SALT

SALT konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. SALT konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. SALT konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri SALT konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

23-nisan-cocuk-bayrami-2017

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı şerefine 26 Nisan Çarşamba günü saat 19:00 ‘da Öğrenci Dinleti Programımız yapılacaktır. Bu etkinlikte öğrencilerimiz ve eğitmenlerimiz milli bayramımızı hatırlatmak amacıyla sizler için performans sergileyecektir. Etkinliğimize herkes davetlidir!

 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23-nisan-cocuk-bayrami-2017Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin resmi bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiştir.

Bu bayram, TBMM’nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan 23 Nisan Millî Bayramı ve 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla, önce 1 Kasım olarak kabul edilen, sonra 1935’te 23 Nisan Millî Bayramı’yla birleştirilen Hâkimiyet-i Milliye Bayramı ile Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 1927’de ilan ettiği ve ilki Atatürk’ün himayesinde düzenlenen 23 Nisan Çocuk Bayramı‘nın kendiliğinden birleşmesiyle oluştu. 1980 darbesi döneminde Milli Güvenlik Konseyi, bu bayrama resmî olarak “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını verdi.

Hakimiyet-i Milliye Bayramı (önceleri 1 Kasım, sonra 23 Nisan), saltanatın kaldırılışının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu gerçekleştiren TBMM’nin açılışının egemenliği padişahtan alıp halka vermesini kutlamak amacını taşırken, Çocuk Bayramı savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında sevindirmek amacını taşımaktaydı. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, UNESCO’nun 1979’u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımıştır. Günümüzde bayrama birçok ülkeden çocuklar katılmakta, çeşitli gösteriler hazırlanmakta, okullarda törenler ve çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Ayrıca 1933’te Atatürk’le başlayan çocukları makama kabul etme geleneği günümüzde çocukların kısa süreliğine devlet kurumlarının başındaki memurların yerine geçmesi şeklinde devam etmektedir.

 

Tarihçe

TBMM’nin açılması

Ana madde: TBMM 1. dönem milletvekilleri listesi

23 Nisan’ın Türkiye’de ulusal bayram olarak kabul edilmesinin nedeni, 1920’de o gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmış olmasıdır. Milletvekillerinin belirlenişi ve Ankara’ya gelişi çok kısa bir zamanda gerçekleşmiştir. Milletvekili seçimleri Atatürk’ün Ankara’da bir meclisin toplanacağını ve neden toplanması gerektiğini açıklayan 19 Mart 1920 tarihli bildirisiyle başlamış, yine Atatürk’ün 21 Nisan’daki genelgesiyle de meclisin açılacağı tarih duyurulmuş ve milletvekillerinin Ankara’ya gelmesi istenmiştir. 23 Nisan1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. O günkü ilk toplantıya daha önce belirlenen 337 milletvekilinden sadece 115’i katılabilmiştir.

Bayram olması

TBMM’nin açılışından 2000’li yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bu ulusal bayram konusunda eksik bilgilenme ve yanlış tarihlendirmeye çokça rastlanmıştır. Hatta bazı tarihçilerce böyle bir günün tarihinin genişçe araştırılmamış olması büyük bir eksiklikti. Yrd. Doç. Dr. Veysi Akın 1997’de yayımlanan bir makalesiyle bu eksikliği gidermeye çalışmıştır.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın ortaya çıkışında 3 ayrı bayramın payı vardır. Çocuk Bayramı tamamen ayrı bir kavram olarak gelişirken, Ulusal Egemenlik ve 23 Nisan Bayramları baştan ayrı bayramlarken, birleşmişler; en son da onlara Çocuk Bayramı katılmıştır.

Hâkimiyet-i Milliye

“23 Nisan”, 1921’de çıkarılan 23 Nisan’ın Milli Bayram Addine Dair Kanun ile, Türkiye’nin ilk ulusal bayramı olmuştur. İlk kez ortaya çıkan bu bayramda ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi.Zaten daha o yıllarda Osmanlı saltanatı hala kanunen hüküm sürmekteydi. 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım, Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiştir.Daha sonraki yıllarda, TBMM’nin açılış tarihi olan 23 Nisan “Milli Hakimiyet Bayramı” olarak kutlamış ve bu durum 1 Kasım’ın uzun vadede bayram olarak unutulmasına neden olmuştur. 1935’te bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve “23 Nisan Millî Bayramı”nın adı “Millî Hakimiyet Bayramı” haline getirilmiş, böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı birleştirilmiştir.

23 Nisan’ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM’nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Bu Bayram 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu’nun) o günü “Çocuk Bayramı” olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 23 Nisan’la ilgili çalışmaları daha önceki yıllarda vardır ve hatta çocuklardan da söz edilmiştir. Kurum, 23 Nisan 1923’te millî bayram için pullar bastırmış ve satmıştır. 23 Nisan 1924’te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “Bu gün Yavruların Rozet Bayramıdır” ibaresi yer almış, 23 Nisan 1926’da da yine aynı gazetede “23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür” başlıklı bir yazı kaleme alınmış ve bu yazıda cemiyetin bu günü çocuk günü yapmaya çalışarak doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bu gün cemiyete çocuklar için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır.Nihayet 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü Çocuk Bayramı olarak şöyle duyurmuştur:

Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara’da ilk teşkile günü olan Millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbii edilmiştir. Bize yeni bir vatan veyeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle fedakar gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç, ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar için yardım bekliyoruz. Her sayfası başka bir şan ve muvaffakiyetle temevvüç eden milletimizin, yarın azami derecede muavenet göstermekle beraber, çocuk gününün layıkı veçhiyle neşeli ve parlak geçirilmesi için aynı derecede alaka ve müzaheret göstereceğinden emin olan Himaye-i Etfal Cemiyeti, şimdiden arz-ı şükran eder.

Bu tarihten itibaren bu üç kavram, aynı gün üzerinde birleşecek ve çocuk bayramı olma konusunda bir kanunla belirlenmişlik olmaksızın kutlanmaya başlanacaktır. Cemiyeti buna iten neden ise cemiyetin yetim çocukları için gelir kaydetme anlayışıdır. Böylece çocuk bayramı ortaya çıkmıştır. Çocuk bayramı adı daha resmiyet kazanmamış olsa da, bundan sonra 23 Nisan “Millî Hâkimiyet Bayramı”nın yanı sıra “Çocuk Bayramı” olarak da kutlanacaktı.

1927’de ilk kez kez kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu. 23 Nisan 1927’deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu’nun konser vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankara’daki binalarından birine Çocuk Sarayı adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey’in çocukları da katılmıştır.

1929’da çocuklara ilgi daha da artmış ve o yıl ve daha sonraki yıllarda 23-30 Nisan haftası “çocuk haftası” olarak kutlanmıştır. Daha sonraları, 70’li yıllara kadar ulusal boyutta ünlenerek ve katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına 1975’te Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da katılmış ve bir hafta çocuk programları yayımlamıştır. 1978’de Meclis Başkanlığı’nın izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlandı. 1979’da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı, 1980’de de bütün illerden gelen çocuklarla “Çocuk Parlamentosu” oluşturuldu. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve 1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.

Bayramın en son şeklini alışı ise 1981’de gerçekleşmiştir. Darbe döneminde Milli Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı değişiklikle o güne kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını vermiştir.

Kutlanışı

23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti’nde 23 Nisan 1921’de resmî bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmî törenlerle kutlanmıştır. En yalın haliyle bu törenlerde İstiklâl Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulur.

Yeni uygulamaya konulan yönetmeliğe göre, önceki yıllarda uygulanan koltuk devri uygulamasına son verildi. Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocuklara koltuk devretme uygulaması kaldırıldı.

23 Nisan’ın Çocuk Bayramı olarak kutlanışı 23 Nisan 1927’de Atatürk’ün himayesinde başlamış, Cumhurbaşkanlığı Bandosu çocuklar için konser vermiş ve Ankara’da çocuk balosu düzenlenmiştir. 1928’de Dr. Fuat (Umay) Bey’in teklifiyle daha geniş içerikli bir program hazırlanmış, ilanlar verilmiş, halk davet edilmiş, çocuk alayları oluşturulmuş, yarışmalar ve geziler düzenlenmiştir. 1929’daki 23 Nisan’dan önce HEC 23-30 Nisan haftasını çocuk haftası olarak duyurmuş, etkinlikler çoğaltılarak bir haftaya yayılmıştır. Asıl bayram yine 23 Nisan’da kutlanmış, çocuk balosu yine Atatürk tarafından himaye edilmiştir. Yine de HEC ve Türk Ocağı’nın bütün çabalarına rağmen ülke çapına yayılmada sorunlar yaşanmıştır. Birkaç yıl böyle gitmesi üzerine, Kırklareli milletvekili Dr. Fuat Umay’ın teklifiyle 20-30 Nisan arasında tüm telgraf ve mektuplara Himaye-i Etfal Şefkat Pulu yapıştırılması mecliste onaylandı. Yasa, 14 Nisan 1932’de yürürlüğe girdi.

1933 23 Nisan’ında Atatürk yeni bir gelenek başlattı. O sabah çocukları makamında kabul etti ve onlarla sohbet etti. Aynı yıl stadyumlarda beden hareketi gösterileri yapılmaya başlandı. O bayram, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey’in kaleme aldığı Andımız çocuklar tarafından ilk kez okundu. 1933’te artık Çocuk Bayramı devlete de mal olmuştu. Yine de 1935’teki yasa değişikliğinde çocuk bayramında hiç söz edilmedi. Yalnız resmî ismi konmamış olsa da, Milli Hâkimiyet Bayramı’nın yanında “23 Nisan Çocuk Bayramı”, devlet ve toplum örgütlerinin ortaklaşa hazırladığı programlarla kutlanmaya devam edildi.

1970’lerde artık 23 Nisan Çocuk Bayramı tüm ulustan katılım alan bir bayram halini almıştı. 1975’ten itibaren TRT de programlarıyla destek vermiş, 1979’da resmî Millî Hakimiyet Bayramı törenlerine çocukların da katılmasına karar verilmiş, 1980’de de “Çocuk Parlamentosu” oluşturulmuştur.Böylece 23 Nisan Çocuk Bayramı, Millî Hakimiyet Bayramı’yla tamamen aynı etkinliklerde kutlanmış oluyordu. Nitekim 1981’de birleştirilecekti.

Günümüzde 23 Nisan günlerinde bayram Türkiye Cumhuriyeti devleti erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmî törenlerle başlamakta, stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösterilerin sergilenmesi ve resmî geçit töreniyle devam etmektedir. Akşamları da büyük şehirlerde fener alayı düzenlenir. Resmî törenlerden sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve başka çeşit yarışmalar düzenlenir. Çeşitli sivil toplum örgütleri veya kuruluşlar tarafından düzenlenen etkinlikler yer alır. Önceden belirlenmiş öğrenciler kısa bir süreliğine kurumlardaki devlet memurlarının makamlarına oturur, onlarla orada sohbet edilir. Ayrıca 23 Nisan günü Türkiye’de resmî tatil günüdür. İlköğretim öğrencilerine 24 Nisan günü de tatildir.

 

solfej-nedir

Bir müzik parçasının notalarını, do, re, mi gibi tek sesli adlarla okuyarak seslendirmeye denir. Bu anlamıyla solfej, bir müzik parçasının notalarını okumak ya da çalmak ile özdeştir. Müzik öğretiminde bu amaçla yapılan çalışma ve araştırmalara da solfej denir. Bu çalışma a, o, u gibi ünlülerle yapılırsa buna vokaliz adı verilir.

 Solfej çalışmasında öğrenciler anahtarları, ses aralıklarını ritimleri, tonalite ve değiştirme işaretlerini, özetle müzik yazımının bütün öğelerini tanımayı ve bunları gerçek seslere dönüştürmeyi öğrenirler. Bu bakımdan solfej müzik öğreniminde önemli bir yer tutar. Yalnızca şan öğrencileri değil, çalgı öğrencileri de solfej eğitimi görürler.

Solmizasyon ise, bir ses dizisindeki notaları hecelerle adlandırma yöntemine verilen addır. Eski Yunan, Hint ve Çin müziklerinde de solmizasyona yöntemleri vardır. Avrupa müziğinde en çok kullanılan ve günümüzde de yaygın olan solmizasyon yöntemini ortaçağda İtalyan öğretmen ve müzik bilgini Arezzolu Guido bulmuştur.

Altı notalı ses dizisini (heksakord) temel dizi olarak alan Guido, her notaya bir hecenin adını verdi. Bu heceleri, dizeleri bu notalarla başlayan Latince yazılmış olan çok tanınmış bir ilahiden aldı.

Yöntemin adı sol ve mi hecelerinden gelir. İki ana solmizasyon yöntemi vardır. Değişmeyen do adı verilen yöntemde her hece belli bir notanın adıdır ve başka bir nota için kullanılmaz. Do her tonalitede do, sol her tonalitede sol notasının adıdır. Değişken do adı verilen diğer sistemde ise, bütün tonalitelerde do birinci, re ikinci, mi üçüncü notanın adını gösterir. Dolayısıyla do, do majör ya da do minör tonunda do’yu, buna karşılık sol majör veya sol minör tonunda sol’u gösterir.

İngiltere’de 19. yüzyılda şan eğitiminde yaygın olarak kullanılan tonik sol-fa sistemi de bir solmizasyon türüdür. Bu yöntem de değişken do yöntemine dayanır. Sarah Ann Glover adlı İngiliz bir öğretmenin bulduğu bu yöntem, normal majör dizisinin yedi notasını temel olarak alır. Tonik sol-fa sisteminde doh (okunuşu do), ray (re), me (mi), fah (fa), soh (so), lah (la) ve te (ti) heceleri kullanılır. Yazılı biçiminde bu heceler d, r, m, f, s, l ve t olarak kısaltılır. Diyezli notalarda bu hecelerde e (i) ünlüsü, bemollü notalarda ise a (e) ünlüsü kullanılır. Bugün eskisi kadar yaygın olarak kullanılmayan tonik sol-fa sistemi Galler’de ve İngiltere’nin kuzey kesimlerinde kulanılmaktadır.

29-ekim-cumhuriyet-bayrami

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla 30 Ekim 2016 tarihinde saat 19:00 ‘da etkinliğimizde Nar Sanat öğrencileri dinleti düzenleyecektir. Etkinlik Programımız sayfanın en altındadır.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

turk-bayragiCumhuriyet Bayramı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet yönetimi ilan etmesi anısına her yıl 29 Ekim günü Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs’ta kutlanan bir millî bayramdır.

Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı ülkelerde 28 Ekim öğleden sonra ve 29 Ekim tam gün olmak üzere bir buçuk gün resmî tatildir. 29 Ekimlerde stadyumlarda şenlikler yapılır, akşam ise geleneksel olarak fener alayları düzenlenir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku’nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir.

Cumhuriyet öncesi

Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü 624 yılda 36 padişah tarafından yönetilmiştir.

Padişah, şah, kral, hakan, imparator, sultan gibi tek kişiye dayalı yönetim sistemine “mutlakiyet” adı verilmiştir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız, tek bir kişidedir.

Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde ülkeyi yöneten kişiye yardımcı olması için meclis kurulurdu. Meclis üyeleri halkın isteklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları yönetici tarafından benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimi ise “meşrutiyet”tir. Meşrutiyette meclisin yetkileri sembolik düzeyde olabileceği gibi bir cumhuriyetteki kadar geniş de olabilir. Osmanlı Devleti’nde 1876 ve 1908 yıllarında olmak üzere iki kez meşrutiyet ilan edilmiştir.

İkinci Meşrutiyet’in ilanından 6 yıl sonra, 1914’te I. Dünya Savaşı başlamıştır. Dört yıl süren savaş, İttifak Devletleri ile birlikte olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yenik sayılmasıyla sonuçlanmış ve Osmanlı toprakları İngiltere, Yunanistan, Fransa, İtalya gibi devletler tarafından işgal edilmeye başlamıştır.

Cumhuriyetin ilanı

mustafa-kemal-ataturkMustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Osmanlı hükümeti tarafından, bölgede düzeni sağlaması için devletinin bir gemisi ile Samsun’a gönderilmiştir. Ülkenin çoğu ilinde kongreler düzenlemiş ve “Tek bir egemenlik var, o da milli egemenliktir. Milletin egemenliğini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” ilkesiyle, yurdun her tarafından gelen ulus temsilcilerini 23 Nisan 1920 günü Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplamıştır. Meclis Mustafa Kemal Paşa’yı ‘Meclis Başkanı’ seçmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi, Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştır. Halk ve düzenli ordular düşman kuvvetlerine karşı savaş vermiş, omuz omuza mücadele etmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının ardından TBMM 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırmıştır. Padişah Vahdettin, ‘vatan haini’ ilan edilmiş ve yurdu terk etmiştir.

24 Temmuz 1923 günü İsviçre’nin Lozan şehrindeki Lozan Üniversitesi’nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri Lozan Barış Antlaşması’nı imzalamıştır. Bu antlaşma ile yeni bir devletin temelleri atılmış fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiştir.

İkinci dönem Büyük Millet Meclisi, 11 Ağustos’ta ilk toplantısını yapmıştır ve 13 Ekim’de Ankara, başkent ilan edilmiştir. Bu dönemde Atatürk, egemenliğin ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya başlamıştı. Atatürk 28 Ekim akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya’da yemeğe çağırmış ve “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz,” demiştir.

29 Ekim günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan “Cumhuriyet” önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne vermiştir. Meclis önergeyi kabul etmiştir ve böylece Türkiye Devleti’nin yeni yönetimi biçimi Cumhuriyet, yeni ismi “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak belirlenmiştir. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Halk da cumhuriyetin ilanını sevinç ve coşku ile karşılamıştır.

Cumhuriyette, Atatürk’ün de söylediği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Ulus, kendini yönetme yetkisini, kendilerine temsil eden milletvekilleri aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde, yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler, yasaları tasarlar ve yöneticileri ulus adına denetler. Ulus, seçimle yöneticileri seçebilir.

Bayram kabul edilmesi

29 Ekim 1923’te TBMM, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (1921 Anayasası)’nda yaptığı değişiklikle, devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak ilan etmiştir. Aynı gece bu ilan, atılan 101 pare top ile kutlanmıştır. 1924 yılında ise cumhuriyetin ilanı şenliklerle kutlanmıştır.

2 Şubat 1925’te, Hariciye Vekaleti’nce (Dışişleri Bakanlığı) düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim’in bayram olması önerilmiştir. Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelenmiş ve 18 Nisan’da karara bağlanmıştır. 19 Nisan’da ise teklif TBMM tarafından kabul edilmiştir. 628 sayılı bu kanun ile 29 Ekim, 1925’ten itibaren ülke içinde ve dış temsilciliklerde bayram olarak kutlanmaya başlamıştır.

 

ETKİNLİK PROGRAMI

NİMA ABDULLAHİ   –  LOKOMOTİF(ENVER TUFAN)

ZEYNEP BAŞARAN –  DALGALARIN ŞARKISI (ENVER TUFAN)

EMRE ANAPALI-DORUK OKTAY-UMUT OKTAY     –     ŞÇO (AKIN ELDES)- TAÇO(HERMETO PASCAL)

TUĞBA SEHER KARANFİL  –  MELODİ (ALEXANDER BURKARD)

BURÇAK SEVEN  – ÇEKİRGE (ENVER TUFAN)

BETHANY TURLEY  –  ESKİ FRANSIZ ŞARKISI(P. İLYİÇ TSCHAİKOWSKY)

SU AZRA DAYIOĞLU  –  MİNUET (JEAN BAPTİSTE LULLY)

EGE YILMAZ  –  RUSSİAN FANTASİ (LEO PORTNOFF)

SELİNSU ÖKDEMİR  –  VALS (EVGENY GRİNKO)

MERT GÜNEŞ  –  IF I WERE A RİCH MAN (JEERY BACK)

GÜLCAN ATALAY  –  ETÜD (D.ALARD)

DENİZ KAPLAN  –  SANSAR VE AVCI(ÇOCUK MELODİSİ)

SENA ERTOP  –  LONG LONG AGO (THOMAS HAYNES BAYLY)

ECEM EREM KOCA  –  LA FOLİA (ARCANGELO CORELLİ)

ELA ÖZBAŞ  –  YALANCI(FRANSIZ EZGİSİ)

SÜMEYRA ASLAN ÇIKI  –  KARLI KAYIN(ZÜLFÜ LİVANELİ)

AYŞE ELA ŞENKAYA  –  ÇANLAR-OLD MCDONALD(J.THAMPSON)

İKLİM KELEŞ  –  SARABANDE(GEORGY FRİDERİC HANDEL )

ZEYNEP ADA UÇ  –  JOHN THAMPSON

NEZİHE NİLDEN TUNA   –  AYDEDE (Y.İMAN)

EREN ÖZDEN  –  ANNEM (Y.İMAN)

bateri-calmak

bateri-calmakBaşlangıçta bir çift baget ve bir çalışma pedi bateri çalmak yeterlidir.İlk olarak basit stick kontrol etütleri ile baget tutuşumuzu ve tuşemizi geliştiririz.Daha sonra başlangıç notaları ile elleri ve ayakları biribirinden farklı ama beraber çalmayı öğreniriz ki bu aşamada iyi bir hoca ve davula ihtiyacımız olacak.Davul,tercihen apartmanda oturuyorsak bir elektronik davul olmalı.Ama önce iyi bir hoca bulmanızı tavsiye ederim.Bulunduğunuz yerlerdeki hocaları araştırarark işe başlayabilirsiniz.İyi bir araştırma ile size gerçekten faydalı olabilecek bir hoca bulabilirisniz.Burada dikkat edeceğiniz şey eğitmenin öğretmenlik geçmişi ve referanslarıdır.İyi bir hoca sizi boşa çalışmaktan kurtarır ve yolunuzu kısaltır.Gene de bulunduğunuz yerde hoca sıkıntısı varsa internet iyi bir kaynak olabilir.Eğer ingilizeniz de biraz iyiyse uluslararası birçok bilgiye ulaşabilirsiniz.Nota öğrenmeyi önemsemenizi tavsiye ederim.İnternette ‘ tab’ denilen basit parça yazma metodu sizi çok fazla geliştirmeyecektir.’Tab’ işi kolay ama başarısız kısmıdır.Belli bir aşamaya gelene kadar tekniğinizi nota yardımı ile geliştirip daha sonra parça çalmaya çalışın.Unutmayın davulda amaç beyini dörde bölmektir.Nota ise araçtır.

Nota Gerekli midir?  EVET!

Nota şart mıdır? HAYIR…

Nota Neden Gereklidir?

Davul ya da diğer enstrümanları çalarken nota bilmek pratik yapmayı,parça çıkarabilmeyi ya  da bilmediğimiz parçaları çalabilmeyi kolaylaştıran bir araçtır.Bateri ve not beyni dörde bölmeye yarar.Bir hocanın söyleyerek ya da çalarak tarif edemeyeceği birçok etüdü nota ile kolaylıkla çalışabiliriz.Nota amaç değil, araçtır.Nota ile öğrenin sonra tüm bildiklerinizi unutup notasız çalın. Amaç budur..

Her yıl Haziran ve Kasım ayında yapılan London College of Music sınavları için Pera Güzel Sanatlar Lisesi 2016 yılında Trinity College London ile çalışma kararı aldı. Nar Sanat Eğitim Kursu LCM için Eğitim ve sınavlarının yapıldığı SINAV MERKEZİDİR. Sınavda okul değişikliği olduğu için sınav kitaplarında da değişiklik yapıldı. Kitap ücretlerinde bir değişiklik olmadı.

Haberin tarihi: 29 Şub 2016

London College of Music Nedir?

London College of Music’in Grade ve Diploma Sınavları, sınava girenlere, sahip olduğu bilgi ve beceriyi kanıtlama ve uluslararası geçerliliğe sahip bir belgeye sahip olma imkanı sunmaktadır. LCM, uluslararası düzeyde kabul gören akreditasyon kurumu Ofqual tarafından akredite edilmiştir. Sınavlar her yıl Haziran ve Kasım aylarında yapılır. İngiltere Ulusal Eğitim Bakanlığı denetim elemanları tarafından yapılan LCM sınavlarının uluslararası sınav kurulları içerisinde ciddi bir saygınlığı vardır. LCM sınavları Qualifications and Curriculum Authority (QCA) (Nitelikler ve Müfredat Kurumu) tarafından ve The National Qualifications Framework (NQF) (Ulusal Kualifikasyon Çerçevesi) standartları doğrultusunda ulusal ve uluslararası akreditasyona sahiptir. Çok sayıda ülkede uygulanan bu sınavlar, çeşitli seviyeleri, seviyeler için gereken beceri ve bilgi standartları, seviyelerin birbirleriyle bağıntısı ve aşamalı süreçleri ile dünyada eşi benzeri bulunmayan bir yapıdadır.


 

Sınavların Temel Özellikleri

1- Grade ve Diploma derecelerinde geniş bir portfolyöye sahiptir. Her çeşit enstrüman için seçenekler bulunmaktadır.
2- Grade 8 derecesi, Ofqual tarafından müzik lisesi mezunu seviyesinde kabul edilmektedir. Adayların bu seviyede elde edecekleri başarı, üniversiteye girişlerinde büyük önem arz etmektedir.

OFQUAL AKREDİTASYONU

1- Kurumsal Tanınma Akreditasyon kurumumuz West London Üniversitesi’nin Büyük Britanya’daki Ofqual (Nitelik ve Sınav Düzenleyici Kurum), Galler Bölgesi’ndeki DCELLS ve Kuzey İrlanda’daki CCEA kurumları tarafından tanınırlığı vardır.
2- Nitelik Akreditasyonu Dolayısıyla çok çeşitli konulardaki Grade belgeleri ile performans ve öğretmenlik diplomaları Ofqual, DCELLS ve CCEA tarafından tanınmaktadır. Bu belgelerin tanınması için sınavların, içerik, yürütme, değerlendirme ve raporlama prosedürlerinin kriterlere kesinlikle uygun olması gerekmektedir.
Sistemin seviyeleri Grade ( Derece ) ve Diploma sınavları şeklindedir.


 

Sınav Seviye Değerlendirme Tablosu

EŞDEĞER STANDART SEVİYELER LCM SINAVLARIN QF
Seviye 7 FLCM Müzik Performans Master derecesi modülü
Seviye 6 – 7 A seviyesi
Seviye 6 LLCM Müzik Performans ve Müzik Öğretmenliği Üniversitenin son yılı modülü (Lisans)
Seviye 5 ALCM Müzik Performans ve Müzik Öğretmenliği Üniversitenin ikinci yılı modülü (Ön lisans)
Seviye 4 Dip LCM Müzik Performans ve Müzik Öğretmenliği Üniversitenin birinci yılı modülü
Seviye 3 Seviye 8 seviye ( Lise Mezunu )
Seviye 2 Seviye 4 – 5 GCSE Seviyeleri A* – C
Seviye 1 Seviye 1 – 3 GCSE Seviyeleri D – G

 


Lcm Öğrenci Adayları 

London College of Music sınavlarına girmek isteyen öğrenciler başvurularına Eylül ayından itibaren başlayabilirler. Sınav seviyelerinin çalıştıkları öğretmen tarafından belirlenmesi gerekmektedir. Eğitim alınan kurum veya öğretmen bu konuda öğrenci adayına en doğru cevabı verecektir. Başvuruların erken yapılması sınav kitaplarının temini açısından önem taşımaktadır. Sınav kitapçıkları ve repertuar notaları adayın başvurmasının ardından genel merkezden temin edilir. Kitaplar İngiltere’den geldiği için geç başvurular öğrencinin sınava hazırlanma sürecini kısaltmaktadır.


LCM sınavına girecek öğrenci adayları;

A – Sınav Başvuru Formunu eksiksiz doldurmalı,
B – 1 adet vesikalık resim,
C – Nüfus kağıdı fotokopisi,
D – Sınav harcı ve kitap parasını LCM sınav merkezine eksiksiz teslim etmelidir.
Öğrenci adayları LCM sınav merkezlerinde ilan edilen yıllık sınav harcı ve kitap parası dışında bu sınavlara katılmak için (eğitim aldıkları kurumun veya öğretmenin bedeli haricinde) başka bir bedel ödemezler.


 

Grade Ve Diploma Sınavları

Öğrenci kendi bilgi ve becerisine göre öğretmenin tespit ettiği dereceden başlayabilir. Bazı sınav seviyelerini geçmek için Teori sınavını vermek gerekir (Örneğin Grade 8 derecesinden mezun olabilmek için Teori 5 seviyesinde başarı göstermek gerekir). Grade 8 mezunu, tüm dünyada MÜZİK LİSESİ mezunu sayılmaktadır.


 

Diploma Seviyelerinde

Performans, Bestecilik ve Öğretmenlik seçenekleri vardır. Pre Preparatory ( Başlangıç seviyesinde)

Grade Sınav Seviyeleri

  • Step 1
  • Step 2
  • Grade 1
  • Grade 2
  • Grade 3
  • Grade 4
  • Grade 5
  • Grade 6
  • Grade 7
  • Grade 8

 

Grade Derecesi Bölümleri

  • Piano/ Piyano
  • Singing/ Şan
  • Pop Vocal/ Müzikal – Pop Şarkıcılığı
  • Classıcal Guitar/ Klasik Gitar
  • Bass Guitar/ Bas Gitar
  • String/ Yaylı Sazlar / Keman – Viyola – Çello
  • Woodwınd/ Flüt – Obua – Klarinet – Saksafon
  • Brass/ Trompet – Trombone – Tuba – French Horn – Cornet
  • Drum Kits/ Vurmalı Sazlar – Bateri
  • Organ/ Org
  • Harp
  • Theory/ Müzik teorisi

 

Diploma Sınav Seviyeleri

  • DipLCM / Önlisans (1)
  • ALCM – Associate / Önlisans (2)
  • LLCM – Licentiate / Lisans
    FLCM – Fellowship
    Yüksek Lisans

Diploma seviyelerinde Performans bestecilik ve öğretmenlik seçenekleri vardır.


Diploma Derecesi Bölümleri

  • Piano/ Piyano
  • Singing/ Şan
  • Classıcal Guitar / Klasik Gitar
  • String / Yaylı Sazlar / Keman- Viyola- Çello
  • Woodwınd / Flüt – Obua – Klarinet- Saksafon
  • Brass / Trompet – Trombone – Tuba – Frenc Horn – Cornet
  • Percussion / Perküsyon
  • Organ/ Org
  • Theory / Müzik Teorisi
  • Composition / Kompozisyon

Haberin tarihi: 29 Şub 2016

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 18 Mart Cuma günü Çanakkale Zaferini anma amacıyla Eğitmen ve Öğrenci Dinletisi Etkinliğimiz yapılacaktır. Etkinliğimiz Bakırköylü İş Adamları Derneğinde (BİAD) saat 19.00’da  yapılacaktır. BİAD adresi; “İncirli Caddesi Yeşiladalı sokak No: 2 Bakırköy  İSTANBUL  /  TÜRKİYE” dir. Harita konumu için;

Nar Sanatın bulunduğu sokaktan incirliye doğru giderken ilk sokaktır.

Adres :  İncirli Caddesi Yeşiladalı sokak No 2                    Bakırköy

Çanakkale Savaşı

Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk’ün sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. I.Dünya savaşı’ndan kısa bir süre önce, 1911-1912 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya’ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan Hezimeti ise, Rumeli’deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüştür. Bulgar Ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır Türk olan Rumeli’nin kaybı, İstanbul ve boğazların güvenliğinin tehlikeye girmesi, o zamanın devlet adamlarında siyasi yalnızlığımızın tabii bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.

Dolayısıyla I. Dünya Savaşı’na rastlayan günlerde Osmanlı devleti yalnızlıktan ve emniyetsizlikten kurtulmak fakat, Balkan savaşının kötü hatıralarının tesiri altında kalan her iki blokta Türk ittifakını küçümsemişler ve bu ittifakın kendileri için bir yük olmasından endişe etmişlerdi. Ancak, Alman İmparatoru, her iki blok arasındaki savaşta, Osmanlı devletinin hiç değilse bir kısım düşman kuvvetini meşgul edebileceği gerekçesiyle müdahale etmiştir.

Bu suretle Osmanlı devleti, kaderini alelacele, 2 Ağustos 1914’te “Üçlü ittifak’a bağlamıştır. İşte Çanakkale Zaferini yaratan kuvvet. 1914 yazında küçümsenen değeri hakkında yanlış teşhis konan bu TÜRK ORDUSU’dur. Avrupa’da savaş bütün şiddetiyle sürerken, hareket harbinin yerini siper harbi almıştır. Bu cephede yarma yapmak ve kesin sonuç almak son derece zorlanmıştır. Halbuki “üçlü itilaf”ın askere gücü günden güne artmaktadır.

Bu güç , hareket savaşına müsait başka savaş alanlarında kullanılmalıdır. İngiltere Başkanı Lloyd GEORGE ve Bahriye Nazırı CHARCHILL bu görüşü benimsemişlerdir. Çanakkale Savaşları, işte bu görüşü benimseyenlerin esiridir.

Hareket sahası olarak Gelibolu Yarımadası’nın seçilmesi, bu bölgenin jeopolitik bakımdan çok büyük öneme sahip olmasındandır. Boğazlar, Güney Rusya ve bütün karadeniz kıyılarının açık denizlere olan tek çıkış noktasıdır. Harp halinde bu geçidin kapanması, Rusya içih hayati önem taşımaktadır. Zira, Rusya’nın insan ve hammadde kaynakları zengin, fakat sanayi ve mali imkanları sınırlıdır. Bunun için uzun ve sürekli bir savaşın gerektirdiği silah, cephane ve malzeme ikmalini temin edemeyecek durumdadır.

canakkale-savasi

Bu durumda boğazlar doğu cephesinin en müsait ve hayati menzul hattını teşkil etmektedir. Bu geçidin açılmasıyla Rusya’yı takviye edecek, batı cephesinin yükünü hafifletecek, dolayısıyla savaşı kısaltacaktır. Osmanlı devletinin savaş dışı edilmesiyle, muhtemelen Balkan devletleri ve İtalya “itilaf” devletleri yanında savaşa katılacaklardı.

O zaman İngiliz Bahriye Nazırı olan CHURCHILL’in ısrarla üzerinde durduğu bu fikirlere önceleri pek itibar edilmemiştir. Ancak 1914 Aralık ayında başlayan Türk Sarıkamış harekatı üzerine telaşlanan; çok zor durumda kalan hiç değilse bir kısım Türk kuvvetlerinin başka Cephelere çekilmesini isteyen Rusya’nın yükünü azaltmak için, Çanakkale seferine karar verilmiş, fakat kesin neticeyi batı cephesinde arayanları darıltmamak amacıyla önce sadece donanmayla ve zorla Çanakkale Boğazı geçilmeye çalışılmıştır.

 

haftanin-sanat-etkinlikleriRus balesinin en seçkin topluluklarından Moskova Devlet Akademik Klasik Bale Tiyatrosu, “Coppelia” adlı eseri ile 27- 29 Mart tarihleri arasında, saat 21.00’de TİM Show Center’da olacak.

İSTANBUL

– “Mavi Sular Karma Resim Sergisi” 25 Mart’a kadar Venüs Sanat Galerisi’nde izlenebilir. (216) 565 3572

– “Nevruz” adlı karma sergi Galeri Apel’de 28 Mart’a kadar görülebilir. (212) 2927236

– Nermin Er sergisi Galeri Nev’de 28 Mart’a kadar görülebilir. (212) 2521525

– Mehwish Iqbal’ın “Subliminal Manzaralar” adlı sergisi 28 Mart’a kadar Kare Art Galeri’de görülebilir. (0212) 2197719

– Sema Talay’ın “Patlamalar” adlı kişisel resim sergisi Gergedan Sanat’ta 28 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 292 0650

– Zeki Kıral’ın resim sergisi Galeri İdil’de 28 Mart’a kadar izlenebilir. (212) 283 23 83

– Bedri Baykam, Erden Cantürk, Philippe Deutsch, Koray Erkaya, Damien Guillaume, Tetsuro Higashi, Uwe Ommer, Arto Pazat ve Hugh Holland ’ın eserlerinin yer aldığı “Çırılçıplak” adlı grup sergisi 29 Mart’a kadar Piramid Sanat’ta görülebilir. (212) 2973121

– İsa Çelik Resim Sergisi 29 Mart’a kadar Schneidertempel Sanat Merkezi’nde görülebilir. (212) 249 01 50

– Gencay Kasapçı’nın “Noktanın Sonsuzluğu 2” adlı resim ve heykel sergisi Galeri Selvin’de 29 Mart’a kadar izlenebilir. (212) 263 74 81

– Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in “End of Dreams” (Düşlerin Sonu) adlı sergisi SALT Galata’da 29 Mart’a kadar görülebilir. (212) 334 22 45

– Kostantinos Kerestetzis ’in resim sergisi 29 Mart’a kadar Yunanistan İstanbul Başkonsolosluğu’nun İstiklal Caddesi’nde yer alan Sismanoglio Megaro binasında izlenebilir. (212) 244 9335

– Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in “End of Dreams” (Düşlerin Sonu) adlı sergisi SALT Galata’da 29 Mart’a kadar görülebilir. (212) 334 22 45

– Nilüfer Moayeri’nin “Doğu-Batı Koridorunda Kadın” adlı sergisi Pera Sanat Galerisi’nde 30 Mart’a kadar görülebilir. (212) 245 3008

– Hale Şakar Ürkmezgil’in heykel, Işıl Özışık’ın resim sergileri Doku Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 246 2496

– Tuba Önder Demircioğlu’nun “Tuba Ağacı” adlı sergisi 31 Mart’a kadar Galeri/MİZ’de izlenebilir. (0212) 241 7666

– Funda Tarakçıoğlu’nun “AŞKSANATSAVAŞ” adlı sergisi 2 Nisan’a kadar Niş Art Galeri’de görülebilir. (212) 232 25 82

– Ali Kazma’nın “Zamancı” adlı sergisi Galeri ARTER’de 5 Nisan’a kadar görülebilir. (0212) 2433767

– Dilek Işıksel’in “Düş Bahçesi” adlı sergisi Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde 5 Nisan’a kadar görülebilir. (216) 418 38 06

– Rahmi Aksungur’un “Heykel Sergisi” 7 Nisan’a kadar Evin Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 265 81 58

– Ayla Turan’ın “Su’dan Toz’dan Renkler” adlı resim sergisi Venüs Sanat Galerisi’nde 8 Nisan’a kadar görülebilir. (216) 565 3572

– Özlem Paker’in “Bitmeyen Yolculuk” adlı solo sergisi Türker Art’ta 9 Nisan’a kadar görülebilir. (212) 296 53 25

– “Ünal Kuş Resim Sergisi” 10 Nisan’a kadar İstanbul Sanayi Odası Sanat Galerisi’nde izlenebilir.

– Atilla Galip Pınar’ın “Öz // Essence” adlı 4. kişisel sergisi Galeri İlayda’da 12 Nisan’a kadar görülebilir. (212) 227 92 92

– Tolga Sezen’in fotoğraf sergisi 14 Nisan’a kadar Antik Hotel’de görülebilir. (212) 638 5858

– Robert Montgomery’nin kişisel sergisi 18 Nisan’a kadar İstanbul’74’te görülebilir. (0212) 243 3948

– Ara Güler’le Erol Deran’ın “Objektiften Tuvale Nostalji” adlı sergisi 18 Nisan’a kadar Almelek Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 265 3851

– Altan Bal’ın “Kamyoncular” adlı fotoğraf sergisi 26 Mart-19 Nisan tarihleri arasında İTÜ Rektörlük Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 285 66 77

– “Taştaki Gizemli Yaşam” sergisi 25 Nisan’a kadar Maçka Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 240 80 23

– “Çağdaş Sanat 1985” isimli sergi Mine Sanat Galerisi’nde 2 Mayıs’a kadar izlenebilir.

– Niekolaas Johannes Lekkerkerk küratörlüğünde hazırlanan “Sesle Avlanan” adlı sergi 16 Mayıs’a kadar Akbank Sanat’ta izlenebilir. (212) 252 3500

– “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kadınlar” adlı sergi 22 Mayıs’a kadar Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nde görülebilir. (212) 219 16 97

– Burhan Doğançay’ın “Picture The World” sergisi 7 Haziran’a kadar Doğançay Müzesi’nde görülebilir. (212) 244 7770

– “Ressam ve Resim: Mehmet Güleryüz” ad- lı retrospektif sergi İstanbul Modern’de 28 Haziran’a kadar Süreli Sergiler Salonu’nda görülebilir. (212) 334 7300

ANKARA

– Farago – resim – 26 Mart’a dek – Ankara HiltonSA’da. (0312 236 21 22)

– Senem Aker Ensari – seramik – 27 Mart’a dek – Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde. (0 312 466 05 40)

– Cezmi Orhan – resim – 28 Mart’a dek – Galeri Akdeniz’de. (0 312 441 29 99)

– Tülin Koçkanlı Kuntsal – resim – 30 Mart’a dek – Stillife Art’ta. (0 312 441 01 45)

– Abdurrahman Kaplan – resim – 2 Nisan’a dek – Krişna Sanat Merkezi’nde. (0 312 418 02 53)

– Ruhsar Karaoğlu Uçar – resim – 6 Nisan’a dek – Sepa Sanat Galeri’nde. (0 312 473 06 47)

– Tunç Tanışık – resim – 4 Nisan’a dek – Sevgi Sanat Galerisi’nde. (0 312 441 26 34)

– Ezgi Yemenicioğlu Negir – resim – 10 Nisan’a dek – Gözde Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 11 31)

ADANA

– Portakal Çiçeği Karnavalı kapsamında düzenlenen, “Adana’nın Gelinleri” konulu öykülü resim sergisi 75. Yıl Sanat Galerisi’nde sürüyor. Son 50 yıl içinde evlenerek Adana’ya yerleşen dünyanın birçok ülkesinden kadınları konu alan projenin ilk ayağında 9 kadının öyküsü, Altınoran Düşünce ve Sanat Platformu’nun çalışmalarıyla sunuluyor. (0322 2280012)

– Armağan Arpaç’ın, “Kolaj” adlı sergisi bugün 17.00 AÇS Sanat Galerisi’nde açılacak. Sanatseverler Arpaç’ın çok sayıda renkli kolaj çalışmasının yer aldığı sergiyi 31 Mart tarihine dek izleyebilecek. (0322 4534445)

– Mesut Yavuz’un, “Adana Devlet Tiyatrosu Sahne ve Festival Fotoğrafları MS:10 2005-2015” adlı fotoğraf sergisi Sinema Sanatı ve Fotoğraf Derneği Galerisi’nde sürüyor. Yavuz’un siyah-beyaz ve renkli görüntü çalışmalarının yer aldığı sergi 20 Nisan’a dek izlenebilecek. (0322 4570065)

MERSİN

– Yahya Bağcı’nın resim sergisi Altamira Sanat Galerisi’nde sürüyor. Bağcı’nın çok sayıda yağlıboya çalışmasının yer aldığı sergi 9 Nisan tarihine dek izlenime açık olacak. (0324 2330312)

– Ressam Gülçin Öntaş’ın, MTSO Sanat Galerisi’ndeki resim sergisi sürüyor. Öntaş’ın yağlıboya çalışmalarının yer aldığı sergi hafta boyu izlenime açık olacak. (0324 2389500)

GAZİANTEP

– Ressam Şefkat İşlegen’in, “Değiş/imler” temalı resim sergisi Sanko Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sanatçı İşlegen’in, linol baskı ve akrilik tekniği kullanarak ortaya çıkardığı ve mono print tarzında soyut çalışmalara yer verdiği eserlerinin yer aldığı sergi 27 Mart tarihine dek her gün 10.00-22.00 saatleri arasında izlenebilecek. (0342 3666066)

İZMİR

– Bedri Karayağmurlar’ın resim sergisi 1 Nisan’a kadar Galeri-A’ da.

– Tuna Buket’in resim sergisi, 20 Mart’a kadar Pelin Sanat Galerisi’nde.

– Zahit Büyükişliyen, Yalçın Gökçebağ, Fevzi Karakoç, Kayıhan Keskinok ile Fahri Sümer’in resimleri 28 Mart’a kadar Selçuk Yaşar Resim Müzesi ve Sanat Galerisi’nde.

– Oğuz Yıldız’ın, Ekin Aka, Melih Saka, Gözde Yenipazarlı, Serdar Ağır, Emre Döker ile Duygu Özsüphandağ Yayman’la birlikte hazırladığı “Bir varmış bir yokmuş – Masal değil gerçek” fotoğraf performansı 19 Mart’a kadar Konak Belediyesi Alsancak Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde. – Hürmüz Aslantürk’ün “Sonbahar Anadolu” adlı bakır rölyef ve resimlerinden oluşan sergisi, 19 Şubat’ta Çetin Emeç Sanat Gelerisi’nde açılacak.

MÜZİK

– Nardis Jazz Club’te bugün saat 21.30’da Asena Akan Band, salı saat 21.30’da Dave Allen Trio, çarşamba yine 21.30’da Kamil Erdem Quintet, perşembe 21.30’da Çağıl Kaya Band, cuma saat 22.30’da Ece Göksu 4tet, cumartesi ise yine 22.30’da Sibel Köse 5tet konserleri var. (0212 232 98 30)

– Millî Reasürans Konser Salonu’nda Parlayan Yıldızlar Oğulcan Yılmaz konseri var. (212 316 10 83)

– garajistanbul’da cuma saat 20.30’da Bülent Ortaçgil – Erkan Oğur – İsmail Hakkı Demircioğlu; cumartesi saat 20.00’de Shahram, Bijan ve Hengameh konseri var. (0212 244 44 99)

– The Mekân’da cuma saat 22.00’de BabaZula konseri var. (0212 243 1141)

– Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde bugün saat 22.30’da Selin Damar; salı saat 22.30’da Komik Günler; çarşamba saat 22.30’da Gece, ardından Özge Fışkın; perşembe saat 22.30’da Bulutsuzluk Özlemi; cuma saat 22.30’da Pinhani, ardından Koray Candemir, cumartesi saat 22.00’de

– Hollandalı rock grubu Birth of Joy, ardından Soul Stuff konseri var. (0212 245 10 48)

– Volkswagen Arena’da salı saat 20.00’de Arash – Ebru Gündeş konseri var. (0212 377 67 00)

– Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde Mehmet Atlı ve Anadolu Quartet konseri var. (0216 336 29 07)

– CRR Konser Salonu’nda bugün saat 20.00’de Cengiz Özkan ile Ustalar’dan Türküler, salı saat 20.00’de Erdal Erzincan ve Bağlama Orkestrası, perşembe saat 20.00’de Ivo Pagorolich, cuma saat 20.00’de CRR Senfoni Orkestrası ve Tasmin Little konseri var. (0212 232 98 30)

– Jolly Joker İstanbul’da yarın saat 21.00’de Öykü Gürman, çarşamba saat 22.00’de Yıldız Tilbe, cuma saat 22.00’de Selami Şahin, cumartesi saat 22.00’de Halil Sezai konserleri var. (0212 249 0749)

– Salon IKSV’de yarın saat 21.30’da The Secret Trio, cuma saat 21.30’da Phronesis, cumartesi saat 21.30’da Baby Dee konserleri var. (0212 334 0752)

– Beyrut Performance’ta cuma saat 21.30’da Yaşar, cumartesi saat 21.30’da Model konserleri var. (0216 374 2424)

TİYATRO

İSTANBUL

– Devlet Tiyatroları Bahçelievler Belediyesi Nurettin Topçu K.M’de “Sevgili Hayat” cuma 20.00, “Barış Gezegeni” pazar 13.00. Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Cimri” cuma 20.00, cumartesi 20.00, pazar 15.00; “Ah Karagöz Vah Karagöz (Kim Korkar Mikroptan)” cumartesi 14.00. Cevahir Sahneleri Salon 1’de Çöl Fırtınaları salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. (0 212 292 39 00 )

– İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “Ölü Adamın Cep Telefonu” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Piti” pazar 12.00. Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde “Komşum Hitler” perşembe 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Büskivi Adam” pazar 12.00. GOP Ferit Egemen Sahnesi’nde “Kedi ile Palyaço” perşembe 14.00. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Şekerpare” çarşamba, perşembe 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Balon” pazar 12.00. Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde “Ölü Ordunun Generali” perşembe, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Alaaddin’in Sihirli Lambası” pazar 12.00. Kâğıthane Küçük Kemal Sahnesi’nde “Bir Gün Ayakkabımın Teki” perşembe 14.00. (0 212 455 39 20)

– Bakırköy Belediye Tiyatroları Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Külhanbeyi Müzikali” perşembe 20.30, “Sokak Kızı İrma” cuma 20.30, “Kaç Baba Kaç” cumartesi 20.30, “Güneşin Çocukları” pazar 11.00, “Hizmetçiler” pazar 15.30. Turhan Tuzcu Sahnesi’nde “Ben O İstanbul’u Çok Sevdim” çarşamba 20.30, “Hizmetçiler” perşembe 20.30, “Şişman Domuz” pazar 15.30. (0 212 414 96 47)

– Ortaoyuncular’da “Masal Müfettişi” Cuma 20.00, “Peradaki Hayalet” cumartesi 20.00 (0 212 251 18 65)

– Dostlar Tiyatrosu, “Ben Bertolt Brecht”u Trump Kültür ve Gösteri Merkezi’nde bugün 20.30’da, “Bir Delinin Hatıra Defteri”ni salı 20.30’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde, çarşamba 20.30’da Kartal Hasan Âli Yücel Kültür Merkezi’nde, perşembe 20.00’da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde, cuma ve cumartesi 20.30’da.

– Kenter Tiyatrosu’nda sahneleyecek. (0 212 246 35 89) Tiyatro Pera’da “İki Oyun İki Ülke” cuma, cumartesi 20.00, pazar 18.30’da.

– Oyun Atölyesi’nde “Testosteron” pazartesi, salı 20.30, “Yeraltından Notlar” çarşamba 20.30, “Kim Korkar Hain Kurttan” perşembe, cuma, cumartesi 20.30, pazar 16.00. (0 216 345 39 39)

– Kumbaracı50’de “FO’nun Kadınları” bugün 20.30, “Soytarım Lear” bugün ve salı 20.30, “Öğüt” salı 20.30, “Gökten Gelen Adam” çarşamba, perşembe 20.30, “O.B.E.B.” cuma 20.30, “Sorunlu İnsan Kaynağı” cumartesi 19.30, “Bir İdam Mahkûmunun Son Günü” cumartesi 20.30’da. (0 212 243 50 51)

ANKARA

– Altındağ Tiyatrosu’nda, “Miyhavlar Tiyatrosu” adlı çocuk oyunu 24, 26 Mart’ta saat 11.00’de, “Aklımdaki Kadınlar” adlı oyun 25, 26, 27 Mart’ta saat 20.00’de, 28 Mart’ta saat 15.00 ve 20.00’de, 29 Mart’ta saat 15.00’te, “Nalınlar” adlı oyun 31 Mart’ta saat 20.00’de. (0 312 316 59 02)

– Büyük Tiyatro’da, “Hedda Gabler” adlı oyun 17, 24, 27, 31 Mart’ta saat 20.00’de, 29 Mart’ta saat 15.00’te. (0 312 324 22 10)

– Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, “Sarı Naciye” adlı oyun 24, 25, 26, 27, 28, 31 Mart’ta saat 20.00’de, 29 Mart’ta saat 15.00’te. (0 312 240 00 91)

– Küçük Tiyatro’da, Neşe’ Dert’ Aşk” adlı oyun 27, 31 Mart’ta saat 20.00’de, 28 Mart’ta saat 15.00 ve 20.00’de, 29 Mart’ta saat 15.00’te. (0 312 311 11 69)

Kaynak: Cumhuriyet

haftanin-sanat-etkinlikleriTİYATRO

İSTANBUL

– Devlet Tiyatroları Bahçelievler Belediyesi Nurettin Topçu Kültür Merkezi’nde “Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa” cuma 20.00, “Barış Gezegeni” pazar 13.00. Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Güneş Batarken Bile Büyük” cuma ve cumartesi 20.00, pazar 15.00; “Ah Karagöz Vah Karagöz” cumartesi 14.00. Cevahir Sahneleri Salon 1’de “Muhteşem Gatsby” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Cevahir Sahneleri Salon 2’de “Geçtim Ama Tiyatrodan” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00; “Ah Karagöz Vah Karagöz” çarşamba, pazar 14.00. Küçük Sahne’de “Yaşamak Denilen Bu Zahmetli İş” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Küçükçekmece DT Sahnesi’nde “57. Alay” cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Bülbül Susturulduğunda” salı, perşembe 20.00, cumartesi 15.00; “Çiçeğim Solmasın” çarşamba 14.00, cumartesi, pazar 12.00 . Üsküdar Tekel Sahnesi’nde “Sessizlik” çarşamba, cuma, cumartesi 20.00, pazar 15.00. (0 212 292 39 00 )

– İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “On İki Öfkeli Adam” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Piti” pazar 12.00 ve 15.00. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Ölü Adamın Cep Telefonu” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Bisküvi Adam” pazar 12.00 ve 15.00. GOP Ferit Egemen Sahnesi’nde “Kedi ile Palyaço” perşembe 14.00. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Kabare” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe ve cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Bir Gün Ayakkabımın Teki” pazar 12.00. Kâğıthane Sadabad Sahnesi’nde “Kerbela” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Alaaddin’in Sihirli Lambası” pazar 12.00 ve 15.00. Kâğıthane Küçük Kemal Sahnesi’nde “Bir Gün Ayakkabımın Teki” perşembe 12.00. Haldun Taner Sahnesi’nde “Lysistrata ‘Kadınlar da Savaşırsa” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Harikalar Mutfağı” pazar 12.00 ve 15.00. Ümraniye Sahnesi’nde “Sırça Hayvan Koleksiyonu” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Islık Sever Max” pazar 12.00 ve 15.00. Üsküdar Müsahipzade Sahnesi’nde “Komşum Hitler” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.00 ve 20.30; “Üzgün Ağaçlar Ülkesi” pazar 12.00 ve 15.00.(0 212 455 39 20)

– Bakırköy Belediye Tiyatroları Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Romeo ve Juliet” cuma, cumartesi 20.30, “Güneşin Çocukları” pazar 11.00, “Hayvan Çiftliği” pazar 15.30. “Tiyatro Keyfi”nin “Romeo&Juliet” çocuk oyunu cumartesi 11.00. (0 212 414 96 47)

– Ortaoyuncular’da “Peradaki Hayalet” cumartesi 20.00, pazar 18.00. (0 212 251 18 65)

– Dostlar Tiyatrosu’nun “Bir Delinin Hatıra Defteri” oyunu cuma, cumartesi 20.30’da Kenter Tiyatrosu’nda, pazar 19.00’da Kozzy Kültür Merkezi’nde. (0 212 246 35 89)

– Oyun Atölyesi “Testosteron” bugün ve yarın 20.30, “Kim Korkar Hain Kurttan” perşembe, cuma, cumartesi 20.30, pazar 16.00. (0 216 345 39 39)

SERGİ

İSTANBUL

– Alp Bartu ve Mustafa Ayaz’ın sergileri Doku Sanat Galerileri İstanbul’da yarından itibaren 9 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 246 2496

– Orhan Taylan’ın resim sergisi 10 Mart’a kadar Kızıltoprak Sanat Galeri’nde 10 Mart’a kadar görülebilir. (0216) 418 3806

– Zeynep Deniz Özmen’in “Özgürce” adlı resim sergisi Venüs Sanat Galerisi’nde 11 Mart’a kadar görülebilir.

– “Küçük Yüzler, Büyük Bedenler” adlı karma sergi 13 Mart’a kadar Elgiz Müzesi’nde izlenebilir. (0212) 290 2525

– “Mimarlık tarihçisi, restoratör, koleksiyoner Ekrem Hakkı Ayverdi” sergisi İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde 14 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 334 0900

– “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Sergisi” Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde 14 Mart’a kadar görülebilir. (216) 280 5739

– İtalyan sanatçı Tommaso Pierozzi’nin “Mutlu Olacağız” adlı resim ve gravür sergisi 16 Mart’a kadar Galeri Bohem’de görülebilir. (212) 999 44 60

– 40 fotoğrafçının 1600 portre fotoğrafından oluşan “Yüz Kumbarası” adlı fotoğraf sergisi 19 Mart’a kadar Fransız Kültür Merkezi’nde görülebilir. (0212) 393 8111

– “Sevgili Kedilerimiz” adlı karma sergi Ürün Sanat Galerisi’nde 19 Mart’a kadar izlenebilir. (0216) 363 1280

– Gürcü heykeltıraş Amiran Tevzadze’nin heykel sergisi Galeri Selvin 2’de 20 Mart’a kadar görülebilir. (212) 263 74 82

– Mustafa Pancar’ın “Yol Kenarı” adlı sergisi yarından itibaren Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde 21 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 230 1976

– Maide Bulak’ın “Kent ve Sessizlik” adlı sergisi Galeri ARK’ta 22 Mart’a kadar görülebilir. (216) 3694900

– Sadi Diren’in retrospektif sergisi D’Art Sanat Galerisi’nde 22 Mart’a kadar görülebilir.

– Ulus Özel Musevi Okulları öğrencilerinin “Yüzyıllık Düşler” adlı sergisi Beyoğlu’ndaki Hamursuz Fırını’nda 23 Mart’a kadar görülebilir.

– “Mavi Sular Karma Resim Sergisi” 14- 25 Mart tarihleri arasında Venüs Sanat Galerisi’nde izlenebilir. (216) 565 3572

– “Nevruz” adlı karma sergi Galeri Apel’de 28 Mart’a kadar görülebilir. (212) 2927236

– Nermin Er sergisi Galeri Nev’de 28 Mart’a kadar görülebilir. (212) 2521525

– Mehwish Iqbal’ın “Subliminal Manzaralar” adlı sergisi 28 Mart’a kadar Kare Art Galeri’de görülebilir. (0212) 2197719

– Sema Talay’ın “Patlamalar” adlı kişisel resim sergisi Gergedan Sanat’ta 28 Mart’a kadar görülebilir. (0212) 292 0650

– Zeki Kıral’ın resim sergisi Galeri İdil’de 28 Mart’a kadar izlenebilir. (212) 283 23 83

– Bedri Baykam, Erden Cantürk, Philippe Deutsch, Koray Erkaya, Damien Guillaume, Tetsuro Higashi, Uwe Ommer, Arto Pazat ve Hugh Holland’ın eserlerinin yer aldığı “Çırılçıplak” adlı grup sergisi 29 Mart’a kadar Piramid Sanat’ta görülebilir. (212) 2973121

– İsa Çelik Resim Sergisi 29 Mart’a kadar Schneidertempel Sanat Merkezi’nde görülebilir. (212) 249 01 50

– Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in “End of Dreams” (Düşlerin Sonu) adlı sergisi SALT Galata’da 29 Mart’a kadar görülebilir. (212) 334 22 45

– Kostantinos Kerestetzis’in resim sergisi 29 Mart’a kadar Yunanistan İstanbul Başkonsolosluğu’nun İstiklal Caddesi’nde yer alan Sismanoglio Megaro binasında izlenebilir. (212) 244 9335

– Nilüfer Moayeri’nin “Doğu-Batı Koridorunda Kadın” adlı sergisi Pera Sanat Galerisi’nde 30 Mart’a kadar görülebilir. (212) 245 3008

– Ali Kazma’nın “Zamancı” adlı sergisi Galeri ARTER’de 5 Nisan’a kadar görülebilir. (0212) 2433767

– Nikolaj Bendix Skyum Larsen’in “End of Dreams” (Düşlerin Sonu) adlı sergisi SALT Galata’da 29 Mart’a kadar görülebilir. (212) 334 22 45

– Atilla Galip Pınar’ın “Öz // Essence” adlı 4. kişisel sergisi Galeri İlayda’da 12 Nisan’a kadar görülebilir. (212) 227 92 92

– “Taştaki Gizemli Yaşam” sergisi 10 Mart – 25 Nisan tarihleri arasında Maçka Sanat Galerisi’nde görülebilir. (212) 240 80 23

– “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kadınlar” adlı sergi 22 Mayıs’a kadar Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nde görülebilir.(212) 219 16 97

– Burhan Doğançay’ın “Picture The World” sergisi 7 Haziran’a kadar Doğançay Müzesi’nde görülebilir. (0212) 244 7770

– “Ressam ve Resim: Mehmet Güleryüz” adlı retrospektif sergi İstanbul Modern’de 28 Haziran’a kadar Süreli Sergiler Salonu’nda görülebilir. (0212) 334 7300

ANKARA

– Ayşe Mutlu – resim – 10 Mart’a dek – Galeri N’de. (0 312 436 36 64)

– Geçişler – resim – 13 Mart’a dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 59 04)

– Anahita Şems – resim – 14 Mart’a dek – GaleriM Sanat Galerisi’nde. (0 312 235 50 06)

– Antonio Cosentino – resim – 14 Mart’a dek – Nurol Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 86 70)

– Özcan Kandemir – resim – 15 Mart’a dek – Gözde Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 11 31)

– Aslı Kutluay – resim – 19 Mart’a dek – Taurus Sanat Merkezi’nde. (0 533 443 54 54)

– Marek Brzozwski – resim – 20 Mart’a dek – Galeri Sanatyapım’da. (0 312 222

– Suna Özkalan – yağlıboya resim – 20 Mart’a dek – Medya Sanat Galerisi’nde. (0 312 428 39 55)

– Peker Sanat Ödülleri Sergisi – resim – 21 Mart’a dek – Peker Sanat Galerisi’nde. (0 312 439 30 03)

– Farago – resim – 26 Mart’a dek – Ankara HiltonSA’da. (0312 236 21 22)

– Senem Aker Ensari – seramik – 27 Mart’a dek – Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde. (0 312 466 05 40)

ADANA

– Adana Ressamlar Derneği’nin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlidiği, ‘Mart’ın Sekizi’ adlı resim sergisi Seyhan Belediyesi Sergi Salonu’nda sürüyor. Sergi 15 Mart tarihine dek izlerime açık tutulacak. (0322 4534445)

MERSİN

– MTSO Sanat Galerisi, ‘ve Kadın III – Karma Resim Heykel Sergisi’ne bu hafta da ev sahipliği yapıyor. Buğra Yararman, Hakan Kandır, Mehmet Mangtay, Meral Belici, Özcan Aydemir, Seda Şahbaz, Tuğba Küçükbahar ve Vehbi Mangtay’ın eserlerinin yer aldığı sergiyi sanatseverler 19 Mart tarihine kadar pazar günü hariç hafta içi 08.30-18.00, cumartesi ise 10.00-17.00 saatleri arasında gezebilecek. (0324 238 95 00 – 261)

– Günay Yavuzel, Ferahnaz Çalışkan, Leyla Çakmak’ın, Dünya Kadınlar Günü’nde, Özgecan Aslan anısına düzenledikleri sergi, Tarsus Mehmet Bal Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sergi 13 Mart tarihine dek izlenebilecek. (0324 6162515)

GAZİANTEP

– Ressam Şefkat İşleğen’in, ‘Değiş/ imler’ temalı resim sergisi Sanko Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sanatçının linol baskı ve akrilik tekniği kullanarak ortaya çıkardığı ve mono print tarzında soyut çalışmalara da yer verdiği eserlerinin yer aldığı sergiyi sanatseverler 27 Mart tarihine dek her gün 10.00-22.00 saatleri arasında izleyebilecek. (0342 3666066)

MÜZİK

İSTANBUL

– Salon IKSV’de perşembe saat 21.30’da Tuluğ Tırpan Quartet feat Frederik Köster; cuma saat 22.00’de Kalben&No Land; cumartesi saat 22.30’da Yasemin Mori konserleri var. (212 334 08 41)

– Nardis Jazz Club’te bugün saat 21.30’da Salliel Bros, yarın saat 21.30’da Olgun Acar Band; çarşamba saat 21.30’da Yavuz Akyazıcı Trio; perşembe saat 21.30’da Flapper Swing; cuma saat 22.30’da Luis Gomez DesCarga; cumartesi saat 22.30’da Selenr Seytekin Project konserleri var. (0212 232 98 30)

– Akbank Sanat’ta perşembe saat 20.00’de Denis Kozhukhin (piyano) ile Vladislav Kozhukhin’den (piyano) oluşan Kozhukhin Kardeşler konseri var. (0212 252 35 00-01)

– Süreyya Operası’nda bugün Hande Özyürek (violin) ile Fedele Antonicelli (piyano) kanseri var. (0216 346 15 31)

– Ülker Sports Arena’da cumartesi saat 21.00’de Julio Iglesias konseri var. (0216 687 2100)

– Bostancı Gösteri Merkezi’nde cuma saat 21.00’de Ajda Pekkan; cumartesi saat 21.00’de Selçuk Balcı konseri var. (0216 362 1161)

– Volkswagen Arena’da cumartesi saat 21.00’de DJ Laidback Luke; pazar saat 18.30’da Unite The Mic Turnesi 2015 kapsamında Ailee, Jay Park ve San E konseri. (0212 377 67 00)

– TİM Show Center’da perşembe saat 21.00’de Fazıl Say konseri var. (0212 286 66 86)

– garajistanbul’da cuma saat 23.00’de Leman Sam; cumartesi saat 22.00’de Kord Vokal; pazar saat 21.00’de The Haunted konserleri var. (0212 244 4499)

– SSM the Seed’te perşembe saat 20.00’de Alman piyanist Joseph Moog’un resitali var. (0212 323 60 50)

– Caddebostan Kültür Merkezi’nde pazartesi saat 21.00’de Sunay Akın – Moğollar; çarşamba saat 20.30’da Fatih Erkoç – Kerem Görsev; perşembe saat 20.30’da “Ah Smyrna’m, Güzel İzmir’im” konserleri var. (0216 296 3055)

– Jolly Joker İstanbul’da bugün 21.00’de Zuhal Olcay albüm tanıtım konseri; yarın saat 21.00’de Ahmet Toprak Eğrikaya; çarşamba saat 21.00’de Haluk Levent – Kurtalan Ekspres; perşembe saat 21.00’de Yüzyüzeyken Konuşuruz; cuma saat 22.00’de Levent Yüksel; cumartesi saat 22.00’de Mehmet Erdem konseri var. (0212 249 0749)

– Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde yarın saat 22.30’da Suzan Kardeş; çarşamba saat 22.30’da TNK; ardından saat 23.59’da Özge Fışkın; perşembe saat 22.30’da Niyazi Koyuncu ardından Pinhani – Yalnız Türküler; cuma saat 22.00’de Can Gox ardından Koray Candemir; cumartesi saat 22.00’de caz vokalisti Fredrika Stahl, ardından Soul Stuff konseri var. (0212 245 1048)

– Babylon’da bugün saat 19.00’de Social Inclusion Band; çarşamba saat 20.30’da Peyk; cuma saat 22.00’de Shantel; cumartesi saat 22.00’de Yelle; pazar saat 19.00’da Patricia Barber konserleri var. (0212 292 73 68)

4-19 Nisan tarihlerinde gerçekleşecek olan 34. İstanbul Film Festivali, 65. Uluslararası Berlin Film Festivali’nden (Berlinale) ödülle dönen filmleri Türk sinemaseverler ile buluşturacak.

James Franco & Wim Wenders

James Franco & Wim Wenders

En İyi Film’e verilen Altın Ayı’ya layık görülen ve Jafar Panahi‘nin yönettiği Taxi, taksiye binen farklı yolcularla yapılan röportajların komedi ve dram soslu çalışması ve Andrew Haigh‘ın yeni uzun metrajlısı 45 Years Berlinale’in ödüllüleri arasında yer aldı.

İki yıl önce İstanbul Film Festivali’nde yer alan “…adına” adlı filmyle Altın Ayı’ya aday olan Malgorzata Szumowska‘nın bu yıl En İyi Yönetmen ödülünü kapan filmi Cialo / Body adlı yapımı, Sam de Jong‘un yazar ve yönetmen olarak ilk filmi Prins / Prince, kendi kafasının içinde seyahatlere çıkan otuzlu yaşlarındaki bir adamın samimi ve komik bir portresini sunan Ole Giæver ve Marte Vold tarafından yönetilen Mot naturen / Out of Nature ve Victoria da ödül alan diğer filmler arasında yerlerini aldılar.

34. İstanbul Film Fesitvali’nde yer alacak olan Berlinale filmleri ise şu şekilde olacak;

Berlin’de Onursal Altın Ayı ile ödüllendirilen Wim Wenders’in Berlin Film Festivali’nde Yarışma Dışı gösterilen filmi Every Thing Will Be Fine, Salt of Earth, Hal Hartly‘nin yeni filmi Ned Rifle, 17 yaşındaki bir gencin hikayesini anlatan Short Skin, bilimkurgu, gizem, gerilim ve dram arasında dolaşan H. filmi, FIPRESCI ödüllü Phoenix, Berlin’de Panorama bölümünde gösterilen Meurtre a Pacot / Murder in Pacot ve üç şiddet öyküsünü arka arkaya dizen Violencia festival seyircisi ile buluşacak diğer Berlinale filmleri olacaklar.

34. İstanbul Film Festivali programı detayları ise 10 Mart’ta duyurulacak.

Hava hala karlı dışarısı soğuk biraz okumakta fayda var. Sıkıcı, depresif , iç karartıcı yazılardan kaçıp belki kar renginde aydınlanmaya giden yolda ışık olacak bir kaç cümle yakalarız kim bilir? “Kant yazmıştı da biz mi okumadık?” demeyin. İyi Okumalar.

Immanuel Kant

Immanuel Kant

Not: Aaforizmaların ardından “Kant” bir kaç bilgide belki merakınızı giderir.

*    Aklımda merak, şüphe ve saygı uyandıran iki şey vardır: Üzerimde yıldız gibi parlayan cennet ve içimdeki ahlak yasası.

*    Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir.
*    Başkalarını kendi amaçlarını gerçekleştirmek için araç olarak görme.
*    Bilgi deneyle başlar ama deneyden doğmaz.
*    Bizler sırlarla dolu bir evrende bir rüyanın rüyasını görmekteyiz. Gerçekte bildiğimiz hiçbir şey yoktur. Bildiğimizi sandığımız şey sadece olaylardır. O olaylar ki, bilmediğimiz bir objeyle asla bilemeyeceğimiz bir süjenin birbirlerine olan ilgisinden doğmuştur.
*    Böcek olmayı kabul edenler, ayaklar altında kalıp ezilmekten yakınmamalıdır.
*    Bütün sahip olduğumuz bilginin tecrübe ile başladığına şüphe yoktur.
*    Dogmalar ve kurallar, insanın doğal yetilerinin akla uygun kullanılışının ya da daha doğru bir deyişle kötüye kullanılmasının bu mekanik araçları, erginleşme ve olgunlaşma için sürekli bir ayakbağı olurlar.
*    Her ne kadar inanmasam da bir tanrının varlığını kabul etmek gerekir.
*    İki şey var ki, ruhumu hep yeni, hep artan bir hayranlık ve müthiş bir saygıyla dolduruyor: Üzerimdeki yıldızlı gökyüzü ve vicdanımdaki ahlak yasası.
*    İnanca yer açmak için bilgiyi bir kenara bıraktım.
*    İnsanın yaratıldığı böyle yamuk odundan düzgün hiçbir şey yapılamaz.
*    İnsanlar ışığı görmez, ışıkla görür.
*    İyilik bir görevdir.
*    Ne var ki her yandan «düşünmeyin! aklınızı kullanmayın! » diye bağırıldığını işitiyorum. Subay, «Düşünme, eğitimini yap! », maliyeci «düşünme, vergini öde! », din adamı «düşünme, inan! » diyorlar.
*    Uçarken havayı kesen ve onun direncini hisseden kuş, bunu havasız (vakum) yerde daha iyi yapabileceği kanısına kapılabilir.
*    Zaman,sessiz bir testeredir.
*    Kavramlar duyusuz boştur duyular kavramsız kördür.

Immanuel Kant kimdir?

immanuel-kant

22 Nisan 1724 – 12 Şubat 1804 (Königsberg) tarihleri arasında yaşamış olan Alman filozofu. Alman felsefesininkurucu isimlerinden biri olmuş ve felsefe tarihinin kendisinden sonraki dönemini belirleyici olarak etkilemiştir.

Yaşamı

Kant, eleştirel felsefenin babası olarak kabul edilir. Doğu Prusya’nın Königsberg (Kaliningrad) kasabasında doğdu. Hep burada yaşadı. Üniversite eğitimi sırasında birkaç yıl öğrencilere özel dersler verdi. Eğitimi sırasında Leibniz ve Wolff’tan etkilendi. 1755tarihinde doçent derecesi aldıktan sonra üniversitede çeşitli sosyal bilimler alanlarında dersler vermeye başladı. Kant başlangıçtafizik ve astronomi alanında yazılar yazdı. 1755 yılında “Evrensel Doğal Tarih ve Cennetlerin Teorisi” adlı eserini yazdı. 1770 yılındaKönigsberg’de mantık ve metafizik kürsüsüne atandı. 1770’den sonra Hume ve Rousseau etkisiyle eleştirel felsefesini geliştirdi.12 şubat 1804’de Königsberg’te öldü.

Felsefesi

Modern felsefenin gelişim seyrine uygun olarak bilgi kuramını ön plana çıkartmıştır. Kant’ın gözünde bilim, liderleri kesin olan ve yöntemleri, ancak Hume’unki gibi felsefi bir kuşkuculuk benimsendiği zaman sorgulanabilen evrensel bir disiplindir. Bilim yansızdır ve nesneldir.

O, felsefedeki ilk ve temel misyonunun bilimi temellendirmek, daha sonra da ahlakın ve dinin rasyonelliğini savunmak olduğuna inanmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için, hem Descartes’ın rasyonalizminden ve hem de Hume’un empirizminden önemli gördüğü öğeleri alarak, transsendental epistemolojik idealizm diye bilinen kendi bilgi kuramını geliştirmiş, yükselen bilimin felsefi temellerini gösterdikten sonra, özgürlük ve ödev düşüncesine dayanarak Hristiyan ahlakını savunma çabası vermiştir. O, fenomenal gerçeklikle, yani bizim duyular aracılığıyla tecrübe ettiğimiz dünya ile numenal gerçeklik, yani duyusal olmayan ve hakkında bilgi sahibi olunamayacak dünya arasında bir ayrım yapmıştır.

Kant öğretisiyle bilimsel bilginin olanaklı olduğunu göstererek, Newton fiziğini temellendirir.

Başlıca Eserleri

  1. Kritik der reinen Vernunft (Saf Aklın Eleştirisi), 1781
  2. Prolegomena zu einer jeden künftigen Metaphysik (Gelecekte Bir Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe Prolegomena), 1783
  3. Grundlegung zur Metaphysik der Sitten (Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi), 1785
  4. Kritik der praktischen Vernunft (Pratik Aklın Eleştirisi), 1788
  5. Kritik der Urteilskraft (Yargı Gücünün Eleştirisi), 1790
  6. Religion innerhalb der Grenzen der bloßen Vernunft (Salt Aklın Sınırları İçinde Din), 1793
  7. Metaphysik der Sitten (Ahlâk Metafiziği), 1797
  8. ferughen das kleinen

Türkçede Kant

  • Seçilmiş Yazılar / Remzi Kitabevi, Çev: Nejat Bozkurt, 1984
  • Arı Usun Eleştirisi / İdea Yayınları, Çev: Aziz Yardımlı, 1993
  • Prolegomena: Gelecekte Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe / Felsefe Kurumu Yayınları, 1996
  • Pratik Usun Eleştirisi / Say Yayınları, Çev: İsmet Zeki Eyüboğlu, 1999
  • Fragmanlar / Altıkırkbeş Yayınları, Çev: Oruç Aruoba, 2000
  • Evrensel Doğa Tarihi ve Gökler Kuramı / Sarmal Yayınları, Çev: Seçkin Selvi, 2002
  • Ethica: Etik Üzerine Dersler / Pencere Yayınları, Çev: Oğuz Özügül, Yasemin Özcan, 2003
  • Immanuel Kant ve Transendental Idealizm / Alesta Yayinlari, Tuncar Tugcu,2001
  • Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi / Türkiye Felsefe Kurumu , İoanna Kuçuradi

Kaynak :  wikipedia.org.

                   narteks.net

Otobüste gelirken 3-5 şiir yazanlara şairlikten kesin olarak men edilebileceğini düşündüğümüz rakipler geliyor. Şairler(!) bu rakip için ne düşünür bilemiyoruz fakat şairlerin gocunacağına eminiz!

şiirlerin efendisi robotlar

Şiir yazan bir bilgisayar programı ilk kez tüm okurlarını insan olduğuna ikna etmeyi başarıyor. Bu algoritma, birçok alanın ardından, şiirin de robotlar tarafından ele geçirilmesi anlamına geliyor.

Her alanda gittikçe daha çok yayılan robotlar, şimdi de şiire el attı. Şair robotlar, yaratıcılık gerektiren bir alanda ilk kez Turing Eşiği’ni geçmeyi başardı. Turing Eşiği, bir makine tarafından yazılan herhangi bir metnin, onu okuyanların en az yüzde 30’unu, bir insan tarafından yazıldığına ikna etmesi anlamına geliyor. Avustralya’nın Monash Üniversitesi’nden Oscar Schwartz, insanlara “Bu şiiri bir robot mu yazdı bir insan mı” sorusunu yönelten Bot or Not isimli bir proje başlattı.

 Projenin internet sitesine girenlerin karşısına bir şiir çıkıyor ve insanlar o şiiri yazanın robot olup olmadığını anlamaya çalışıyor. İstatistiklere göre, kullanıcıların yüzde 30’undan fazlası, okudukları robot şiirini insanlara atfediyor.

 “Hem duygusal hem de felsefi olarak, robotların sanat üretmesine hazırız. Bunun birçok sebebi var. Bunlardan en önemlisi, teknolojiye yakınlığımız ve onun hayatımızla iç içe geçmiş olması. Ve robotlar sanat yapmaya başladığında, insanlara aralarında duygusal bağlar da oluşmaya başlayacak” diyen Schwartz, sanat üretimi sayesinde insanların robotlara karşı “özel hisler” besleyebileceğini söyledi.

 Schwartz, Bot or Not projesi için bir şiir yazma algoritması geliştirdi. Araştırmacı, şimdiye dek bilgisayar tarafından yazılan 300 şiirin Turing eşiğini aştığını, hatta artık eşiği yüzde 30’dan 60’a çıkarmayı düşündüğünü söyledi. Bu 300 şiir arasında şu ana dek 6 tanesi eşiği aşan sonuçlar almış. Schwartz, “Şair robotların artık ciddi bir mesele” dedi.

 Bilgisayar biliminin  gelmiş geçmiş en önemli temsilcilerinden olan Britanyalı Alan Turing, bir makinenin zeki olduğunu kanıtlamanın, kendisiyle ilişki kuranların en az yüzde 30’unu insan olduğuna ikna etmesinden geçtiğini öne sürmüştü. Mantık, kriptoloji ve felsefe alanında da çok önemli çalışmaları olan Turing, eşcinsel olması sebebiyle ülkesinde gördüğü işkence yüzünden 1954 yılında, 45 yaşında intihar etmişti. Alan Turing, teorik bilgisayar bilimi ve yapay zekanın babası olarak görülüyor.

ALAN TURING Kimdir?

alan turingAlan Mathison Turing (23 Haziran 1912 – 7 Haziran 1954), İngiliz matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve kriptolog. Bilgisayar biliminin kurucusu sayılır. Geliştirmiş oldugu Turing testi ile makinaların ve bilgisayarların düşünme yetisine sahip olup olamayacakları konusunda bir kriter öne sürmüştür.

II. Dünya Savaşı sırasında Alman şifrelerinin kırılmasında çok önemli bir rol oynadığı için savaş kahramanı sayılmıştır. Ayrıca Manchester Üniversitesi’nde çalıştığı yıllarda, Turing makinesi denilen algoritma tanımı ile modern bilgisayarların kavramsal temelini atmıştır.

Adı ayrıca Princeton’da beraber çalıştığı tez hocası Alonzo Church ile geliştirdiği Church-Turing Hipotezi ile de matematik tarihine geçmiştir. Bu tez, bir algoritmayla tarif edilebilecek tüm hesaplamaların dört işlem, projeksiyon, eklemleme ve tarama operasyonları ile tarif edilebilecek hesaplamalardan ibaret olduğunu ifade eder. Bir matematiksel teorem olmaktan ziyade matematik felsefesi hakkında çürütülememiş bir hipotezdir.

1952 yılında şantaja maruz kaldığı şikayetiyle polise başvurup eşcinsel olduğunu açıklayan Turing, eşcinsellik suçlamasından yargılanıp 1 sene boyunca kimyasal olarak hadım etme yöntemi olarak kullanılan östrojen iğnesi vurulmaya mahkûm edilmiştir. 1954 yılında potasyum siyanid zehirlenmesinden ölmüştür. Polis araştırmasında Turing’in yediği elma ile siyanur zehiri alarak intihar sonucu öldüğüne karar verilmiştir. Buna rağmen Turing’in zehirlenmesinin kendisi tarafından intihar nedeniyle olmadığı ve başkalarının bu şüpheli ölümde bir parmağı olduğu iddiası sürmüştür.

Adı anısına verilen ve bilgisayar biliminin Nobel’i sayılan Turing Ödülü ile de akademik bilişim dünyasının bir parçası olmuştur.

Gelişim biyolojisi alanındaki en önemli matematiksel modellerden biri olan reaksiyon-difüzyon modeli de Turing tarafından formüle edilmiştir.

Çocukluğu ve Geçmişi

Annesi Sara, Hindistan’ın Orissa şehrinin Chatrapur kasabasında hamile kalmıştır. Babası Julius Mathison Turing, Britanya Hindistan koloni idaresinde Hindistan devlet memuru idi. Julius ve annesi Sara Alan’ı İngitere’de dünyaya getirmek istediler ve böylece Londra’ya gelerek Alan Turing’in 23 Haziran 1912’de doğduğu (şimdi Colonnade Hotel olan) Maide Vale’de bir eve yerleştiler. John adlı bir abisi vardı. Babası Hindistan Devlet Memurluğu işine devam etmekteydi ve Turing’in çocukluk yılları boyunca ailesi iki oğlunun kalması için İngiltere Hastings’teki arkadaşlarına bırakarak Guildford, İngiltere ve Hindistan arasında seyahat etti. Turing yaşamının erken dönemlerinde deha belirtileri gösterdi ve bunları sürekli olarak sergiledi.

Ailesi onu 6 yaşında iken bir gündüz okulu olan St Michaels’e kaydettirdi. Diğer eğitmenleri ve sonra da okulun başöğretmeni çabucak onun zekâsının farkına varmıştır. 1926’da 14 yaşındayken Dorset’te ünlü çok pahalı bir özel okul olan Sherborne Okuluna girdi. Okul sömesterinin birinci günü İngiltere’deki Genel Greve denk geldi; ancak Turing okuluna o kadar hevesliydi ki, trenlerin ülkede işlemediği o günü Southhampton’dan okula 60 milden fazla süren yolu tek başına bisikletle gitti ve yarıyolda geceyi bir otelde geçirdi.

Turing’in matematik ve bilim üzerine doğal eğilimi, Sherborne’daki eğitim tanımı daha çok klasik Antik Yunanca ve Latince üzerinde odaklanan, öğretmenlerinin saygısını kazandırmadı. Okul Müdürü ailesine şöyle yazmıştır: “Umarım iki okul arasında bilgisiz kalmaz. Eğer özel okulda kalacaksa özel okulun özel eğitimini almayı kabul etmeli; eğer sadece bir kendini bilime adamış bir bilimadamı olacaksa, vaktini bu özel okulda boşuna harcıyor.”

Buna rağmen Turing sevdiği çalışmalarda göze çarpan yeteneğini göstermeye devam ediyordu, derslerinde daha türev ve entegrasyon konularını öğrenmeden bile ileri yüksek matematik konulu problemleri çözümlemeye başlamıştı. 1928’de 16 yaşına geldiğinde Albert Einstein’ın çalışmasıyla karşılaştı; onu kavramakla kalmadı; bunu Einstein’ın Newton hareket savlarını tenkitlerini (bunların açıklamasını yapmayan ders kitabı metinleri kullanmadan) kendi kendine çalışak ortaya çıkardı.

Alan Turing - Sackville Park-Manchester

Alan Turing – Sackville Park, Manchester

Turing okulda kendinden yaşça biraz daha büyük akademik öğrenci Christopher Morcom’la yakın arkadaşlık ve aşk ilişkisi kurdu. Morcom, çocukken veremli inek sütü içmesi dolayısıyla kaptığı tüberküloz hastalığı nedeniyle, Sherborne’daki son sömestirinin bitmesinden sadece birkaç hafta kala öldü. Turing’in dini inancı yıkıldı ve ateist oldu. İnsan beyninin çalışması da dâhil, tüm dünya fenomenlerinin meteriyalistik olduğu inancını benimsedi.

Üniversite ve hesaplanabilirlilik üzerinde çalışmaları

Turing’in klasik eski Yunanca ve Latince çalışmalara istekli olmaması ve matematik ve bilimi daima tercih etmesi onun Cambridge Trinity Koleji’ne bir burs kazanmasına engel oldu. İkinci tercihi olan Cambridge Kings Kolej’e gitti. 1931’den 1934’e kadar orada öğrenciydi, seçkin bir dereceyle diploma aldı ve merkezi limit teoremi üzerinde hazırladığı bir tez yazısı dolayısıyla 1935’te Kings Kolej’e akademik üye seçildi.

28 Mayıs 1936’da sunduğu Hesaplanabilir Sayılar: Karar Verme Probleminin bir Uygulaması adlı çok önemli bir makalesinde, Kurt Gödel’in 1931’de evrensel aritmetik-tabanlı biçimsel diliyle hazırladığı hesaplama ve kanıtın sınırları ispat sonuçlarını yeniden formüle ederek, onun yerine şimdi Turing makineleri diye andığımız, daha basit ve formel usullere dayanan ispatı ortaya attı. Eğer bir algoritma ile temsil edilmesi mümkün ise düşünülmesi mümkün olan her türlü matematiksel problemin böyle bir çesit makine kullanılarak çözülebileceğini ispat etmiş oldu.

KingsCollegeChapel

Turing’in 1931-1934 ders yıllarında diploma derecesi için bulunduğu ve 1935’de okutman olduğu Cambridge Kings Kolej

Turing makinaları günümüzün hesaplama teorilerinin ana araştırma öğesidir. Turing makineleri için Sonlanma Problemi’nin kararverilemez olduğunu gösterek Karar Verme Probleminin bir sonucu olmadığını ispatlamaya devam etti: genel anlamda, algoritmik olarak sunulan bir Turing makinesi her zaman sonlanıyor olsa bile, karar vermek mümkün değildir. Kanıtının, Alonzo Church’ün lambda hesaplama teorisine dayandırdığı Turing sonucuna eşit olan kanıttan daha sonra yayınlanmasına rağmen, Turing’in çalışması çok daha kabul edilebilir ve sezgiseldi. Teorisinin yeni bir tarafı da ‘Evrensel (Turing) Makinası’ kavramı idi ve bu herhangi bir diğer makinanın görevlerini yerine getirecek bir makina fikri idi. Makale ayrıca tanımlanabilen sayılar kavramını da tanıtıyordu.

Eylül 1936’dan Temmuz 1938’a kadar Princeton Üniversitesi, İleri Etüdler Enstitüsü’nde, Alonzo Church yanında hemen hemen devamlı çalışarak geçirdi. Soyut matematik çalışmaları yanında kriptoloji üzerinde de çalışmalar yaptı ve ayrıca dört aşamalı elektro-mekanik ikili çarpma makinasının üç aşamasını tamamlayıp bitirdi. Haziran 1938’de tezini verip Princeton’dan Felsefe Doktoru ünvanını kazandı. Bilimsel tezinde bir Turing makinesinin çözemeyeceği problemler araştırmasına olanak sağlayarak, kehanet makineleri ile bağlantılı Turing makineleri ile hesaplama kavramını inceledi.

İngiltere’de Cambridge’e geri dönerek, Ludwig Wittgenstein’in matematik temelleriyle ilgili derslerine katıldı. İkisi aralarında tartışmalar yapıp birbiriyle uyuşamadılar. Turing biçimciliği savunmaktaydı ve Wittgenstein ise matematiğin mevcut olan gerçekleri yeniden keşfetmek yerine onları yeni olarak icat ettiğini iddia etmekteydi. Ayrıca Hükümet Kod ve Şifre Okulunda (GCCS) yarı-zamanlı çalışmaktaydı.

Kriptanaliz

Ana madde: Enigma şifrelemesinin analizi
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Turing Bletchley Park’ta Alman şifrelerini kırma girişimlerinde baş katılımcılardan biriydi. Savaştan önce Marian Rejeski, Jerzy Rozycki ve Henryk Zygalski tarafından Polonya Şifre Bürosunda geliştirilen kriptanaliz üzerine eklemeler yaptı.

Hem Enigma makinası hem de bu makinaya eklenen (İngilizler tarafından ‘Tunny’ kodadı verilen teletip makinası olan) Lorenz SZ 40/42 makinasının şifrelerinin kırılmasına birçok anlayışla katkıda bulundu. Bir süre de, 8 Numaralı Kulübe’de bulunan Alman Deniz Kuvvetleri şifreli iletişimi okumadan sorumlu bölüme başkanlık yapmıştır.

Turing, Eylul 1938 itibariyle Hükümet Kod ve Şifre Okulu adındaki, İngiliz şifre kod kırma organizasyonunda yarı-zamanlı çalışmıştır. Alman Enigma makinası problemi üzerinde çalışmış ve GCCS’de kıdemli kod kırıcı Dilly Knox’la işbirliği yapmıştır. 4 Eylül 1939’da, Birleşmiş Krallık’ın Almanya’ya karşı savaş ilan etmesinin ertesi günü, Turing askeri hizmet görmek için GCCS’nin savaş zamanı üssü Bletchley Park’a katıldı.

Turing-Welchman “bombe” makinası

Bombe-makinesiBletchley Park’a katılışından birkaç hafta sonra, Turing Enigma’yı hızlı kırmaya yardımcı olacak elektromekanik bir makine tasarladı; bu makinaya Bombe adı daha önce 1932’de Polonya tasarımlı makinelerinden geliştirilmiş olan cihaza verilen Bomba adına atıfla verildi. Matematikçi Gordon Welchman’ın önerileriyle eklemelerle, Bombe Enigma, korumalı mesaj trafiğine saldırmada en onemli ve tek tam otomatikleştirilmiş kod kırma makinası olarak kullanıldı.

Turing ile aynı dönemde Bletchley Park’ta kriptanaliz üzerine çalışan Profesör Jack Good daha sonra Turing’i şu sözlerle onurlanmdırmıştır: “Turing’in en önemli katkısı, bence, kriptanalitik makine Bombe’nin tasarımıdır. Bunun esası eğitilmemiş bir kulak için çok saçma gelen bir mantık teoremine, hatta herşeyi anlayabileceğimizin muhtemel olduğuna dair çelişkili bir fikre dayanmaktaydı.”

Bombe bir Enigma makinası mesajında kullanılacak muhtemel doğru ayarlamaları (örn. çark komutları, çark ayarları…vs) araştırdı ve uygun ve makul bir şifresiz metin parçasını bulunan test için kullandı. Çarklar için, üç çarklı genel Enigma makinaları için 1019 olası durum ve 4 çarklı denizaltı Enigma makinaları için 1022 olası durum mevcuttu. Bombe elektriksel olarak tamamlanan, crib’i esas alan bir dizi mantıksal sonuç sergiledi. Bombe bir çelişki belirdiğinde tespit etti ve bir sonrakine taşıyarak düzenlemeleri eledi. Muhtemel düzenlemelerin çoğu çelişkilere sebep oluyor ve detayların araştırılması için birkaç tane bırakarak kalanı bir kenara atılıyordu. Turing’in Bombe’si ilk kez 18 Mart 1940’ta kuruldu. Savaş sonunda operasyonda ikiyüzün üzerinde Bombe vardı.

Kulübe 8 Bölümü ve Alman Deniz Kuvvetleri Enigma makinesi

Bletchley Park ana binası

Bletchley Park ana binası

Aralık 1940’ta Turing, diğer servislerin kullandığı göster geç sistemlerinden daha karmaşık olan, deniz kuvvetleri Enigma göster geç sistemini çözdü. Turing ayrıca Deniz Kuvvetleri Enigmasını kırmaya yardımcı olması için ‘Banburismus’ adı verilen Bayes tipi istatistik tekniği keşfetti. Banburismus Bombe’lerin düzenlemelerini test etmek için gerekli zamanı kısaltarak, Enigma çarklarından çıkan kesin komutları eliyordu.

1941 baharında, Turing Hut-8’deki iş arkadaşı Joan Clarke’a evlilik teklifinde bulundu, ancak yazın her iki tarafın anlaşmasıyla bu nişan bozuldu.

1942 Temmuzunda, Turing, Almanların ‘Fish’ kodadlılardan biri olan yeni Geheimschreiber (gizli yazıcı) makinesinde kullanılan Lorenz şifrecisine karşı kullanılmak üzere Turingismus ya da Turingery adı verilen bir teknik icat etti. Ayrıca, günlük-değişken şifrelere faydalı bir şekilde uygulanan kaba-kuvvet zoru ile kod çözme tekniklerine üstün hız sağlayan, öncelikle basit makinelerin yerine geçen, dünyanın ilk programlanabilen dijital elektronik bilgisayarı Collossus’un oluşturulmasına devam etmiş Max Newman’ın koruması altındaki Tommy Flowers’ın Fish takımıyla da tanıştırılmıştır. Sık rastlanılan yanlış bir kanı ise, Turing’in Colossus’un dizaynında anahtar şahıs olduğuydu ki bu doğru değildi.

Bletchley’da çalışırken, Turing, ara ara üst-seviye karşılamalarda ona ihtiyaç duyulduğunda Londra’ya 40 km koşmuş, başarılı bir uzun-mesafe koşucusudur.

Turing 1942 Kasımında Birleşik Devletler’e(USA) seyahat etti ve A.B.D. Deniz kuvvetleri kriptanalistleriyle Deniz Kuvvetleri Enigması ve Washington’da Bombe yapımı üzerinde çalıştı ve Bell labaratuvarlarında korumalı konuşma cihazlarının geliştirilmesine yardımcı oldu. Mart 1943’te Bletchley Park’a geri döndü. Hugh Alexander, Turing bazen bölümün koşturmacısında günlük ufak işlerini hallederken geçici lider olduğundan, yokluğunda resmi olarak Hut-8’in liderlik pozisyonunu üstlenmişti. Turing ise Bletchley Park’taki kriptanalistlerin genel danışmanı oldu. Savaşın ileriki kısmında, işini, mühendis Donald Bailey’in yardımıyla elektronik bilgisini daha ileri seviyede geliştirdiği Hanslope Park’a taşıdı. Birlikte Delilah kod adlı portatif, korumalı ses iletişimleri makinesinin tasarımı ve yapımına giriştiler. Farklı uygulamalara ayrılmıştı, uzun-mesafe radya yayınlarının kullanımı için eksik kapasite ve her halükarda Delilah savaş sırasında kullanabilmek için çok geç tamamlanmıştı. Turing’in onu memurlar için bir Winston Churchill’in konuşma kaydının şifreleme/deşifreleşmesi için memurlara ispat etmesine rağmen Delilah kullanıma kabul edilmedi.

1945’te, Turing savaş zamanındaki hizmetleri için OBE ile ödüllendirildi, ancak çalışması yıllarca bir sır olarak kaldı. Royal Society tarafından ölümünden kısa bir süre sonra basılan bir biyografide şöyle kayıtlara geçmiştir:

Savaştan hemen önce, o kritik zamanda bazı büyük problemler üzerine çalışmalara kendini verseydi sunulabilecek çalışmasının kalitesini gösteren, çeşitli matematiksel konuda üç kayda değer makale yazıldı. Yabancı Bürodaki çalışmasına istinaden OBE ile ödüllendirildi.

İlk bilgisayarlar ve Turing testi

1945’ten 1947’ye kadar ACE (Otomatik Bilgisayar Motoru) tasarımında çalıştığı Ulusal Fizik Laboratuvarı’ndaydı. 19 Şubat 1946’da ilk program-hafızalı bilgisayarın detaylı dizaynının makalesini sundu. ACE uygulanabilir bir dizayn olmasına rağmen, Bletchley Park’taki savaş zamanı çalışmalarını saran esrarengizlik proje başlangıcının ertelenmelerine öncülük etti ve onu hayal aleminden çıkardı. 1947’nin sonlarında altı yıllık devamlı çalışmadan sonra kendi istedigi bir alanda istediği gibi çalışmak üzere Cambridge’e döndü. O Cambridge’teyken yokluğunda Pilot ACE yapıldı. İlk programı 10 Mayıs 1950’de gerçekleştirildi.

1948’de Manchester’da Matematik Departmanına Okutman tayin edildi. 1949’da Manchester Üniversitesi’ndeki bilgisayar laboratuarında vekil yönetici oldu ve ilk gerçek bilgisayarlardan biri için Manchester Mark 1 yazılımı üzerinde çalıştı. Bu süre zarfında daha soyut işler yapmaya devam etti ve ‘Bilgisayar Mekanizması ve Zeka’ da (Mind, Ekim 1950) Turing yapay zekaya işaret etti, ve şu anda Turing testi olarak bilinen, bir makine için ‘zeki’ denilebilme standardını saptama girişimi olan bir deney ileri sürdü. İddiası eğer soru soran kişiyi, diyalog içerisinde olduğunun bir insan olduğu konusunda kandırabilirse, bir bilgisayar için düşünmenin söz konusu olabileceğiydi.

1948’te Turing aynı sınıftan mezun olduğu meslektaşı D.G. Champernowne ile çalışırken henüz var olmayan bir bilgisayar için satranç programı yazmaya başladı. 1952’de programı gerçekleştirmeye yetecek kadar bir bilgisayarı güçlendirerek, Turing bilgisayarını taklit ettiği, her bir hamlesi yaklaşık yarım saat alan bir oyun oynadı. Oyun kaydedildi, Champernowne’nın karısına karşı oyunu kazandığı söylense bile, program Turing’in meslektaşı Alick Glennie’ye karşı kaybetmiştir.

Örnek biçimleme ve matematiksel biyoloji

Turing 1952’den 1954’teki ölümüne kadar matematiksel biyoloji, özellikle morfogenez üzerine çalışmıştır. 1952’de Turing örnek biçimlendirme hipotezini öne sürerek, ‘ Morfogenezin Kimyasal Temeli ‘ adlı bir makale yazmıştır. Bu alandaki ilgi odağı canlıların yapısındaki Fibonacci numaralarının varlığını, Fibonacci filotaksisini anlamaktır. Örnek biçimlendirme alanının şu an merkezi olan reaksiyon-difüzyon denklemini kullanmıştır. Son makaleleri 1992’de A.M. Turing’in Derleme Çalışmaları eserinin basımına kadar yayınlanmamıştır.

Müstehcen uygunsuzluktan hüküm giymesi 

Turing'in evini gösteren plaka

Turing’in evini gösteren plaka

Homoseksüellik İngiltere’de yasadışıydı ve bir akıl hastalığı olarak dikkate alınmakla birlikte ceza-i yaptırımı olan suç sınıfına girmekteydi. Ocak 1952’de Turing’in 19 yaşinda bir genç olan Alan Murray ile bir sinemada tanıştı ve Alan Murray birkaç defa Turing’in evine giderek onunla birlikte kaldı. Birkaç hafta sonra Alan Murray bir tanıdığı ile birlikte Turing’in evini soymaya gitti. Turing bu hırsızlığı polise bildirdi. Polis hırsızları yakaladı ve soruşturma sırasında Alan Murray’in Turing ile homoseksüel ilişkisi olduğu gerçeği ortaya çıktı. Turing de bunun gerçek olduğunu itiraf etti. Turing ve Murray 1885 Ceza Kanunu’na Ek Yasa’nın 11. Kısmı gereğince müstehcen uygunsuzluktan suçlanıp mahkemeye verildiler. Turing pişman değildi ve 50 yıl önce Oscar Wilde’ın başına geldiği gibi aynı suçtan mahkûm edildi.

Turing’e mahkûmiyet ve durumuna bağlı olarak libidosunu azaltmak için devam eden hormonal tedavisinde göz hapsi arasında bir tercih sunuldu. Hapisten kaçmak için, bir yıl içinde kendini hadım edecek östrojen hormonu iğnelerini kabul etti. Suçlu bulunması dolayısıyla devletin gizli işleri için güvenilirlilik izni kaldırıldı ve o zamanlar çok gizli olan GCHQ’daki kriptografik konular üzerine devam eden danışmanlığı da sona erdirildi. O dönemde İngiltere hükümeti Cambridge Beş adlı çoğu akademik eğitimleri sırasında Oxford-Cambridge’de tahsil yaparken Sovyetler Birliği hesabına casusluk yapmayı kabul etmiş ve sonradan İngiliz entelejans kurumunda en yüksek rütbeleri almış olan (Guy Burgesss ve Donald Maclean) bir grup ajanlar sorunu ile uğraşmaktaydı. Casuslar ve Sovyet ajanlarının önemli mevkilerde bulunan homoseksüelleri tuzağa düşürmelerinden endişe edilmekteydi. Turing o kadar yıl sonra bile çok gizli olan Bletchley Park’da çok önemli mevkilerde çalışmıştı ve homoseksüel olma suçundan mahkeme tarafından hüküm giymişti.

8 Haziran 1954’te temizlikçisi onu Manchester’deki evinde ölü buldu. Bir gün evvel, yatağının kenarında bıraktığı yarı-yenmiş siyanür-zehirli elmayı yemek suretiyle siyanür zehirlenmesinden öldüğu açıklandı. Elmanın kendisi nedense hiçbir siyanür zehiri testine tabi tutulmadı. Ölüm sebebinin siyanür zehirlenmesi olması iddiasına rağmen naaşına post-mortem yapılmadı.

Bu şartlarda devletin çok gizli işleri için çok önemli görevlerde bulunan ve şüpheli bir tarzda ölen bir kişi olan Turing’in ölümünün kasıtlı, hatta İngiliz MI5 (gizli istihbarat) servisi tarafından bir suikast olduğuna ve intihar süsü verildiğine inanılmasına yol açmıştır. Annesi ise oğlunun laboratuvar ecza maddelerini dikkatsizce depolanıp kullanılmasına bağlı olarak zehirin yemeğe başladığı elmaya kazara bulaştığını devamlı iddia etmiştir. Bazı kişiler Turingin Pamuk Prenses peri masalı rolü yaparak intihar ettiğine inanırlar. Diğer kişiler Turing’in resmi güvenilirlilik izini kaybetmesine rağmen pasaportunun alınmadığına ve bu hükümden sonra (ABD tarafından kabul edilmemekle beraber) birkaç defa akademik nedenlerle Avrupa’ya gitmesine izin verildiğine işaret etmektedirler. Bu ziyaretler sırasında Turing’e bir suikast yapılma olasılığının çok yüksek bulunduğu bilinmektedir. Buna rağmen İngiliz resmi makamları bu ziyaretlere ve yüksek suikast olasılığına goz yummalarını kasıtlı bulmaktadırlar. Turing’in biyografisini yazan Andrew Hodges, Turing’in bu şekilde intiharının annesine biraz makul bir inkar etme imkânı verebilmek için olduğunu öne sürmektedir.

Ölüm sonrasında takdirle anılma

1966’dan beri, Bilgisayar Mekanizmaları Birliği tarafından her yıl, bilgisayar camiasına teknik makaleler yazan bir kişiye Turing Ödülü verilmektedir. Bu ödül, günümüzde bilgisayar dünyasının Nobel Ödülü olarak kabul edilmektedir.

Turing’in Londra’da doğum yeri olan (şimdi Colonnade Hotel olan) bina önüne ve Manchester’de yaşayıp öldüğü evinin önüne, İngiltere’deki önemli tarihsel kişilerin orada yaşadığına işaret etmek için binalara konulan, birer mavi plaka konulmuştur.

23 Haziran 2001’de Manchester’de Whitworth Sokağı’ndaki üniversite binaları arasında bulunan Sackville Park’da Turing’in bir bronz heykeli için açış töreni yapıldı. Güney İngiltere’de Guildford’da yerleşik “Surrey Üniversitesi” kampüsünde heykeltraş “John W. Mills” tarafından yapılan bir bronz heykel için 28 Ekim 2004’de açılış töreni yapılmıştır. Turing’in çalışmış olduğu Beltchley Park’da ise Galler’den gelen ince kayrak taşlardan heykeltraş Stephen Kettle tarafından yapılmış 1,5 ton ağırlıkta bir diğer Turing heykeli 19 Haziran 2007’de törenle açılmıştır.

İngiltere’de ve dünyanın çeşitli yerlerinde, özellikle üniversitelerde, Turing’in anısını devam ettirmek hedefiyle çeşitli etkinlikler yapılmakta ve fakültelerde ve kampüslerde özel salon, bina ve meydanlara Turing adı verilmektedir. Örneğin İstanbul Bilgi Üniversitesinde her yıl ‘Turing Günleri’ adlı uluslararası katılımlı bilimsel bir sempozyum organize edilegelmektedir. Toplantının amacı ‘Hesaplama Teorisinde ve Bilgisayar Bilimlerinde’ uluslararası çevrelerdeki yeni eğilimlerin ve gelişmelerin tartışıldığı tanıtıldığı bir zemin yaratmaktır.

10 Eylül 2009 tarihinde yani Alan Turing’in ölümünden 50 yıl sonra İngiliz başbakanı Gordon Brown ünlü matematikçiye yapılanların korkunç olduğunu kabul etti

Kaynak :[-]

Sizler için araştırdık ve bulduk Türklerin Avrupa’da hayranlık uyandırdığı yıllarda, Mehter Marşı’ndaki ritimden esinlenmiş  Mozart, 1783 yılında 11 numaralı la majör piyano sonatı’nın (K. 311) 3’üncü bölümünde “Ronda alla Turca” (Türk Marşı)’nı besteler.

“MOZART NEDEN TÜRK MARŞI BESTELEDİ?” haberimizi okumak için tıklayın… 


mozart

Bu beste halen, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm özel davetlerinin yanı sıra, ülke tanıtımında kullanılmaktadır.

Ludwig Van Beethoven’ın da Türk Marşı olarak eseri vardır. Turkish March Beethoven (part of Op. 113 No. 4): Die Ruinen von Athen (The Ruins of Athens)

Türk rap sanatçısı Ceza, sonatın üçüncü bölümüne 2012 yılında Türkçe söz yazdı ve parçaya bir klip çekildi.

Mozart Kimdir:

Wolfgang Amadeus Mozart Hayatı
Çarpıcı olaylarla dolu, acı ve hüznün her zaman neşeye dönüştürülerek yaşandığı kısa bir hayatın hikayesi ise şöyledir:

27 Ocak 1756′da Avusturya’da Salzburg şehrinde doğdu. 5 Aralık 1791′de Viyana’da öldü. Babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposluğu Saray Orkestrası’nda keman çalan, bir çok besteler ve keman için bir metod yazan bir müzikçiydi. Oğlu Wolfgang üç yaşına geldiği zaman kendisinden beş yaş büyük olan kız kardeşi Maria Anna (Nannerl)’ın çaldığı klavsen parçalarını belleğine yerleştirip kendi kendine çalmaya başlayınca ondaki mucizevi özelliği farketti, hele bir gün minik Wolfgang’ın eline geçirdiği bir nota kağıdına daha kullanmayı bile beceremediği kocaman tüy kalemle konçerto çiziktirdiğini görünce, ona ciddi olarak klavsen dersleri vermeye başladı.

Gerçekten de Wolfgang’ın iyi bir müzikçi olmak için doğuştan olağanüstü özellikleri vardı; kulağı bir kemanda bir notanın sekizde bir kadar akort düşüklüğünü farkedecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu.

Zaman geçtikçe Mozart’ın müzik yanında aritmetik ve resime de yeteneği olduğu ortaya çıkıyordu. Çevrede bu harika çocuğa karşı ilginin artması üzerine, babası bu erken doğan güneşten faydalanmak, çocuklarının sayesinde para ve şöhret sağlayabilmek için, oğlunu ve kızını yanına alarak Avrupa kentlerini dolaşmaya, konserler vermeye başladı. Wolfgang klavsen, keman ve org çalmadaki ustalığıyla, her şeyden fazla doğaçtan çalışlarıyla dinleyicilerini hayrette bırakıyordu. Müzik aletlerini çalmakta gösterdiği kolaylığa denk bir kolaylıkla beste de yapmaya başladı. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni meydana getirdi.

Yaşamının ilk on iki yılında babası ve kız kardeşi ile birlikte konserler vererek boydan boya dolaştığı Avrupa’da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi topladı, saraylarda krallar ve kraliçeler önünde çaldı. Soylular, her defasında yeni bir eserle ortaya çıkan harika çocuk Wolfgang’ı dinlemek için yarıştılar, çağın ünlü ressamları Mozart’ların portre ve resimlerini yaptılar.

O günlerde Wolfgang’ı dinleyen ünlü düşünürler Voltaire ve Goethe, bu küçük çocuğun bir gün sanatının en büyük ustaları arasına katılacağından emin olduklarını söylediler.

On Dört yaşında iken, ilk opera eseri “Lucia Silla” Milano’da çalındığı zaman Mozart kendini opera sahnelerine de, üstelik operanın vatanı İtalya’da, kabul ettirmiş bulunuyordu. Papa tarafından kabul edilerek ona, o güne kadar sadece büyük ustalara layık görülen “Altın Mahmuz” nişanı ve şövalyelik beratı verildi.
Mozart, bilinci salt şarkı ve müzikten oluştuğu için kendisini o günlerdeki bu ihtişamlı olayların cazibesine kaptırmadı; sadece besteleri ile uğraştı, bu uğraşını durmadan inatla, ısrarla yürüttü.
Yirmi beş yaşına kadar rahat ve huzur görmeden o kentten bu kente dolaştı, han köşelerinde barındı, bazen yiyeceksiz kaldı, kar ve yağmur yağarken atlı yolcu arabalarında titreyip durdu. Bu meşakkatli yolculuklar esasen sağlıksız ve zayıf olan bünyesini oldukça yıprattı.

Mozart’ın hayret uyandırıcı; bir başka yönü de birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek ve mafsal romatizması gibi o zamana göre ölümcül olan hastalıkları atlatması, ama buna rağmen ürün vermeye devam etmesi ve keyfini hiç bozmamasıdır. Ablası Nannerl onun bu yolculuklarında “Ben ülkesini teftişe çıkan küçük bir kralım” diyerek kendince bir eğlence yarattğını, geçtikleri kasaba ve köylere bir takım uydurma adlar taktığını anlatır anılarında.

Sanat tarihinin bu eşsiz insanı çocukluk nedir bilmedi, Ölünceye dek kendi çocuk ruhuna bağlanıp kaldı. Bu nedenle Mozart yaşamı boyunca iyi ve saf karakteri yanında çocuksu neşe ve espri (mizah) anlayışını hep muhafaza etti.

Hayatın küçük zevklerinden tat almaya bayılırdı, ümitsizliğe düşmek harcı değildi. İnsanlarla beraber olmaktan ve onlarla neşeli konuşmalar yapmaktan hoşlanırdı. Bilardo oynamak, Türk kahvesi içmek ve dans etmek ona büyük keyifler verirdi.

Kariyeri, onur ve şan yönünden parlak biçimde sürmesine rağmen maddi durumunu düzeltmedi. Yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekti. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davrandılar. Sadece dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazanmaya çalıştı.

Mozart’ın otuz altı yaşını doldurmadan vakitsiz ölümünde çocukluğunda geçirdiği ağır hastalıkların ve yapılan yıpratıcı yolculukların etkisinin büyük olduğu kabul edilmektedir.

Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırıldı. Mezarının nerede olduğu ise bilinmemektedir. Söylenenlere göre, Mozart’ın tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişinin katıldığı katedraldeki cenaze duasından sonra bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömüldü. En fenası, bütün araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemedi, tabutun nasıl olup ta sahipsiz kaldığı ise ölüm sebebi gibi hiç bir zaman anlaşılamadı.

 

Kaynak :[-]