Haberler
  • News
  • Personal
  • Sanat Haberleri

Facebook

Instagram

No images available at the moment

Follow Me!

Bize Ulaşın

T.C. M.E.B.
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu

Adres : İncirli cad. Kartaltepe mah. Kıbrıs Sok. Okan apt. No:6/1 34145 Bakırköy, İstanbul  Türkiye

( Eski Town Center’in -Şuan Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin karşısı-, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Çalışma saatlerimiz haftanın 7 günü  09:00 – 21:00 saatleri arasındadır.

+90 212 570 80 68

+90 530 880 71 80

[email protected]

Bağlantılar

  • Sanat Haberleri
  • Nar Sanat İstanbul Eğitim Ve Kültür Sanat Derneği
  • M.E.B. Sertifika Vermeye Yetkili Kurumlar
  • Site Haritası
  • Güncel Haberler

Konum

© Telif Hakkı - Nar Sanat - Enfold WordPress Theme by Kriesi
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
  • Kurumsal
  • İletişim
Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön