21. yüzyılın başlarında giderek gelişen iletişim teknolojileri, özellikle sanat gibi medyalar üzerinde kaçınılmaz ve geriye dönüşü olmayan bir etkide bulunmaktadır. Bazı çevreler hala daha heykelin yerleştirmeye dönüşmesini yadırgarken, bugünün sanatı video-artlar, ses enstalasyonları, ışık enstalasyonları ile şekillenmektedir. Sanatçıların teknolojiye başvurması yeni değil. 19. yüzyılda fotoğraf makinesi ortaya çıktığında sanat camiasında yarattığı etki ve tartışmalar uzun bir zaman sürmüştür.Teknolojinin olumlanması ve içselleştirilmesi, sanatçının düşünsel temeline dayanan bir dayanıklılık unsuruyla desteklendiğinde ortaya konulan işler, üretim biçimi ve süreci ne olursa olsun, daha güçlü anlam ve mecaz unsurları içermektedir. Bir yandan üretenin ele geçirdiği olanakların giderek klasik sınırları zorlaması, öte yandan iletişim teknolojilerinin tüketim olgusunu koşullandıran ve sanatı seçkinci bir yapıda tutmaya çalışan müze, galeri, koleksiyon gibi mekan kavramlarını yeniden sorgulamaya bırakması –üretenin yeniden mekan yapılandırmasını öngörmesi ve düzenlemesi dışında- ve sanatçının bunlara ilişkin bilinç altına sinmiş değer yargılarını giderek yitirmesi sanatın kavramsal değişimler yaşamasına sebep olmaktadır. Günümüzün yeni medyası internet, bilginin yönetiminin ele geçirilerek yönetilip yönlendirilmesi tehlikesi bir yanda tutulduğunda, belki de paylaşım ve sanatsal tüketim olgusunun en yoğun var olduğu bir alan olarak belirmektedir. Nasıl ki ortaya çıkışıyla birlikte yeni sanat akımlarını doğuran fotoğraf, sanayi çağının göz bebeği ve popüler kitle sanatlarından en önemlisi olduysa, belki de “fotoğraf sonrası” (post-photographic) çağın göz bebeği de bilgisayar ve internet olacaktır.Bilgisayar teknolojisinin bu denli önem kazanması, bazı sanatçıların tekniklerine yardımcı olması için bilgisayar programlarını tercih etmelerine, bazılarının ise sanatsal üsluplarını teknoloji üzerine inşa etmelerine neden olmuştur. Bu noktada karşımıza “Dijital Sanat” kavramı çıkmaktadır.Dijital sanat veya sayısal sanat, genel anlamda üretilişinde bilgisayarın rol aldığı, fiziksel olmayan nesnelerin üretilmesiyle gerçekleşen sanat biçimine denmektedir. Bu süreçte bilgisayar geleneksel anlamda bir yardımcı araçtan, vazgeçilmez bir ortak yaratıcı konumuna kadar uzanan tayfın herhangi bir yerinde bulunabilmektedir. Sürecinde bilgisayarın sadece alışılageldik kullanımının rol aldığı işler genelde bu sınıflandırmaya alınmamaktadırlar. 1990’lardaki dijital devrim sonrasında artış gördüğümüz dijital sanat üretimi, sanat çevreleri ve müzeleri tarafından kabul görmüş, internet sanatı ve yazılım sanatı gibi dallar sanat müzelere girmiştir. Dijital sanat, ‘yeni medya sanatı’ olarak adlandırılmaktadır.
Dijital tekniklerin sağladığı imkânların çeşitliliği, sanatçılara bunları araç, ortam veya konu olarak kullanabilme seçimi yaratmıştır. Dijital sanat eseri, dijital olarak kaydedilmiş bir resim verisi, bir hiper-metin (hypertext), bir veritabanı veya bir program olabilir. Geleneksel sanat eserinin aksine, insan tarafından algılanan biçimiyle sanat objesi aynı şey değildir. Temel biçim, teknik bir ortam yoluyla insan tarafından görülür/duyulur/hissedilir hale getirilir. Bu “yeniden sunum”un biçimi sanat eseriyle değil, onu insana ileten teknik ortamla bağlantılıdır.
Günümüzün dijital sanatüretimindeki en önemli isimlerden biri Amerikalı Shawn Brixey’dir. 1961 doğumlu Brixey, 1998 yılında Japonya’daki Nagano kentinde gerçekleşen Kış Olimpiyatları için “Alchymeia” adlı işini yapmıştır. Video bioart enstalasyonunda, kanda meydana gelen steroidler ve Olimpik atletlerin idrarlarına etki eden dopingi kar tanelerine empoze ederek, doğada bulunamayacak nitelikte kar taneleri meydana getirmiştir. Bu sayede, yarattığı kar tanelerini milyonlarca kez kopyalayarak farklı büyüklüklerde ve renklerde buz kristalleri elde etmiştir. Biyolojik materyallerle kristallerin atomik yapılandırmalarının nasıl şekillendirilebileceğini ve onların gözle görülemeyecek hareketlerini videosunda göstermiştir.Brixey’in bir diğer çarpıcı eseri ise “Chimera Obscura”. Chimera Obscura, Berkeley Museum’un küratörü Richard Rinehart ile beraber yürütülen bir çalışma sonucu yaratılmış ve 2002 yılında “Genesis – Contemporary Art Explores Human Genomics” sergisinde yer almıştır. Chimera Obscura, organizmaların multi-user data sürücüsü ile genomik araştırmaların yapımını inceleyen bir eserdir. Eser, bir tele-robot sayesinde izleyicinin parmak izini almaktadır. Shawn Brixey, eserlerinin çoğunu yüksek enerji, ultrases, sonokimyasal ve plazma fizik gibi unsurları kullanarak, şiirsel bir metaryal yaratma arayışına girmektedir.H.G. Hovagimyan ve Peter Sinclair’in “Shoot” adlı interaktif, üç boyutlu ses entalasyonu ise dijital sanat için diğer bir ilginç örnek… “Shoot” adlı enstalasyonla, sanatçılar izleyiciyi video oyunlarındaki kazanma – kaybetme hırsı duygularını yeniden deneyimletmek için tasarlamış. Özellikle yeni neslin video oyunlarına olan düşkünlüğü ve bu oyunların çoğunluğunun savaş, öldürme – yaralama gibi şiddetten beslenmesi, sanatçıların altını çizmek istedikleri asıl noktayı oluşturuyor çünkü Shoot savaş karşıtı bir iş. Hata yapmamaya dayalı video oyunlarının insanın üstünde yarattığı fiziksel ve duygusal baskıyı, bu eserin içine girdiğinizde de hissedebiliyorsunuz. Kırmızı ışığın sizi sürekli takip etmesi ve üstünüze gelmesi, size engel teşkil ediyormuş hissi, surround ses sistemi bu gerilimi daha da arttıran bir unsur. Sosyal davranışlarla şekillenen yapı sistemlerine ilgi duyan Angela Bulloch’un enstalasyonları, ışık ve ses gibi yan unsurlarla şekilleniyor. Bulloch’un işlerini okumak için sanattan, edebiyattan, sinemadan ve müzikten faydalanmak gerekir. Onun multidisipliner enstalasyonlarındaki, şiddet, duygusallık ve mizah izleyiciyi enstalasyonun içine çeker. Tam da bu noktada sanatçı, biyogeribildirim sistemlerine başvurur. Onun içi önemli olan eser ile izleyicinin interaktif bir bağ kurması ve birbirlerini şekillendirmesidir. 1997 yılında Turner Ödülü’ne aday gösterilen Bulloch, işlerini meydana getirirken yapı taşı olarak, günlük hayatımızda sürekli karşımıza çıkan, dijital imajın en küçük görsel elementi olan pikselleri kullanmaktadır. Sanatçının son yapıtlarından biri olan “Progression of 8 Perverted Pixels” Eylül ortasında Akbank Sanat’ta açılacak olan sergide yer alacak. “Progression of 8 Perverted Pixels” adlı işinde pikselin form değiştirirken yani başka bir görüntü yaratmak için geçiş yapan hali yansıtılıyor.*Enstalasyon nedir?Yerleştirme ya da enstalasyon, geleneksel sanat eserlerinden farklı olarak, çevreden bağımsız bir sanat nesnesi içermeyip belirli bir mekân için yaratılan, mekânın niteliklerini kullanıp irdeleyen ve izleyici katılımının temel bir gereklilik olduğu sanat türü. Kapalı veya açık mekânlarda yapılabilir. Kökleri kavramsal sanat ve hatta 20. yüzyıl başındaki Marcel Duchamp’ın hazır-yapımları ve Kurt Schwitters’e kadar giden enstalasyon, diğer adıyla yerleştirme sanatı, çağdaş sanatta mimarlık ve performans dışında birçok başka görsel sanat disiplininden de destek alan melez (hibrid) bir tarzdır. Uygulanmasında sanat eserinin sergileme veya gösterim aşamalarını vurgulayan yerleştirme, 1970’lerde şekillenmiştir. 1960’ların ABD ve Avrupa’sında asamblaj (‘assemblage’) ve çevre terimleri sanatçıların belli bir mekânda bir araya getirdikleri malzemeler için kullanılsa da yerleştirme tabiri sadece eserlerin sergilenme şekli, örneğin resimlerin duvara ne şekilde ve nasıl bir düzende asıldığını ifade etmek için kullanılıyordu. Zamanla galeri mekânının farkındalığı ile ve sanat eserinin mekândan bağımsız gözlenemeyeceği/tecrübe edilemeyeceği fikriyle yerleştirme şekli ve mekân ön plana çıkarılmaya başlanmıştır. 1960’larda ‘bir çevre olarak sanat eseri’ fikri, izleyicinin sadece bakmakla kalmayıp dünyada yaşadığı gibi sanat eserinin içinde ‘yaşaması’, hatta zaman zaman onun bir parçası olması beklentisini getirdi. Bu konudaki önemli kişilerden biri Robert Smithson’dır. Yer (daha büyük bir mekân içinde belirli bir yer) ve yer-olmayan (bu yerin galeride fotoğraf, harita, çeşitli malzeme ve dokümanlarla tekrardan sunumu) arasında bir ayırım yapmıştır. Bu ayrım önemliydi çünkü Smithson ve Michael Heizer, Nancy Holt, James Turrel ve Walter de Maria gibi diğer arazi sanatçıları galeri dışında çalışmalarına rağmen işleri galeri sistemi tarafından sağlanan çerçeveye bağımlı kalmıştır. Smithson, yer ve yer-olmayan arasındaki on farkı aşağıdaki şekilde belirlemiştir. Tokyo’da yaşayan Japon sanatçı Xhxix’in eserleri, teknoloji ve sanatın doğru noktada buluşmasının harika birer örneği.Xhxix’in Photoshop’tan yararlanarak oluşturduğu dijital çizimlerinde kullandığı figürler, genellikle genç erkeklerden oluşuyor.Sanatçı, etkileyici detaylara sahip bu figürleri yaralar, geometrik desenler ve çiçeklerle donatıyor.Yapıtları üzerinde fazla konuşmayan Xhxix, onları yoruma açık bırakmayı tercih ediyor.
Kaynak(…)
|
Şunun için etiket arşivi: video
SALT Beyoğlu Açık Sinema’da “Yaz Geçer” programıyla birbirinden değerli filmlerin ücretsiz gösterimleri yapılacak
SALT Beyoğlu Açık Sinema Temmuz ayı boyunca sinemaseverleri farklı filmlerle buluşturacak.
PROGRAM
10 Temmuz Salı
14.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
15.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
16.00 The Man in the Background
18.00 Berlinmuren
18.30 Berlinmuren
11 Temmuz Çarşamba
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
18.00 The Man in the Background
(20.00’ye kadar tekrarlı gösterim)
12 Temmuz Perşembe
14.00 The Man in the Background
16.00 Berlinmuren
18.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
13 Temmuz Cuma
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
18.00 The Man in the Background
14 Temmuz Cumartesi
12.00 Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)
15 Temmuz Pazar
12.00 The Man in the Background
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
19 Temmuz Perşembe
Restricted Sensation
(Tüm gün tekrarlı gösterim)
21 Temmuz Cumartesi
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)
22 Temmuz Pazar
Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)
25 Temmuz Çarşamba
Restricted Sensation
(Tüm gün tekrarlı gösterim)
26 Temmuz Perşembe
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)
27 Temmuz Cuma
Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)
31 Temmuz Salı
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)
Restricted Sensation
Deimantas Narkevičius
2011, 45’26”
Litvanyaca, Rusça ve Lehçe; İngilizce altyazılı
Orta Avrupa’da cinsel ve etnik azınlıklar hâlen yaygın şekilde halkın tepkisiyle karşı karşıya. Süregelen siyasi reformlar, kuşaktan kuşağa aktarılan homofobi ve genel anlamda ötekiliğe yönelik hoşgörüsüzlük sorununa çözüm getirmiyor. Sovyet dönemini yaşamış eşcinsellerin tanıklığına dayalı kurgusal bir hikâye olan film, çıkış noktasını bu gerçeklikten alıyor.
Eşcinselliğin suç sayıldığı 1970’lerin Sovyet Litvanya’sı… Filmin ana karakteri Laimonas, eşcinsel olduğundan kuşkulanıldığı için sahne direktörlüğü yaptığı tiyatrodan kovulur. Sovyet Ceza Kanunu’nun 122. Maddesi’ne göre, “iki erkek arasındaki cinsel ilişki” üç yıl hapisle cezalandırılmaktadır. Laimonas tutuklanır ve karakola götürülür. KGB memuru bir müfettiş, sorgulamasını yaparak dava dosyasını hazırlayacağı gözaltındaki bu gence aşık olur.
The Man in the Background
Lene Berg
2006, 20’
Norveççe, İngilizce; İngilizce altyazılı
“Kültürel Özgürlük Kongresi (Congress for Cultural Freedom/CCF), CIA’in Soğuk Savaş dönemindeki gizli operasyonlarının en cesur ve etkili olanlarından biri sayılmaktadır. CCF, Encounter gibi edebi ve politik dergiler yayımlamış, dönemin önde gelen kimi Batılı düşünürlerini bir araya getiren onlarca konferans düzenlemiştir… Egoist, özgür düşünceli ve hatta Amerikan karşıtı görüşlere sahip akademisyen ve sanatçılardan oluşan bu organizasyon bir şekilde, Komünizm’in -tüm iltifatlarına rağmen- sanat ve düşüncenin ölümcül bir düşmanı olduğunu duyurmak üzere Paris’teki merkezinden kitlelere ulaşmayı başarmıştır.”
-CIA’in web sitesi, “On Intelligence”tan alıntı
The Man in the Background, CCF Direktörü Michael Josselson ve eşi Diana’nın 1958’de 8 mm filmle çektiği bir dizi görüntü üzerine kuruludur. Çift, Batı Avrupa seyahatindedir; son durakları, dünyanın her yerinden arkadaşları ve meslektaşlarıyla bir seminere katıldıkları Rodos’tur. Görüntüler her ne kadar birer tatil anısı gibi dursa da, ifşa etmedikleri unsurlar onları sıradan olmaktan çıkarır: Josselson, kültür ve sanat alanında çalışan bir CIA ajanıdır ve çiftin katıldığı seminer CIA tarafından finanse edilmektedir; tıpkı CCF’in 1950 ve 1960’lardaki pek çok etkinliği gibi.
Peki, izleyici bir aşk hikâyesine mi tanıklık etmektedir; yoksa bir gerilim, tarihi bir dram, absürt bir komedi ya da felsefi ve/veya politik bir ikileme mi? Josselson bir kahraman olarak mı addedilir; ya da bir hain, bir kurban, bir dolandırıcı veya gözüpek bir maceraperest mi?
Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
Lene Berg
2008, 31’
İngilizce; altyazısız
Pablo Picasso, arkadaşı Louis Aragon’un isteği üzerine Mart 1953’te Josef Stalin’in bir portresini çizer. Çizim, Les lettres françaises adlı haftalık Fransız komünist dergisinde, aynı tarihe yaşamını yitiren Sovyet liderini öven çeşitli metinler eşliğinde yayımlanır. Bu video, çok sade yöntemler ile çoğunlukla kolaj ve seslendirmeler aracılığıyla az çok hatırlanan bu çizimi ve sebep olduklarını anlatır.
Bir açıdan bakıldığında bu film, 20. yüzyılın görünürde iki karşıt ikonunun, Pablo Picasso ve Josef Stalin’in ortak olan ya da olmayan yönleri çerçevesinde gelişen bir hikâyedir. Başka bir açıdansa, sanat ve sanatsal özgürlük ya da özgür olmayış ile imgelerin, özellikle de tarihi isimlerin görüntülerinin okunma ve kullanılma yöntemlerini ele almaktadır. Soğuk Savaş’ın ilk yıllarından kalma bu anekdotun belki de en ilginç yanı, böyle basit bir karakalem çizimin nasıl bu kadar çok duygu, tartışma ve gizeme yol açmış olduğudur.
Berlinmuren
Lars Laumann
2008, 23’56”
İngilizce; altyazısız
Bu video, oldukça olağandışı bir ilişkinin, İsveçli Eija-Riita Berliner-Mauer’in Berlin Duvarı’na duyduğu aşkın hikâyesidir. 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışını hayatının en acı günü sayan kadın, İsveç’in kuzeyindeki Liden’de yaşamakta; giyotin ve Berlin Duvarı modelleri sergileyen bir müzenin yöneticiliğini yapmakta; Berlin Duvarı ile insanların nesnelere duydukları aşkı konu alan çeşitli internet sitelerinin moderatörlüğünü yürütmektedir.
Magical World
Johanna Billing
2005, DVD, 06.12’ (Tekrarlı gösterim)
Diyalogsuz
Bu video, 2005 yılında bir Yaz günü, Zagreb’in banliyölerinden Dubrava’da, ücretsiz bir okul sonrası eğitim merkezinde çekilmiştir. Rotary Connection’ın “Magical World” (1968) adlı, sözleri Sidney Barnes tarafından yazılmış şarkısının provasını yapan çocukların tekrarlı, adeta sonu gelmez görüntüleri belirsiz bir gelecek için bir tür marş, dönüşüm sürecindeki bir ülkeden bir kesit niteliğindedir.
Tamamı 1990’ların başındaki Yugoslav savaşlarından sonra doğmuş olan çocuklar, sadelik ve gururla etkileyici ve umut dolu bir performans sergiler. Hırvat çocuklardan biri, yeni öğrendiği ve zar zor konuştuğu İngilizcesiyle gizemli ve meydan okuyan ilk dizeleri söyler: “Beni böyle güzel bir rüyadan neden uyandırmak istiyorsunuz? Uyuduğumu görmüyor musunuz? Büyülü bir dünyada yaşıyoruz…” Kamera, müzik odasının dışına çıkar; eski Yugoslavya’nın yıkılmasından bu yana hâlen toparlanmaya çalışan toplumu yansıtır şekilde görüntülerde, inşasına 1980’lerde başlanan ama tamamlanmadan bırakılan kültür merkezinin yıkık dökük çevresi vardır.
Dammi i colori
Anri Sala
2003, 15’25”
Arnavutça; İngilizce altyazılı
(Edi Rama ile)
“Kent görüntülerini Poughkeepsie’de ilk kez gösterdiğimde, Liam Gillick, ‘Anri, bana gerçeği söyle. Bana bu şehrin var olmadığını söyle. Lütfen bana sanatçı-belediye başkanı bir arkadaşının olmadığını söyle’ demişti.
Kent ölüydü. Sadece bir şeyleri bekleyen birilerinin görülebileceği bir geçiş istasyonuna benziyordu. Sessizce yaşlanan bir bedeni anımsatıyordu; sanki tüm ayaklanmalar, yaşanan her şey yabancı bir ortamda meydana gelmişti. Etrafındakilerden etkilenmeden her şeyi yutan bir yere benziyordu.
Bu çalışma, böyle bir kentin nasıl yaşanabilir bir yer olabileceği ve yaşamaya mahkum olduğun bir yerden yaşamayı seçtiğin bir yere nasıl dönüşebileceğine ilişkin bir sorudur.”
-Anri Sala
Marian Goodman Gallery (New York), Galerie Chantal Crousel (Paris), Hauser & Wirth (Zürih, Londra), Johnen/Schöttle (Berlin, Köln, Münih) izniyle
Salt sitesi için TIKLAYINIZ
Kaynak : [-]
Sanat eğitimi vermekte olan Nar sanat Bakırköy’de bir ilki yaparak drama ağırlıklı yaz sanat kampı çalışmalarına devam ediyor… Sanat yaz kampında resim çizerek kendilerini ifade eden ve mutlu ve neşeli çocuklarımızın hali görülmeye değer… Gün içiersinde çocuklarımızın canlandırmalarının video haline getirilmiş görüntülerini yayınlamaya devam edeceğiz…
İyi eğlenceler çocuklar!
Şimdi sıra çocukların “Ninemin Evi” adlı drama oyununda bakalım çocuklar Ninemin evinde neler fotoğraflamışlar..
Tango severler, 4-8 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek 9. Uluslararası İstanbul Tango Festivali’nde bir araya gelecek
2004 yılından beri her yıl düzenlenmekte olan festivale bu yıl da dünyaca ünlü bir çok sanatçı katılıyor.
Gündüz milongaları ve normal milongalarda günde toplam 13 saat dans etme imkanı olacak festivalde gündüz milongaları saat 13:30 – 18:30; gece milongaları ise 22:00 – 04:00 veya 05:00 arasında yapılacak.
Tüm danslar klasik tango seçimleri eşliğinde olacak ve elektronik tango müziği kullanılmayacak.
FESTİVAL DERSLERİ
Festivalde 4 usta sanatçı çiftten toplam 32 atölye çalışması sunulacak. Atölyeler konuları arasındaki uyuma göre gruplar (blok) altında toplanmış. Her blokta 4 ders var ve her ders ayrı sanatçı tarafından öğretilecek.
Derslere eşsiz veya eşli katılabilirsiniz. Eşli katılanlar diledikleri dersleri seçebilirler. Eşsiz katılanların bloklardan seçim yapmaları gerekiyor.
FESTİVALE KATILACAK SANATÇILAR
Sebastian Arce & Mariana Montes
Ruben Veliz & Sabrina Veliz
Bruno Tombari & Mariangeles Camaano
Mariano Otero & Alejandra Heredia
Orquesta Solo Tango
Giuseppe Clemente (Italya) – DJ 4 Tem Milonga
Marcelo Rojas (Bs.As.) – DJ 5-6-7 Tem Milonga
Armando Geday (Lübnan) – DJ 8 Tem Milonga
Olga Agapova (Rusya) – DJ 5 Tem Tango-Cafe
Mara Uzun (Romanya)- DJ 6 Tem Tango-Cafe
Olga Agapova (Rusya) – DJ 5 Tem Tango-Cafe
Mara Uzun (Romanya)- DJ 6 Tem Tango-Cafe
Ali Işıklı (Türkiye) – DJ 7 Tem Tango-Cafe
Olga Agapova (Rusya) – DJ 5 Tem Tango-Cafe
Mara Uzun (Romanya)- DJ 6 Tem Tango-Cafe
Ali Işıklı (Türkiye) – DJ 7 Tem Tango-Cafe
Ramo & GoGo – DJ 8 Tem Tango-Cafe
Derslere katılım ve festival hakkında detaylı bilgiye “www.istanbultangofestival.com“ adresinden ulaşılabilir.
Tanıtım Videosu
Kaynak : [-]
İlki İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından desteklenerek 65 bin izleyiciye ulaşan “İstanbul Çocuk ve Gençlik Bienali”nin ikincisi, 6 Kasım-6 Aralık 2012 tarihinde gerçekleşiyor.
İl Milli Eğitim Müdürlüğü ortaklığıyla düzenlenen bienal, Beyoğlu’ndan Tuzla’ya, Kadıköy’den Sultanbeyli’ye 39 ilçenin özel ve kamu okullarında öğrenim gören öğrencilerle birlikte, sokakta çalışan, suça bulaşmış, cezaevinde bulunan, cezaevinde doğmak zorunda kalan çocuklar ve özürlüler gibi dezavantajlı grupları da kapsıyor.
2. İstanbul Çocuk ve Sanat Bienali; Plastik Sanatlar disiplinlerinin çağdaş sanat uygulama ve düzenlemeleriyle, panel, sanatçı sunumu, performans, video gösterimi, enstalasyon, atölye çalışmaları ve birçok farklı müzik grubunun yer alacağı sahne performanslarından oluşuyor. Bin 500 adet öğrenci, öğretmen etkinliğine ve yaklaşık 5 bin öğrencinin bireysel çalışmalarına ev sahipliği yapmayı amaçlayan projede çocuk ve gençlere kendilerini ifade etme fırsatı sunarken, aynı zamanda onlara sanat ve eğitim kariyerlerinde anlamlı bir basamak imkanı sunuyor.
Çocuklara ve gençlere yönelik güncel sanat etkinliklerini kapsayan İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali 6 Kasım-6 Aralık 2012 tarihlerinde; şehir hatları vapurları, Kadıköy’deki Karaköy iskelesi, Şirketi Hayriye Sanat Galerisi ve Taksim Meydanı’nda gerçekleştirilecek.
Dünyada sayılı, Türkiye’de ise 2.’si yapılacak olan bienalin İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü Protokol Salonu’nda yapılan basın tanıtım toplantısının açılış konuşmasını yapan Bienal Direktörü Gazi Selçuk, “6 Kasım-6 Aralık 2012 tarihlerinde gerçekleşecek olan İstanbul’un en büyük çocuk ve gençlik sanat organizasyonu olan II. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali’nin hazırlık çalışmaları devam ediyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı desteğiyle Türkiye’de ilk kez düzenlediğimiz bienalin, 2. sini gerçekleştiriyor olmaktan ötürü çok mutluyuz. İlk kez düzenlediğimiz ve 65 bin izleyiciyle buluştuğumuz bienalde 5000 öğrenci çalışmalarıyla yer aldı. II. bienale ise, İstanbul’da yer alan 3 bin üzerinde ki kamu ve özel okulun öğrencileriyle birlikte, ilçelerin dezavantajlı bölgelerinde okuyan öğrencilerin de katılımını hedefliyoruz. Özellikle STK’larla yaptığımız işbirliği neticesinde cezaevinde doğan, risk altında bulunan ve engelliler gibi dezavantajlı gruplarında bu bienalde yer almasını sağlıyoruz. Kısa vadede çocukların ve gençlerin kendilerini ve sanatlarını ifade edecekleri önemli bir mecra yaratırken, uzun vadede Türkiye ekonomisinin lokomotifi olması planlanan Kültür Endüstrisinin önemli aktörlerinin yetiştirilmesine katkı sunuyoruz. Bienal, 1-18 yaş aralığında olan herkesin, öğretmen, veli veya sanatçı eşliğinde, video art, ses- görüntü enstalasyonları, heykel, seramik, atık çalışması, karışık teknik, resim, fotoğraf, dans, müzik, sahne performansı vb her türlü sanatsal üretimine açıktır. Ekim sonunda açıklanacak programla öğrenci, öğretmen, sanatçı, sanat takipçisi birçok kesimin dikkatlerini çekecek zenginliğe sahip içerik için hazırlık yapmaktayız. Bu sene mekanların seçiminde kamusal alanları tercih ettik. Türkiye Deniz İşletmeleri ile yaptığımız işbirliği neticesinde Bienal etkinlikleri, 10 şehir hatları vapuru ve Kadıköy’de yer alan Karaköy iskelesinde İstanbullularla buluşacak. Ayrıca Taksim meydanında kuracağımız diğer bir sahne ile Bienal çerçevesinde üretilen beden, müzik ve sahne performansları binlerce izleyiciye ulaşacak. Ayrıca 350 civarında atölye çalışması ve birbirinden farklı 41 panel ve söyleşi ile programı zenginleştirmekteyiz. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienalinin; birbirinden faklı tür ve içeriklere sahip 1500 civarında etkinliğe de ev sahipliği yaparak, 70 bin kişiye ulaşılması planlanmaktadır” şeklinde duygu ve düşüncelerini dile getirdi.
Küratörler adına söz alan Esra Çelikkanat; “II. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali’nin küratörleri Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyesi Gülçin Aksoy, sanatçı ve eğitimciler, Leyla Sakpınar, Maria Sezer, Özcan Yurdalan ve benden oluşuyor. Küratörler olarak yaklaşık dört aydır düzenli yaptığımız toplantılarda 2. bienalin konsepti ve işleyişi gibi konularda çalışmaktayız. Bildiğiniz üzere yaratıcılığın geliştirilmesinde sanatın önemli bir yeri olduğu artık kanıtlanmıştır. Sanat, hayatı farklı bir biçimde anlamayı, sorgulamayı ve farkındalığı sağlar. Bu doğrultudan yola çıkarak ve ilk bienalden edinilen deneyimleri de göz önünde bulundurarak, çocuklarımızın keyifle ve yaratıcılıklarını ortaya koyabilecekleri bir konsept ortaya çıkarmaya çalıştık. Düş aslında her yaşta kurulur, belki de en yoğun olarak çocuk ve gençlik yıllarında. Düş, gerçeğin kaynağı ve başlangıcıdır. Gerçek olmayan ama çoğu zaman gerçekleşmesi istenen bir umuttur düş. Gerçek düşten, düş gerçekten beslenir. Çocuk düşleriyle keşfeder, hayatına yön verir ve kendi dünyasını kurmaya başlar. Yaratmanın temelinde her zaman düş vardır. Bizde gitgide mekanikleşen bir çağda çeşitli ve zengin yorumlara açık olan “Düş mü? Gerçek mi?” temasından yola çıkarak 2012 yılı için planlanan İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali’nin konseptini “Düş Çocuk, Gerçek Çocuk” olarak belirledik” şeklinde konuştu.
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız ise yaptığı konuşmada; çocuklara yaratıcılıklarını sergileyebilecekleri bir sanat platformu kazandırdıkları için çok mutlu olduğunu dile getirdi. Sanat çalışmalarının temellerinin daha çocuk yaşlarda atılmasının ne kadar önemli olduğunun altını çizen Yıldız; ülkemizde bu tür etkinliklere daha fazla destek vermeliyiz. Bienal kapsamında hem çocuklarımız hem de geçlerimiz yaratıcılıklarını özgürce ortaya koyma şansını yakalayıp, performans ve ürettikleri eserleri pek çok izleyici ile buluşturacaklar” şeklinde konu ile ilgili düşüncelerini ifade etti.
Dernek ve Kursumuzun düzenlemiş olduğu Nar Çiçekleri Festivali görsellerini yayınlanmaya devam ediyoruz… Arzu eden Öğrenci ve Veli ile izleyicilerimiz görselleri indirebileceği gibi yanlarında getirecekleri Taşınabilir Belleklere yüklememizde mümkündür. Festivalde kaydedilen Videoların hazırlanması zaman alacağı için yükleme işlemi videolar için daha uzun olabilir. Videolara sahip olmak isteyenler Kursumuza uğrayabilir.
Çelişkiler (Contradictions) isimli sergisi, 31 Mayıs – 28 Temmuz 2012 tarihleri arasında Akbank Sanat’ta
Çelişkiler, neredeyse her şeyin sonuna eriştiği, ‘sonculuğun’ (endism) hakim söylem haline geldiği ve ‘sonrası’ (post) söylemlerinin başladığı bir dönemde, bireysel ve tekil, toplumsal ve çoğul olanın ancak çelişkiler içinde üreyebildiğini saptayan ve bir daha izleyiciye tanımlatan bir zemin. Sınırlarını kapitalist üretim koşullarının belirlediği bir dünyada cinsiyeti irdeleyen sanatçı, ezberlenmiş ve önkabullere dayandırılmış kimlikleri, bedenin ve duyuların kendi iç sınırlarını sorguluyor. Bu sorgulama, özgül olanın gerek kültürel, gerekse bedensel plandaki yansıması hatırlatılarak yapılıyor. Connor’un uyumlu olduğu kabul edilen düzlemlerin çelişkileri üstüne yoğunlaşan yapıtları, aynı zamanda çağdaş sanatın da bir duruşmaya çağrılması demek!
Sanatın toplumsal zihniyeti etkileme gücünün en çarpıcı boyutlara ulaştığı bir dönem olan 1980’lerden beri sanat yapan Maureen Connor’un eserlerinin neredeyse bu dönemin bir topoğrafyası olduğunu belirten Küratör Hasan Bülent Kahraman sergi ile ilgili değerlendirmesinde; “Connor, Çelişkiler sergisindeki eserleri ile 1990’larda sanat-piyasa-kapitalizm ilişkisini derin bir sorgulamaya tabi tutuyor. Post modern dönem diye adlandırılan bu çağda unutmayalım ki, bizatihi post modernitenin kendisi ‘geç kapitalist dönemin kültürel mantığı’ olarak tanımlanıyordu. Böyle bir dönemde, belirttiğim çıkışı yapan sanatçının arayışının son derecede özgül olduğunu da kaydetmek gerekir. Sanatçı, buradan hareketle kapitalizmin ve modernitenin en önemli sorunsallarından biri olan beden ve kimlik meselesine kayıyor. Her iki olguyu da kadın üstünde somutlaştırıyor. İki katmanlı olarak düşünülebilen sergide her şeyden önce bir zaman ekseni var. Connor, 1990 öncesinde, çok uzak bir tarihte gerçekleştirdiği ve sergilediği yapıtlarla yeni yapıtlarını birlikte sunuyor. Bu, dönüşümün sanatçıda kristalize olan izdüşümüne bir gönderme. Serginin ikinci katmanı ise bir sorgulama düzlemi. İzleyiciyi kuşatan ve zorlayan bir sanatsal anlayış duruyor karşımızda. Her dönemeçte, her yapıtta izleyici, bir kez daha kendisiyle yüz yüze getiriliyor. Bunu bir katılım politikası olarak görmek mümkün olsa da bu aynı zamanda yabancılaştırmayı ve soyutlamayı da içeren bir yaklaşım. Kadınlığa biçilmiş roller, bu videonun çok verimli imgeleriyle tam bir çakışma halinde. Bu da serginin adında barındırdığı çelişkileri kapsayan bir çakışma” dedi.
ETKİNLİK: Sergi- Çelişkiler (Contradictions)
Sanatçı: Maureen Connor
Küratör: Hasan Bülent Kahraman
Tarih: 31 Mayıs – 28 Temmuz.2012
Yer: Akbank Sanat
Sergi Açılış Tarihi: 30 Mayıs 2012
Etkinlik ücretsizdir
Kaynak : [-]
2. Uluslararası Engelsiz Film Festivali tanıtım filmi için; Beste Bereket, Cengiz Bozkurt, Bennu Yıldırımlar, Tuğrul Tülek, Zeynep Çamcı, Mine Soley, Rüya Önal, İrem Altuğ, Ece Uslu, Ececan Gümeci, Burç Kümbetlioğlu ve Altan Akışık kamera karşısına geçti. Yönetmenliğini Burak Şenkal’ın yaptığı filmlerin jenerik müziği ise Mehmet İstanbulluoğlu’na ait.
Bu yıl 2.si düzenlenen festivalin tanıtım filmleri 4 farklı videodan oluşuyor ve ünlüler engellilerin sorunlarına dikkat çekiyorlar.
“Herkes için Eşit Saygı, Herkes için Eşit Yaşam Koşulları ve Adalet” ana temasından yola çıkılarak düzenlenen 2. Uluslararası Engelsiz Film Festivali 21-26 Mayıs tarihleri arasında izleyicilerle buluşacak.
Filimleri :
Festival sitesi için : www.engelsizfilm.com
Kaynak : [-]
31. İstanbul Film Festivali için geri sayım da son 3 gün
31. İstanbul Film Festivali, 31 Mart’ta Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenecek törenle başlayacak. Sinemaseverler, 16 gün boyunca 23 bölümde 7 sinemada 200’ün üzerinde filmi görme imkanına sahip olacak.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Akbank sponsorluğunda düzenlenen 31. İstanbul Film Festivali için geri sayım başladı. Festival, 31 Mart–15 Nisan tarihlerinde yapılacak.
İstanbul Film Festivali, sinemaseverlere 23 bölümde 200’ün üzerinde filmden oluşan programının yanı sıra ünlü konuklar, usta sinemacıların katılacağı söyleşi ve atölye çalışmaları, sinema dersleri, ustalık sınıfları ve konserlerle dolu dolu iki hafta vaat ediyor.
Festivalin gösterimleri geçen yıl olduğu gibi Beyoğlu’nda Atlas, Fitaş 1 ve 4, Beyoğlu, Pera Müzesi, Nişantaşı’nda City Life (City’s) ve Kadıköy’de Rexx olmak üzere 7 salonda yapılacak.
Filmlerin gösterim saatleri 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30 olacak. Festivalin büyük ilgi gören ”Geceyarısı Sineması” gösterileri bu yıl da sürecek. Festival süresince her cumartesi gecesi 24.00’te bir film izleyicilere sunulacak.
-Sinema Onur Ödülleri-
İstanbul Film Festivali’nin 30 Mart akşamı Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda yapılacak açılış töreninde, sinemanın 5 önemli ismine ”Sinema Onur Ödülü” takdim edilecek.
”Sinema Onur Ödülleri” bu yıl yönetmen Ali Özgentürk, oyuncular Ayşen Gruda ve Halit Akçatepe, ilk kadın sinema eleştirmeni Sevin Okyay ile İngiliz yönetmen Terence Davies’e verilecek.
Terence Davies’in başrolünde Rachel Weisz’in yer aldığı son filmi ”The Deep Blue Sea/Aşkın Karanlık Yüzü” de festivalin açılış filmi olarak gösterilecek.
Film, festivalde ayrıca ”Yıllara Meydan Okuyanlar” bölümü kapsamında izleyicilerle buluşacak. Terence Davies, festival kapsamında ”Belirsizliğin Keyfi ve Tehlikeleri” başlıklı sinema dersini de 31 Mart’ta Salon’da verecek.
”Altın Laleler” ve İstanbul Film Festivali’nin diğer ödülleri ise 14 Nisan Cumartesi gecesi Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda düzenlenecek kapanış töreninde sahiplerini bulacak.
-”Altın Lale” heyecanı-
Festivalin ”Uluslararası Yarışma” bölümünde, Şakir Eczacıbaşı anısına verilen ”Altın Lale” için ”The Loneliest Planet/Yalnız Gezegen”, ”Süper Kahramanın Ölümü/Death of a Superhero”, ”Bonzai”, ”Wuthering Heights/Uğultulu Tepeler”, ”Amir Naderi”, ”The Snows of Kilimanjaro/Kilimanjaro’nun Karları”, ”Cracks in the Shell/Kabuktaki Çatlaklar”, ”The Delay/Gecikme”, ”Albert Nobbs”, ”A Royal Affair/Yasak Aşk” ve ”Oslo” adlı filmler yarışacak.
-Ulusal yarışma ve Türkiye sineması-
Festivalde, Türkiye’den 2011–2012 sezonunda yapımı tamamlanan filmlerin bir araya geldiği ”Türkiye Sineması” bölümünde ”Ulusal Yarışma”nın yanı sıra ”Yarışma Dışı”, ”Belgeseller” ve ”Yeni Türkiye Sineması” başlıkları altında 40’a yakın film gösterilecek.
Altın Lale Ulusal Yarışma’da ödül için bu yıl 12 film jüri karşısına çıkacak. Festivalde yarışacak filmlerden yönetmen Emin Alper’in ”Tepenin Ardı”, Reis Çelik’in ”Lal Gece”, Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan’ın ”Babamın Sesi” Türkiye prömiyeri, yönetmen Mizgin Müjde Arslan’ın ”Ben Uçtum, Sen Kaldın”, Veli Kahraman’ın ”Ana Dilim Nerede?”, Elif Refiğ’in ”Ferahfeza” ve Belmin Söylemez’in ”Şimdiki Zaman” adlı filmleri de dünya prömiyerini yapacak. Festivalde bunların yanı sıra Tayfur Aydın’ın ”İz-Reç”, Raşit Çelikezer’in ”Can”, Zeki Demirkubuz’un ”Yeraltı”, Muzaffer Özdemir’in ”Yurt” ve Ümit Ünal’ın ”Nar” adlı filmleri yarışacak.
-İKSV’nin 40. yılına özel bölüm-
İstanbul Film Festivali, İKSV’nin 40. yılını ”Sinema ve Müzik” başlıklı özel bir bölümle kutlayacak. Bölümde, İKSV’nin kuruluş yılı olan 1973’ten bu yana her 10 yıllık dönemden seçilmiş birer müzikal film izleyiciyle buluşacak.
”Türk Sineması” bölümünde Yusuf Pirhasan’ın ”Kurtuluş Son Durak”, Hasan Tolga Pulat’ın ”Güzel Günler Göreceğiz”, Murat Saraçoğlu’nun ”Yangın Var”, Onur Ünlü’nün ”Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi” ile Erdoğan Kar’ın ”Kadife” filmleri ”Yarışma Dışı” kuşağında izleyicilerle buluşacak.
”Yeni Türkiye Sineması” kuşağında bu yıl Serkan Acar’ın ”Aşk ve Devrim”, Savaş Baykal’ın ”Öngörüye Ağıt”, Fırat Çağrı Beyaz’ın ”Ölü Bölgeden Fısıltılar”, Refik Çakar’ın ”Semi”, Caner Erzincan’ın ”Mar”, Erdal Rahmi Hanay’ın ”Hicaz”, Ali Vatansever’in ”El Yazısı”, Çiğdem Vitrinel Özcan’ın ”Geriye Kalan”, Tamer Yiğit ile Branka Prlic’in ”Karaman” ve Oğuz Çiçek’in ”Diğer Yol” adlı filmleri izlenebilecek.
-Fipresci ödülü-
Festivalde, Uluslararası ve Ulusal Yarışma’da yer alan birer filme Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) Ödülü ile Radikal Halk Ödülü verilecek.
Avrupa Konseyi Sinema Ödülü (FACE–Film Award of the Council of Europe) ”Sinemada İnsan Hakları” bölümünde yer alan ve insan hakları konusunda kamuoyunda duyarlılık ve bilinç uyandıran, bu konunun öneminin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunan bir filme verilecek.
Avrupa Konseyi Sinema Ödülü için Türkiye’yi Özcan Alper’in ”Gelecek Uzun Sürer” ve ”Ruhi Karadağ’ın ”Simurg” adlı filmleri temsil edecek.
-”Gurbet Kuşları” yenilendi-
Festival kapsamında gerçekleştirilecek özel bölümde, Groupama ve Groupama Gan Sinema Vakfı işbirliğiyle restore edilen Halit Refiğ’in 1964 tarihli filmi ”Gurbet Kuşları” izleyici karşısına çıkacak.
Senaryosunu Halit Refiğ’in, diyaloglarını ise Orhan Kemal’in yazdığı, baş rollerinde Tanju Gürsu, Filiz Akın, Özden Çelik, Pervin Par ve Cüneyt Arkın’ın yer aldığı film, Kahramanmaraş’tan İstanbul’a daha iyi bir yaşam sürebilmek için gelen bir ailenin verdiği yaşam mücadelesini anlatıyor.
-Arap baharı-
Festivalin bu yılki özel bölümlerinden ”Devrimin Filmini Çekmek”, özellikle Arap Baharı üzerinden bütün dünyada gerçekleşen halk hareketlerini sinema üzerinden sorgulayacak ve ”bir devrimin nasıl filme çekilebileceğini” inceleyecek.
Daha önce çekilen filmlerle günümüz devrim filmlerini bir araya getirerek son aylarda yaşanan olaylara farklı bir bakış açısı getirecek bölüm kapsamında 8 uzun metrajlı ve bir kısa metrajlı film gösterilecek.
Mısırlı belgeselci Hannan Abdalla’nın, değişik sosyo-kültürel altyapılardan gelen, farklı yaşlardaki 4 kadının Mısır devriminin hemen ardından yaşanan olayları kendi perspektiflerinden anlattığı ”In the Shadow of a Man/Bir Erkeğin Gölgesinde” ve 2005 yılında ülkede ilk defa yapılan birden fazla adaylı seçimler sırasında yaşanan ihlal ve kısıtlamaları inceleyen Wael Omar’ın çektiği kısa metrajlı ”Democracy 76” Mısır devrimine sinemasal bir ışık tutacak.
Cezayir devrimini anlatan Gillo Pontecorvo’nun ”Battle of Algiers/Cezayir Savaşı”, İran’da Haziran 2009’daki başkanlık seçimlerinden sonra sokaklara dökülen insanların cep telefonları ile çektikleri videolardan oluşan ”Fragments of a Revolution/Bir Devrimden Parçalar”, Ukrayna’da ”Turuncu Devrim” olarak bilinen olayları anlatan Andrei Zagdansky’nin ”Orange Winter/Turuncu Kış”, Stefano Savona’nın ”Tahrir–Liberation Square/Tahrir–Özgürlük Meydanı”, Heiny Srour’un ”Leila and The Wolves/Leyla ile Kurtlar”, Elyes Baccar’ın ”Rouge Parole/Kızıl Söz” ve Mourad Ben Cheikh’in ”No More Fear/Artık Korkmak Yok” filmleri de bu kapsamda gösterilecek.
-Yunan sineması da festivalde-
”Yunanistan’da Neler Oluyor?” başlıklı bölüm kapsamında, son dönem Yunan sinemasının 5 çarpıcı örneği festival seyircisiyle buluşacak.
Türkiye ile Çin arasındaki kültürel yakınlaşmayı ve politik ilişkilerin güçlendirilmesini amaçlayan ”2012 Türkiye’de Çin Kültürü Yılı” vesilesiyle düzenlenen ”Bir Çin Sinema Geleneği: WuXia” bölümünde dövüş sanatçılarının maceralarına odaklanan ve Çin sinemasının en çok film yapılan türü olan 8 WuXia filmine yer verilecek.
”Aile İçinde” bölümünde 21. yüzyılda değişen aile kavramını ve ilişkilerini konu edinen filmler, ”Antidepresan” bölümünde hayatı hafife alan, eğlendirirken düşündüren, mizaha ve dünyaya benzersiz açılardan bakan filmlerden oluşan seçki sunulacak.
-Akbank galaları-
”Akbank Galaları”, ”Dünya Festivallerinden”, ”Genç Ustalar”, ”Belgesel Kuşağı”, ”Yıllara Meydan Okuyanlar”, ”Mayınlı Bölge”, ”Canlandırma Sineması” bölümleri altında filmler gösterilecek.
”Anılarına” bölümünde ise Türk ve dünya sinemasının kaybettiği yönetmenler kült filmlerinin gösterimiyle anılacak.
-Çocuk Mönüsü-
Hollanda–Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 400. yılı dolayısıyla bu yıl ”Çocuk Mönüsü” bölümünde, çocuk filmleri konusunda uzmanlaşmış bir ülke olan Hollanda’dan filmler sunulacak. Festival boyunca hafta sonları Nişantaşı Citylife City’s, Rexx ve Akbank Sanat sinemasında gösterilecek filmlere simültane Türkçe seslendirme yapılacak.
-900 dakikalık belgesel-
Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan 15 saatlik görkemli belgesel, ”The Story of Film: An Odyssey/Filmin Hikayesi: Uzun ve Maceralı Bir Yolculuk”, İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek.
Yönetmen Mark Cousins’in 5 yılı aşkın çalışması sonucunda dünya sinema tarihini bütünüyle gözler önüne seren 900 dakikalık belgeseli, festivalde Pera Müzesi’nin sinema salonunda 2 seansta, 4 gün boyunca meraklılarıyla buluşacak.
-Biletler-
Festivalin tam 15, öğrenci ve 65 yaş ve üstü sinemaseverler için 9 lira olan biletleri Atlas, Beyoğlu, Nişantaşı Citylife (City’s) ve Kadıköy’de Rexx sinemalarında açılacak gişelerden ve Biletix’ten alabilecek.
Festivalde hafta içi gündüz seanslarındaki indirimli fiyat uygulaması bu yıl da devam edecek, hafta içi gündüz seansları 5 liraya izlenebilecek.
Sinemaseverler, alacakları biletlere ek olarak 15 veya 50 liralık katkıda bulunarak, festivaldeki film gösterimlerine 3 ila 10 öğrencinin katılmasını sağlayarak ”BitamBiöğrenci” projesine destek verebilecek.
Rock’n Dark ’ın 4 yılından 5 yılına !
Efes Dark’ın genç müzisyenlere yeteneklerini sergileme ve müzik dünyasında yer edinme fırsatı sunmayı amaçlayan müzik yarışması Rock’n Dark 5 müzikseverlerle buluşuyor.
ock’n Dark 5 kapsamında bu yıl 8 ilde gerçekleştirilecek bölge finallerinin üçüncüsü3 Mart gecesi Garaj İstanbul’da yapılacak. Amatör grupların performansları sonrasında rock müziğinin yükselen sesi Model sahne alacak.
Gece Production organizasyonu ile Efes Dark tarafından düzenlenen Rock’n Dark Müzik Yarışması 5, son hızıyla devam ediyor. Genç müzisyenlere yeteneklerini keşfetme ve müzik dünyasında yer edinme imkânı sunan yarışmanın üçüncü bölge finali 3 Mart Cumartesi günü Garaj İstanbul’da gerçekleştirilecek. Bölge finalinde rock müziğinin yükselen sesi Model sahne alacak.
Bölge finallerinde sahnede canlı performanslarını sergileyecek gruplar arasından jüri ve halk oylaması sonucunda bölge birincileri seçilecek ve birinciler yarı finalde ilk üçe girmek için yarışacak. Mayıs ayında yine İstanbul’da gerçekleştirilecek finalde de Rock’n Dark 5’in birincisi belirlenecek. Rock’n Dark 5’in üçüncü durağı olan İstanbul’da yarışacak olan gruplardan Dilan Kara, Meriva ve Neva İstanbul bölge finalisti olmak için sahnede boy gösterecek.
Biletix’ten satışa sunulan Rock’n Dark 5 İstanbul Bölge Finali’nin bilet fiyatı ise 23 TL.
Genç Müzisyenler Profesyoneller Tarafından Değerlendirilecek
Bu yıl da Rock’n Dark’ta birbirinden önemli isimler jüri koltuğunda yer alacak. Amatör rock gruplarının performanslarını; Müzik yapımcısı Selim Serezli, müzik prodüktörü Haluk Kurosman, Dream TV Genel Yayın Yönetmeni Şafak Ongan, Rock FM Yayın Direktörü Metehan Mert Çakır, Hürriyet Gazetesi müzik yazarı Barış Akpolat, menajer Can Sertoğlu, Gece Yolcuları grubunun solisti Edis İlhan, müzisyen ve yazar Melis Danişmend değerlendirecek.
Dereceye Giren Grupları Önemli Fırsatlar Bekliyor!
Rock’n Dark Müzik Yarışması 5’te birinci seçilen grubun şarkısı dijital single olarak piyasaya çıkacak ve şarkının video klibi de çekilerek Dream TV’de yayınlanacak. İkincilik ödülünü alan grup uluslararası bir müzik festivalini izleme fırsatını yakalarken, üçüncü seçilen grup ise kendi şehrinde tam bir yıllık prova stüdyosu kullanımı hakkı elde edecek.
Rock’n Dark Müzik Yarışması 5 Etkinlik Takvimi
27.01.2012 Ankara Bölge Finali J.J.Balans
24.02.2012 Eskişehir Bölge Finali Hayal Kahvesi
03.03.2012 İstanbul Bölge Finali Garaj İstanbul
17.03.2012 Adana Bölge Finali Seyhan Otel-Adres Bar
24.03.2012 Antalya Bölge Finali Dedeman Otel
06.04.2012 İzmir Bölge Finali İzmir Arena
04.04.2012 Bursa Bölge Finali Bursa Suare
27.04.2012 Konya Finali Rixos Otel
Mayıs 2012 Büyük Final – İstanbul
Fashion & Film Vol. 1, İstanbul Fashion Week ile koşut olarak aynı tarihlerde, tam olarak 09 Şubat 2012 günü Roxy’de düzenlenecek.
İlk kez düzenlenecek olan etkinlik moda filmlerinden oluşan bir video gösterim programının eşlik edeceği parti şeklinde tasarlandı. İstanbulmoda haftasının bir yan etkinliği olarak ana etkinlikleri de destekleyecek olan bu çok farklı gecede moda, film ve güncel sanat dünyaları bir araya getirilecek. Corona sponsorluğunda Kültür Departmanı tarafından organize edilen Fashion & Film Vol. 1 yenilenen ve genişleyen bir içerikle her moda haftasında tekrar edecek.
9 Şubat 2012 Perşembe günü saat 22:00’de açacak olan Fashion & Film Vol.1 programındaki videoların gösterimi ve parti, kentin en ünlü ve artık efsane statüsüne ulaşmış kulüplerinden olan Roxy’de gerçekleştirilecek. Parti esnasında konsepti oluşturan 12 moda filmi toplam 10 LCD ekranda ve 2 dev projektörde devamlı şekilde gösterilecek. Gecede sanat koleksiyonerleri, sanatçılar, galericiler, moda tasarımcıları, modeller, dergi editörleri ve medyamensupları hem bu özel seçkide yer alan filmleri izleyecek hem de partiyle beraber hoşça vakit geçirecekler.
Corona presents Fashion&Film Vol.1 programında daha önce New York ve Londra moda haftalarında, hatta Paris Pompidou sanat merkezi gibi mekanlarda gösterilmiş ünlü modacıların, yönetmenlerin işlerini sergileyen, moda ve hareketli görüntü ilişkisi üzerinden yeni bir anlatım dili geliştiren 12 film ve video yer alıyor. Küratörlüğünü Tuna Yılmaz’ın yaptığı seçki kapsamında işleri parti esnasında gösterilecek sanatçılar şöyle: Calum MacDiarmid (İngiltere), Bell Soto (Peru), Ayzıt Bostan (Almanya), Georgie Greville (ABD), Piotr Naumowicz (Polonya), Thomas English (İngiltere), Alex Johns (İngiltere), Lucia Curzi (ABD), Zaiba Jabbar (İngiltere), Michaela Kühn (Almanya), Monica Elkelv (Letonya) ve Reto Schmid & Lee Wei Swee (ABD).
Gösterim Programı Hakkında
Geçtiğimiz on yıl içerisinde, “viral” moda filmleri tasarımcıların sunacağı yeni koleksiyonlar için genel geçer anlamda en iyi sunum şekli olarak kabul edilen defileler için gerçek birer tehdit haline geldiler. Bu da sonuç olarak filmleri ve videoları moda tüketimiyle bağlantılı bir hale getirdi.
Sinema sanatının yüz yılı aşkın tarihi, janrların/türlerin çeşitliliği ve “video art” denilen görece genç ama belki de daha geniş ufuklu sanat biçiminin geçmişi üzerinden hareketle ortaya bir seçki sunuyoruz. Daha da çeşitlenecek, uzayacak, bükulecek ve yayılacak bir yapının temeli olsun diyerek… Hareketli görüntülerin modayı bir kavram, bir konsept, bir endüstri ve bir kültürel form olarak nasıl temsil ettiğini ve yorumladığının da İstanbul sınırları içinde cevaplarını arıyoruz.
Sunulan seçki havalı bir fotoğraf makinesinin ya da artık bedava pdf kopyalarının internette cirit attığı bir moda dergisinin sunduğundan daha fazla bir “şey”i ifade ediyor; film ve videonun içindeki modadan da daha “büyük” bir estetiği kutluyor. Gösterim programına alınan işler içeriklerine yönelik bir eleştirel tepkiyi teşvik ediyor ve filmin o uzun tarihine ait bağlam içerisindeki mevcut pratiklere işaret ediyor.
Yılın en çok konuşulan ödüllü bağımsız filmleri ve yönetmenlerini izleyiciler ile buluşturacak olan festival, her zamanki gibi ilginç konukları, renkli partileri ve eylem-odaklı atölye çalışmaları ile dolu bir program sunuyor. Üstelik filmler bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’e de gidiyor!
Tahrir’den Occupy’a kadar dünyayı çalkalayan sokak hareketlerinin damgasını vurduğu bir yılın ardından 11. si yapılacak olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali de seyircisini ‘Hareket’e davet ediyor! Yılın en çok konuşulan ödüllü bağımsız filmleri ve yönetmenlerini izleyiciler ile buluşturacak olan festival, her zamanki gibi ilginç konukları, renkli partileri ve eylem-odaklı atölye çalışmaları ile dolu bir program sunuyor. Üstelik filmler bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’e de gidiyor!
The Descendants, Take Shelter ve Bellflower gibi yılın en çok konuşulan bol ödüllü filmleri Hit Filmler bölümünde Digitürk işbirliğinde yerini aldı. 2012 senesine özel yeni bölümleri arasında NTV işbirliğinde People Power/Arka Bahçe, CNBC-e ortaklığında e-şıkkı ve Turkcell Profesyoneller Kulübü’nun sunduğu Yol bölümü var. !f İstanbul klasiklerinden olan Fantastik Filmler ise gnctrkcll ortaklığında.
!f İstanbul’un bu seneki sürprizlerinden biri ise müzik filmleri, partileri ve etkinliklerini Adidas Originals ana sponsorluğunda !f Music başlığı altında toplaması ve ünlü İngiliz besteci Micheal Nyman gibi konukların da katılımıyla genişletmesi.
Festival 16-26 Şubat tarihleri arasında AFM Fitaş Beyoğlu, Maçka G-Mall, AFM İstinye Park ve AFM Caddebostan Budak, 1-4 Mart tarihlerinde Ankara CEPA’da, 2-4 Mart tarihlerinde İzmir Balçova KİPA’da gerçekleşecek.
Festivalin biletleri 3 Şubat’ta Mybilet’ten indirimli ön satışa çıkıyor.
13 Ocak’tan itibaren satışa çıkacak sınırlı sayıdaki G!ft Card ile hafta içi gündüz seanslarına 10 bilet ve 1 gece yarısı seansı bileti 40 TL olacak.
İşte 2012 festivalinden bazı ana başlıklar:
Sundance Yine !f İstanbul’u Global Merkezlerinden Biri Seçti
Robert Redford’un bağımsız filmlere ve yönetmenlere bir yuva olarak yarattığı Sundance Enstitüsü !f İstanbul ile olan ortaklığının 2. senesinde yine Sundance Lab’in senaryo yazım eğitimlerini, taze Sundance filmlerinden bazıları ile birlikte !f İstanbul’a getiriyor.
Ünlü Mısırlı Aktivist ve Oyuncu Khaled Abdol Naga Keşif Jürisinde
Festivalin uluslararası yarışması Keş!f yine genç yönetmenlerin ilham veren filmlerinden oluşan bir seçki ve bu senenin jüri üyeleri Yeşim Ustaoğlu, Andrea Picard, Mark Adams, Jonathan Cauoette, Khaled Abdol Naga ile cesaret ve yenilik dolu filmlerle İstanbul’da olacak. Bağımsız sinemanın yeni yeteneklerini, sinemanın ustalarıyla bir araya getiren !f İstanbul festivalin son hafta sonunda dünyanın farklı yerlerinden genç sinemacıları ve sinema duayeni ustaları buluşturuyor.
Jacques Nolot İstanbul’da! Fransız L’ACID 20. Yılını !f İstanbul ile Kutluyor
Bağımsız sinemanın Paris merkezli kuruluşu L’ACID 20. yılını kutlarken gözden kaçmış modern klasiklerden ve yeni yapımlardan oluşan bir seçkiyi !f İstanbul ortaklığında festival kapsamında bağımsız sinema severlere ulaştıracak.
Seçkide yer alan filmler bol ödüllü Blissfully Yours (Apichatpong Weerasethakul), aykırı İsrailli yönetmen Avi Mograbi’den Avenge But One of My Two Eyes, Locarno’da Gümüş Leopar ödüllü Curling (Denis Côté) ve Cannes En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu ödüllü L’humanite (Bruno Dumont).
Program kapsamında ayrıca ünlü oyuncu Jacques Nolot, Avant Que J’oublie adlı meşhur filmini sunmak üzere İstanbul’da olacak.
İlk kez verilecek Yeni bir Dünya için Sinema ödülünü almak üzere Rupert Everett !f istanbul’da!
Ünlü İngiliz oyuncu hem Zenne filminin özel bir gösterimini sunacak, hem de festivalin Yeni bir Dünya İçin Sinema ödülünün ilk sahibi olacak.
Gey olduğunu açıklayıp Hollywood’da başarılı bir oyunculuk kariyerine imza atan ilk oyuncu olarak bilinen Everett bu anlamda eşcinsellerin görünürlüğü için verilen mücadelede özel bir yere sahip.
!f’in verdiği ödül, Everett’ın ‘herkesin korkusuzca kendisi olabileceği bir dünyaya sinema yoluyla yaptığı katkılar’ için 26 Şubat’ta özel bir tören ile verilecek.
AHMET YILDIZ’IN DAVASINI YAKINDAN TAKIP ETTI
Everett, Lord Byron hakkında televizyon için çekilen bir belgesel nedeniyle Türkiye’de bulunduğu sıralarda Ahmet Yıldız’ın babası tarafından gey olduğu için öldürüldüğünü öğrendi. Zenne filmine konu olan bu cinayet hakkında ‘Türkiye’de eşcinsel olarak yaşamanın kolay olduğunu sanmıyorum’ demişti o sırada. Olaydan 5 yıl sonra, Everett bu kez Zenne filminin özel bir gösterimini sunmak üzere İstanbul’a geliyor.
Ünlü oyuncu Rupert Everett ilk kez 1981 yılında Another Country filmindeki öğrenci rolüyle tanındı. Dokuz sene sonra, Paris’te bir röportajda gey olduğunu açıkladı ve o günden beri eşcinsel hakları ve bu konudaki önyargıları yıkmak için mücadele ediyor.
Everett’ın bir oyuncu olarak ünlenmesi 90larda The Madness of King George, Robert Altman’ın Ready to Wear gibi filmlerin ardından Julia Roberts ile birlikte oynadığı My Best Friend’s Wedding ile oldu. Ardından John Schlesinger’ın The Next Best Thing ve Oskar ödüllü Shakespeare in Love gibi filmlerde oynadı.
Everett’ın Türkiye ziyareti British Council tarafından destekleniyor.
Dünyanın Büyük Festivallerinden Topladıkları Ödüllerle !f’e Gelen Hit Filmler
Her sene olduğu gibi bu sene de Toronto, Venedik, Cannes, Sundance, Independent Spirit, Golden Globe ödüllü ve festival gezgini filmler Digitürk işbirliği ile !f İstanbul programında yerini aldı.
Alexander Payne’in senenin en çok konuşulan ödül rekortmeni filmi The Descendants / Senden Bana Kalan, Jeff Nichols yönetmenliğindeki Cannes dahil 10 ödüllü Take Shelter / Sığınak, Evan Glodell’in mucize yönetmen olarak tanınmasını sağlayan Bellflower / Arıza Aşk, Jonathan Levine ve Seth Rogen’ı gerçek bir kanser hikayesinin komediyle karışık dram uyarlamasında bir araya getiren 50/50 / Şansa Bak Hit Filmler’den sadece bazıları. Michelle Williams’ın iki aşk arasında kaldığı Take This Waltz / Bu Dans Senin , tarihimizin en radikal çevreci grubunun hikayesini anlatan If A Tree Falls: A Story Of The Earth Liberation Front / Eğer Bir Ağaç Devrilirse: Yeryüzü Özgürlük Cephesi’nin Hikayesi , 60’ların ve Ken Kesey ile Marry Pranksters’ın ruhunu orjinal görüntülerle belgeselleyen Magic Trip / Sihirli Yolculuk , Todd Solondz’un Venedik, Locarno ve Toronto’dan ödülle gelen yeni filmi Dark Horse / Kara At, Sundance, SXSW ve Locarno gezgini Azazel Jacobs filmi Terri / Terri de Hit Filmler arasında.
11. Senenin Yeni Bölümleri – Dünyaya Kapalı Kalamazdık
Bu sene Mısır’dan Amerika’ya uzanan hareketlenmeler ve yeni bir dünya düzeni isteyen insanların eylemleriyle geçti. Bu hareketlerden esinlenen NTV işbirliğindeki People Power / Arka Bahçe bölümünün ön plandaki filmleri arasında Tahrir 2011: The Good, The Bad And The Politician ve Pockets of Resistance var. Bölümün yönetmenleri de konuklarımız arasında olacak.
Diğer yeni bölümümüz e-xperiments / e-şıkkı, sınırların muğlaklaştığı, tabuların ortadan kalktığı denemeye korkmayan karakterlerin hikayelerini perdeye taşıyor. CNBC-e işbirliğindeki bölümün ön plana çıkan filmleri arasında 17 Girls / 17 Kız, People I Could Have Been And Maybe Am / Olabileceğim Belki De Olduğum İnsanlar, Empire North / Empire North var.
Bir başka yeni bölüm olan Turkcell Profesyoneller Kulübü işbirliğindeki The Trip / Yol bölümündeki filmler sadece uzaklara yapılan yolculukların değil, aynı zamanda insanın kendi içinde ve kafasında yaptığı yolculukların da filmleri. Çok ses getiren Tarnation filminin yönetmeni Jonathan Cauoette’in son filmi Walk Away Renee ve Radiohead’in Meeting People is Easy ve Joy Division filmlerinin ünlü yönetmeni Grant Gee’nin son filmi Patience After Sebald / Sabır (Sebald’in İzinde), bu bölümde.
SALT Beyoğlu Açık Sinema’da Ücretsiz Sinema ve Konuşmalar
Sinefilleri sinema salonlarından çıkartıp buluşturan !f İstanbul’un 2012’deki etkinlik merkezi SALT. Festival süresince ücretsiz film gösterimleri ve konuşmalar burada gerçekleşecek.
Radiohead ve Joy Division Filmlerinin Yönetmeni Grant Gee Anlatıyor
Radiohead ve Joy Division gibi gruplar hakkındaki ödüllü belgesellerinden tanıdığımız yönetmen Grant Gee tarafından çekilen Sabır (Sebald’in İzinde) filminde Sebald’ın bir yayıncısı, yazarın İngiltere kıyısında yaptığı bir yürüşün etrafında anı, kurgu, sanat, tarih, bellek arasında dolanan belki de en tanınmış kitabı Satürn’ün Halkaları’nı nasıl sınıflandıracağını bilemediğini anlatıyor. Kitap roman mıdır, düzyazı mı, seyahatname mi, yoksa tarih mi? Emre Ayvaz’ın Gee ile uyarlama üzerine yapacağı sohbeti kaçırmayın!
Ünlü Besteci Michael Nyman İle Buluşmak
Piyano, The End of the Affair, Gattaca ve Peter Greenaway filmlerine yaptığı bestelerle sayısız ödül kazanan besteci Michael Nyman ilk filmi Kameralı Nyman’ı festivalde sunduktan sonra, !f Music kapsamında sesle görüntü arasındaki ilişkiyi keşfettiği bir konuşma yapıp, kısa filmlerinden parçalar gösterecek. British Council desteği ile konuk olan müzisyen ve yönetmen Nyman, birçok festivalde ödül almış filmlerin bestecisi olarak edindiği deneyimleri aktaracak.
!f İstanbul Yeni Bir Mini-Festivalle Geliyor – !f Music
2012 senesinde 16-26 Şubat tarihlerinde gerçekleşecek 11. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali yeni bir sürprizle geliyor. adidas Originals ana sponsorluğundaki mini-festival !f Music, müziğin tüm yansımalarını bir araya getiriyor. !f Music ile müzik filmleri, müziğin mutfağından etkinlikler ve partiler bir arada !f İstanbul’da.
!f Music filmleri, Chemical Brothers’dan Devendra Banhart’a, Courtney Love Curt Cobain ilişkisinden erkek egemen müzik dünyasında kadın olmayı anlatan Patty Schemel’e, Le Tigre’ye ve Japonya’nın mistik seslerine uzanıyor. !f Music Partileri’nde, Kate Simko Nisan 2011’de Berlin’de yarattığı çığır açan canlı ‘A/V’ şovu ile !f Music Açılış Partisi’nde Ghetto’da! 3 mekana birden yayılacak olan Gökkuşağı Partisi’nde ana sahnede Nomi Ruiz (Jessica 6) DJ setinin ardından sürpriz bir PA performansı da yapacak.
!f Music’in ilk sürprizi Chemical Brothers’ın filmi Don’t Think’in dünyanın sayılı şehirlerinde eş zamanlı yapılacak olan gösterimine İstanbul’u da eklemek oldu. 26 Ocak gecesi seçilmiş 26 şehirde yapılacak eşzamanlı gösterimin bir ayağı da İstanbul’da gerçekleşecek. Tüm dünyada sayılı insanın parçası olabileceği bu canlı sinema olayı adidas Originals ana sponsorluğundaki !f Music kapsamında!
!f Music Partileri
!f İstanbul’un adidas Originals ana sponsorluğundaki ve Tuborg ortaklığındaki yeni festivali !f Music sadece Sesli Yaşam filmleri ve müzik etkinlikleri ile değil partileriyle de çok konuşulacak.
!f Music Açılış Partisi / !f Istanbul Opening Party
18 Şubat Cumartesi
Feat. Kate Simko (US) Live + DJ Set
Warm up- Close up : Dearhead
Visuals by Jeffrey Weeter
Jeffrey Weeter’ın gerçek zamanlı video kurgusu ile Kate Simko’nun canlı performansı birleşiyor ve ‘Canlı Sinema’ adını verdikleri 2011 şovu İstanbul’lu müzikseverlerle buluşuyor. Kendine özgü canlı bir sinematik deneyime dönüşecek performans daha önce Asya, Avrupa ve Amerika’da Fabric, Verboten (New York), Culture Box (Kopenhag), Cocoliche (Buenos Aires), Rex Club (Paris) gibi kulüplerde gerçekleşti, şimdi ise !f İstanbul ile ilk defa GHETTO’da ! Gecenin açılışını ve kapanışını Dearhead yapacak.
!f Music Gökkuşağı Partisi / !f Rainbow Party
24 Şubat Cuma
Feat. Jessica 6, Barış K, Dearhead, Mr.Sür, Elif & Duygu
!f İstanbul’un gelenekselleşen, rengârenk partisi yine sevenlerinin gözünü arkada bırakmıyor! Babylon’un ev sahipliğinde gerçekleşecek ve 3 mekana birden yayılacak olan partide ana sahnede DJ setinin ardından sürpriz bir PA performansı da yapacak olan Nomi Ruiz (Jessica 6), ve hemen sonrasında seti devralacak Barış K, Dearhead, Mr. Sür, Elif & Duygu tüm gece ana sahnedeki herkesi dans ettiriyor olacak.
!f İzmir programı 3 Şubat 2012 tarihinde açıklanacaktır.
Bize Ulaşın
T.C. M.E.B.
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu
Adres : İncirli cad. Kartaltepe mah. Kıbrıs Sok. Okan apt. No:6/1 34145 Bakırköy, İstanbul Türkiye
( Eski Town Center’in -Şuan Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin karşısı-, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )
Çalışma saatlerimiz haftanın 7 günü 09:00 – 21:00 saatleri arasındadır.
+90 212 570 80 68
+90 530 880 71 80
























































































































































