Güzel konuşmak için iyi dinlemeliyiz

Şan Eğitmenimiz Coşkun NEHİR, “Güzel konuşmak için iyi dinlemeliyiz” konulu bir yazı kaleme aldı.

Bu özel yazıyı sizlerle paylaşıyoruz;

Son senelerde insanların zamana karşı yarıştıklarından mı yoksa teknolojik gelişmeler nedeniylemidir bilmem özellikle genç nesilde güzel Türkçemizi iyi kullanamama yazışmalarda anlamsız kısaltmalar ve de birbirini dinlemede tahammülsüzlük had safhaya varmış durumda.

Karşımızdaki kişiyi iyi dinlememe dudaklarının hareketine,  giyimine, mimiklerine,ses tonuna takılıp ta söylediklerini anlamadığımız çok olmuştur. Ya da çok hızlı konuşan dudaklarını iyi çalıştırmadığı için bir çok kişinin  kelimelerini anlayamadığımızdan ; ağır konuştuğu için bir müddet sonra dikkatimizin dağıldığı  olmuştur.Bazen de söze başladığı anda lafı nereye getireceğini iyi bildiğimizden , konuşmasını fırsat bilip, onu mat edecek savunmayı hazırlarken konuşmanın bir kulağımızdan girip diğerinden çıktığı da  olmuştur.Bu gibi durumları hepimiz çok iyi biliriz. Bazen “Keşke iyi dinleseydim.” diye pişmanlık duyduğumuz olmuştur. Oysa iletişim bir alış veriştir. Karşısındakileri iyi dinlemek yeniden tekrarlamak gibi sapmaları önleyerek güvenli, sağlıklı bir iletişimin başlangıcı olur.

Yapılan araştırmalar insanların dinleme alışkanlıklarını bir takım guruplarda toplamıştır.

DİNLEMEME: Herhangi bir toplantıya gittiğimizi düşünelim veya konferansa eğer kişi bu konferansa gitmeye zorlanmışsa veya konu kendisini ilgilendirmiyorsa, karşısındaki kişiyi daha konferansa gitmeden yetersiz görüyorsa konferans sırasında başka bir iş yapabilir, başkalarıyla konuşabilir. Eğer konuşmacı bunu yüzüne vuruyorsa “Ben dinliyorum sen konuşmaya devam et.” biçiminde vurdumduymazlığa devam edebilir. Eğer bu durum bir toplantı değil de kişisel olarak yapılıyorsa bunu konuşana yapılan hakaret ya da terbiyesizlik olarak düşünüp konuşmaya orada son vermek en uygunu olacaktır. Konferans sırasında dinler görünüp dinlemeyenler çoğunluktaysa o zaman anlatımınızda bir aksaklık var demektir ki hemen konuşmayı sonlandırmak ertelemek en iyisi olur.  Eksikliklerinizi (daha önceki yazılarımda belirtmiştim.) giderdikten sonra konuşmamızı yeniden yapmak en doğrusudur.

DİNLER GİBİ GÖRÜNME: Dinleyen kişi dinler gibi görünerek başıyla tasdik işaretleri yapar,ağzıyla dinlediğini ispat edercesine “hı..hı..” benzeri sesler çıkarır ,gözleri anlamsız anlamsız  bakar veya el yada ayaklarıyla gereksiz hareketler yapar,kağıt karalar,saçlarını karıştırır,ayaklarını titreştirir veya sallar .Yapılan konuşmadan kopmuş; kendi düşünce ve hayal alemine dalmıştır.Bu durum çeşitli nedenlerle bilinç dışı olabileceği gibi bilinçlide  olabilir.

ART NİYETLİ DİNLEME: Bireysel görüşmelerde veya topluluğa yapılan konuşmalara giden kişilerde iki amaç olabilir. Ya anlatılarla ilgili saldırıya geçmek, ya da söylenilen ne olursa olsun kendini ön plana çıkarmak için fırsat kollamak. Bunun için konuşan kişinin konuşması anlamlı anlamsız ”ama” larla  kesilir.Konuşma bir düşüncenin tartışılması ya da paylaşımı değil; üstünlük mücadelesi haline dönüşür. Böyle durumlarda karşılıklı ses tonları yükselecek, olumlu ifadeler yerine baskıcı ifadeler kullanılacak, üst üste konuşma ve ezici yıpratıcı cümleler kullanılacaktır. Sonuçta her iki tarafta olumlu tavırlarını yitirecek, sinirlenecek belki de kavgaya varabilecek bir durum ortaya çıkacaktır.

Takıntılı dinleme:  Konuşmayı dinleyen kişi konuşanın anlatmak istediklerinden birine takılır kalır ve o sırada süregelen konuşmayı dinlemez ve duymaz. Sadece takıntılı olduğu kelime ve cümleye odaklanır. Yaklaşımı mantıklı olmaktan çok duygusaldır. Bu tarz dinleyen kişiler konuşmanın tümünü anlayamaz çünkü konuşmayı dinlememişlerdir.

Seçerek dinleme: Bu tarz dinleme biçiminde kişi anlatılanlar üzerinde yoğunlaşır ancak, söylenenlerin içinden daha sonra kullanabileceği bilgiyi seçerek belleğine yerleştirir. Bir anlamda konuları kendi bilgi ihtiyacına göre ayıklar. Önemsizleri atar, kendi için gerekli olanlarıysa belleğine yerleştirir. İşte bu nedenle seçerek dinleme özellikle iş yaşamında bazen zorunlu hâle gelir. Kişinin hem işini kolaylaştırır gerekli bilgiyi kısa ve özlü biçimde toparlamasını sağlar, hem de zihinsel yorgunluğu ve gereksiz birikimi engeller. Bu nedenle seçerek dinleme tüm çalışanların ustaca kullanabileceği becerilerden biridir.

Duymak için dinleme: Genelde anı değerlendirmek için yapılan dinlemelerdir. Sinema tiyatro, bale, konser, v.b. etkinliklere gittiğimizde veya televizyonda bir program dinlediğimizde çoğunlukla bu tarz dinlemeyi kullanırız. Özel bir algılama yapmamıza gerek yoktur anı değerlendiririz. Eğleniriz, güleriz, hatta radyo  teypten duyduğumuz seslere (Şarkı-türkü) eşlik ederiz. Ancak bunların büyük bir kısmını sonradan unuturuz.

Empatiyle (eş duyum) dinleme: Herkesin ihtiyaç duyduğu ancak pek az kişinin anlayıp uyguladığı bir beceridir. Zamanımızda çeşitli sorunlar içinde olan kişilerin kendilerine yakın bulduklarına dertlerini açıp rahatlamalarını esas alır. Onun için dinleyen kişinin hoşgörülü, sabırlı geniş düşünmeyi bilen bir kişi olması gereklidir. Dinleyen kişi bencil olmamalıdır. Fakat genelde bu tip insanları bulmak son derece zordur. İki arkadaş konuşurken biri derdini anlatıp rahatlayım derken ; karşısında onu dinleyen kişi “Senin anlattığın bir şey mi? Ben geçen gün senin anlattığının aynısını….” Diye lâfa başlarsa yani empati kurup karşısındakini rahatlatamazsa o zaman yapılan konuşmanın hiçbir anlamı kalmaz. Mutlaka anlatan yani rahatlamak isteyen kişinin anlatmak istediklerini sonuna kadar dinlemeliyiz. Yarın bizim de böyle bir konuşmaya ihtiyacımız olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Özellikle hizmet sektöründe müşteriye  empatiyle  yaklaşmak  satışları artırmanın en önemli koşulları haline geldi. Çünkü insanlar artık başkaları tarafından önemsenmeyi çok istiyorlar. Aynı zamanda kişilerin kendilerini de anlamalarını istemektedirler. Empatiyle yani kendini anlatanın yerine de koyarak dinlemenin sizi farklı bir konuma getireceğini ve eğer ticaretle uğraşıyorsanız müşteri zenginliğini artıracağınızı hiç aklınızdan çıkarmayınız.

Coşkun NEHİR

Benzer Kategoriler