yeşiköy

yeşiköy konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. yeşiköy konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. yeşiköy konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri yeşiköy konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Pera Müzesi, dünyaca ünlü usta Goya’nın 230 eserinden oluşan “Goya Zamanın Tanığı” sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi 29 Temmuz’a kadar ziyaret edilebilir.

Francisco de Goya (1746-1828)

Pera Müzesi, bu kez de büyük usta Goya’nın eserlerini Türkiye’ye getirdi. Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın kurduğu Pera Müzesi’ndeki Goya Zamanın Tanığı sergisi 29 Temmuz’a kadar ziyarete açık.

Çağdaş sanatın en büyük ismi olarak anılan Goya’nın eserleri ilk defa Türkiye’ye geldi. Sergi, Prado Müzesi dahil, İspanya’nın çeşitli müzeleri ile İtalya’dan gelen kraliyet portreleri, gravür ve yağlıboyalardan oluşan 218’i gravür 230 parçadan oluşuyor.

Serginin 19 Nisan’daki açılışında konuşan küratör Maria Oropesa, İspanyol ressam Francisco Goya için, “zamanının en kilit ismi” nitelemesinde bulunurken, “Goya anlatılması gereken birisi. Herkesi şaşırtan biri ve bunun yanında iyi bir psikolog. İnsan ruhunu onun kadar anlayan çok az isim var” dedi.

Oropesa, Goya Zamanın Tanığı sergisini de şöyle anlattı: “Bu sergide Goya nasıl oluyor, nasıl doğuyor Victor Hugo’yu dahi kendine nasıl hayran bırakıyor bunlara tanık olacaksınız.”

Serginin küratörlüğünü Marisa Oropesa ve Maria Toral yapıyor. Sergideki eserlerin değeri 8 milyon Euro’dan fazla.

Francisco de Goya y Lucientes, 1746-1828 arasında yaşadı. Zaragozalı bir yaldız ustasının oğlu olan Goya, zamanının en büyük İspanyol ressamlarından biri oldu. Henüz ilk işleriyle bile çok yetenekli bir portre ressamı olduğunu gösterdi. Çizimleri, seçtiği renkler ve çizgileriyle kısa sürede kraliyet mensuplarını ve sanat camiasının önde gelenleri arasında tanındı. Birçok dük, kont ve Kral Carlos IV onunla çalıştı.

Francisco de Goya (1746-1828)

Goya, 1792’de tamamen sağır oldu. Bu onun ruh sağlığını çok olumsuz etkiledi, içine kapandı ve kendini tümüyle resimlerine verdi. Bu tarihten sonraki eserlerinin daha sert ve saldırgan bir niteliktedir. 1808’de başlayan İspanyol İç Savaşı Goya’yı çok etkiledi; Goya bu dönemde diğer ressamlardan sıyrılarak savaşın karanlık ve korkunç yüzünü çizdi; savaşı gurur duyulacak bir durummuş gibi göstermedi. Bu farklılık sanata yeni bir soluk getirdi.

1819’da ruh sağlığı iyice kötüledi ve Goya bu tarihten sonra evinin duvarlarını çok karanlık ve korkutucu resimler ve figürlerle donattı.

Seksen iki yaşında, hasta ve yarı kör bir durumda son tablosu olan Sütçü Kadın’ı çizdi. Bu tablo sanat camiasında önemli bir yere sahiptir.

Goya’nın gravürlerinin yanı sıra sipariş üzerine yaptığı saray resimleri de olduğu düşünüldüğünde Goya’nın eserlerinin yaşadığı döneme ait bilgi verdiği ve belge niteliği taşıdığuı söylenebilir.

Goya, kendisinden sonra gelen Manet, Picasso ve Francis Bacon gibi önemli isimleri etkiledi. Ressamın eserlerinin büyük bir bölümü Madrid’de Museo del Prado’da sergileniyor. (IC)

 

Kaynak: [-]

Zeki Demirkubuz, Dostoyevski’nin ‘Yeraltından Notları’ndan serbest uyarladığı filmini anlattı.

Zeki Demirkubuz

Demirkubuz’un İstanbul Film Festivali’nden 5 ödülle dönen filmi şimdi sinemalarda. Demirkubuz, “Benim filmimde kötü, iyi, doğru, yanlış yok” diyor. “Gerçek dururken karşıtlardan beslenen bir dil bana çok aşağılık geliyor.”

Lermontov’un “Çağımızın Kahramanı” kitabını anlatırken söylediği sözleri hatırlatıyor Zeki Demirkubuz: “Tatlı yediğiniz yeter. Mideniz bozuldu. Biraz da acı yiyin.” Başrollerinde Engin Günaydın’ın yer aldığı ve İstanbul Film Festivali’nden beş ödülle dönen yeni filmi “Yeraltı”nda yönetmen, yine hiçbirimizin inkâr edemediği karanlık noktalarımıza iniyor.

Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar” kitabından esinlenen Demirkubuz filmin baş karakteri Muharrem’le benzeştiğini söylüyor. Film, insanın kötüden de pekâlâ beslendiğini, dibe vurmanın dayanılmaz bir zevke dönüştüğüne odaklanıyor: “İnsan zararına olan bir şeyi yapmaz diyorsak, onu mahveden bir şeyden de aldığı zevk ya da çıkar olabileceğini neden düşünmüyoruz?”

– Murathan Mungan’ın en iyi filmi size vermek için çok çabaladığı konuşuldu. Bu jüriden ödül bekliyor muydunuz?

Yıllar yılı sinemacılardan sıtkı sıyrılmış biri olarak İstanbul Film Festivali’ne, jüride Murathan Mungan’ı görünce katıldım. Özel bir ahbaplığımız yok. Tek kriterim bana garezi olmayan birilerinin olması jüride. İnsanlarda filmlerimden çok kişiliğimle bir etki uyandırıyorum. Özellikle sinema çevresinde (gülüyor). Türk toplumunda adalet duygusu yaratılmış değil. Türk insanı ihtirastan, gizlenmiş “ben” duygusundan hareketle kendini var ediyor. Bunun da en somut karşılığı biraz sanatçılarda, biraz da ‘Yeraltı’ndaki gibi mürekkep yalamışlarda.

– Filmde geçen “Mürekkep yalamışların arasındaki husumet kan davasından daha beterdir” sözü filmin ana cümlelerinden biri mi sizin için de?

Bütün Cumhuriyet tarihi aydınlarının özetidir o cümle. Bir cümle daha var, bulduğumda ve yazdığımda yağlarımı eriten: “Aklın i..leştirdiği insan tipi.” Cinsiyetçilik olarak algılanmasın bu tabii. Bu bir dil. Ahlaktan, gururdan, şereften yoksun bir akıl insanı i..leştirir. Adam çok zekidir. Atom bombasını yapar, gider insanların kafasına atar.

– Muharrem için ne kötü, ne iyi diyebiliyoruz. Herkes gibi karmaşık, biraz da acılarından da beslenen bir tip.

Benim hiçbir filmimde kötü, iyi, doğru, yanlış yok. Gerçek dururken karşıtlardan beslenen bir dil bana çok aşağılık geliyor. Bu ülkedeki dünyayı anlama çabasının, muhakeme etme

Yeraltı - Zeki Demirkubuz Film Afişi

gücünün, aydın duygusunun en aşağılık yanı bu. Her şeyi karşıtlarla anlatmak. Yoksa Muharrem’e biri sapık der, biri kıskanç der. Zaten sistem bizim böyle düşünmemizi istiyor.

– Filmi izlerken ne zaman Muharrem gibi olacağım acaba diye düşünenler çok oldu. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bir mesaj aldım geçen gün. “Senin Allah’ın yok mu? Ben bundan sonra nasıl yaşayacağım. Kendimi kandırıyordum, hayat ne güzel gidiyordu” demiş (gülüyor).

– Diğer filmlerdeki karakterlerinizle çok karşılaştırılıyor Muharrem. Bu sizi rahatsız etmiyor mu?

Aksine çok hoşuma gidiyor. 18 senedir aynı şeyi sayıklayıp duran bir adamım. İnsanın muğlaklığı ve belirsizliği. İnsan akılcı bir varlıktır, yararına olmayan bir şeyi yapmaz diyorsak zararına gibi gözüken, onu mahveden bir şeyden de aldığı zevk ya da çıkar olabileceğini neden düşünmüyoruz? Dostoyevski’nin “Ye-raltından Notlar”ı yazmasına neden olan şey de bu. Ben insanları kendileriyle barıştırıyorum. Yoksa ben de insanların gözlerini doldurarak hikâye anlatmasını bilirim. Sen de sıkılmadın mı bu kadar mıymıntılıktan?

Yeraltı’nın Muharrem’i Engin Günaydın, İstanbul FilmFestivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülüne değer görüldü.

Kaynak: Cumhuriyet – AYŞEGÜL ÖZBEK

Küçük parmakların büyük yeteneği

“Küçük Yetenekler” konseri Ensemble Feverish Music Uluslararası Kültür Ajansı’nın katkılarıyla Zafer Yümlü önderliğinde gerçekleştirildi.

Ege Üniversitesi 50.Yıl Köşkü Sanat Galerisi’nde gerçekleşen “Küçük Yetenekler” konseri Ensemble Feverish Music Uluslararası Kültür Ajansı’nın katkılarıyla Zafer Yümlü önderliğinde gerçekleştirildi.

Alanlarında profesyonel sanatçılardan oluşan Ensemble Feverish Vienna Mozart Orchestra, Basel Festival Orchestra ve Sao Paulo Philarmony Orchestra gibi pek çok orkestra, topluluk ve solist sanatçıyı bünyesinde bulunduruyor.
modege
Ege Üniversitesi 50. Yıl Köşkü Zeynep Önder, Raci Demir ve Mustafa Ocak adlı üç yeteneği konuk etti. Konserde hünerlerini sergileyen minik parmaklar Bach, Mozart, Beethoven gibi ünlü sanatçılar ve bunların yanında yerli ezgiler de kullanıldı.

İzmirli besteci Adnan Saygun’dan eserler çalındı. 200 yıllık olan 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi’ndeki konser, dinleyicileri 500 yıl geriye

"Küçük Yetenekler" konseri Ensemble Feverish Music Uluslararası Kültür Ajansı

1600 1700’lü yıllarda büyük konser alanlarının olmadığı küçük oda şeklindeki alanların olduğu, daha sıcak bir ortamın var olduğu, zil çalınca herkesin sustuğu ve konserin başladığı zamanlara götürdü ve zil çalınarak konser başlatıldı.modege

Konser küçük sanatçılara teşekkür belgelerinin verilmesiyle son buldu ve dinleyiciler konserden çok memnun ayrıldı.

Kaynak : [-]

 

 

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği 3. Antalya Televizyon Ödülleri sahiplerine verildi.

3. Antalya Televizyon Ödülleri

Antalya Kundu Turizm Bölgesi’ndeki Mardan Palace Otel’de düzenlenen ödül törenine sanatçılar kırmızı halıdan geçerek geldi. Şıklıklarıyla dikkati çeken sanatçılar, basın mensuplarına poz verdi.
Melike Öcalan ve Caner Cindoruk’un sunduğu gecede bir süre önce yaşamını yitiren Meral Okay için hazırlanan film gösterildi. Filmin gösterimi sırasında bazı sanatçıların gözyaşlarını tutamadıkları görüldü.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, yaptığı konuşmada, bir süre önce yaşamını yitiren Meral Okay, Ayten Alpman, Ekrem Bora ve Ümit Usta’yı andı. Televizyon sektörünün sadece Türkiye’de değil, artık uluslararası alanda da adını dünyaya duyurduğuna dikkati çeken Akaydın, ”Onlarla gurur duyuyoruz. Bu yarışmanın sonuçları ne olursa olsun, bütün sanatçıları ve arkasındaki teknik elemanları alkışlıyoruz. Onlar bizim kalbimizde taht kurmuş olarak Antalya’dan ayrılacaklardır” dedi.

Radyo Onur Ödülü Boran’a, Onur Ödülü Bugay’a

3. Antalya Televizyon-Ödülü töreni

Gecede bu yıl ”Radyo Onur Ödülü”ne layık görülen, ancak rahatsızlığı nedeniyle törene katılamayan Orhan Boran ile telefon bağlantısı kuruldu. 60 yıllık çalışma hayatında çeşitli vesilelerle ödüllerle onurlandırıldığını anlatan Boran, ”Fakat bu gece lütfedilen ödülün bambaşka bir değeri var. Beni davet etme lütfunda bulunarak, 10 küsür senedir gözlerden ırak ama gönüllerden uzak olmadığımı gösterdi, bu beni çok mutlu etti. İkincisi zor bir sağlık savaşından geçiyorum. Bu ödülün bana verilmesi de moralimi son derece yükseltti. Bu ödül için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum” dedi.

Orhan Boran’ın ödülünü teslim alan Beyazıt Öztürk de, ”Şu an buraya çıkınca anladım, ödül almaktan çok bir ustaya ödül götürmek acayip bir duyguymuş” diye konuştu.

”Onur Ödülü” ise Türk televizyonlarının beğenilen dizisi ”Bizimkiler”in yapımcısı Umur Bugay’a verildi. Bugay ödülünü, ”Bizimkiler” dizisinde ”Ali” karakterini canlandıran Atılay Uluışık’tan aldı. Umur Bugay, kendileri gibi yıllarını sanata ve yazıya adamış kişilerin anılmasının ve ödüllendirilmesinin çok hoş bir duygu olduğunu dile getirdi. Bugay, televizyon yapımlarında çalışanların çok güç koşullarda görev yaptıklarına dikkati çekerek, ”Sanatımızın onuru adına insanlık dışı maddi manevi sömürüye son vermek için yapacağınız her türlü mücadelede yanınızda olacağımı bilmenizi isterim” dedi.

”Jüri Özel Ödülleri” ise oyuncu Tarık Ünlüoğlu ile spor programı dalında yarışan ”Bay Tahmin” programına verildi. Jüri Başkanı Faruk Bayhan da Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’dan ”Onur Ödülü” aldı. ”Toplumsal sorumluluk ödülü” ise Mahsun Kırmızıgül’ün oldu. Kırmızıgül’ün ödülünü Onur Tuna aldı.

Dizilere ödül yağdı!

Gecede ”En iyi dram kadın oyuncu” ödülü, ”Öyle Bir Geçer Zaman ki” dizisindeki performansıyla Ayça Bingöl’ün oldu. ”En iyi dram erkek oyuncu” ödülünü ”Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi”ndeki rolüyle Erdal Beşikçioğlu aldı.

Yalan Dünya dizisi, komedi dalında verilen ödüllerin 5’ini alarak, en çok ödül alan dizi oldu. ”En iyi komedi dizisi”, ”En iyi komedi erkek oyuncu”, ”En iyi komedi yardımcı kadın oyuncu”, ”En iyi komedi yardımcı erkek oyuncu”, ”En iyi komedi yönetmeni” dalında ödüle layık görülen Yalan Dünya’nın Senaristi Gülse Birsel, ”Bir gün 45 dakikalık bir komedi dizisi yapmak istiyorum. Tek hayalim bu” dedi.

Öyle Bir Geçer Zaman ki, ”En iyi drama kadın oyuncu”, ”En iyi drama dizisi yardımcı erkek oyuncu”, ”En iyi drama dizisi yardımcı kadın oyuncu”, ”En iyi dizi film müziği”, Muhteşem Yüzyıl ise ”En iyi dizi film görüntü yönetmeni”, ”En iyi dizi film sanat yönetmeni”, ”En iyi drama dizisi senaryo”, ”En iyi dönem dizisi” olmak üzere 4’er dalda ödüle layık görüldü.

Bir süre önce yaşamını yitiren Meral Okay’ın senaryo dalıda ödül alması, salonda duygusal anlar yaşanmasına neden oldu. Salonda bulunanlar gözyaşlarına hakim olamazken, Okay, uzun süre ayakta alkışlandı.

Gecede Fırat Tanış da söylediği parçalarla izleyicilere keyifli dakikalar yaşattı.

3. Antalya Televizyon Ödülleri

Ödüller

Jüri başkanlığını Faruk Bayhan’ın yaptığı 3. Antalya Televizyon Ödülleri’nde ödül alan isimler şöyle oldu:

En iyi Dram Dizisi: Hayat Devam Ediyor

En İyi Komedi Dizisi: Yalan Dünya

En İyi Gençlik Dizisi: Elde Var Hayat Sınav

En İyi Dönem Dizisi: Muhteşem Yüzyıl

En İyi Dram Dizisi Kadın Oyuncu: Ayça Bingöl (Öyle Bir Geçer Zaman Ki)

En İyi Dram Dizisi Yardımcı Kadın Oyuncu: Meral Çetinkaya (Öyle Bir Geçer Zaman Ki)

En İyi Dram Dizisi Erkek Oyuncu: Erdal Beşikçioğlu (Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi)

En İyi Dram Dizisi Yardımcı Erkek Oyuncu: Hüseyin Avni Danyal (Öyle Bir Geçer Zaman Ki)

En İyi Dram Dizisi Yönetmen: Yıldız Hülya Bilban (Hayat Devam Ediyor)

En İyi Dram Dizisi Senaryo: Meral Okay (Muhteşem Yüzyıl)

En İyi Komedi Dizisi Kadın Oyuncu: Demet Evgar (1 Kadın 1 Erkek)

En İyi Komedi Dizisi Erkek Oyuncu: Olgun Şimşek (Yalan Dünya)

En İyi Komedi Dizisi Yardımcı Kadın Oyuncu: Gupse Özay (Yalan Dünya)

En İyi Komedi Dizisi Yardımcı Erkek Oyuncu: Bartu Küçükçağlayan (Yalan Dünya)

En İyi Komedi Dizisi Yönetmen: Jale Atabey Özberk (Yalan Dünya)

En İyi Komedi Dizisi Senaryo: Burak Aksak (Leyla ile Mecnun)

En İyi Dizi Film Görüntü Yönetmeni: Ercan Özkan (Muhteşem Yüzyıl)

En İyi Dizi Film Sanat Yönetmeni: Nilüfer Giritlioğlu (Muhteşem Yüzyıl)

En İyi Dizi Film Müzik: Nail Yurtsever, Cem Tuncer (Öyle Bir Geçer Zaman Ki)

En İyi Ana Haber Bülteni Sunucusu: Cem Öğretir (ATV)

En İyi Çocuk Programı: Pepee (TRT Çocuk)

En İyi Ekonomi ve Sektör Programı: Finans Cafe (CNBC-E)

En İyi Güncel Sanat Programı: Gece Gündüz (NTV)

En İyi Haber/Tartışma Programı: Haberaktif (TV 8)

En İyi Kadın Programı: Derya’nın Dünyası (Kanaltürk TV)

En İyi Komedi Programı: Koca Kafalar İle Baba Haber Bülteni (Kanal D)

En İyi Kültür İçerikli Program: Üstün Dökmen’le Küçük Şeyler (Star TV)

En İyi Magazin Programı: Show Kulüp (Show TV)

En İyi Sağlık Programı: Doktorum (Kanal D)

En İyi Sohbet Programı: Muhabbet Kralı (TV 8)

En İyi Spor Programı: Bizim Stadyum (TV 8)

En İyi Talk Show/Müzik-Eğlence Programı: Disko Kralı (TV 8)

En İyi Bilgi/Kültür İçerikli Yarışma Programı: Kim Milyoner Olmak İster (ATV)

En İyi Şov İçerikli Yarışma Programı: Survivor Ünlüler-Gönüllüler (Show TV)

En İyi Belgesel Yapım: Yüz Karası Değil, Ekmek Parası (İz TV)

Kaynak : [-]

İKSV’nin 2012 sürprizleri devam ediyor: Indie-folk müziğin dünyada en sevilen isimlerinden, Kanadalı şarkıcı, besteci ve gitarist Feist, Türkiye’deki ilk konserini vermek üzere 25 Ağustos’tasantralistanbul Kıyı Amfi’de olacak.

feist

İpeksi sesi, güçlü gitarı ve şarkı yazarlığı ile dinleyenleri ve müzik piyasasını kendine hayran bırakan Feist, İKSV’nin konuğu olarak 25 Ağustos Cumartesi akşamı santralistanbul Kıyı Amfi’deki konseriyle hayranlarının uzun süren bekleyişine son verecek.

Indie folk müziğin dünyada en sevilen solistlerinden biri olan Leslie Feist, şimdiye kadar 4 defa Grammy Ödülleri’ne aday gösterildi. Feist, 2012 yılında Juno Ödülleri’nde Yılın Sanatçısı Ödülü de dâhil olmak üzere 3 Juno alarak, bu ödüllerinin sayısını toplam 11’e çıkardı. Başarılı solo kariyerinin yanı sıra halen bir üyesi olduğu indie müzik grubu Broken Social Scene ve Norveçli ikili Kings of Convenience ile yaptığı çalışmalarla kendine büyük bir hayran kitlesi edinen Feist uzun zamandır beklenen isimlerden biri.

Konser Biletleri
Feist konserinin biletleri 20 Nisan Cuma gününden itibaren Biletix satış kanalları (BİLETİX satış noktaları, BİLETİX çağrı merkezi (0216 556 98 00), biletix.com) ve İKSV merkezinden satışa çıkacak. Lale Kart sahipleri için indirimli ön satış dönemi Siyah ve Beyaz Lale Üyeleri için 18 Nisan, Kırmızı ve Sarı Lale Üyeleri için 19 Nisan.

Feist konserinin bilet fiyatları ise 90 TL, 70 TL, 60 TL ve 50 TL olacak.

Kings of Convenience’tan Beck’e Herkes Feist’a Hayran
Jane Birkin, Republic of Two, Beck ve Wilco gibi önemli sanatçıların albümlerine konuk olan Feist’in özellikle Kings of Convenience ile yaptığı çalışmalarla da kendine büyük bir hayran kitlesi edindi. Feist, Kings of Convenience’ın 2004 yılında yayınladığı ikinci albümü Riot on an Empty Street de yer alan “Know-How” ve “The Build-Up” parçalarına yaptığı vokallerle büyük beğeni topladı.

Peaches’dan Broken Social Scene’e

feist

Şarkıcı, besteci ve gitarist Feist, ressam bir baba ve seramik sanatçısı bir annenin çocuğu olarak 1976 yılında Kanada’da dünyaya geldi. Müzik hayatına 15 yaşındayken kurduğu Placebo adındaki punk grubuyla başlayan Feist grubuyla Battle of the Bands yarışmasına katıldı ve Ramones’un ön grubu olarak konser verdi. Bir süre Noah Mintz’in solo projesine basgitar ile eşlik eden Feist ardından dünyaca ünlü Kanadalı indie grubu The Divine Right’a katılarak üç yıl boyunca dünya turnelerine katıldı. Feist, bir sonraki yıl ise aynı zamanda ev arkadaşı olan elektro punk sanatçısı Peaches adıyla tanınan Merrill Nisker’le ile turne gerçekleştirdi. Peaches konserlerinde sahne arkasında çalışan Feist, The Teaches of Peaches albümünde de yardımcı vokal olarak yer aldı.

Feist, 1999 yılında Toronto’da kurulan, Kanadalı sevilen indie rock grubunun da bir üyesi. 2001 yılından beri Broken Social Scene’in konserlerinin yanı sıra albümlerinde de vokal olarak yer alan Feist, 2009 Haziran ayında, Broken Social Scene’in biyografisi This Book Is Broken’ın piyasaya çıkması şerefine eski ekip arkadaşlarıyla bir konser verdi.

Solo Kariyeri
Feist, ilk solo albümü Monarch (Lay Your Jewelled Head Down)’ı 1999 yılında yayımladı. 2004 yılında ise dünya çapında 500 bin satış rakamına ulaşan ikinci solo albümü Let it Die’ı yayımladı. Bu albümü ile pek çok ödül alan Feist, dünya çapında tanınan bir isim oldu. Let It Die’daki şarkıların remixlerinin bulunduğu albüm; Gonzales, Jamie Lidell, The Postal Servis ve King of Convenience’ın katkılarıyla Open Season adıyla 2006 yılında yayınlandı.

Feist, The Reminder adlı üçüncü albümünü 2007 yılında piyasaya çıkardı. Bu albümde yer alan “1234” isimli şarkısı bir reklam filminde kullanıldı ve internetten en çok indirilenler listesinde ilk 10’a yerleşti; Amerika müzik listelerine ise 8 numaradan giriş yaptı. Şarkı aynı zamanda The Times tarafında yılın en iyi ikinci şarkısı seçildi. The Reminder albümü dünyada bir milyon kopya sattı ve Amerika’da altın plak, Kanada’daki Juno ödüllerinde ise Yılın En İyi Albümü ödülünü aldı.

Feist’in geçtiğimiz yıl yayınlanan dördüncü stüdyo albümü Metals US Billboard listelerine 7 numaradan giriş yaptı. İlk haftasında 38 bin kopya satan albüm müzik eleştirmenlerinden de tam not aldı.

 

21-28 Nisan tarihleri arasında yapılacak Uluslararası İzmir Film Festivali kapsamında bütün gösterimler ve etkinlikler ücretsiz  gerçekleşecek. Film gösterimleri için dağıtılacak yer kuponlarınızı sinema fuayelerinde açılacak festival gişelerinden alabilirsiniz. Yer kuponları günlük dağıtılacaktır. Seyirciler her seans için en fazla iki yer kuponu alabilecektir.

izmir film festivali

FESTİVAL’DE BUGÜN (21 NİSAN CUMARTESİ)

Havai Fişek Gösterisi

21:00-22:00

GÜZELYALI, KONAK İSKELE YANI, GÜNDOĞDU, KADİFE KALE, BAYRAKLI REKREASYON ALANI, ARENA İZMİR, KARŞIYAKA ÖZGÜRLÜK MEYDANI

Karaca Sineması Salon 1

12:00 Theo’nun Bakışı / Theo’s Gaze 59′

14:00 İşte Böyle / Damn The Dams (Yönetmen Osman Şişman ve Özlem Sarıyıldız’ın katılımıyla / with the attendance of the directors Osman Şişman and Özlem Sarıyıldız)

14: 00 Türkçe Pekiyi / Turkish: A (Yönetmen Murat Bayramoğlu’nun katılımıyla / with the attendance of the director Murat Bayramoğlu)

17:30 KURMACA KISA FiLMLER GÖSTERİMİ ve EKİP ÖDÜLLLERİ TÖRENİ / FICTION SHORT FILMS SCREENING AND TEAM AWARDS

12. İzmir Uluslar arası film Festivali Gösterim Programı

21:00 Yalnızlar Rıhtımı / The Lonely Ones Quay  113′

İzmir Sineması Salon 4

12:15 Mutlu Et Yoktur / LoveMEATender 63′

14:15 Charlotte Rampling: Cazibe / Charlotte Rampling: The Look 90′

16:45 Punk Usulü Baba / The Other F Word 99′

18:45 Agarta’nın Çağrısını Duyan Çocuklar / The Children Who Chase Lost Voices from Deep Below 116′

21:15 George Harrison: Fani Dünyaya Karşı / George Harrison: Living in the Material World 208′

İzmir Sineması Salon 3

13:00 Kibarlık Zor Zanaat / It is Hard to Be Nice 102′

15:30 Başım Belada / First On The List 85′ (Yönetmen Roan Johnson’ın katılımıyla / with the attendance of the director Roan Johnson)

18:00 Eva / Eva 94′

20:30 Benim Adım Li / Shun Li and the Poet 100′

Bornova Batı Sineması

13:00 Düzelti / Erratum 95′

15:30 Gönül Laf Dinlemez / Reasons of the Heart 119′

18:00 Hayatta En Önemlisi Ölü Olmamak / The Most Important Thing in Life Is Not To Die 80′ (Yönetmen Pablo Martin Torrado’nun katılımıyla / with the attendance of the director Pablo Martin Torrado)

20:30 Kumpanya / The Travelling Players 230′

Festival Katalogu :  http://www.izmirfilmfest.com/pageFlip2/index.html

Film festivali Duyuruları için :  http://www.izmirfilmfest.com/duyuru.php

 Festivalin Tarihçesi : 

İzmir’de Film Festivali Yolculuğu…

Oğuz Makal*

Sanıldığının aksine, bugün Antalya’da ünlenen Sanat ve Kültür Festivali (Altın Portakal) ve yine bu kapsamda düzenlenen film yarışmasının öncü kenti İzmir’dir.

1961 yılında İzmir, öncekilerin tümü tartışmalı geçen sinema festivali ya da yarışmalara bir katkıda bulunmak istedi. Fuar sırasında düzenlenen “Birinci Sanat Festivali”nde içlerinde rahmetli gazeteci-yazar Özdemir Hazar’ın da olduğu girişimciler, “Fuar Filmleri Yarışması”nın yapılmasına karar verdiler. İstanbul’daki film şirketlerine, sinemayla ilgili kuruluşlara çağrılar yapıldı. Bu olayı aktaran Sn. Erman Şener’e göre, ortada bir sorun vardı, birkaç ay önce İstanbul’da “Türk Filmleri Yarışması” adıyla bir etkinlik düzenlenmişti ve özellikle olumsuz yankıları sürüp gitmekteydi. İzmir ise sinema endüstriden uzak, medya açısından zayıf bir kentti, getireceği mali külfetler nedeniyle de filmcilere çekici gelmemekte. Çok az basılan film kopyasının en azından 4-5 gün gösterimden uzak tutulması onları düşündürtmekteydi. Şener’e (**) göre, “Tabii bunlar birer La Palice gerçeğiydi ve festivali düzenleyenler de bütün bunları mükemmelen biliyorlardı. Bu yüzdendir ki, festivali her türlü koşulun dışında tuttular. Yapılan çağrıda, en küçük bir koşul bile söz konusu değildi. Yani festivali düzenleyenler ne başka bir festivale katılmama şartını ileri sürüyorlardı, ne de katılacak filmin o yıl çevrilme şartını. “Peki, İzmir’deki bu festivale hangi filmler katılmıştı? Sekiz film başvurmuştu: İki Damla Gözyaşı (Nejat Saydam-1961), Gecelerin Ötesi (Metin Erksan-1960), Ayşecik ‘Şeytan Çekici’ (Atıf Yılmaz-1960), Dolandırıcılar Şahı (Atıf Yılmaz-1960), Kader Yolcusu (Selahattin Burçkin-1961, Cumbadan Rumbaya (Turgut Demirağ-1960), Denize İnen Sokak (Atilla Tokatlı-1960), Unutamadığım Kadın(Ülkü Erakalın-1961).

Yedi kişilik jüri filmleri izledi. İlk günler her şey düzgün ve sakindi, filmlerin sonuna gelindiğinde ise jüride genel bir hoşnutsuzluk başladı. Bu konuda Erman Şener şöyle yazar: “Jüri -Ne demekse- ‘Seyredilen filmlerin içinde Türk Film ortamını bulan bir film…’ bulamamıştı. Bu yüzden, birincilik ödülünün hiçbir filme verilmeyeceği sanılıyordu. Oysa sonuçlar açıklandığında hayretle görüldü ki, 8 film içinde Türk Film ortamını bulan bir tek film bile bulamayan jüri 6 oyla (evet, mevcudun bir eksiği ile) ‘Denize İnen Sokak’ adlı filmi birinci seçmişti. Anlaşılan jüri, lahana turşusu yemenin perhizi bozmayacağı kanaatindeydi.”

İstanbul’da yapılan bir önceki yarışma kadar ses getirmeyen yarışma, gelip geçecek ve şu ödüller şöyle sıralanacaktır;
En başarılı film: Denize İnen Sokak
En başarılı rejisör: Yok
En başarılı senarist: Selçuk Bakkalbaşı
En başarılı kameraman: Enver Burçin
En başarılı erkek oyuncu: Ulvi Uraz
En başarılı kadın oyuncu: Nurhan Nur

Bu ilk yarışmanın jürisi gerçekten ilginçtir. Birinci film için oy kullanmayan tek jüri üyesinin kanısı, Şener’in deyimiyle “gerçekten dünya sinema literatürüne girecek değerde birinci”dir ve üstelik bu üye Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan aktör-Yönetmen Ziya Demirel’dir. Ziya Demirel’in Fuar Filmleri yarışmasında ‘Denize İnen Sokak’ adlı filme oy vermemesinin gerekçesi, filmin teatral olmamasıdır. Tiyatrodan daha farklı bir sanat diline sahip olmak için o güne değin elli-altmış yılını vermiş olan sinema sanatından beklentisi teatral olmasıydı. Ona göre, film teatral özellikler taşımadığı için birinci seçilmemeliydi.

Öte yandan, en başarılı filmi seçen jüri, en başarılı yönetmeni bulamamıştı. Belki de nedeni Denize İnen Sokak’ı iyi yöneterek en iyi filmi yapan ancak sinema yönetmeni olmayan Atilla Tokatlı’yı yüceltmemek (!) olabilir…

İzmir, ikinci kez film festivali yarışması için girişimde bulunmayacak, bu sessizlik de Antalya’nın işine yarayacaktır.

İzmir ve Sinema Kulüpleri

İzmir iki kez sinema kulübüyle tanışacaktır. İlki 1960’lı yılların sonunda İstanbul Sinematek derneğinin kurulmasından sonra bir avuç sinema sevdalısının girişimiyle -Esat Balım, Ziya Metin, Necati Doluorman – gerçekleşecek, mekân olarak son yıllara kadar aktif durumda olan Hatay Sineması seçilecektir.

İkincisi İzmir Sinema ve Kültür Derneği (İSKD-1974) girişimidir. 1974’de kurulan bu derneğin başkanı Ali Özgüven, başkan yardımcısı ve sinema etkinlikleri yönetmeni Oğuz Makal’dır. İSKD, ilk film gösterisini Karaca Sineması’nda Bulgar sinemasından “Sevgi” adlı filmle yapar. Açılışı, dönemin Belediye Başkanı Sn. İhsan Alyanak ve o yıllarda doçent olan ve iki yıl sonra İzmir’de bir fakülte içinde ilk Sinema-TV bölümünü kuracak Alim Şerif Onaran birlikte yaparlar. Daha ikinci haftada yaptığı gösterimler derneğin, emniyetin “sıkı gözetim trenine” binmesi için yeterli olacaktır… İSKD’nin “genç” tavrı ve 1960’ların sonlarındaki bağımsız bir sinema hareketi olan “Genç Sinema” hareketi gibi ‘Yeşilçam’ olarak adlandırılan sinemadan uzak kalışı nedeniyle, ilk adı ‘İzmir Bağımsız Film Festivali’ olan etkinliği yaratır. (Türk Sineması’ndan gösterdiği filmler Karanlıkta Uyananlar (Ertem Göreç-1964), Bitmeyen Yol (Duygu Sağıroğlu-1965) gibi toplumsal tanıklık filmleridir).

Fuar alanındaki eski Belediye Meclis salonuna kurulan 35 mm’lik gösterim aracıyla Yılmaz Güney’in “Umut”(1970) ve “Endişe”(1974) filmleri sunulur. İstanbul Sinematek Yönetmeni Onat Kutlar “Politik Sinema” konulu bir konferans verir. Yurt dışında, İsveç’te filmler yapan Muammer Özer’in kısa-belgesel filmleri ilk kez İzmir’de gösterilir. Dernek kurulduğunda tam bir sanat çölü olan İzmir’de bu birkaç günlük olayın beklenen sesi verdiğini söylemek zordur.

Uluslararası İzmir Film Festivali’ne doğru…

Sinemanın kenti İstanbul’dur ve İstanbul bir festivale ancak 1983’te “Uluslararası Sinema Günleri” adıyla kavuşacaktır. 1985’ten başlayarak “sinema ve sanatlar” temasını işleyen yabancı ve yerli filmler yarışması açılacak, ‘Altın Lale’ ödülleri verilecektir. İzmir’de ise 1976 yılından itibaren Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü öğrenci almaya başlar. Kentin değişen kültür yaşamının etkileri ve biraz da İstanbul’a duyulan gıptayla – bu arada Oğuz Adanır ve ben, her yıl festival için İstanbul’a koşuşturmaktaydık-,Ankara’da da bir festivalin başlatılmasının gizli tahrikiyle bir adım atıldı: “Uluslararası İzmir Sinema Günleri”. Bu ilk etkinlik tümüyle gösterime yönelikti, yarışma yapma cesareti yoktu, “Altın Artemis” adıyla bir onur ödülü vermeyi planladık, ve ilk ‘Altın Artemis’i yılların ustası Atıf Yılmaz’a sunduk. Köşk Sineması’nda Atıf yılmaz Filmleri toplu gösterimi yapılırken, TAD (Türk-Amerikan Derneği) , Fransız Kültür Merkezi Salonu ve İzmir Sineması’nda Zoltan Fabri’den Ağıt, Andrey Tarkovski’den Stalker, Ayna, Solaris, Andrey Rublev, François Truffaut’dan Neşeli Pazar, Franco Zeffirelli’den Otello, Oshima’dan Furyo, İngmar Bergman’dan Yüzyüze, Jean Luc Godard’dan Adı Carmen, Percy Adlon’dan Bağdat Cafe gibi filmler gösterildi. Ayrıca Bernardo Bertolucci’ye ayrılmış bir toplu gösteri ve “İzmir’de Sinema Kültürü ve Sorunları” başlıklı bir panel gerçekleşti.

Bu ilk etkinlikte, o güne kadar sinema sanatı adına kayda değer hiç bir filmin izlenemediği İzmir’de bir sinema rüzgârı, zengin örnekleriyle estirilmişti. Bugün geriye dönerek bakarsak, sinema sanatı için önemi kaçınılmaz olan Andrey Tarkovski, Bertolucci ve Godard’ı İzmirliler bu ilk festivalde keşfedecekti. Bir yıl sonra Alain Resnais’den Hiroşima Sevgilim, Gece ve Sis, Godard’dan Erkek-Dişi, Robert Bresson’dan (Çok sonra İstanbul’da gösterildi) Rastgele Balthasar, Costas Ferris’ten Rembetiko, Fernando Solanas’dan Güney (bu politik film Yılmaz Güney’e ithaf edilmiştir), Francesco Rosi’den Kırmızı Pazartesi, Krzysztof Kieslowski’den Öldürme Üzerine Küçük Bir Film ve Aşk Üzerine Küçük Bir Film’in yanısıra Mauro Bolognini’nin üç filmi, Stephen Frears’ın Benim Güzel Çamaşırhanem, Zhang Yimou’dan Kızıl Mısır Tarlaları gösterilecektir. O yıl “Altın Artemis Onur Ödülü “Türkan Şoray ve Halit Refiğ’e verilecek, bu nedenle Refiğ’e ayrılmış bir toplu gösterim yapılacaktır. Bir sergi, 6 söyleşi, üç panel (biri Kültür ve Turizm açısından sinema şenlikleri olan) festivali tamamlayacaktır. Üçüncü yılı da başarılı bir çizgide atlatan “Sinema Günleri”, dördüncü yılında “Uluslararası İzmir Film Festivali” olarak, olumlu yankılar alan şu bölümleri açarak ve davet ettiği konuklarıyla canlı tutarak günümüze ulaşacaktır: Kameranın Ardındaki Kadın, Genç Artemis Yarışması, Ülke Sineması gibi.

Geçen on yıllık süreçte dünya sinemasının en önemli ustaları Akira Kurosawa, Andrzej Wajda, Abbas Kiarostami, Lars Von Trier, Istvan Szabo, Doris Dörrie, Salvoteres, Francesco Rosi, Ettora Scola, Wim Wenders, C. Sautet, Claude Chabrol, İdiko Szabo, Leo Carax, C. Miller, Luc Besson, Carlos Saura, Peter Greenaway, B. Biller, David Cronenberg, Federico Fellini, Theodoros Angelopoulos, Mike Figgis, Luis Bunuel, Marco Ferreri, Pier Paolo Pasolini, Agnes Varda, Yılmaz Güney ayrıca Mustafa Altıoklar’dan Kutluğ Ataman’a, Zeki Demirkubuz’a birkaç yıl sonra ünlenecek bizden yönetmenlerin ilk filmlerini keşfetme olanağı bulunmuştur. Sinemamızın değerli kadın yönetmeni Bilge Olgaç yaşarken, sinemanın 100. yılına rastlayan yedinci festivalde o dönemde hayatta olan en önemli sinemacımız Lütfü Ö. Akad, Fikret Hakan, sevgili hocamız Alim Şerif Onaran onurlandırılmıştır. Sinema araştırmacısı ve yazarı Nijat Özön, Agah Özgüç ve Giovanni Scognamillo; Ömer Kavur, Şener Şen, Atilla Dorsay ve kentimizden Hüseyin Baradan değişik zamanlarda “Altın Artemis” alan sinemacılardır. Bunların dışında 9. ve 10. yılında Akdeniz Ülkeleri Film Yarışması’nın başlatılması ayrı bir önem taşır.

Festivalin 11. yılını o yıl yayımlanan “Tarih İçinde İzmir Sinemaları” kitabı ve aynı adlı belgesel filmiyle geride bırakan, yine Oğuz Makal’ın gayretiyle – festivale doğru giden yolda Zuhal Çetin Özkan ve Ragıp Taranç’ın da desteklerini unutmamak gerekir- İEF Sinema Burada Festivali’ni ve Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali’ni yaşatan İzmir, sinema sanatı ve kültür tarihinin de bir parçasıdır.

…şimdi İzmir’de yine ve yeni bir sinema festivalini başlatmanın zamanıdır.

* (Prof. Dr. Beykent Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı)

(**) Erman Şener, Festivaller, Anlam Yayını, 1972, İstanbul

Aslıhan AKDAĞ - Aslı'nda Herşey Burada

“Kanat T “ Pazar günü ( 22 Nisan 2012)   “Aslı’nda Her şey Burada” 23 Nisan Özel Programı (Canlı yayın) Saat: 13.30 M.E. B. Özel Nar Sanat Kursu öğrencileri Aslıhan Akdağ’ın konuğu oluyor.

22 Nisan 2012 tarihinde Saat  13:30’da Kanal T ‘de yayınlanmakta olan Aslıhan AKDAĞ’ın sunduğu ve canlı yayınlanan “Aslı’nda Her şey Burada” programında  M.E. B. Özel Nar Sanat Kursunun öğrencileri konuk olacak.

Öğrencilerimiz:

Dans :  Aycan KARAATLI , Neslihan AYDOĞMUŞ, Ece TAŞAN, Selin VURAL , Ece KAZGAN

Gitar: Deniz KARAKULLUKÇU

Program sitesi : http://www.kanalt.com.tr/program/manset/958

 

 

 

Türk ilaç sektörünün lideri Abdi İbrahim, 100’üncü kuruluş yıldönümünü, dünyanın en büyük ressamlarından biri olarak kabul edilen Van Gogh’un eserlerini bugüne kadar hiç deneyimlenmemiş yepyeni bir formatta sunan Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi ile kutluyor.

van gogh alive

100. yılında yenilikçi bir projeye imza atan Abdi İbrahim’in önderliğinde Singapur’daki dünya prömiyerinin ardından ilk kez Türk sanatseverlerle buluşan, geleneksel sanat ve modern teknolojinin sentezlendiği Van GoghAlive, dahi ressamın en ünlü eserlerini 3,000’in üzerinde dijital imaj ile çerçevenin içinden çıkararak izleyicilerine klasik müze gezisinin çok ötesinde bir deneyim yaşatıyor.

Abdi İbrahim’in 100 yıllık bakış açısını yenilikçi çizgisiyle yansıtan Van GoghAlive, dev ekranlar, duvarlar, kolonlar, zemin ve hatta tavanı kaplayan 3000’den fazla dev boyuttaki Van Gogh görseliyle, ziyaretçilerine geleneksel müze ziyaretlerinde bildiklerini unutturarak sanatla olan bağlarını değiştiriyor. Van Gogh Alive, ışık, renk ve seslerin etkileyici uyumunu kullanarak duyuları uyarırken, bir serginin nasıl olabileceğine dair oluşan tüm düşüncelere meydan okuyor.

Grande Exhibitions Avustralya tarafından tasarlanan ve çerçevesi olmayan sergi Van GoghAlive’da, ünlü sanatçının 1880-1890 yılları arasındaki çalışmaları ve hayat deneyimlerinden oluşan coşkulu ve canlı detaylara sahip yapıtları; SENSORY4 teknolojisiyle donatılmış yüksek çözünürlüklü 40 projektör aracılığıyla dev ekranlara, duvarlara, kolonlara, zemine, tavana yansıtılıyor.

Geleceğini, insan kaynağı, teknolojik alt yapısı, yatırımları ve köklü geçmişinden aldığı güçle şekillendiren Abdi İbrahim, “Van Gogh Alive” Digital Sanat Sergisi’ni, 10 Şubat – 15 Mayıs 2012’de İstanbul Karaköy, Antrepo 3 ve 15 Ekim – 30 Aralık tarihleri arasında ise Ankara Cer Modern’de ziyaretçileriyle buluşturuyor.

Sergi Pazartesi günleri hariç saat 11.00 – 19.00 saatleri arasında ziyaretçilere açıktır. Bilet satışları Biletix ve Antrepo 3 gişelerinden yapılmaktadır.

Fotoğraf sanatı ile Nar Sanat ‘da tanışın.  Hem geleceğe anılarınızı bırakmak, hem de görsel sanatların temel anlamlarından olan “ bakmak, görmek, anlamak ” kavramlarını Fotoğraf sanatı ile kavrayın.

Günümüzde fotoğraf sanatı

artık kâğıt ve film üzerindeki

Gümüşnitrat dışına çıkarak dijital hale geldi. Temel

sanat bilimini gerek teori gerekse pratikte kavramış

ve profesyonel deneyime sahip eğitmenimiz ile

Fotoğraf sanatını daha iyi algılayıp uygulayacaksınız.

Yasadışı ve kaçak eğitimin furya haline geldiği İstanbul ve özellikle

Bakırköy ve civarında yeterli eğitim ve profesyonel deneyimden yoksun kişilerin verdiği eğitimlerden uzak durmak gerektiğini elbette ki hepimiz biliyoruz.

Oysa Nar Sanat’da M.E.B. onaylı programlar gereği yeterli eğitim ve niteliğe sahip eğitmenlerle eğitim alacak ve her dönemin sonunda gireceğiniz sınav ardından M.E.B. Onaylı sertifikanızı da alacaksınız.

Hepinizi bekliyoruz. Gelin bir ders misafirimiz olun.   Misafir olabileceğiniz ilk dersimiz 20.11.2011 (20 Kasım Pazar) tarihinde 13:00-15:00 saatleri arasında olacaktır.  

Ön kayıt ve daha fazla bilgi için : 0212 570 80 68

veya  https://www.narsanat.com