Venedik

Venedik konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. Venedik konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. Venedik konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri Venedik konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 18 Mart Cuma günü Çanakkale Zaferini anma amacıyla Eğitmen ve Öğrenci Dinletisi Etkinliğimiz yapılacaktır. Etkinliğimiz Bakırköylü İş Adamları Derneğinde (BİAD) saat 19.00’da  yapılacaktır. BİAD adresi; “İncirli Caddesi Yeşiladalı sokak No: 2 Bakırköy  İSTANBUL  /  TÜRKİYE” dir. Harita konumu için;

Nar Sanatın bulunduğu sokaktan incirliye doğru giderken ilk sokaktır.

Adres :  İncirli Caddesi Yeşiladalı sokak No 2                    Bakırköy


Etkinlik Programı şu şekildedir;

AÇILIŞ KONUŞMASI (Naci Özcan)

Reşat Tokatlı

DÜET [Meral Eren (Çanakkale Türküsü – Keman) & Ezgi Fırat & Reşat Tokatlı (Piyano)]

DÜET [Ege Yılmaz (Historia De Un Amoa, L. Miguel) – Reşat Tokatlı (Piyano)]

Özgür Yahya Oruçoğlu & Sena Sevim

DÜET [Özgür Yahya Oruçoğlu (Gitar) & Eylül Gülenç (Flüt)]

Burcu Işıl Oğuz

Zeynep Ceylin Günenç (Orda bir köy var uzakta, Enver Tufan – Etüd, Cornelius Gurlitt)

Reşat Tokatlı

Zehra Mina Fırıncı (Etüd, H. Lemoine)

Aslı Gürbüz

Çağla Gökçen (Old Mcdonalds, John Thompson)

Burcu Işıl Oğuz

DÜET [Merve Ayanoğlu (Samanyolu, Teoman Alpay – Yıldızların Altında, Kaptanzade Ali Rıza Bey) – Erkan Başa]

REŞAT TOKATLI & MURAT HASGÜN DİNLETİ

Zuhal Sevim

Bethany Turley (Melodi, Alexandr Burkard – Menuet, Henry Purce)

Onur Güner

Göksenin Şeylan (La Sautillante, Ferdinando Carulli – Vazgeç Gönül, Zeynep Dizdar)

Ahmet Yiğit Batur (Dalgaların Şarkısı, Enver Tufan – Lokomotif, Enver Tufan)

Erkan Başa

Mert Güneş (Zeybek, Faik Canselen – Bulut Olsam, Salih Aydoğan – Yaşasın Okulumuz, Alman Ezgisi)

Deniz Kaplan (Melodi, Alexandr Burkard – Vals, Selmin Tufan<)

Özgür Yahya Oruçoğlu

DÜET [Rümeysa Demirhan, Tuğba Seher Karanfil – (Vals,Ole Halen – Rumba, Josep Wanders)]

Sena Sevim

Elif Gürel (Lokomotif, Enver Tufan) – Piyano

Zuhal Sevim

Demir Mirza (Gün Doğarken, Minik Kızıldereliler, Balerin – John Thompson)

REŞAT TOKATLI & MURAT HASGÜN DİNLETİ

Onur Güner

Bade Kırkgöz (La Soutillante – Ferdinando Carulli)

Aslı Gürbüz

Sıla Ergün (Ömer Can)

Umut Nişantaş (Hayallerin Eksperi,Kendi Bestesi – Bekle Dedi Gitti, Duman)

Burcu Işıl Oğuz

Berat Şerif Demir (Old Mcdonald, John Thompson – Yankee Doodle, John Thompson)

Reşat Tokatlı

DÜET [Jbid Göktaş (C Sharp Minör Nacturne, F. Chopin – Vals, Evgeny Grinko ) – Reşat Tokatlı (Keman)]

Eren Özden (Skip To My Lou, John Thompson)

Erkan Başa

Burcu Bozkurt (Uzaklar, Göçmen Kular – Enver Tufan)

İdil Deniz Bakır (Lirik, Fikret Amirov – Venedik Gondol, F. Mendolsohn)

Sena Sevim

İlke Güven (Bir Üflersem Düşersin, John Thompson)

REŞAT TOKATLI & MURAT HASGÜN DİNLETİ

Aslı Gürbüz

Ecem Koca (Anlamazdın, Ayla Dikmen)

Zuhal Sevim

Lara Sadi (Allegra, S. Suzuki)

Erkan Başa

Meriç Gürcan (Zeybek, Faik Canselen – Yaşasın Okulumuz, Alman Ezgisi) – Piyano

Su Azra Dayıoğlu (Alsak, Enver Tufan – Orda Bir Köy Var Uzakta, Münir Ceylan) – Piyano

Sena Sevim

Rüzgar Almasulu   (Yakarış, Enver Tufan)

Emir Karademir (Çanlar, John Thompson)

Aslı Gürbüz

Sıla Üçtepe (Uzaklar, Enver Tufan)

Burcu Işıl Oğuz

Yasemin Özyiğit (Dolaptaki Sır, Enver Tufan – Aria, Mozart)

DÜET [İklim Keleş (Polonaise, J.S.)]

Onur Güner

Sarp Kılıç (Andontino, Ferdinando Carulli – Studi Per Guitarra, Ferdinando Calluri)

Nima Abdullahi (Dede,Peyman – Trombon Çalgısı, John Thompson)

Reşat Tokatlı

DÜET [Melisa Kaya (Aygız, C. Cihangirov)- Reşat Tokatlı (Piyano)]

Deniz Balcı (Kızıldereli Davulu, John Thompson)

Erkan Başa

Nehir Ergün (Kuş Uçar, Alman Halk Şarkısı – Etüd, Alexandr Burkard – Kalinka, Rus Halk Şarkısı)

Asım Güven Bozkurt (Çanlar Çalıyor – Gün Doğarken – Balerinin Valsi, John Thompson)

Aslı Gürbüz

Ayşe Ela Şenkaya (Tren, John Thompson)

Zuhal Sevim

Demirhan Altındil (Okul Günleri – Kovalamaca, John Thompson)

Tülay Naz Çakır (Etüd 84, Ömer Can)

Burcu Işıl Oğuz

Nil Sahra Aksal (Sinbad – Kalinka – Var-Yok , Y. İman)

Nil Ergün (Aria, W.A. Mozart – Savaş Dansı, Michael AAR)

Aysara Özenç (Nasıl Geçti Habersiz, Zeki Müren – Gnoissienne No.1, Erik Satie)

Not: Dinletimiz ücretsizdir.

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 9 Mart’ta; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla etkinlik yapmış bulunmaktayız. İşte Nar Sanat Eğitim Kursu bayan öğrencilerinin ve eğitmenlerinin videoları;

 

 

Etkinlik Programı

ERKAN BAŞA

Defne Nedim  “Zeybek” Faik Canselen (Piyano) , “Ode to Joy” L.W. Beethoven

ÖZGÜR YAHYA ORUÇOĞLU

Tuğba Seher, “Vals” OLE HALEN, “Zumba” JOSEPH WANDERS, “Romance” ANONİM

BURCU IŞIL OĞUZ

Aysara Özenç “La Donna E Mobile” GIUSEPP VERDİ

SENA SEVİM

Eylül Gülenç – Elif Ersün (DÜET) – “Duetto in A minör” BENOİT BERBİGUİER

REŞAT TOKATLI

Meral Eren – Reşat Tokatlı (Düet) “A moll Keman Lonçertosu” A. VİVALDİ (Keman)

ERKAN BAŞA

İdil Deniz Bakır “Lirik” Fikret Amirov, “Venedik gondol” F. Mendalsohn (piyano)

SENA SEVİM

Elif Şahin “Old Mc DONALD” John Thompson (Piyano)

Selinsu Ökdemir “Menuet” J.S. Bach (Piyano)

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 8 Mart Kadınlar günü dolayısıyla 9 Mart Çarşamba günü saat 19:30’da dinleti yapılacaktır. Etkinlik videoları için buraya tıklayınız. Program şu şekildedir;

ERKAN BAŞA

Defne Nedim  “Zeybek” Faik Canselen (Piyano) , “Ode to Joy” L.W. Beethoven

ÖZGÜR YAHYA ORUÇOĞLU

Tuğba Seher, “Vals” OLE HALEN, “Zumba” JOSEPH WANDERS, “Romance” ANONİM

BURCU IŞIL OĞUZ

Aysara Özenç “La Donna E Mobile” GIUSEPP VERDİ

SENA SEVİM

Eylül Gülenç – Elif Ersün (DÜET) – “Duetto in A minör” BENOİT BERBİGUİER

REŞAT TOKATLI

Meral Eren – Reşat Tokatlı (Düet) “A moll Keman Lonçertosu” A. VİVALDİ (Keman)

ERKAN BAŞA

İdil Deniz Bakır “Lirik” Fikret Amirov, “Venedik gondol” F. Mendalsohn (piyano)

SENA SEVİM

Elif Şahin “Old Mc DONALD” John Thompson (Piyano)

Selinsu Ökdemir “Menuet” J.S. Bach (Piyano)

Not: Dinletimiz ücretsizdir.

altın lale

altın laleİstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Akbank’ın desteğiyle 7-17 Nisan tarihleri arasında yapılacak 35. İstanbul Film Festivali Altın Lale yarışmalarının jüri başkanları belirlendi.

35. İstanbul Film Festivali Altın Lale Uluslararası Yarışma jüri başkanlığını yönetmen Pablo Trapero, Altın Lale Ulusal Yarışma jüri başkanlığını ise oyuncu Müjde Ar üstlenecek.

Altın Lale Uluslararası Yarışma jüri başkanı yönetmen Pablo Trapero 1971’de Arjantin’de doğdu. 1999’da ilk uzun metraj filmi olan Mundo Grúa / Crane World ile Venedik, Buenos Aires, Havana, Rotterdam film festivallerinde ödüller kazandı. 2002’de film prodüksiyon firması Matanza Cine’yi kurdu. İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen El Bonaerense’nin (2002) dünya prömiyeri Cannes’da, Familia Rodante’nin (2004) Venedik’te ve Nacido y Criado’nun (2006) ise Toronto’da yapıldı. 2008 yapımı Leonera / Aslan İni, 2010 yapımıCarancho ve 2012 yapımı Elefante Blanco / White Elephant / Beyaz Fil, ilk kez Cannes’da yarıştı. Venedik, San Sebastian ve Locarno gibi birçok önemli festivalde jüri üyeliği yapan yönetmen, 2014’te Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünün jüri başkanı olarak görev aldı.Trapero 2015 yılında Fransız Devleti’nin Sanat ve Edebiyat Alanında Şövalye Nişanı’na layık görüldü ve bu nişanı alan Güney Amerikalı ilk sinemacı oldu. Trapero, festival programında da yer alan son filmi El Clan / The Clan / Çete ile Venedik’te En İyi Yönetmen dalında Gümüş Aslan’ı kazandı. Filmlerinde yozlaşma, mülteciler, toplumsal sorunlar gibi konuları ele alanTrapero, 1990’larda gelişen Yeni Arjantin Sineması akımının en yetkin isimlerinden kabul ediliyor.

Pablo Trapero başkanlığındaki Altın Lale Uluslararası Yarışma jürisinin seçtiği filmlerEczacıbaşı Topluluğu tarafından 25.000 avroluk para ödülüyle destekleniyor. Bu ödülün 10.000 avrosu Altın Lale’nin sahibi olacak filmin yönetmenine, 10.000 avrosu filmin Türkiye’deki dağıtımını üstlenecek firmaya, 5.000 avrosu ise Jüri Özel Ödülü’nü kazanacak filmin yönetmenine verilecek. Altın Lale Uluslararası Yarışma’ya “Sinemaya Yeni Bakışlar” temasını izleyen filmler katılıyor.

Altın Lale Ulusal Yarışma jüri başkanı oyuncu Müjde Ar, İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Oraloğlu Tiyatrosu’nda 1962-1963 sezonunda Helen Keller’in yapıtı Karanlığın İçinden oyununda çocuk oyuncu olarak rol aldı. 1975 yılında televizyon dizisiAşk-ı Memnu’daki Bihter rolü ile dikkat çekti. 1980’li yıllarda rol aldığı filmlerle Türkiye sinemasındaki kadın temsilini değiştirdiği gibi kendisinden önceki oyunculuk kalıplarını da yıktı. Özellikle Atıf Yılmaz’ın yönettiği Adı Vasfiye, Asiye Nasıl Kurtulur, Aaahh Belinda ve Başar Sabuncu imzalı Asılacak Kadın, Kupa Kızı gibi kadın filmlerindeki rolleriyle döneme damgasını vurdu. Aaahh Belinda ile 23. Antalya Film Şenliği’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandı. Bu dönem oynadığı diğer önemli filmler Halit Refiğ imzalı Teyzem ve Ertem Eğilmez’in son filmi Arabesk oldu. Başar Sabuncu’nun son filmi Yolcu ile ikinci defa Antalya’dan En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. 2000’lerde Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, Komser Şekspir, Eğreti Gelin gibi filmlerde oynadı. 2007-2009 yılları arasında Haydi Gel Bizimle Ol adlı televizyon programını yaptı. Müjde Ar’a, 2004’te İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü takdim edildi.

Müjde Ar başkanlığındaki Altın Lale Ulusal Yarışma Jürisi En İyi Film, En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Müzik olmak üzere toplam 9 dalda ödül verecek. En İyi Film’e 150.000 TL, En İyi Yönetmen’e ise 50.000 TL ödül verilecek. Anadolu Efes, bu yıl daOnat Kutlar anısına verilecek Jüri Özel Ödülü’nü kazanan filmin yapımcısına 60.000 TLtakdim edecek. En İyi Kadın ve En İyi Erkek Oyuncu da 10.000’er TL ile ödüllendirilecek.

Bach Günleri bu yıl 2 Ekim’de Hortus Musicus konseriyle başlıyor. Tüm programı Kasım ayına ertelenen festivalde önemli virtüözler sahneye çıkacak.

hortus bach istanbulda

Tarihi müziğin dünyadaki en önemli isimlerini İstanbul ’a getiren ve Avrupa ‘da en dikkat çeken festivallerinden biri haline gelen “İstanbul Bach Günleri” bu yıl 2 Ekim – 31 Kasım tarihleri arasında müzikseverlerle buluşacak.

“Bach Günleri” 2 Ekim saat 20.00’de Estonyalı topluluk Hortus Musicus’un konseriyle başlayacak. Deniz Müzesi’nin ilk defa ev sahipliği yapacağı bu konserde Avrupa’nın en eski Barok müzik topluluğu olan Hortus Musicus, Barok ve Barok öncesi dönemden örnekler sunacak. 12. “Bach Günleri”, Moskova Virtüözleri’ne de şeflik yapmış olan ünlü Rus piyanist Konstantin Lifschitz, dünyanın en iyi org ve klavsen virtüözlerinden biri olan Benjamin Alard, İstanbul’daki her konseri heyecan yaratan ve biletleri günler öncesinden tükenen sihirli viyolonselci Jiri Barta ve daha birçok sürpriz ismi ağırlayacak.

2 Ekim Hortus Musicus konseri dışındaki konserler Kasım ayına ertelenmiştir. Kasım ayı programı ayrıca duyurulacaktır.

HORTUS MUSICUS

Avrupa’daki en eski Barok öncesi müzik topluluğu, Tallinn merkezli Hortus Musicus bu sene 43. yaş gününü kutluyor. Hortus Musicus uzun geçmişi boyunca, Gregoryen korolardan 18. yüzyılın büyük Barok bestecilerine kadar Avrupa’nın bütün müzik tarihini katetti. Erken dönem müziğinde Hortus Musicus’un repertuarında yer almayan herhangi bir tür ya da dönem yoktur denebilir. Hortus Musicus’un bu kadar uzun ömürlü olmasının sebebi yaratıcılığıdır. Topluluk “erken dönem müziği”yle anılagelmektedir ama Hortus Musicus söz konusu olduğunda bu ifade sadece kullanılan yalın malzemeye atıfta bulunur. Zira topluluğun kendi müziği her prova ve seslendirmede yeniden doğar; “eski” müzik “kendilerinin” ve “yeni” olur. Kurulduğundan beri Arvö Part, Giya Kantsheli, Aleksander Knaifel, Lepo Sumera, Erki-Sven Tüür, Galina Grigoryeva ve daha birçok çağdaş müzisyen de Hortus Musicus için parçalar yazmış ya da eserlerini topluluğa ithaf etmiştir. Topluluk ilk senelerinden beri pek çok şehrin müzik festivalinde övgüyle karşılandı. Berlin, Münih, Paris, Londra, Moskova, St. Petersburg, Boston, Venedik, Krakov, Varşova, Tel Aviv, Kopenhag, Prag, Bratislava, Anvers, Bristol, Glaskov, Helsinki, Willach, Hetta, Malmö, Stockholm, Lockenhaus, Wien, Linz, Innsbruck, St. Galen, Herne, Würtzburg, Regensburg, Zaragoza, Utrecht ve daha birçok şehirdeki festivallerin yanında topluluk, neredeyse tüm Avrupa şehirlerinde, Amerika, Japonya ve İsrail ’de konserler verdi.

Grubun konser programlarını içeren yirmiden fazla kaydı bulunmaktadır.

Türkiye’deki müzecilik anlayışının çıtasını yükselten Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), prestijli araştırma firması Nielsen’in oluşturduğu bağımsız bir jüri tarafından ‘değerli’ markalara verilen ‘Superbrands’ statüsüne layık görüldü.

sabancı müzesi

Gerek kalıcı koleksiyonları, gerekse gerçekleştirdiği uluslararası geçici sergilerle Türkiye ’deki müzecilik anlayışının çıtasını yükselten Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), Türkiye’nin “Superbrands” markalarından biri oldu. Sanat alanında ilk defa verilen ödüle layık görülen S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, üniversite müzesi olma misyonuyla gerçekleştirdiği tüm sergiler ve projelerde farklı tarihsel ve kültürel dönemlerin, sanatsal akım ve sanatçıların Türkiye çapında anlaşılması ve çalışılması konusundaki çalışmalarından dolayı “Superbrand” ödülünü aldı.

Superbrands, Türkiye’de 2005 yılından itibaren iki yılda bir olmak üzere, prestijli araştırma firması Nielsen tarafından düzenleniyor. Bağımsız bir jüri Superbrands statüsüne layık görülecek kurumları, teknolojisi, yatırımları, iş gücü kalitesi, yaratıcılığı, markalaşmaya yaptığı yatırım, marka devamlılığı gibi kriterlerle değerlendiriyor.

Sabancı Müzesi, şu sıralar ‘Zero’ sergisine ev sahipliği yapıyor.

zeroo
Zengin koleksiyonu, ev sahipliği yaptığı uluslararası geçici sergiler, konservasyon birimleri, çocuklar ve yetişkinler için eğitim programları, düzenlediği konser, konferans ve seminerlerle çok yönlü bir müzecilik ortamı sunan SSM, toplumun her yaş ve kesiminden kişileri sanatla buluşturuyor. SSM, düzenlediği sergilerle sanatseverleri Avrupa sanatına yön veren sanatçıların eserleriyle ve Doğu’nun köklü sanatlarıyla bir araya getirirken, yurtdışında gerçekleştirdiği koleksiyon sergileriyle de Türk ve İslam sanatının yurtdışında tanıtılmasına öncülük ediyor.

Sabancı Müzesinin Tarihi

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul’da Boğaziçi’nin en eski yerleşimlerinden Emirgan’da yer almaktadır.

Müzenin ana binası olan villa, 1925 yılında Mısır Hidiv ailesinden Prens Mehmed Ali Hasan tarafından İtalyan mimar Edouard De Nari’ye yaptırılmış ve Hıdiv ailesinin değişik mensupları tarafından uzun yıllar yazlık konut olarak kullanılmıştır.

1951 yılında Adanalı sanayici Hacı Ömer Sabancı tarafından Hidiv ailesine mensup Prenses İffet’ten satın alınan köşk, aynı yıl satın alınarak önüne yerleştirilen Fransız heykeltıraş Louis Doumas’ın 1864 yapımı at heykelinden ötürü “Atlı Köşk” olarak anılmaya başlanmıştır.

Atlı Köşk’ün arazisi içindeki ikinci at heykeli ise, 1204 yılında 4. Haçlı Seferi sırasında Haçlı kuvvetlerince yağmalanan İstanbul Sultanahmet meydanından alınarak, Venedik San Marco kilisesi önüne yerleştirilen 4 attan birisinin dökümüdür.

1966 yılında Hacı Ömer Sabancı’nın vefatından sonra aile büyüğü olan Sakıp Sabancı tarafından sürekli konut olarak kullanılmaya başlanan Atlı Köşk, uzun yıllar Sakıp Sabancı’nın zengin hat ve resim koleksiyonunu barındırmış, 1998 yılında da Sabancı ailesi tarafından içindeki koleksiyon ve eşyalar ile müzeye dönüştürülmek üzere Sabancı Üniversitesi’ne bağışlanmıştır.

Modern bir galerinin eklenmesiyle 2002 yılında ziyarete açılan Müze’nin sergileme alanları 2005 yılındaki düzenleme ile genişletilerek, teknik düzeyde uluslararası standartlara kavuşmuştur.

Bugün Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi zengin koleksiyonu, kabul ettiği kapsamlı uluslararası geçici sergileri, konservasyon birimleri, örnek eğitim programları, yapılan çeşitli konser, konferans ve seminerleriyle çok yönlü bir Müzecilik ortamı sunmaktadır

14. Filmekimi, her yıl olduğu gibi merakla beklenen göz alıcı filmleri bu yıl da izleyiciyle buluşturacak.

2015 film ekimi

 

3-11 Ekim tarihlerinde İstanbul’da yapılacak, ardından Ankara, İzmir, Trabzon, Bursa ve Edirne’yi ziyaret edecek 14. Filmekimi’nin programı açıklandı. Sundance, Berlin, Cannes, Venedik, Toronto gibi saygın festivallerde adından söz ettiren, aralarında Woody Allen, Noah Baumbach, Stephen Frears, Michel Gondry, Todd Haynes, Nanni Moretti, Paolo Sorrentino gibi usta yönetmenlerin son yapıtlarının da olduğu ‘yolunu gözlediğimiz’ 46 film programda.
filmekimi 2015

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştirilecek 14. Filmekimi, her yıl olduğu gibi yolunu gözlediğimiz filmleri sinemaseverlerle buluşturacak.İstanbul ayağı 3-11 Ekim tarihleri arasında yapılacak, ardından Ankara, İzmir, Trabzon, Bursa ve Edirne’yi ziyaret edecek 14. Filmekimi’nde, Sundance, Berlin, Cannes, Venedik, Toronto gibi saygın uluslararası festivallerde adından söz ettiren Woody Allen, Noah Baumbach, Stephen Frears, Michel Gondry, Todd Haynes, Hirokazu Kore-eda, Nanni Moretti, Paolo Sorrentino gibi usta yönetmenlerin son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 46 film beyazperdede izlenebilecek. Birkaç gün önce 72. Venedik Film Festivali’nde büyük ödül Altın Aslan kazanan ‘Uzaktan’ın (Desde Alla) da gösterileceği Filmekimi’nde Can Evrenol’un ‘Baskın’ ve Ben Hopkins’in Hasret filmlerinin Türkiye prömiyerleri yapılacak.

FİLMEKİMİ PROGRAMINDA NELER VAR?
Mantıksız Adam / Irrational Man / Woody Allen
Başrollerini Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey’nin paylaştığı Woody Allen’ın son filmi Mantıksız Adam / Irrational Man’in merkezinde yaşama arzusunu yeniden kazanmak isteyen felsefe profesörü Abe Lucas var. Hayatta ne zevk ne de bir anlam bulamayan Abe, duygusal açıdan dibe vurmuştur. Ders vermeye başladığı küçük bir kasabadaki üniversitede iki kadınla yakınlaşır: Mutsuz evliliğinde debelenen öğretim üyesi Rita ile en iyi öğrencisi Jill. Talihin bir oyunuyla Abe öyle bir karar vermek zorunda kalır ki tüm dengeleri ve ilişkileri alt üst olur. Mantıksız Adam ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde yaptı.

Dheepan / Jacques Audiard
Cannes’ın en büyük ödülü Altın Palmiye’yi kazanan Pas ve Kemik ile Yeraltı Peygamberi filmleriyle tanıdığımız Jacques Audiard’ın son filmi Dheepan Paris’te Sri Lankalı üç mülteci üzerinden tüm dünyadaki sığınmacıların çektiği zorlukları ele alıyor. Filme adını veren Dheepan’ı 1980’lerde Tamil Kaplanları’nda çocuk asker olan romancı Antonythasan Jesuthasan canlandırıyor. Sri Lanka’da sona eren iç savaştan kaçabilmek için Dheepan, bir kadın ve bir kız çocuğuyla bir aileymiş gibi davranarak mülteci olarak Fransa’ya gider. Paris dışında bir toplu konuta yerleştirilen üçlü, bir yandan göçmen olarak kültür çatışmasını aşmaya çalışırken bir yandan da gündelik şiddetle ve “ailevi” meselelerle uğraşmak zorunda kalacaktır.

Bayan Amerika / Mistress America / Noah Baumbach
Bu yılki İstanbul Film Festivali’nin en çok izlenen filmlerinden While We Are Young’dan sonra bağımsız yönetmen Noah Baumbach, Frances Ha’nın hem başrol oyuncusu hem de ortak senaristi Greta Gerwig ile birlikte Bayan Amerika’yı yarattı. Başrollerinde Greta Gerwig, Loka Kirke, Heather Lind’in yer aldığı film, efsane bir şehir komedisi olmayı vaat ediyor. İlk gösterimini Sundance’te gerçekleştiren Bayan Amerika, Baumbach’ın en eğlenceli filmi olarak görülüyor. Baumbach ve Gerwig işbirliğiyle ortaya çıkan hınzır senaryosu ve sivri diyaloglarıyla dikkat çeken film, kendi halinde, henüz New York’un ışıltılı hayatına girememiş Tracy ile şehri çok iyi bilen ve maceracı bir kız olan Brooke’un ilişkisini anlatıyor.

İnsanın Değeri / The Measure of a Man / Stephane Brize
Cannes Film Festivali’nde Vincent Lindon’a En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandıran İnsanın Değeri / The Measure of a Man, işçi sınıfının sosyolojik yapısını anlatan sosyal gerçekçi dram. Yönetmenliğini Stephane Brize’nin yaptığı film, birden bildiği tüm ahlaki değerlere karşı durmak zorunda kalan bir fabrika işçisinin hikâyesini anlatırken “aslında, insanın değeri nedir?”i sorguluyor. Dardenne Biraderler’i anımsatan açık bir kapitalizm eleştirisi yapan film, özellikle başrolündeki Vincent Lindon’un performansıyla büyük övgü aldı.

Ixcanul / Ixcanul Volcano / Jayro Bustamante
Jayro Bustamante’nin ilk uzun metrajlı filmi olan Ixcanul Guatemala’da gerçek ve aktif bir volkanın eteklerinde çekildi. Kaqchikel Mayaları’ndan, ailesiyle birlikte bir kahve plantasyonunda yaşayan 17 yaşındaki Maria’nın ekseninde gelişen öyküsüyle izleyiciyi, şu ana kadar yılda en fazla 6 film çekilebilmiş Guatemala’dan gelen; gerçek bir karakterin yaşadıklarına dayanan etkileyici ve alışılmışın dışında bir kadın öyküsü. İzleyiciyi Maya kültürü ve gelenekleriyle tanıştıran Ixcanul’un başrollerinde Maria Mercedes Coroy ve Maria Telon var. Film, 2015 Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı ödülüne layık görüldü, Guadalajara’da ise En İyi Latin Amerika Filmi seçildi.

Life / Anton Corbijn
Fotoğrafçı ve yönetmen olan Anton Corbijn’ın son filmi Life, Hollywood efsanesi James Dean ile Magnum fotoğrafçılarından Dennis Stock’un, Dean henüz dünya çapında bir yıldız olmadan, 1955 yılındaki yakın arkadaşlığının hikâyesini anlatıyor. Stock, bu başına buyruk, çılgın, neşeli ve yaramaz yeni aktörün fotoğra?arını çekmek için LIFE dergisini ikna eder. İkili, Los Angeles’tan New York’a oradan da Dean’in Indiana’daki aile çiftliğine doğru, kıtayı boydan boya geçen bir fotoğraf gezisine çıkar. Stock’un hayatını değiştirecek bu geziden geriye çağımızın en unutulmaz fotoğra?arı kalacaktır. Berlin Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan Life’ın müzikleri ise geçtiğimiz Aralık ayında Salon’da konser veren Owen Pallett tarafından bestelendi.

Lolo / Julie Delpy
Paris’te İki Gün, New York’ta İki Gün ve Skylab ile sevdiğimiz, en Amerikalı Fransız yönetmen Julie Delpy, başrollerini Dany Boon, Vincent Lacoste ve Karın Viard ile paylaştığı bu romantik komediyle beyazperdeye dönüyor. Lolo, dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nin Venedik Günleri bölümünün ardından Toronto Film Festivali’nde de gösterilecek. Filme adını veren Lolo, annesini aşırı sahiplenen ve bu yüzden de annesinin yeni sevgilisine zorluk çıkartan ergen bir genç.

En Güzel Günlerim / My Golden Days / Arnaud Desplechin
A Christmas Tale ve My Sex Life or How I Got Into an Argument gibi duygusal filmlerin yönetmeni Fransız Arnaud Desplechin’in senaryosunu da kendi yazdığı yeni filmi En Güzel Günlerim / My Golden Days, ergenlik çağındaki gençlerin romantik hikâyesini anlatıyor. Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftasında En İyi Senaryo ödülü alan, Quentin Dolmaire, Lou Roy-Lecollinet gibi isimlerin oyunculuğu ile En Güzel Günlerim hem dokunaklı bir büyüme hikâyesi, hem de sıcacık, hayat dolu, hüzünlü ve nüktedan bir ilk aşk hikâyesi anlatıyor.

The Witch / Robert Eggers
The Witch ile Sundance Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü alan Robert Eggers, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden, New England’daki cadı avlarından esinleniyor. Hıristiyan inançlarına sıkı sıkıya bağlı William ve Katherine, beş çocuğuyla birlikte, geçit vermez bir ormanın yamacında yaşamlarını sürdürmektedir. Yeni doğan oğulları sırra kadem basıp bir de ekinleri solunca, aile batıl inançlar ile kendi korku ve kaygılarının esiri olur. Başrollerini Anya Taylor Joy, Ralph Ineson’ın paylaştığı ve Sundance’in en ürkütücü filmi olarak övülen The Witch, korku ve endişenin işlendiği, etkileyici bir yapıt. 1922 yılında çekilen ünlü korku filmi Nosferatu’nun yeniden çevrimini Robert Eggers’ın üstleneceği de açıklandı.

Baskın / Can Evrenol
Baskın, beş polisin gece devriyesi sırasında gelen bir yardım çağrısı üzerine destek için gittikleri terk edilmiş tarihi bir Osmanlı karakolunda başlarına gelenleri konu eden bir geceyarısı filmi. Dünya prömiyerini bu ay Toronto Film Festivali’nin “Midnight Madness” seçkisi kapsamında gerçekleştiren Baskın, Can Evrenol’un aynı adlı ödüllü kısa filminden uyarlandı. Baskın’ın Türkiye prömiyeri, Filmekimi’nde yapılıyor.

Kronik / Chronic / Michel Franco
Meksikalı yönetmen Michel Franco’nun senaristliğini de üstlendiği Kronik, izleyiciyle ilk kez buluştuğu Cannes Film Festivali’nden En İyi Senaryo ödülüyle ayrıldı. Filmin başrollerinde, Reservoir Dogs, Pulp Fiction gibi filmlerde rol alan benzersiz oyuncu Tim Roth, 5 sezondur devam eden Grimm’den hatırlayacağımız Bitsie Tulloch ve ilk kez 2008 yılında Kara Şövalye’de ‘Joker’s Thug’ olarak izlediğimiz David Dastmalchian yer alıyor. Kronik, Tim Roth’un canlandırdığı, bir bakımevinde ölüm döşeğindeki hastalarla ilgilenen bir erkek hemşirenin portresini çiziyor. Sakince akan bu keskin dram, Meksikalı yönetmen Michel Franco’nun 2012’de Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünün galibi olan ve İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen Lucia’dan Sonra filminden sonraki çalışması.

Son Efsane / The Program / Stephen Frears
Gazeteci David Walsh’ın Seven Deadly Sins kitabından uyarlanan Son Efsane / The Program’ın yönetmen koltuğunda Stephen Frears oturuyor. Ünlü bisikletçi Lance Armstong’un hayatının beyazperdeye aktarıldığı filmde Armstrong’un hakkında çıkan doping haberlerinin ardından 7 kez kazandığı Tour de France şampiyonluklarının elinden alınması ve spordan men edilmesine kadar devam eden tartışmalı süreçleri konu edilmiş. Başrollerini Ben Foster ve Chris O’Dowd’ın paylaştığı Son Efsane kadrosunda Dustin Hoffman, Guillaume Canet ve Jesse Plemons gibi isimler de yer alıyor. Son Efsane, ilk gösterimini bu ay Toronto Film Festivali’nde yapıyor.

Ex Machina / Alex Garland
Never Let Me Go, Gün Işığı, 28 Gün Sonra filmlerinin senaryolarına imza atan, The Beach / Kumsal, Tesseract / Hiper Küp romanlarının yazarı Alex Garland bu kez Ex Machina’da hem yönetmen hem de senarist olarak karşımıza çıkıyor. Yılın en merakla beklenen filmlerinden Ex Machina, “insanlık sonrası fütüristik şok filmi” ve “vizyoner bir bilimkurgu” olarak şimdiden kült filmler arasına girdi. Filmin başrollerinde Oscar Isaac, Domhnall Gleeson ve Alicia Vikander yer alıyor. Yapay zekâ ürünü bir “kadın robot deneyi”ni test eden bilim adamlarının hikâyesini anlatan Ex Machina, çağdaş bir Frankenstein yorumu olarak tanımlanıyor. Müziklerini Ben Salisbury ile Portishead kurucularından Geoff Barrow’un bestelediği filmin ilham kaynakları arasında 2001: A Space Odyssey / 2001: Uzay Macerası (Stanley Kubrick) ile Altered States / Gerçeğin Ötesinde (Ken Russell) yer alıyor.

Bir Varmış Bir Yokmuş / Tale of Tales / Matteo Garrone

Tale-of-Tales

 

İlk gösterimini Cannes’da gerçekleşen, epik bir sinema vizyonuyla Ortaçağ Napoli’si hikâyelerinden esinlenen Bir Varmış Bir Yokmuş / Tale of Tales’in başrollerinde Salma Hayek ve Vincent Cassel yer alıyor. Kendisini çok seven kocasını feda etmeye hazır bir Kraliçe’nin savaşımından, bir Kral’ı baştan çıkarmaya çalışan iki gizemli kız kardeşe, dev bir pireyle uğraşırken kızının kalbini kıran başka bir Kral’a, güzellikle groteski katıştıran bu hikâyeler gotik bir hayal dünyasını çarpıcı ve benzersiz bir şekilde beyazperdeye taşıyor.

Marguerite / Xavier Giannoli
Eylül ayında Venedik Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan Marguerite, Fransız yönetmen Xavier Giannoli’nin son filmi. detone soprano Florence Foster Jenkins’in hikayesinden esinlenen film 1921 yılının Paris’inde geçiyor. Marguerite Dumont’un şatosundaki bir partide, müthiş bir hevesle arya söyleyen Marguerite Marguerite o kadar detone ve kendi durumundan o kadar bihaber ki, dinleyiciler gülmemek için kendilerini zor tutuyorlar. Kışkırtıcı bir gazeteci son performansı hakkında övgü dolu bir yazı yazınca Marguerite de büyük bir resital vermeye ikna oluyor. Filmin oyuncuları arasında Catherine Frot, Andre Marco, Michel Fau ve Christa Theret var.

Ben, Earl & Ölen Kız / Me and Earl and the Dying Girl / Alfonso Gomez
Amerikalı yazar Jesse Andrews’ın aynı adlı romanından uyarlanan, yönetmen koltuğunda Glee ve American Horror Story gibi başarılı dizilerde yönetmen olarak karşımıza çıkan Alfonso Gomez’in olduğu Ben, Earl & Ölen Kız’ın oyuncu kadrosunda Bates Motel’den tanıdığımız Olivia Cooke, Thomas Mann ve RJ Cyler yer alıyor. Sundance Film Festivali’nden, Jüri Büyük Ödülü ve İzleyici Ödülü ile dönen film, lise son sınıfta olan ve okulunu huzurla bitirmek uğruna kimseyle yakınlaşmamayı tercih eden Greg’in kanser hastası sınıf arkadaşı Rachel’a yardımcı olmasıyla birlikte gerçek dostluğu keşfetmesini konu alıyor. Film, Rolling Stone dergisi tarafından şimdiden 2015 yılının en iyi 7 filmi arasında gösteriliyor.

Microbe & Gasoline / Michel Gondry
Michel Gondry’nin Versailles’da geçirdiği çocukluk günlerinden esinlendiği Microbe & Gasoline, geçen Filmekimi’nde de gösterilen Biz ve Ben’deki gibi ergenlerin dünyasına dalan tatlı bir fantezi, ev yapımı bir karavanla Fransız taşrasını kat eden iki ergenin büyüme hikâyesi. Uyumsuz liseliler Mikrop ile Gazolin yakın arkadaş olurlar. Okul bitip yaz tatili başladığında ilk işleri derme çatma bir “tekerlekli ev” inşa edip kendilerini yollara vurmak olur. Elbette yolda hem tuhaf tiplerle karşılaşır hem de ilginç maceralar yaşarlar.

İnatçılar / Rams / Grimur Hakonarson
40 yıldır birbiriyle konuşmayan, hayvancılık yapan iki kardeş, Gummi ve Kiddi’nin koyunlarını kurtarmak amacıyla bir araya geldiği bu film, dokunaklı, insancıl ve kuzeyli mizahını esirgemeyen bir dram. İzlandalı yönetmen Grimur Hakonarson’un kendi ülkesinde yaptığı doğa çekimleriyle birleşen belgesel tadındaki İnatçılar, 2015 Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış ödülüne layık görüldü. Başrollerini Sigurður Sigurjónsson ve Theodór Júlíusson’ın paylaştığı İnatçılar İzlanda’nın Oscar adayı.

Carol / Todd Haynes
Suç ve gerilim romanlarının usta yazarı Patricia Highsmith’in kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı 1952 tarihli romanı, 11 yıllık bir yapım sürecinden sonra beyazperdede. Amerika’da insan ilişkilerinin karanlık yüzüne bakan yönetmen Todd Haynes, şahane kadrosu ve olağanüstü sanat tasarımıyla yılın bu en çok övülen filminde 1950’lerin New York’unda iki kadının yasak aşkını anlatıyor. 2015 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye aday olan, En İyi Kadın Oyuncu (R. Mara) ve Kuir Palmiye ödülleri kazanan filmin başrollerinde Cate Blanchett ve Rooney Mara yer alıyor.

Hasret / Yearning / Ben Hopkins
Yönetmen Ben Hopkins’in filmi Hasret / Yearning, İstanbul’a film çekmeye gelen küçük bir çekim ekibinin hikâyesini anlatıyor. Yönetmen Hopkins, günden karanlığa, yaşayan şehirden geçmişin şehrine doğru geçerken İstanbul’un birçok yönüne değiniyor. Hasret / Yearning, eski mahallelerin yıkılması ve yenilenmesi, göçmen işçiler, hükümete karşı direniş, şehirde yaşayan çok çeşitli dinler ve topluluklar, İstanbul’un tuhaf derecede melankolik özüne değiniyor.

Emanet / Coin Locker Girl / Han Jun-Hee
Han Jun-Hee’nin ilk yönetmenlik denemesi olan Emanet, dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde Eleştirmenler Haftası bölümünde yaptı. Metro istasyonunda terk edilen bir bebeğin bir mafya örgütünün lideri olan kadın tarafından sahiplenilmesini ve kızın yıllar sonra kadının otoritesini ve yetiştirilişini sorgulamasını konu alan bu sert film Kore’de Bucheon Film Festivali ile İtalya’da Griffoni Film Festivali’nde ödüller kazandı.

Umudun Tarifi / An / Naomi Kawase
Geçen yıl Filmekimi’nde gösterilen Dingin Sular filmiyle hatırladığımız Japon yönetmen Naomi Kawase’nin yeni filmi Umudun Tarifi’nin çekimleri Japonya, Fransa, Almanya olmak üzere üç farklı ülkede yapıldı. Küçük bir fırın mutfağında “an” adı verilen fasulye ezmesinin Tokue adında yaşlı bir kadın tarafından yapılmasıyla başlayan bu hikâye, gün geçtikçe fırının sahibi Senataro ile Tokue arasında farklı dostluklara ve geçmişe yapılan yolcuklara kapısını aralıyor. 2015 Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünün açılışını yapan Umudun Tarifi, sunduğu eşsiz görüntüler ile izleyicilere farklı bir atmosfer yaşatıyor.

Küçük Kız Kardeşim / Our Little Sister / Hirokazu Kore-eda
Çağdaş Japon sinemasının ustası Kore-eda’nın son filmi Küçük Kız Kardeşim, Yoshida Akimi’nin aynı adlı çoksatar çizgi romanından uyarlanmış. Büyükannelerine ait bir evde oturan üç yetişkin kız kardeş, yıllardır görmedikleri babalarının cenazesinde onlu yaşlarındaki utangaç üvey kız kardeşleri Suzu’yla tanışırlar. Kızı çok sevip yanların alan kızkardeşler, ailelerine yeni katılan bu kızla gitgide yakınlaşırlar. Klasik Japon tarzını benimseyen bu sakin ve dokunaklı aile dramı, Cannes’da Altın Palmiye için yarışmıştı.

The Lobster / Yorgos Lanthimos
Köpek Dişi, Attenberg ve Alpler’de toplumsal kodları yıkarken izleyicinin aklını karıştıran Yunanlı yönetmen Yorgos Lanthimos’un ülkesi dışında çektiği ilk filmi The Lobster, sinemaseverleri distopik bir geleceğe götürüyor. Hollywood’un en parlak yıldızlarından Colin Farrell, Rachel Weisz, Ben Whishaw, Olivia Colman’ı oyuncu kadrosuna dahil eden The Lobster, dünya prömiyerini yaptığı Cannes Festivali’nden Jüri Ödülü ve Kuir Palmiye Özel Mansiyonu ile döndü. Film, bekâr olmanın yasadışı olduğu ve bu suçu işleyenlerin seçtikleri bir hayvana dönüştürüldüğü tuhaf, gerçeküstü, sıra dışı bir dünyada geçiyor.

El Club / The Club / Pablo Larrain
Berlin’de Büyük Jüri Ödülü alan El Club’un yönetmen koltuğunda Pablo Larrain oturuyor. Oscar’lı No, Altın Lale’li Tony Manero ve Post Mortem filmlerinden tanıdığımız Larrain, bu filmde Katolik Kilisesi’ne sert bir eleştiri yöneltiyor. Filmin başrolünde, Larrain’in önceki filmlerinde de birlikte çalıştığı Alfredo Castro rol alıyor. El Club, Şili’de bir sahil kasabasında işledikleri suçlar yüzünden Kilise’den uzaklaştırılmış bir grup rahibin günahlarıyla yüzleşmesini, karanlık bir atmosfer ve sakince açılan bir hikâye örgüsüyle anlatıyor. Çoğu eleştirmenin özellikle oyunculuk performanslarını övdüğü El Club için Larrain birçok eski kilise yetkilisi ve eski rahiple görüşmeler yapmış.

Mükemmel Bir Gün / A Perfect Day / Fernando León de Aranoa

Perfect_Day

 

Kadrosunda Benicio Del Toro, Tim Robbins, Olga Kurylenko gibi yıldız isimlerin yer aldığı Mükemmel Bir Gün, silahlı çatışmanın sürdüğü bir bölgede, bir su kuyusundan bir cesedi çıkarmaya çalışan insani yardım işçilerini konu eder. Savaşın ortasında kalan işçiler için, kobay fareler gibi çıkış yoktur sanki. Belirsizlik içinde tehlikenin tam ortasındaki işçiler, savaş içinde savaş yaşarlar: Mizah, dram, tehlike, umut… İlk kez Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde gösterilen Mükemmel Bir Gün için yönetmen León de Aranoa şöyle diyor: “Bu filmin kaybedecek, durup düşünecek hiç vakti yok. Müzik olsaydı punk rock olurdu.”

Sakin Batı / Slow West / John Maclean
Sundance Film Festivali’nden Jüri Büyük Ödülü’yle dönen Sakin Batı’nın yönetmen koltuğunda, indie rock grubu Beta Band müzisyenlerinden John Maclean oturuyor. 19. Yüzyılın sonlarında, Vahşi Batı’da geçen filmde, sevdiği kadının peşinden Amerika’ya seyahat eden aristokrat bir İskoç ailesinin 16 yaşındaki genç oğulları, bölgenin zorlu şartlarında ona eşlik etmesi için gizemli ve güçlü bir gezginle anlaşır. Filmde, Hunger / Açlık, Shame / Utanç, X-Men ve Soysuzlar Çetesi’nden tanıdığımız çok yönlü oyuncu Michael Fassbender, genç yetenek Kodi Smith-McPhee ve Kara Şövalye Yükseliyor’dan hatırladığımız Ben Mendelsohn yer alıyor.

Knight of Cups / Terrence Malik

Terrence Malick’in Tree of Life / Hayat Ağacı ve To the Wonder / Aşkın İzleri’nin ardından çektiği Knight of Cups’ın ilk gösterimi Berlin Film Festivali’nde ana yarışmada yapıldı. Oyuncu kadrosunda Hollywood yıldızları Christian Bale, Cate Blanchett, Natalie Portman, Freida Pinto, Imogen Poots, Antonio Banderas’ın yer aldığı filmin ana karakteri Rick, Los Angeles’ta yaşayan, etrafında olup bitene anlam vermeye çalışan bir senaryo yazarıdır. Knight of Cups, kendini sisteme kaptırmış umutsuz bir adamın hikâyesini, nasıl ayartıldığını, şöhretini ve aşırılığı anlatıyor.

Güneş Tepedeyken / The High Sun / Dalibor Matanic
Yönetmen Dalibor Matanic’e Cannes’da Jüri Ödülü kazandıran ve Hırvatistan’ın Oscar adayı olan Güneş Tepedeyken, Yugoslavya iç savaşının üç ardışık döneminde aynı oyuncuların farklı karakterleri canlandırdığı üç imkânsız aşk hikâyesini anlatıyor. Farklı etnik kökenler ve savaşın birbirine yabancılaştırdığı karakterlerin öyküsü, 20 yıllık karşılıklı öfkenin ve geride bıraktığı izlerin bir özeti niteliğinde. Güneş Tepedeyken yakın tarihin belki de en karmaşık kimlik arayışının sınırlarını çiziyor.

Paulina / La Patota / Santiago Mitre
Cannes Film Festivali’nde Eleştirmenler Haftası bölümünde Büyük Ödül’e layık görülen Paulina’nın yönetmen koltuğunda Arjantinli yönetmen Santiago Mitre oturuyor. Aldığı ödülün yanı sıra bu yıl Cannes’ın en heyecan verici keşiflerinden olan Paulina, fedakâr ve idealist bir kadın öğretmenin Arjantin’in ücra bir bölgesinde başından geçen olayları anlatan; adalet, dirayet ve fedakârlık kavramlarının sınırlarını yoklayan, cesur bir siyasal gerilim. Paulina’nın oyuncu kadrosunda performansıyla büyük övgü toplayan Dolores Fonzi, Oscar Martinez ve Esteban Lamothe var

Annem / Mia Madre / My Mother / Nanni Moretti
Ferzan Özpetek filmlerinden Cahil Periler, Bir Ömür Yetmez, Şahane Misafir’den hatırladığımız İtalyan oyuncu Margherita Buy ile Amerikalı oyuncu ve yönetmen John Turturro’nun rol aldığı, Cannes’dan Ekümenik Jüri Ödülü’yle dönen Annem / Mia Madre’nin yönetmen koltuğunda ödüllü İtalyan yönetmen Nanni Moretti oturuyor. Film, varoluşsal bir krizin ortasında kalan yönetmen Margherita’nın ölümcül bir hastalıkla uğraşan annesi, huysuz başrol oyuncusu ve ergenlik çağındaki kızıyla baş etmeye çalışmasını izliyor. Nanni Moretti’nin The Guardian’a göre “samimi, hınzır ve akıl çelici” olan bu yarı-otobiyografik filmi, dramla mizahı ustaca harmanlıyor.

Babam / Babai / Visar Morina
Bu yıl Karlovy Vary ve Münih film festivallerinden En İyi Yönetmen ödülü kazanan Visar Morina, Kosova savaşı öncesinde hayatlarını sigara satarak geçindiren bir baba-oğulun hikayesini anlatıyor. Babam, farklı ülkelerde yapılan çekimleri, yönetmen Morina’nın kullandığı sinema dili ve başarılı hikâye anlatımı ile izleyiciden büyük beğeni topluyor. Kosova’nın Oscar adayı film, karmaşık bir düzen içinde aile olmanın önemini vurgulayan bir yapım.

Annemle Geçen Yaz / The Second Mother / Anna Muylaert
Saõ Paulo’da zengin bir evde hizmetçilik yapan Val, mükemmel kanepeler hazırlamaktan evin yeniyetme oğluna dadılık yapmaya kadar, işini son derece ciddiye almaktadır. 13 yıl önce kızını büyükannesi ile bırakıp iş bulmak için Sao Paulo’a gelen Val’in hırslı ve akıllı kızının tekrar hayatına girişiyle evin hassas dengeleri alt-üst olur. İnsanın içini ısıtan Annemle Geçen Yaz, Brezilya’da aile ve sınıf meselelerini yeni, çağdaş ve tempolu bir tarzda ele alıyor. Sundance’te başrollerindeki Regina Casé ve Camila Márdila’ya Jüri Oyunculuk Özel Ödülü kazandıran film, Berlin Panorama bölümünde de İzleyici Ödülü kazanmıştı.

Saul’un Oğlu / Son of Saul / Laszlo Nemes

Cannes’dan Büyük Ödül ve FIPRESCI dahil dört ödülle ayrılan Saul’un Oğlu / Son of Saul, Macar yönetmen Laszlo Nemes’in ilk uzun metraj denemesi. Kısa filmleriyle birçok festivalden ödüle layık görülen Nemes, ilk uzun metrajlı filminde izleyiciyi 1944 yılına, Auschwitz imha kampına götürüyor. Kampta Nazilerle işbirliği yapmaya zorlanan Yahudi mahkûmlardan Saul’un görevi, cesetleri yakmaktır. Bir gün, temizlediği imha fırınında, bir oğlan çocuğunun cesedini görür. O an olanaksız bir ödev üstlenir: Çocuğun cesedini yakılmaktan kurtaracak ve usulünce toprağa verecektir. Başrollerinde Geza Röhrig, Levente Molnar, Urs Rechen’in bulunduğu Saul’un Oğlu, Macaristan’ın 2016 Oscar adayı olarak açıklandı. Saul Ausländer rolünde ilk kez kamera önüne geçen Geza Röhrig, Macar bir yazar ve şair. 35 mm çekilen ve Cannes’da 35 mm kopyasından gösterilen Son of Saul kötülük kavramını benzersiz bir bakış açısıyla sorguluyor.

Aşk Vadisi / Valley of Love / Guillaume Nicloux
Fransa’nın en ünlü ve önemli oyuncularından Isabelle Huppert ile Gérard Depardieu, romancı, yönetmen ve oyuncu Guillaume Nicloux’nun son filminde 35 yıl sonra ilk kez yeniden bir araya geliyor. Huppert ve Dépardieu, kendi adlarını taşıyan, yıllar önce birbirlerinden ayrılmış, çok ünlü bir oyuncu çifti canlandırıyorlar. Filmde, intihar eden oğulları Michael’dan bir mektup alınca yıllar sonra yeniden buluşmayı kabul eden bu acılı çiftin hikâyesi anlatılıyor. Olağanüstü görselliğiyle dikkatleri çeken Aşk Vadisi, bu yıl Cannes’da dünya prömiyerini yaptı ve büyük ilgi topladı.

London Road / Rufus Norris
London Road, 2006 yılında Ipswich’te beş genç kadının canice öldürüldüğü ‘Suffolk Canisi’ cinayetlerinin yankılarını ve etkilerini ele alıyor. Alecky Blythe, mahalle sakinleriyle (yani bir nevi Küçük Britanya ile) yaklaşık 100 saatlik röportajlar yaptı; 2011’de de röportajda sarfedilen sözleri aynen kullanarak müziklerini Adam Cork’un bestelediği ve yine Rufus Norris tarafından sahneye konan bir müzikale dönüştürdü. Müzikalle aynı adı taşıyan beyazperde uyarlaması da aralarından birinin tutuklanmasıyla kendilerini bu trajik olayların tam merkezinde buluveren sıradan insanların hikâyesini müzikle ve kendi sözleriyle anlatıyor. Film ilk gösterimini San Sebastian ve Toronto ?lm festivallerinde yaptı.

Nahid / Ida Panahandeh
2015 Cannes Film Festivali’nde Gelecek Vaad Eden Film Ödülü’ne layık görülen Ida Panahandeh’in ilk uzun metrajlı filmi İran’daki boşanmış kadınların çocukların velayeti ve hülle nikâhı gibi sorunlarını ele alıyor. Bir yandan da Ortadoğu kültürünü, kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi de yansıtan Nahid, İran toplumundaki güçlü kadınların ortak hikâyesi. İranlı yeni nesil yönetmenlerin ödüllü yapıtlarına yepyeni bu örnek, başrolünde Bir Ayrılık filminden hatırladığımız Sareh Bayart dramatik performansıyla büyük övgü aldı.

Hazine / The Treasure / Corneliu Porumboiu
Bükreş’in Doğusu, Bükreş’e Gece Çöktüğünde ya da Metabolizma, Polis, Sıfat filmlerinin yönetmeni Corneliu Proumboiu’nun alaycı dramlarındaki sıradan kahramanlar, küçük bürokratlar ve Romanya’nın komünist geçmişinin uzun gölgelerini sevenler bu sevimli ve minimalist taşlamadan büyük keyif alacaklar. Hazine’nin ilham kaynağı, filmde Adrian’ı canlandıran Adrian Purcarescu’nun gerçek hazine arama hikâyesi. Romanya’da komünist dönem öncesi arka bahçelerine gömülmüş bir hazineyi bulmak için iki komşunun yaptığı iş birliğini konu alan film, karakterlerin motivasyonlarına karşın olayları ilerleyişinin gösterdiği farklılık ahlak anlayışı, devlet ve bürokrasi gibi birçok etkeni gözler önüne seriyor.

Arjantin / Zonda: Folclore Argentino / Carlos Saura
Kanlı Düğün, Tango, Iberia, Fadolar ve Flamenko, Flamenko gibi müzik ve dans filmlerinde bizi kendine hayran bırakan Carlos Saura, bu kez geleneksel Arjantin müziğinin yüreğini açan bir belgesel sunuyor. Arjantin’in farklı bölgelerinde çekilmiş görüntüler ve ülkenin en iyi müzisyenleri tarafından seslendirilen geleneksel şarkılar sayesinde Arjantin şiirsel, büyüleyici bir nitelik kazanıyor; hem kulaklara hem gözlere hitap ediyor.

Aşka Özgürlük / Freeheld / Peter Sollett

Peter Sollett’in Eylül ayında Toronto Film Festivali’nde prömiyer yapan son filmi Aşka Özgürlük, Laurel Hester ile Stacie Andree’nin gerçek aşk hikâyesiyle eşitlik, adalet ve medeni haklar mücadelesini anlatıyor.. Hem kişisel hem de siyasal bir mücadeleyi ele alan bu dokunaklı cesaret hikayesinin başrollerini Julianne Moore, Ellen Page, Michael Shannon, Steve Carell ve Josh Charles paylaşıyorlar.

Gençlik / Youth / La Giovinezza / Paolo Sorrentino

Youth-la-giovinezza

Paolo Sorrentino’nun, Oscar ödüllü Muhteşem Güzellik filminden sonra çektiği Gençlik, iki eski arkadaşın ilişkileri, gençlik anıları ve hayatlarını gözlerinden geçirmesini anlatıyor. Dünya prömiyerini Cannes’da yapan Gençlik, Sorrentino’nun farklı kamera açıları, çarpık yüzler, stilize görseller ve olağanüstü müzikler geçidiyle izleyiciye nefes kesici bir seyirlik sunuyor. Filmin başrollerini Oscar’lı aktör Michael Caine, 2006’da İstanbul Film Festivali’nde Sinema Onur Ödülü alan Harvey Keitel ve Rachel Weisz paylaşıyor.

Sessiz Çığlık / Louder Than Bombs / Joachim Trier
Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos filmleriyle tanıdığımız Joachim Trier’in Cannes’da Altın Palmiye için yarışan son filmi Sessiz Çığlık etkileyici bir psikolojik dram. Üç yıl önce ölen ünlü fotoğrafçı Isabelle’in büyük oğlu Jonah, annesinin anısına düzenlenen bir sergiye katılmak için evine geri döner. Jonah, kardeşi Conrad ve babaları Gene yıllar sonra ilk kez aynı çatı altında zaman geçirecektir. Gene oğullarıyla yeniden yakınlaşmak istese de Isabelle’e karşı besledikleri karmaşık duygular ve farklı anıları durumu zorlaştıracaktır. Senaryosunu Trier ve Eskil Vogt’un ortaklaşa yazdığı Sessiz Çığlık, bir ailenin hayalleri, düş kırıklıkları ve sırlarının portresini çiziyor.

Yeni Ahit / The Brand New Testament / Jaco Van Dormael
Belçikalı oyun yazarı, senarist ve yönetmen Jaco Van Dormael’in 2009 tarihli filmi Bay Hiçkimse’den sonra çektiği ilk film olan bu gerçeküstü komedi, ilk kez Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde gösterildi ve büyük beğeni topladı. Yeni Ahit filminin başrolünde Coco Before Channel filminde performans sergileyen Belçikjalı yönetmen, oyuncu ve komedyen Benoît Poelvoorde yer alıyor. Filmde Tanrı’nın Brüksel’de yaşadığı ve on yaşındaki kızı Ea ile arasındaki huzursuzluğun sıra dışı ve eğlenceli hikâyesine tanıklık ediyoruz.

Saltanatın Mezarlığı / Cemetery of Splendour / Apichatpong Weerasethakul
Altın Palmiye ödüllü Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives / Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor filminin yönetmeni ve 7. İstanbul Bienali sanatçılarından Apichatpong Weerasethakul’un yeni filmi Saltanatın Mezarlığı’nda da gerçeklik, fantastik öğeler, rüyalar, hayaletler ve bilinçaltı iç içe geçiyor. Oyuncu kadrosunda yönetmenin daha önce de beraber çalıştığı Jnejira Pongpas ve Banlop Lomnai’nin yer aldığı filmde Khon Kaen’da yaşayan orta yaşlı bir ev kadınının bir klinikte gizemli bir uyku hastalığına kapılan askerlerle ilgilenmesi konu alınıyor. Prömiyerini Cannes’da yapan filmde yönetmen Weerasethakul, yine çocukluk anılarından, ülkesi Tayland’ın acı olaylarla dolu geçmişinden ve ailesinden ilham alıyor.

Darmadağın / Disorder / Maryland / Alice Winocour
Genç Fransız yönetmen ve senarist Alice Winocour’un ikinci filmi Darmadağın, ilk kez Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış bölümünde izleyiciyle buluştu. Bu psikolojik gerilimin başrollerini, Diane Kruger ile bu yıl İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen Çılgın Kalabalıktan Uzak’ta izlediğimiz başarılı oyuncu Matthias Schoenaerts paylaşıyor. Filmde, eski bir paralı asker olan Vincent’ın Lübnanlı bir işadamının eşini ve çocuğunu korumak için işe alınması, Vincent’ın savaş travmasıyla paranoyaya kapılması ve sonrasında gelişen olaylar ele alınıyor. Bütün film, Vincent’ın bakış açısından izleniyor. Yönetmen Alice Winocour, aynı zamanda Deniz Gamze Ergüven’in ödüllü Mustang filminin senaristlerinden. Hitchcockvari bir gerilim olarak övgü toplayan filmde kamera tek bir bakış açısını izliyor. Winocour, filmin ilham kaynakları arasında Antonioni’nin filmleri, The Conversation (Coppola) ve Take Shelter (Jeff Nichols) filmlerini sayıyor.

Uzaktan / Desde Alla / Lozenzo Vigas
72. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan’a layık görülen Uzaktan / Desde Alla Filmekimi programında. 50 yaşındaki bir adamın 17 yaşındaki bir gençle tanıştıktan sonra hayatındaki sonsuza kadar değişen hayatını konu alan film, Guillermo Arriaga’nın hikayesinden uyarlanıyor. Filmin yönetmen koltuğunda ilk yönetmenlik deneyimine imza atan Lorenzo Vigas bulunuyor. Filmin rollerini ise Alfredo Castro, Luis Silva ve Jericó Montilla paylaşıyor.

Dağlar Uzaklaştığında / Mountains May Depart / Jia Zhang-ke
Çinli yönetmen ve senarist Jia Zhang-ke’nin hem yönetmenliğini yaptığı hem de senaryosunu yazdığı filmi Dağlar Uzaklaştığında, ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Başrollerinde Tao Zhao, Yi Zhang ve Jing Dong Liang’ın olduğu film geçmişten günümüze ve geleceğe uzanıyor. 1999, 2014 ve 2025 yıllarında Çin ve Avustralya’da geçen film, parçalanan bir aile üzerinden kültürel değişim ve tüketici hırsının izlerini sürerek Çin’in ekonomik ve toplumsal dönüşümünü ele alıyor. Dağlar Uzaklaştığında’nın çekimlerine on yıl önce başlandı. Çin’in en önemli çağdaş yönetmenlerinden Jia Zhang-ke’nin bir önceki filmi, “yeni Çin’in” vahşi ve sert bir portresini çizen Günahın Dokunuşu, 2013 Filmekimi’nde gösterilmişti.

BİLETLER 19 EYLÜL CUMARTESİ SABAHI SATIŞTA
İstanbul’da Filmekimi biletleri, 19 Eylül Cumartesi günü 10.30’dan itibaren, Biletix satış noktaları, Biletix internet sitesi (biletix.com), Biletix çağrı merkezi (216 556 98 00) ile Atlas ve Rexx sinemalarında kurulacak gişelerden satın alınabilecek. 24-27 Eylül’de Kurban Bayramı dolayısıyla tüm gişeler kapalı olacak.
Filmekimi’nin Beyoğlu’nda Beyoğlu, Atlas sinemaları, Kadıköy Rexx Sineması’nın yanı sıra Ortaköy’de Feriye Sineması’nda yapılacak İstanbul ayağının biletleri hafta içi gündüz seanslarında (11.00, 13.30, 16.00) sadece 7 TL, hafta sonu gündüz seansları ve tüm 19.00 ve 21.30 seanslarında tam 17, indirimli 12 TL. Tüm 21.30 seansları 17 TL.
Lale Kart üyeleri için ön satış dönemi 16 Eylül’de başlıyor. Siyah ve Beyaz Lale Kart üyeleri 16 Eylül Çarşamba; Kırmızı ve Sarı Lale Kart üyeleri 17 Eylül Perşembe ve 18 Eylül Cuma günlerinde özel indirimlerle biletlerini alabilecek.

BİR BİLET ALANA İKİNCİ BİLET HEDİYE
14. Filmekimi’nin sponsoru Vodafone FreeZone, sinema kampanyasını bu yıl da sürdürecek. Vodafone FreeZone’lu sinemaseverler, Filmekimi’nde bir bilet aldıklarında aynı seans için bir bilet hediye kazanacaklar. Kampanyalı bilet satışları 19 Eylül gününden itibaren Filmekimi ana gişeleri ve biletix.com adresi üzerinden yapılacak. Kampanya koşulları hakkında ayrıntılı bilgi vodafonefreezone.com sitesinde yer alıyor.

TÜRKİYE’Yİ DOLAŞACAK
Filmekimi sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin farklı şehirlerinde de sinema ruhunu yaşatmaya devam edecek. 2011 yılından bu yana gittiği her şehirde büyük ilgi gören Filmekimi, bu yıl da Ankara, İzmir, Trabzon, Bursa ve Edirne’ye uğrayacak.
Filmekimi Ankara Büyülü Fener Kızılay Sineması’nda 2-4 Ekim’de; İzmir Karaca Sineması’nda 9-12 Ekim’de; Trabzon Atapark Avşar Sinemaları’nda 16-18 Ekim’de; Bursa Cinetech Korupark Sinemaları’nda 23-25 Ekim’de ve Edirne Cinemarine Sinemaları Margi Outlet’te 23-25 Ekim’de gerçekleşecek.

tarihte-bugun-ne-oldu425 Mayıs, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 145. (Artık yıllarda 146.) günüdür.

Olaylar

  • 1571 – İspanya Kralı, Venedik ve Papa, Osmanlı Devleti aleyhine ittifak kararı aldı.
  • 1924 – Türkiye Millî Futbol Takımı, Olimpiyat Oyunları kapsamındaki ilk milli maçında, Çekoslovakya’ya 5-2 yenildi.
  • 1944 – Nuri Demirağ’ın fabrikasında yapılan ilk Türk yolcu uçağı İstanbul’dan Ankara’ya uçtu.
  • 1953 – ABD, Nevada’da bulunan deneme bölgesinde, topçu birlikleri tarafından atılan ilk ve tek nükleer bomba denemesini yaptı.
  • 1954 – Türkiye, Osmanlı borçlarının son taksitini ödedi.
  • 1954 – Tokyo’da yapılan Dünya Serbest Güreş Şampiyonası’nda Türkiye birinci oldu.
  • 1961 – ABD Başkanı John F. Kennedy ABD Kongresi’nde yaptığı bir konuşmada 1960’lı yıllar sona ermeden önce mutlaka Ay’a ayak basacaklarını ilan etti.
  • 1963 – 30 Afrika ülkesi bir araya gelerek Afrika Birliği Örgütü’nü kurdu.
  • 1977 – Yıldız Savaşları filmi gösterime girdi.
  • 1982 – Falkland Savaşı sırasında İngilizlerin HMS Coventry adlı destroyeri Arjantin uçakları tarafından batırıldı.
  • 1983 – Milli Güvenlik Konseyi kürtaj yasa tasarısını kabul etti.
  • 1988 – Irak Basra’yı İran’dan geri aldı.
  • 1989 – Mihail Gorbaçov, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devlet Başkanı oldu.
  • 1997 – Afganistan’dan kaçan General Raşid Dostum, Türkiye’ye sığındı.
  • 2001 – 32 yaşındaki Coloradolu Erik Weihenmayer, Everest Dağı’nın zirvesine ulaşan ilk görme özürlü insan unvanını aldı.
  • 2003 – Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Uzak’ adlı filmi 56’ncı Cannes Film Festivali’nde ‘Elephant’ filmiyle birlikte En İyi Film ödülünü paylaştı.
  • 2005 – Azeri petrolünü Türkiye üzerinden dünya pazarına ulaştırması amaçlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattına ilk petrol verildi.
  • 2005 – UEFA Şampiyonlar Ligi 2004-2005 sezonu finali Atatürk Olimpiyat Stadı’nda yapıldı. Normal süresi 3-3 biten maçı Liverpool penaltılarla 6-5 Milan’ı yendi.
  • 2008 – 61. Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü Nuri Bilge Ceylan aldı. Ceylan ödülünü kucaklarken, “Benim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum” dedi. Ceylan, üçüncü kez Cannes’da ödül alarak bir rekora da imza attı..
  • 2010 – Samandıra’da eğitim uçuşu yapan bir askeri uçak, sokağın ortasına düştü. 3 personel hafif yaralandı.

Doğumlar

  • 1803 – Ralph Waldo Emerson, ABD’li yazar ve düşünür (ö. 1882)
  • 1818 – Jacob Burckhardt, İsviçreli tarihçi (ö. 1897)
  • 1865 – Pieter Zeeman, Nobel Fizik Ödüllü Hollandalı bilim adamı (ö. 1943)
  • 1927 – Robert Ludlum, ABD’li yazar (ö. 2001)
  • 1939 – Ian McKellen, İngiliz oyuncu
  • 1945 – Meriç Başaran, tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu
  • 1946 – Sümeyra, ses sanatçısı.
  • 1948- Bülent Arınç, Türk siyasetçi
  • 1973 – Tomasz Zdebel, Polonyalı futbolcu
  • 1976 – Ethan Suplee, ABD’li aktör
  • 1976 – Stefan Holm, İsveçli atlet
  • 1979 – Burak Satıbol, Türk tiyatro, reklam oyuncusu.
  • 1985 – Tuğba Daşdemir, Türk alp disiplini kayakçısı.
  • 1985 – Demba Ba, Fransa pasaportlu Senegalli futbolcu.

Ölümler

  • 1848 – Annette von Droste-Hülshoff, Alman yazar (d. 1797)
  • 1895 – Ahmet Cevdet Paşa, “Cevdet Tarihi”nin yazarı Osmanlı devlet adamı (d. 1822)
  • 1934 – Gustav Holst, İngiliz besteci (d. 1874)
  • 1954 – Robert Capa, Macar asıllı ABD’li fotoğrafçı (d. 1913)
  • 1974 – Ulvi Uraz, tiyatro ve sinema sanatçısı (d. 1921)
  • 1983 – İdris I, Libya kralı (d. 1890
  • 1983 – Necip Fazıl Kısakürek, şair, gazeteci ve yazar (d. 1904)
  • 2001 – Alberto Korda, Kübalı fotoğrafçı (d. 1928)
  • 2010 – Paul Gray, metal müzik grubu Slipknot’ın bas gitaristi (d. 1972)
  • 2014 – Wojciech Jaruzelski, eski Polonya cumhurbaşkanı (d. 1923)

Tatiller ve Özel Günler

  • Havlu Günü

PERA-MUZESİHayat Kısa, Sanat Uzun: Bizans’ta Şifa Sanatı sergisi kapsamında bir sempozyum düzenliyor. Adını Hippokrates’in ünlü aforizmasından alan sergi, Bizans’ta şifa sanatı ve pratiğini, Roma döneminden geç Bizans dönemine uzanan bir süreçte incelemeyi amaçlıyor.

Küratörlüğünü Brigitte Pitarakis’in yaptığı sergide, antik dünyanın kutsal şifacıları Apollo ve Asklepios ile rasyonel tıbbın ve farmakolojinin kurucuları Hippokrates ve Dioskorides’in altyapısını oluşturduğu Bizanslılar’ın şifa metodları (inanç, büyü, rasyonel tıp), İstanbul’daki şifa ve mucize merkezleri, doktor azizler gibi çeşitli konular; ulusal tıp ve botanik elyazmaları, mermer oyma eserler, ikonalar, rölikerler, muskalar, tıp aletleri, bitki örnekleri, antropolojik veriler, nadir baskı kitap, gravür ve arşiv fotoğrafları aracılığıyla anlatılıyor.

14 Mart Cumartesi, 09:30

Katılım ücretsizdir, kayıt gerekmemektedir.
Simultane tercüme yapılacaktır.

AYRINTILI PROGRAM

Sempozyum Hayat Kısa, Sanat Uzun : Bizans’ta Şifa Sanatı – Yeni Bakışlar

14 Mart Cumartesi 2015

09:30 Çay – Kahve

09:45 Açılış Konuşması: Brigitte Pitarakis

I.Oturum Başkan: Koray Durak

Şifaya Dair Algılar ve Endişeler

10:00-10:30 Derek Krueger (Kuzey Carolina, Greensboro Üniversitesi) Bizans’ta Şifa ve Kurtuluş

10:30-11:00 Frederick Lauritzen (Venedik) On Birinci Yüzyıl Konstantinopolisi’nde Bedeni ve Ruhu Sağaltmak

11:00-11:30 Christos Merantzas ve Brigitte Pitarakis (Patras Üniversitesi ve CNRS, Paris) Cinlerin Gürültüsünden Cennetin Melodisine: Bizans’ta Şifa Tartışma ve Çay – Kahve Arası (20 dakika)

Şifa Mabetleri ve Pagan Mirası

11:50-12:20 Şehrazat Karagöz (İstanbul Arkeoloji Müzeleri) Gerçekten Efsaneye Hekim Tanrı Asklepios

12:20-12:50 Philipp Niewöhner (Dumbarton Oaks, Washington, D.C.) Anadolu’nun Şifa Pınarları: Pagan Mirasın Sorunu Tartışma ve Öğle Yemeği

II. Oturum Başkan: Philipp Niewöhner

Şifa Mabetleri ve Azizlerin Hayat Öyküleri

14:30-15:00 Halûk Çetinkaya (Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul) Konstantinopolis’te Kosmidion

15:00-15:30 Anna Lampadaridi (CNRS/IRHT Section grecque, UPR 841, Paris). Yunan Mucize Metinleri Külliyatında Şifa: Trabzonlu Aziz Eugenios Örneği Tartışma ve Çay – Kahve Arası (20 dakika)

Tıbbi Uygulamalar, Şifa ve Hastalık

15:50-16:20 Petros Bouras-Vallianatos (King’s College, Londra) Geç Bizans’ta Tıbbi Teori ve Uygulamalar

16:20-16:50 Koray Durak (Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul) Egzotik İlaçlar ve Bizans Tıbbının Gelişimi

16:50-17:20 F. Arzu Demirel (Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Burdur) İskeletlerden Elde Edilen Veriler Işığında Anadolu Bizans Toplumlarında Sağlık

Tartışma ve Kapanış

Dünyadaki ilk film Garden Cafe isimli bir yerde, 28 Aralık 1895 yılında Lumiere Kardeşler tarafından hazırlanmıştır. Bu tarihten sonra film dünyası hızla gelişmiş ve günümüzde teknoloji ile inanılmaz bir sektör haline gelmiştir. Sizlere bu başlıkta film dünyasında tarihte gerçekleşen ilkler hakkında bilgilere yer vermek 

film dünyası

İlk Çizgi Film Kahramanı

Tarihte çizgi filmlerde kullanılan kahramanlardan ilki “Old Duc Yak” isminde bir keçi olmuştur. 1913 yılı Temmuz ayında hazırlanan bu çizgi film, “Feliz the Cat” isimli çizgi film ile devam etmiştir.

İlk Film Ödülü

Tarihte ilk film ödülü 1912 yılında Turin’de verilmiştir. Yapılan bu film ödülünde 25.000 frank değeri ile Ambrosio Film Co. isimli şirketin hazırladığı bir savaş filmine verilmiştir. Ödül alan bu film “50 Yıldan Sonra” ismindeki filmdir ve ilk ödül alan film olmuştur.

İlk Toplu Film Gösterimi

Dünyada ilk defa bir filmin toplu olarak gösterime girmesi 22 Mayıs 1891 yılında  West Orange’daki Edison
laboratuvarlarında gerçekleşti. Kadın Kulüpleri Ulusal Federasyonu bayan Edison’un konuğu olmuş ve bayan Edison kocasının çalışma odasında bulunan “kineteskop” isimli aleti tanıtmıştır.

Tanıtımını yaptığı bu alet ardından The Sun gazetesi olaya yer vermiştir;

Şaşkınlıklarına rağmen memnuniyetleri de yüzlerinden anlaşılan kulüp üyesi hanımefendiler, yerde bir kutu gördüler. Kutunun yanında bazı makaralar ve kayışlar vardı ve bir adam onları çalıştırmak için uğraşıyordu. Kutunun tepesinde de üç santimetre çapında bir delik vardı. Delikten baktıklarında bir adam gördüler. Bu o zamana kadar gördükleri en güzel resimdi. Resimdeki adam, eğildi, gülümsedi ve şapkasını çıkararak kendilerini selamladı.
Üstelik tüm hareketleri kusursuzdu.

İlk Defa Ücret Karşılığı Gösterilen Film

Film dünyası gelişmeye başladığında sadece deneme olarak hazırlanan filmler ardından bu iş ticarete dönüşmeye başladı. 14 Nisan 1984 tarihinde Amerika’nın New York şehrinde 25 sent karşılığında film izletildi. Broadway’de,
Holland Bros’un kineteskop salonunda gerçekleştirilen bu film gösterimi 25 sent karşılığı 5 film olarak bedel biçilmişti. İlk gün yapılan gösterimde 120 dolar hasılat toplanmıştır yani 500 kişi film izlemiştir.

İlk Hayvan Film Kahramanı

Film dünyasında gelişmeler devam ederken filmlerde bir hayvan oynatmak fikri ile hazırlanan “Rover Kurtarıyor” filmi hasılat rekorları kırmıştır. Rover isimli köpek film dünyasında ilk hayvan film kahramanı olmuştur.

Dünyadaki İlk Film Festivali

6-21 Ağustos 1932 tarihlerinde Venedik’te daha çok turristlerin ilgisini çekmek için yapılan festivale oldukça katılım olmuştur. Halk jürisi seçilmiş ve bu jüri, en iyi oyuncuları yönetmen ve filmi seçmiştir. Bu festivalde herhangi bir ödül verilmedi. Yapılan ilk film festivali sonucu Helen Hayes en iyi kadın oyuncu, Frederich March en iyi erkek oyuncu, Nicolai Ekk, Road to Life adlı filmle en iyi yönetmen, Nous la Liberte en eğlendirici film ve Dr. Jekyll and Mr. Hyde en hayalperest film seçildiler.

Filmlerde İlk Çıplak Sahne

Dünyadaki filmlerde geçen ilk çıplak sahne Avusturalya’lı Annette Kellerman tarafından Tanrıların Kızı filminde yer alarak gerçekleşmiştir.

Kaynak : dunyaninilkleri.com 

4 yıl önce başlatılan “KısaKes Kısa Film Festivali” bu yıl ilk kez uluslararası arenaya taşınıyor. 26-2728 Ocak’ta gerçekleşecek olan festivale dünyadan ilgi büyük.

altıoklar

Arya Su Altıoklar ve Derya Tezcanlı, idealist ve heyecanlı 2 genç sosyoloji öğrencisi. Arya, Mustafa Altıoklar’ın kızı. Dolayısıyla sinemanın içine doğmuş. Ortaokulda çektiği filmleri paylaşacak bir platform bulamayınca işe kendisi girişmiş. “Sinemaya meraklı gençlerin kendilerini ifade edecekleri bir ortam sağlamak istedim ve ‘Neden böyle bir şey yapmıyoruz’ diye düşünerek yola çıktım” diye anlatıyor. Arya’yla üniversitede tanışan Derya da bu fikri hemen sahiplenmiş ve ortaya “KısaKes” çıkmış. Arya ve Derya, 20 yaşında olmalarına rağmen müthiş bir özgüven ve hâkimiyetle anlatıyorlar KısaKes’i. 2010’dan bu yana gerçekleşen organizasyona bu yıl ilk kez tüm dünyadan üniversite öğrencileri katılacak. Jüri koltuğunda da yurtdışından 2 önemli sinemacı var: Guerilla Film’in kurucusu David Wilkinson ve Venedik Film Festivali ana seçicilerinden Paolo Bertolin. Arya Su ve Derya, 26-27-28 Ocak tarihlerinde gerçekleşecek olan festivali anlattı.

Neden KısaKes gibi sert bir isim? Ödüller de Altın Makas, Gümüş Makas diye gidiyor…

kısa_kes_kısa_film

Arya: Bir gün dişlerimi fırçalarken aklıma geldi. Sonra festivalin adı ne olsa diye düşünürken önerdim, herkes “İyi fikir” deyince öyle kaldı.

İlk 2 haftada tüm dünyadan 280 başvuru olmuş. Muazzam bir sayı bu, bekliyor muydunuz?

Derya: Sadece New York’ta belli başlı birkaç okula afiş göndermiştik. Onun dışında bir mailing yaptık. Bir de Cannes Film Festivali’ndeki Türkiye çadırına katılmıştık. Oraya da haber saldık, katkısı olmuştur mutlaka. Yine de bu denli bir ilgi beklemiyorduk.

Arya: Aslında Cannes’a kısa filmle ilgili gözlem yapmaya gittik. Oradaki sistemi görmek çok işimize yaradı. Nasıl bir kurgu var, uluslararası bir festival nasıl yapılıyor epey fikir sahibi olduk. Üstüne bir de Altın Portakal’a gittik.

İstanbul, Ankara ve İzmir’in yanı sıra Berlin’de de gösterimler olacak. Neden Berlin?

Arya: Ana sponsorumuz Bahçeşehir Üniversitesi’nin Washington, Berlin dahil birçok yerde kampusu var. Berlin’de gösterim yapılması Enver Yücel hocamızın fikriydi. “Madem uluslararası bir şey yapıyorsunuz, diğer kampusları neden kullanmıyorsunuz” dedi. Enver Hoca’nın vizyonuna hepimiz hayranız zaten, muazzam bir insan. Berlin’le başladık, zamanla daha da açılacağız.

■ Jüri üyeleriniz de iddialı isimler.

Evet. Paolo Bertolin var. Hem sinema eleştirmeni hem de Venedik Film Festivali’nin ana seçicilerinden. Yapımcı ve Guerilla Film’in kurucusu David Wilkinson, Zeynep Özbatur Atakan ve Rezan Yeşilbaş ve Özge Özpirinççi de diğer jüri üyelerimiz.

Eskiden ödül olarak burs ve ekipman sağlıyormuşsunuz, bu sene festival uluslararası, nasıl ödüllendireceksiniz kazananları?

Ödül olarak dünyadan 13 öğrenciyi İstanbul’a getiriyoruz ve onları 1 hafta boyunca burada ağırlıyoruz. Zaten Bangladeş’ten tutun Meksika’ya kadar birçok yerden öğrenci gelecek.

‘Kısa film şiire yakın’

■ Neden “kısa” sizce?

Arya: Teknolojinin gelişmesiyle birlikte tahammül eşiğimiz çok düştü. Her şey anında olsun bitsin istiyoruz. Sinema salonuna girdiğimizde bile telefonla oynamadan, kafamız dağılmadan duramaz hale geldik maalesef. Bu nedenle kısa filmin, içinde bulunduğumuz dönemde daha fazla öne çıkacağına inanıyoruz. Öte yandan kısa filminizi istediğiniz şeyle çekebiliyorsunuz. İster cep telefonu kamerasıyla çekin ister profesyonel kamera kullanın, bunun bizim için bir önemi yok. Fikrin ne olduğu önemli bizim için.

Kısa filmlerin ticari kaygısı olmadığı için sanatsal yönleri ön plana çıkıyor sanki. Roman ve öykü farkı gibi, öykü daha can alıcıdır ya bazen.

Arya: Daha çok şiire yakın gibi geliyor bana. Derya: Bir fikri ne kadar kısa sürede anlatırsan o kadar değerli diye düşünüyorum. Arya: Anlatmak istediğinizi 90’a atıp anlatmak zorundasınız çünkü.

‘Herkes dünyayı kurtarma derdinde’

■ Festivale 87 ülkeden toplam 1389 başvuru yapıldı.

■ En çok ilgi gösteren ülkeler sırasıyla ABD, İngiltere ve İran. Türkiye 6. sırada.

■ Arya ve Derya’yı en çok şaşırtan aşk üzerine hiç film gönderilmemiş olması. Daha çok toplumsal olayları konu alan, biraz da karamsar filmler öne çıkıyor. “Bireye odaklanan film neredeyse yok, herkes dünyayı kurtarma derdinde” diyor Arya ve Derya.

Diğer etkinlikler

KısaKes kapsamında Yekta Kopan, Meltem Cumbul, David Wilkinson ve daha birçok önemli ismin katıldığı atölyeler ve söyleşiler düzenlenecek. Ayrıntılı bilgi için kisakes.org’u ziyaret edebilirsiniz.

Program

KısaKes, 26-27-28 Ocak’ta Saint Benoit Lisesi’nde başlıyor, 2. gün Bahçeşehir Üniversitesi’nde ve Ortaköy Kültür Merkezi’nde film seçkisi var. 3. gün ise Feriye Sineması’nda kapanış kokteyli ve ödül töreni gerçekleşecek.

 

Kaynak : Gizem Sevinç SELVİ, Haberturk.com

insan-sermayesiFilmekimi’nde, Cannes, Venedik ve Berlin Film Festivalleri’nde ödül alan filmler gösteriliyor.

Sinema izleyicilerinin geçtiğimiz aylarda festivallerin gözdeleri olan filmlerle buluştuğu filmekimi 11 Ekim’de başladı. 18 Ekim’e kadar sürecek İKSV tarafından Vodafone sponsorluğunda düzenlenen festivalde 43 film gösteriliyor.

Etkinlikte Cannes’da önemli ödüller alan filmler dikkat çekiyor. Genç Kanadalı yönetmen Xavier Dolan’ın yönettiği ama bu sefer kendisinin başrolde yer almadığı filmi ‘Mommy’, sorunlu bir ergen, annesi ve komşuları arasında geçen karakter dinamiklerinden beslenen bir film. Cannes’da yarışan film, Jüri Özel Ödülü’nü Jean Luc Godard’ın benzersiz 3D deneyimi ‘Dile Veda’ (Adieu Au Langage) ile paylaştı. Ustalar ustası Godard’ın yeni yapıtı, festivalin direktörü Azize Tan’ın programdaki gözdesi. Rus sinemasının güçlü temsilcisi Andrey Zvyagintsev, Cannes’dan En İyi Senaryo Ödülü ile dönen ‘Leviathan’la günümüz Rusyasına eleştirel bir bakış getiriyor. Cannes’dan filmekimi’ne gelen diğer filmler arasında Mike Leigh imzalı tarihi biyografi ‘Bay Turner’ (Mr. Turner), David Cronenberg’in Hollywood taşlaması ‘Yıldız Haritası’ (Maps to the Stars) da yer alıyor.

Eylül ayında düzenlenen Venedik Film Festivali’nde büyük ödül Altın Aslan’ı kazanan ‘İnsanları İzleyen Güvercin’ (A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence) sinemaseverleri fazla merakta bırakmadan, filmekimi’nde gösteriliyor. Film, İsveçli sinemacı Roy Andersson’ın insanlık hallerine mizah soslu bakışının yeni temsilcisi. Ayrıca Venedik’in diğer bir dikkat çeken filmi, Abel Ferrara’nın Piel Paolo Pasolini’nin son gününü hayal ettiği, İtalyan entelektüeli ise Willem Dafoe’nun canlandırdığı ‘Pasolini’ de filmekimi programında.

Berlin Film Festivali yarışmasından En İyi Senaryo Ödülü alarak filmekimi’ne gelen Alman filmi ‘Çile’ (Kreuzweg) ise programın gizli cevherlerinden. Genç yönetmen Dietrich Brüggemann, seküler toplumda katı dini kuralların işlememesini ergen bir karakter ve 14 plan sekans anlatırken, çok güncel tartışmalara yer açıyor.

Festival farklı şehirlere yayılıyor

Festivalin 11 – 18 Ekim’de İstanbul ayağı, Atlas, Beyoğlu, Nişantaşı Citylife ve Rexx sinemalarında gerçekleşiyor. Ardından filmekimi, Ankara Büyülü Fener Kızılay Sineması’nda 10-12 Ekim, İzmir Karaca Sineması’nda 15-19 Ekim, Bursa Cinetech Korupark Sinemaları’nda 17-19 Ekim, Diyarbakır N-City AVM Avşar Sinemaları’nda 24-26 Ekim, Urfa Emek Sineması’nda 24-26 Ekim ve Trabzon Lara Sinemaları’nda 31 Ekim- 2 Kasım’da yapılacak.

Detaylı bilgi için http://filmekimi.iksv.org/tr adresi ziyaret edilebilir.

Kaynak: Milliyet Sanat