Şunun için etiket arşivi: eğitim

Bakırköy^de sanat adına pek çok ilklere yer veren M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursu bir ilke daha imza attı.

Bir Dernek tarafından M.E.B. ‘e bağlı Bakırköy’de açılan ilk kurs olma özelliğine sahip olan sanat kursumuzda devam eden ücretsiz Solfej derslerimizi talepler doğrultusunda ücretsiz olarak olmak şartı ile artırdık.

Gerek eğitim kalitesinin artması ve gerekse London College of Music” eğitimine destek olmak ve hem çocuklarımızın, hem de yetişkinlerimizin daha iyi eğitim alması amacıyla Tüm müzik bölümü öğrencilerimize ücretsiz olarak haftada 3 saat verdiğimiz solfej dersleri  yoğun talep üzerine haftada 4 saate çıkartıldı. Bunun yanı sıra Okul öncesi yaş grubunu unutmadık elbette. Haftada bir saat okul öncesi Solfej dersleri de başlıyor.

Bildiğiniz gibi; Müzik eğitimin temel ve olmazsa olmazlarından olan “solfej” eğitimi öğrencilerimiz için çok önemli. Bunun farkına varan kurumumuz ücretsiz olarak verdiği ve tüm Müzik Bölümü Öğrencilerimize verilen solfej derslerini haftada 3  saatten, haftada 4 saate çıkartmıştır. Doğan ihtiyaç doğrultusunda okul öncesi yaş grubunda olan çocuklarımız içinde ek olarak ücretsiz solfej dersleri Çarşamba akşamlarına konmuş olup kursumuza evam eden tüm öğrencilerimiz bir bedel ödemeksizin solfej derslerine katılabilmektedir.

Müzik bölümüne devam eden öğrencilerimizin ücretsiz olarak alacakları solfej eğitiminin gün ve saatleri aşağıdaki gibidir. 

Çarşamba

Perşembe

Cumartesi

Cumartesi

Pazar

18:00 – 19:00

Okul öncesi

18:00 – 19:00

1.Seviye

18:00 – 19:00

1.Seviye

18:00 – 19:00

1.Seviye

18:00 – 19:00

1.Seviye

Beste YOLTAY Aslı ÖZGER Ekin SELÇUK Seren KOÇOĞLU Ersin SARACIK

 Solfej Nedir ?

Solfej, bir müzik parçasının notalarını, do, re, mi gibi tek sesli adlarla okuyarak seslendirmeye denir. Bu anlamıyla solfej, bir müzik parçasının notalarını okumak ya da çalmak ile özdeştir. Müzik öğretiminde bu amaçla yapılan çalışma ve alıştırmalara da solfej denir. Bu çalışma a, o, u gibi ünlülerle yapılırsa buna vokaliz adı verilir.

Solfej çalışmasında öğrenciler anahtarları, ses aralıklarını, ritimleri, tonalite ve değiştirme işaretlerini, özetle müzik yazımının bütün öğelerini tanımayı ve bunları gerçek seslere dönüştürmeyi öğrenirler. Bu bakımdan solfej müzik öğreniminde önemli bir yer tutar. Yalnızca şan öğrencileri değil, çalgı öğrencileri de solfej öğrenimi görürler.
Solmizasyon ise, bir ses dizisindeki notaları hecelerle adlandırma yöntemine verilen addır. Eski Yunan, Hint ve Çin müziklerinde de solmizasyon yöntemleri vardır. Avrupa müziğinde en çok kullanılan ve günümüzde de yaygın olan solmizasyon yöntemini ortaçağda İtalyan öğretmen ve müzik bilgini Arezzolu Guido (990-1050) bulmuştur.
Altı notalı ses dizisini (heksakord) temel dizi olarak alan Guido, her notaya bir hecenin adını verdi. Bu heceleri, dizeleri bu notalarla başlayan çok tanınmış Latince bir ilahiden aldı.
Yöntemin adı sol ve mi hecelerinden gelir. Temel iki solmizasyon yöntemi vardır. Değişmeyen do adı verilen yöntemde her hece belli bir notanın adıdır ve başka bir nota için kullanılmaz. Do her tonalitede do, sol her tonalitede sol notasının adıdır. Değişken do adı verilen öbür sistemde ise, bütün tonalitelerde do birinci, reikinci, mi üçüncü notanın adını gösterir. Dolayısıyla do, do majör ya da do minör tonunda do’yu, buna karşılıksol majör ya da sol minör tonunda sofu, la bemol majör ya da la bemol minör tonunda la bemolü gösterir.
İngiltere’de 19. yüzyılda şan eğitiminde yaygın olarak kullanılan tonik sol-fa sistemi de bir solmizasyon türüdür. Bu yöntem de değişken do yöntemine dayanır. Sarah Ann Glover adlı bir İngiliz öğretmenin bulduğu bu yöntem, normal majör dizinin yedi notasını temel olarak alır. Tonik sol-fa sisteminde doh (okunuşu do),ray (re), me (mi), fah (fa), soh (so), lah (la) ve te (ti) heceleri kullanılır. Yazılı biçiminde bu heceler d, r, m, f, s, ive t harfleriyle kısaltılır. Diyezli notalarda bu hecelerde (i) ünlüsü, bemollü notalarda ise (e) ünlüsü kullanılır. Bugün eskisi kadar yaygın olarak kullanılmayan tonik sol-fa sistemi Galler’de ve İngiltere’nin kuzey kesimlerinde kullanılmaktadır.

 

Makale: Bağlama Eğitmeni Murat HASGÜN

Müzik, Konfüçyüs’ün deyimiyle; gök ve toprak arasında bir uyumdur. Yani birleştiricidir. İşte bu noktada, bu yazınında temel konusunu oluşturan şu soru beliriyor aklımda; Böyle birleştirici bir unsur olan müziğin bağlayıcı yönünden, son günlerde iyice yıpratılan ülkemiz demokrasisi de nasibini alamaz mı? Bin yıldır aşıklarımız, ozanlarımız; düşüncelerini, sevdiklerini, duygularını müzikle dile getirmişler. Tüm tepkilerini müzikle ortaya koymuşlar.

Sevdiklerine de, devlete de müzikle seslenmişler. Zaman zaman yasaklansalar da, müziklerinden dolayı alı da konulsalar, mahkumda olsalar, yılmamışlar ve müziği duyguların dili olarak yaşatmaya, düşüncelerini paylaşacakları özgür bir alan olarak görmeye devam etmişler. Çünkü müziğin karşı konulmaz gücüne inanmışlar.

Sanatın demokrasiye geçmişte olduğu gibi gelecekte de katkıda bulunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü sanat, demokrasiden yana mucizevi bir yol…

Ülke gündeminin geldiği nokta ortada…

Yaşananlar gencinden yaşlısına, halkından siyasetçisine herkesin sinirlerini iyice geriyor. Bu gergin ortamdan en ağır hasarı alanlarsa, şüphesiz Mustafa Kemal’in “bütün ümidim” dediği gençler oluyor. Sokaklarda yaşanan ve ülkedeki olumsuz gidişin birer ürünü olan her olayda ne yazık ki baş rolü gençler, hatta çocuklar oynuyor.

Müzik, bağlayıcı olduğu kadar şiddetten uzaklaştıran, eğiten, sosyal hayata katkı sağlayan, bireyin topluma bakışını değiştiren ve ufkunu açan bir olgu.

Bu bağlamda ülkemiz gençlerinin müziğe yönelmelerini, ellerine taş sopa değil, enstrüman almalarını, savaşçı değil, sanatçı olmalarını ve kendilerini müzikle, sanatla ifade etmelerini öneriyorum.

Türkiye’nin tek çıkış noktası eğitimdir.

Müzik eğitimi alanında zengin bir coğrafya da yaşıyoruz. Ülkemizde müzik eğitimi veren dernekler, kurslar, topluluklar var. Bu zincire konservatuvarları da katarsak, bu anlamda ne kadar zengin olduğumuzu görebiliriz. Bu kurumlar kendi müziğimizi bize tanıtmanın yanında, başka kültürlerin müziklerini de aynı doğrulukta tanıtmak açısından önemli.

Müzik eğitiminin diğer bir önemi; bireyin yaratıcılığını arttırması, entellektüel ve sosyal yaşamını desteklemesi.

İnanıyorum ki sanat; geçmişte olduğu gibi gelecekte de demokrasiye yol gösterecek ve şiddetten uzak, yasa dışılıktan uzak, özgür ve yerinde ifadelerin ortak alanı olacaktır.

Sanatın her alanı birer zenginlik olarak görülmeli ve bizleri her zaman daha aydınlığa ulaştıracağı unutulmamalı.

 

Tarihi sinemalara ve sanat filmlerine olan ilgi, AVM’lerdeki sinemalar nedeniyle her geçen gün azalıyor

stiklal Caddesi’ndeki ”Cadde-i Kebir Sinemaları” olarak anılan tarihi sinemalar, AVM sinemaları rekabet edemeyerek kapanmaya yüz tuttu. Adı Beyoğlu ile özdeşleşen sinemalardan biri olanSinepop, kasımda kapısına kilit vurarak, AVM’lere yenilen ”sanat sinemaları” arasındaki yerini alacak.

Tarihi Beyoğlu Sineması’nda soruları yanıtlayan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Kurucu Üyesi ve Onursal Başkanı Atilla Dorsay, gidişatın kötü olduğunu ama geleceğe dair umutlarını koruduğunu söyledi.

Beyoğlu, Atlas ve FİTAŞ gibi salonların sinemaseverleri ağırlamaya devam ettiğini hatırlatan Dorsay, Emek ve Alkazar sinemalarının da zamanla açılarak Beyoğlu’nun eski sinemasal havasına katkıda bulunacağını aktardı.

Dorsay, tarihi sinemaların kapatılarak yerlerine AVM yapılması konusunda, ”Bütün şehirler rantable. Paris, Londra, New York değil mi? Ama Paris’te hala ‘Rue Champollion’ verilen yerde hala eski sinema salonları vardır. Kimse onları yıkılarak yerlerine AVM veya multipleks yapmayı düşünmüyor” diye konuştu.

Beyoğlu’nda kapanmak üzere olan sinemaların iyi tanıtımlarla bu sıkıntıları aşabilecekleri tespitinde bulunan Dorsay, sinemaların teknik olarak da kendilerini yenilemeleri gerektiğini belirtti. Dorsay, sinemaların korunması için kamuoyu gücüne gereksinim duyduğunu anlatarak, Emek Sineması’nın bu yolla yok olmaktan kurtulduğunu söyledi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’dan, arkeolojik eserlere gösterdiği hassasiyeti sinemalara da göstermesini isteyen Dorsay, ”Ertuğrul Bey çok iyi çalışmalar gerçekleştiriyor, umarım ki bu konuda da gerekeni yapar” diye konuştu.

Kapanan sinemaların ”repertuar sinema” haline getirilerek klasik filmleri göstermekle işe başlayabileceği önerisini getiren Dorsay, ”Fransa’da bunun örnekleri var. Klasik filmleri ithal edip, haftanın belli günlerinde sinema-tek gibi çalışsalar, önemli bir adım atılmış olur. O filmlerin getirilmesi de bir maliyet, bunun da farkındayım ama blu-ray kopyalarının getirilmesiyle maliyet düşürülebilir. Gösterim hakları kolayca alınan bu tür klasiklerin gösterilmesi, bu sinemalar için önemli bir etkinlik olabilir. Hatta Alkazar açılacaksa ilk olarak bu şekilde hizmet vermelidir” dedi.

 

SİNEPOP SİNEMASI DA KASIM SONUNDA KAPANIYOR

Beyoğlu ile özdeşleşen sinemalardan Sinepop da kasım ayı sonunda sinemaseverlere veda edecek. Kapanan Emek Sineması ile aynı sokakta bulunan Sinepop’un en çok Emek’in kapanmasından etkilendiğini ifade eden Dorsay, kapanan birçok sinemanın tarihi yapılar içinde yer almasını, tekrar açılmaları için bir umut olarak niteledi.
Sinema ve sanat eğitimi veren kurumlara ve okullara da önemli görevler düştüğünün altını çizen Atilla Dorsay, ”Sadece sinema, sanat ve iletişim fakülteleri öğrencileri bile ‘Biz filmlerimizi AVM’lerde değil de bu salonlarda göstereceğiz’ deseler bu salonlar dolar. Nitekim festivaller sırasında bu salonlar doluyordu. 15 günlük bir doluluk yaşanıyor ama hak verirsiniz ki bu da yeterli değil” dedi.

Sinepop çalışanlarından Adnan Şapçı ise, ”Destek konusunda işleyen çarkta bir sakatlık var” diyerek devletin sanat filmleri kadar onların gösterileceği sinemalara destek vermesini istedi.

Sinepop’un kapanacağını belirten Şapçı, ilgisizlikten yakınırken, ”O kadar ki İl Kültür Müdürlüğü’nde (İstanbul Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü) çalışıp Atlas Sineması’nın yerini soranlar var, durumumuz maalesef bu” diyerek içinde örnek verdi.

SON KALE BEYOĞLU SİNEMASI DA DÜŞMEK ÜZERE

Beyoğlu Sineması Müdürü Temel Kerimoğlu, kendilerini AVM sinemalarına direnen son kale olarak niteleyerek, dev firmalar karşısında yenilmek üzere olduklarını söyledi. ”Sinemaların kapanmaması için gazetelerde yazılar yazılsın, duyarlılık oluşsun istiyoruz ama görünen o ki ceketimizi alıp gideceğiz”

 

Manchester Üniversitesi’nden Prof. Barry Cooper, ünlü bestecinin ölümünden 185 yıl sonra orta çıkarılan ilahinin ünlü “Missa Solemnis” eserinin taslaklarının yer aldığı bir defterde bulunduğunu söyledi.

Cooper, Beethoven’ın Gregoryen döneme ait bin yıllık “Pange Lingua” adlı ilahinin melodisini değiştirerek yeniden yorumladığını belirtti.

Cooper, ilahinin mart 1820’de o zamanlar 39 yaşında olan bestecinin hamisi Avusturya Arşidükü Rudolp’ün Olmutz başpiskoposu ilan edildiği törende çalınmış olabileceğini belirtti.

Ünlü besteciyle ilgili en önemli uzmanlardan biri olarak kabul edilen Cooper, iki dakikalık eserin Beethoven’ın diğer tüm eserlerinden çok farklı olduğunu söyledi.

Beethoven’in iki eser dışında dini müzik bestelemediğini işaret eden Cooper, “Beethoven’ın kilisede yapılan sıradan bir ayin için beste yapması kesinlikle olağanüstü. Bestecinin böyle bir esere imza atacağına kendi gözlerimle görmesem hayatta inanmazdım. Çok şaşırdım” dedi.

Eserin yer aldığı 1820 tarihli defter, Berlin Devlet Kütüphanesi’nde saklanıyor.

Prof. Cooper, Beethoven’ın tamamlanmamış taslaklarından yola çıkarak 10. Senfoni’yi hazırlamış ve klasik müzik dünyasında büyük tartışmalara yol açmıştı.

Müzik tarihinde Klasik dönemden Romantik döneme geçişin en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Alman besteci Beethoven, tüm zamanların en ünlü ve en etkili bestecilerden biri olarak tanınıyor.

Henüz küçük bir çocukken yeteneği keşfedilen ve ilk müzik eğitimini dönemin ünlü bestecisi Wolfgang Amadeus Mozart’ın babası Leopold Mozart’a öykünen babası Johann van Beethoven’dan alan ünlü besteci, Bonn’daki öğrencilik yıllarının ardından Joseph Haydn ile çalışmak için Viyana’ya taşınmıştı.

1796 yılında henüz 26 yaşındayken işitme yetisini yitirmeye başlayan Beethoven, 1818 yılında tamamen sağır olmasına karşın beste yapmaya devam etmişti.

Görme engelliler Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan her yeni kitabı, artık herkesle aynı zamanda okuyabilecek.

 

Konuya ilişkin açıklamaya göre, Yapı Kredi Yayınları’nın yeni çıkan tüm kitapları raflardaki yerini alır almaz, telefon ve internet yoluyla görme engellilerin hizmetine sunulacak.

Yapı Kredi Yayınları, bir e–kütüphane olan Boğaziçi Üniversitesi Görme EngellilerTeknoloji ve Eğitim Laboratuvarı (GETEM), ses ve iletişim teknolojileri uygulamaları alanında faaliyet gösteren teknoloji şirketi SESTEK işbirliğiyle, görme engelliler bundan sonra Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan her yeni kitaba, herkesle aynı zamanda ister telefon, ister internet yoluyla ulaşabilecek.

Yapı Kredi Yayınları’nın, Koç Holding “Ülkem İçin Engel Tanımıyorum” ve Yapı Kredi “Engelsiz Bankacılık” projelerini destekleyen bu çalışması kapsamında görme engelliler, Yapı Kredi Yayınları’nın en yeni kitaplarına ücretsiz olarak iki şekilde ulaşacak.

Metinden sese otomatik dönüştürme teknolojilerinden yararlanıldığı yöntemlerden ilkinde, kitaplar internete bağlı bir bilgisayar ile GETEM’in 7 gün 24 saat ulaşılabilen “www.getem.boun.edu.tr” sitesinden dijital ses ile MP3 şeklinde indirilerek dinlenebilecek. İkinci yöntem ise özellikle bilgisayar ya da internet erişimi kısıtlı olan görme engelli kişiler düşünülerek hazırlandı. SESTEK’in hazırladığı altyapı ile sunulan bu hizmet ile GETEM’e üye olan görme engelliler “0 212 276 31 11” numaralı telefondan yeni çıkan kitaplara 7 gün 24 saat ulaşabilecek.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen, yeni çıkan kitapların, herkesle aynı anda görme engellilere ulaşabileceği düşüncesi ortaya çıktıktan bu yana heyecanla çalıştıklarını belirtti.

Güngen, Yapı Kredi Yayınları’nın edebiyat, sanat, tarih, felsefe gibi alanlarda yayımladığı yeni kitapları, görme engellilere tüm okurlarla aynı zamanda ulaştırdıkları için mutlu olduklarını vurguladı.

GETEM Direktörü Engin Yılmaz da, Yapı Kredi Yayınları’nın yeni çıkan tüm kitaplarını bilgisayar ortamına aktarıp, raflarda satışa sunulduğu anda sesli olarak görme engellilere ulaştıracak projeye ilişkin şunları kaydetti:

“Boğaziçi Üniversitesi’nde GETEM olarak binin üzerindeki gönüllü okuyucuyla kitap seslendirme çalışmalarına devam etmemize rağmen, her çıkan kitabın hemen görme engelli okuyucusuna ulaşamadığı gerçeğinden yola çıkarak, kitabın matbaa ile aynı zamanda GETEM’e gelmesi için Yapı Kredi Yayınları ile çalışmaya karar verdik. Bir kitabın seslendirilmesinin en az 3 aylık bir zaman aldığını hesaba katarsak, projenin görme engelliler için çok önemli bir fayda sağlayacağını düşünüyoruz.”

 

 

Muğla’nın Yatağan ilçesindeki Stratonikeia Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarında 2 bin 300 yıllık olduğu tahmin edilen ve o dönemdeki mitoloji tanrılarının mermer bloklarına işlendiği 15 mask gün yüzüne çıkarıldı.

Stratonikeia Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Bilal Söğüt, yaptığı açıklamada, tiyatroların antik dönemin en önemli eğitim ve kültür mekanları olduğunu söyledi.

Eski dönemlerde antik tiyatrolarda gösteriler yapıldığını ve Stratonikeia’daki antik tiyatroda bulunan yazıtlardan trajedi, komedi gibi oyunların oynandığıyla ilgili bilgiler aldıklarını anlatan Söğüt,Stratonikeia Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarında 2 bin 300 yıllık olduğu tahmin edilen ve o dönemdeki mitoloji tanrılarının mermer bloklarına işlendiği 15 mask gün yüzüne çıkardıklarını kaydetti.

Buldukları masklarla yazılı belgeleri desteklediklerini vurgulayan Söğüt, ”Maskların yaklaşık 5 metrelik sütunların üzerinde görünen üst yapıya ait elemanlar olduğunu tahmin ediyoruz. Bunların özelliği, trajedi ve komediyle ilgili farklı tanrı, tanrıça ve antik dönemin töresiyle ilgili olmaları. Bulunan maskların arasında Dionysos, tanrı Men, Apollon, Artemis ve Dionysos’un alayında yer alan Satyr ve Silenos var” dedi.

Masklarda farklı kültürlere ait betimlemelerin yer aldığını anlatan Söğüt, ”O dönemde Anadolu’dan tanrı Men ile ilgili oyun sergilenmek istenildiğinde tanrı Men’in pişmiş topraktan yapılmış maskı takılıyordu. Tanrı Dionysos’u canlandıran bir oyun sergileneceği zaman ise Dionysos’un maskı takılıyordu. Kazı çalışmalarımızda o dönemdeki sosyal hayatın ve kültürel faaliyetin taşa yansıyan, değişmeyen izlerini bulduk” diye konuştu.

Bilal Söğüt, antik kentin sosyal yaşamı kadar mimari özelliğinin de önemli olduğunu, bulunan eserler sayesinde yaklaşık 2 bin 300 yıl önce bir mimarın düzenlemesini de kesin olarak tespit ettiklerini belirtti.

Önceki kazılarda maskların pişmiş topraktan yapılmış küçük figürlerini bulduklarını anımsatan Söğüt, şöyle devam etti:

”Onlar oyun sırasında kullanılan masklardı. Ama son bulduğumuz bu masklar tiyatro gösterilerinde kullanılan maskların kabartmaları. O dönemin heykel sanatını, mimarisini ve kültürünü bize açık bir şekilde gösteriyor. Bu eserler konservasyon ve restorasyon süreçleri tamamlandıktan sonra tiyatrodaki yerlerine konulacaklar. Bu uzun bir süreç olduğu için antik kenti ziyarete gelen vatandaşlarımıza bu maskları uygun bir yerde gösteriyoruz.”

ANTİK TİYATRO AYAĞA KALDIRILIYOR

Stratonikeia’nın diğer kentlerden farklı, yaşayan bir arkeoloji kenti ve yerin altıyla üstünün barışık bir kent olduğunu vurgulayan Söğüt, bu barışıklılığı devam ettirmek istediklerini kaydetti.

Söğüt, antik tiyatronun basamaklarının geçmiş yıllarda yaşanan depremler ve yağışlar nedeniyle zamanla kaydığını da anlatarak, şöyle konuştu:

”Çok büyük depremler olmasa antik kentler çok hasar görmez. Bu depremler sırasında oynamalar oluyor, oynamalara bağlı olarak yağmur suları toprağı kaygan hale getiriyor ve taşları yerinden oynatıyor. Biz de burada kaygan toprakları düzenleyerek blokları vinç yardımıyla yeniden yerlerine yerleştiriyoruz.”

Doğan Arslan, “Sanat dijital platformlarda üretilmeye başlandı. Facebook ulusal bir haber kanalı. Ok yaydan çıktı. Sanat da daha rahat ulaşılan bir şey haline geldi” diyor.

Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’nda birinciliği paylaşan Doğan Arslan, görsel sanatlarla ifade gücünün arttığını söylüyor. “ Türkiye ekonomik durumu düzelir düzelmez, tasarımı keşfetti” diyen Arslan’a göre, ‘‘Gelecek dünyanın tasarım hayatı da dijital ortamda şekillenecek.’’

ABD ’ye giderek orada tasarımcı olarak hayatınızı sürdürdünüz, dışardan Türkiye nasıl görünüyor?

Türkiye’de son dönemde gözle görünür bir iyileşme var. Çeşitli festivallere merkez, bienaller burada. Bu da bir enerji oluşturuyor. Türkiye’deki gelişim yurtdışındaki eğitimli insanları da çekmeye başladı. Kendimizi daha rahat hissettiğimiz bir yer Türkiye.

Siz nasıl gittiniz?

1995’te Marmara Güzel Sanatlar Grafik Bölümü’nde master yapıyordum. Milli Eğitim Bakanlığı ’nın yurtdışı sınavına girdim. New York ’a gittim, orada mastırımı yaptım. Doktora için de Londra ’da bulundum. Tasarım, sanat, fotoğraf gibi farklı alanlarda çalıştım. Doktoram bitince New York’a geri döndüm, art direktör olarak çalıştım. Türkiye’den teklif gelince, İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde İnteraktif Tasarım Bölümü’nü kurmak için geri döndüm.

Tasarım Türkiye’de yeni bir kavram. İnsanlar tasarımın neleri değiştirdiğini yeni yeni fark ediyor…

Tasarım bence estetik ifadedir. Tasarımda her eğitim ufak objelerle başlar. Tasarım sizi yeni bir sandalye almaya sevkeder. Kendini iyi ifade eden bir bardak, fincan, elbise tasarımın bir parçasıdır. Moda da bir tasarımdır. Tasarımı bu şekilde düşünürsek, bu bir endüstridir. Farklı tasarımcılar her alanda yeni bir şeyler yaratmaya çalışıyor. Türkiye’de bu çok yeni. Türkiye ekonomi alanında kendisini düzelttikçe, estetikle, sanatla uğraşmaya başladı. Ben Türkiye’den ayrıldığımda Türkiye’de birtakım semboller vardı. Nazar boncuğu gibi. Son zamanlarda daha farklı işler yapılmaya başlandığını görüyorum.

 

“Aydın Doğan ödülleri globalleşti”

Aydın Doğan Karikatür Ödülleri’nde birincilik aldınız…

Aydın Doğan Karikatür Ödülleri artık globalleşti. Karikatür sanat mıdır değil midir tartışmaları sürerken bu tür yarışmalar karikatürü merkeze getiriyor. Karikatür söze gerek kalmadan, mizah, sanat, felsefenin girdiği bir alan. Sembolleri bilmeniz gerekiyor, düşünmeye sevk ediyor sizi. Bu yarışma dolaylı yönden felsefe ve eleştiriye, demokrasiye kapı açıyor.

Karikatür Türkiye’de sansür dönemlerinin en etkin muhalefet aracı…

Daha çarpıcı şekilde ifade eder. Karikatür aynı zamanda bir konuyu görsel olarak sunar. Karikatür zor bir sanattır, sorumluluğu vardır. Son zamanlarda karikatürün Hz. Muhammed’e hakaretle gündeme gelmesi de bunun devamı. Espri kalbe dokunur. Provokasyon oluşturan karikatürler o yüzden insanları üzebilir, riski vardır. Edebiyatla da, şiirle de provoke edebilirsiniz. İnsanın damarına dokunduğunuz gibi kalbine de dokunursunuz.

‘O an’ artık çok önemli “Kâğıt bitmez ama formlar değişiyor. ABD’de, İngiltere ’de gazetelerin satışı düştü. Dergiler dijital platformalara geçmeye başladı. İster istemez sanat da dijital platformlarda üretilmeye başlandı. (Üniversitede) İnteraktif tasarım bölümünü kurma sürecinde de biz oraya yöneleceğiz. Bu yeni trend. ‘O an’ çok önemli artık. Haberin de sanatın da hızlı olması da önem taşıyor artık. Facebook global bir haber kanalı. Ok yaydan çıktı. Sanat da bu platformlar üzerinden daha rahat ulaşılan bir şey hale geldi. Ben de çalışmamda yeni teknolojiyi gösterdim.”

 Kaynak : [-]

29. Aydın Doğan Karikatür Yarışması’na 80 ülkeden 944 sanatçının, 2 bin 945 eserinin arasından dereceye girenler ve sergilenmeye layık görülenle Caddebostan Kültür Merkezi’nde açılan sergiyle görücüye çıktı.

Caddebostan Kültür Merkezi’nde yer alan sergi gerçekleştirilen kokteyl ile sanat severlerle buluştu. Açılış törenine, Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı, yarışmada eserleri ilk üç dereceye girenler ile başarı ödülüne layık görülen karikatüristler ve sanat severler katıldı.

Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı, sergiyle ilgili yaptığı konuşmasında 29 yıldır bir yarışmayı sürdürebilmenin önemli bir kurumsallığı gösterdiğini belirterek, “Bunun arkasında ciddi bir çalışma var, disiplin var, bir vakfın gücü var. Biz bütün dünya çizerlerinin özgür ifade platformu olmaktan gurur duyuyoruz. Bizim bugüne kadar vakfımıza 70 bin tane karikatür geldi. Dünyanın dört bir yanından karikatürcülerle ilişkimiz var. Her yıl bu tekrarlanarak devam ediyor. Hepsiyle ayrı ayrı diyalog içerisindeyiz” diye konuştu.

ARŞİVİMİZDE 130’DAN FAZLA ÜLKEDEN KARİKATÜRCÜNÜN KARİKATÜRÜ VAR

Yarışmalara katılan karikatürleri web ortamına aktararak web müze kurduklarını ifade eden Fetvacı sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bundan sonra yeniliklerle devam edeceğiz. Karikatürcülere daha başka olanaklar da hazırlamaya çalışıyoruz. Çalışmalarımızı bu yönde ilerletiyoruz, geliştiriyoruz. Bu sene bize 2945 karikatür geldi. Bunların elemesi çok zor oluyor. Jüri baya bir zorlanıyor. Çünkü çok kuvvetli çizgiler var. Gördüğünüz gibi 2 tane birinci çıktı. Jüride her sene dünyaca ünlü karikatüristler oluyor. Biz şöyle bir jüri kurmaya çalışıyoruz, her kıtayı temsil eden mutlaka birisi oluyor. Yani hem Asya’dan, Amerika’dan, Avrupa’dan Güney Amerika’dan Afrika’dan mutlaka birer temsilci olsun istiyoruz ve Türkiye’den birkaç temsilci oluyor. Türkiye’den bir de ön jürimiz var. Hepsi yoğun bir çalışma yapıyor. Baya bir tartışarak geliyorlar. Bu gördüğünüz karikatürlerin önünde de saatlerce konuştular düşündüler, gittiler geldiler bir daha baktılar bir daha not verdiler. Öyle çok da bir süreç olmuyor ama başka türlüsü de olamaz herhalde. Jürinin bize söylediği, gelenlerin bize söylediği bu yarışmanın dünyanın sayılı saygın yarışmalarından bir tanesi olması. Biliyorsunuz biz yarışma sırasında ülkelerin isimlerini ve imzalarını kapatıyoruz. Dolayısıyla hangi karikatürü kimin yaptığı belli değil en sonuna kadar. En sonunda kazananlar belli olunca isimleri açıyoruz, isimleri açıyoruz ondan sonra hangi ülke kazanmış hangi çizer kazanmış o zaman ortaya çıkıyor. Bu da bunun ne kadar titizlikle yaklaşıldığının bir başka göstergesi. Arşivimizde 130’dan fazla ülkeden karikatürcünün karikatürü var. Bu sene de 90’a yakın ülkeden 944 karikatürcü 2945 karikatürle katıldı. Her sene artıyor. Artması kadar bizim için kaliteli eserlerin gelmesi de önemli. Son yıllarda özellikle kalitede ciddi bir artış olduğu da bize ifade ediliyor. Biz de onun farkındayız. Bu da çok önemli tabi.”

TABİİ Kİ DÜNYA, BU SAVAŞ ORTAMINDA MİZAHLA GÜLÜMSEMEYLE DAHA GÜZEL OLACAK

Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı Hulusi Özocak ise Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’na katılan eserlerin ev sahipliğini yapmaktan mutluluk duyduklarını belirterek, “Çünkü 29 yıl dile kolay. Karikatür gibi bir sanata akıl sanatının güzel ürünlerini hem Türkiye’de hem dünyanın çeşitli köşelerinde sergilemek cesaret ister. Hele de günümüzde birçok ayrılıkçı ayrıştırıcı politikaların olduğu yerde bu mizah, bu estetik, bu hoşgörün ev sahipliğini yapmak bize büyük gurur veriyor. Hatta biz Kadıköy’ü tabii ki kültürle, sanatla, eğitimle sağlıkla güzelleştiriyoruz. Yaşam kalitesiyle öne çıkıyor. Gördük ki bir şeyimiz eksik. Geçtiğimiz yıl bir karikatür evi açmaya karar verdik. Hemen belediyemizin yanındaki bir tarihi köşkü yine Türkiye çapındaki, semtimizdeki karikatürcülerimiz orada atölye olarak çalışmalarını yapacaklar, sergilerini yapabilecekler, konferanslarını verebilecekler. Çok güzel bir kompleks. Yerimiz hazır ancak yer anıt eser olduğu için bazı prosedürleri de bu anıtlar kurulu kısa sürede izin verir umarım. Bu sanata özellikle burada bugün birinci olan Türk yurttaşımız Amerika’da yaşıyor ama, onun espri anlayışına onun hoşgörüsüne bir katkı sunmak bizim için bunlara ev sahipliği yapmak çok hoştu. Tabii ki dünya, bu savaş ortamında mizahla gülümsemeyle daha güzel olacak. Onun için de bir çabamız bir umudumuz var olacak. Eğitim kısmı da olacak. Karikatürle uğraşan sanatçılarımıza orayı teslim edeceğiz. Çünkü bir çok sanatsal gönüllülerimiz var, çocuk ruh sağlığı merkezlerimiz var, bunun yanında yine karikatürcülerin yöneteceği hem eğitsel boyutuyla hem atölye çalışması boyutuyla hem de eserlerini taktim edecekleri alanlarıyla güzel bir merkez olacak” diye konuştu.

BU ÖDÜLÜ KAZANMAKTAN ÖTÜRÜ ONUR DUYUYORUM

Yarışmada birincilik ödülünü paylaşan İranlı sanatçı Javad Alizadeh, yarışmanın organizatörlerine teşekkür ederek, “Bu ödül benim için çok prestijli bir ödül. Bu ödülün benim için iki anlamı var. Birinci anlamı, Aydın Doğan Uluslararası Karikatür yarışmasının dünya çapındaki en iyi yarışmalardan biri olması. İkinci nedeni ise ben İranlı bir Türk’üm. Bu ödülü kazanmaktan ötürü onur duyuyorum. Özellikle birincilik ödülü almış olmaktan mutluluk duyuyorum. Dediğim gibi bu güzel festivali organize edenlere çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.

DEMOKRASİNİN EN GÜZEL TEMEL ÖZELLİKLERİNDEN BİR DE ELEŞTİRİDİR

Yarışmada birincilik ödülünü kazanan diğer karikatür sanatçısı, Doğan Arslan ise, “Aydın Doğan karikatür yarışması benim için çok önemli. Özellikle sadece karikatürler değil genel sanatla uğraşan biri olarak. Çünkü karikatür sanatında en önemli özellik eleştiri sanatıdır. Böyle uluslararası bir yarışmada eleştiri sanatı hat safhadadır. Bu yarışmada bu en üst seviyededir. Demokrasinin en güzel temel özelliklerinden bir de eleştiridir. Demokrasinin güzelleşmesi ve serpilebilmesi için eleştirinin olması lazım. Dolayısıyla Aydın Doğan Karikatür Yarışması’nın burada demokrasiye ve eleştiriye katkı sağlıyor. Karikatür sanatı ve demokrasinin dolaylı bir ilişkisinin olduğuna inanıyorum. Bu benim için önemli. Bir sanatçı olarak dünyadaki gelişmeler hakkında fikirlerimi beyan etmek istediğimde bu tür kaliteli yarışmalara katılmak benim için zevktir. Bu yarışmadaki karikatürümde belirtmek istediğim, günümüzdeki Arap Baharı ve teknoloji. Bu iki noktanın, politika ve teknolojinin arasındaki ilişkiyi kurmaya çalıştım. Bu tür yarışmaların devam edebilmesi ve çoğalması, Türkiye’de eleştiri sanatını geliştirecek” diye konuştu.

Caddebostan Kültür Merkezi’nde bulunan sergi, 23 Ekim 2012 tarihine kadar gezilebilecek.

 

Kaynak : [-]

Dünyanın konuştuğu kitap, sinemaseverler içinfestival boyunca ücretsiz dağıtılacak!

 Dan Fleming’in tüm dünyada ses getiren sinemakitabı ¨Making the Transformational Moment inFilm¨ sinemaseverler ve sinema öğrencileri için çevriliyor. Malatya Valiliği ve Malatya Kayısı Araştırma Geliştirme ve Tanıtma Vakfı tarafından hayata geçirilen ve bu yıl 9-15 Kasım 2012 tarihleri arasında üçüncü kez gerçekleştirilecek olan Malatya Uluslararası Film Festivalisinemaseverler ve sinema bölümü öğrencileri için sinema teknik kitapları hazırlamaya devam ediyor.
Sinema tekniği üzerine çok az kitabın yayınlanmış olduğu ülkemizde, MUFF ilk yılından itibaren bu eksikliği giderebilmek için teknik bir kitabı yayına hazırlıyor. MUFF birinci yılında Jeremy Vineyard’ın “Sinemada Çekim Teknikleri: Her Sinemacının Bilmesi Gereken Önemli Kamera Hareketleri” kitabını; ikinci yılında Gael Chandler’ın “Film Kurgusu:  Sinemaseverlerin ve Film Yapımcılarının Bilmesi Gereken Mükemmel Kesmeler, 2009” kitaplarını sinemaseverlere ve sinema öğrencilerine armağan etmişti.
Malatya Uluslararası Film Festivali geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da, bir önceki kitapların devamı niteliğinde; Yeni Zelanda Üniversitesi Sanat Okulu Ekran ve Medya Araştırmaları Kürsü Başkanı Dan Fleming’in “Making the Transformational Moment in Film” adlı yeni kitabını, Festivale katılacak sinemacı ve sinema öğrencileri için Türkçe olarak hazırlıyor.
Eleştirmenlere göre kitabın en önemli yararı; sinema insanlarına, film yapımındaki ham materyallerin bir araya getirilerek, nasıl bir dönüşüm yarattığını, ayrıntılar ve örneklerle öğretmesi.
Yazar bu kitapta anlık dönüşümün nasıl inşa edildiğini, anın nasıl sahnelendiğini, görsel kompozisyonların nasıl kullanıldığını, öykünün nasıl yapılandırıldığını, renk, ışık ve müziğin nasıl bir araya getirildiğini ve karakterlerin nasıl ete kemiğe büründüğünü; Vincent Ward ve diğer yönetmenlerin filmlerinin önemli kareleri ile örneklendirerek anlatıyor. Fleming’e göre dönüşüm süreci, renk, ışık ve müzik öğelerinin bir araya gelmesiyle oluşuyor ve tüm içeriğe etki ediyor.
Kitap için ne dediler?
¨Bu kitabın her sayfasında, sinemacıları sevinçten zıplatacak öneriler var. Zekice yazılmış, Arthur Koestler çaprazlamasını çağrıştıran bu kitap önemli film çekim tekniklerini ve önemli teorileri bir arada sunuyor.¨  Barnet Bain, Yapımcı, What Dreams May Come.
• “Fleming, teorik eğitimi ustalıkla pratiğe dönüştürüyor. Biz sinemacılara, iyi film yapabilmemiz için yeni düşünce yolları gösteriyor. Bence, ihtiyacımız olan tam da budur.¨

Bakırköy’ün merkezine; Otobüs duraklarına 5 dakika minibüslere ise 1 dakika mesafede olması açısından sizleri yormayacak ve kolay ulaşabileceğiniz bir sanat merkezi konumundadır. Örneğin Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçelievler, Bağcılar, ikitelli, Atakent, Zeytinburnu, Sefaköy, Küçükçekmece, Halkalı toplu konutlar, Yenibosna, Güngören, Bahçelievler, Soğanlı, Cennet Mahallesi, Avcılar, Başakşehir, Bahçeşehir gibi semtlerden kolaylıkla ulaşabileceğiniz bir konumda olan Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneğine bağlı faaliyet gösteren “Nar Sanat Eğitim Kursumuzun; Çoksesli çocuk korosu kayıtları başladı.

Yetkin eğitmenler eşliğinde tiyatrodan piyanoya, piyanodan bateriye kadar pek çok dalda faaliyet gösteren kursumuzda M.E.B. onaylı sertifikalı çocuk korosu için kayıt almaya başladı. Çocukların hem eğleneceği hem de şarkılar söyleyeceği koro çalışmalarımız için hazır mısınız?

“Adım adım sanat, Nar Sanat” cümlesi ile özetlenebilecek kursumuzda çocukların şarkı söylerken eğleneceği ve birlikte daha güzel vakit geçireceği  sanat ile iç içe olacağı Nar Sanat Merkezimize çocuklarımızı bekliyoruz.

5-12 yaş aralığı çocuklardan oluşacak olan Çocuk Koromuzda çocuklarımız ezgilerle eğlenecek ve sene sonunda kulaklarımızın pası silinecek.

Bekliyoruz. İLETİŞİM

 

 

Bakırköy merkezli olarak sanatçı ve sanatseverlerin bir araya gelerek kurduğu ve özellikle İlçemizde sanat eğitimine örnek olan M.E.B.’e  bağlı faaliyet gösteren, Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneğine ait Özel Nar Sanat Eğitim Kursu bu yıl 4.kez eğitim sezonunu açıyor.

Okulların açılmasıyla birlikte öğrenciler, yarınlarında daha başarılı, kaliteli, statüsü yüksek birer birey olma sorumluluğuyla, yoğun bir ders çalışma temposuna girecekler. Bu tempoda gençlerimiz ruhsal olarak, başarılı olmak için daha çok çalışmak gerektiğini düşünecekler. Fakat başarılı olmak için gerçekte çok çalışmak değil, programlı bir şekilde çalışmak gereklidir. Gençlerimiz bu programlı çalışmada aynı zamanda sosyal yaşamlarıyla bağlarını koparmamalı ve kendilerine hem zihinsel, hem fiziksel, hem de ruhsal yönden faydalar sağlayan aktiviteler içinde bulunmalıdır.

Bu aktivitelerin içinde sanat; kişiyi zihinsel ve ruhsal yönden geliştiren, dünyaya bakış açısını genişleten, bireyin kendini mutlu ve özgür hissetmesini sağlayan, kendine güvenini arttıran, yarınlarda toplum için değerli bir birey olmasını sağlayan bir kavramdır.

İşte kurumumuz bu noktada devreye girer ve bu zorlu, uzun,  bir o kadar da zevkli olan bu yolda öğrencilerini sanatla yoğurma sorumluluğuyla herkesin cesaret edemeyeceği bu değerli misyonda elini taşın altına koyar ve yarınların değerlerini yetiştirir.

İstanbul, Bakırköy’de kurulduğu zamandan bu yana tamamen yasal ve kaliteli eğitimi hedefleyen ve bunu Eğitim kurumunun sahibi olan derneğinin tüzükteki amaçlarından sayan kurumumuz, aynı zamanda yasadışı ve kaçak eğitim kurumlarına da örnek olarak özellikle Bakırköy’de Dernek adı altında halkın sömürülmesinin de önüne geçerek nitelikli eğitime örnek olmuştur.

Her türlü sanatsal eğitimlerin sürdürüldüğü Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneğin  sahibi olduğu M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursumuzda  öğrencilerimiz birbirinden değerli, işinde tamamen profesyonel olan eğitmenlerimiz eşliğinde sanatsal eğitimlerini görürler.

Okulların açık olduğu dönemlerde eğitmenlerimiz, bu profesyonel eğitmenlik yaklaşımlarıyla, öğrencilerin derslerini engellemeden eğitimini devam ettirir ve buna göre öğrencilere belirli bir program düzenler. Bu sistem içerisinde aldıkları eğitim aynı zamanda onlara okuldaki derslerinde daha başarılı olmalarını sağlar. Sanatın herhangi bir dalına yönelmeleri, aynı zamanda sosyal çevrelerindeki insanlar tarafından sevgi ve saygı duyulan bir insan olmalarını için yol açacaktır.

Tüm bunların yanı sıra Kursumuzun sahibi olan Derneğimiz halkımız için pek çok ücretsiz etkinlik ve sanat faaliyetleri ile halka hizmet etmek için çalışmalarına devam etmektedir.

Özellikle Bakırköy’de gelirinin % 80’ini tekrar sanata harcama iddiasını, iddia olmaktan çıkartıp kurulduğu andan itibaren tüzüğüne koyan ve uygulayan derneğimiz bu yılda sizlerin desteği ile bu çalışmalarına devam edecektir.

İyi ki bu ailedenim!

Biliyorsunuz; Bakırköy’ün merkezinde toplu taşıma araçlarına 5 dakika mesafede, Özgürlük Meydanının yanı başında aracınızla rahatça uzanabileceğiniz bir noktada olan sanat merkezimize sizleride bekliyoruz. Kursumuza Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçelievler, Bağcılar, ikitelli, Atakent, Zeytinburnu, Halkalı toplu konutlar, Sefaköy, Yenibosna, Güngören, Bahçelievler, Soğanlı, Küçükçekmece semtlerinden tek araçla ulaşmanız mümkün. Bekliyoruz!

Yazan : Bertan ATA  (Nar Sanat Öğrencisi)

Dünya Barış Günü (İngilizce: International Day of Peace, Fransızca: Journée internationale de la paix) – 21 Eylül tarihinde kutlanıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, “Genel Kurul’un açılış günü olan her Eylül’ün üçüncü salı gününü” “Uluslararası Barış Günü” ilan edilmiştir. Yıllar sonra Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül’ün Barış Günü olarak kabul etmiştir.

Birleşmiş Milletler, Barış Günü’nde, dünya çapında çatışmaların önlenmesi ve barışın tesisi yolunda bilinçlenmeyi amaçlıyor. Her 21 Eylül de, Birleşmiş Milletler Merkezi’ndeki “Barış Çanı” çalınıyor. Savaşlardaki insani kıyımın anısına Japonya tarafından yaptırılan bu çan, dünyanın tüm kıtalarından çocukların bağışladıkları bozuk paralarla üretildi. Çanın üzerine, “Çok Yaşa Mutlak Barış” yazısı kazındı.

Eskiden Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Hitler faşizminin 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek ikinci dünya savaşını başlattığı tarih olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edilmiştir. SSCB’nin ve Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra hiçbir ülke 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak kutlamadı.

Türkiye’de ‘’Dünya Barış Günü’’ etkinlikleri

Bodrum Oda Orkestrası, Güney Koreli şef Lee Jong-Wuk’un yönetiminde, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde D-Marin Turgutreis Amfi Tiyatro’da dinleyicilere bir müzik ziyafeti sunacak. ‘Türkiye-Güney Kore Dostluk Konserleri’ çerçevesinde düzenlenecek konserlerin ilki, 29 Ağustos’ta İzmir Ahmed Saygun Sanat Merkezi’nde verilecek. 1 Eylül’de D-Marin Turgutreis’te gerçekleşecek konserin ardından bir sonraki durak ise Güney Kore olacak.

8-20 Eylül tarihleri arasında Güney Kore’de 8 konserlik bir turneye devam edecek Bodrum Oda Orkestrası’nda Türk ve Güney Koreli solistler yer alıyor.

D-Marin Turgutreis’te gerçekleşecek konserde; Mozart’tan Bach’a, Boccerini’den Karaev’e uzanan bir program dinleyenleri bekliyor. Şefliğini Lee Jong-Wuk’un ve Sanat Koordinatörlüğünü Numan Pekdemir’in üstlendiği konserde solistler Emre Sayarı (viyolonsel), Sema Korkut (keman) ve Cha Seung-Hee (soprano) dinleyenlere unutulmaz anlar yaşatacak. Saat 20.00’de başlayacak olan konser halka açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.

 

Kıbrıs’ta ;

1 Eylül Dünya Barış Günü  Türk ve Rum örgütlerin katılımıyla ara bölgedeki etkinlikle kutlanacak.

Dünyanın yaşadığı en acımasız paylaşım kavgası olan İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1 Eylül gününde savaşı lanetlemek ve barışın bir erdem olduğunu haykırmak için bu özel günde Türk ve Rum örgütleri bir araya gelerek kutlama yapacaklarını bildirdiler.

 

 Karşıyaka Belediyesi, 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri kapsamında Karşıyaka Çarşısı’nda vatandaşlara 2 bin sarıçam ve karaçam tohumu dağıtacak. Aynı zamanda Latife Hanım Köşkü Anıevi’nin bahçesinde Grup Günberi bir konser vererek, şarkılarını barış için söyleyecek. Ayrıca Atatürk’ün barış hakkında söylediği sözlerden oluşan bir sergi de açılacak.

Mustafa Kemal Atatürk’ün savaşın içinden barışı çıkarma dehasına sahip nadir dünya liderlerinden biri olduğunu belirten Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak, “Dağıtacağımız tohumların barış dolu bir dünya için yeşermesini diliyoruz. Bugün ülkemizin ve dünyanın pek çok ülkesinin bu dileğe çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Atamızın ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesine sıkı sıkıya sarılarak, barış için çalışmalıyız” dedi.

 

Dünya Barış Günü bugün Kadıköy’de etkinliklerle kutlanacak.

 

 

Şunun için etiket arşivi: eğitim

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi