Nar Sanat
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
    • Müzik Eğitimleri
      • Gitar Eğitimi
      • Piyano Eğitimi
      • Keman Eğitimi
      • Bateri Eğitimi
      • Şan Eğitimi
      • Bağlama Eğitimi
      • Akordeon Eğitimi
      • Flüt Eğitimi
      • Kanun Eğitimi
      • Saksafon Eğitimi
      • Org Eğitimi
      • Ud Eğitimi
      • Solfej Eğitimi
      • Klarnet Eğitimi
      • Viyolonsel (Çello) Eğitimi
    • Görsel Sanatlar
      • Resim Kursları
      • Kara Kalem
      • Karikatür
      • Fotoğraf
    • Sahne Sanatları
      • Tiyatro
      • Diksiyon
      • Senaryo ve Kısa Film
      • Yaratıcı Drama
      • Yaratıcı Drama Liderliği
      • Yetişkinler için Drama
    • Dans Kursları
      • Bale
      • Halk Dansları (Folklor) Kursu
      • Modern Dans
      • Hip Hop
        • Çocuk HipHop Dans
        • Yetişkin HipHop Dans
      • Oryantal dans kursu
        • Zumba
      • Düğün Dansı
      • Latin Dansları
        • Tango
        • Salsa
        • Swing – Lindy Hop
        • Vals
        • Bachata
        • Samba
        • Lambada
        • Rumba
        • Cha Cha
        • Flamenko
        • Merenge
    • Koro
      • Türk Halk Müziği
      • Türk Sanat Müziği
  • Kurumsal
    • About Us
    • Basında Biz
    • Haberler
    • Akademik Yazılar
  • İletişim
  • Menu Menu
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail

Şunun için etiket arşivi: ressam

Sanat Haberleri

Tarihte Bugün Ne Oldu 24 Mart

tarihte-bugun-ne-oldu24 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 83. (artık yıllarda 84.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 282 gün vardır.

Olaylar

  • 1394 – Timurlenk Şam’ı işgal etti.[kaynak belirtilmeli]
  • 1721 – Johann Sebastian Bach Brandenburg Markizi Christian Ludwig için yazdığı ve daha sonraları Brandenburg Konçertoları olarak adlandırılan 6konçertolarını sundu.
  • 1882 – Robert Koch, verem hastalığına neden olan bakteriyi (mycobacterium tuberculosis) keşfettiğini duyurdu. Bu buluşuyla 1905 yılında Tıp alanında Nobel ödülünü alacaktır.
  • 1923 – Mustafa Kemal Paşa, Time dergisine kapak oldu.
  • 1923 – Yunanistan’da cumhuriyet ilan edildi.
  • 1926 – Türkiye’de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun TBMM’de kabul edildi.
  • 1938 – Cumhurbaşkanlığı yatı olarak satın alınan Savarona’ya, İngiltere’nin Southampton Limanı’nda törenle Türk bayrağı çekildi. 1 Haziran’da İstanbul’a getirilen Savarona,Dolmabahçe önüne demir attı. Atatürk, yatı gezerek incelemede bulundu.
  • 1976 – Arjantin Devlet Başkanı Isabel Peron, kansız darbeyle devrildi. Jorge Rafael Videla, Emilio Eduardo Massera ve Orlando Ramon Agosti’den oluşan cunta iktidara el koydu, yedi yıllık diktatörlük döneminde 30 bine yakın kişi kaybedildi.
  • 1978 – Savcı Doğan Öz öldürüldü.
  • 1998 – Hindistan’da çıkan fırtınada 250 kişi öldü 3000 kişi yaralandı.
  • 1999 – NATO, Kosova’daki çatışmalar üzerine, Yugoslavya’ya karşı hava harekâtı başlattı. II. Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa’daki en yoğun bombardıman olan Müttefik Gücü Harekatı, Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasına neden oldu.
  • 2000 – Varan Turizm’e ait otobüs, yolcularıyla kaçırıldı. Olaydan sonra yakalanan üç kişi, 36’şar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
  • 2000 – Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir’in idamıyla sonuçlanan 1963’teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etti.
  • 2001 – Apple şirketi Mac OS X 10.0 (Cheetah)’ı piyasaya sürdü.
  • 2006 – İspanya’daki ETA örgütü süresiz ve kalıcı ateşkes ilan etti.
  • 2007 – Türkiye Euro 2008 elemelerinde Yunanistanı futbol maçında 4-1 mağlup etti.
  • 2009 – Ergenekon davasında 21’i tutuklu 56 sanık hakkında hazırlanan 1909 sayfalık ikinci iddianame, davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, davanın bir ve iki numaralı sanıkları olarak geçiyor. Eruygur ve Tolon’un, 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması isteniyor.

Doğumlar

  • 1494 – Georgius Agricola, Alman bilimadamı, “Mineralojinin babası” (ö. 1555)
  • 1607 – Michiel de Ruyter, Hollandalı amiral (ö. 1676)
  • 1834 – William Morris, İngiliz şair, ressam (ö. 1896)
  • 1874 – Harry Houdini, ABD’li illüzyonist (ö. 1926)
  • 1879 – Neyzen Tevfik, Türk neyzen ve şair (ö. 1953)
  • 1884 – Peter Debye, Hollandalı fizikçi (ö. 1966)
  • 1886 – Edward Weston, ABD’li fotoğrafçı (ö. 1958)
  • 1887 – Roscoe Arbuckle, ABD’li komedyen (ö. 1933)
  • 1897 – Wilhelm Reich, Avusturyalı-Alman-ABD’li psikiyatrist ve psikanalist (ö. 1957)
  • 1903 – Adolf Butenandt, Alman biyokimyacı (ö. 1995)
  • 1909 – Clyde Barrow, ABD’li gang (ö. 1934)
  • 1911 – Joseph Barbera, ABD’li çizgi film yapımcısı, animatör, senarist (ö. 2006)
  • 1917 – John Kendrew, İngiliz biyokimyacı (ö. 1997)
  • 1921 – Vasili Smislov, Rus satranç oyuncusu
  • 1926 – Dario Fo, İtalyan yazar Nobel Edebiyat Ödülü sahibi
  • 1930 – Steve McQueen, ABD’li sinema oyuncusu (ö. 1980)
  • 1944 – Vojislav Koštunica, Sırbistan başbakanı
  • 1944 – Han Myeong-sook, Güney Kore başbakanı
  • 1947 – Meiko Kaji, Japon şarkıcı ve aktris
  • 1956 – Steve Ballmer, ABD’li işadamı
  • 1960 – Nena, Alman müzisyen
  • 1965 – The Undertaker, ABD’li güreşçi
  • 1970 – Lara Flynn Boyle, ABD’li aktris
  • 1972 – Christophe Dugarry, Fransız futbolcu
  • 1973 – Jim Parsons, Amerikalı televizyon dizisi ve sinema oyuncusu
  • 1974 – Alyson Hannigan, ABD’li oyuncu
  • 1976 – İnci Türkay, Türk dizi oyuncusu
  • 1977 – Jessica Chastain, ABD’li oyuncu
  • 1978 – Tomáš Ujfaluši, Çek futbolcu
  • 1984 – Chris Bosh, ABD’li basketbolcu
  • 1990 – Keisha Castle-Hughes, Yeni Zelandalı aktris

Ölümler

  • 809 – Harun Reşid, 5. Abbasi halifesi (d. 763)
  • 1455 – V. Nicholaus, papa (d. 1397)
  • 1603 – I. Elizabeth, İngiltere kraliçesi (d. 1533)
  • 1794 – Jacques-René Hébert, Fransız gazeteci ve siyasetçi (d. 1757)
  • 1869 – Antoine-Henri Jomini, Fransız asker (d. 1779)
  • 1882 – Henry Wadsworth Longfellow, ABD’li şair (d. 1807)
  • 1901 – İsmail Safa, Türk yazar (d. 1867)
  • 1905 – Jules Verne, Fransız yazar (d. 1828)
  • 1909 – John Millington Synge, İrlandalı oyun yazarı (d. 1871)
  • 1916 – Enrique Granados, İspanyol piyanist ve besteci (d. 1867)
  • 1946 – Alexander Alekhine, Rus satranç oyuncusu (d. 1892)
  • 1950 – Harold Joseph Laski, İngiliz siyaset bilimcisi ve siyasetçi (d. 1893)
  • 1953 – Mary Teck, Birleşik Krallık kraliçesi (d. 1867)
  • 1962 – Auguste Piccard, İsviçreli fizikçi (d. 1884)
  • 1968 – Alice Guy-Blaché, Fransız film yönetmeni ve yapımcısı (d. 1873)
  • 1969 – Joseph Kasavubu, Kongo Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı (d. 1910, 1913, 1915, 1917)
  • 1971 – Müfide Ferit Tek, Türk romancı (d. 1892)
  • 1971 – Arne Jacobsen, Danimarkalı mimar ve tasarımcı (d. 1902)
  • 1976 – Bernard Montgomery, İngiliz asker (d. 1887)
  • 1978 – Doğan Öz, Türkiye Cumhuriyet savcısı (d. 1934)
  • 1980 – Óscar Romero, El Salvadorlu katolik papaz (d. 1917)
  • 1984 – Sam Jaffe, ABD’li aktör (d. 1891)
  • 1986 – Ertuğrul Yeşiltepe, Türk gazeteci (d. 1933)
  • 1987 – Ekrem Zeki Ün, Türk besteci (d. 1910)
  • 1988 – Turhan Feyzioğlu, Türk hukukçu ve politikacı (d. 1922)
  • 2002 – César Milstein, Arjantinli biyokimyacı (d. 1927)
  • 2008 – Richard Widmark, ABD’li aktör (d. 1914)

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Tüberküloz’la Mücadele Günü
24 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/tarihte-bugun-ne-oldu1.jpg 1067 1600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-24 09:45:092015-03-24 09:45:09Tarihte Bugün Ne Oldu 24 Mart
Sanat Haberleri

Tarihte Bugün Ne Oldu 23 Mart

23 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 82. (Artık yıllarda 83.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 283 gün vardır.

tarihte-bugun-ne-oldu

Olaylar

  • 625 – Arabistan’da Müslümanlarla Kureyşler arasında Uhud Savaşı başladı.
  • 1791 – Hollandalı kadın hakları savunucusu Etta Palm, Gerçeğin Dostları Konfederasyonu olarak bilinen kadın kulüplerini kurdu.
  • 1801 – I. Aleksandr Rusya İmparatorluğu’nun çarı oldu.
  • 1839 – OK sözcüğü (“oll korrect”) Boston Morning Post gazetesinde ilk kez kayıtlara geçti.
  • 1848 – Macaristan, Avusturya’dan bağımsızlığını ilan etti.
  • 1855 – Dolmabahçe Camii ibadete açıldı.
  • 1903 – Wright Kardeşler ilk sabit kanatlı uçakları için patent başvurusunda bulundular.
  • 1919 – Benito Mussolini, İtalya’da Faşist Mücadele Birliklerinin İttifakı (Fasci Italiani di Combattimento) partisini kurdu. 9 Kasım 1921’de ise Ulusal Faşist Parti kuruldu.
  • 1921 – II. İnönü Muharebesi başladı. Yunan birlikleri, Uşak ve Bursa üzerinden, Afyon ve Eskişehir’e doğru iki koldan taarruz başlattı.
  • 1925 – Sessiz sinema döneminin en pahalı filmi, (3.9 milyon dolar) “Ben Hur” gösterime girdi.
  • 1931 – Türk çocuklarının ilk öğrenimlerini Türk okullarında yapmalarını zorunlu kılan kanun kabul edildi.
  • 1933 – Alman Milli Meclisi Reichstag, Adolf Hitler’e kararnamelerle ülkeyi yönetme yetkisi verdi.
  • 1946 – Zekeriya Sertel ve Sabiha Sertel, Cami Baykut ve Halil Lütfi Dördüncü, çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. Daha sonra dava Yargıtayca bozuldu ve gazeteciler serbest bırakıldılar.
  • 1949 – Büyük Doğu dergisi sahibi Necip Fazıl Kısakürek, kumar oynarken polis tarafından yakalandı.
  • 1956 – Pakistan, ilk İslam cumhuriyeti oldu.
  • 1959 – Ankara’da yayınlanan Öncü gazetesi süresiz olarak kapatıldı.
  • 1971 – Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu liderlerinden Deniz Gezmiş’in arkadaşları Hüseyin İnan ve Mehmet Nakipoğlu yakalandı.
  • 1972 – Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen idam cezalarını onayladı.
  • 1974 – Hükümet, İmralı Adası’nda gömülü olan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın mezarlarının başka bir yere taşınabilmesine izin verdi.
  • 1977 – Liselerde okutulan “Felsefeye Başlangıç” adlı kitabın yazarı Prof. Nebahat Küyel, Aleviler’i küçük düşürme iddiasıyla yargılandı.
  • 1979 – MSP eski milletvekili Halit Kahraman eroin kaçırırken Yunanistan’da yakalandı.
  • 1989 – Utah Üniversitesi’nden Stanley Pons ve Martin Fleischmann, soğuk füzyon konusundaki buluşlarını açıkladılar.
  • 1990 – Cizre’de binlerce kişi yürüyüş yaptı.
  • 1992 – Şırnak’ın Cizre ilçesinde çıkan olaylarda, güvenlik güçleri ile göstericiler arasındaki çatışmaları izleyen Sabah Gazetesimuhabiri İzzet Kezer başından vurularak öldü.
  • 1994 – Meksika başkan adayı Luis Donaldo Colosio, seçim hazırlıkları sırasında düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü.
  • 1994 – Aeroflot tipi bir yolcu uçağı Sibirya’da düştü: 75 kişi öldü.
  • 1996 – Ankara’da öğrenciler harçları protesto eylemi yaptılar. Çıkan olaylar sonrasında Dil Tarih Coğrafya Fakültesi binasına giren polis 127 öğrenciyi gözaltına aldı. Olaylarda 51 polis ve 100 öğrenci yaralandı.
  • 1996 – Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Oğuzhan Asiltürk, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni din düşmanlığı yapmakla suçladı.
  • 1998 – Bakanlar Kurulunda irticayla mücadelede alınması gereken önlemleri içeren yasa tasarılarının büyük bölümü imzalandı.
  • 1999 – Paraguay Başkan yardımcısı Luis María Argaña suikast sonucu öldürüldü.
  • 2000 – Galatasaray futbol takımı, Avrupa Futbol Birliği, UEFA Kupası çeyrek finalinde deplasmandaki ilk maçta 4-1 yendiği Mallorca’yıAli Sami Yen Stadı’nda da yenip, yarı finalist oldu.
  • 2001 – NATO, Kosova savaşında seyreltilmiş uranyum mermisi kullandığını itiraf etti.
  • 2001 – Sovyet uzay istasyonu Mir’in görevi sonlandırıldı.
  • 2004 – Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nce yürütülen Şehitler Coğrafyası projesi kapsamında yapılan araştırmalar sonucu, Gelibolu Yarımadası’nda iki bin askerin gömüldüğü gerçek şehitlik bulundu.
  • 2008 – Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan İlhan Selçuk, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı ve yurt dışına çıkışı yasaklandı.

Doğumlar

  • 1749 – Pierre-Simon Laplace, Fransız matematikçi ve gökbilimci (ö. 1827)
  • 1876 – Ziya Gökalp, Türk şair (ö. 1924)
  • 1881 – Roger Martin du Gard, Fransız yazar (ö. 1958)
  • 1881 – Hermann Staudinger, Alman kimyager, Nobel Kimya Ödülü sahibi (ö. 1965)
  • 1882 – Amalie Emmy Noether, Alman matematikçi (ö. 1935)
  • 1887 – Juan Gris, İspanyol ressam ve heykeltraş (ö. 1927)
  • 1887 – Josef Čapek, Çek ressam ve yazar (ö. 1945)
  • 1900 – Erich Fromm, ABD’li psikoanalizci ve toplum felsefecisi (ö. 1980)
  • 1905 – Joan Crawford, ABD’li aktris (ö. 1977)
  • 1905 – Lale Andersen, Lili Marleen ile tanınan Alman şarkıcı (ö. 1972)
  • 1910 – Akira Kurosawa, Japon film yönetmeni (ö. 1998)
  • 1907 – Daniel Bovet, İsviçreli farmakolog (ö. 1992)
  • 1912 – Wernher von Braun, Alman bilimadamı (ö. 1977)
  • 1913 – Abidin Dino, Türk ressam, karikatürist, yazar, film yönetmeni. (ö. 1993)
  • 1915 – Vasiliy Zaytsev, SSCB’li keskin nişancı (ö. 1991)
  • 1924 – Tomiichi Murayama, Japon siyasetçi
  • 1933 – Hayes Alan Jenkins, SSCB’li buz patenci
  • 1933 – Philip Zimbardo, Stanford hapishane deneyi ile tanınan ABD’li psikolog
  • 1939 – Pervin Par, Türk sinema oyuncusu
  • 1942 – Michael Haneke, Avusturyalı film yönetmeni
  • 1944 – Michael Nyman, İngiliz minimal müzik bestecisi
  • 1945 – Leyla Demiriş, Türk Devlet Operası baş sopranosu
  • 1953 – Chaka Khan, ABD’li şarkıcı
  • 1956 – Jose Manuel Durao Barroso, Portekizli politikacı
  • 1963 – Míchel, İspanyol futbolcu, teknik direktör
  • 1964 – Okan Bayülgen, Türk televizyon programcısı,oyuncu
  • 1965 – Aneta Kręglicka, Polonyalı 1989 Dünya Güzeli
  • 1966 – Caner Beklim, Türk radyo yapımcısı ve müzik direktörü
  • 1968 – Fernando Hierro, İspanyol futbolcu
  • 1971 – Yasmeen Ghauri, Kanadalı manken
  • 1973 – Jason Kidd, ABD’li basketbolcu
  • 1973 – Jerzy Dudek, Polonyalı futbolcu
  • 1975 – Burak Gürpınar, Türk müzisyen
  • 1976 – Michelle Monaghan, ABD’li aktris
  • 1977 – Maxim Marinin, Rus buz patenci
  • 1978 – Walter Samuel, Arjantinli futbolcu
  • 1981 – Mesut Süre, Türk radyo programcısı ve stand up sanatçısı.
  • 1981 – Aysun Kayacı, Türk model ve oyuncu
  • 1983 – Hakan Kadir Balta, Türk futbolcu.
  • 1995 – Ozan Tufan, Türk futbolcu.

Ölümler

  • 1801 – I. Pavel, (d. 1754)
  • 1842 – Stendhal, Fransız yazar (d. 1783)
  • 1953 – Raoul Dufy, Fransız ressam (d. 1877)
  • 1960 – Said Nursi, Türk din adamı (d. 1878)
  • 1964 – Peter Lorre, Avusturya-Macaristan asıllı ABD’li aktör (d. 1904)
  • 1973 – Şevkiye May, Türk tiyatro, operet ve sinema oyuncusu (d. 1915)
  • 1987 – Nevzat Süer, Türk satranç oyuncusu (d. 1925)
  • 1990 – John Dexter, İngiliz tiyatro, film ve opera yönetmeni (d. 1925)
  • 1992 – Friedrich August von Hayek, Avusturyalı ekonomist ve Nobel Ekonomi Ödülü sahibi (d. 1899)
  • 1993 – Robert Crichton, ABD’li roman yazarı (d. 1925)
  • 1994 – Giulietta Masina, İtalyan aktris (d. 1921)
  • 1995 – Cevad Mahmut Altar, Türk sanat tarihçisi
  • 2006 – Pío Leyva, Kübalı müzisyen (d. 1917)
  • 2011 – Elizabeth Taylor, İngiliz aktör (d. 1932)
  • 2011 – Ali Teoman, Türk yazar. (d. 1962)
  • 2012 – Abdullahi Yusuf Ahmed, 6. Somali Devlet Başkanı (d. 1934)

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Meteoroloji Günü
  • Kozkavuran Fırtınası
23 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/tarihte-bugun-ne-oldu.jpg 1067 1600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-23 15:26:262015-03-23 15:26:26Tarihte Bugün Ne Oldu 23 Mart
Sanat Haberleri

Çanakkale Zaferimizin 100. Yılı Kutlu Olsun

narsanat-canakkale-zaferi

İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’u alarak İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, başkent İstanbul’u zaptetmek suretiyle Almanya’nın müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı’nı seçmişlerdir. Ancak saldırıları başarısız olmuş ve geri çekilmek zorunda kalmışlardır.

Başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere tüm silah arkadaşlarını rahmet ve şükranla anıyoruz.

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği tarafından düzenlenecek Çanakkale Zaferi’nin 100. Yılında Belgesel Gösterimi‘ne tüm halkımız davetlidir.

Bugünün anlam ve öneminde önemli payı olan ALİ REŞAT ÇAVUŞ hakkında aşağıdaki makaleyi sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Çanakkale’de Savaşan 13 Yaşındaki Gönüllü Bombacı Ali Reşat Çavuş’un Fotoğrafının Hikayesi

ali-resat-cavus-1

Çanakkale Zaferi denince unutulmaz karelerden biridir üzerinde ‘Gönüllü Bombacı’ yazan fotoğraf. Başındaki enveriyesi oldukça büyük, üzerindeki askerî kıyafet kendisine bol gelen 13-15 yaşlarındaki çocuğun fotoğrafını çoğunuz hatırlar. Genelkurmay Başkanlığı’nın 2007 yılında yayımladığı albümde yer alan ve en çok konuşulan karelerden biri olan fotoğraf (Genelkurmay o tarihte 28 fotoğraf yayımlamış, o fotoğraflardan biri de ‘Gönüllü Bombacı’ya ait meşhur kareydi). Ama kimdi bu çocuk? Gerçekten Osmanlı askerleriyle birlikte Çanakkale’de bulunmuş, düşmana karşı savaşmış mıydı? Acaba fotoğraf bir evin bahçesinde çekilmiş olabilir miydi? Ya da çocuk abisinin asker kıyafetlerini mi giymişti?

Bugüne kadar bu fotoğrafın hikâyesini hiç kimse öğrenemedi. Çanakkale Savaşı tarihi ile ilgilenen birçok araştırmacı, üzerinde el yazısıyla “Gönüllü Bombacı” yazan bu fotoğrafı, Anadolu insanının vatanı için her yaşta canını feda edebileceğinin delili olarak anlattı durdu. Hatta şu an bile internette dolaşan bu fotoğrafın altında Çanakkale’de lise ve ortaokul sıralarındaki çocukların savaştığını anlatan nice asılsız bilgi mevcut. Oysa fotoğrafın kaynağı hakkında kesin bir bilgi bulunmadığı gibi, gerçekliği konusu da hayli tartışmalıydı. Fotoğraftaki küçük çocuk, o dönemler, hatta günümüzde bile çok yaygın bir âdet olan, ‘asker büyüklerinin giysisiyle’ resim çektirmiş bir çocuk olabilirdi. Ya da resmin üzerindeki ‘Gönüllü Bombacı’ yazısını, sonradan ona bu sıfatı yakıştırmış biri yazmış olabilirdi. Ancak ilk kez, resimdeki küçük çocuğun gerçekten de Çanakkale cephesinde bulunduğunu dergimizdeki belgelerde görecek ve kendisine takılan ‘Gönüllü Bombacı’ lakabının da haksız olmadığını okuyacaksınız.

gonullu-bombaci-ali-resat-cavus

Zira 22 Ağustos 1915’te Berliner Illüstrirte Zeitung isimli Almanya’da haftalık yayın yapan derginin söz konusu sayısında Türk ordusunun bu en genç savaşçısının hikâyesi yer alıyordu. Yaklaşık 40 yıldır Çanakkale Zaferi ile ilgili belge ve bilgi toplayan Yetkin İşcen, herkesin bildiği bu fotoğrafın hikâyesini ortaya çıkartan ilk kişi. Kendisi gibi Çanakkale konusunda uzman araştırmacı-yazar Basri Emin Sütlü de bu fotoğrafın hikâyesine geçen hafta piyasaya çıkan “Hatıralarla Çanakkale-Harp Sahası Gezi Rehberi’ kitabında kısaca yer verdi.

Biz isterseniz 1915’e, Berliner Illüstrirte Zeitung isimli Alman dergisinin haberine dönelim. Haber, yayın hayatına 1892’de başlayan dergide şöyle anons ediliyor: “Ozan-şair Karl Vollmoeller Çanakkale Boğazı’nı savunanlara ilişkin haberler gönderdi. Dr. Vollmoeller’in ilk öyküsü, Türk Ordusu’nun en genç astsubayı ile ilgili…”

Almanya’dan gelerek savaşla ilgili izlenimlerini gazetesine yazan Vollmoeller’den öğrendiğimize göre fotoğraftaki çocuğun adı Ali Reşat’tı. Ali Reşat’ın hikâyesini tüm çıplaklığı ile kaleme alan Vollmoellar’e ‘Gönüllü Bombacı’nın birliğinde yer alan komutanı da yardımcı oluyordu. Şu satırlar yazara ait: “Ali…! diye bağırdı, Alman makineli tüfek birliğinin komutanı; Ali…! Çadırın arkasındaki karanlıktan ilginç ve biçimsiz bir karaltı gözüktü. Üstüne başına çekidüzen verdi ve dimdik durarak selam çaktı. … İlk izlenimim, üniforma içinde bir kız olduğu biçimindeydi… Kafasına göre oldukça büyük olan ve tropik şapkalara benzeyen, kahverengi pamuklu kumaştan yapılma ‘Enveriye’ (Türk askerinin yeni başlığı) altında iki parlak ve kuyruklu göz yanıyor, dar ve parlak bir yüzü parıldatıyordu. Görüntünün kalanı ise kaba pamukludan yapılma, balçık kahverengisi arazi üniformasının altında kayboluyordu.

ali-resat

-Beyler, bu Osmanlı İmparatorluk Ordusunun en genç astsubayı Ali Reşat Çavuş… Ali, Almanca öğrendiğini göster. Alman askeri nasıl der?

Oldukça bol ve uzun üniforma kolunun içindeki ince parmaklı eli yeniden başlığa gitti. Çatallı bir çocuk sesi duyuldu:

-Çook iyii…! (Sehr gut).

-Tamam Ali. Şimdi biz bu beylere senin nasıl astsubay olduğunu anlatacağız. Beylerin hepsi tüm cesur Türk askerlerine Almanya’dan güzel armağanlar getirdi. İşte, bir paket de senin için. Bu beyler Almanya’ya geri döndüklerinde senden söz edecekler.”

Yazara göre Ali’nin babası, Balkan Savaşı’nda bir Makedonya alayında yüzbaşıydı ve Kumanova’da şehit düşmüştü. Annesi ve kardeşleri, Sırplar tarafından katledildi. Bu katliamdan kurtulan Ali Reşat, kaçanların arkasına takılarak kendisini Trakya’ya attı ve askerlerin arasına katıldı. On üç yaşında bir çocuk, bir birlikle nasıl kalırsa öyle beslendi. Kâh geldi bir köşeye kıvrıldı, kâh arda kalanlarla idare etti. Yaklaşık 20 ay o askerlerle kaldı. Sonunda da yolu onlarla birlikte Çanakkale’ye düştü. Söz yine yazarın: “On beş yaşına gelmişti ve savaşmak istiyordu. Birisi ona bir asker pantolonu verdi ve bir de asker ceketi… Yalnızca bir silahı eksikti. Büyük adamların da kendilerinin silaha ihtiyaçları vardı. Ali’nin el bombasıyla tanışması kendi fikriydi. Bu ilk olarak nasıl oldu bilmiyorum. Ancak bir akşam kalktı ve kendi yöntemiyle İngilizlerle savaşmaya başladı. Gecenin yarısında bir cehennem gürültüsü ve delicesine atışlardan sonra, Ali Reşat sabah, bir İngiliz dürbünü ve bir Browning tabancayla geri döndü. İngiliz subaylarının bulunduğu yerleri bulma konusunda özel bir yeteneği vardı. El bombaları hep İngiliz subaylarını buluyor ve ganimetleri de buna uygun olarak seçilmiş ve aristokratik oluyordu.”

gonullu-bombaci

Genelkurmay’ın da yayımladığı bu meşhur fotoğrafın üzerinde “Gönüllü Bombacı” yazıyordu ama ismi bilinmiyordu.

Söz konusu haberde Ali’nin komutanının sözlerine de yer veriliyordu. Komutanı Ali’nin yetenekli olduğundan bahsediyordu. Gönüllü bombacıların tüm saldırılarında yer alması gerektiğini söylüyordu. “Ne yaptığını gördünüz. Ali, saldırı kollarının kahramanı oldu. Siperden ilk çıkan, düşman tel örgülerini ilk geçen ya da kesen, silahını tümüyle etkin olarak ilk kullanan oydu.”Komutanı onun, nisan ayındaki bir saldırıda, her iki bacağından ve bir mermiyle de ciğerinden kötü bir biçimde yaralandığını da anlatıyordu yazara. Ama hep ön saflarda olmak isteyen Ali’yi cephe gerisindeki bir hastaneye taşımanın da faydasız olduğunu dile getiriyordu. Buna rağmen bu yaralanmadan dolayı 4 hafta cepheden uzak kaldı Ali. Sonrasında döndüğü cephede yine düşman kurşunlarına hedef oldu. Son olarak da sol omzundan yaralanmıştı. Tüm bunlara karşın o, birkaç gün sonra yeniden iyileşerek siperlerdeki yerini almıştı. Komutanı yazara hikâyesini anlatırken hemen yanı başlarındaydı Ali. Çünkü şöyle bitiyordu metin: Bugün de erkenden ve yine bıkmadan yorulmadan bizimleydi… Öyle değil mi Ali Reşat?”

Berliner Illüstrirte Zeitung

Çanakkale Savaşı’ndan bir kesit sunan bu kare de Berliner Illüstrirte Zeitung adlı dergide yer aldı.

Gecenin karanlığında siperden çıkan, düşman askerlerinin, özellikle subayların yerlerini bulan ve bombasını atan Ali, yaşının küçüklüğüne rağmen yüreğinin büyüklüğü, cesareti ve azmi ile bir destan yazdı. Yine söz konusu hikâyeden öğrendiğimize göre cepheyi ziyarete gelen Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın huzuruna çıktı. Savaşta göstermiş olduğu yararlılıklar dolayısıyla kendisine çavuş rütbesi verildi (Dergi bu bilgiyi de vermesine rağmen haberi en genç astsubay diyerek anons etti).

karl-vollmoeller1948 yılında hayata veda eden Karl Vollmoeller iyi iş çıkartmıştı. Bizi heyecanlandıran ise 22 Ağustos 1915 tarihli haftalık dergide Ali’nin fotoğrafının da yer alıyor olmasıydı. Zaten bu fotoğraftı her şeyi aydınlığa kavuşturan. Zira 2007 yılında Genelkurmay’ın yayımladığı fotoğraf ile bu fotoğraf sanki birkaç gün arayla çekilmiş gibiydi. İşin bir başka ilginç yanı da 19 Ağustos 1915 tarihli Illustrirte Zeitung (1843-1944 yılları arasında yayın hayatını sürdürdü) adlı dergi de sayfalarında Ali’ye yer veriyordu. Çizerleriyle meşhur olan bu derginin Çanakkale’ye gelen George Lebrecht isimli çizerinin kara kalem resmi tıpa tıp Ali Reşat’a benziyordu. Üstelik 1945 yılında hayatını kaybeden ünlü ressam Lebrecht, yaptığı bu resmin altına ‘Ali Reşat’ diye not düşmüştü.

Ali Reşat ile ilgili bir Alman’ın daha hikâyesi var. Ama bu hikâye biraz farklılık arz ediyor. Hikâye, 1978 yılında ölen Armin Wegner’e ait. Oldukça uzun olan bu hikâye, 1921 yılında kaleme alınmış. Alman generali Mareşal Von der Goltz’un (Golç Paşa) ekibinde sağlık görevlisi olarak Türkiye’ye gelen ve savaşa katılan Armin Wegner isimli Alman askeri, Çanakkale cephesindeki gözlemlerini savaştan sonra ‘Hüseyin Oğlan’ adını verdiği eseriyle kitaplaştırdı. Onun anlattıkları ile Vollmoeller’in yazdıkları neredeyse tıpa tıp benzerlik arz ediyor. Yalnız Vollmoeller’in yazısındaki ‘Ali Reşat’, Wegner’in öyküsünde ‘Hüseyin’ olarak ele alınmış. Ali Reşat ismi ise Hüseyin’e sahip çıkan subayın adı olarak kitapta yer bulmuş. Armin Wegner orijinal adı Der Knabe Hussein olan kitaptaki hikâyesine şöyle giriş yapıyor: “Lüleburgaz’daki Balkan Savaşları sırasında, iki gün sonra bozguna uğrayan askerler bozkırda minaresi güdük bir parmak gibi yükselen terk edilmiş bir köyde on bir yaşında bir Türk çocuğu buldu. Mavi şalvarı topuklarına kadar uzanıyordu, kırmızı fesinin altında çekik gözleri dehşetten donuklaşmıştı. Önünde, avlunun ortasında bir köylünün ağaca bağlanmış cesedi sallanıyordu.”

Devam eden hikâye yukarıdaki hikâyede geçen komutanın anlattıklarıyla örtüşüyordu. Ali Reşat’ın İstanbul’a geldiği, 20 ay kadar kaldığı, genç acemi erlerle birlikte Beyoğlu’nun arkasındaki Taksim Kışlası’nda konakladığı, sonra Çanakkale’ye yolunun düştüğü, bombacı olduğu uzun uzun anlatılıyordu. Şu satırlar Wegner’in: “Hüseyin sabaha karşı sipere döndüğünde cepleri çikolata ve İngiliz altınıyla doluydu. Bir palaskada fişekler şıngırdıyor, kanayan parmakları arasında simsiyah parlayan bir Browning tutuyordu.” Cephede yaralandığı, Tekirdağ’a götürüldüğü, burada 4 hafta kadar kaldıktan sonra iyileşip tekrar Gelibolu’ya döndüğü de yazıyordu. Hikâye şu şekilde sonlanıyordu: “O gün Hüseyin on dört yaşına bastı. İçinde serpilmeye başladığı üniformasının omuzlarında çavuş apoletleri vardı. Anası karanlık bir gecede alevler içindeki bir kalasın altında göçüp gittiğinden bu yana kendisine analık eden toprak ona güneşten yanmış bir kabuk ve ağaç dalları gibi güçlü kollar armağan etmişti. Padişah ordusu ise ona binlerce baba vermişti. Ali Reşat onu Edirne’deki askerî okula göndermek istiyordu, akademideki tüm subaylar onu seveceklerdi.”

Evet; tarihî fotoğraftaki ‘Gönüllü Bombacı’nın, başkasının askerî elbiselerini giymiş bir genç olmadığı, tam aksine Çanakkale cephesinde, Arıburnu veya Anafartalar bölgesinde, kahramanlıklar yapmış bir genç olduğu ortaya çıkıyordu. Yakın zamana kadar kim olduğunu bilmediğimiz, üzerinde ‘Gönüllü Bombacı’ yazan fotoğrafından tanıdığımız Ali Reşat Çavuş, artık hepimizin kahramanı. Sizce hatırasını yaşatacak bir abideyi de hak ediyor değil mi?

gonullu-bombacilar

Gönüllü Bombacı’ya ait arşive ilk ulaşan Yetkin İşten emekli bir gazeteci. 40 yıldır Çanakkale üzerine çalışmalar yapıyor. Bugüne kadar Çanakkale ile ilgili bir kitabı Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla çıktı. “Birçokları gibi ben de ‘Gönüllü Bombacı’nın yer aldığı fotoğraftaki çocuğun, abisinin ya da bir yakınının kıyafetini giydiğini düşünüyordum. Zira yaşı çok küçüktü. Ayağında doğru dürüst ayakkabı yoktu. Başlığı kocamandı. Ama bugün gördük ki hikâye tahmin edebileceğimizin çok ötesinde.” diyor.

İşten, söz konusu dergileri bir arkadaşı sayesinde elde ettiğini, karıştırırken fotoğrafı gördüğünü ve fotoğraftaki çocuğu hemen tanıdığını söylüyor. “Çorap söküğü gibi geldi. Dergiye baktıktan sonra diğerlerini de araştırdım. Araştırmacı arkadaşım Basri Emin Sütlü de fotoğrafın yer aldığı derginin o günkü nüshasının tamamını elde etti. Ben ayrıca bizim tarihçilerin pek sevmediği Armin Wegner’in hikâyesini de buldum. İsimler ve olaylar neredeyse birbirinin aynı. Bunun yanında başka bir dergide bulduğumuz çizim de Ali Reşat’a çok benziyor.”

Yetkin İşten, Osmanlı ordusunda o yaşta hiç asker olmadığını söylüyor. Zira Osmanlı’da askerlik yaşı 18’di. Savaşın son senesinde çıkartılan bir kanunla yaş sınırı 17’ye düşürüldü. “Yani sağda solda çoluk çocuk askere gitti, vatanı kurtardı diyorlar ama bunun gerçekle alakası yok. Bana göre bu sebepten dolayı Çanakkale cephesine gelen Alman gazeteciler ‘Gönüllü Bombacı’ ile yakından ilgilendi. Çünkü onun yaşında başka kimse orduda bulunmuyordu.”

Peki, ‘Gönüllü Bombacı’nın akıbeti ne oldu? İşte bu noktada elde hiçbir bilgi mevcut değil: “Wegner’in hikâyesinde savaş sonrası Edirne’ye döneceği yazıyordu ama sağ kalabildi mi, bilinmiyor.”

61 yaşındaki Yetkin İşten aslen İstanbullu. 10 yıldır Çanakkale’de yaşıyor. Çanakkale Savaşı’na ilgisi lise yıllarında bir gezi sonrası başlamış. “Ziyaret için Çanakkale’ye gitmiştik. O yıllarda meşhur bir Salim Amca, onun da küçük bir müzesi vardı. 16-17 yaşlarındaydım. O müze beni çok etkiledi. O günden sonra Çanakkale ile ilgili ne gördüysem biriktirdim, sakladım. Zamanla bu araştırmaya döndü. Ama gazeteci olduğum için vakit bulamıyordum. Hürriyet dergi gruplarında çalıştım. Emekli olduktan sonra da bu tutku sebebiyle Çanakkale’ye yerleştim. Emekli olunca kendimi tamamen arşiv aramaya-taramaya verdim. Alman arşivlerinde çok fazla bilgi ve belge var. 2013’teAlmanya’ya gittim. Ama orada en az 6 ay kalmak lazımdı. 6 ay geçimimi sağlayacak ortam olmadığı için erken döndüm. Bu işlerden bir beklentim yok.”

Çanakkale’ye dair birçok bilinmeyen bu kitapta

Araştırmacı-yazar Basri Emin Sütlü, geçen hafta piyasaya çıkan ‘Hatıralarla Çanakkale-Harp Sahası Gezi Rehberi’ kitabında Gönüllü Bombacı’nın hikâyesine de kısaca yer veriyor. Söz konusu kitap harp sahalarını ziyarete gidenlerin kolayca istifade edebileceği bir eser olarak düşünülmüş. Kitap hazırlanırken, geziye giden grupların hemen hepsinin takip ettiği güzergâh esas alındı ve sadece bu güzergâhta yer alan abide ve şehitliklere yer verildi. Savaş hakkında genel bilgilere ilave olarak savaşın ruhunu yansıtan hatıraların da yer aldığı kitapta özellikle gerçek şehitlikler üzerinde duruldu. Gezilen yerlerde bulunan fakat çoğu ziyaretçinin fark etmediği detaylar özellikle belirtildi. Yıkılan abideler, haçın gölgesinde yatan şehitler, savaşa giden askerlerimizin mermere işlediği şiirler gibi daha önce bilinmeyen birçok bilginin yer aldığı 154 sayfalık kitap, Yitik Hazine yayınlarından çıktı. 1978’de doğan Basri Emin Bey, 2005’ten beri Çanakkale Muharebeleri ile ilgili araştırmalar yapıyor.

Kaynak: Aksiyon Dergisi – Onedio

18 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/narsanat-canakkale-zaferi.jpg 768 1024 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-18 12:36:282015-03-18 12:36:28Çanakkale Zaferimizin 100. Yılı Kutlu Olsun
Sanat Haberleri

Her çocuk özeldir. – (Taare Zameen Par) – Disleksi-

“Aptal çocuk, bunu bile mi anlayamadın, hiç kafan basmıyor senin”. Bu sözler size tanıdık geldi mi? Eminim bu yazıyı okuyanların bir çoğu evde ya da okulda bu veya buna benzer gurur kırıcı, utanç verici sözlere defalarca maruz kalmışlardır. Peki hiç düşündünüz mü ya o çocuk gerçekten aptal değil de sadece ona öğretme biçimimiz hatalı ise…

disleksili çocuk

Her çocuk özeldir ve her çocuk mutlaka öğrenir. Başarısızlığın sorumluluğu çocukta değil, onu kalıplara sığdırmaya çalışan okul, öğretmen ve hatta ağırlıklı olarak ebeveynlerdedir.

Evet eğitim sorunlarından bahsetmeyi severiz ve başarısızlığın nedenleri irdelenirken nedense kendimizde hiçbir sorun görmeden işin kolay tarafından okullara yüklenmeyi seçeriz. Zaten daha ne yapabilirdiniz ki, anaokulundan itibaren okul yükünü çektiniz, hatta belki de özel okulda okuttunuz, yetmedi özel dersle takviye aldırdınız, yetmedi dershaneye gönderdiniz…Bir kamyon yüküyle para harcadınız ama içinde yok çocuğun okumuyor zaten sistem kötü, ama sizin vicdanınız rahat…

Peki şimdi bir durup düşünün bakalım, kaçınız çocuğunuzun gerçek yeteneklerini keşfettiniz, öğrenmede yaşadığı zorlukların altında yatan temelleri araştırdınız. Farklı olmasınlar sakın. Onlarca çocuğun derdi olan ve arada kaynayıp giden bir hastalıktan bahsedeceğim size: Disleksi

Önce aşağıdaki yazıyı okumaya çalışınız. ..

disleksisiniz

 

Zorlandınız değil mi, o zaman sorun yok siz disleksi değilsiniz ama bu toplumun % 5 ile 7 arası yani ortalama 30 kişilik bir sınıftaki 2-3 öğrenci bu sorunla boğuşmakta.

Disleksi; okuma, yazma, akıl yürütme, dinleme, konuşma ve matematiksel becerilerin kazanılmasında kendini gösteren bir öğrenme bozukluğu olarak tanımlanmaktadır ve bu hastalığa sahip olanlara ‘dislektik’ denir. Yunanca kökenli bir sözcük olan disleksi  ‘kelime kullanımında yaşanan güçlük’ anlamına gelmektedir. Dislektik olan, yani öğrenme güçlüğü çeken kişiler harfleri birbiriyle karıştırır, okuyamaz, yazamazlar. Okuduklarını kısa süre sonra unutabilir, harflerin seslerini telaffuz etmede güçlük yaşarlar.

Bu çocuklar ve ebeveynleri eğitim hayatlarının ilk anlarından itibaren öğretmenlerinden, “Aslında çok zeki ama…” diye başlayan cümleleri defalarca dinlerler, hatta sıklıkla yaramazlık ve dikkatsizlikle eleştirilirler.

disleksi11

Disleksi, zihinsel bir yetersizlik değildir ve zeka ile ilişkisi yoktur. Hatta zeka düzeyi çok yüksek çocuklarda da görülmektedir. Disleksiklerin zeka düzeyleri  düşük olmadığı gibi özel yeteneklere de sahip olabilirler.

Hepimizin çok yakından tanıdığı Albert Einstein, büyük deha, okulda başarılı ama okuldan nefret eden bir çocuk. Bir disleksi olan Einstein’ın dediği gibi “Aslında herkes zekidir. Fakat bir balığı bir ağaca tırmanma kabiliyetine göre değerlendirirseniz tüm hayatını aptal olduğunu zannederek geçirir.”

Usta bir ressam, desinatör, bilim adamı ve düşünür olan Leonardo Da Vinci’de disleksiden muzdaripdir. Yazıyı tersten, aynadan görünüş imajıyla, yani sağdan sola doğru yazması ve el yazısının karmaşıklığı  ile bilinir. Bunun solak olan dislektiklerin çoğunda rastlanan bir davranış biçimi olduğu öne sürülür. Bitirdiği projelere yeni baştan başlaması da dislektiklerin karakteristik özellikleri arasında sayılmaktadır.

Sadece bu iki isim değil tabi ki, okuma öğrenme güçlüğü çekenler:

*Mozart
*Wright Brothers
*Cher
*Tom Cruise
*Walt Disney
*John Lennon
*Winston Churchill
*Henry Ford
*Stephen Hawkings
*Jules Verne
*Alexander Graham Bell
*Woodrow Wilson
*Hans Christian Andersen
*Nelson Rockefeller
*Thomas Edison
*Agatha Christie
*Whoopi Goldberg
*Rodin
*Dustin Hoffman
*Robin Williams
*Louis Pasteur
*Werner von Braun
*Dwight D.Eisenhower
*F. Scott Fitzgerald-Yazar
*Mariel Hemingway
*George Bernard Shaw
*Beethoven
*Carl Lewis
*Magic Johnson
*Sylvester Stallone

Şaşırtıcı bir liste değil mi, çoğu dahi olarak tanımlayabileceğimiz, başarılı insanlar…

Biraz bilgi ve çokça ilgi ile bu çocukları erken yaşta keşfetmemiz onlar ve toplum için çok şey değiştirebilir.

Taare Zameen Par

 

Evet yazının başlığı “Taare Zameen Par” 2007 yapımı bir filmden alınma. Harfleri sayıları algılama problemi yaşayan ve bu nedenle ailesi ve çevresi tarafından aptal muamelesi gören Ishaan adlı 8 yaşında bir çocuğun, doğru öğretmenle tanışana kadar yaşadığı mutsuzluğu ve çöküşünü anlatan, çocuğu olsun olmasın herkesin seyretmesi gereken ve bazen bir kişinin bile hayatını değiştirmenin karşılığının paha biçilmez olduğunu bize anımsatan bir film.

Yazıyı Ishaan’ın resim öğretmeni olan Ram Shankar Nikumbh ile İshaan’ın sert mizaçlı ve başarı odaklı babası arasında geçen bir replikle bitireyim…

“İlgi çok önemlidir. İyileştirme gücüne sahiptir. Acıya merhem olur. Çocuk ilgilenilmeyi ister. Kucaklamak, sevdiğinizi göstermek için yanağına kondurduğunuz bir öpücük. Oğlum seni seviyorum diyebilmek. Korktuğu zaman size sığınabilmesi. Kaydığı zaman, düştüğü zaman sizi yanında bulabilmesi güven verici. İlgilenmek.”

Yazan:  Sibel Çağlar

Kaynak : Dünyalılar

14 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/disleksisiniz.jpg 290 700 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-14 13:35:182015-03-14 13:35:18Her çocuk özeldir. – (Taare Zameen Par) – Disleksi-
Sanat Haberleri

Resim sahteciliği ile en iyi uzmanları kandırıp 46 milyon Dolar kazanmak !

Müthiş yetenekli bir ressam düşünün. Dünyanın en iyi ressamlarını kolaylıkla taklit edebiliyor. O kadar başarılı ki yaptığı taklit tablolar inanılmaz fiyatlara satılıyor. Ve bu düzeni 40 yıl boyunca devam ettirebiliyor. Bu kişiyle sizi tanıştıralım:Wolfgang Beltracchi.

Wolfgang resim yaparken

Wolfgang resim yaparken

 

Wolfgang sıradışı bir sahtekarlık yöntemiyle sanat dünyasını birbirine katmayı başarmış. Sahtekarlığı şu: Ünlü ressamların çizdiği tabloların taklitlerini yapmıyor; o kişilerin tekniğini o kadar iyi hazmetmiş ki, onların elinden çıkmış gibi yeni tablolar resmediyor.

Elbette bu tabloların orijinal olup olmadığı uzmanlarca kontrol ediliyor. Peki Wolfgang bunu nasıl aşıyor? İki şekilde: Birincisi tekniği asıl ressamdan ayırtedilemeyecek kadar iyi. İkincisi karısı Helena’nın başrol oynadığı bir hikaye uyduruyorlar. Karı koca kurguladıkları öykü şu: Helena dedesinin önemli bir resim koleksiyonu olduğunu, bunu Naziler iktidara gelince sakladığını, ölünce de kendisine geçtiğini söylüyor. Burada çok disiplinli bir çalışma yapıyorlar. Söz gelimi antikacılardan eski tuval ve diğer malzemeleri bulup bunları kullanarak resim yapıyorlar. Resimleri titizlikle eskitiyorlar. Hatta Helena’yı makyaj ve dönem kıyafetleriyle ninesi kılığına sokup antika bir kamerayla fotoğrafını bile çekiyorlar.

Karısı Helena'yı ninesine benzeterek çektikleri fotoğraf

Karısı Helena’yı ninesine benzeterek çektikleri fotoğraf

Bu sahte koleksiyonda yer alan tabloları uzun yıllar – 40 yıl – milyonlarca Dolar’a satarak inanılmaz bir hayat yaşıyorlar.

Ve sonra aptalca bir hatayla kendilerini hapiste buluyorlar. Bir tabloya ilişkin testlerde kullandıkları boyalarda titanyum bulunuyor. Halbuki o dönem boyalarda bu element kullanılmıyor. Gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Wolfgang altı, karısı dört yıl hapis yatıyor.

Wolfgang ve Helena beraberken

Wolfgang ve Helena beraberken

Peki sahtekarlığın boyutu ne? Dedektifler 36 tablodan 46 milyon Dolar (100 milyon TL!) kazandığını tespit etmişler. Wolfgang “300 tane sattım” diyor, hesabı siz yapın .

Ancak bu arada Wolfgang sanat çevrelerinde inanılmaz ünleniyor. Cezasını tamamlayıp hapisten çıkınca bu ününün sayesinde artık kendi imzasıyla resim yapmaya başlıyor.

Kaynak :azsekerli.com

Yakalandıkları tablo “HEINRICH CAMPENDONK”

7 milyon Dolar’lık Max Ernst tablosu

09 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/Wolfgang-resim-yaparken.jpg 373 700 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-09 20:36:062015-03-09 21:00:19Resim sahteciliği ile en iyi uzmanları kandırıp 46 milyon Dolar kazanmak !
Sanat Haberleri

Velev ki hayat bitiyor ! En son ne yapmak isterdiniz?

Sizlerinde bildiği gibi genel olarak; iç karatan haberlerden uzak durmaya çalışıyoruz . Fakat bu haber iç karartmaktan öte, hayatınızın son anlarında dahi sanatın yanınızda olma isteğini körükleyeceğine inanıyoruz. Herşeye rağmen sağlık, güzellik, mutlulukla ve elbette sanatla kalın…

son istek

Hollanda’da ölmek üzere olan kanser hastası bir kadının son isteği müzeye gitmek oldu. Kadın sedyeyle Rijksmuseum’u gezdi.

Amsterdam Son İstek Vakfı bir kişinin daha son istediğini yerine getirdi. Bu kez dileği yerine getirilen ölmek üzere olan kanser hastası bir kadın oldu. Sedyeyle müzeye getirilen kadın, ressam Rembrandt’ın portresi önünde uzun süre kaldı.

Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığın pençesinde olan ve bu nedenle ötanazi kararı alan fanatik Brugge taraftarı Lorenzo Schoonbaert’in (41) takımını son bir kez daha izleme isteği, zehirli iğneyle hayatına son verilmeden önce yerine getirilmişti. Şimdi de Hollanda’da ölmek üzere olan bir başka kanser hastasının son isteği yerine getirildi.

REMBRANDT’IN PORTRESİ ÖNÜNDE UZUN SÜRE KALDI

REMBRANDT

Adı açıklanmayan hastanın son isteği ise Amsterdam’da ressam Rembrandt’ın resimlerinin sergilendiği Rijksmuseum’a gitmek oldu. Hollandalı bir yardım kuruluşunun desteğiyle bu isteği yerine getirilen kadın hasta sedyeyle götürüldüğü müzede özellikle ressamın kendi portresi önünde uzun süre vakit geçirdi.

Amsterdam Son Istek Vakfı, 2007’den beri 6 binden fazla ölümcül hastanın son isteklerini gerçekleştirdi. Vakıf geçen hafta 3 kişiyi daha Rijksmuseum’a götürmüştü. Geçen ay bir hasta son kez “yelkenli ile seyahat etmek” istemiş, vakıf bu son dileği de yerine getirmişti.

08 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/REMBRANDT.jpg 298 438 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-08 12:30:542015-03-08 12:33:13Velev ki hayat bitiyor ! En son ne yapmak isterdiniz?
Sanat Haberleri

New York’taki Armory Show fuarında Ortadoğu rüzgarı

New York’taki Armory Show fuarı, bu yıl ‘Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz’ coğrafyasına odaklandı.

newyork

Dünyanın önemli sanat fuarlarından biri olarak kabul edilen New York’taki Armory Show, bu yıl odağına “Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz” coğrafyasını aldı.  ABD’nin New York eyaletinde açılan fuara 28 ülkeden 199 sanat galerisi katılıyor. Dünya çapında sanatçıların yanı sıra Türk sanatçıların eserlerinin de sergilendiği fuarın Orta Doğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında meydana gelen “Arap Baharı”nı konu alması fuara olan ilgiyi artırıyor.

Fuarda ilgi çeken eserler arasında Iraklı sanatçı Wafaa Bilal’ın “Canto III” adlı çalışması yer alıyor. Bilal’in, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in bir zamanlar Bağdat’ta bulunan dev miğferli heykelinin küçültülmüş kopyaları şeklinde ürettiği eserler galeri Lawrie Shabibi’de sergileniyor.

Fuarın “Odaklanma” bölümünde Türk ressam İsmail Acar’ın çalışmaları da yer alıyor. Bu yılki fuara Türk galeri sahipleri de katıldı. Mısır kökenli Alman sanatçı Susan Hefuna’nın eserlerinin sunulduğu galerinin kurucusu Yeşim Turanlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Susan Hefuna’nın özellikle şehirler üzerine odaklandığını söyledi. Hefuna’nın hem Batı hem Doğu kültürünü birleştiren bir sanatçı olduğuna değinen Turanlı, eserlerinde iki medeniyetin yansımalarının da görülebileceğini kaydetti.

Armory Show sanat fuarı, New York şehrinin batı kıyısında Hudson nehri üzerindeki 92 ve 94 numaralı iskelelerde 8 Mart’a kadar ziyarete açık kalacak.

Kaynak : aljazeera.com.tr

06 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/newyork.jpg 442 788 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-06 17:21:192015-03-06 17:21:19New York’taki Armory Show fuarında Ortadoğu rüzgarı
Sanat Haberleri

“Sudan Bahane” değil yarım bardak “sanat suyu” 20 Bin Avro

İspanya ‘nın başkenti Madrid’de başlayan ve dünyanın en önemli çağdaş sanat fuarlarından biri olarak gösterilen ARCO,42’de sergilenen yarım bardak suya 20 bin avro fiyat biçildi. Kübalı sanatçı Wilfredo Prieto’nun fikir babası olduğu yarım bardak su fikri fuarı gezen sanatseverlerin büyük ilgisini çekiyor.

yarım bardak su

ARCO,42 fuarında özel bir galeride sergilenen suya 20 bin avro veren müşteriler olduğu belirtildi. Yarım bardak suyun sergilendiği galerinin sahibi Alex Nogueras, sanatın talep ve fiyat meselesi olduğuna dikkat çekerek Kübalı sanatçı Prieto’nun kendileri ile 10 yıldır çalıştığını ve ürettiği sanat eserlerine büyük talep olduğuna işaret etti. Fuarda sergilenen suyun çalınmaya karşı sigorta edildiği de vurgulandı. Kübalı sanatçı Wilfredo Prieto daha önce de plastik bardaklara doldurduğu meşrubatlardan ve içkilerden koleksiyonlar yapmış ve bunların hepsinede alıcı bulunmuştu.

Madrid’deki ARCO Sanat Fuarında 33 ülkeden 300 koleksiyoner ile 42 ülkeden 285 profesyonel eserlerini sergiliyor. ARCO’da fuarda ayrıca tek Türk sanatçısı olan ressam Ahmet Güneştekin’in Marlborough sanat galesinde sergilenen tablosu 53 bin 500 avrodan satışa sunuldu.

Kaynak: onedio.com

01 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/yarım-bardak-su.jpg 500 1006 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-01 11:47:412015-03-01 12:11:12“Sudan Bahane” değil yarım bardak “sanat suyu” 20 Bin Avro
Sanat Haberleri

Bugünkü Aforizma sırası George Bernard Shaw’a ait

Aforizmalarımıza devam ediyoruz. Bugünkü Aforizma sıramız George Bernard Shaw’da . Elbette Aforizmadan sonra George Bernard Shaw’ın hayatını okuyabilirsiniz.

George-Bernard-Shaw

*  Adem’i hep küçümsemişimdir; bilgi ağacındaki elmayı, yılanın baştan çıkardığı Kadın’ın zoruyla kopardı diye… Ben olsaydım, sahibi arkasını döndüğü an, ağaçtaki elmaların tümünü yutardım.

*    Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır.
*    Attığınız tokada karşılık vermeyen kişiden sakının: O hem sizi bağışlamaz hem de kendinizi bağışlamanıza olanak bırakmaz.
*    Bazı insanlar her şeyi olduğu gibi görür ve ‘neden’ diye sorarlar. Bense her şeyi asla olmadığı biçimde hayal eder ve ‘neden olmasın’ diye sorarım.
*    Bazıları mideleri için yiyecek, diğerleri de yiyecekleri için mide ararlar.
*    Beğenmediğiniz bir şeyi alkışlamak, yalan söylemenin birçok çeşidinden biridir.
*    Beni bir antika olarak saklamaya çalışıyorsun, ama işim bitti. Öleceğim.(Son sözü) Hemşireye…
*    Beni övebilecek başka birini neden bulayım, kendi kendimi övebilecekken.
*    Benim çapımda bir beyin besinini ineklerden almaz. Vejetaryendir.
*    Benim en iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman beni görse, derhal o andaki ölçülerimi alır. Oysa bütün öteki tanıdıklarım, benim hala eskisi gibi olduğumu düşünürler.
*    Benim şaka tarzım doğruyu söylemektir. Doğru dünyadaki en komik şakadır.
*    Bilgi paraya benzer, kazandıkça tutkuya dönüşür, ancak bu iyi bir tutkudur.
*    Bilmeniz gereken şeyler var: Örneğin, eşinizin ısıya dayanma derecesini ogrenmek için banyosunu kaynar suyla doldurursanız, edineceğiniz bu bilginin yanı sıra asılmanın ne demek olduğunu da öğrenmeniz gerekeceği gibi…
*    Bir dindarın bir şüpheciye göre daha mutlu olmasının, sarhoş bir kişinin ayık bir kişiye göre daha mutlu olmasından farkı yoktur.
*    Bir erkek veya kadının ne şekilde yetiştiğini bir kavgadaki hareketlerinden anlayabilirsiniz.
*    Bir kadın, bir koca buluncaya kadar geleceği konusunda endişelidir. Bir erkek ise ancak bir kadınla evlendikten sonra geleceği konusunda endişelenmeye başlar.
*    Bir tek din vardır, yüz çeşit uyarlaması olsa bile…
*    Biz iki hırsız arasında kendimizi ifade ederiz. Düne ait üzüntüler ve yarına ait korkular.
*    Bize bir kaç deli gerek, şu akıllıların yol açtığı duruma bak!
*    Büyük gerçeklere varmak, günaha girmekle başlar.
*    Cennette bir melek özel kişi değildir.
*    Çılgın mı doğmuştum, yoksa fazla mı akıllıydım bilmiyorum; benim dünyam yeryüzüne uygun degildi… Düş dunyasından çıkıp gerçeklerle karşılaşınca tedirgin oluyordum. Toplumun dısında, siyasetin dısında, sporun dısında, kilisenin dısındaydım. O günlerde, eğer öyle bir deyim bulunsaydı,” Her şeyin dışındaki ” denebilirdi bana…
*    Çıplak bedenler bizi şaşırtmıyor artık, çıplak beyinlerdir varlığına dayanamadığımız.
*    Demokrasinin birinci görevi her vatandaşı yararlı kılmaktır.
*    Demokrasi, hak ettiğimizden daha iyi yönetilmeyeceğimizi garanti eden bir sistemdir.
*    Diş ağrısı çekenler dişleri sağlam olanları; yoksulluk çekenler de parası çok olanları mutlu sanırlar.
*    Dünyada iki tane trajedi vardır.Biri kalbinizdeki tutkuyu yitirmek,diğeri ise kaybettiğiniz tutkuyu geri kazanmaktır.
*    Eğer yürüdüğün yolda engeller yoksa o yol seni bir yere götürmez.
*    Eylemlerim demokratik, zevklerim aristokratiktir.
*    Gencim ben…Yaşamımda bir şeyler olmasını öylesine istiyorum ki… Onların yaşına gelince hiçbir olaya karışmadan yaşamak isteyeceğimi söylüyorlar. Onların yaşında değilim ki ben…
*    Gençken yaptığım on şeyden dokuzunun başarısızlıkla sonuçlandığını gördüm.Başarısız olmak istemiyordum onun için ben de on kat daha fazla çalıştım.
*    Gerçek şu: Özgürüm, sağlıklıyım, mutluyum ve patlıyorum sıkıntıdan!
*    Günümüzde ideal aşk ilişkisi postayla yürütülendir.
*    Hareket halindeki cehaletten daha korkunç bir şey yoktur.
*    Hatalarla dolu bir hayat, hiçbir şey yapmadan geçirilen bir hayattan daha onurludur.
*    Hayatta iki trajedi vardır. Gönlünüzdekini elde edememek ve elde etmek…
*    Hayvanlar benim arkadaşlarım ve ben arkadaşlarımı yiyemem.
*    Hegel: “Tarihten öğrenebileceğimiz tek şey; İnsanların asla tarihten hiçbir şey öğrenemeyeceğidir” derken haklıydı.
*    Her ruh, ikizini arar…
*    Hiçbir şey ayağınıza gelmez, en azından iyi olan hiçbir şey.Herşeyi gidip kendiniz almanız gerekir.
*    Hiçbir şey bigotların vicdanından daha tehlikeli değildir.
*    İlk aşkımız biraz sersemlikle bir hayli meraktan ibarettir.
*    İlk nefesini alışından önceki dokuz aylık süre haricinde hiçbir insan işlerini, bir ağaç kadar iyi yönetemez.
*    İnsan, bir aslanı öldürmek istediği zaman ona spor der: Bir aslan onu öldürmek istediğinde ise buna vahşet der. Hayvanlar benim arkadaşım ve ben arkadaşlarımı yiyemem.
*    İnsan Tanrının sonsözü olamaz.
*    İnsanın kendini berbat hissetmesi, mutlu olup olmadığına önem verecek kadar boş zamanı olmasından ileri gelir.
*    İnsanın yetişme düzeyi kavga ederken gösterdiği davranışla ölçülür.
*    İnsanlar kendi durumlarıyla ilgili olarak her zaman koşulları suçlar. Ben koşullara inanmam. Bu dünyada yol alan kişiler, ayağa kalkıp istedikleri koşulları arayan ve bulamadıklarında yaratan insanlardır.
*    İnsanların birbirlerini severlerse hiçbir sorunun kalmayacağı öğretilmişti bana çocukken.Bu,çok doğal ve insancıl görünmüştü o dönemde; ama uygulamaya kalkınca sevilecek insanın çok az bulunduğu; kendimin bile pek sevilecek biri olmadığını anladım.
*    İnsanların ölmesiyle yaşamın gülünçlüğü nasıl değişmezse, insanların gülmesiyle de yaşamın ciddiliği değişmez.
*    İşleyebileceginiz en büyük günah, başkasından nefret etmek değil, ona kayıtsız kalmaktır. İnsanlık dışı olmanın özü nefret değil kayıtsızlıktır.
*    İyilik yapmak için gerekli teknik nitelikler, kötülük yapmak için de gerekli olan teknik niteliklerdir.
*    Kadınlar niye hep başkalarının kocalarını ister? Onlar eğitilmişlerdir de ondan.
*    Kadınların köleliği, despotluğudur gerçekte… Hiçbir çekici kadın, cinsinin özgürlüğü peşinde koşmaz. Kadının amacı, gücün erkeğin elinde toplanmasını sağlamaktır; çünkü, erkeği yonetebileceğini bilir. Erkeğin sözde üstünlüğünü, bindiği atın gücünü yada hızını kıskandığı kadar kıskanır.
*    Kaplan adamı öldürmek isterse adı vahşilik, adam kaplanı öldürmek isterse adı spor olur. Suç ile adalet arasındaki fark da bundan büyük değildir.
*    Kendi dilini bilmeyen başka dil öğrenemez.
*    Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan.
*    Korkmayın, mutluluk duymadan yaşamasını öğrendi o genç!
*    Köle gibi eğitilenler, köle gibi yönetilebilirler ancak…
*    Kötüler zenginleşiyor ve güçlüler de uzun yaşıyorsa,doğa alçakların tanrısı demektir.
*    Mutluluğu üretmeden, tüketmeye hakkımız yoktur.
*    Ne istersen yapabilirim gibi geliyor bana, çünkü istediğim hiçbir şey yok artık.
*    Ne korkunçtur, sonsuza dek kendinle baş başa kalma düşüncesi. Sizi seviyorum, ama kendimi sevmiyorum. Değişmek istiyorum; daha iyi olmak istiyorum, yeniden, yeniden başlamak istiyorum; tenimi değiştirmek istiyorum yılanlar gibi. Bıktım artık kendimden. Bir gün değil, günlerce değil, sonsuza dek kendime nasıl katlanırım? Bunu düşünmek bile korkutuyor beni: karamsar, kin dolu, susmuş oturmuşum bu nedenle. Siz hiç düşünürmüsünüz bunları?
*    Neden zevk alındığını anlamaya çalışmak, zevki kaçırır.
*    Nikah kadar ucuz ve kolay olmalıdır boşanmak.
*    Ölümü ortadan kaldırırsanız, doğum gereğini de ortadan kaldırırsınız: Üremeyi sürdürürseniz, çocuklara yer açmak için sonunda yaşlıları öldürmek zorunda kalırsınız.
*    Sessizliğe inananlardan yanayım; bu konuda saatlerce konuşabilirim.
*    Siz varolan şeyleri görür ve şöyle dersiniz: Neden? Oysa ben olmayan şeyleri hayal eder ve derim ki:Neden olmasın?
*    Sorun çaresizlik değil,isteksizlik… İsteksiziz, çünkü çocuklukta bize uygulanan ilk şey, içimizdeki isteği öldürmektir.
*    Sözünüz senediniz kadar sağlam olamaz; çünkü belleğiniz hiçbir zaman onurunuz kadar güvenilir olamaz.
*    Sükûtun kudretine inanıyorum. Bu mevzuu üzerine saatlerce konuşabilirim.
*    Şaka, çok ciddî bir sanattır.
*    Tanrı nedir? Kendimiz tanrı olurduk, bunu bilseydik…
*    Yalancının cezası kimsenin kendisine inanmayışı değil, asıl kendisinin kimseye inanmayışıdır.
*    Yanlışlık fare deliğinden geçer, doğruluk kapılardan sığmaz.
*    Yaptığınızı, bir başka budalanın, bunları sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız, onun sizden bunları beklemesi de, sizin onun bunları beklediğini umduğunuzu sandığından ileri geliyorsa, herkes istemediği bir şeyi yapıyor demektir. O zaman ortaya budalaca bir durum çıkar.
*    Yasadışı bir iş yapmadan önce iyi bir avukata danışın.
*    Yaşlandığımız için oyun oynamayı bırakmayız, oyun oynamayı bıraktığmız için yaşlanırız.
*    Yirmisinde komünist olmayanın kalbi, kırkında hala komünist olanın aklı yoktur.

George Bernard Shaw’un hayatı

George Bernard Shaw (d. 26 Temmuz 1856, Dublin, İrlanda – 2 Kasım 1950, Hertfordshire, İngiltere), İrlandalı yazar. Oyun yazarı olarak ünlenen yazar, altmıştan fazla oyuna imza atmıştır. Hem 1925’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü hem de 1938’de Pygmalion ile Oscar’ı alarak, bu iki ödülü de alabilen ilk ve tek insan olmuştur. Sosyalizm ve kadın haklarının koyu bir savunucusu olmuştur. Shaw,vejetaryen olmasının yanında ayrıca içki ve sigaradan da hayatı boyunca kaçınmıştır. Ayrıca resmi eğitime de karşı çıkmıştır. Shaw, 94 yaşına geldiği 1950’de, ağaç budarken merdivenden düştükten sonra oluşan yaralarının iyileşmemesi sonucunda olaydan birkaç gün sonra ölmüştür.

Eleştirileri

Shaw; müzik, sanat ve tiyatro eleştirmeni olarak “Corno di Bassetto Mancare” mahlasıyla Wolverhampton Star ‘da, GBS mahlasıylaDramatic Review (1885-1886), Our Corner (1885-1886) ve The Pall Mall Gazette ‘te (1885-1888) yazmıştır. 1895’ten 1898’e kadar, Shaw, Frank Harris’ Saturday Review ‘da tiyatro eleştirmenliği yapmıştır. Eleştirmen olarak aldığı maaş, ancak geçinebilmesini sağlamıştır.

Shaw’un erken gazeteciliği; kitap, sanat ve müzik kritikleriyle geçti. Müzik eleştirilerinden çoğu, tartışmalı Alman besteci Richard Wagner’i över nitelikteydi. Ayrıca, Saturday Review için yaptığı tiyatro eleştirmenliğinde de Norveçli tiyatrocu Henrik Ibsen’i övmüştür.

Romanları

1879’la 1883 arasında yazdığı beş başarısız romanı da daha sonradan basılmıştır. Bu kitaplar;

  • Cashel Byron’s Profession(Cashel Byron’un Sanatı) , (1886)
  • An Unsocial Socialist(Asosyal Bir Sosyalist) , (1887)
  • Love Among the Artists(Aşkın Ortasındaki Ressamlar), (1914)
  • The Irrational Knot, Being the Second Novel of his Nonage(Akıldışı Düğüm, Reşit Olmayanın İkinci Romanı), (1905)
  • Immaturity(Tecrübesizlik), (1931)
  • Kara kız

Oyunları

George Bernard Shaw, (1934)

Shaw, 1885’te, William Archer’la birlikte ilk oyunu olan Widower’s Houses üzerinde çalışmaya başladı. Archer, Shaw’un bir oyun yazamayacağına karar verdiği için (Archer, bu fikrinden daha sonra da vazgeçmemiştir), proje rafa kaldırıldı. Yıllar sonra, Shaw, 1892’de oyunu Archer’sız bitirdi. Gecekondu mahallesi sahiplerini sert bir şekilde eleştiren oyun, ilk defa 9 Aralık 1892’de London Royalty Theatre’da sahnelendi. Shaw daha sonra bu oyuna en kötü eserlerinden biri olduğunu söylese de oyun izleyici buldu.

Shaw’un oyun yazarlığından elde ettiği ilk elle tutulur ticari başarısı Richard Mansfield’in The Devil’s Disciple (Şeytan’ın Müridi) (1897) yapımından geldi. Shaw, hayatı boyunca, çoğu uzun olan 63 oyun yazdı. Oyunları, genellikle Londra’dan önce Amerika ve Almanya’da başarı elde etti. Çoğu oyunların Londra yapımları seneler boyunca ertelenmiş olsa da Mrs. Warren’s Profession (Bayan Warran’in Mesleği) (1893),Arms and the Man (Silahlar ve Adamlar) (1894), Candida (1894) ve You Never Can Tell (Hiç Söyleyemiyorsun) (1895) gibi oyunları günümüzde hala Londra’da izlenilebilir.

Shaw’un mizah anlayışı – Oscar Wilde’ı dışarda tutarsak – zamanı için eşsizdi ve yazar genellikle komedileriyle hatırlanmaktadır. Ancak espri kabiliyeti yazarın İngiliz tiyatrosunda yaptığı yenilikleri gölgelememelidir: Victoria Dönemi’nde sahne, boş ve duygusal bir eğlencenin sergileneceği bir yerdi. Shaw, sahneyi; ahlaki, politik ve ekonomik konuların tartışılacağı bir yer haline getirdi ve böylece modern gerçekçi tiyatronun öncülerinden olan Henrick Ibsen’e de borcunu ödemiş oldu.

Shaw’un popülerliği arttıkça oyunları laf kalabalıklarıyla dolmaya başladı. Ancak bu oyunlarının başarısından bir şey götürmedi. Bu dönemdeki bazı oyun örnekleri şunlardır:Caesar and Cleopatra (1898), Man and Superman (1903), Major Barbara (1905) ve The Doctor’s Dilemma (1906).

1904’ten 1907’ye kadar, oyunlarından birkaçı Harley Granville-Barker ve J.E. Vedrenne müdürlüğündeki Court Theatre’da sahneye konmuştur. Orada sahneye konan ilk oyunu,John Bull’s Other Island (1904), bugün çok ünlü olmasa da King Edward VII’ın bir gösteri sırasında sandalyesini kıracak kadar güldüğünden, zamanında, Londra’da oldukça ses getirmiştir.

1910’lara gelene kadar, Shaw kendini yeterince tanıtabilmiş bir oyun yazarı haline geldi. Fanny’s First Play (1911) ve My Fair Lady’ye (1956) kaynaklık edecek olan Pygmalion(1912), Londra seyircisinin önünde uzun seneler oynamıştır. (Oscar Straus’un Arms and the Man (1894) uyarlaması olan The Chocolate Soldier çok popüler olmasına rağmen, Shaw müzikalden nefet etmiştir ve hayatı boyunca da eserlerinin müzikalleştirilmesine izin vermemiştir. Buna Franz Lehar’ın Pygmalion uyarlaması da dahildir. My Fair Lady de ancak Shaw’un ölümünden sonra gerçekleştirilebilmiştir.)

  1. Dünya Savaşı’yla birlikte, Shaw’un düşünceleri değişmeye başladı. Shaw, savaşa tamamiyle karşıydı ve bu hem halk tarafından hem de çevresi tarafından hoş karşılanmadı. Savaş sonrasında yayınlanan ilk uzun oyunu Heartbreak House’tu(1919). Yeni bir Shaw ortaya çıkıyordu: zeka aynıydı, ancak onun insanlığa inancı görülebilir ölçüde azalmıştı.

Shaw daha önce sosyalizme doğru demokratik bir hareketi desteklemişti, ancak savaştan sonra güçlü ama zararsız adamlar tarafından yönetilen hükümette daha çok umut buldu. Bu, bazen, onu Stalin, Hitler ve Mussolini gibi totaliter önderlerin kusurlarını göremez hale getiriyordu.

1921 tarihinde, Shaw, Back to Methuselah’ı (Methuselah’ın Ardı) tamamladı. Devasa, beş oyundan oluşan bu eser, Cennetin Bahçelerinden binlerce yıl geleceğe kadar olan bir zamanı kapsamaktadır. Shaw, bu eseri bir başyapıt olarak değerlendirse de birçok eleştirmen onun gibi düşünmüyordu.

Bir sonraki oyunu olan Saint Joan (1923) ise genellikle onun en iyi oyunlarından biri olarak kabul edilir. Shaw, Jeanne d’Arc hakkında bir şeyler yazmayı uzun süre düşünmüştür ve bir azize ilan edilmesi Shaw’u harekete geçrimiştir. Oyun, Shaw’a uluslararası anlamda bir başarı kazanmıştır. Çoğu kişi, Nobel Edebiyat Ödülü’nü sırf bu oyunu yüzünden aldığını düşünmektedir. Shaw, ömrünün sonuna kadar oyunlar yazmaya devam etti, ancak çok azı eski eserleriyle kıyaslanılabilir derecedeydi.

“The Apple Cart” (1929) her hâlde daha sonraki döneminin en ünlü eseridir. Daha sonra yazdığı, “Too True to Be Good” (1931), “On the Rocks” (1933), “The Millionairess” (1935) ve Geneva (1938) gibi oyunlar, düşüşü için verilen örnekler arasındadır. Shaw’un son bitmiş oyunu, doksan yaşlarında yazdığı “Buoyant Billions”tı (1946–1948).

Shaw’un oyunları, genellikle uzun önsözlerle başlar. Bunlar genellikle, oyundan çok oyunda işaret edilen konular hakkında olur. Genellikle, bu önsözler, oyunun kendisinden daha uzun olurlar. Mesela, Penguin Books tarafından basılan tek perdelik oyun, “The Shewing-up of Blanco Posnet”nin (1909) 29 sayfalık oyun kısmından önce 67 sayfalık bir önsöz vardır.

28 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/George-Bernard-Shaw.jpg 360 640 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-28 17:50:462015-02-28 17:50:46Bugünkü Aforizma sırası George Bernard Shaw’a ait
Sanat Haberleri

İçinden kedi geçen sanatçılar

Sanatçıların hepsi elbette kedi sever diye bir kural yok. Fakat ilginç bir şekilde sanat dünyasında belkide ençok işlenen hayvan kedidir diyebiliriz. Hal böyle olunca da sanatçı ve kedi ilişkisini gözler önüne serecek aşağıdaki derlemeyi yapmaya çalıştık. Kimbilir belkide iyi bir sanatçı olmak için; iyi bir gözlemci olmak gerek ve kedilerinde gözlem yeteneğini gör ardı edemeyiz. Bu durum bir anlamda ortak özellik olmuyor mu? Ortak özellikleri olanlar arasında bir dostluğun gelişmesinden daha doğal ne olabilir? Sadece bu mu, elbette değil.? Herkes için farklı bir anlam ifade etse de kedi bakmak, sıcaklığını hissetmek, ayaklarının altında dolanması veya gelip kucağında yatması huzurda verir. Ne kadar oyuncu , dikkafalı, hareketli olsa da bir okadar da miskindir ve huzur verdiği de bir gerçek. Mark Twain şöyle der: “Tanrı’nın yarattıkları arasında kırbaçla dize gelmeyecek tek bir mahluk vardır. O da kedidir.”ermiş kedi

Elbette Kedi seven sanatçılar aşağıdakilerle sınırlı değil. Daha buraya alamadığımız eski, yeni pek çok sanatçı var. Bir kısmını biz size gösteriyoruz diğerlerini siz bulun…

 

Edgar Allan Poe 1 Edgar Allan Poe

(d. 19 Ocak 1809 – ö. 7 Ekim 1849), ABD’li şair, kısa öykü yazarı, editör ve edebiyat eleştirmeni.

Amerikan Gotik edebiyatın öncülerinden biridir. ABD’nin ilk kısa hikâye yazarlarından olan Poe modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerinin de öncüsüdür. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Edgar Allan Poe 

Mark Twain

2 Mark Twain

Samuel Langhorne Clemens (30 Kasım 1835 – 21 Nisan 1910), daha çok takma adı Mark Twain olarak bilinir, Amerikalı mizahçı,satirist, roman yazarı, yazar ve öğretmen. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Mark Twain 

George Bernard Shaw

3 George Bernard Shaw

(d. 26 Temmuz 1856, Dublin, İrlanda – 2 Kasım 1950, Hertfordshire, İngiltere), İrlandalı yazar. Oyun yazarı olarak ünlenen yazar, altmıştan fazla oyuna imza atmıştır. Hem 1925’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü hem de 1938’de Pygmalion ileOscar’ı alarak, bu iki ödülü de alabilen ilk ve tek insan olmuştur. Sosyalizm ve kadın haklarının koyu bir savunucusu olmuştur. Shaw,vejetaryen olmasının yanında ayrıca içki ve sigaradan da hayatı boyunca kaçınmıştır. Ayrıca resmi eğitime de karşı çıkmıştır. Shaw, 94 yaşına geldiği 1950’de, ağaç budarken merdivenden düştükten sonra oluşan yaralarının iyileşmemesi sonucunda olaydan birkaç gün sonra ölmüştür.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : George Bernard Shaw

 

Hermann Hesse4 Hermann Hesse

(takma adı: Emil Sinclair); 2 Temmuz 1877, Calw; 9 Ağustos 1962, Montagnola, İsviçre. Almanya’da doğmuş İsviçreli yazar ve ressam.[1]

20. yüzyılın en önemli yazarlarından biridir. İlk şiirini yirmi beş yaşında yazmıştır. 1904’te serbest yazarlığa başlamış olup romanları, öyküleri, denemeleri, şiirleri, politik makaleleri ve kültür alanındaki eleştirel yazılarıyla tüm dünyada 100 milyonu aşkın okura ulaşmıştır. Kendini kanıtlama, kendi olma, yazarın kendini yansıtması, bireyin kendini aşması gibi temaları içeren Bozkırkurdu, Siddharta, Peter Camenzind, Demian, Narziss ve Goldmund, Çarklar Arasında ve Boncuk Oyunu romanları yazarın en tanınan edebi eserleridir.

1946’da Nobel Edebiyat Ödülü olmak üzere 1954’te de bilim ve sanat alanında Pour le Mérite Ödülü’nü almıştır.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Hermann Hesse

 

Pablo Picasso5 Pablo Picasso

 

tam adı ile Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Ruiz y Picasso (25 Ekim 1881 – 8 Nisan 1973), İspanyol ressam ve heykeltıraş. 20. yüzyıl sanatının en iyi bilinen isimlerindendir. Georges Braque ile birlikte kübizm akımının temelini atmıştır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Pablo Picasso

Ezra Pound6 Ezra Pound

Ezra Weston Loomis Pound (30 Ekim 1885 – 1 Kasım 1972), ABD’li şair, çevirmen, deneme yazarı. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :Ezra Pound

Aldous Huxley7 Aldous Huxley

Aldous Leonard Huxley, (d. 26 Temmuz 1894, Surrey-İngiltere – ö. 22 Kasım 1963, Los Angeles). İngiliz yazar.

İngiltere’nin Sussex bölgesindeki Godalming’de doğdu. Birçok ünlü bilim adamı ve sanatçı yetiştirmiş olan Huxley ailesinden geliyordu. Eton College’da okuduğu sıralar gözlerindeki bir rahatsızlık yüzünden kör olma tehlikesiyle karşılaşınca, öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. Sonradan Oxford Üniversitesi’ndeki Balliol College’da okudu.

Romanları ve denemeleriyle tanınmış olmasına karşın kısa hikâyeler, şiir, gezi yazıları, film hikâyeleri ve senaryolar ile de uğraşmıştır. Roman ve denemelerinde sosyal norm ve idealleri, bilimin insan yaşamında yanlış kullanılımını eleştirmiştir.Parapsikoloji ve mistik temelli felsefelerle ilgilenmiş ve bu konularda yazılar kaleme almıştır. Özellikle Türkçeye “Kalıcı Felsefe” adıyla tercüme edilen “Perennial Philosophy” adlı eseri Perennial Felsefeyi çeşitli çevrelerde yeniden gündeme taşımıştır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :Aldous Huxley

 William Faulkner 

8 William Faulkner

William Cuthbert Faulkner (d. 25 Eylül 1897 – ö. 6 Temmuz 1962) Nobel ödüllü, ABD’li yazar. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :William Faulkner

Jorge Luis Borges9 Jorge Luis Borges

Jorge Francisco Isidoro Luis Borges Acevedo veya bilinen adıyla Jorge Luis Borges (d. 24 Ağustos 1899 – ö. 14 Haziran 1986),Arjantinli öykü ve deneme yazarı, şair ve çevirmen. Büyülü gerçekçilik akımının önde gelen isimlerindendir ve gerçeküstücülük konusunda yazdığı denemeleri ile ünlüdür.

Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Jorge Luis Borges

Zelda Fitzgerald10 Zelda Fitzgerald

Zelda Sayre Fitzgerald (24 Temmuz 1900 – 10 Mart 1948),  Montgomery, Alabama doğumlu, bir Amerikalı romancı ve yazardır. Eşinin gölgesinde kalan yazarlığının yanı sıra Zelda’nın  yazar olan eşi F. Scott Fitzgerald ile olan aşkı ile bilinir.

1930 yılında Zelda Fitzgerald şizofreni teşhisiyle hastaneye kaldırıldı. bu dönem sürekli yazdı. kocası da onun kaldığı kliniğe yakın ev kiraladı ve görüşmeye devam ettiler. 1940 yılında Scott Fitzgerald kalp krizi geçirerek öldü. 8 sene sonra akıl hastanesinde yangın çıktı ve Zelda Fitzgerald yanarak öldü. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : (İngilizcedir) Zelda Fitzgerald

Ahmet Hamdi Tanpınar11 Ahmet Hamdi Tanpınar 

(d. 23 Haziran 1901; İstanbul) – (ö. 24 Ocak 1962, İstanbul), Türk romancı, öykücü , şair, öğretmen, çevirmen, edebiyat tarihçisi, siyasetçi.

Cumhuriyet neslinin ilk öğretmenlerinden olan Ahmet Hamdi Tanpınar; “Bursa’da Zaman” şiiri ile geniş bir okuyucu kitlesi tarafından tanınmış bir şairdir. Şiir, hikâye, roman, deneme, makale, edebiyat tarihi gibi bir çok alanda eser veren sanatçının başlıca eserleri Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanları, Beş Şehir adlı şehir monogrofisidir.

Bir bilim adamı olarak “XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi” adlı eseriyle edebiyat tarihçiliğine yeni bir görüş ve bakış açısı getirmiştir.

TBMM VII. dönem Maraş milletvekilidir.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Ahmet Hamdi Tanpınar

Salvador Dalí12 Salvador Dalí

Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí i Domènech, kısaca Salvador Dalí (d. 11 Mayıs 1904 – ö. 23 Ocak 1989), Katalansürrealist ressam. Gerçeküstü eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenmiştir. En iyi bilinen eseri olan Belleğin Azmi,ni 1931’de bitirmiştir.

Dalí, ressamlığın yanı sıra heykelcilik, fotoğrafçılık ve filmcilikle de ilgilenmiş, Amerikan animasyoncu Walt Disney ile beraber yaptığıDestino adlı kısa çizgi film, 2003’te “en iyi kısa animasyon filmi” dalında Oscar adayı olmuştur.

Katalonya doğumlu olan Dalí, 711 yılında İspanya’yı fethetmiş olan Mağribiler’in soyundan geldiğini iddia etmiş, “süslü ve cafcaflı olan her şeye, lüks hayata ve doğu kıyafetlerine olan düşkünlüğünü” de “Arap kökeni”ne bağlamıştır.[1]

Dalí hayatı boyunca, sanatıyla olduğu kadar eksantrik giyimi, davranışları ve sözleriyle de dikkat çekmiş, bu durum kimi zaman, onun sanatını takdir edenleri de etmeyenler kadar usandırmıştır.[2] Bu davranışların getirdiği kötü şöhret, Dalí’nin geniş kesimlerce tanınmasını sağlamış ve eserlerine duyulan ilgiyi arttırmıştır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Salvador Dalí

 Jean-Paul Sartre13 Jean-Paul Sartre

Tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre (21 Haziran 1905, Paris – 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl’a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. O, her şeyden önce bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Jean-Paul Sartre

Samuel Beckett

14 Samuel Beckett

13 Nisan 1906; Foxrock, Dublin – 22 Aralık 1989, Paris, İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair.20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelen yazarlarından biridir. James Joyce’un takipçisi olduğu için “son modernistlerden”, daha sonraki pek çok yazarı etkilemiş olduğu için de “ilk postmodernistlerden” biri olarak değerlendirilir. Beckett ayrıca, Martin Esslin’in “Absürt Tiyatro” olarak adlandırdığı akımın en önemli yazarı sayılmaktadır. Eserlerinin çoğunu Fransızca ya da İngilizce yazıp, diğer dile kendisi çevirmiştir. En bilinen eseri Godot’yu Beklerken’dir.

Beckett’in eserleri sade ve temel olarak minimalisttir. Bazı yorumlara göre, çağdaş insanın durumu hakkında oldukça kötümser, hattahiççi eserler vermiştir. Gittikçe daha kısa ve özlü eserler veren Beckett, bu kötümserliği kara mizah yoluyla anlatır. “Roman ve drama türlerinde yeni formlarda oluşturduğu eserlerini, modern insanın yoksunluğu üzerine kurguladığı” için, 1969’da Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Beckett, ayrıca 1984’te Aosdána’da Saoi seçilmiştir.

Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Samuel Beckett

Frida Kahlo15  Frida Kahlo

Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon (6 Temmuz 1907 – 13 Temmuz 1954), Meksikalı ressam.  Bir yirminci yüzyıl popüler kültür ikonu haline gelen ressam, resimlerinin yanı sıra inişli çıkışlı özel yaşamı ve politik görüşleri ile tanınır. Sanatı, sürrealist olarak tanımlanmışsa da kendisi bu tanımı reddetmiştir.

Ressam Diego Rivera’nın eşidir. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Frida Kahlo

John Fante16 John Fante

John Fante (d. 8 Nisan 1909 – ö. 8 Mayıs 1983) İtalyan asıllı ABD’li romancı, kısa hikâye yazarı, senarist. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : John Fante 

Albert Camus17 Albert Camus 

(7 Kasım 1913 – 4 Ocak 1960), Fransız bir yazar ve filozoftur. Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir “varoluşçu” ya da “absürdist” olarak tanımlamaz.[kaynak belirtilmeli] 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanarak, Rudyard Kipling’den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.[kaynak belirtilmeli] Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Albert Camus

Julio Cortázar18 Julio Cortázar

Arjantin’in en büyük yazarlarından biri olan Cortázar, 1914’te Ixelles, Brüksel Bölgesi’nde doğdu. Arjantin’de eğitim gördü. 1938’dePresencia adlı şiir kitabı yayınlandı. Üniversitede öğretim görevlisiyken Peron yönetimine karşı girişilen eyleme katılınca hapse girdi, daha sonra üniversiteden ayrıldı. İlk kısa öykü kitabı Bestiario 1951’de yayımlandı. UNESCO’da çevirmen olarak çalışmak üzereParis’e yerleşti, en ünlü kitaplarını da bu kentte yazdı. Öykülerinde fantastik öğelere yer veren, gerçek dünyayla olağandışı yaşantıları iç içe geçiren Cortázar’ın edebiyat dışında ilgilendiği şeyler arasında mitoloji, antropoloji, psikoloji, boks, sinema ve fotoğrafçılık da vardır. Julio Cortázar 1984 yılında Paris’te öldü.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :Julio Cortázar

William S. Burroughs

19 William S. Burroughs

William Seward Burroughs II (5 Şubat 1914 – 2 Ağustos 1997), ABD’li roman ve deneme yazarı. Jack Kerouac ve Allen Ginsberg ile birlikte beat akımını başlatan yazarlardan biri olarak tanınır. Yazılarının çoğu yarı otobiyografikolarak tanımlanabilir. Beat kuşağının en renkli yazarlarından biri olan William S. Burroughs, oldukça ilginç bir yaşam sürmüştür. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : William S. Burroughs

Doris Lessing.20 Doris Lessing

Doris Lessing, (doğum adıyla Doris May Tayler; d. 22 Ekim 1919, Kermanşah, İran – 17 Kasım 2013, Londra, İngiltere), Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Britanyalı yazar. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Doris Lessing.

Boris Vian21 Boris Vian 

( d. 10 Mart 1920 – ö.23 Haziran 1959) Fransız yazar, şair, müzisyen, şarkıcı, gazeteci, senarist, oyuncu, eleştirmen,çevirmen ve maden mühendisi. Vernon Sullivan takma adıyla da yazdı. Daha çok yazdığı roman ve tiyatro oyunları ile tanınır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Boris Vian

Charles Bukowski22 Charles Bukowski 

Charles Bukowski (16 Ağustos 1920 – 9 Mart 1994), asıl adı Heinrich Karl Bukowski olan Amerikalı yazar ve şair. Yapıtlarında bazen Henry Chinaski ismini de kullanmıştır. Hayatının çoğunu ABD’nin Los Angeles şehrinde geçirmiştir.

Eserlerinde genellikle toplum dışı insanları ve depresyonu konu alması ve alkolizme yakın bir hayat tarzını anlatmasıyla ünlüdür. Bunun nedeni olarak kendisinin bu hayatı yaşaması gösterilebilir. Bukowski’nin yazılarında kendi hayatını yazıp yazmadığı tartışma konusu olmuştur; hayranlarının bir kısmı bunları kurguladığını, çoğunluğu ise yaşamadan bu tip kurguları yapmasının mümkün olmayacağını ve o karakterde bir insanın bu hayatı sürmesinin zaten doğal olduğu görüşünü savunmaktadır.   Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Charles Bukowski

Jean-Louis “Jack” Kerouac23 Jack Kerouac 

Jean-Louis “Jack” Kerouac (12 Mart 1922 – 21 Ekim 1969) Kanadalı-ABD’li romancı ve şairdir. Yakın arkadaşları Allen Ginsbergve William S. Burroughs ile birlikte Beat Kuşağı akımının kurucusu ve Yolda (On The Road) adlı romanıyla bu akımın simgesi olarak kabul edilir.Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Jean-Louis “Jack” Kerouac

 Marlon Brando 24 Marlon Brando 

(d. 3 Nisan 1924, ö. 1 Temmuz 2004) 20. yüzyılın en önemli sinema oyuncusu olarak gösterilen,Oscar ödüllü Amerikalı aktör.Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Marlon Brando

Truman Capote   25 Truman Capote

Truman Capote (d. 30 Eylül 1924 – ö. 25 Ağustos 1984), ABD’li yazar. Truman Streckfus Persons olarak New Orleans’ta dünyaya gelen Capote’nin kısa öyküleri, romanları, romanları ve kurgusal olmayan yazıları arasında sinemaya da uyarlanmış Tiffany’de Kahvaltı ve Soğukkanlılıkla da yer alır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Truman Capote

Allen Ginsberg26 Allen Ginsberg

(1926–1997) ABD’li şair ve savaş karşıtı.   Allen’ın yazdığı Howl/Uluma şiiri, Beat kuşağı’nın manifestosu olarak bilinir. Şiirinde birçok konuya değinen Allen, şiirin birkaç dizesini yazar Carl Solomon’a adamıştır. 90’lı yılların başından itibaren, birçok ödül alan Allen, 5 Nisan 1997 günü, East Village, Manhattan’da aramızdan ayrılmıştır. Ölüm sebebi, hepatit ve son yıllarda başına bela olan tümördür. Ölümünden önce, 30 Mart 1997’de “Yapmayacağım Şeyler (Nostalji)” adlı şiirini yazmıştır.   Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Allen Ginsberg

 

Marilyn Monroe27 Marilyn Monroe (1 Haziran 1926 – 5 Ağustos 1962; asıl adı Norma Jeane Mortenson), ABD’li sinema oyuncusu, şarkıcı ve model. 20. yüzyılın en ünlü sinema yıldızlarından, seks sembollerinden ve pop ikonlarından biriydi. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Marilyn Monroe

Jacques Derrida 28 Jacques Derrida

(d:15 Temmuz 1930-El-Biar,Cezayir; ö: 8 Ekim 2004-Paris) Fransız bir filozof, edebiyat eleştirmeni veYapısökümcülük olarak bilinen eleştirel düşünce yönteminin kurucusudur. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Jacques Derrida

Bilge Karasu29 Bilge Karasu

(1930, İstanbul – 13 Temmuz, 1995), Türk öykü, roman, deneme yazarıdır. Aynı zamanda felsefeci yanı olan Karasu, metinlerinde felsefi sorunları işlemiş ya da onun metinleri felsefi incelemenin konusu olarak görülmüştür.Postmodern romanınTürkiye’deki önemli isimleri arasında değerlendirilmektedir.Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Bilge Karasu

 Elvis Presley

30 Elvis Presley

Elvis Aaron Presley[1][2](8 Ocak 1935, Tupelo, Mississippi – 16 Ağustos 1977, Memphis, Tennessee), ABD’li şarkıcı, müzisyen,aktör. Dünya çapında Rock’n Roll’un kralı ya da kısaca kral olarak tanınır. Diğer lakabı olan Elvis The Pelvis ise 1950’li yıllarda kendisine takılmıştır.[3] Böyle söylenmesinin nedeni ise ilginç dansı olduğu kadar argo bir ifade ile o zamanların tutucu toplumunda yakışıklı ve seksi olduğunu ifade etmek amaçlı uygun bir argo söylem daha doğrusu modern bir deyim olmasıdır.[4] Presley’in sahip olduğu en büyük avantajlardan biri ise sesiydi. Zenci ve beyaz tonlarını rahatlıkla kullanabiliyordu. Kilise müziğinden, popüler müziğe;Rock’n Roll’dan Blues tarzına kadar çok çeşitli türlerde eserler verdi. It’s Now or Never gibi opera tarzında yakın parçalar seslendirdi.My Way gibi bazı cover çalışmalarının şöhreti asıllarını dahi geride bıraktı.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :      Elvis Presley

Georges Perec

31 Georges Perec

(d. 7 Mart 1936, Paris, Fransa– ö. 3 Mart 1982, Ivry, Fransa), Fransız sosyolog ve edebiyatçıdır. Tüm yaşamıParis’te geçti. II. Dünya Savaşı’nda henüz 3 yaşındayken babasını kaybetti. Annesi 1942’de Paris’te ortadan kayboldu. SonradanAuschwitz kampında öldüğü öğrenildi. Akrabaları tarafından büyütüldü. İlk romanı Les Choses 1965’de yayınlandı ve Renaudot Ödülü aldı. Bu tarihten sonra yirmiye yakın kitap yazdı. 1969’da yayınlanan La Disparition (Kayboluş) adlı romanını hiç E harfi kullanmadan yazdı. 1978’de yayınlanan La vie mode d’emploi en önemli yapıtlarındandır ve Médicis Ödülüne değer görülmüştür. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Georges Perec

Stephen King

32 Stephen King

(d. 21 Eylül 1947; Portland, Maine), ABD’li hikâye ve roman yazarı.  Genellikle gerilim ve korku türünde eserler vermiştir. Kitaplarının çoğu Türkçe’ye de çevrilmiştir. İlk romanı Göz (Carrie) 1974 yılında yayınlanmıştır. Özellikle 1982 yılında başlayıp, 2005 yılında sona erdirmiş olduğu Kara Kule (The Dark Tower) serisi ile ünlüdür. Yeşil Yol (The Green Mile), Esaretin Bedeli (Rita Hayworth and Shawshank Redemption) gibi pek çok kitabı senaryolaştırılıp beyaz perdeye aktarılmıştır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Stephen King

Haruki Murakami

33 Haruki Murakami

Haruki Murakami (Japonca: 村上春樹)(d. 12 Ocak 1949, Kyoto ) Japonya’nın 20. yüzyıldaki en önemli ve popüler yazarlarından birisidir. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Haruki Murakami

Neil Gaiman

34 Neil Gaiman

Neil Richard Gaiman (d. 10 Kasım 1960) birçok çizgi romanı da kapsayan bilim kurgu ve fantezi yazarıdır. İngiliz olmasına karşın 2005 itibariyle Minneapolis, Minnesota yakınlarında oturmaktadır. 1985-2007 yılları arasında Mary T. McGrath’le evli olup Holly, Maddy ve Michael isimlerinde üç çocuğu doğdu. Daha sonra 2011’de Amanda Palmer’la evlendi. Kendisi aynı zamanda Sandmanisimli çizgi roman serisinin de yaratıcısıdır. Anansi Boys, Amerikan Tanrıları, Yıldız Tozu, Koralin, Mezarlık Kitabı isimli kitapları da bulunmaktadır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Neil Gaiman

Kurt Cobain

35 Kurt CobainKurt Donald Cobain (20 Şubat 1967 – 5 Nisan 1994), ABD’li şarkıcı-söz yazarı, müzisyen ve sanatçı, Nirvana grubunun vokali, ritim ve solo gitaristidir.

Cobain, 1985 yılında Krist Novoselic ile birlikte Nirvana’yı kurmuş, ‘Bleach’ isimli ilk albümlerini bağımsız olan plak şirketi Sub Pop’dan1989 yılında çıkartmışlardır. DGC Records ile imzalanan anlaşma sonrasında, grubun ikinci albümü ‘Nevermind’ 1991 senesinde yayınlandı ve “Smells Like Teen Spirit” ile çığır açan bir başarı yakaladılar. ‘Nevermind’ın başarısının ardından Nirvana, X Kuşağı’nın ‘bayrağı önde götüren grubu’ olarak etiketlendi ve Cobain ‘bir neslin sözcüsü’ olarak nitelendirildi. Ancak Cobain’in kendi kişisel sorunlarının sık sık medyanın ilgisini çekmesi ve onun mesajının kamuoyu tarafından yanlış yorumlanması yüzünden sık sık rahatsızlandı ve sinirlendi. Nirvana, son stüdyo albümü ‘In Utero’ (1993) ile dinleyicilere meydan okudu.

Hayatının son yıllarında Cobain eroin bağımlılığı, ünü ve imajının yanı sıra kendisi ve eşi Courtney Love’ı çevreleyen baskılar ile mücadele etti. Ayrıca hastalığı ve mide ağrıları da son yıllarında mücadele ettiği diğer faktörlerdi. 8 Nisan 1994 tarihinde Cobain,Seattle’daki evinde ölü bulundu. Resmî açıklamada kendisini av tüfeğiyle kafasından vurduğu açıklandı. Öldüğü zaman içinde bulunduğu koşullar halk tarafından sıkça tartışılan bir konu haline gelmiştir. Nirvana, sadece ABD sınırları içinde 25 milyon albüm sattı, dünya çapında ise bu rakam 50 milyonu geçti. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Kurt Cobain

ve Bonus

Niyazi TOPTOPRAK

niyazi totoprak

1950 yılında İstanbul’da doğdu. İlki 1969 yılında olmak üzere şimdiye değin 150 den fazla kişisel resim sergisi açtı. Sayısız karma sergiye eser verdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünü bitiren sanatçı bazı ödüller ve mansiyonlar kazandı. Niyazi Toptoprak’ın özel, resmi ve yurtdışı koleksiyonlarda birçok eseri bulunmaktadır.

Ressam Niyazi, kendi üslubunu oluşturmuş sanatçılardandır. Öyle ki O’nun resmini imzasına bakmadan da tanıyabilirsiniz. Yağlı boya ve pastel malzemelerini büyük bir ustalıkla kullanır. Doğayı kendi üslubuna uydurur. Hayvan resimleri de yapar ama bunların arasında kediye özel bir yer vermiştir. Bir serginin davetiyesinde şöyle demektedir.

“Kedi resmi yapmamış ressam yoktur denebilir. Çünkü kedi, biçimi, devinimi, yetenekleri ve yetkinlikleri ile resim yapan birinin ilgisinden ve hayranlığından uzak kalamaz. Günlük yaşamını güzelliğin coşkusu ile zenginleştirebilen iyi insanlar için de bu böyledir.

Kedi kraldır. Kedi her zaman güzeldir; kristal bir kadehteki kırmızı şarabı bembeyaz masa örtüsüne devirirken de, ipek bir halıya işerken de, yalnız bir bilge gibi soyluca ölürken de. Görkem ve incelik bir arada olmayı en çok bir kedinin yanındayken sever. Kedi, güzelliğini tartışmaya kalkan sevimsizlerle alay bile etmez.”

Ressam Niyazi Toptoprak çalışmalarına devam etmektedir.




28 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/ermiş-kedi.jpg 535 450 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-28 16:43:482015-02-28 16:44:31İçinden kedi geçen sanatçılar
Sanat Haberleri

Tarih Öncesi Dönemden 11 Mağara resim sanatı örneği

Sanatın bir çok işlevi olduğunu biliyoruz. Bazen geleceğe an bırakma, bazen kendini ifade, bazen içini dökme v.b. nasıl adlandırırsanız adlandırın insanlıkla beraber, görünürde hiç bir yaşamsal zorunluluk (!) olmadığı halde insanlar resim, müzik, heykel, dans, sözlü veya yazılı edebiyat ve daha pek çok dalda sanat eseri üretmişler. Hangi inanç ve kültürde olursa olsun sanatın var oluştan bu yana üretimini engellemek mümkün olmamıştır.

mağara dönemi

Her ne kadar bugün gazeteler düşen haberlere göre IŞİD veya daha öncesinde Afganistan’da El kaide veya daha başka toplumlarda birçok sanat dalı yasaklansa da sanatın varlığını kimse tamamen yok edemedi edemeyecekte. Bakalım sadece (!) yeme, içme, barınma, üreme ve hayatta kalma çabası içerisinde olan insanlar resim sanatına dair neler yapmışlar

1- Magura Mağarası (Bulgaristan)

1

 

Bulgaristan’ın Kuzeybatısında yer alan Magura Mağarası’ndaki bu çizimler günümüzden önce 8000 ila 4000 yıl öncesine tarihleniyor. Devasa mağarada, duvarlara çizilmiş en az 700 resim var. Dans eden ve avlanan insanlar, çeşitli vahşi hayvanlar bu tasvirlerden bazıları. Ayrıca bu resimlerin yarasa dışkısı ile çizilmesi de oldukça ilginç.

2- Eller mağarası (Arjantin)

2

Orijinal adıyla Cueva de las Manos, Arjantin’in güneyinde yer alıyor. Duvara betimlenen çizimlerin günümüzden önce 13.000 ila 9.000 yılları arasına tarihlendiği düşünülüyor. Mağara, ismini duvardaki el şablonlarından alıyor. Duvardaki ellerin genellikle sol el olması, ressamların sağ ellerinde püskürtme boruları tuttuklarını düşündürtüyor.

3- Bhimbetka (Hindistan)

3

Bhimbetka, Hindistan’ın merkezinde bulunan ve 600’den fazla resim olan bir mağara. Resimlerden en eskisi ise 12.000 yıl öncesine tarihleniyor. Genelde kırmızı ve beyaz boyalardan yapılmış fakat zaman zaman yeşil ve sarı renkler de görülüyor. Resimlerde mağarada yaşayan insanların hayatları tasvir edilmiş. Bunların yanı sıra, kaplanlar, aslanlar ve timsahlar gibi hayvanlar da resmedilmiş.

4- Serra da Capivara (Brezilya)

4

Serra da Capivara, Brezilya’da yer alan ve içinde birçok kaya sığınağı bulunan bir ulusal park. Resimlerin tarihleri 25.000 yıl öncesine kadar gidiyor. Ritüel sahneleri, avlanma sahneleri ve hayvanlar resmedilmiş. Resimlerin kabul edilen tarihi şu an için bir tartışma konusu çünkü insanların o bölgede yaşadığı zamanla çatışıyor.

5- Las Gaal (Somali)

5

Las Gaal, Somali’de bulunan dev bir mağara kompleksi. Buradaki mağara sanatının, Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölgenin en erken örneklerini oluşturduğu düşünülüyor. Günümüze kadar oldukça iyi korunarak gelen çizimlerde, tören cübbesi içinde inekler, insanlar, zürafalar ve evcilleştirilmiş köpekler betimlenmiş.

6- Acacus Dağları (Sahra Çölü)

6

Sahra Çölü’nde bir dağ dizisi. 14.000 yıl öncesine dayanan kaya sanatlarıyla ünlü. Buradaki çizimler oldukça ilginç çünkü çizimlerde yer alan ormanlara ve göllere bakıldığında bölge daha yağışlı bir yer gibi gösterilmiş.

7- Chauvet Mağarası (Fransa)

7

Fransa’nın güneyinde yer alan Chauvet Mağarası’ndaki çizimler 32.000 yıl öncesine kadar gidiyor. Mağara adını, 1994’te burayı keşfeden Jean-Marie Chauvet’den alıyor. Mağara, en önemli tarih öncesi sanatlarından biri olarak gösteriliyor ve 2014’te UNESCO tarafından Kültürel Miras Listesi’ne alındı.

8- Kakadu Kaya Çizimleri (Avustralya)

8

Avustralya’nın kuzeyinde yer alan Kakadu kaya çizimlerinden bazıları 20.000 yıl öncesine tarihleniyor. Kakatu Ulusal Parkı, Abarjin kaya sanatının büyük bir miktarını içeriyor. Bölgede neredeyse 5000’i aşkın sanat alanı bulunmuş durumda.

9- Altamira Mağarası (İspanya)

9

İspanya’nın kuzeyinde bulunan mağarada bulunan çizimler, ancak 19. yüzyılın sonlarında keşfedilebilmiş. Resimlerin oldukça yüksek kalitede ve iyi korunmuş olması tarihlendirmesini sorgulatmış olsa da daha sonra tarihlendirmesi kanıtlanmış.

10- Lascaux Mağarası (Fransa)

10

Fransa’nın güneyinde yer alan mağaradaki resimler 17.000 yaşında ve içlerinden bazıları dünyadaki en ünlü mağara sanatı oalrak kabul ediliyor. En ünlüsü ise “Boğaların Büyük Salonu” isimli resimdir. Bu resimde boğalar, atlar ve geyikler bulunur. Mağara şu anda ziyaretlere kapalıdır fakat ziyaretçiler için bir kopyası yapılmıştır.

11- Sulawesi Adası (Endonezya)

11

Endonezya’nın Sulawesi Adası’nda bir mağarada bulunan kaya resimlerinden olan el şablonları 40.000 yıl öncesine tarihleniyor. Domuzlar ve el şablonları resmedilmiş.

Kaynak : arkeofili.com

26 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/mağara-dönemi.jpg 440 600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-26 18:30:242015-02-26 18:31:07Tarih Öncesi Dönemden 11 Mağara resim sanatı örneği
Sanat Haberleri

Anton S. Makarenko’nun eğitim düşünceleri üzerine

Anton S. Makarenko 1888 Ukrayna doğumludur. Ukrayna’nın Harkov yakınlarındaki Belapolie köyünde dünyaya gelen Makarenko’ nun babası badanacıdır (kitapta daha ileriki bir bölümde yapı ressamı diye bahsedilmektedir) . (Makarenko, 1993, s.3)

anton-makarenko
17 yaşındayken, gittiği belediye okulunun ardından 1 yıllığına eğitim dersi alarak,bölgedeki demiryolu işçilerinin çocuklarının gittiği bir ilkokula öğretmen olur. Bu sayede eğitbilim alanındaki çalışmalarına pratik bir süreç üzerinden başlamış olur (Makarenko, Eğitbilim açısından kuramsal alanda da kendini geliştirme fırsatını ancak dokuz yıl sonra, 1914’te Poltava’ daki eğitbilim (pedagoji) okulu olan Eğitim Kurumuna girerek yakalar. Buradaki 3 yıllık öğreniminin ardından eğitim alanında var olan Rus ya da evrensel yazınlara yönelir. Kuramsal açıdan yöneldiği eğitim alanında yeni bir eğitim dizgesi yaratmak üzerine uğraşır. Pratik süreçte geliştirdiği eğiticilik uğraşının yanı sıra kitap yazarak da üretimini geliştirir (Makarenko,1993,s.7).

Ekim Devrimi’ni önceleyen, daha doğrusu birinci Rus devrimine denk gelen süreçte şekillendirdiği eğitbilim düşünceleri, Ekim Devriminin ardından hayata geçirdiği Gorki Topluluğu deneyiminde Makarenko’ nun savunularının temelini oluşturmuştur.
anton_makarenko
Yeri geldiğinde bu temelden güç almış, yeri geldiğinde de bu temelle şiddetli bir savaşım gerçekleştirmiştir. Kısacası Gorki topluluğu deneyimi, Makarenko’ da düşünsel alanda bazı temel değişikliklere de neden olarak teori ve pratik ilişkisinde bütüncül bir gelişime örnek teşkil etmiştir.

Ekim Devrimi’nin ardından iktisadi, toplumsal v.b. pek çok alanda yeniden yapılanma adına yoğun çabaların ortaya konulduğu ülkede, 1921 yılında baş gösteren açlık büyük huzursuzluk yaratmış, bu huzursuz ortamdan yararlanan çeteler başıboş bırakılan çocukları kullanarak suç oranlarında artışa neden olurken, ülkede de büyük karışıklıklar yaratmışlardır. Bu karışık durum karşısında Sovyet hükümeti başıboş kalan ve yaşamını suç işleyerek sürdüren bu çocukların kurtuluşu için uğraşmaya başlar. Bu çocuklar için kurulan eğitim toplulukları, Makarenko’ nun yaşamında önemli bir dönemeç olmuştur ve bizim üzerinde yoğunluklu duracağımız nokta da bu dönemeç ve sonrası olacaktır.

1920 Eylül’ünde Poltava Eğitim Dairesi Makarenko’ yu suç işlemiş çocuklar için bir topluluk kurmakla görevlendirir. İlk başta adı Çocuk Suçlular Kolonisi olan bu topluluk, daha sonra kendi aldığı karar doğrultusunda ismini Gorki Topluluğu olarak değiştirtir. 1928 yılına dek topluluğu yöneten Makarenko, topluluktaki son yılında Harkov’daki Zerjinski Komünü’nün yönetimini üslenir. 1928’de Gorki Topluluğu’ndan ayrılan Makarenko, sonraki 7yıl süresince de Zerjinski Komünü’nü yönetir (Makarenko, 1993).

Eğitim uygulamaları alanında yoğun uğraşlar veren Makarenko, bu alanda oluşturduğu birikimi paylaşmak açısından da yazınsal üretimde de bulunmuştur. 1934’te, Sovyet Yazarlar Birliği’ne kabul edilmiştir. 1937’de Moskova’ya yerleşerek ölümüne kadar (1939’da ölmüştür) kendini tamamen yazarlığa adamıştır (Makarenko,1993,s.11).

Şiir, senaryo, roman, kuramsal yazın gibi pek çok alanda yapıt ortaya koyan Makarenko’ nun yazılı eserlerinden birkaç örnek vermek gerekirse:

Yaşam Yolu (pedagojik şiir-destan)
1930 Yürüyüşü (kısa roman)
Kulelerdeki Bayraklar
Ana Babaların Kitabı
Pedagoji Teorisinin Sovyet Okullarında Eğitim ve Çocuk Yetiştirmenin Genel Sorunları
İş Gezisi (film senaryosu)
Gerçek Bir Karakter (film senaryosu)

MAKARENKO’NUN EĞİTİM DÜŞÜNCELERİ ÜZERİNE

Makarenko’ nun pedagojik yaklaşımlarının temelinde yatan ana düşünce sahip olduğu insan inancıdır. Sahip olduğu bu inanç, olumlu yönde gelişme açısından en umutsuz diye nitelendirilebilecek insanların dahi iyi yönünü bulup ortaya çıkarmasına neden olmuştur. Eğitim pratiklerinin gerçekleştiği dönemi göz önüne aldığımızda, yani savaşlar ve açlığın yıkıntılarında doğan, büyüyebilmek için yoğun çabalar harcayan bir ülkenin insanları da Makarenko’ nun insana olan inancını, belki de Freire’ nin deyimiyle “insancıl” olan insana ulaşabilme inancını kuvvetlendirmiştir. Yaşam deneyimi ona insanın daha iyi bir yaşam için nasıl savaştığını, bu savaşım sırasında nasıl değiştiğini göstermiştir. Değişen insan bencilliği yenmiştir, kişisel çıkarların toplumsal çıkarlarla örtüştüğünü görmüştür. Makarenko insanın değişimine “ bireyin toplumsallaşması” adını vermektedir (Makarenko,1993,s.10).

İnsanın “insancıllaşma” sürecinde eğitim, hatta kurumsal bir içerik taşıyan eğitim önemli bir yer tutar. Makarenko geleneksel bir içerik taşıyan eğitim anlayışını reddeder. Bu anlayışta eğitim, eğiten yani eğitmenle, eğitilen yani edilgen bir kimlik taşıyan öğrenci arasındaki ikili bir ilişkidir. Onun eğitim pratiğinde eğitimciler ve öğrenciler yer alır, yalnız daha farklı bir kimlik taşırlar. Makarenko kişiliğin oluşumunda en büyük etkenin, eğitimcilerden, öğrencilerden ve yetkili bir kişiden oluşan topluluklar olduğunu düşünmekteydi.

Makarenko’ nun topluluğunda eğitilen çocuklar edilgen birer nesne olarak değil, topluluğun kaderi ve geleceği üzerinde söz sahibi olan ve birbirleriyle eşit haklara sahip, etkin birer üye olarak yaşamlarını sürdürmekteydiler (Makarenko,1993,s.8). Bu anlayışın uygulanması ile klasik eğitim anlayışından köklü bir farklılaşma gerçekleştirilmiş olmaktaydı. Gerçekleştirilen eğitim pratiği içerisinde bedensel çalışma ile kafa çalışması iç içe sürdürülmekteydi. Bu sayede eğitsel yaşamla toplumsal yaşamı birleştiren bu yaklaşım ile öğretim süreci öğrencilerin yaşam pratikleri üzerinden şekillenmekte, öğrencinin bu süreci kendince anlamlandırması kolaylaşmaktadır.

Aynı zamanda, yürütülen üretici çalışma (tarımsal üretim örgütlenmesi toplulukta hızlı bir gelişim göstermiştir), “güçlünün zayıfı ezmesi gerekir” anlayışı içerisinde büyüyen topluluk çocuklarının değişimini, üretim süreci içerisinde yer almanın toplumsal önemini, bu sayede emeğe saygıyı,toplumsal eşitliği; yani yeni kurulan toplumun önemli değerlerinin kolayca kazanılmasına neden olmuştur. Bu açıdan da toplulukta gerçekleştirilen deneyim dönemsel bir anlam da taşımaktadır.

Makarenko’ nun daha çok uygulama süreci içerisinde şekillendirdiği ve toplumun beklide en sorunlu kesimiyle etkileşim içerisinde geliştirdiği eğitsel düşüncelerini özetlemek 1. İnsan davranışlarının toplumsal nedenlerini düşünerek, insanın içindeki iyi yanın ortaya çıkarıldığı bir süreç yaratılmalı.

2. Bu süreç içerisinde kurumsal bir yapı olarak topluluğa ve önderlik eden, öğrencilere kendilerini gerçekleştirmeleri ve içlerindeki iyi yönü ortaya çıkarmaları için öncülük eden öğretmenlere ihtiyaç vardır.

3. Öğrenciler edilgenlikten çıkarılarak yaşam deneyimleriyle beslenen, karar süreçlerine aktif katılımlarının sağlandığı, kafa çalışması ile bedensel çalışmanın birlikte örgütlendiği bir topluluk yaşamı kurulmalıdır.

YAŞAM YOLU’NU OKURKEN
Makarenko’ nun Gorki Topluluğunda yaşanan somut deneyimlerle örneklendirdiği pedagojik yaklaşımlarını okurken birkaç önemli noktanın akılda tutulması gerektiğini düşünüyorum. İlk olarak topluluğu oluşturan sorunlu kesim, yani güce ulaşma kaygısı içerisinde ve yaşayabilmek için suça yönelen çocuklar pratik süreçlerin daha önemli bir yaklaşımla değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Ortaya konan pedagojik yaklaşımlarda sahip olunan kuramsal çerçeveden belirli oranda uzaklaşılmasına, yaşanan sorunların çözümü ekseninde önceliklerin verilmesine neden olmuştur bu sorunlu kesim.İkinci olarak, deneyimin gerçekleştirildiği tarihsel ve yaşanan toplumsal gerçeklikler de bir kez daha hatırlanmalıdır. Yıkıntılar içerisinden yeniden inşa sürecine giren bu ülke için temel aldıkları teorik altyapı çok önemlidir. Yalnız yaşanan pratiksel süreçler belirli alanlarda geçici ara formüllerin oluşturulmasına neden olmuştur. (1921 yılında devlet kapitalizmi olarak da adlandırılabilen,ama hemen ardından gerçekleştirilen tarımda kollektivizasyon politikalarıyla birlikte değerlendirildiğinde endüstrileşme hamlesi olarak geçici bir ara formül diye değerlendirebileceğimiz NEP-Yeni Ekonomi Politikası gibi) Bu ara formüllerin gerçekleştiği, kuramsal karşıtlıkların yaşandığı bir alanı da Makarenko hayata geçirmiştir.

Toplulukta yaşanan bazı olaylar Makarenko’ nun o ana kadar sahip olduğu bazı pedagojik yaklaşımlarla çelişmiştir. Makarenko sadece kendisiyle çelişmekle kalmamış, yeni Sovyet hükümetinin eğitim bilimcilerinin savunduğu bazı anlayışlarla da karşı karşıya gelmiştir (ilerde daha ayrıntılı değinilecek olan disiplin ve kurulan askeri düzen benzeri yapı örneklerinde olduğu gibi). Bu çelişmenin temelinde ise karşıt görüşlerin varlığı değil, devrim sürecine kadar teorize edilmiş olan yaklaşımların yaşanan pratik süreçte geçirmesi gereken esnekleşme bulunmaktaydı. Buradaki temel nokta ilkesel bir karşıtlığın bu görüşler arasında yer almamasıdır.

SUÇLU ÇOCUK KAVRAMI ÜZERİNE
Okullarda artan suç oranı ve şiddete yönelen gençler… Yakın zamanda bizlerin de gündemine yakıcı biçimde giren bir gerçekliktir. Güncel olarak bu alanda yapılan tartışmalara bir göz attığımızda Makarenko’ nun yaklaşımından farklılaşan noktaları gözümüze çarpmaktadır.
İlk olarak güncel savunuları incelersek:

Risk altındaki çocuklar kavramı altında sadece suç işleyen çocukları içermeyen, aynı zamanda suça yönelme ihtimali taşıyan çocukları da kapsayan bir hedef kitle karşımıza çıkmaktadır. Risk altındaki çocukların suça yöneliminin önlenmesinde, bu çocukların okul sistemi içerisinde tutulması sunulan kuvvetli bir çözümdür. Eğitimle gerçekleştirilecek bu çözümde alternatif programların geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu sayede örneğin başarısızlık nedeniyle okula devam etmeyi tercih etmeyip, sokaklarda suç işleme riskiyle karşı karşıya kalan çocuklar, onlar için cazip hale getirilen okul sistemi içerisinde riskten uzak tutulmuş olacaklardır.

Öğrencilerin okul performanslarının artırılmasını hedefleyen, daha küçük sınıf örgütlenmelerinde risk altındaki çocuklarla bire bir iletişimi yoğunlaştıran,esnek öğretim programlarına sahip olan bu şekilde de içeriğin bireyin ihtiyaçlarına göre şekillenebildiği, psikolog gibi uzmanların denetiminde ilerleyen öğretim süreci sonrasında başarıya ulaşan çocukların toplumsal yaşama çeşitli sivil toplum kuruluşları ve ailelerin yardımıyla salıverilmesi söz konusu.

Kurulması önerilen ve ABD merkezli örnekleri ile savunulan bu okullarda risk altındaki gençler ve ıslahevinden salınan gençler diğerlerinden ayrılmaktadır (Aydın, İ. ; Radikal Gazetesi).

Sonuç olarak sunulan bu yaklaşımda suç işleyen ya da suç işleme potansiyeli taşıyan çocuklar, “suçlu” ayrıştırılmaktadır. Suçun oluşumunun toplumsal nedenlerine müdahale edilmeksizin , suçlu kimliğinin kabul edilerek, toplumdan yalıtık bir içerikte gerçekleştirilecek eğitimin ardından bu çocukların tekrardan suçun oluşumuna neden olan toplumsal koşulların içerisine bırakılması suçu ne oranda önler ya da azaltır orası bilinmez ama Makarenko’ nun suç işleyen çocuklara karşı 1920’ lerde gerçekleştirdiği yaklaşımdan büyük farklılıklar taşıdığı rahatlıkla okulların kurulması ya da var olan okullar içerisinde alternatif ya da “suça meyilli” kimliği ile adlandırılarak akranlarından Kısaca belirtmek gerekirse Makarenko suçun kaynağını tamamen toplumsal nedenlere bağlayarak “suçlu çocuklar” tanımlamasını reddeder. Resmi olarak topluluğa ilk olarak Çocuk Suçlular Kolonisi adı verilmiş olsa da Makarenko ve topluluk bu ismi hiç kullanmamış, çocuklara suçlu diye hitap edilmediği gibi o kelime topluluk içerisinde hiçbir zaman kullanılmamıştır. Gerçekleştirdiği eğitsel pratikle çocukların toplumsal yaşamına da müdahale eden Makarenko, yaratılan toplumsal değerlerle “suç” sorununa karşı mücadele etmiştir. Onun için suç, bireysel yani çocukla uğraşılarak halledilecek bir alan değil, toplumsal bir mücadele alanıydı.

TOPLULUK YAŞAMINA DOĞRU
Kuruluş aşamasındaki ülkenin temel hedefi yeni insanın yaratılmasıydı. Yeni insan, ezme ezilme ilişkisi içerisinde kimliğini kazanan, insandışılaşan toplumun, insanca değerlere ulaşmış hali…bu hedefe ulaşmak için de yeni yöntemlerin uygulanması gerekmekteydi. Topluluk fikrine bu açıdan yaklaşan Makarenko ailesiz, sokakta başıboş yaşayan çocukları kurtarmak amacıyla 1920 yılında bir topluluk kurmak amacıyla görevlendirilir.

Devrim öncesi suçlu çocukların kaldığı, devrim sürecinde binanın boşaltılması ile birlikte çerce köylerdeki halkın yağmaladığı, virane bir bina ile yola koyuldu topluluk. Makarenko şu cümleler ile tasvir etmektedir topluluk binasını (Makarenko,1993,s.44):

“Paltova’ dan altı kilometre uzaklıkta, boz tepeciklerin arasında, Harkov’a giden anayolun sonsuz bir ışık demeti bibi parıldayan taşlarla çevrili iki yüz hektarlık bir çam ormanı vardır. Ve ormanın içinde, kırk hektarlık bir ağaçsız köşede, kusursuz bir kare oluşturan, tam anlamıyla simetrik beş tuğla bina…işte suçlu çocukların yeni Topluluk’ u burası olacaktı.”

Zor koşullarda yola çıkan bir topluluğun ilk tasvirinin bu kadar umut dolu yapılması, Makarenko’ nun geleceğe ve insana dair umudundan kaynaklanmaktadır. İlk elden gerekli tadilatların yapılmasının ardından ilk öğrenci grubuyla topluluk işlemeye başlar.

Makarenko birlikte olduğu çocukları şu şekilde tanımlar; kültür düzeyleri düşük, ya çok az okuma yazma bilen, ya da hiç bilmeyen, önceki süreçte içinde bulundukları yarı barbar yaşantılar içerisinde kişilikleri yok olmuş, soyutlanmışlığın getirdiği yalnızlığın etkisiyle karamsarlaşmış ve dolayısıyla insana karşı insanca davranmayı unutmuş bir kuşak (Makarenko, 1993,s.104). İlk dönemin en büyük sorunları, çocukların sahip oldukları bu özellikler dolayısıyla çıkan kavgalar olmuştur.

Peki ne yapılacaktı bu çocuklarla, nasıl bir yöntem uygulanacaktı? Yeni bir anlam katmışlardı “Düzelme” sözcüğüne, çocuğu “düzeltmek” değil, yeniden eğitmek söz konusuydu, başka bir deyişle hedeflenen durum çocukları sadece toplumun zararsız bir üyesi haline getirmek değil, onu yeni çağın etkin bir işçisi, çalışanı haline getirmekti. Suçlu çocukların eğitiminde atlanmaması gereken nokta çocukların geçmişlerinin ve işledikleri suçların yok sayılması olmalıydı. Yeni örgütlenen toplumsal yaşam içerisinde toplumsallaşan çocuklar yaratılmalıydı (Makarenko, 1993,s.293).
Bu “Düzelme” süreci belirli bir zaman almaktaydı ve sürecin başlarında ciddi sorunlarla karşılaşıldı. Karşılaşılan iki önemli sorundan ilki topluluk içinde ve çevresinde gerçekleşen soygunlardı, diğeri ise kendi aralarında çıkan kavgalardı.

İlk etapta kendi otoritesini tanımayan bu gençlere ılımlı davranan Makarenko, olaylar baş edilemez boyutlara ulaşınca ne yazık ki bir öğrenciye yumruk atma şeklinde fiziksel şiddet uygulamak zorunda kalır. Bu davranışını kendi pedagojik yaklaşımları açısından olumsuz bulsa da o çocuğu topluluktan atmaktansa uyguladığı bu şiddetle diğer çocukların da ders çıkarmasını ve topluluk içi karşılıklı değer verme ilişkisinin yaratılmasıyla bu örneğin tekrarlanmayacağını umuyordu.

Bu yaşananların ardından disipline dair şu açıklamaları yapar ve o dönem genel kabul gören yaklaşımlara karşı gelerek bu alanda kendi kuramsal esnekleşmesini yaratır (Makarenko, 1993,s.186-187):

“…Disiplin konusundaki konuşmamda, o günlerde genel olarak benimsenmiş bir kuramın doğruluğuna kuşkuyla bakmak gerektiğini söylemiştim. Söz konusu kurama göre çocuğa her hangi bir ceza vermek yanlıştı, onun yaratıcı içtepileri kutsaldı, bunların ortaya çıkması için çocuğa her türlü özgürlük tanınmalıydı; kişinin kendi kendisini yönetmesi, kendi düzenini ve kendi disiplinini oluşturmasını sağlamaktı. Buysa çocuğun kendiliğinden göstereceği bir gelişmeydi.daha da ileri giderek beraberlik ruhu ve karşılıklı yardımlaşmanın organları yaratılmadıkça, gelenekler doğurulmadıkça, temel çalışma alışkanlıklarıyla kültürel alışkanlıklar oluşturulmadıkça öğretmenin zor kullanmaya hakkı – ne hakkı, zorunlu – olduğunu söylemekten sakınmadım…”

Makarenko’ nun disiplin alanındaki sert karşı çıkışları toplumsal gerçekliklerin ideal olan yaklaşımı uygulamayı engellediği gerçekliğinden doğar. İlkesel bir karşıtlık ya da reddetme ortaya koymaz, geçici bir ara süreç tarif etmektedir.

Toplulukta yaşam düzeninin örgütlenişine baktığımızda sabah, öğle ve akşam dönemlerinin birbirlerinden farklı işlevler taşıdığını görmekteyiz. Sabahları çalışmaları ilk başta topluluğun temel gereksinimlerinin karşılanması (tadilat, bahçe düzenlemesi, tarla işleri gibi) için gerçekleştirilirken daha sonraları çevredeki köylü ve çiftçilerin işlerinin yapılması ve ihtiyaçlarının karşılanması şeklinde genişletilmiştir. Bu işlerin kararının alınması, planlanması ve gerçekleştirilmesinde aktif katılımları sağlanan öğrenciler, yapılan işlerin sonunda elde edilecek gelirin belirlenmesinde de karar sürecine katılmışlardır. Yoksul köylülerden her zamanki ücretin yarısını alırlardı, bu kararı da toplumsal adalet ve adaletsizlik konusunda sonu gelmez tartışmaların ardından almışlardı.
Öğlen sürecinde devam ettikleri derslerle iç içe örülen üretici süreçler sayesinde anlam kazanan temel bilim dersleri, topluluk yaşamından önce geleceğe dair hiçbir umudu olmayan bazı gençlerin öyle ilgisini çekmiştir ki topluluktaki yaşamlarıyla da başarıya ulaşabilecekleri konusunda motive olan bu gençler Kiev İşçi Üniversitesine girebilmişlerdir.Ülkenin sert iklim koşulları nedeniyle de geceleri yatakhanelerine kapanan topluluk üyeleri, akşam sürecini de yoğun tartışmalar ve kitap okumalarıyla geçirmekteydiler. Siyasal, toplumsal ve yazınsal alanda gerçekleştirdikleri sohbetlerle çocukların gelişimine büyük katkı koyan bu etkinlikler, bir noktadan sonra topluluk için gerekli tüm ihtiyaçların tartışılacağı, kararların ortak -öğretmen, öğrenci ve diğer çalışanların katılımıyla- alınacağı bir etkinliğe dönüşecektir. Ayrıca okuma saatleri sayesinde tanıdıkları Gorki’ nin kendi yaşamları gibi zor koşullar altında büyüdüğünü öğrenen çocuklar, Gorki’ yi kendilerine örnek almışlardır. Bu hayranlıkları topluluklarının ismini Gorki Topluluğu olarak değiştirmelerine neden olmuştur.

Topluluk ve topluluktaki kolektif yaşamın benimsenmesiyle birlikte çalma alışkanlığında azalma gözlenir. Topluluk içinde bir şeylerin çalınması topluluğa ve arkadaşlıklarına zarar verilmesi olarak kabul edilmekteydi. Yalnız dışa yönelik hırsızlığın azaltılmasında çeşitli zorluklarla karşılaşıldı. Bunun temelinde ise çelişkili de olsa çocukların geliştirdiği toplumsal duyarlılık vardı diyebilirim. Topluluğun çevresinde bulunan köy ve çiftlikleri incelediğimizde Yeni Ekonomi Politikasının ne yazık ki palazlandırdığı “Kulak” diye adlandırılan çiftçiler karşımıza çıkmaktadır. Bu çiftçiler devrime rağmen özel mülklerini korumakta ve geliştirmek için ellerinden geleni yaparak, her ne kadar devrime sahip çıktıklarını savunsalar da devrimin temel değerlerine karşı gelmekteydiler. Çevreye yönelik gerçekleştirilen hırsızlıklar da genelde bu kulak çiftçilere yönelik gerçekleştirilmekteydi.

Makarenko’ yu en çok uğraştıran ise bu hırsızlıkların temelinde yatan kulaklara yönelik besledikleri düşmanlıktı. Tüm bu zorluklar içerisinde tam toplulukta düzen sağlanırken topluluğa yeni üyelerin gelmesiyle bu düzen tekrardan bozuluyordu ve öğrencileri bilinçlendirme süreci yeniden başlıyordu. Yeni üyelerin adapte olma sorunu topluluğun ilk dönemlerinde ki gibi sorunlu atlatılmadı. Buradaki en büyük katkı eski öğrencilerden gelmiştir. İçe doğru öncülük eden eski öğrenciler, yenilerin uyum sorununu aşmalarında onlara yardımcı olmuş, öğretmenlere ve topluluğa saygısızlık gibi durumların yaşanması önlenmiş, yenilere öğretmenlerin kendilerine karşı düşmanca duygular besleyen, onları insan saymayan bir güç olmadıkları anlatılmıştır (Makarenko, 1993,s.103).

İlerleyen süreçlerde bu içe doğru öncülük anlayışı kurulan müfrezeler, yani “eğitbilim alayı” halini almıştır. Kullanılan kavramlar; müfreze, komutanlık gibi, ya da eğitbilim alayının örgütlenme biçimi askeri bir disiplin sürecine benzetilerek yoğun eleştiriler almıştır. Yinede müfreze örgütlenmeleri sayesinde çocukların karar mekanizmalarına katılımlarının daha da kuvvetlendirildiğini ve komutanlık sisteminin çocuklarda sorumluluk alma bilincini yarattığını vurgulamakta yarar var diye düşünüyorum.

1923 kışında yeni bir örgütsel düzenleme anlayışı olarak geliştirilen müfreze sistemine göre yapılacak işler için, örneğin tarla işleri ya da bir tiyatro eserini sahnelemek gibi, bu işlerin planlanması ve gerçekleştirilmesinden sorumlu küçük gruplar oluşturulmaktaydı ve her müfrezenin bir komutanı olmaktaydı. Bu noktadaki değişmez kural; komutanlara hiçbir zaman özel ayrıcalıkların tanınmaması, onlara fazladan bir şeylerin verilmemesi, komutanın da diğer çalışanlarla aynı işi yapmasının gerektiği, bu işin üstüne müfrezeyi yönlendirmek, önderlik etmek gibi ek bir sorumluluğunun olmasıydı (Makarenko,1993,s.273).

Müfrezelerin yaptığı işlerle bir yandan çiftçilik alanına yönelerek topluluğun gereksinimleri karşılanmaktaydı, diğer yandan da çeşitli işlikler kurularak çocuklara bir sanat, bir meslek öğrenme fırsatı yaratılmaktaydı. Müfrezeler topluluk üyelerinin içinde yer aldıkları temel birimlerdi ve başları Komutanla Kurulunun üyesi olmak zorundaydı. Komutanlar Kurulu müfrezelerin başında yer alan çocuklardan oluşmaktaydı. Artan sayıdaki çocukların toplumsallaşması, çeşitli beceriler kazanılması, yaşamsal idarenin ve toplulukta alınan kararların herkesin katılımıyla gerçekleştirilmesi gibi olumlu etkileri olan müfrezeler, topluluğun ileriki süreçlerinde “özel müfrezelerin” oluşturulmasıyla birlikte denetlenen- denetleyen ilişkisinin de somut yaşantıyla kavrandığı daha farklı bir içerik kazanmıştır.

Özel müfrezeler (çeşitli işler için, örneğin tarla işleri, geçici süreli olarak kurulurlar) bir haftalık süre için oluşturuluyorlardı. Bunun sonucu olarak topluluğun her üyesi bir sonraki hafta yeni bir komutanın denetiminde yeni bir göreve atanıyordu. Özel müfrezenin komutanı da aynı işleme tabi tutularak, yeni bir müfrezede yer alıyor, ama bu sefer kural olarak komutanlığından sonraki hafta komutan olarak görev alamıyordu. Bu sefer yeni bir komutanın denetiminde çalışan birisi olmaktaydı. Müfrezelerin yeni komutanları da Komutanlar Kurulu tarafından, deneyimliler arasından yani gelenlere önderlik edebilecekler arasından seçilmekteydi. Bu sayede toplulukta bulunan her çocuk sorumluluk alma imkanıyla karşılaşmaktaydı. Deneyim arttıkça artan sorumluluk örgütlenmesi ve komutanlık anlayışı ile daha planlı bir yapılanma anlayışı, topluluğun hızla büyüdüğü,çok sayıda çocuğun topluluğa katıldığı karşılaşılabilecek sorunların üstesinden gelinmesini sağlıyordu. Makarenko müfreze anlayışına dair düşüncelerini şu şekilde belirtmektedir (Makarenko, 1993,s.277):

“…Yapılan işin ve örgütsel işlevlerin sürekli olarak değişmesini, herkesin hem denetleyen hem denetlenen olmasını sağlayan, gerek toplu, gerek bireysel etkinliklerde herkese yönetme olanağı tanıyan bu özel müfrezeler dizgesi Topluluğa hayat verdi, çocukların hepsi, herkes birden canlandı, ilgiler birden dirildi.”

Sonuç olarak bu noktaya kadar incelemeye çalıştığımız Gorki Topluluğu deneyimi, toplumsal gerçeklik içerisinde var olan çocukların, toplumsal gerçekliklerle beslenen, onların yaşamlarından yola çıkan ve aynı zamanda gerçekleştirdikleri üretim etkinliğinde olduğu gibi yaşamlarını dönüştüren bir eğitim anlayışı içerisindeki bilinçlenme ve yeniden yaratılma sürecini ifade etmektedir. Gorki Topluluğuna göre nitelikli eğitim bu koşullarda gerçekleştirilmelidir.

Kaynak:
Ebru Aylar

Yrd. Doç. Dr. Hasan Hüseyin Aksoy
Ankara
2006

KAYNAKÇA

Makarenko , A. S. (1993); Yaşam Yolu (1. Cilt) , İstanbul: Payel Yayınevi
Makarenko , A. S. (2004); Yaşam Yolu (2. Cilt), İstanbul: Payel Yayınevi
Aydın , İnayet Gazetesi

20 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/anton-makarenko.jpg 320 620 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-20 14:39:492015-02-20 14:39:49Anton S. Makarenko’nun eğitim düşünceleri üzerine
Page 7 of 12«‹56789›»

Archive

  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Şubat 2025
  • Eylül 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Haziran 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Ağustos 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019
  • Eylül 2019
  • Ağustos 2019
  • Temmuz 2019
  • Haziran 2019
  • Mayıs 2019
  • Nisan 2019
  • Mart 2019
  • Şubat 2019
  • Ocak 2019
  • Aralık 2018
  • Kasım 2018
  • Ekim 2018
  • Eylül 2018
  • Ağustos 2018
  • Temmuz 2018
  • Haziran 2018
  • Mayıs 2018
  • Nisan 2018
  • Mart 2018
  • Şubat 2018
  • Ocak 2018
  • Aralık 2017
  • Kasım 2017
  • Ekim 2017
  • Eylül 2017
  • Ağustos 2017
  • Temmuz 2017
  • Haziran 2017
  • Mayıs 2017
  • Nisan 2017
  • Mart 2017
  • Şubat 2017
  • Ocak 2017
  • Aralık 2016
  • Kasım 2016
  • Ekim 2016
  • Eylül 2016
  • Ağustos 2016
  • Temmuz 2016
  • Haziran 2016
  • Mayıs 2016
  • Nisan 2016
  • Mart 2016
  • Şubat 2016
  • Ocak 2016
  • Aralık 2015
  • Kasım 2015
  • Ekim 2015
  • Eylül 2015
  • Ağustos 2015
  • Temmuz 2015
  • Haziran 2015
  • Mayıs 2015
  • Nisan 2015
  • Mart 2015
  • Şubat 2015
  • Ocak 2015
  • Aralık 2014
  • Kasım 2014
  • Ekim 2014
  • Eylül 2014
  • Ağustos 2014
  • Temmuz 2014
  • Haziran 2014
  • Mayıs 2014
  • Nisan 2014
  • Mart 2014
  • Şubat 2014
  • Ocak 2014
  • Aralık 2013
  • Kasım 2013
  • Ekim 2013
  • Eylül 2013
  • Ağustos 2013
  • Temmuz 2013
  • Haziran 2013
  • Mayıs 2013
  • Nisan 2013
  • Mart 2013
  • Şubat 2013
  • Ocak 2013
  • Aralık 2012
  • Kasım 2012
  • Ekim 2012
  • Eylül 2012
  • Ağustos 2012
  • Temmuz 2012
  • Haziran 2012
  • Mayıs 2012
  • Nisan 2012
  • Mart 2012
  • Şubat 2012
  • Ocak 2012
  • Aralık 2011
  • Kasım 2011
  • Ekim 2011
  • Eylül 2011
  • Haziran 2011
  • Mayıs 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Şubat 2011
  • Ocak 2011
  • Haziran 2010
  • Nisan 2010
  • Ekim 1999
  • Eylül 1999

Categories

  • Bizden Haberler
  • Güncel Haberler
  • News
  • Personal
  • Sanat Haberleri

Facebook

Instagram

No images available at the moment

Follow Me!

Bize Ulaşın

T.C. M.E.B.
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu

Adres : İncirli cad. Kartaltepe mah. Kıbrıs Sok. Okan apt. No:6/1 34145 Bakırköy, İstanbul  Türkiye

( Eski Town Center’in -Şuan Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin karşısı-, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Çalışma saatlerimiz haftanın 7 günü  09:00 – 21:00 saatleri arasındadır.

+90 212 570 80 68

+90 530 880 71 80

[email protected]

Bağlantılar

  • Sanat Haberleri
  • Nar Sanat İstanbul Eğitim Ve Kültür Sanat Derneği
  • M.E.B. Sertifika Vermeye Yetkili Kurumlar
  • Site Haritası
  • Güncel Haberler

Konum

© Telif Hakkı - Nar Sanat - Enfold WordPress Theme by Kriesi
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
  • Kurumsal
  • İletişim
Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön