Yazılar

antalya-film-festivali

Kerem Akça, 53. Antalya Film Festivali’ndeki ödül töreni heyecanını değerlendirdi.

antalya film festivali

16 Ekim’de başlayan 53. Uluslararası Antalya Film Festivali Pazar gecesi EXPO’daki törenle son bulacak. Ulusal yarışmada “Albüm” ve “Tereddüt” önde, onları “Siyah Karga”, “Babamın Kanatları” ve “Rauf” izliyor.

TÜRK KÜLTÜRÜYLE YOĞRULMUŞ ‘RÜYA’ TANIMI

“Rüya” ve “Toz”la, iki kadın hikayesi ile 12 filmlik yarışmayı noktaladım. Derviş Zaim, bu kez bir bilimkurgu filmine imza atmış. Ama işin içine dini ve kültürel motifler de sokmuş. Yedi Uyurlar efsanesini ‘aynı karakteri oynayan dört oyuncu’ kurallı olarak canlandırmış. Ana karakterin cami yapmak isteyen bir mimar olması da aslında ‘çizimler’ üzerinden ‘klonlanma’, ‘reenkarnasyon’ ya da ‘seri üretim’in adını koyuyor.

“Rüya”da Taner Tokgöz’ün beceriksizliği ile “Gölgeler ve Suretler” (2010) ve “Devir”deki (2012) adeta beyaz tülbentle kaplanan çerçeveler yeniden canlanıyor. Ama ne olursa olsun son 50 dakikada bir dönüş görüyoruz. O bölümde kağıt üstünde “Hücre” (“The Cell”, 2001) ile “Aç Gözünü” (“Abre Los Ojos”, 1997) arası, Müslümanların ‘bilinçaltında gezinen bilimkurgusu’, ‘uyku hastalığı’ damarıyla canlanıyor. Ama filmde 80’lerde izlediğimiz, “Başlangıç”ın (“Inception”, 2010) esin kaynağı “Dreamscape”in (1984) teknolojisi bile yok.

Açıkçası Yunan mitolojisindeki Cerberus ile eşleştirilebilecek Kıtmir, kutsal bir yol açarak eksik paydaları kapatıyor. Ama bir karakteri fazlaca oyuncunun canlandırdığı “Palindromes” (2004) devrimini göremiyoruz. Zaim’in düşüşünü perçinleyen “Rüya”, türsel yaklaşımıyla ilgi odağı olabilir.

Mimarlık estetiğine getirdiği yorumla da bir fikir jimnastiğine yol açıyor. Cami tasarımından başlayan dramatik yapısında zaman harcamadan son düzlüğe geçse ve teknolojiyle ilişkisini daha güncel hale getirme şansına kavuşsa ‘tutarlı’ veya ‘sahici’ durabilirmiş. Ama özellikle Boğaziçi Köprüsü’ne bakan köpek imgesi fazlasıyla pespaye duruyor.

“Toz” ise kötü sinematografisinin zaaflarını taşıyor. Nihayetinde de bu topraklardaki kadın sinemacıların ‘tek direnişçi kadın karakter yazayım yeterli’ yanılsamasını yansıtıyor. Öykü Karayel, kendisine anlatılan tiplemeyle ‘Afganistan’a göç’ün hüzünlü anlarını tadıyor. Oraya bakış inandırıcı dönüşlerle canlandırılmıyor. TV piyasasından bilinen Ferhat Uzundağ’ın boyutsuz görüntüleri filmi uçuruma sürüklüyor.

ÖNEMLİ ÖDÜLLERİ İKİ FİLM HAK EDİYOR

Son düzlüğe girilirken “Albüm” ve “Tereddüt”ün festival öncesi hissettirdiği ağırlık yerli yerinde duruyor. Bu seneki ulusal jüri sanki Semih Kaplanoğlu’nun gücünü ve kararlarını yansıtmak için belirlenmiş gibi. Ama üyelerin adedine bakınca kadınların ağır basması, bunların ikisinin de yabancı olması ibreyi Ustaoğlu’na döndürebilir. Diğer ödüllerde ise “Rüzgarda Salınan Nilüfer” ve “Toz”a sempati olabilir.

Açıkçası böyle dengeler ortaya çıkabilir. “Siyah Karga”, “Rauf” ve “Babamın Kanatları” ise Kürt sinemasının görsel-işitsel açıdan tutarlı olabileceğini gösteren işler. “Albüm” ile “Tereddüt”ün arkasında sıralarını bekliyorlar. Birincisi kadın hikayesi olmasıyla aslında bazı ödüllere uzanabilir. “Albüm” ve “Tereddüt” bir şekilde hakkını alır, ama bazı sürpriz kararlar da görebiliriz.

KADIN OYUNCU EN ÇEKİŞMELİ DAL

Ama ‘En İyi Erkek Oyuncu’da Menderes Samancılar’ı sadece “Mavi Bisiklet” ve “Rauf”un çocuk oyuncuları sarsabilir. O da tartışmalı olur. ‘En İyi Kadın Oyuncu’ en çekişmeli dal. “Tereddüt”ün Funda Eryiğit’i ile Ecem Uzun’una ortak ödül gidebilir. Şebnem Bozoklu, Şebnem Hassanisoughi, Songül Öden, Öykü Karayel de doğrudan yarışın içinde.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’da “Toz”un belki de ‘ana imajı’ Muhammed Cangören, “Rüya”daki oyunculuklara profesyonellik katan Mehmet Ali Nuroğlu ve “Babamın Kanatları”nın Müsaib Ekici’si ödül bekliyor. En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’da Ecem Uzun ve Kübra Kip’in şansı var.

JÜRİ ÜYELERİNİN KADIN AĞIRLIKLI OLMASI NEYE YOL AÇAR?

En İyi Sinematografi ikinci en çekişmeli dal. “Albüm”, “Siyah Karga”, “Rauf” ve “Tereddüt”ten biri alırsa kimse bir şey demez. Aksi kararlar tartışmalı olur. ‘En İyi Kurgu’ için net bir aday yok, ama “Babamın Kanatları”, “Rüya” ve “Tereddüt” bir şeyler yapabilir.

En İyi Müzik’te “Babamın Kanatları”nın ağırlığı var. ‘En İyi Senaryo’da aslında “Rüzgarda Salınan Nilüfer”, “Rüya” ve “Tereddüt” arasında bir ‘kadın hikayeleri’ yarışı görülüyor. Olursa bunlardan çıkar bir şey. Diğer metinler bir hayli zayıf.

Açıkçası kadın jüri üyelerinin dengesi ile Semih Kaplanoğlu’nun belirgin ağırlığı her şeyi belli edecek. Azınlık hikayeleri mi, sosyal gerçekçi damar mı, diyalogları öne çıkarma arzusu mu, direnişe geçen kadınlar mı, çocuk tiplemelerin duygusal boyutu mu, yoksa sinemanın evrensel tarafı mı zafere ulaşacak? Bunu Pazar gecesi göreceğiz.

Kerem Akça’ya göre ödülleri alacaklar:

En İyi Film: Tereddüt
En İyi İlk Film: Babamın Kanatları
En İyi Yönetmen: Mehmet Can Mertoğlu (Albüm)
En İyi Senaryo: Rüzgarda Salınan Nilüfer
En İyi Erkek Oyuncu: Menderes Samancılar (Babamın Kanatları)
En İyi Kadın Oyuncu: Songül Öden (Rüzgarda Salınan Nilüfer)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Ecem Uzun (Tereddüt)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Muhammed Cangören (Toz)
En İyi Görüntü Yönetimi: Siyah Karga
En İyi Kurgu: Rüya
En İyi Sanat Yönetimi: Rauf
En İyi Müzik: Babamın Kanatları
Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Orhan Pamuk’a Söylemeyin’in ekibi
Behlül Dal Jüri Özel Ödülü: Mavi Bisiklet ve Rauf’un çocuk oyuncuları
Seyirci Ödülü: Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var

Kerem Akça’ya göre ödülleri alması gerekenler:

En İyi Film: Albüm
En İyi İlk Film: Babamın Kanatları
En İyi Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu (Tereddüt)
En İyi Senaryo: Rüya
En İyi Erkek Oyuncu: Menderes Samancılar (Babamın Kanatları)
En İyi Kadın Oyuncu: Şebnem Hassanisoughi (Siyah Karga)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Ecem Uzun (Tereddüt)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Mehmet Ali Nuroğlu (Rüya)
En İyi Görüntü Yönetimi: Siyah Karga
En İyi Kurgu: Babamın Kanatları
En İyi Sanat Yönetimi: Rauf
En İyi Müzik: Babamın Kanatları
Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Orhan Pamuk’a Söylemeyin’in ekibi
Behlül Dal Jüri Özel Ödülü: Genç Pehlivanlar’ın pehlivanları
Seyirci Ödülü: Tereddüt

Kerem Akça’ya göre Antalya Film Festivali’nin yarışmasındaki filmlerin sıralaması:

1-Albüm
2-Tereddüt
3-Siyah Karga
4-Babamın Kanatları
5-Rauf
6-Rüya
7-Rüzgarda Salınan Nilüfer
8-Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kar Romanı da Var
9-Mavi Bisiklet
10-Genç Pehlivanlar
11-Toz
12-Eşik

tarihte-bugun-ne-oldu428 Mayıs, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 148. (artık yıllarda 149.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 217 gün vardır.

Olaylar

  • 1812 – Osmanlı Devleti ve Rusya arasında Bükreş Antlaşması imzalandı, 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı sona erdi.
  • 1830 – ABD Başkanı Andrew Jackson, Amerikan Kızılderililerinin yurtlarından çıkarılmasına ve başka yerlere sürülmelerine olanak tanıyan Yerli İskân Yasası’nı imzaladı.
  • 1862 – Sayıştay kuruldu.
  • 1871 – Paris Komünü düştü.
  • 1902 – Bilim adamı Thomas Edison pili buldu.
  • 1913 – Osmanlı’da ilk feminist örgüt sayılabilecek Teali-i Nisvan kuruldu.
  • 1918 – Tiflis’de Azerbaycan Milli Şurası tarafından Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi.
  • 1919 – Mustafa Kemal Paşa, Havza’dan, sivil ve asker yüksek memur ve komutanlıklara, işgallere karşı çıkılan mitingler düzenlenmesini bildirdi.
  • 1919 – İstanbul’da tutuklanan İttihat ve Terakki ileri gelenleri, Malta’ya sürgüne gönderildi. Bu ilk kafilede 66 kişi yer alıyordu. Sürgünler 20 Kasım 1920’ye kadar sürdü.
  • 1928 – Bakanlar Kurulu, Millet Mektepleri açılmasını kararlaştırdı.
  • 1930 – İnşası 2 yıl süren, New York City’nin önemli sembollerinden Chrysler Binası resmen açıldı.
  • 1933 – Nasyonal sosyalistler Almanya Komünist Partisi’nin bütün mallarına el koydu.
  • 1937 – Birleşik Krallık’ta Neville Chamberlain Başbakan oldu.
  • 1937 – Volkswagen otomobil firması kuruldu.
  • 1940 – Belçika ve Hollanda Nazilere teslim oldu.
  • 1953 – Kore’de 28-29 mayıs savaşlarında Türk tugayı 155 şehit verdi.
  • 1952 – Yunanistan’da kadınlara seçme hakkı verildi.
  • 1954 – Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) en çok konuşulan diller arasına Türkçe’yi de aldı.
  • 1958 – Akis dergisi Yazı İşleri Müdürü Yusuf Ziya Ademhan 3 yıl, Başyazarı Metin Toker 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı; dergi de 3 ay kapatıldı.
  • 1959 – ABD tarafından uzaya gönderilen iki maymun sağ olarak Dünya’ya döndü.
  • 1960 – Milli Birlik Komitesi, Orgeneral Cemal Gürsel’e MBK başkanlığının yanı sıra, başbakanlık, milli savunma bakanlığı ve başkomutanlık görevlerini de verdi. Orgeneral Gürsel aynı gün asker ve sivil üyelerden oluşan bakanlar kurulunu açıkladı. Başbakan Adnan Menderes, Kütahya yolunda tutuklandı. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve yedi bakanın Silahlı Kuvvetler gözetiminde olduğu açıklandı.
  • 1961 – Uluslararası Af Örgütü, Londra’da kuruldu.
  • 1981 – Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK ) Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve Yürütme Kurulu üyeleri, işçileri suça teşvik ve tahrik ettikleri gerekçesiyle İstanbul Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde yargılanmaya başladılar.
  • 1983 – Orhan Kemal Roman Ödülü’nü “Cevdet Bey ve Oğulları” adlı romanıyla Orhan Pamuk aldı.
  • 1984 – Bayrampaşa Cezaevi’nden 4’ü Devrimci Sol, 1’i Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) yöneticisi 5 kişi firar etti.
  • 1987 – Batı Alman pilot Mathias Rust küçük uçağıyla Sovyet hava koridorunu delerek Kızıl Meydan’a indi. Hava Kuvvetleri Başkomutanı Koldunov görevden alındı.
  • 1992 – Türkiye ile Nahçıvan’ı birbirine bağlayan Ümit Köprüsü hizmete girdi.
  • 1997 – Sınır ötesi operasyonda ölü ele geçirilen terörist sayısı bin 817’ye ulaştı.
  • 1999 – 57’nci hükümet kuruldu. MHP, DSP ve Anavatan Partisi’nden oluşan koalisyon hükümetinde Başbakan Bülent Ecevit oldu.
  • 1999 – Leonardo da Vinci’nin şaheseri Son Akşam Yemeği adlı tablo, 22 yıl süren restorasyon çalışmalarının sona ermesiyle İtalya’nın Milano kentinde yeniden sergilenmeye başlandı.
  • 2002 – NATO, Rusya’yı sınırlı ortak ilan etti.
  • 2004 – Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, gençlerin imam hatip liselerine yönlenmelerinin özendirilmesi amaçlandığı gerekçesiyle YÖK Kanunu olarak bilinen Yükseköğretim Kanunu ve Yükseköğretim Personel Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu kısmen TBMM’ye iade etti.
  • 2013 – Taksim Gezi Parkı olayları başladı.

Doğumlar

  • 1807 – Louis Agassiz, ABD’li zoolog, glasiyolog ve jeolog
  • 1887 – Jim Thorpe, ABD’li sporcu (ö. 1953)
  • 1893 – Mina Witkojc, Alman yazar (ö. 1975)
  • 1908 – Ian Fleming, James Bond karakterinin yaratıcısı İngiliz gazete yazarı ve romancı (ö. 1964)
  • 1925 – Bülent Ecevit, Türk devlet adamı, gazeteci ve politikacı (ö. 2006)
  • 1944 – Rudy Giuliani, ABD’li siyasetçi ve hukukçu
  • 1954 – João Carlos de Oliveira, Brezilyalı atlet (ö. 1999)
  • 1963 – Zemfira Meftahaddinova, Azeri atıcı
  • 1964 – İskender Över, Küçük İskender mahlasıyla yazı yazan, şair, yazar
  • 1966 – Cemil Özeren, Türk müzisiyen (ö.2012)
  • 1968 – Kylie Minogue, Avustralyalı şarkıcı
  • 1976 – Zaza Enden, Türk basketbolcu, profesyonel güreşçi.
  • 1981 – Uğur İnceman, Türk futbolcu
  • 1985 – Carey Mulligan, İngiliz oyuncu

Ölümler

  • 1787 – Leopold Mozart, Avusturyalı besteci (Wolfgang Amadeus Mozart’in babası) (d. 1719)
  • 1849 – Anne Brontë, İngiliz yazar (d. 1820)
  • 1937 – Alfred Adler, Avusturyalı psikiyatrist (d. 1870)
  • 1952 – Sermet Muhtar Alus, gazeteci, yazar, karikatürist (d. 1887)
  • 1963 – Ion Agârbiceanu, Rumen yazar (d. 1882)
  • 1971 – Audie Murphy, ABD’li aktör (d. 1924)
  • 1978 – Orhan Peker, Türk ressam (d. 1927)
  • 1979 – Mary Pickford, Kanadalı sinema oyuncusu (d. 1893)
  • 1983 – Çiğdem Talu, Türk şarkı sözü yazarı (d. 1939)
  • 1986 – Edip Cansever, Türk şair (d. 1928)

Tatiller ve Özel Günler

  • Azerbaycan Cumhuriyet Günü

tarihte-bugun-ne-oldu419 Mayıs, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 139. (artık yıllarda 140.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 226 gün vardır.

Olaylar

  • 639 – Chieh-she-shuai ve yandaşları Tang imparatoru Tai Tsung’un yaz sarayı Chiucheng Sarayını bastılar.
  • 1881 – Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bugün doğdu.
  • 1884 – Ringling Kardeşler ABD Baraboo’da ilk sirklerini açtılar. 1919’da Barnum şirketiyle birleştiler.
  • 1897 – Oscar Wilde, 1895’ten beri “ahlak dışı yaşam” suçlamasıyla kürek cezası çekmekte olduğu Reading Zindanı’ndan çıktı.
  • 1910 – Halley kuyruklu yıldızı Dünya’ya yaklaştı.
  • 1919 – Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu müfettişi olarak Anadolu’ya Samsun’dan ayak basması ve Milli Mücadele’yi başlatması.
  • 1924 – Musul sorunuyla ilgili Türk-İngiliz heyetleri arasında, Haliç Konferansı diye adlandırılan görüşmeler başladı. 9 Haziran’a kadar sürecek görüşmelerden sonuç alınamayınca, konu Milletler Cemiyetinegötürüldü.
  • 1934 – Bulgaristan’da faşistler darbeyle iktidarı ele geçirdi.
  • 1935 – Frankfurt am Main – Darmstadt arasında ilk Autobahn açıldı.
  • 1938 – Atatürk, son defa Gençlik ve Spor Bayramı gösterilerini izledi ve Hatay sorunu ile ilgili olarak -rahatsızlığına rağmen- Güney gezisine çıktı.
  • 1940 – İstanbul’da Dolmabahçe Stadı’nın temeli atıldı.
  • 1943 – Ankara’da Gençlik Parkı törenle açıldı.
  • 1968 – Türkiye İşçi Partisi’nin Kayseri’deki toplantısına saldırıldı; konuşmacılar yaralandı, bayrak ve flamalar yırtıldı.
  • 1975 – ABD Senatosu, Türkiye’ye silah ambargosunun kaldırılmasını kararlaştırdı.
  • 1979 – 1 Mayıs günü sokağa çıktıkları için tutuklanan Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran ve 330 partili serbest bırakıldı.
  • 1981 – Atatürk’ün Selanik’te doğduğu ev yeniden düzenlenerek Devlet Bakanı İlhan Öztrak tarafından hizmete açıldı. Atatürk’ün AOÇ’deki evinin benzerinin temeli, Başbakan Bülend Ulusu tarafından atıldı.
  • 1982 – Türkiye, Fransa’dan Yılmaz Güney’in iadesini istedi.
  • 1989 – Kadın Kurultayı toplandı. İlk kez kapalı bir salonda yapılan kadın toplantısına yaklaşık 2 bin 500 kadın katıldı.
  • 1990 – Polis Kadıköy’de bir eve baskın düzenledi. Çıkan çatışmada Hatice Dilek Aslan ve İsmail Oral öldü.
  • 1991 – Hırvatistan’da referandum yapıldı. Halkın % 94’ü bağımsızlık için oy kullandı. Referanduma katılım oranı % 86 oldu.
  • 1993 – Atatürkçü Düşünce Derneği resmen kuruldu.
  • 2000 – Fiji’de, silahlı bir grup parlamento binasını basıp Başbakan Mahendra Chaudry ile 7 bakanı rehin alarak darbe yaptı.
  • 2006 – Türkiye Gençlik Birliği kuruldu.
  • 2003 – Yazar Orhan Pamuk, “Benim Adım Kırmızı” adlı romanıyla IMPAC Dublin Edebiyat Ödülü’nü kazandı.
  • 2004 – ABD işgal güçleri, Irak’ın batısındaki Ramadi kentinde bir eve düzenlediği bombalı saldırıda 45 kişiyi öldürdü.
  • 2011 – Kütahya Simav’da 5.9 şiddetin de deprem oldu. 3 kişi hayatını kaybetti, 120 kişi yaralandı.

Doğumlar

  • 1584 – Miyamoto Musaşi, Japon kılıç üstadı (ö. 1645)
  • 1762 – Johann Gottlieb Fichte, Alman filozof (ö. 1814)
  • 1881 – Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ nin kurucusu (ö. 1938)
  • 1890 – Ho Şi Mingh, Vietnam bağımsızlık hareketinin lideri (ö. 1969)
  • 1910 – Burhan Arpad, Türk gazeteci yazar (ö. 1994)
  • 1914 – Max Perutz, Avusturyalı-İngiliz moleküler biyolog (ö. 2002)
  • 1925 – Malcolm X, ABD’li siyahi lider (ö. 1965)
  • 1925 – Pol Pot, Kamboçyalı komünist lider (ö. 1998)
  • 1947 – David Helfgott, Avustralyalı piyanist
  • 1954 – Nükhet Duru, Pop Şarkıcısı
  • 1966 – Polly Walker, İngiliz oyuncu
  • 1972 – Özcan Deniz, Türk şarkıcı, besteci, oyuncu ve yönetmen.
  • 1975 – Jonas Renkse, Katatonia Grubu’nda Solist
  • 1976 – Kevin Garnett, ABD’li basketbolcu
  • 1977 – Natalia Oreiro, Arjantinli şarkıcı ve oyuncu
  • 1979 – Andrea Pirlo, İtalyan futbolcu
  • 1983 – Yağmur Atacan, Türk oyuncu

Ölümler

  • 1536 – Anne Boleyn , VIII. Henry’nin 2. karısı (d. 1501)
  • 1795 – James Boswell, Dr. Samuel Johnson’ın (“Sözlük Johnson”) biyografi yazarı
  • 1895 – Jose Julian Marti, Kübalı şair (d. 1853)
  • 1898 – William Ewart Gladstone, İngiliz politikacı, Birleşik Krallık Başbakanı (d. 1809)
  • 1927 – Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Türk yazar ve diplomat (d. 1870)
  • 1935 – T. E. Lawrence (Arabistanlı Lawrence), İngiliz arkeolog, asker, casus ve yazar (d. 1888)
  • 1939 – Ahmet Ağaoğlu, Türk siyaset adamı, hukukçu, yazar, gazeteci (d. 1869)
  • 1945 – Philipp Bouhler, Alman Nazi lideri (d. 1889)
  • 1958 – Ronald Colman, İngiliz aktör (d. 1891)
  • 1986 – Behçet Uz, Türk doktor (d. 1893)
  • 1994 – Jacqueline Kennedy Onassis, 35. ABD Başkanı John F. Kennedy’nin dul eşi (d. 1929)
  • 2002 – Leyla Yeniay Köseoğlu, Anavatan Partisi kurucu üyesi ve eski milletvekili (d. 1926)
  • 2013 – Hiroshi Yamauchi, Japon iş adamı (d. 1927)

Tatiller ve Özel Günler

  • 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı
  • 19 Mayıs Cebel Günü (Bulgaristan)
  • Rum Kırımı Anma Günü (Yunanistan)
  • Fırtına : Kokulya Fırtınası (2 Gün)

tarihte-bugun-ne-oldu16 Nisan, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 106. (artık yıllarda 107.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 259 gün vardır.

Olaylar

  • 1912 – Amerikalı havacı Harriet Quimby, Manş Denizi’ni uçarak aşan ilk kadın oldu. 3 ay sonra yaptığı gösteri sırasında uçağın yere çakılmasıyla öldü.
  • 1917 – Bolşevik lider Lenin sürgünde bulunduğu İsviçre’den Rusya’ya döndü ve Sosyalist Devrim’in başlatılması çağrısında bulundu.
  • 1918 – Eleşkirt’in düşman işgalinden kurtuluşu.
  • 1925 – Tanin gazetesi süresiz kapatıldı.
  • 1941 – II. Dünya Savaşı: 500 Alman uçağı Londra’yı bütün gece bombaladı.
  • 1943 – Dr. Albert Hofmann, LSD’nin psychedelic (sanrı yaratan, hayal gördüren) etkilerini keşfetti.
  • 1945 – Kızıl Ordu Berlin’e girdi ve Berlin Muharebesi başladı.
  • 1946 – Suriye, Fransız Mandasıyken bağımsızlığını kazandı.
  • 1948 – Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü kuruldu.
  • 1959 – Ankara Üniversitesi’nde okuyan bir grup genç Said-i Nursi’ye “Ankara Üniversitesi Nur Talebeleri” imzasıyla Şeker Bayramı tebriği gönderdiler.
  • 1968 – Türkiye İşçi Partisi (TİP) yöneticileri Rıza Kuas ve Prof. Sadun Aren hakkında Akdeniz Ülkeleri İlerici ve Anti emperyalist Partiler Konferansı’na katıldıkları için soruşturma açıldı.
  • 1971 – Türkiye İşçi Partisi yönetimine “Kürtçülük” iddiasıyla dava açıldı.
  • 1972 – İnsanoğlunun 5. ay yolculuğu ‘Apollo 16’ uzay aracı ile başladı.
  • 1973 – Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) davası başladı. 256 sanıktan 10’u için idam istendi.
  • 1974 – Eski Demokrat Partililere siyasal hakları geri verildi.
  • 1975 – Başkent Phnom Penh’in düşüşüyle, Kamboçya Kızıl Kmerler’in kontrolüne girdi.
  • 1982 – Eski CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince tutuklandı.
  • 1984 – Kültür ve Turizm Bakanı Mükerrem Taşçıoğlu, “Çıplak denize girmek isteyen turist Türkiye’ye gelmesin” dedi.
  • 1984 – Orhan Pamuk “Sessiz Ev” adlı eseriyle Madaralı Roman Ödülü’nü aldı.
  • 1988 – FKÖ ikinci komutanı Ebu-Cihad, İsrail askerleri tarafından öldürüldü.
  • 1994 – Kamuoyunda “RTÜK Yasası” diye bilinen Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun” Meclis’de kabul edildi.
  • 1995 – Güney Afrika Cumhuriyeti ağır insan hakları ihlalleri olduğu gerekçesiyle Türkiye’ye silah ambargosu koydu. Ambargo 16 Nisan 1997’de kaldırıldı.
  • 1996 – Emir Hattab komutasındaki 50 kişilik Çeçen gurubu 223 Rus askerini öldürdü ve 50 araçlık konvoyu imha etti. Bu olay tarihte Şatoy Pususu olarak bilinir.
  • 1999 – Harvard Üniversitesi, Tansu Çiller’e fahri doktorluk verilmediğini açıkladı.
  • 2001 – Eski Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan suikastı zanlılarından olduğu belirtilen Mehmet Fidancı, İstanbul’da yakalandı.
  • 2007 – Amerika Birleşik Devletleri’nin Virginia Teknik Üniversitesi’nde Cho Seung-Hui adlı öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda, kendisi de dahil 33 kişi öldü, 29 kişi yaralandı.

Doğumlar

  • 1821 – Ford Madox Brown, İngiliz ressam (ö. 1893)
  • 1844 – Anatole France, Fransız yazar (ö. 1924)
  • 1867 – Wilbur Wright, ilk motorlu uçağı yapan ABD’li ünlü Wright Kardeşler’den
  • 1871 – John Millington Synge, İrlandalı oyun yazarı, şair ve folklor kolleksiyoncusu (ö. 1909)
  • 1889 – Charlie Chaplin, İngiliz sinema yönetmeni, oyuncu ve yazar (ö. 1977)
  • 1916 – Behçet Necatigil, Türk şair ve yazar (ö. 1979)
  • 1919 – Merce Cunningham, ABD’li koreograf ve dansçı (ö. 2009)
  • 1921 – Peter Ustinov, İngiliz oyuncu, yönetmen ve yazar. (ö. 2004)
  • 1922 – Afif Yesari, Türk yazar (ö. 1989)
  • 1922 – Kingsley Amis, İngiliz yazar. (ö. 1995)
  • 1924 – Henry Mancini, ABD’li besteci ve aranjör (ö. 1994)
  • 1939 – Dusty Springfield, İngiliz pop müzik şarkıcısı (ö. 1999)
  • 1947 – Kerim Abdülcabbar, ABD’li basketbolcu
  • 1947 – Erol Evgin, Türk şarkıcı, besteci ve oyuncu
  • 1952 – Yve-Alain Bois, tarihçi ve modern sanat eleştirmeni, akademisyen
  • 1960 – Rafael Benítez, İspanyol teknik direktör
  • 1965 – Martin Lawrence, Amerikalı aktör, komedyen, yönetmen ve yapımcı
  • 1971 – Emre Tilev, Türk spor spikeri
  • 1971 – Selena, ABD’li şarkıcı ve söz yazarı (ö 1995)
  • 1973 – Akon, Senegal asıllı Amerikalı Hip-Hop, R&B ve Soul müzik sanatçısı
  • 1976 – Lukas Haas, ABD’li aktör.
  • 1977 – Fredrik Ljungberg, İsveçli futbolcu
  • 1977 – Ceyda Düvenci, Türk Oyuncu
  • 1982 – Boris Diaw, Fransız basketbol oyuncusu
  • 1982 – Robert Popov, Makedon futbolcu
  • 1983 – Marié Digby, Amerikan pop müzik şarkıcısı
  • 1985 – Benjamín Rojas, Arjantinli oyuncu
  • 1987 – Cenk Akyol, Türk basketbolcu
  • 1987 – Aaron Lennon, İngiliz futbolcu
  • 1993 – Mirai Nagasu, Amerikan buz patenci

Ölümler

  • 69 – Otho, Roma İmparatoru (d. 32)
  • 1828 – Francisco Goya, İspanyol ressam (d. 1746)
  • 1846 – Domenico Dragonetti, İtalyan besteci (d. 1763)
  • 1850 – Marie Tussaud, Madame Tussauds balmumu heykel müzesinin kurucusu (d. 1761)
  • 1888 – Zygmunt Florenty Wróblewski, Polonyalı kimyager ve fizikçi (d. 1845)
  • 1947 – Rudolf Höß, Auschwitz toplama kampını komutanı(d. 1900)
  • 1958 – Rosalind Franklin, İngiliz biyofizikçi ve kristallografçısı (d. 1920)
  • 1968 – Edna Ferber, ABD’li yazar (d. 1885)
  • 1972 – Yasunari Kavabata, Japon romancı (d. 1888)
  • 1989 – Hakkı Yeten, Beşiktaş’ın efsane oyuncusu ve kulüp başkanı (d. 1910)
  • 1991 – David Lean, İngiliz yönetmen (d. 1908)
  • 1992 – Sinan Kukul, Türk devrimci (d. 1956)
  • 1994 – Ralph Ellison, Afrikalı-Amerikalı yazar (d. 1913)
  • 1997 – Roland Topor, Fransız oyun yazarı (d. 1938)
  • 2002 – Robert Urich, ABD’li aktör (d. 1946)
  • 2008 – Edward Lorenz, Amerikan matematikçi ve meteorolog (d. 1917)

Tatiller ve Özel Günler

Biyologlar Günü

29 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 88. (artık yıllarda 89.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 277 gün vardır.

tarihte-bugun-ne-oldu

 

Olaylar

  • 1430- Osmanlı orduları Selanik ve İyonya’yı fethetti.
  • 1461- İngiltere tahtı için yapılan Güller Savaşı’ında, York Hanedanı’ından  Edward, Lancaster ailesinden VI. Henry’yi Towtonsavaşında yendi.
  • 1903- Marconi’nin telsiz sistemi aracılığıyla Londra ve New York arasında düzenli haber akışı başladı.
  • 1938- Harp Okulu Mahkemesi, Nazım Hikmet’i 28 yıl hapse mahkûm etti.
  • 1950- Nazım Hikmet, Bursa Cezaevinde açlık grevine başladı.
  • 1957- Kıbrıs’ta gerginliğin tırmanması üzerine Ada’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
  • 1966- Leonid Brejnev, Sovyetler Birliği Komünist Partisi birinci sekreterliğine getirildi. Brejnev, ABD’nin Vietnam politikasını kınadı.
  • 1968- Türkiye’de ilk böbrek nakli, İstanbul’da Doktor Atıf Taykurt ve ekibi tarafından gerçekleştirildi.
  • 1973- Vietnam Savaşı: ABD’nin son birlikleri de Güney Vietnam’dan ayrıldı.
  • 1979- Uganda’da İdi Amin rejimi askeri darbeyle devrildi. İdi Amin kaçtı.
  • 1982- Kanada Yasası ile Kanada bağımsızlığını aldı.
  • 1989- Londra’da dünyanın ilk tüp beşizleri doğdu.
  • 1989- DYP Siirt Milletvekili Abdülrezzak Ceylan, TBMM’de bir tartışma sırasında vurularak öldürüldü. ANAP Siirt Milletvekili İdris Arıkan olayın zanlısı olarak tutuklandı.
  • 2004- Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya NATO’ya kabul edildiler.
  • 2005- Isparta’nın Sütçüler Kaymakamı Mustafa Altınpınar’ın, ilçedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarına Orhan Pamuk’un kitaplarının kütüphane ve kitaplıklardan ayıklanarak imha edilmesi talimatı verdiği ortaya çıktı. Isparta Valiliği talimatı iptal etti.
  • 2006- Dünya’nın büyük bir bölümünde gözlemlenen tam güneş tutulması gerçekleşti.
  • 2009- Türkiye’de yerel seçimler gerçekleşti.
  • 2015 – Alex De Souza, Sao Paulo Alianz ParkStadı’nda Jübilesini Yaptı.

Doğumlar

  • 1790- John Tyler, ABD’li politikacı (ö. 1862)
  • 1824- Ludwig Büchner, Alman filozof ve fizikçi (ö. 1899)
  • 1826- Wilhelm Liebknecht, Alman gazeteci ve politikacı (ö. 1900)
  • 1869- Kalust Sarkis Gülbenkyan, Ermeni iş adamı (ö. 1955)
  • 1884- Memduh Şevket Esendal, Türk yazar (ö. 1952)
  • 1902- Marcel Aymé, Fransız yazar (ö. 1967)
  • 1916- Eugene McCarthy, Amerikalı politikacı (ö. 2005)
  • 1918- Sam Walton, Amerikalı işadamı (ö. 1992)
  • 1937- Gordon Milne, İngiliz futbol adamı
  • 1939- Terence Hill, İtalyan aktör
  • 1940- Astrud Gilberto, Brezilyalı şarkıcı
  • 1943- Sir John Major, İngiliz devlet adamı ve Britanya başbakanı
  • 1943- Vangelis, Yunan bestecisi ve müzik adamı
  • 1945- Walt Frazier, Amerikalı basketbolcu
  • 1949- Kayahan Açar, Türk besteci ve şarkıcı
  • 1950- Mory Kanté, Malili müzisyen
  • 1953- Süher Pekinel, Türk piyanist
  • 1953- Güher Pekinel, Türk piyanist
  • 1954- Ahmed Doğan, Bulgaristanlı politikacı
  • 1957- Christopher Lambert, Fransız aktör
  • 1963- Elle Macpherson, Avustralyalı model, oyuncu, yardımsever ve işkadını
  • 1968- Lucy Lawless, Yeni Zelandalı aktris ve şarkıcı
  • 1972- Rui Costa Portekizli futbolcu
  • 1973- Marc Overmars, Hollandalı futbolcu
  • 1976- Jennifer Capriati, Amerikalı tenis oyuncusu
  • 1981- Nihal Yalçın, Türk tiyatrocu

Ölümler

  • 1772- Emanuel Swedenborg, İsveçli bilim adamı (d. 1688)
  • 1912- Robert Falcon Scott, İngiliz kâşif (d. 1868)
  • 1939- Hafız İbrahim Demiralay, Türk politikacı ve din adamı (d. 1883)
  • 1956- Fuat Uzkınay, İlk Türk sinemacılardan (d. 1888)
  • 1966- Abdullah Ziya Kozanoğlu, Popüler tarihsel roman yazan Türk yazar (d. 1906)
  • 1970- Ayşe Şekibe İnsel, Türk politikacı (d. 1886)
  • 1972- Joseph Arthur Rank, İngiliz sanayici ve film yapımcısı (d. 1888)
  • 1980- Mantovani, İtalyan asıllı besteci (d. 1905)
  • 1982- Carl Orff, Carmina Burananın Alman bestecisi (d. 1895)
  • 1984- Ömer Sami Coşar, Türk gazeteci ve yazar
  • 1984- İlhami Bekir Tez, Türk şair
  • 1985- Marc Chagall, Fransız ressam
  • 1992- Paul Henreid, Avusturyalı aktör (d. 1908)
  • 1993- Alfred Preis, Avusturyalı mimar (d. 1911)
  • 1995- Jimmy McShane, Kuzey İrlandalı şarkıcı, Baltimora (d. 1957)
  • 1999- Joe Williams, Amerikalı şarkıcı (d. 1918)
  • 2009- Maurice Jarre, Fransız besteci (d. 1924)

 

 

Kaynak : wikipedia.org

 

orhan-pamukAydın Doğan Vakfı’nın kurucusu adına 1996 yılından bu yana düzenlediği Aydın Doğan Ödülü’nün, Vakıf Yönetim Kurulu 2015 yılında “Roman” dalında verilmesine karar verdi.

Doğan Hızlan Başkanlığında, Prof. Dr. İnci Enginün, Prof. Dr. Nüket Esen, Semih Gümüş, Prof. Dr. Handan İnci, Prof. Dr. Turan Karataş, Prof. Dr. Jale Parla, Ömer Türkeş ve Metin Celal Zeynioğlu’dan oluşan Seçici Kurul 6 Şubat 2015 Cuma günü, yaptığı toplantıda; Eserleri ile Türk edebiyatına romanın farklı türlerini getirdiği ve bu farklı türlerle kendisini izleyen genç romancılara yeni uygulama ufukları açtığı; burası ve ötesi, dünyevi ve uhrevi, Doğu ve Batı kutuplarını ustalıkla bir araya getirdiği; Türk romanını dünyada temsil eden ustalarımız arasında yer aldığından 2015 Aydın Doğan Ödülü’nün “Roman” dalında Orhan Pamuk’a verilmesine oy birliği ile karar verdi.

TÜRK İNSANININ KÜLTÜR VE YAŞAM KALİTESİNİ YÜKSELTMEK AMACIYLA VERİLİYOR

Aydın Doğan Ödülü, ülkemizde kültür, sanat, edebiyat ve bilim eserlerini yaratıcılarının kişiliğinde, çeşitli dallar için verilen uğraşları, özveriyi, kaliteyi ve mükemmelliğinin yanı sıra emek verenlerin çalışma ve birikimleri ile ulusal ve uluslararası platformda övgü kazananları, mesleklerine başladıkları günden bugüne kadar gösterdikleri başarılar doğrultusunda ödüllendirerek, Türk insanının kültürünü ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla verilmektedir.

ORHAN PAMUK

Orhan Pamuk 1952’de İstanbul’da doğdu. Cevdet Bey ve Oğulları ve Kara Kitap romanlarında anlattığına benzer kalabalık bir ailede, Nişantaşı’nda büyüdü. Otobiyografik kitabı İstanbul’da anlattığı gibi çocukluğundan yirmi iki yaşına kadar yoğun bir şekilde resim yaparak ve ileride ressam olacağını düşleyerek yaşadı. Liseyi İstanbul’daki Amerikan lisesi Robert Kolej’de okudu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde üç yıl mimarlık okuduktan sonra, mimar ve ressam olmayacağına karar verip okulu bıraktı ve İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik okudu. Pamuk, yirmi üç yaşından sonra romancı olmaya karar vererek başka her şeyi bıraktı ve kendini evine kapatıp yazmaya başladı. İlk romanı “Cevdet Bey ve Oğulları” 1982’de yayımlandı ve Orhan Kemal Roman Armağanı’nı ve Milliyet Roman Ödülü’nü aldı. Pamuk ertesi yıl “Sessiz Ev” adlı romanını yayımladı ve bu kitabın Fransızca çevirisiyle 1991’de Prix de la Découverte Européenne’i kazandı. Venedikli bir köle ile bir Osmanlı âlimi arasındaki gerilimi ve dostluğu anlatan romanı Beyaz Kale (1985), pek çok dile çevrilerek Pamuk’a uluslararası ününü sağlayan ilk romanı oldu. Aynı yıl karısıyla Amerika’ya gitti ve 1985-88 arasında New York’ta Columbia Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. İstanbul’un sokaklarını, geçmişini, kimyasını ve dokusunu, kayıp karısını arayan bir avukat aracılığıyla anlatan “Kara Kitap”ı 1990’da yayımladı. Fransızca çevirisiyle France Culture Ödülü’nü kazanan bu roman, geçmişten ve bugünden aynı heyecanla söz edebilen bir yazar olarak Pamuk’un ününü hem Türkiye’de hem de yurtdışında genişletti. 1991’de, Pamuk’un Rüya adını verdiği bir kızı oldu.

1994’te, esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli bir genci hikâye ettiği “Yeni Hayat” adlı şiirsel romanı yayımlandı. Osmanlı ve İran nakkaşlarını, Batı dışındaki dünyanın görme ve resmetme biçimlerini bir aşk ve aile romanının entrikasıyla hikâye ettiği “Benim Adım Kırmızı” adlı romanı 1998’de yayımlandı. Bu kitapla Fransa’da Prix du Meilleur livre étranger (2002), İtalya’da Grinzane Cavour (2002) ve İrlanda’da International Impac-Dublin (2003) ödüllerini kazandı. 1990’ların ortasından itibaren Pamuk, insan hakları ve düşünce özgürlüğü konularında yazdığı makalelerle Türkiye devletine karşı eleştirel bir tavır takındı. Yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli gazete ve dergilere yazdığı edebi, kültürel makalelerden oluşturduğu geniş bir seçmeyi 1999 yılında “Öteki Renkler” adıyla yayımladı. “İlk ve son siyasi romanım” dediği “Kar” adlı kitabını 2002’de yayımladı. Kars şehrinde, siyasal İslamcılar, askerler, laikler, Kürt ve Türk milliyetçileri arasındaki şiddeti ve gerilimi hikâye eden bu kitap, New York Times Book Review tarafından 2004 yılının en iyi 10 kitabından biri seçildi. Pamuk’un 2003 yılında yayımladığı “İstanbul”, yazarın hem yirmi iki yaşına kadar olan hatıralarını aktardığı bir hatıra kitabı, hem de kendi kişisel albümüyle, Batılı ressamların ve yerli fotoğrafçıların eserleriyle zenginleştirilmiş, İstanbul üzerine bir denemedir. Kitapları 62 dile çevrilmiş, bütün dünyada on iki milyon satmış olan Pamuk, pek çok üniversiteden şeref doktorası aldı. Alman Kitapçılar Birliği tarafından 1950 yılından beri verilmekte olan, Almanya’nın kültür alanındaki en seçkin ödülü olarak kabul edilen Barış Ödülü, 2005’te Orhan Pamuk’a verildi. Ayrıca “Kar” Fransa’da her yıl en iyi yabancı romana verilen Le Prix Médicis étranger ödülünü aldı. Aynı yıl Prospect dergisi tarafından dünyanın 100 entelektüeli arasında gösterildi ve 2006 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri seçildi. American Academy of Arts and Letters’ın ve Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nin şeref üyesi olan Pamuk, senede bir dönem Columbia Üniversitesi’nde ders veriyor.

NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜNÜ KAZANAN İLK TÜRK

Orhan Pamuk 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alarak bu ödülü kazanan ilk Türk oldu. Pamuk 2008’de aşk, evlilik, dostluk, mutluluk gibi konuları bireysel ve toplumsal boyutlarıyla işlediği “Masumiyet Müzesi” adlı romanını; 2010 yılında ise çocukluğundan başlayarak hayatını ve edebiyatla ilişkisini eksen alan yazı ve röportajlarından oluşan “Manzaradan Parçalar”ı yayımladı. Pamuk, 2009’da Harvard Üniversitesi’nde verdiği Norton derslerini 2011 yılında Saf ve Düşünceli Romancı adıyla kitaplaştırdı. 2012’de İstanbul’da Masumiyet Müzesi’ni açtı ve müzenin kataloğu “Şeylerin Masumiyeti”ni yayımladı. Aynı yıl Avrupa kültürüne olağanüstü katkılarından dolayı Danimarka’da Sonning Ödülü’nü aldı. 2013’te ise kitaplarından seçtiği en güzel parçalardan oluşan “Ben Bir Ağacım” ı yayımladı. Masumiyet Müzesi, Avrupa Müzeler Forumu tarafından 2014 yılında Avrupa’nın en iyi müzesi seçildi.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE AYDIN DOĞAN ÖDÜLLERİ

1) 1997 Aydın Doğan Ödülü: Roman Adalet Ağaoğlu
2) 1998 Aydın Doğan Ödülü: Soysal ve Beşeri Bilimler Prof. Dr. Doğan Kuban ve Prof. Dr. Emre Kongar
3) 1999 Aydın Doğan Ödülü: Görsel Sanatlar Ara Güler
4) 2000 Aydın Doğan Ödülü: Şiir Melih Cevdet Anday
5) 2001 Aydın Doğan Ödülü: Tarih İlber Ortaylı
6) 2002 Aydın Doğan Ödülü: Klasik Batı Müziği Ankara Devlet Konservatuarı
7) 2003 Aydın Doğan Ödülü: Arkeoloji Ord. Prof. Dr. Sedat Alp ve Prof. Dr. Altan Çilingiroğlu
Hizmet Ödülü: Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü ve Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araşt. Enstitüsü
8) 2004 Aydın Doğan Ödülü: Türk Halk Müziği Yücel Paşmakçı
Hizmet Ödülü: İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı ile Folklor Kurumu
9) 2005 Aydın Doğan Ödülü: Kent Mimarisi, Kent Dokusu İzmir Konak Meydanı Düzenlemesi ve Kastamonu Tarihi Kent Dokusu İyileştirme Projeleri
10) 2006 Aydın Doğan Ödülü: Resim Adnan Varınca
11) 2007 Aydın Doğan Ödülü: Moda Tasarımı Özlem Süer ve Ümit Ünal
12) 2008 Aydın Doğan Ödülü: Heykel Seyhun Topuz
13) 2009 Aydın Doğan Ödülü: Tiyatro Genco Erkal
14) 2010 Aydın Doğan Ödülü: Sinema Nuri Bilge Ceylan
15) 2011 Aydın Doğan Ödülü: Türk Halk Müziği Mehmet Özbek
Hizmet Ödülü: Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarı
16) 2012 Aydın Doğan Ödülü: Öykü Selim İleri
17) 2013 Aydın Doğan Ödülü: Türk Müziği Prof. Dr. Nevzat Atlığ Türk Musikisi Vakfı
18) 2014 Aydın Doğan Ödülü: Fotoğraf Ozan Sağdıç
Hizmet Ödülü: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü

nazim-hikmetÇağdaş Türkçe şiirin kurucularından biri olan Nazım Hikmet’in kültür mirasını devam ettirmek adına Boğaziçi Üniversitesi’nde ‘Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’ açıldı. Açılışa Orhan Pamuk görüntülü bir konuşma ile katıldı.

Türkiye’de bir üniversite bünyesinde ilk kez Nazım Hikmet adına bir merkez kuruldu. Yazar Murat Gülsoy’un öncülüğünde başlatılan proje, uzun bir araştırma ve ön çalışma sürecinin sonunda tamamlandı ve 15 Aralık’ta hayata geçirildi.

Buna göre Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde kurulan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nde özgün araştırmaların desteklenmesi planlanıyor. Ayrıca baraşırılı çalışmalar Nazım Hikmet Tez Ödülü ile onurlandırılacak.

Pamuk video konferansla katıldı

Merkezin açılışında görüntülü konferans yoluyla katılan Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, Nazım Hikmet’i şu sözlerle anlattı:

“Nâzım Hikmet’i anlamak onu tabu ve yasaklarla korunan bir başka put haline getirmek değil; onun bu olağanüstü yeteneğini nasıl büyük bir edebiyat haline getirdiğini adım adım görmektir.”

Ayrıca Nazım Hikmet’in kişiliğinden de etkilendiğini ve 1970’li yıllarda onun gibi şiirler yazmayı denediğini de belirten Pamuk konuşmasına şöyle devam etti:

“Benim şiirlerim çok kötüydü ama onun gibi olmak heyecanı vardı bende. Ben Lise 2’de okurken yayınlanan, Nâzım Hikmet’in hapishaneden Kemal Tahir’e gönderdiği mektuplar hayat yolunda bana çok yardımcı olmuştur. Nâzım Hikmet’in Orhan Kemal’e yazdığı mektupları da aynı heyecanla okurdum. Bu mektuplar beni toplumsal, eleştirel Türk edebiyatına da açmıştır.”

Nazım Hikmet’in kahramanlaştırılmasından da bahseden Pamuk bu konuya dair düşüncelerini şöyle aktardı:

“Biz kahramanlarımızı anlamak değil; onlara hayran olmak isteriz. Çoğumuzun menkıbename’leri tercih etmesi bu nedenledir. Kahramanlarımız hakkında tabular icat ederiz. Nâzım Hikmet’in hayatı da eserleri de bu türden tabu ve yasaklarla doludur. Atatürk döneminde Nâzım Hikmet hakkında açılan davalar, şairin çeşitli defalar sürgüne veya hapse gönderilmesine rağmen Atatürk’ü sevmeye devam etmesi; ancak hapisten çıkar çıkmaz Kuvayı Milliye Destanı’nı yarım bırakması böyle tabu bir konudur.”

Tarık Akan, Rutkay Aziz, Oya Baydar, Altan Öymen gibi tanınmış isimlerin yanı sıra akademik dünyadan, yayınevlerinden ve basından da pek çok kişi merkezin açılışında hazır bulundu.

Merkezde neler yapılacak?

Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, edebiyat, tarih, sanat ve sosyal bilimler alanlarında disiplinler arası çalışmalar yapmak ve çağdaş Türkçe şiirin kurucu şairi şair Nazım Hikmet’i tanıtmayı planlıyor. Bu kapsamda Merkez, Türkiye’nin kültür ve sanat birikimi üzerine yapılacak özgün çalışmaları destekleyecek, araştırmacılar için uygun bir ortam hazırlayacak, ulusal ve uluslararası ölçekte bilgi paylaşımını sağlayan bir yapı oluşturacak. Ayrıca Türkiye’nin son iki yüzyıllık kültür ve sanat birikimi üzerine yapılan özgün akademik çalışmaları desteklemek üzere ‘Nâzım Hikmet Tez Ödülü’nün de her yıl verilmesi planlanıyor.

Kaynak: Al Jazeera

GÜLDESTANGeçmişle günümüzü buluşturan, antik metinlerden günümüze süren yolculukta, sonunda ‘gül’e ulaşan ‘Güldestan’ eklenen yeni bölümlerle yıllar sonra yeniden İstanbul’da sahnelenecek. MDTİst (Modern Dans Topluluğu İstanbul) Genel Sanat Yönetmeni Beyhan Murphy’nin ilk kez 2004’te Mercan Dede ile beraber hazırladığı, o günden bugüne, Mersin, Antalya, Samsun, İzmir ve İstanbul olmak üzere beş Devlet Opera ve Balesi tarafından yerleşik sahnelerde ve Hollanda, Çin, Almanya, Makedonya ve Fransa’da sahnelenmiş olan Güldestan’ın 10. yılını kutluyor.

Güldestan’da bir göç yolundan şehirdeki kafeye, çağdaş yazar Orhan Pamuk’un eserlerinden 18.yy’da Evliya Çelebi’ye, modern insanın içsel yolculuklarından sema’ya, Osmanlı zamanlarından modern İstanbul’a ve nihayetinde de GÜL’e varan bir yolculuk anlatılıyor. Mercan Dede ve Beyhan Murphy’nin proje içerisinde buluşması, Güldestan’ı, sadece elektronik müzik ve sufi gelenekleriyle müzikal anlamda değil, mekansal ve anlatım biçimi açısından da geçmişle geleceği buluşturan unsurlar taşıyor.

Geçmiş yıllarda Güldestan’da dans etmiş konuk sanatçılarla birlikte, MDTİstanbul dansçıları tarafından sahnelenecek temsilde, Mercan Dede’nin canlı performansı ile sahnede viyola, kanun, çello, klarnet ve perküsyonun yer aldığı orkestra ve Ara Güler’in fotoğrafları eşlik ediyor.

İstanbul’da en son 2008 yılında AKM’de sahnelenen oyunun yeni temsilleri, 18-19 Kasım ve 14-17 Aralık tarihlerinde Fulya Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek.

Edebiyatımızın önde gelen dergilerinden Notos, her yıl farklı bir konuda düzenlediği geleneksel yıllık soruşturmalarının sekizincisinin sonuçlarını Şubat-Mart, 44. sayısında açıkladı. Yapılan geniş soruşturma sonunda ortaya çıkan 40 kitaplık liste, bir belge olarak ortaya çıktı. İşte ilk 20

klasik türk edebiyatı

  • 1 İnce Memed Yaşar Kemal
  • 2 Tutunamayanlar Oğuz Atay
  • 3 Saatleri Ayarlama Enstitüsü Ahmet Hamdi Tanpınar
  • 4 Memleketimden İnsan Manzaraları Nâzım Hikmet
  • 5 Kürk Mantolu Madonna Sabahattin Ali
  • 6 Anayurt Oteli Yusuf Atılgan
  • 7 Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar
  • 8 Alemdağ’da Var Bir Yılan Sait FaikAbasıyanık
  • 9 Yunus Emre Divanı
  • 10 Aşk-ı Memnu Halit Ziya Uşaklıgil
  • 11 Kara Kitap Orhan Pamuk
  • 12 Çalıkuşu Reşat Nuri Güntekin
  • 13 Bereketli Topraklar Üzerinde Orhan Kemal
  • 14 Kuyucaklı Yusuf Sabahattin Ali
  • 15 Aylak Adam Yusuf Atılgan
  • 16 Yaban Yakup Kadri Karaosmanoğlu
  • 17 Dede Korkut Kitabı
  • 18 Kendi Gök Kubbemiz Yahya Kemal Beyatlı
  • 19 Seyahatname Evliya Çelebi
  • 20  Eylül Mehmet Rauf

Notos ’un yıllık büyük soruşturmalarının edebiyat tarihimize düşülmüş nitelikli kayıtlar arasında yer alacağı, gelecekte geçmişe dönük çalışmalar yapacak bütün edebiyat araştırmacıları için başvurulması gerekli kaynaklar arasında bulunacağı belirtilebilir.

Kaynakça: []

Çin’e gitmeye ya da gitmemeye çalışmanın pek yararı yok, Çin zaten her anlamda gelmekte. Bunu bir “Çin Sendromu”na dönüştürmemenin yolu ise bu muazzam ülkeyi tanımaktan, anlamaktan, öğrenmekten geçiyor.

32 kitap fuarıBundan yüzyıllarca önce Bilge Kağan, Orhun Yazıtları’nda Türklere seslenmiş, “Çin’e gitme… Çin seni yutar!” diye uyarıda bulunmuştu. Çok sonraları Napolyon da benzer yaklaşımla, “Bırakın uyusun. Çin uyanırsa yer yerinden oynar!” demişti ama Batı, 19. yüzyılda tüm gücüyle son kez üzerine çullandığı Çin’in 20. yüzyıldaki uyanışını ve büyük silkinişini önleyemedi. Uyuyan dev çoktan uyandı, ayağa kalktı ve artık iyice belli oldu ki Çin’den kaçış yok.

Çin, yayılıyor… Aklınıza hemen dünyanın ikinci büyük ekonomisi ya da ticaret hacmi vb. kavramlar gelmesin. Örneğin denir ki Çin’deki ve yeryüzünün dört yanındaki tüm Çinliler, bir gece aynı anda evlerinin dışında yemek yemeye karar verse, dünyada hepsinin oturabileceği kadar çok sayıda sandalyeye sahip Çin lokantası mevcuttur… Dünyanın tartışmasız en zor dili olan Çincenin ABD ve Avrupa’daki çoğu lise ve üniversitede İspanyolcayı geride bırakıp birinci seçmeli dil dersi haline gelmesinden sayıları her kıtada giderek çoğalan Konfüçyus Enstitüleri’ne kadar, siyasi ve ekonomik alanların yanı sıra kültürel olarak da her geçen gün daha fazla hissedilen bir “Çin ağırlığı” söz konusu. Anlayacağınız, artık Çin’e gitmeye ya da gitmemeye çalışmanın pek yararı yok, Çin zaten her anlamda gelmekte. Bunu bir “Çin Sendromu”na dönüştürmemenin yolu ise bu muazzam ülkeyi tanımaktan, anlamaktan, öğrenmekten geçiyor.

Edebi ilişkiler güçlendirilmeli

Asya’nın en doğusundaki Çin ile batı ucundaki Türkiye arasında kurulan kültürel köprü, 2012’nin “Çin’de Türkiye Yılı” ve 2013’ün “Türkiye’de Çin Yılı” olarak kutlanmasıyla biraz daha sağlamlaştırıldı. Öte yandan Çin’in, bu yıl 32. kez düzenlenen TÜYAP İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı’nın konuk ülkesi olarak belirlenmesiyle iki ülke arasındaki karşılıklı ilişkiler zincirinin halen en zayıf halkalarından biri niteliğindeki edebiyat-yayıncılık alanında da çok ciddi bir adım atılmış olduğuna hiç kuşku yok. Türk edebiyatını 1970’li yılların başlarında Aziz Nesin öykülerinin çevirileriyle tanımaya başlayan (bu öyküler sonradan Nasılİntihar Ettim? başlıklı bir derleme haline getirildi) Çin’de, 1980’lerde de Yaşar Kemal ( İnce Memed ), Sabahattin Ali ( Kürk Mantolu Madonna ), Reşat Nuri Güntekin ( Çalıkuşu ) çevirileri yapılmıştı.

Son yıllarda ise Benim Adım Kırmızı ’nın 2006’da Çin’de Yılın En İyi Romanı seçilmesiyle başlayan süreçte Orhan Pamuk’un diğer kitaplarının ve Ahmet Hamdi Tanpınar ( Huzur ), Can Dündar ( Sarı Zeybek ), Orhan Kemal ( Bereketli Topraklar Üzerinde , Cemile , Avare Yıllar ), Tuna Kiremitçi ( Dualar Kalıcıdır ), Barış Müstecaplıoğlu ( Korkak ve Canavar ), Ahmet Ümit ( Patasana ) çevirileriyle Çinli okurların edebiyatımızı tanıma fırsatları çoğaldı ama bu tablo tabii ki yeterli sayılmamalı. Tabloyu daha da renklendirmek açısından, ajans ve yayınevlerimizin Çin’deki uluslararası kitap fuarlarının önemini biraz gecikerek de olsa anlamaya başlamaları sevindirici. Öte yandan başkentin merkezindeki Xidan semtinde bulunan, Asya’nın en büyük kitabevi niteliğindeki ve dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’de metrekareye düşen insan sayısının en fazla olduğu yerlerden biri “Beijing Books Building”in beş katının herhangi bir koridorunda herhangi bir rafın Türk edebiyatından çeviri eserlere ayrılması, biraz daha zaman alacak gibi.

Çinceden çevirmen ihtiyacı

Benzer durum, Çin edebiyatı ve kültürünün Türkiye’deki yansıması açısından da az çok geçerliyse de Çinli okurlar bize göre daha şanslı sayılabilir. Yazarlarımız Çinceye doğrudan Türkçeden çevrilirken biz Çin edebiyatını çok büyük oranda İngilizce, Fransızca ya da Almanca üzerinden yapılan çevirilerle tanımak zorundayız. Türkçeye edebi düzeyde hâkim “yeterince” Çinli çevirmen varken, Ankara Üniversitesi DTCF Sinoloji Bölümü’nün ünlü hocalarından Prof. Dr. Muhaddere Nabi Özerdim’in 1950’li yıllardaki kimi çevirileri ya da aynı bölümün günümüzdeki anabilim dalı başkanı Prof. Dr. Bülent Okay’ın çalışmaları dışında, Çince çevirmen eksikliği hissettiğimiz çok açık. Elias Canetti’nin Körleşme ’sinin ünlü kahramanı Prof. Kien gibi olmasa da hayatını Çin dili, yazısı ve edebiyatını araştırmaya adamış bilim ve sanat insanlarımızı artırmaktan başka çaremiz yok.

Beden diliyle anlaşamayız!

Kitapların, bir ülkeyi ve insanını, kültürünü, tarihini, düşünme sistemini tanımak açısından, gezip görmek ve yerinde incelemek kadar verimli kaynaklar olduğuna kuşku yok.

Ancak söz konusu ülke Çin olunca iş biraz zorlaşıyor doğrusu, çünkü beden dilinin en basit örneklerinin bile evrensel olmadığını kanıtlayan, kimi sembollerin, mimiklerin, günlük davranış kalıplarının alabildiğine özgün kaldığı bir ülkeyle karşı karşıyayız. Şöyle söyleyeyim; örneğin iki elinizin avuç içlerini birkaç kez birbirine sürtmek Türkiye’de “İşler çok iyi” demekken, Çin’de “İflas ettim, işler çok kötü” anlamına geliyor! Dolayısıyla bir şiirin, romanın, şarkının ya da filmin içeriğinin tamamıyla anlaşılmasının dünyanın geri kalanı için nerdeyse imkânsız bulunduğu bir ülkeyle karşı karşıyayız. Batılılar boşuna “Çin’de hiçbir şey göründüğü gibi değildir!” demiyor ve Çin sinemasının ünlü temsilcilerinden Chen Kaige, “Çin’le ilgili konuların derinine inemezsiniz, yoksa yabancılar anlamaz. Hong Kong ve Tayvan’dakiler bile anlamıyor!” demekte çok haklı.

cin-li-edebiyatcilar-istanbul-kitap-fuari-ndaİlim Çin’de de olsa…

Yine de uzun yıllardır yalnızca kitaplar aracılığıyla tanıdık ve daha yakın kıldık Çin’i. Kanuni döneminde Çin’e gönderilen birkaç elçi dışında Osmanlı-Çin ilişkilerinin yok denecek kadar az olduğu söylenebilir. 17. yüzyılda Katip Çelebi’nin Cihannüma ’da Çin’e ayırdığı sayfaların dışında entelektüel-edebi ilgiye de hemen hiç rastlanmıyor. Başta İngiltere olmak üzere belli başlı Avrupa hükümetlerinin 1898’in yaz aylarında ülkede yaşanan sömürgecilik karşıtı ünlü Boxer İsyanı’ndan şaşırtıcı biçimde Osmanlı İmparatorluğu’nu sorumlu tutmalarının dışında, Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1971’de Birleşmiş Milletler’e kabulü ve Türkiye tarafından da tanınmasının öncesinde karşılıklı ilişki, her anlamda son derece zayıf. Ama bir yandan da “İlim Çin’de de olsa gidip alınız” gerçeği var ve bu da günümüzde çok daha geçerli hale gelmiş durumda.

Romanlardaki Çin, savaş, devrim

Türk okuru, Çin gerçeğiyle öncelikle romanlar sayesinde tanıştı. Binlerce sayfa arasında çıkılacak bir “uzun yürüyüş”, çoğu klasikleşmiş bu romanların önemlerini günümüzde de koruduklarını, bu uzak ülkeyle yakınlaşmak açısından halen işlevsel olduklarını ortaya koyuyor.

Çinli baba ile Belçikalı anneden doğan Han Suyin’in 1955’te William Holden ve Jennifer Jones’lu bir Henry King filmine de dönüştürülmüş olan Aşk Güzel Şeydir romanı, 1956 yılında Altın Kitaplar tarafından sunulmuş okurlarımıza. Çin Devrimi’nin fırtınalı yıllarında Hong Kong’ta evli İngiliz erkek ve âşık olduğu Çinli kadının ilişkileri etrafında gelişen bir aşk öyküsü anlatan roman, yazarın yaşamından gerçeklikler de barındırıyor.

2012’de 86 yaşında ölen Han Suyin’i gene Çin dekorunda geçen Aşka Vakit Yok (Halk Kitabevi, 1967) romanı ve önce Hürriyet, sonra da Berfin Yayınları’nca yayımlanan, iki ciltlik çok başarılı bir Mao Zedung biyografisi olan Sabah Tufanı ’yla da tanımıştık.

Bir Çin köyünü ve kocası kaçıp gidince üç çocuğu ve ihtiyar kaynanasıyla kalan gencecik bir köylü kadını anlatan Pearl S. Buck romanı Ana (Remzi Kitabevi, 1943); devrim öncesinde savaş ağalarının talan ettiği köyünden kaçıp Pekin’e gelen bir çekçekçinin öyküsünün aktarıldığı Çekçek (Konuk Yay., 1975); Japon işgali ve sonrasındaki Kuomintang dönemi ile devrimi, Pekin’deki bir kukla ustasının gözünden öyküleyen enfes Paul Tillard romanı Kuklacı (Cem Yay., 1975), Agnes Smedley’den ünlü Çin Savaşıyor (Bora Yay., 1975), Luo Kuang ve Yang Yi’nin yazdığı, ülkemizde de bir kuşak üzerinde çok etkili olmuş Kızıl Kayalar (Aydınlık Yay., 1978), Attilâ İlhan çevirisiyle okuduğumuz müthiş Andre Malraux romanı Kanton’da İsyan (Yazko, 1981) ya da Bernardo Bertolucci’nin sinemaya da aktardığı, Çin’in sonradan bir yurttaş-bahçıvana dönüşen son imparatoru Pu Yi’nin anıları Son İmparator (Afa Yay., 1988), Çin’in yakın tarihini, Japon işgali, iç savaş, devrim ve Kültür Devrimi dönemlerini ele alarak anlatan yapıtlar olarak öne çıkıyorlar.

Eva Siao’nun Çin: Hayallerim, Hayatım (Afa Yay., 1994) başlıklı sarsıcı anıları da bu kapsamda mutlaka okunması gerekenlerden.

Nobelli iki yazar

Daha yakın dönemlerde, 1990’dan bu yana Fransa’da yaşayan 1972 Pekin doğumlu Shan Sa’nın, Çin tarihindeki tek kadın imparator Wu Zeitang’ın korkunç yaşamını ve 7. yüzyılda Yasak Şehir’de işlerin nasıl döndüğünü son derece etkileyici şekilde anlattığı İmparatoriçe (Doğan Kitap, 2003) ve gene aynı yazarın kaleme aldığı, 1930’larda Japonların işgali altındaki Mançurya’daki direnişçi bir genç kızın öyküsünü anlattığı Go Oyuncusu (Doğan Kitap, 2004) gibi romanlar da Çin tarihi ve kültürünü tanımak için zengin malzeme sunuyorlar.

Parisli bir gazeteci, Teksaslı bir edebiyat profesörü ve Alman bir Sinolog’un Pekin’de çok gizli bir elyazmasının peşine düşmelerini anlatan, Kolombiyalı yazar Santiago Gamboa’nın kaleminden çıkan, özellikle Pekin’i tanımak açısından yararlı Düzenbazlar (Doğan Kitap, 2002) ve “Çin’in yüksek yemek kültürünün gizli dünyasına bir yolculuk” öneren, “Gelenek ve modern dünya arasında sıkışmış bir ülkenin harika bir resmi olarak” nitelendirilebilecek Nicole Mones romanı Son Çinli Şef de (Doğan Kitap, 2007), aşk, yemek ve dostluk üzerine, günümüz Çin’inden çarpıcı kesitler aktaran keyifli bir roman olarak yer alıyorlar listemizde.

Dipnot Yayınları’nın küçük okurlar için hazırladığı masal dizisinin Çin Masalları (2008) durağına da uğrayalım ve kitapta yer alan 19 masalın çok şey anlattığını vurgulayalım.

2012’de Nobel Edebiyat Ödülü kazanan Mo Yan’ın, 1987’de Zhang Yimou tarafından beyazperdeye aktarılan, bir ailenin üç kuşağının öyküsünü anlatarak 1923-1976 arasında Çin’deki önemli toplumsal-siyasi olayları öykülediği Kızıl Darı Tarlaları da (Can Yay.) Çin edebiyatının zorlu lezzetini tatmak isteyenler için iyi bir fırsat.

Çin’e belirgin bir merak, heyecan ve sempatiyle yaklaşan bu örneklerin yanında, 1949’dan bu yana iktidarda bulunan Çin Komünist Partisi’ne açık bir nefretle yaklaşanlar da var. Rejim karşıtlarından, romanları 1989’dan bu yana yasaklı, Fransa’da yaşayan Nobel ödüllü (2000) Gao Xingjian’ın Doğan Kitap’tan çıkan Ruh Dağı (2002) ve Yalnız Bir Adamın Kitabı (2003) ile Anchee Min’in Madam Mao Olmak (Everest Yay., 2005) romanlarının da Çin’e eleştirel-muhalif yaklaşımlarıyla geniş yankı buldukları söylenebilir.

Şiirler ve ideogramlar

Eray Canberk’in titiz bir çalışmayla Türkçeleştirdiği Mao Zedung şiirleri (Cem Yay., 1976) ya da Celal Üster çevirisiyle yayımlanan Mao’nun Kültür Sanat ve Edebiyat Üzerine ’si (Aydınlık Yay., 1978, Berfin Yay., 2005),Klasik Çin Şiirinden Seçmeler (Çev: Erdem Kurtuldu, YKY, 2010), François Cheng’in Boşluk ve Doluluk: Çin Resim Sanatının Anlatım Biçimi (İmge Yay., 2006), “Çince, kaligrafi için yaratılmış dil. Esinli yolu izleyen, esinli yolu ortaya çıkartan dil” diyen Henri Michaux’nun Çince İdeogramlar ’ı (Norgunk Yay., 2010), Roland Barthes’ın 1979’da gittiği Çin’e dair “dağınık” notlarını bir araya getiren Çin Yolculuğu Defterleri (YKY, 2012) gibi kitaplar da Çin sanatının değişik boyutlarına derinlemesine dalan çalışmalar olarak zengin ve öğretici birikim oluşturuyorlar.

Öte yandan bu kapsamda üzerlerinde ayrıca durulması gereken, Çinlilerin nasıl düşündüğünü 5 bin yıllık bir tarih ve kültürün incelikleri üzerinden anlatan Çin Simgeleri Sözlüğü , Savaş Hileleri: Stratagemler veKadim Çin’in Askeri Klasikleri ’nin önemlerini vurgulamadan geçmeyelim.

Çin usulü sosyalizm

Çin’e yönelik genel ilgi her geçen gün biraz daha artmakla beraber, bilgi ve araştırma eksikliğinin en fazla görüldüğü alanın “sosyalizm tartışmaları” olduğu söylenebilir. 1949’un ardından 1966-1976 arasındaki Kültür Devrimi’yle de dünyayı etkileyen Çin, Mao’nun Marksizm-Leninizm’e teorik katkılarıyla birlikte 1970’lerin sonunda ortaya atılan ve Deng Siaoping tarafından geliştirilen “Dört Modernleşme” (tarım, sanayi, bilim, savunma) hareketiyle bugünlere kadar geldi ve uzay çalışmalarına kadar dayanan inanılmaz bir gelişme gösterdi. Çinli teorisyenler, başından beri, her şeyden önce bir geçiş süreci olan sosyalizmin her ülkenin kendi koşullarına göre yaşanması gerektiğini belirtiyor ve ısrarla “Çin Usulü Sosyalizm”e vurgu yapıyorlar. Başta yoksul ve açlık çeken nüfusun azaltılması olmak üzere, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde bugünkü Hindistan seviyesinde olan bir ülkenin kaydettiği mucizevi başarıya tanıklık etmemizi sağlayan çok sayıda araştırma-inceleme-anı kitabından söz edilebilir.

Öncelik, efsaneleşmiş kitapların… Edgar Snow’un her ikisi de 1975’te Koral Yayınları’ndan çıkan Çin Üzerinde Kızıl Yıldız ve Uzun Devrim ’inden Alain Peyrefitte’nin Cemal Süreya çevirisi Çin Uyanınca (E Yayınları, 1975) ve M. Antonietta Macciocchi’nin Çin Deyince ’sine (1976), Jan Myrdal’ın Çin Raporu ’na (ABC Yay., 1977) kadar 70’li yıllarda yayımlanan çok sayıda “kızıl kitap” var bize Çin’i anlatan. Mao Zedung sonrası Çin sosyalizminin gidişatı konusunda ise ÇKP 11. Merkez Komitesi Genel Toplantısı tutanaklarını içeren Bugünkü Çin Hangi Yolu İzliyor? (Aydınlık Yay., 1980), özellikle son 30 yıla ışık tutması bakımından, en kısa tanımla temel kitap niteliğinde.

Son birkaç yılda yayımlanan, Çin’in Megatrendleri: Yeni Bir Toplumun Sekiz Dayanağı (Optimist Yay.), Çin’in ünlü milli lideri Sun Yat-sen’in Halkçılık Üzerine (Sadık Usta, Kaynak Yay.) gibi çalışmalar da aslında pek çok açıdan “bize benzeyen” bu ülke ve insanları konusunda bakış açımızı ve ufkumuzu genişletmemize yardımcı oldular hiç kuşku yok ki.

Evet, İtalyan sinemacı Marco Bellocchio’nun 1967 yapımı filmi “La Cina e vicina”nın Türkçe çevirisinde dendiği gibi, Çin yakındır! Kitaplarla ise çok daha yakın!

Türkiye’de Çin’i düşünmek

Kitaplığımızda yer bulan son inceleme-araştırma, Selçuk Esenbel, İsenbike Togan, Altay Atlı tarafından hazırlanan Türkiye’de Çin’i Düşünmek: Ekonomik, Siyasi ve Kültürel İlişkilere Yeni Yaklaşımlar (Boğaziçi Üniversitesi Yay.) oldu.

Tunca Arslan

Kaynak : []

Pek çok çevrede olduğu gibi sanat çevrelerinde ve özellikle edebiyat çevrelerinde sıkça dile getirilen bir terim olan “Sen, ben, bizim oğlan” terimini hatırlatan bu durum aslında gülünesi bir durumdur. İyi olmak, büyük olmak için “Nobel sahibi mi olmak gerekiyor?  Malum olanları da görüyoruz kimi zaman” demeden geçemedim ve bu haberi yayınladım. Buyurun bizim oğlanlarının düşüncelerini okuyalım. (Editör)

İlber Ortaylı geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada Türk edebiyatının Nobel’i, romanla değil şiirle hak ettiğini söyledi ve bir tartışmanın fitilini ateşledi. Ertuğrul Özkök de köşesinde Ortaylı’ya yüzde 100 katıldığını yazarak tartışmayı alevlendirdi.

Akşam gazetesinden Eyüp Tatlıpınar, Ortaylı’nın bu iddialı açıklamasını edebiyatçılara ve konuyla ilgili kişilere sordu..

İşte “Nobel, Türk şiirine verilse hangi şaire yakışır?” sorusunun yanıtları

“NOBEL ADAYI ŞAİR BİZDE ÇOK”
Şair Ataol Behramoğlu
× Şiirin, Nobel’i daha çok hak ettiği görüşüne katılıyorum. Nedeni çok açık; bizdeki edebiyat geleneğinin en birikimli, en gelişmiş, dünya ölçeğindeki türü şiirdir.
× 19. yüzyılda Tevfik Fikret, biçimi ve ses tonuyla, büyük dünyasıyla Nobel’i hak ediyordu.
× 20. yüzyıl başlarında Yahya Kemal, divan edebiyatı, İstanbul Türkçesi ve Fransız şiirini sentezlemesiyle hak ediyordu.
× Nazım Hikmet, herkesçe bilindiği gibi dünyanın en iyi şairlerinden. Yaklaşık olarak aynı şeyler Fazıl Hüsnü Dağlarca, Melih Cevdet Anday için de söylenebilir.
× Nobel, özellikle son yıllarda postmodern yaklaşımlara, siyasi dalgalanmalara göre veriliyor. Nobel’i Türkiye’ye veren ekibin Türk edebiyatını tanıdığını hiç zannetmiyorum.
× Türkiye’de şiirin günümüzdeki durumu dünyayla paralel gidiyor. Dünyada şiir, deyim yerindeyse moda değil. Edebiyatı gerçekten seven okurun ilgi alanında kalıyor. Dünyada hakim olan değerler parayla, eğlenceyle, hızlı tüketimle ilgili. Şiir de bu dünyaya yabancı.

“İLBER’E KATILMIYORUM”
Yazar, Eleştirmen Necmiye Alpay
× Genel olarak ödül mekanizmalarına karşı olduğum için, Nobel adaylarım yok.
× Sevgili sınıf arkadaşım İlber Ortaylı’nın sözüne gelince. ‘Nobel’i hak etmek’ sözünü ‘değerli olmak’ diye anlayacaksak İlber’e pek katılamıyorum. Türkçe şiir ile roman arasında çok temel bağlar var. Her ikisinin de okuru olan bir kimsenin, yani roman yazarının, şiirdeki duygudan beslenmemiş olması düşünülemez. İlber’in kurduğu bağ bu yönüyle önemli.
× En büyük roman ve öykü yazarları şiirden beslenmiştir, bugün de beslenmektedir: Hayatta olanlardan, Leyla Erbil, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Tahsin Yücel… Öte yandan, özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o müthiş hesaplaşmasından bu yana, roman olsun, düşünce yazısı olsun Türkçe düzyazıyı şiirden (siz bunu ‘dünya edebiyatından’ diye anlayınız) geri saymanın uzun uzadıya savunulacak bir yanı yok.
× İlber Ortaylı işin bu yanını değil de, Türkçe şiirin değerini vurgulamak istemiş olabilir. Ama bunun için de ödül temelli değer yarıştırmasına girmekten daha iyi yöntemler bulunabilir.

“NOBEL HAK EDENE VERİLMİYOR”
Yazar İnci Aral
× Nobel’e inanmıyorum. Zaten romanda da iyi edebiyata verildiğini düşünmediğim için, hangi türün daha çok hak ettiği tartışması biraz anlamsız. Politik kaygılar, iyi edebiyattan daha önemli bir kriter mesela.
× İyi edebiyata verilecek bir Nobel’den söz edersek Turgut Uyar’a verilebilirdi. Günümüzde Adonis’e verilebilir, ama Türkiye’den yaşayan bir şair ismi veremem.

“TÜRK ŞİİRİNİN NOBEL’DE GÖZÜ YOK”
Şair Ömer Erdem
× Pek katılamıyorum bu görüşe. Türk şiirinin Nobel’de gözü yok bence. Nobel’i dağıtan küresel düzenin karşısında bir yerde konumlandığını düşünüyorum.
× Türkiye’de şiirin geliştiği bir hakikattir ama 2000’lerden itibaren yerini romana terk etti. Şiir, bu dönemde gelişen tüketim kültürüne uygun değil çünkü. Edebi etkinliğin merkezinden uzaklaşmaya devam edecek. Yalnızca Nobel’cilerin değil, Türkiye’de yaşayanların gözünden de uzaklaşacak.
× Nobel için şair adayı istiyorsanız, yılların bir şeyler kattığı yazarları önerebilirim; Sezai Karakoç, Ülkü Tamer, İsmet Özel…

“NOBEL ADAYIM: TURGUT UYAR”
Şair Kaan Koç
× Hem coğrafi, hem sosyolojik olarak Nobel en çok şiire yakışırdı; evet. Bu coğrafyanın dalgalı, çatışmalı halini en iyi şiir yansıtıyor. Yine de şairlerin bir özeleştiri yapması gerekiyor; kendi buhranlarıyla, şairlik unvanıyla daha çok ilgileniyorlar. Doğu’nun kolaycı toplum olmasından… Şairlerin bulunduğu toplumun edebiyat kültürünü, kelime üretimini zenginleştirmesi lazım. Bizde bu eksik.
× Nobel adayım İkinci Yeni’den bir isim olabilir. Mesela Turgut Uyar…

“ŞİİR ROMANA GÖRE DAHA ÖZGÜN”
Tiyatrocu Kenan Işık
× Bizde şiir romana göre daha özgün. Bu coğrafyada binlerce yıl boyunca yer almış uygarlıklarla onların edebi, kültürel üretimleriyle ilişki kurabildiği için. Gazellerle, kasidelerle, rubailerle örneğin…
× Roman için bu durum geçerli değil. Batı’yı model aldı bizim romancılarımız. Roman Batı’da gelişen bir tür olduğu için bu doğaldı. Ama geleneksel metinlerle ilişki kurmayı, özgün olmayı, yerli olma özelliğini kazanamadı.
× Şiir daha özgün ve bu nedenle değerlidir. Nobel’i de çok daha önceden hak etmiştir. Adaylarım, geleneği sürdüren şairler olurdu. Ahmed Arif, Cemal Süreya, Edip Cansever. Değerli şairlerimiz çok. Günümüzden Bejan Matur olurdu.

“KESİNLİKLE FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA”
Şair Küçük İskender
Öncelikle sevgili Orhan Pamuk’un bu ödülü kesinlikle hak ettiğini düşünüyorum. Şiir de, roman da aynı ailenin çocukları, onları birbiriyle tokuşturmamak lazım. Bunun haricinde şiirin de aynı ödülle dönmesi tabii ki güzel bir şey olur. Bu şairi sevindirecek bir şey olmasa bile. Eğer şiirde Nobel’i alacak biri varsa o benim için kesinlikle Fazıl Hüsnü Dağlarca’dır.

“45 YILDIR AYNI SORUYLA KARŞILAŞIYORUM”
Şair Haydar Ergülen
× Nobel, romanla da hak edilerek alındı. Orhan Pamuk’tan önce Yaşar Kemal de almalıydı. Fakat şiir bizim en eski edebi geleneğimizdir. Roman Batı’da, şiir Doğu’da doğan bir tür. Bizde, bir ‘Nobel’i hak etme’ meselesi söz konusuysa en az roman kadar hak ettiği doğrudur.
× Nazım Hikmet ve Fazıl Hüsnü Dağlarca alabilirdi bu ödülü. Günümüzde Gülten Akın önemli bir şair. İnsan hakları konusundaki hassasiyetlerin Nobel jürisi tarafından gözetildiğini görüyoruz. 1980’lerde hapiste yatan oğlu için çabalamış biri Akın. Politik hassasiyetlere sahip…
× 45 yıldır aynı soruyla karşılaşıyorum; ‘Şiir öldü mü?’ Ölmüyor ama biçim değiştiriyor. Şiir organik bir edebi tür. Başka şeylerin içine sızabilir. Günlük konuşma dilinde de şiir kullanabiliriz, sinema filmi çekerken de…

“ANA DİL İKİ DURUMDA ÇOK ÖNEMLİ: SEVİŞME VE ŞİİR”
Gazeteci Ertuğrul Özkök
× Kendimi, geride bıraktığımız 10 yıllık her kuşağa ait hissediyorum aslında. 1970’lerin özelliği şiirle yaşamış olmamızdı. Şimdi Twitter’da kurulan ilişkileri şiirle kuruyorduk. Cemal Süreya’nın bir şiiri kadın-erkek ilişkilerinde bizim için bir parolaydı.
× Şiirin yaşamımızdaki etkisi büyüktür. Hala şiirle konuşuyoruz. Türk müziğinde şiirselliği kuvvetli buluyorum. Doğuş’un, Sezen Aksu’nun şarkı sözlerinde şiirselliğin kuvvetli etkisi var örneğin.
× Ana dil iki durumda çok önemlidir; sevişmede ve şiirde.
× Türk şiirinin insanlar arası ilişkileri açan maymuncuk olduğunu düşünüyorum.
× Romanı çok severim ama bana, ‘Nobel değeri en yüksek edebi ödüldür, kime verelim?’ deseler hiç düşünmeden şairleri gösteririm. Bir isim vermemi istiyorsan benim için Ece Ayhan önce gelir. Cemal Süreya, Melih Cevdet Anday, Sezai Karakoç, Enis Batur, Küçük İskender gibi şairler onu takip eder.
× Nobel jürisinin gözünde politik tavır önemli bir kriter. İnsanların politik tavırları olması elbette gerekli bir şey ama bir edebiyat ödülü için bu kriterin öne çıkarılmasını pek anlamlı bulmuyorum. Şairler politize oldukları ölçüde şiirleri değer kaybediyor. Nazım Hikmet’in en güzel şiirlerinin, kendisiyle hesaplaştığı, sevdiği kadın lara yazdığı şiirler olduğunu düşünüyorum.

“TÜRKİYE’DEN BİRİ ALACAKSA ATAOL BEHRAMOĞLU OLMALI”
Yazar Nazlı Eray
İlber Ortaylı’ya kesinlikle katılıyorum, çok doğru söylemiş. Çok iyi şairlerimiz var. Ama şairler romancılar gibi değiller. ‘Şiirim çok okunsun, çok satsın’ derdine girmez ve halkla ilişkiler çalışması yapmazlar. Zaten çok az yayınevi şiir kitabı yayınlamaya yanaşıyor. Buna rağmen onlar yazdıklarıyla mutludur ve hayranları onları takip eder, onlar hayranlarını değil.
Nobel, genellikle politik görüşlü kişilere veriliyor. Bunun değişmesi gerek. Ayrıca ‘İlla çok kalın bir kitap Nobel alır’ anlayışını da yanlış buluyorum. İncecik bir şiir kitabı birçok kalın romandan çok daha büyük duygular ifade eder. Zaten bu yüzden ‘Şiir almalı’ diyorum. Türkiye’den biri alacaksa bu kişi Ataol Behramoğlu olmalı.
Tabii şunu da unutmamak gerek, Nobel bir kitabın iyi olduğunun kanıtı değildir. Kesinlikle Nobel alması gereken ama almayan değerli edebiyatçılar olduğu gibi, Nobel aldığına kendi bile şaşıran edebiyatçılar var. Nobel’in seçim kriterlerini doğru bulmayan Sartre, Nobel Ödülü’nü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına, hem de politik konumuna zarar vereceğini düşündüğü için.

YAŞAYAN ŞAİRLERDEN BİR ADAY GÖSTERMEK ZOR”
Şair Utku Özmakas
× Türkiye’de şiir geleneğinin güçlü olduğunu ispat etmek zor değil. Dünya kütüphanelerine bakın; romancılarımız nadir bulunur ama bir Nazım Hikmet dünyanın tüm kütüphanelerinde vardır.
× Roman şiire göre daha hızlı tüketiliyor, ortalama okura hitap etme avantajı var. Şiir, özellikle İkinci Yeni akımından sonra daha fazla kültürel birikim talep eden bir tür haline geldi.
× Yaşayan şairlerden bir aday göstermek kolay değil. Metin Kaçan’ın ‘Ağır Roman’ı örneğindeki gibi, roman alanında bir iyi eser vermen yetebiliyor ama şiirde iyi olmak, istikrarla ilgili bir şey. Bir şair hakkında konuşmak için üzerinden zaman geçmesi lazım. İsim istiyorsanız Nazım Hikmet ve Turgut Uyar’ı söyleyebilirim.
× Bir ara araştırdığımda 1975 ve sonrasında doğan 146 şair saymıştım. Bu sayı, zengin üretimin halen sürdüğünü gösteriyor.

Kaynak :[-]

İstanbul Tasarım Bienali’nin sonuna kadar, düzenli aralıklarla yayınlanarak, şehrin farklı noktalarına asılan ya da dağıtılan “New City Reader” gazetesinin farklı başlıklarla hazırlanan her sayısında, kent, mimari ve kamusal alana dair makaleler bulunuyor. Gazetenin 10 Ağustos tarihli “Mektuplar/ Letters” başlıklı son sayısında, yazar Orhan Pamuk, yazar Joseph Kanon, mimarlık tarihçisi Charles Jencks, küratör, eleştirmen, sanat tarihçisi Hans Ulrich Obrist, mimar Alejandro Zaero-Polo gibi dünyaca tanınmış 18 ismin İstanbul’u farklı yönleriyle anlattığı hikaye ve mektupları yer alıyor. “Mektuplar/ Letters” sayısının konuk editörlüğünü ise 2013 Lizbon Mimarlık Trienali Şef Küratörü Beatrice Galilee üstleniyor.

Dünyaca ünlü yazar Orhan Pamuk, bir Fransız jeoloji dergisinde okuduğu haber üzerine yazdığı “Boğaz’ın Suları Çekildiği Zaman” başlıklı yazısında, İstanbul için bir gelecek senaryosunu paylaşıyor. Yazar Joseph Kanon, mektubunda bugünün İstanbul’u ile 1945 yılını karşılaştırırken, mimarlık tarihçisi Charles Jencks binlerce yıllık tarihi yapıya sahip İstanbul’da kentleşmenin doğuracağı sonuçlara dair sorular soruyor. Küratör, eleştirmen, sanat tarihçisi Hans Ulrich Obrist, geleceğin İstanbul olduğunu yazar ve şair Édouard Glissant’ın dizelerine yer vererek anlatıyor. Mimar Alejandro Zaero-Polo ise Ayasofya Müzesi’nin mimarı Milet’li İsidoros’a yazdığı mektupta Ayasofya’nın geçmişine ve bugününe değiniyor.

Mayıs ayından itibaren 5 sayının yayınlandığı “New City Reader” gazetesinde şimdiye kadar aralarında Levent Şentürk, Murat Güvenç, Uğur Tanyeli, Korhan Gümüş, Kazys Varnelis, Stavros Stavrides, Aslı Kıyak İngin+Artin Usta ve Sevgi Ortaç gibi akademisyen, yazar, mimar, eleştirmen, sanatçı ve kent sosyoloğunun yazıları yer aldı. “Gündem” (Agenda) konulu ilk sayının konuk editörlüğünü İstanbul Tasarım Bienali Küratörü Joseph Grima, “Eşik/Threshold” konulu ikinci sayının konuk editörlüğünü Adhokrasi küratöryal ekip üyesi Pelin Tan yaptı. “Bulmaca / Puzzle” başlıklı üçüncü sayı Terra Incognita adlı bir yap-boz olarak tasarlandı. Terra Incognita, Demilit (Decoding Military Landscapes) tarafından yazıldı. “Yıldız Falı / Horoscope” başlıklı dördüncü sayının konuk editörlüğünü ise İstanbul Tasarım Bienali küratörlerinden Emre Arolat üstlendi.

“New City Reader”, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi, Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi, Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, Aydın Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Maltepe Üniversitesi Mimarlık ve Güzel Sanatlar Fakülteleri, Kadir Has Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık ve İletişim Fakülteleri, İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Urban Cafe, DEPO/ Tütün Deposu, ODA Kule, İKSV Binası, İstanbul Modern Kütüphanesi, Salt Galata, Salt Beyoğlu, Fransız Kültür Merkezi, İstanbul Moda Akademisi, TMMOB Mimarlar Odası Taksim Gezi Park, Kamondo Merdivenleri ve Asmalı Mescit duvarlarına asılmanın yanı sıra şehrin çeşitli yerlerinde ücretsiz bir gazete olarak dağıtılıyor. Toplamda 16 sayı olması planlanan gazetenin içeriğine İstanbul Tasarım Bienali web sitesinden de ulaşılabilir.

İstanbul Tasarım Bienali, 13 Ekim–12 Aralık tarihleri arasında, Emre Arolat ve Joseph Grima küratörlüğünde, Londra Tasarım Müzesi Direktörü ve aynı zamanda İstanbul Tasarım Bienali Danışma Kurulu Üyesi olan Deyan Sudjic’in önerisi ile belirlenen “Kusurluluk” (Imperfection) teması altında gerçekleştirilecek. İstanbul Tasarım Bienali sergileri, İstanbul Modern ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alırken, etkinlikler şehrin farklı noktalarına yayılacak.

 

Kaynak (…)