londra

londra konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. londra konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. londra konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri londra konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nin (ANAMED) 2017’de arkeoloji ve tarih meraklılarıyla buluşturduğu ve Çatalhöyük Araştırma Projesi’nin 25. yılının kutlandığı “Bir Kazı Hikâyesi: Çatalhöyük” sergisi, yurt dışına taşındı. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindeki Çatalhöyük’te yürütülen arkeolojik çalışmaları interaktif sergileme yöntemleriyle aktaran sergi, 12 Ekim- 15 Aralık tarihleri arasında The Brunei Gallery, SOAS, University of London’da arkeoloji ve tarih meraklılarıyla buluşacak.

Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nin (ANAMED), 2017‘de açtığı ve en çok ilgi gören sergilerinden biri olan “Bir Kazı Hikâyesi: Çatalhöyük” School of Oriental and African Studies’in (SOAS) davetiyle Londra’ya taşındı. 25 yıldır Çatalhöyük’te sürdürülen arkeolojik kazıların bilinmeyen yönlerini yenilikçi sergileme teknikleriyle sunan sergi, 12 Ekim’de Russell Square’da bulunan Brunei Gallery’de açıldı.

Geçtiğimiz yıl İstanbul’da arkeoloji ve tarih meraklılarına etkileşimli deneyimler de sunan serginin ünü ülke sınırlarımızı aştı. UNESCO Dünya Kültür Mirası Çatalhöyük yerleşmesindeki araştırmaları deneyimleme fırsatı sunan sergi, Türkiye’nin yurt dışındaki bilim elçilerinden biri olarak ülkemizi temsil edecek.

Neolitik döneme tarihlenen Konya’daki Çatalhöyük yerleşmesinin 1993’ten beri kazı başkanlığını yürüten Prof. Dr. Ian Hodder danışmanlığında geliştirilen serginin içeriği Duygu Tarkan küratörlüğünde, Şeyda Çetin yönetiminde ve Çatalhöyük araştırmacılarının katkılarıyla hazırlandı. Deneyime dayalı sergileme yöntemlerine başvurulan serginin tasarımını ise PATTU Mimarlık yaptı. 1997 yılından beri Çatalhöyük kazılarının ana sponsoru olan Yapı Kredi’nin katkılarının yanı sıra Grundig’in teknoloji sponsorluğunda gerçekleştirilen sergi, dünyanın en eski topluluklarından birinin avcı toplayıcılıktan tarım toplumuna geçiş sürecine ve sosyo-ekonomik organizasyonuna ışık tutmak için yürütülen araştırmaları inceleme fırsatı sunuyor.

Çatalhöyük Araştırma Projesi tarafından yürütülen bilimsel çalışmaların ışığında üç boyutlu modellemeyle seçili buluntuların yeniden üretilmesinin yanı sıra kazı alanlarında girilemeyen bölümlerinin incelendiği lazer tarama görüntüleri sergileniyor. Medya sanatçısı Refik Anadol’un ilk kez arkeolojik bir veri tabanını makine zekâsı ile yorumladığı dijital eser, serginin merkezinde yer alarak bilimsel çalışmaların veriyle olan ilişkisini izleyiciler için bir deneyime dönüştürüyor. Ayrıca, sergi kapsamında kurulacak VR (sanal gerçeklik) yeniden canlandırması, ziyaretçileri binlerce yıl öncesinde Çatalhöyük yerleşmesinde bir yolculuğa çıkarıyor.

15 Aralık’a kadar Londra’da The Brunei Gallery, SOAS, University of London’da açık kalacak sergide ziyaretçiler, arkeologların verilere nasıl ulaştığını ve laboratuvarlardaki merak uyandıran bilimsel analizleri etkileşimli olarak deneyimleyebilecek.

Yaklaşık beş yıldır İngiltere’de yaşamını sürdüren oyuncu Memet Ali Alabora, yeni bir tiyatro oyunu sahneye koydu.

Tiyatro sahnesinde 4 kadın, çevrelerindeki kadınların maruz kaldığı taciz ve şiddeti müzikle haykırarak anlatıyor.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Enough is Enough (Yetti Artık!) bir süredir Galler’de yaşayan Meltem Arıkan tarafından yazıldı, Memet Ali Alabora tarafından yönetiliyor.

Geçen yıl Galler’de yaptıkları turne sonrası oyun Londra’da sergileniyor ve 3 Haziran’da Türkiye kökenliler için özel bir gösterim yapılacak.

Arıkan ve Alabora, Britanya’da yaşanmış gerçek olaylardan yola çıkan tiyatro oyununu anlatıyor.

Müzik dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olarak kabul edilen BRIT ödülleri sahiplerine teslim edildi.

Londra’da düzenlenen görkemli ödül törenine pop şarkıcısı Dua Lipa ve rapçi Stormzy damga vurdu.

Ed Sheeran, Rita Ora ve Justin Timberlake gibi bir çok ünlü isim cinsel tacize karşı çıkmak, kadın erkek eşitsizliğine dikkat çekmek için yakalarına beyaz gül taktı.

2018 BRIT Ödülleri kazananları:

En İyi Kadın Şarkıcı: Dua Lipa
En İyi Erkek Şarkıcı: Stormzy
En İyi Britanyalı Grup: Gorillaz
En İyi Çıkış Yapan Şarkıcı: Dua Lipa
Uluslararası Başarı Ödülü: Ed Sheeran
En İyi Brit Single: Rag’n’Bone Man – Human
En İyi Brit Albüm: Stormzy – Gang Signs & Prayer
En İyi Brit Video: Harry Styles – Sign of the Time
En İyi Uluslararası Erkek Şarkıcı: Kendrick Lamar
En İyi Uluslararası Kadın Şarkıcı: Alicia Keys
En İyi Uluslararası Grup: Foo Fighters
Eleştirmenlerin Ödülü: Jorja Smith

BAFTA tarafından verilen ödüller bu yıl 71’inci kez sahiplerini buldu.

Oscar Ödüllerinin habercileri olarak kabul edilen BAFTA Ödülleri, film dünyası için önemli bir yere sahip.

Londra’daki tarihi Royal Albert Hall konser salonunda düzenlenen gecenin kazananları ise şöyle:

En İyi Film: Three Billboards Outside Ebbing, Missouri
En İyi Yönetmen: Guillermo Del Toro (The Shape Of Water)
En İyi Erkek Oyuncu: Gary Oldman (Darkest Hour)
En İyi Kadın Oyuncu: Frances McDormand (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Sam Rockwell (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Allison Janney (I, Tonya)
En Orijinal Senaryo: Three Billboards Outside Ebbing, Missouri
En İyi Belgesel: I Am Not Your Negro
En İyi İngiliz Filmi: Three Billboards Outside Ebbing, Missouri
En iyi Sinematografi: Blade Runner 2049
En İyi Uyarlama Senaryo: Call Me by Your Name
En İyi Animasyon Filmi: Coco
En İyi Yabancı Film: The Handmaiden
En İyi Prodüksiyon Tasarımı: The Shape Of Water
En İyi Görsel Efekt: Blade Runner 2049
En İyi Makyaj ve Saç: Darkest Hour
En İyi Kostüm Tasarımı: Phantom Thread
En İyi Ses: Dunkirk
En Orijinal Müzik: The Shape Of Water

Türk mizahının usta isimlerinden Aziz Nesin’in ‘Tut Elimden Rovni’ isimli oyununun prömiyeri, Londra’daki Camden Town’da yapılacak.

 

Camden High Street üzerindeki Etcetera Theatre salonunda toplam üç gün sahnelenecek olan oyununun ilk iki gösterisi, 18 Kasım Cumartesi ve 19 Kasım Pazar günleri saat 17.00 ve 19.30’da, üçüncüsü ise 20 Kasım Pazartesi günü saat 21.30’da seyirciyle buluşacak.

 

Pan Productions tarafından üstlenilen 90 dakikalık oyunun yapımcılığını Zeynep Dalkıran, yönetmenliğini ise Gökhan Tosun yapıyor.

 

Akrobat bir çiftin evliliğini konu alan oyun Mela ve Rovni’den yola çıkarak tüm ikili ilişkileri ‘denge’ unsuru ile birer cambaza benzetir.

 

Aziz Nesin yorumunda, “Cambazlık nasıl bir denge kurmaksa, iki insanın karşılıklı ilişkilerini sürdürmeleri de aralarındaki dengeyi sağlamalarına bağlıdır. Denge bozulunca yeniden kurulamazsa, o iki kişi birbirini yok edecek, düşeceklerdir” diyor.

 

UNESCO’nun yayınladığı Index Translationum adlı dünya çeviri bibliyografyasına göre, Aziz Nesin, Türkçe eser veren yazarlar arasında eserleri yabancı dillere en çok çevrilen dördüncü yazar.

fovizm

Tarihe şöyle bir göz atarsak onlarca sanat akımının olduğunu görürüz. Her bir sanat akımının kendine has özellikleri vardır ve bu özellikler sayesinde diğer akımlardan ayrılırlar. Fovizm de bu sanat akımlarından bir tanesidir ve 1898 ile 1908 seneleri arasında Fransa’da Henri Matisse tarafından geliştirilmiştir. Bu akımın en belirgin özelliği göz alıcı ve canlı renklerin kullanılmasıdır.  Bu akım ilk kez 1905 senesinde Paris’te açılan bir sergide duyulmuştur. Bu sergiye katılanlar farklı bir anlatımla karşılaşmış ve doğrudan sürülen renkler ile bozuk perspektif onları şaşırtmıştır. Sergiye katılan eleştirmenlerden birisi olan Louis Vauxcelles bu gruba vahşi hayvanlar anlamına gelen Les fauves adını vermiştir ve akım da ismini buradan almıştır.  Fovizm’in Özellikleri Nelerdir? Canlı, çiğ, sert ve bağıran renkler doğrudan kullanılır. Temiz ve düz renkler kullanılmalı, resim sade olmalıdır. Bu akımda ön planda çarpıcı renk tonları vardır ve renk şiddetine önem verilir. Bununla birlikte derinlik resimden atılmıştır. Eğer resimde ışık alan bölgeler ya da uzaklıklar gösterilecekse bu renk değişiklikleri ile yapılır. Bazı kaynaklara göre izlenimcilik akımının devamı olarak belirtilir. Resimdeki anlam ya da duygu renklerle anlatılmaktadır. Fovizm’de boyalar direkt tuvale sıkılmaktaydı. Resimlerde konu genellikle natürmort, insan figürleri ya da peyzajdı. Fovizm Hakkında Bilinmesi Gerekenler  Fovizm akımının öncüleri olarak bilinen Henri Matisse ve Andre Derain, Gustave Moreau’nun öğrencileridir. Fovizm, ilk olarak Vincent van Gogh, Paul Gauguin, Paul Cezanne ve Georges Seurat’dan ilham almıştır. 1908 senesinde bu akımın sanatçıları başka hareketlere ( bilhassa kubizme ) geçmiş ve böylece fovizm akımı son bulmuştur. Fovizm denince akla gelen sanatçılar şöyledir: Henri Matisse, Andre Derain, Raoul Dufy, Van Dongen, Maurice Vlaminck, Albert Marquet, Othon Friesz, Georges Braque ve Georges Roulaut’dur. Fovizm akımına örnek olabilecek bazı resimler şunlardır: The Green Line ( Henri Matisse ), Woman With A Hat ( Henri Matisse ), The River Seine at Chatou ( Maurice de Vlaminck, Regent Street, London ( Andre Derain ).

fovizm-nedir

Görsel: Maurice de Vlaminck

Henri Matisse Kimdir?

Fovizm akımının öncülerinden birisi ve belki de en önemlisi olan Henri Matisse tarihteki önemli ressamlardandır. Önce hukuk eğitim almış ama asıl istediği bu olmadığı için Paris’e gitmiş ve resim eğitimi almaya başlamıştır. Fovizm akımının ortaya çıkmasına neden olan sergiye katılmış ve sergiye katılanlar burada yer alan resimlerdeki anlatımı oldukça farklı bulmuştur. Bugün Matisse renklerin özgürlüğüne katkıda bulunmuş bir ressam olarak anılmaktadır.

Andre Derain Kimdir?

Andre Derain de tıpkı Henri Matisse gibi fovizm akımının liderlerindendir. İki ressam beraber yaptıkları resimleri bir sergide sunmuşlardır. Bu sergi sonunda bir eleştirmen bu gruba vahşi hayvanlar anlamına gelen Les Fauves adını takmış ve böylece Fovizm akımı ortaya çıkmıştır.

fovizm

Andre Derain denince ilk akla gelen Londra resimleridir. Bu şehri daha önce birçok ressam çizmiştir, ancak Derain’in resimleri bunlardan farklıdır. Ressamın Londra resimlerine canlı renkler hakimdir.

Ölümünün 400. yılında, tüm zamanların en büyük ozanı William Shakespeare’in üzerinden dönen bir gizem hikâyesi “Bir Zamanlar Londra’da”…

“William Ireland için çok tuhaf bir duyguydu bu – William Shakespeare’in doğduğu varsayılan evde olmak, binlerce kez yürüdüğü odada oturmak, bu kasabın yüzünde ünlü ailesinin hatlarını görmek… Yine de hiçbir şey hissetmemek, bir aşinalık sezmemek, bütün cazibeden sıyrılmış olmak – en esrarengiz tarafı da buydu.”bir-zamanlar-londrada,4dO-txZge0WkXLl2cIlixA

Mary Lamb, deli bir baba, baskıcı bir anne ve aklı havada bir kardeşle tıkılı kaldığı evde yitip gitmektedir. William Ireland’la tanışınca, ona bir kurtarıcıya sarılır gibi yapışır. William, babasının kitapçısında çalışan silik bir gençtir. Ne Mary’nin kardeşi Charles Lamb ile Charles’ın Doğu Hindistan Şirketi’ndeki iş arkadaşlarının arasına kaynaşabilmektedir ne de hayatı boyunca gururlandırmaya çalıştığı babasının gözüne girebilmektedir. Tesadüfen tanıştığı bir kadının, merhum eşinin terekesinde bulduğu, Shakespeare’in imzasını taşıyan senedin babasının ve edebiyatseverlerin nazarında kendisine saygınlık kazandıracağını ummaktadır. Senedi mektuplardan şiirlere Shakespeare’in çeşit çeşit belgesinin keşfi izlerken Mary ile William kendilerini etrafları büyük ozanla sarılmış, hayaller içinde yüzerken bulurlar. Asıl soru, bu hayallerin asılsız olup olmadığıdır…

Peter Ackroyd, Oscar Wilde’ın Son Vasiyeti,Dickens, Poe: Kısacık Bir Hayat gibi kitaplarında İngiliz edebiyatının büyüklerine, The Great Fire of London (Büyük Londra Yangını) ve London: The Biography’deyse (Londra: Biyografi) bu büyük şehre saygı duruşunda bulunuyor. Bir Zamanlar Londra’da, bu ikisini, Ackroyd’un edebiyat tutkusu ile Londra sevgisini bir araya getiriyor. Ölümünün 600. Yılında Shakespeare’in kitaplarından alıntılar ve büyük ozana göndermelerle dolu kitap aynı zamanda hem on dokuzuncu yüzyıl Londra’sını hem de  Shakespeare dönemini yakından tanıma fırsatı veriyor.

“Shakespeare’in en büyük, en cesur, en deli hayranlarıyla ilgili zarif bir tarihî roman… Tuhaf bir şekilde etkileyici ve bütünüyle eğlenceli.”—The Washington Post Book World

“Döneme sadık kalan ama akıcılığını koruyan harikulade eğlenceli bir kitap… Bu dünyayı Peter Ackroyd’dan iyi tanıyan kimse yok ve geçmişin Londra’sına yaptığı bu son yolculukta kalemi her zamankinden güçlü.”—The Sunday Telegraph

“Dâhice ve büyüleyici… Yanlış gerçekler ve gerçek görünen yalanlarla ilgili baş döndürücü bir roman.”—The San Francisco Chronicle

PETER ACKROYD KİMDİR?

Peter Ackroyd, İngiliz biyografi yazarı, romancı, eleştirmen. 1949’da Londra’dadoğan Ackroyd eğitimini Cambridge Üniversitesi’nde tamamladı. Daha sonra özel bir bursla iki yıl Yale Üniversitesi’ne gitti. Ackroyd, başta Londra olmak üzere İngiliz tarihi ve kültürü üzerine kurgu ve kurgu dışı eserleriyle tanınır. Somerset Maugham, Guardian ve Booker ödülleri gibi birçok ödül kazanan yazarın romanları arasında The Great Fire of London (Büyük Londra Yangını), Oscar Wilde’ın Son Vasiyeti, Doktor Dee’nin Evi, kurgu dışı kitaplarının arasında iseDickens, London: The Biography (Londra: Biyografi), Shakespeare: A Biography(Shakespeare: Bir Biyografi) ve Poe: Kısacık Bir Hayat sayılabilir.

Çağdaş Sanat Günleri, 5 Mayıs’ta Londra A capella Festivali’nden de davet alan Mensemble’nin, Latin müziğinden Türk müziği aranjmanlarına, caz standartlarından klasik pop düzenlemelerine uzanan geniş bir repertuar seslendireceği konser ile başlayacak.
Yunanlı şarkıcı ve söz yazarı Vassiliki Papageorgiou ve Yunanistan’ın ünlü antik lir sanatçısı Aliki Markantonatou’nun “The Blue Chords of the Lyre ” projesiyle 10 Mayıs’ta devam edecek Akbank Sanat Çağdaş Vokal Günleri, İstanbul’da yaşayan besteci, perküsyon ustası Yinon Muallem ve genç caz piyanisti Guy Mintus’un 27 Mayıs günü gerçekleştireceği konser ile sona erecek.akbank

buzukinin-efsanesiistanbula-geliyor,zAjw2ZYluUGQOjjqJ4nTkA

Buzukinin en önemli virtüözlerinden Thanasis Polykandriotis ve Buzuki Orkestrası,Café Aman İstanbul grubunun solistleri Stelyo Berber ve Pelin Süer ile birlikte 2 Nisan 2016 Cumartesi gecesi TİM Show Center’da seyirciyle buluşuyor.

33 kişilik dev bir kadronun, Yunanlı dansçıların sergileyeceği dönem dansları eşliğinde sahne alacağı gecede günümüzün en önemli buzuki virtüözlerinden biri olan ve buzuki sazının sihirli tınısını tüm dünyaya taşıyan Polykandriotis, bu geceye özel orkestrasyonu ile ilk defa Türk seyircisi karşısına çıkıyor.

Buzukinin dünden bugüne müzikal yolculuğu olarak tasarlanan konserde, Türk ve Yunan müziğinin ortak ezgileri de seslendirilecek. Yunanistan’ın billur sesi Katerina Kouka farklı yorumuyla geceye renk katacak.

Buzuki üstadı Thanasis Polykandriotis’in, “EPOMENI” (Gelecek Nesil) adını verdiği, 16 buzuki ve 4 müzisyenden oluşan buzuki orkestrası ve gecenin solistleri eşliğinde vereceği‘BUZUKİNİN EFSANESİ’ konserinin ilk bölümünde eski dönem repertuarının en seçkin ve dinamik örnekleri sunulacaktır. İkinci bölümde ise Polykandriotis’in kendi bestelerinin yanı sıra, günümüz Yunan müziğinin en önemli bestecileri arasında yer alan Hacidakis,Teodorakis, Ksarhakos gibi isimlerin eserleriyle dinleyenler kendilerini Yunan ezgilerinin büyüsüne kaptıracaklar.

BUZUKİNİN EFSANESİ…

TİM Show Center ve Malou International ortaklığıyla gerçekleştirilecek ve buzukinin eşsiz tınısının damgasını vuracağı bu muhteşem konserde Türk dinleyicisi, dünyaya mal olmuş bir repertuarı,  daha önce karşılaşmadıkları bir lezzette, adeta bir müzikal tadında ilk defa dinleme fırsatını bulacak.

THANASIS POLYKANDRIOTIS

1948 yılında Atina’da doğan Thanasis Polykandriotis,  önemli bir icracı olan babası Theodoros Polykandriotis sayesinde 8 yaşında müzik dersi almaya başladı. Klasik gitara olan tutkusuna rağmen 1964 yazında buzuki enstrümanını keşfetti.

Genç yaşta çalışmaya başladığı çok önemli bestecilerle zaman içinde dönemin plak ve albümlerinin %90’ında yer alarak adını buzuki enstrümanının en değerli icracıları arasına yazdırdı. Çalıştığı önemli besteciler arasında Kaldaras, Mikrutsikos, Savopulos, Loizos, Kuyumcis, Plesas, Teodorakis, Hacidaskis, Mamagakis ve Panu sayılabilir.

1965 tarihinden bugüne 1000’in üzerinde şarkı besteleyen ve gelmiş gecmis en iyi buzuki üstatlarından biri kabul edilen sanatçı, 1971’de BBC kanalında yayınlanan bir programda Nana Muskuri ve Marinella ile birlikte yer aldı. Manos Hacidakis’in davetiyle solist olarak kendisine eşlik etti. Öte yandan Kazancidis, Dionisiou, Parios, Marinella, Voskopulos, Pulopulos gibi Yunanistan’ın en iyi ve güçlü sesleriyle çalıştı.

Dünyanın farklı ülkelerinde, Albert Hall (Londra), Opera House (Sidney), Kennedy Center ve Carnegie Hall (ABD), Shanghai Concert Hall (Çin), Linder Auditorium (Johannesburg) gibi en önemli salonlarda sahne aldı.

1996’da sanatçının senfonik orkestra için bir buzuki konçertosu besteleme rüyası gerçeğe dönüştü. Eserini Atina Herodion Antik Tiyatrosu’nda Budapeşte Opera’sına bağlı Devlet Senfoni Orkesttrası ile birlikte seslendirdi. 1 no.lu buzuki konçertosunun icrasıyla birbirinden farklı iki müzik türü olan klasik batı müziği ve yunan folk müziğinin uyum içinde biraraya gelebileceği kanıtlanmış oldu.

Aynı zamanda ,40 genç buzuki sanatçısından oluşan Epomeni topluluğunun kurucusudur. Epomeni 2004 yılında düzenlenen Atina 28.Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreninde görev almıştır.

BUZUKİ ORKESTRASI EPOMENİ (GELECEK NESİL / THE NEXT GENERATION)

2003 yılında büyük buzuki üstadı Thanasis Polykandriotis’in öncülüğünde 40 genç müzisyenle kurulan topluluğun amacı Yunan müziğinin vazgeçilmez parçası olan buzuki enstrümanının gelecek nesillere de taşınabilmesidir. Buzuki, hak ettiği değeri ve saygıyı, Thanasis Polykandriotis’in 1993’ten beri buzuki eğitimine yaptığı büyük katkı ve uğraşlardan sonra bulmuş ve UNESCO’nun kültürel miraslar listesine girmeye aday gösterilmiştir.

Topluluk şu an Mihail Kokoyanni Vakfı çatısı altında çalışmalarını sürdürmekte olup Yunanistan’ın farklı bölgelerinden 40 buzukici dahil olmak üzere 280 genç müzisyeni çatısı altında toplamıştır. Genç müzisyenler her hafta müzik hakkında fikir alışverişlerinde bulunmak üzere ve konser hazırlıkları, provalar, seminerler için vakfın tesislerinde buluşmaktadırlar.

40 buzukiciden oluşan müzik topluluğu belirli zaman aralıklarında Yunanistan’ın çeşitli bölgelerinden gelen yaşları 16 ile 35 arasında değişen yeni müzisyenlerle zenginleştirilmektedir.

KATERINA KOUKA 

Küçük yaşlardan itibaren müzik ve tiyatroya merak salan Katerina Kouka, 1992’de ilk albüm çalışması olan “İlk Randevu”yu çıkardı. Onu, 1993’te EMI plak şirketinden çıkan “İki Kalbim Olsaydı Seni Sevecek” ve 1994 yılında dinleyenlerle buluşan “Cennetin Güzellikleri” takip etti.

1995’te çıkan dördüncü albümü “Aşkı İlk Bahaneyle Öldüremezsin”i, 1997’de çıkan “Deli Bir Rüzgar Esiyor” izledi. Aynı yıl iki şarkıyla Mitropanos’un albümünde yer aldı.

2000’de “Hayaller Kavga Ediyor” albümü yayınlandı.

2001’de “En İyi Yunan Kadın Ses Sanatçısı” ödülüne aday oldu.

2002’de Yunanistan’ın ilk ses yarışması Famestory’de jüri üyeliği yaptı.

2008’de “Gecenin Sesleri” adlı albümünü çıkardı.

Birçok başarılı konser ve albüme imza atan sanatçı aynı zamanda oyunculuk alanında da adından söz ettirdi:

1994’te Aleksis Bistikas’ın yönetmenliğindeki bir filmde başrol oynadı. Aynı yıl Selanik Festivali’nde performansıyla büyük beğeni topladı.

2002’de Stamatis Kraounakis’in “Taboo” adlı müzikalinde başrol oynadı.

Çeşitli televizyon dizilerinde oyuncu olarak yer aldı. 2014’te “Şafak Vaktinden Önce” adlı müzikalde başrol oynayarak tüm Yunanistan’ı dolaştı.

CAFE  AMAN İSTANBUL

Stelyo Berber ve Pelin Suer tarafından kurulan Café Aman İstanbul, bir müzik atölyesi mantığıyla çalışıyor.

Müziğin sınır tanımayan evrensel yanına dikkat çeken grup, dinleyicilerini, yepyeni ezgilerle buluşturmayı hedefliyor.

Etnik müzik üzerine uzmanlaşmış olan grubun, 2012 başında Kalan Müzik’ten çıkan ilk albümü “Fasl-ı Rembetiko”, Türkiye’de olduğu gibi dünyada da dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor.

Osmanlı fasıl müziği ile 19. yüzyıl rembetikolarının harmanlandığı “Fasl-ı Rembetiko”da, İstanbul ve İzmir’de şekillenen anonim halk müziklerinden örnekler sunan Café Aman İstanbul,dinleyicilerine özel bir müzik ziyafeti sunuyor.

Canlı performanslarda, özel dönem kostümleriyle sahneye çıkan grup, Türk ve Rum Müziği’nin unutulmaz dönem şarkılarını, hasapikodan zeybeğe keyifli dönem danslarıyla renklendiriyor.

Danslar zaman zaman tiyatral öğelerle de destekleniyor ve konserler görsel bir şölene dönüşüyor.

Geniş bir repertuara sahip olan grup, pek çok dilde şarkılar söylüyor. Rembetiko’yu uzun yıllar sonra kendi toprağında, yeniden gün yüzüne çıkaran Café Aman İstanbul, sevenlerini adeta 19. yüzyıla götürüyor. Repertuarını özel arşivlerden, taş plak kayıtlarından, yazılı kaynaklardan oluşturan grup zengin bir arşive sahip.

Gerçek kimliği bilinmeyen ünlü sokak sanatçısı Banksy’nin koleksiyoncularda bulunan eserlerini bir araya getiren “The Art of Banksy” (Banksy’nin Sanatı) sergisi dünyada ilk kez İstanbul’da Global Karaköy’de sanatseverlerle buluşacak. 13 Ocak 2016 da ki açılış töreninin ardından sergi, yarın ziyarete açılıyor.

bankys

On yıldır başta İngiltere olmak üzere yaptığı sokak resimleriyle tanınan, gizemli sokak sanatçısı Banksy’nin dünyaca ünlü eserlerini bir araya getiren en büyük koleksiyon “The Art of Banksy” (Banksy’nin Sanatı) dünya prömiyerini İstanbul’da yapıyor. Bu akşam yapılacak açılış töreninin ardından yarından itibaren Global Karaköy’de sanatseverlerle buluşacak sergi, izleyiciyi “Londra sokaklarında bir gezintiye çıkarmayı” amaçlıyor. Global Yatırım Holding’in kültür sanat hayatına kazandırdığı Global Karaköy binasının resmi açılışı da, ilk kez bu sıra dışı sergiyle gerçekleşiyor.

banksy-apeman

Küratörlüğünü Steve Lazarides’in üstlendiği “The Art of Banksy”de sanatçının farklı dönemlerine ait özel koleksiyonlar ve enstalasyonlar, modern teknoloji eşliğinde sergileniyor. Sergide, Lazarides’in özel koleksiyonunun yanı sıra dünyanın farklı noktalarındaki koleksiyonerlerden toplanan eserler de yer alıyor. Bugüne kadarki en büyük Banksy sergisi olma özelliği taşıyan sergide, aralarında Banksy’nin “Kırmızı Balonlu Kız”, “Gül Şimdi”, “Hizmetçi” gibi en bilindik eserlerinin de bulunduğu toplam 100 eser izleyiciyle buluşuyor. Eserlerin toplam değeri ise 20 milyon sterlini (yaklaşık 87.4 milyon TL) buluyor.

İzleyiciyi, alışılageldik formatların dışına çıkaracak olan serginin her bir bölümünde farklı bir mekân canlandırılacak. Ziyaretçiler bir İngiliz evinin oturma odasından İngiltere sokaklarına uzanan farklı bir atmosfer yaşayacak. “The Art of Banksy”, izleyiciye bir serginin ötesinde aynı anda görme, duyma ve dokunma duygularını harekete geçirecek farklı bir deneyim vaat ediyor. Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla, Global Yatırım Holding ana sponsorluğu ve İstanbul Entertainment Group, Piu Entertainment işbirliğiyle gerçekleşen sergi, İstanbul’un ardından dünyanın farklı kentlerinde sanatseverlerle buluşacak.

BANKSY, SERGİ FİKRİNE KARŞI

no future

“Gerilla sanatçı” olarak da tanınan Banksy, eserlerinde savaş karşıtı, tüketim çılgınlığını eleştiren çevreci ve hayvan haklarını savunan mesajlar vermesiyle tanınıyor. Eserleri üzerinden para kazanılmasını eleştiren ve sergilenmesine karşı olan Banksy, gerçekleşen sergilerine resmi onay vermiyor. Serginin küratörü olan ve bir dönem Banksy’nin menajerliğini yapan Lazarides, 2014’te de “Banksy: The Unauthorised Retrospective” (Banksy: İzinsiz Retrospektif) adlı bir sergiyle Banksy’nin eserlerini satışa sunmuştu.

İngiltere’nin en saygın edebiyat ödülü Man Booker’ı sahibini buldu.  “A Brief History of Seven Killings” adlı romanı ile  Jamaikalı yazar Marlon James ödülün sahibi oldu.

marlon-james

İngiltere’nin en saygın edebiyat ödülü Man Booker’ın bu yılki sahibi, Jamaikalı yazar Marlon James oldu.

Jamaikalı şarkıcı Bob Marley’e 1970’li yıllarda düzenlenen suikast girişiminden esinlendiği “A Brief History of Seven Killings” isimli romanıyla bu ödüle layık görülen James, aynı zamanda 50 bin sterlin para ödülünün de sahibi oldu.

Londra’nın tarihi ve görkemli belediye binası Guildhall’da yapılan törenle açıklanan ödüle, 6 yazar ve eseri adaydı. 44 yaşındaki Marlon James’e ödülünü, Cornwall Düşesi Camilla takdim etti.

Adaylar arasında James’in yanı sıra, “Satin Island” romanıyla İngiliz yazar Tom McCarthy, “The Fishermen” romanıyla Nijeryalı yazar Chigozie Obiomo, “The Year of the Runaways” romanıyla İngiliz yazar Sunjeev Sahota, “A Spool of Blue Thread” romanıyla Amerikalı yazar Anne Tyler ve “A Little Life” romanıyla Amerikalı yazar Hanya Yanagihara bulunuyordu.

Man Booker Ödülü, geçen yıla kadar İngiliz, İngiliz Milletler Topluluğu veya İrlanda vatandaşı olan bir yazara İngilizce kaleme aldığı bir romanı dolayısıyla veriliyordu. Man Booker ödülü geçen yıldan bu yana, milliyet gözetmeksizin İngilizce yazan ve İngiltere’de kitabı basılan tüm yazarlara verilebiliyor.

Bach Günleri bu yıl 2 Ekim’de Hortus Musicus konseriyle başlıyor. Tüm programı Kasım ayına ertelenen festivalde önemli virtüözler sahneye çıkacak.

hortus bach istanbulda

Tarihi müziğin dünyadaki en önemli isimlerini İstanbul ’a getiren ve Avrupa ‘da en dikkat çeken festivallerinden biri haline gelen “İstanbul Bach Günleri” bu yıl 2 Ekim – 31 Kasım tarihleri arasında müzikseverlerle buluşacak.

“Bach Günleri” 2 Ekim saat 20.00’de Estonyalı topluluk Hortus Musicus’un konseriyle başlayacak. Deniz Müzesi’nin ilk defa ev sahipliği yapacağı bu konserde Avrupa’nın en eski Barok müzik topluluğu olan Hortus Musicus, Barok ve Barok öncesi dönemden örnekler sunacak. 12. “Bach Günleri”, Moskova Virtüözleri’ne de şeflik yapmış olan ünlü Rus piyanist Konstantin Lifschitz, dünyanın en iyi org ve klavsen virtüözlerinden biri olan Benjamin Alard, İstanbul’daki her konseri heyecan yaratan ve biletleri günler öncesinden tükenen sihirli viyolonselci Jiri Barta ve daha birçok sürpriz ismi ağırlayacak.

2 Ekim Hortus Musicus konseri dışındaki konserler Kasım ayına ertelenmiştir. Kasım ayı programı ayrıca duyurulacaktır.

HORTUS MUSICUS

Avrupa’daki en eski Barok öncesi müzik topluluğu, Tallinn merkezli Hortus Musicus bu sene 43. yaş gününü kutluyor. Hortus Musicus uzun geçmişi boyunca, Gregoryen korolardan 18. yüzyılın büyük Barok bestecilerine kadar Avrupa’nın bütün müzik tarihini katetti. Erken dönem müziğinde Hortus Musicus’un repertuarında yer almayan herhangi bir tür ya da dönem yoktur denebilir. Hortus Musicus’un bu kadar uzun ömürlü olmasının sebebi yaratıcılığıdır. Topluluk “erken dönem müziği”yle anılagelmektedir ama Hortus Musicus söz konusu olduğunda bu ifade sadece kullanılan yalın malzemeye atıfta bulunur. Zira topluluğun kendi müziği her prova ve seslendirmede yeniden doğar; “eski” müzik “kendilerinin” ve “yeni” olur. Kurulduğundan beri Arvö Part, Giya Kantsheli, Aleksander Knaifel, Lepo Sumera, Erki-Sven Tüür, Galina Grigoryeva ve daha birçok çağdaş müzisyen de Hortus Musicus için parçalar yazmış ya da eserlerini topluluğa ithaf etmiştir. Topluluk ilk senelerinden beri pek çok şehrin müzik festivalinde övgüyle karşılandı. Berlin, Münih, Paris, Londra, Moskova, St. Petersburg, Boston, Venedik, Krakov, Varşova, Tel Aviv, Kopenhag, Prag, Bratislava, Anvers, Bristol, Glaskov, Helsinki, Willach, Hetta, Malmö, Stockholm, Lockenhaus, Wien, Linz, Innsbruck, St. Galen, Herne, Würtzburg, Regensburg, Zaragoza, Utrecht ve daha birçok şehirdeki festivallerin yanında topluluk, neredeyse tüm Avrupa şehirlerinde, Amerika, Japonya ve İsrail ’de konserler verdi.

Grubun konser programlarını içeren yirmiden fazla kaydı bulunmaktadır.