kutu

kutu konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. kutu konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. kutu konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri kutu konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 2016-2017 eğitim dönemi sonunda 16 Haziran 2017 , 20 Haziran 2017 ve 22 Haziran 2017 tarihlerinde yıl sonu gösterimiz yapılacaktır. 16:00 ‘da başlayacak olan 16 Haziran 2017 gösteri programımız şu şekildedir;

 

16:00-17:00 Müzik Gösterisi

Burak  Akalan 16.06.2017 BENGİSU ÖZCAN
Alp Lokmacılar 16.06.2017 BENGİSU ÖZCAN
Asya Arslan 16.06.2017 ONUR GÜNER
Elif Tülin Şahin 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Beren İncekalan 16.06.2017 BURCU IŞIL OĞUZ
Fatma Dora Altaş 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Selin Sadıç 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Olcay Zeydanlı 16.06.2017 BENGİSU ÖZCAN
Zeynep Maşlak 16.06.2017 BENGİSU ÖZCAN
Berat Şerif Demir 16.06.2017 BURCU IŞIL OĞUZ
Kuzey Güngör 16.06.2017 HÜSEYİN MAN
Yunus Yiğit Güler 16.06.2017 BENGİSU ÖZCAN
Doruk Demir 16.06.2017 CANER TOKYAY
Eren Özden 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Nima Abdullahi 16.06.2017 ONUR GÜNER
Özge Gültekin 16.06.2017 ONUR GÜNER
Yağmur Urulu 16.06.2017 BENGİSU ÖZCAN
Derin Alkaya 16.06.2017 BURCU IŞIL OĞUZ
Ege Eren Şen 16.06.2017 TARIK KARAKOÇ
Elif Duru Taş 16.06.2017 ERKAN BAŞA
İrem Zorlu 16.06.2017 CANER TOKYAY
Nil Sahra Aksal 16.06.2017 BURCU IŞIL OĞUZ
Efe Gönenç 16.06.2017 HÜSEYİN MAN
Ekin Göker 16.06.2017 ONUR GÜNER
Irmak Urulu 16.06.2017 BENGİSU ÖZCAN
Sena Ertop 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Azra Sarıgül 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Damla Küçük 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Ayşe Gözel 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Ece Funda şahin 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Huriye Niran Kaya 16.06.2017 BENGİSU ÖZCAN
Zehra Çelik 16.06.2017 BENGİSU ÖZCAN
Egemen Filiz 16.06.2017 HÜSEYİN MAN
Zeynep Ece Banzaroğlu 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Ece Eylül Kayacı 16.06.2017 BENGİSU ÖZCAN
Rabia ileri 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Şevval Alara Lamuş 16.06.2017 ELİF UNCU
Deniz Cem Sönmez 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Sena Polat 16.06.2017 ZUHAL SEVİM
Ege Eruçar 16.06.2017 ELİF UNCU
Hazal Talay 16.06.2017 NECATİ PALA
Özgü Abacı 16.06.2017 CANER TOKYAY

 

17:30-18:30 Bale Gösterisi

Eylül Ece Sarpel 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Arya Masal Yılmaz 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Ecrin Minel Ace 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Elina Bulut 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Iraz Koban 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Irmak Dündar 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Ada Önce 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Derin Tanem Gök 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Elif Tülin Şahin 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Öykü Işıl Çor 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Aslı Maşlak 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Duru Çağlar 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Zeynep Asya Dolu 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Melis Kutunsel 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Nehir Kocagil 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Nilce Gözükara 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Banu Özbay 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Deniz Gülseren 16.06.2017 DENİZ BAYDAR
Ada Gençkurt 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Buğlem Ada Öztürk 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Ela Anık 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Nehir Karasu 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Cemre Dağ 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Duru Korkutlar 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Elif Kurt 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Tuğba Geçer 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Aselnaz Elidoğru 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Elif Naz Kavuk 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Tuana Havin Aydoğdu 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Doğa İrem Tekin 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Duru Uysal 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Elif Yazıcı 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Feride Nazlı Yıldız 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Gözde Dönmez 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
İnci Temur 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Seray Naz Çelik 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Zeynep Naz Yıldızlar 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Selin Sadıç 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ
Zeynep Şitilci 16.06.2017 NAZ KURTULUŞ

 

19:00-20:00 Tiyatro Gösterisi

Dilara Turhan 16.06.2017 PELİN ACAR
İpek Öner 16.06.2017 PELİN ACAR
Kutay Karabela 16.06.2017 PELİN ACAR
Nisa Barman 16.06.2017 PELİN ACAR
Nur Hilal Karaca 16.06.2017 PELİN ACAR
Zeynep Ulcay 16.06.2017 PELİN ACAR
Dorukhan Turhan 16.06.2017 PELİN ACAR
Kaan İlkin 16.06.2017 PELİN ACAR
Rıdvan Ege Çiftçi 16.06.2017 PELİN ACAR
Elif Ersintepe 16.06.2017 PELİN ACAR
Arda Kaan Kayserilioğlu 16.06.2017 PELİN ACAR
Batu Sefer 16.06.2017 PELİN ACAR
Emircan Selahattin Daşdemir 16.06.2017 PELİN ACAR
Başak Çakırlar 16.06.2017 PELİN ACAR
İrem Cansu Bozkurt 16.06.2017 PELİN ACAR
Şefik Tuğra Telci 16.06.2017 PELİN ACAR
İrem Çelik 16.06.2017 PELİN ACAR
Ece Evler 16.06.2017 PELİN ACAR
Meltem Turgut 16.06.2017 PELİN ACAR

 

 

sanat-teorisi

Sokrates “Sanat taklittir.” dediğinde taklitin sanat için gerekli olduğu kavramı anlaşılabileceği gibi, bu teorinin bir şeyin taklidi olmadan yapılan sanat eserlerinin sanat olmayacağı sonucuna da ulaşılabilir.

İlk yargım “Sokrates”in sözüne daha iyimser ve mantıksal bir yaklaşımdır.

Taklitten kasıt gerçek dünya nesnelerinin taklitleridir.

Ancak o zamanın başka bir filozofu ve Sokrates”in öğrencisi olan Platon, formların kesin gerçek olduğuna inanıyordu. Platon için sanat bir taklit, gerçek dünya nesnelerinin bir taklidiydi. Oysa formlar gerçek dünya nesnelerinden daha değerliydi. (Çünkü onlar ölümsüz, değişmez ve haklarında gerçeğin bilinebileceği nesnelerdi. -Bir matematikçi içinde 1 rakamı doğada hiç varlığı olmadığı halde gerçek birşey-matematksel bir nesnedir.) Bu nedenle Platon taklidi bir kusur olarak görüyordu ve taklit olarak sanat Platon”un gerçeğinde iki düzlem gerideydi. Bir kedi”nin resmi kendisinden daha az gerçek, kedinin kendisi ise mutlak olan zihinlerdeki formundan daha az gerçekti.

İşte yinede Sanat üzerine bir teori olan bu “Sanatın Taklit Teorisi”nin 2000 yıl süre ile yerinde kalmasına neden olanda Sokrates ve Platon”dur. Çünkü bütün bu süre boyunca sanat, çoğunlukla taklit teorisine göre, orjinal nesneyi ne ölçüde temsil ettiğine göre yapılmış ve değerlendirilmiştir.

Platon bugün empresyonistlerle ile ilgili ne derdi acaba?

Konunun aynı bağlamda birleşmesi açısından başka bir örneğe geçip bir soru soracağım. Andy Warhol”un Brillo karton kutularının ve başka ürünlerin konserve kutularının sergisini sanat yapan ama aynı kutuları markette dükkanda sanat yapmayan şey nedir? Bunun cevabını Arthur Dunto”nun 1964”te “Sanat Dünyası” adlı makalesinden bir kesit alarak verebilirim.

“… İnsan bir sanat zeminin üzerinde olduğunu, bunu ona söyleyecek bir sanat teorisi yoksa farketmeyebilir. Bunun nedeni, bir ölçüde sanat teorisinden dolayı zeminin birleşiminin de sanatsal olmasıdır. Teoriler, sanatı bazı şeylerden ayırdığı gibi, sanatı da olanaklı kılar.

Bir Brillo kutusu ile bir Brillo kutusundan oluşan sanat yapıtı arasındaki farkı meydana getiren şey, sonuçta bir sanat teorisidir. Kutuyu sanat dünyasına taşıyan ve gerçekten olduğu gerçek nesneye dönüşmesini önleyen teoridir. Teori olmadan onun sanat olarak görünme olanağı olmadığı ortadadır. Onu sanat dünyasının bir parçası olarak görmesi için insanın, yakın zaman New York resimlerinin yanı sıra, sanat teorilerinide iyice öğrenmiş ve biliyor olması gerekir. Bunlar elli yıl önce sanat sayılmazdı. Gerçek dünyanın olduğu kadar sanat dünyasının da bazı şeyler için hazırlanması gerekir. Her zaman olduğu gibi, bugünde sanat teorisinin rolü sanat dünyasını ve sanatı olanaklı kılmaktadır…”

Demek oluyor ki, sanat dünyası öğrenen ve öğrendiği ölçüde sanat tarihi ile içiçe olmuş insanlardan oluşan bir komplekstir. Bir şeye sanat statüsü veren, onun bu sanat dünyasına girişidir.

Bugün eski IBM bilgisayarlarından oluşan bir çöplüğü sanat haline getirmemek için hiçbir neden yoktur. Yalnızca sanat dünyasına adım atması gerekmektedir. Bu da ona zemin hazırlayacak bir sanat teorisin varlığı ile mümkündür. Teorik karşılığını bulunduğu mekanda bulduğu zaman o sanattır.

Peki, öyleyse var olan bir sanat teorisi olmadan yeni bir sanat türü yaratılamaz mı sorusunu burada sormak gerekiyor. Yada başka bir deyişle önce zeminin hazır olması mı gerekmektedir?

Zaman, mekan, coğrafya ve anlayışın etkisi altında insanın bütün bunların dışında -dünya dışı- bir sanat eseri oluşturamayacağı kanaatindeyim. Çünkü yepyeni bir tür sanat eserinin ortaya çıkışı bile onunla beraber olarak gelecek olan sanat teorisinin ince önermeleri bir şekilde sanatçının sezgileri ile reel hayatta bağlantılı olacaktır. Ama bu sanatçıyı bağımlı kılar anlamına da gelmiyor.

Yazım burada bitiyor ama aklıma birde şunlar geliyor…

Teori yeni süreci uzaklaştırır ama ruha dokunmaz, ola ki ruh kendini teorilerle perdelemesin. Ama bu aradaki fikir akımlarının oluşması ve sindirilmesi için de ruhların perdelenmesi bir o kadar gerekli….

Bu tıpkı şuna benziyor.

“Ne sen bensiz varsın, ne ben sensiz bulunurum.”

 

Kaynak: www.sanatteorisi.com

sanat-ile-egitim
Yaratıcı işlerle uğraşanlar muhtemelen sanatın ilkokul eğitiminde önemli olduğuna katılacaklardır. Ancak okul yöneticileri buna katılmadıkları için, Arkansas Üniversitesi’nden bir grup sosyal bilimci, sanatla uğraşmanın faydalarını bilimsel olarak kanıtlamaya uğraşıyor.  Education Next ve Educational Researcher’da yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, müze ve performans sanatı merkezi gibi kültürel mekanlara giden öğrenciler sadece sanatla ilişkili derslerde daha yüksek notlar almakla kalmıyor aynı zamanda daha anlayışlı oluyor, tarihsel empati kurabiliyor, eğitimsel bellekleri ve eleştirel düşünme becerileri gelişiyor.

Eğitim reformu profesörü ve ekipteki araştırmacılardan biri olan Jay P. Greene, “Değişiklikler gözlenebilir ve çok dikkat çekiciydi” diyor. Özellikle bir müze gezisinin “öğrenciler üzerinde kesinlikle etki bıraktığı” gözlenmişti. Greene’e göre bu geziye katılan öğrenciler, öğrendikleri şeyleri “not almak ya da sınavdan geçmek gibi herhangi bir dış sebep gerekmeksizin” hatırlayabiliyorlar.

art_1

Büyük Bir Okul Gezisi

45,000 metrekarelik Crystal Bridges Amerikan Sanatı Müzesi, iki yıl önce açıldığında 11,000 öğrenciye ücretsiz müze gezisi sundu. Çekilişle belirlenen gruplar müzeyi ziyaret etti ve bir saatlik gezileri boyunca beş tablo incelediler. Geziler öğrenciye yönelik olarak düzenlendi, yani küratörler ders anlatmak yerine çocuklara tablolar hakkında temel bilgiler vererek, öğrencilerin tablolarla ilgili sorularını cevapladı ve tablolar hakkındaki tartışmaları yönettiler.

Kutu, Bo Bartlet

Müze gezisinden yaklaşık üç hafta sonra öğrenciler müze deneyimleriyle ilgili bir anket formu doldurdular. Ankette, gördükleri tablolarla ilgili soruların yanı sıra başkalarına karşı gösterdikleri hoşgörüye ve farklı tarihi dönemlerde yaşamış insanlarla empati kurup kuramadıklarına dair genel sorular yer alıyordu. En sonunda da, müzede görmedikleri yeni bir tabloyla –Bo Bartlet’in Kutu isimli tablosu- ilgili kısa bir kompozisyon yazmaları istendi. Müze gezisi için çekilişe katılan ama grup gezisi kazanamayan öğrenciler kontrol grubunu oluşturuyordu. Onlara da aynı şekilde empati ve hoşgörü ilgili sorular soruldu ve Kutuhakkında kısa bir kompozisyon yazmaları istendi. Daha sonra bu kompozisyonlar, bağımsız kişiler tarafından, eleştirel düşünme becerilerini değerlendirme konusunda saygın bir program temel alınarak değerlendirildi.

art_2

Sanat İnsanı Akıllı ve Duyarlı Yapıyor

Greene’in ekibi, test grubundaki öğrencilerin öğrendikleri “akademik” bilginin çokluğu ve müzede gördükleri resimlerle ilgili hatırladıklarını görünce çok şaşırdı. Öğrenciler, tablolardan birinin Büyük Buhran sırasındaki maddi desteklerle ilgili olduğunu, bir diğer tabloda ise ise kölelik karşıtlarının şeker üretimi protestosunun anlatıldığını hatırlıyorlardı.

“Bu tarihi ayrıntılar aslında küratörün standart sunumunda yoktu” diyor Green. Yani, tablolar hakkında tartışma ve soru cevap şeklindeki sunum, öğrencilerin tablolar hakkında alâkalı ve önemli sorular sormasına neden olmuştu. Ancak müze tecrübesindeki bir şey, öğrencilerin bu bilgiyi aradan neredeyse bir ay geçtikten sonra hatırlamalarını sağlamıştı. Pek çok çocuğun, sınavlarını geçmek için öğrendiği şeyleri çabucak unuttuğu düşünülecek olursa bu çok dikkat çekici bir durumdu.

Dahası, Greene’e göre, çocuklar ilk kez gördükleri bir tablonun analizini yaparken, eğer müzeye gittilerse daha gözlemci oluyorlardı. “Müzeye giden çocuklar, yeni tablodaki ayrıntıları, müzeye gitmeyen çocuklara göre çok daha iyi gördüler” diyor Greene. Müzeye giden çocuklar, tabloyu kendi deneyimleriyle ilişkilendirme, alt metinleri saptama ve sanatı farklı yorumlama konusunda da daha iyilerdi. Ayrıca, tabloda tasvir edilen insanlar ve durumlarla, kontrol grubunun yapamadığı bir şekilde empati kurabiliyorlardı.

Okulun Dışına Çıkın

“Bu araştırmadan önce insanlar bize çocukların bir müzeye gittiklerinde sadece pencereden dışarıyı seyrettiklerini söylemişti” diyor Green. “Ama durum hiç de öyle değil. Çocuklar çevrelerine dikkat ediyor, bilgiyi özümsüyorlar.” Bu, kısmen, müzede yaşanan tecrübenin ders dışı bir formata sahip olmasıyla ilişkili olabilir ama Greene araştırmanın böyle sonuçlanmasının, öğrencileri her zamanki okul ortamından çıkararak onları kültürel bir ortama götürmekle de ilgili olduğunu düşünüyor.

art_3

Greene, “Öğrencilere bir tablonun yüksek kaliteli bir reprodüksiyonunu gösterebilirsiniz ama bu aynı şey olmaz” diyor. “Müzelerin mimariyi önemsemesinin sebebi de budur. Bu binalar insanların zihinlerini, yaşayacakları tecrübeleri algılamaya hazırlar.”

Greene’e göre, “Kültürel deneyimlere aç” şehirlerde, müzeye giden ve gitmeyen çocuklar arasındaki en çarpıcı farkın düşük gelirli kesimden gelenler arasında görülmesi şaşırtıcı değil. Hayatlarında ilk kez bir müzeye giden çocuklar eleştirel düşünme, empati ve hoşgörülerinde çok çarpıcı gelişmeler kaydettiler.

Elbette okul yönetimleri hâlâ bir sanat müzesini gezmenin öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini daha geleneksel konularda da geliştirip geliştiremeyeceğini bilmek istiyor. “Sanatın, bir yapbozu ya da bir matematik problemini çözerken daha iyi düşünmenizi sağlayıp sağlamayacağını bilmiyoruz” diyor Greene. “Ama matematik ya da kitap okumanın iyi olduğunu anlamamız için bunları sanat diline tercüme etmemiz gerekmiyor. Öyleyse sanatı neden kitap okuma ve matematik diline tercüme ediyoruz? Sanat kendi başına bir şey yapmaktır, biz de bunu önemsiyoruz.”

sairler-eskisehir-de-bulusuyor-141302-5

Eskişehir Tepebaşı Belediyesi tarafından düzenlenen 6. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması, 26-29 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Açılış, bu akşam saat 18.00’de Özdilek Sanat Merkezi’nde yapılacak ve tüm etkinlikler burada şiir severlerle buluşacak. Direktörlüğünü Şair Haydar Ergülen’in yaptığı şiir buluşmasının bu yılki onur konuğu Ahmet Telli olacak. Telli, açılıştan önce, saat 17.00’de okurları için kitaplarını imzaladı. Tepebaşı Belediye Başkanı Dr.Ahmet Ataç, “Dolu dolu geçeceğine inandığım şiir günlerimize sanatseverleri davet ediyorum” dedi.

ODAK ÜLKE NORVEÇ

6. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması’nın açılışında, şair-müzisyen Muzaffer Özdemir ve sonraki günlerde de Müzik Kutusu birer konser verecek. Buluşma boyunca dört “müzik-şiir okuması” gerçekleştirilecek. Behçet Necatigil, doğumunun 100. yılında şair Mahmut Temizyürek’in hazırladığı bir sunumla anılacak. Yakın tarihlerde aramızdan ayrılan şairler Sennur Sezer, Gülten Akın, Ahmet Oktay ve Ahmet Ada da bir etkinlikle anılacak.

Öte yandan, Onur Konuğu Ahmet Telli’nin şiirinin tartışılacağı bir oturum gerçekleştirilirken yurt dışından gelen konuk şairlerin katılacağı “Şiir ve Barış” ile “Norveç Şiiri” oturumları yapılacak. Bu yıl odak ülke Norveç olacak.

Şiir Buluşmasında her yıl olduğu gibi bu yıl da, çocuklarla bir “Çocuk Şiiri” oturumu yapılacak. Tepebaşı Belediyesi’nin Esentepe’deki Çocuk Sanat Merkezi’nde şairler Mehmet Atilla ve Erol Büyükmeriç konuşacak.

NAZIM ÖDÜLÜ

Şiir Buluşması kapsamında verilen “Nazım Hikmet Araştırma Ödülü, bu yıl Arif Keskiner ve M. Melih Güneş’in Hazırladığı “Nazım’ın evinde, Vera’nın Sofrasında” adlı kitaba verildi. Bu ödül için de bir tören gerçekleştirilecek.

6. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşmasına bu yıl; Fransa, İran, İtalya, Norveç, Polonya, Suriye ve ülkemizden 30 şair katılacak. Şairlerin şiirlerinden oluşan Türkçe-İngilizce bir kitap ile, Türk şiirinin ustalarından Behçet Necatigil’in 100. Yaşı nedeniyle şair Mahmut Temizyürek tarafından hazırlanan bir kitap ve geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, Komşu Yayınları tarafından basımı yapılan şiir kitapları şiir severlere ücretsiz dağıtılacak.

Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, “kültür paketi”nin ayrıntılarını açıkladı. Rami Kışlası restore edilecek ve İstanbul’a 10 milyon kitap kapasiteli Türkiye’nin en büyük kütüphanesi kurulacak.

kutuphane

Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, Almanya dönüşü uçakta gazetecilere konuştu. Kültür politikalarıyla ilgili hazırlanan paketin Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanacağını kaydeden Ünal, şehirlerin kültür ve sanat üretmemeye başladığı anda taşralaşacağına işaret etti. Ünal, Devlet Türk Musikisi korolarının yeniden açılacağını ve gençlerin kültür sanat etkinliklerinin doğrudan teşvik ile 50 milyon TL ile destekleneceğini söyledi. Ünal, şu mesajları verdi: “Sanatçının devlet memuru olması, sanatçının performans değerlemesini yapmanızı engelliyor ama sanatçı performansı ile vardır. Eğer siz sanatçıyı alır devlet memuru yaparsanız ve onun da kendi performansını herhangi bir şekilde değerlendirmezseniz orada bir sanat ya da sanat etkinliği olmaz. O yüzden kültür paketinin birinci önceliği, iyi bir kültür-sanat yönetimi. Kültür-sanat yönetimi ile neyi hedefliyoruz? Sanatı ve sanatçıyı nasıl destekleyeceğiz? Dolayısıyla sanatçının özlük haklarından tutun da sanatçının emekli olması ve eğitimine varıncaya kadar bu çerçevede bir planlama sunmamız gerekiyor. Her şeyi yeniden ele alıyoruz. Biz bir teşkilat kanunu çalışması yapıyoruz, ama kültür-sanatın birtakım siyasi gerilim hatlarına takılmasını istemiyoruz.

 

Aforizmalar devam ediyoruz. Sıra uzakdoğudan Konfüçyus’a ait aforizmalarda…

konfucyus

*    Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner.
*    Alkışı en sessiz şekilde karşılayan, alkışı hak etmiş demektir.
*    Ağaç yaşken eğilir.
*    Araştırma yapıldığı zaman ancak bilgi artırılabilir; bilgi artırıldığında ancak istek samimi olabilir; istek samimi olduğunda ancak akıl ıslah edilebilir; akıl ıslah edildiğinde ancak özel yaşam iyileştirilebilir; özel yaşam iyileştirildiğinde ancak aile yapısı düzeltilebilir. Aile yapısı düzeltildiğinde ancak devlet düzen içinde yönetilebilir.
*    Aşk, dört nala giden at gibidir, ne dizginden anlar, ne söz dinler.
*    Aç midenin cezasını yorgun ayaklar çeker.
*    Asıl bilgi insanın cehaletini tanımasında yatar.
*    Akıllı insan kimseyle yarışmaz, böylece kimse onunla yarışamaz.
*    Adalet devletin hazinesidir.
*    Az konuşmaktan pek az, çok konuşmaktan sık sık pişman olunur.
*    Bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyarınız, bilmediğini bilene öğretiniz, bilmediğini bilmeyenden kaçınız.
*    Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkudan kurtarır.
*    Bilgiye sahip olarak doğmuş birisi değilim. Öğretmeyi seviyorum ve öğrenmeye çalışıyorum.
*    Bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme, balık tutmayı öğret.
*    Bir milleti tutsak etmek isterseniz, onun müziğini çürütün.
*    Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir.
*    Bir şeyin haklı olduğunu bildiğin halde, o şeyden yana çıkmazsan, korkaksın demektir.
*    Bir ülkede adaletin varlığı kişinin kendini özgürce ifade etmesinden anlaşılır. Bir ülkede adaletsizliğin varlığı ise kişilerin başına buyruk davranışından anlaşılır. İyi insanlar sorunları önlemek için çaba sarf ederler.
*    Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.
*    Çizik olmayan bir çakıl taşı, çizik bir elmastan daha iyidir.
*    Devlet düzen içinde yönetildiğinde ancak dünyada barış tesis edilebilir.
*    Duyduğumu unuturum, gördüğümü hatırlarım, yaptığımı anlarım.
*    Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir.
*    Derin olan kuyu değil,kısa olan iptir.
*    Dinsel erdem, insanlığı sevmekle olanaklıdır. Bu sevgi hissi, aileden toplumdan hükümete dek karşılıklı olarak uzamalıdır.
*    Durmadığınız sürece yavaş ilerlemeniz önemli değildir.
*    Efendi adam, kendisinden çok şey, başkalarından az şey bekler.
*    Eğitimli insanlar adaleti ilke edinir ve onu düzenli bir biçimde yürütür; onu alçak gönüllülükle kurar ve sadakatla gerçekleştirir.
*    Eğitimli insanlar öncelikle adalete değer verir. Eğitimli insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca asi olurlar. Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca haydut olurlar.
*    Elde edilecek bir çıkarı olduğu halde adaleti düşünen, tehlike karşısında hayatını hiçe sayan, verdiği sözü unutmayan, tam insandır.
*    Etraflıca çalış, doğru bir şekilde araştır, dikkatlice düşün, düşündüklerini gözden geçir, ciddi ve samimi bir şekilde uygula.
*    Evinizin eşiğini temizlemeden komşunuzun damındaki karlardan şikayet etmeyiniz.
*    Gerçeği bilenler ile onu sevenler hiçbir zaman eşit değildirler.
*    Güçlü olan, zayıf yanını herkesten iyi bilendir; daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedebilendir.
*    Güleryüzlü olmayan bir kişi, dükkan açmamalıdır.
*    Güzelliği sevdiği kadar, erdemi de seven bir insanı daha görmedim.
*    Her şey bir güzelliğe sahiptir fakat bunu herkes görmez.
*    Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır.
*    Hiçbir şey eyleme geçen cahillik kadar korkunç olamaz.
*    İhtiyatlı insan nadiren hata işler.
*    İnsanlar sahip olduklarını küçümser, sahip olamadıklarını önemser.
*    İnsanları niçin öldürüyorsunuz, biraz bekleyin zaten ölecekler.
*    İsteyenler bilgilerini genişletmelidirler. Bilgilerini genişletmek isteyenler önce araştırmalıdırlar.
*    İşlerin çabuk yapılmasını istemek, onların düzgün biçimde yapılmasını engeller.
*    İdare etmek dürüstlük demektir. Sen doğru yönetirsen yanlış olmaya kimse cesaret edemez.
*    İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen adamdır.
*    İnsanların umutlarıyla oynama,belki tek sahip oldukları şey odur.
*    İnsanlar ellerine neden silah aldıklarını bilseler o silahları parçalarlar.
*    Karanlığa söveceğine, bir mum yak.
*    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsın.
*    Kelimelerin kuvvetini bilmeyen insanlarla esaslı bir konuyu konuşmak mümkün değildir.
*    Kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi, başkasına yapmamalıyız.
*    Kendini affetmeyen bir insanın bütün kusurları affedilebilir.
*    Küçük avantajların peşinden koşarken büyük başarılardan olabilirsiniz.
*    Küçükler ot gibidir, büyükler ise rüzgar: Rüzgar ne yöne eserse, otlar o yöne eğilir.
*    Konuşmaya değer insanlarla konuşmazsan insanları, konuşmaya değmez insanlarla konuşursan kelimeleri yitirirsin. Sen öyle biri ol ki ne insanları, ne de kelimeleri yitir.
*    Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanin boyu hizasındadır.
*    Müzik gökle toprak arasında bir ahenktir.
*    Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen kişidir.
*    Okudum, unuttum, gördüm, hatırladım, yaptım, öğrendim.
*    Nasıl ki elmas yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz…
*    Ne aradığını bilmeyen bulduğunu anlayamaz.
*    Öğrenme ilkesi insanın temiz karakterini ortaya çıkarmak, insanlara yeni yaşam vermek ve nihai iyiye ve doğruya ulaşmak demektir.
*    Öğrenmeyi sevmeksizin cömertliği sevmek vardır ki aptalca bir saflığa götürür.
*    Öğrenmeyi sevmeksizin bilmeyi sevmek vardır ki zihinin gereksizce dağılmasına götürür.
*    Öğrenmeyi sevmeksizin içten olmayı sevmek vardır ki onur kırıcı bir aldırmazlığa götürür.
*    Öğrenmeyi sevmeksizin dobra olmayı sevmek vardır ki kabalığa götürür.
*    Öğrenmeyi sevmeksizin açık görüşlü olmayı sevmek vardır ki umarsız bir asiliğe götürür.
*    Öğrenmeyi sevmeksizin prensip sahibi olmayı sevmek vardır ki mantıksız bir zorlamaya götürür.
*    Örnek insanlar adaleti anlar. Adaleti anlamayan adaletsiz olur.
*    Örnek insanlar yumuşak huyludur ve öfkeden kaçınır.
*    Öğretmek iki kere öğrenmek demektir.
*    Sana bir şeyi nasıl bilebileceğini öğreteyim mi? Bildiğin zaman bildiğini anla, bilmediğin zaman ise bilmediğini anla.
*    Susmak, insanı ele vermeyen sadık bir arkadaştır.
*    Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
*    Tanrım bana kitap ve çiçekle dolu bir ev ver!
*    Yaldızlı sözlerle erdem bağdaşmaz.
*    Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Konfüçyus Kimdir

Konfüçyüs (Çince: Kǒng Fūzǐ, 孔夫子, Latince: Confucius, “Üstad Kong” Çince 孔子, Kǒng Zǐ, Wade-Giles: K’ung-tzǔ) Çinli filozof,eğitimci ve yazar.

MÖ 551 – MÖ 479 tarihleri arasında, Doğu Zhou Hanedanlığı döneminde yaşadığı sanılmaktadır. Kong Qiu (Wade-Giles: K’ung Ch’iu) adı altında, Lu devletinin Qufu şehrinde (günümüzde Shandong eyaleti) doğmuş ve aynı şehirde vefat etmiştir.

Doğu uygarlığının en önemli temsilcilerinden biri kabul edilir. Çin geleneklerini derleyip toparlayarak yeni kuşaklara aktarmak isteyen Konfüçyüs, kendisine özgü yöntemleriyle öğretimi halka yaymış ve öğretmenliği bir uğraş haline getirmiş bir düşünürdür. Ancak adı filozoflar, devlet adamları, büyük öğretmenler ve ahlakçılar arasında değil, peygamberler arasında zikredilmektedir. Dinler Tarihi araştırmacıları da onun öğretisini bir din olarak kabul etmektedir.

Konfüçyüs kendisini antik dönem krallarının öğretisini aktaran Klasikler’in içerdiği değerleri ve ilkeleri topluma aktarmaktan sorumlu görmüştü. Temel amacı ve ideali “tartışmalardan uzak ve tümüyle uyum içerisinde yaşayan bir toplum ve dünya kurmak”tı.Bu ideale ulaşabilmek için ise, ideal insanı tanımlamak ve onun ortaya çıkmasına yardımcı olmak gerekiyordu. Öğretisinde öteki dünya, tanrı, ruhlar, doğaüstü varlıklar ve benzeri kavramlara ve olgulara yer vermemişti. Çünkü bu alan, onun ilgi alanına girmiyordu.Bu bakımdan Çin’in Sokrates’i olarak kabul edilir. Fikirleri, kendisi tarafından asla yazılı hale getirilmemiş, çoğunluğu birer düşünür ve bilim adamı olarak yetişen öğrencileri tarafından kağıda dökülmüştür

Ölümünden sonra ülkesinde önce prens unvanı ile yüceltilmiş, ondan sonra “Mükemmel Hakim” ve “Taçsız Kral” namıyla kutsanmış ve Çin’de kendi adına tapınaklar inşa edilmiştir. Böylece Konfüçyüs yeni bir din ortaya koymayı düşünmediği halde onun adına mabedler inşa etme geleneği XX. yüzyılın başlarına kadar sürmüştür. Konfüçyüs’ün düşüncelerini ve konuşmalarını derleyen “Lun Yu” adlı ince kitap, kutsal kitap olarak kabul görmüştür.

İsminin tarihçesi

Asıl adı Qui, soyadı Kong, lakabı ise Zhonngni’dir. Çin’de Kong-Fuzi (孔夫子, Kǒng Fū Zǐ)veya Kung-Fu-Tzu adıyla tanındı.[3] Fuzi, “üstad, bilge, öğretmen, filozof” anlamlarına gelir. İsminin anlamı “Bilge-Filozof Kong”’dur.

Konfüçyüs isminin Batı dillerindeki karşılığı olan “Confucius”, Kong-Fuzi’nin Latince şeklidir.İsmin sonundaki “-us” parçasının kaynağı, yazıtlarının ilk başta Cizvitler tarafından Latince’ye çevrilmesiyle ilgilidir. Böylece “Kǒng Fū Zǐ“, “Konfüçyüs“‘e dönüşmüştür.[kaynak belirtilmeli]

Kong ailesi günümüzde hala çınar ailesi olmakta ve dünyanın tarihçe kanıtlanmış en eski ailelerinden biri sayılmaktadır. Kong ailesinin 75. nesil üyesi bugün Tayvan’da turan çınar olarak yaşamaktadır. Qufu şehrinde yaşayan diğer bir ailenin de yine Konfüçyüs soyağacına dayandığı bilinmektedir. Soyağacının çok eskiye dayanmasından ötürü, binlerce ailenin çınar ailesine bağlı olması mümkün sayılır. Günümüzde halen daha Kong ailesi fertleri, tapınak görünümlü malikanelerindeki kabristana defnedilmektedir.

Hayatı

M.Ö. 27 Ağustos 551 tarihinde, Kuzey Çin’in şimdiki Shandong eyaletinin Lu şehrinde, Kong ailesinden Shu-Liang He’nin oğlu olarak dünyaya geldiği düşünülür. Kaynaklarda soyu ve gençliği ile ilgili çeşitli rivayetler ve anlatımlar bulunmaktadır. Bir rivayete göre fakir, fakat saygın bir aristokrat aileden gelmekteydi. Babasını henüz üç yaşında iken kaybetti

Bilge bir aileye mensup olan annesinden yazı yazmayı öğrendi. On üç yaşına geldiğinde dedesinin yanına gönderildi; altı yıl süreyle dedesinden özel eğitim alarak altı marifet (sanat-hüner) diye adlandırılan, töre (tarihi gelenek ve görenekler), müzik, ok ve yay kullanma, araba sürme, yazı yazma ve hesap yapmayı öğrendi. Altı yılın sonunda dedesi, MÖ 529 yılında ise annesi vefat etti. Konfüçyüs, yaşadığı beyliğin kuralları gereği üç yıl annesinin yasını tuttu.

MÖ 532–502 yılları arasında belli aralıklarla Lu derebeyliğinde çeşitli görevlerde bulundu. Başlangıçta küçük memuriyetlerde bulundu. 19 yaşında iken Song beyliği seyahati sırasında tanıştığı Jī Guān Shì (丌官氏) ile evlendi, bir yıl sonra bir oğlu dünyaya geldi. Daha sonra iki kız çocuğu olmuş, birisi çok küçükken hayatını kaybetmiştir.

M.Ö. 522’de bir okul açtı ve öğrenci yetiştirmeye başladı. Hedefi yeni görüşler ortaya koymak değil eskilerin hikmetli sözlerini aktarmaktı. Çocukluk çağlarından itibaren önceki dönem hanedanlık tarihi, yönetim şekli, sosyal ve kültürel yaşam gibi konularda araştırma yapmış ve ideallerinde yer alan dönemi Batı Zhou Hanedanlığı olarak belirlemişti. Toplumsal düzenin yeniden sağlanması için siyasal ve sosyal anlamda reform gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmaktaydı. Fikirlerini hayata geçirmek amacıyla, ülkedeki beyliklere mensup bir yöneticinin yanında görev almayı arzu etmekteydi.

konfüçyus_mezarlığıM.Ö. 518’de günümüzde Henan eyaletinin Luo Yang kenti olan şehre gitti; tarih ve müzik üzerine çalıştı. Taoizmin kurucusu kabul edilenLaozi ile buluştu. Bu görüşme onun düşünce dünyasına yön vermesi bakımından önemlidir. Laozi ile buluşmasından sonra Lu Beyliği’ne geri dönerek araştırma yapmaya ve öğrenci yetiştirmeye devam etti. İki sene sonra öğrencileri ile birlikte iç savaştan kaçarak komşu devlet Qi’ye sığındı. Qi halkı üzerinde etkili ve güçlü izler bıraktı ancak soylularla çatışma yaşadığı için iki sene sonra doğduğu topraklar olan Lu Beyliği’ne döndü. On beş yıl boyunca öğrencileri ile vakit geçirmeye devam etti.

51 yaşında iken beyliğin kuzeybatısında küçük bir yerleşim yeri olan Zhōng Dū (中都) bölgesi temsilcisi olarak görevlendirildi. Bu görevindeki başarıları nedeniyle M.Ö. 500 yılında Lu Beyi tarafından “vezir vekili” görevine terfi ettirildi. Fikirlerini hayata geçirmek üzere Lu Beyliği idari sistemi ve toplum yapısında önemli değişiklikler yaptı. Cinsiyet ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesin eğitim almasının önünü açtı. Soyluların yetkilerini sınırladı. Lu beyinin zevke ve sefaya dalması üzerine M.Ö. 497’de görevinden ayrıldı. On dört yıl boyunca ülkeyi dolaşıp düşüncelerini anlattı. Hiçbir yerde düşüncelerini gerçekleştirmek için uygun konuma gelmeyi başaramadı ancak çok sayıda yeni öğrenci kazandı. Gezdiği toprakların tarihsel sürecini, yaşam koşullarını ve gelenek yapısını öğrenerek düşünce dünyasını zenginleştirdi.
M.Ö. 484’te eşini kaybeden Konfüçyüs, Lu’ya döndü. Peşpeşe oğlunu, en sevdiği öğrencilerinden Yan Hui’yi ve Zǐ Lù’yu kaybetti. Bu arada Çin tarihinde İlkbahar ve Sonbahar Dönemi’nin bittiği Muharip Devletler Dönemi’nin başlamıştı. Konfüçyüs, tek eseri olan Bahar ve Güz’ü yazdı. M.Ö. 479’da ağır bir hastalığa yakalanıp vefat etti. Naaşı Qu Fu kenti kuzey yakasında yer alan Sa Shui Nehri kıyısına defnedilmiş ve öğrencileri mezarı başında bir kulübe inşa ederek üç yıl boyunca yasını tutmuştur. Mezarı halen ziyarete açıktır.

Etkileri

Konfüçüs’ün etkisi, öğrencileri ve takipçileri sayesinde ölümünden kısa süre sonra görülmeye başlandı. Takipçilerinden Mensiyüs ile Hsun Tzu, Konfüçyüsçü düşünceye kendi fikirlerini, kendi vurgularını da katarak, seçkinlerin eğiticisi oldular. Kısa ömürlü Ch’in hanedanlığı döneminde (MÖ. 221-MÖ205) Konfüçyüs ve ekolü yok sayıldı. fal, tıp ve tarım kitapları dışındaki kitapların yakıldığı bu dönemde Lun Yu da yakılan kitaplar arasındaydı. Ancak geçici bir unutuluştan sonra hükümdarlar Konfüçyus’un kuramının, feodal toplumun istikrarı için çok yararlı olduğunun farkına vararak, Konfüçyusçuluğa devletin yasal öğreti ideolojisi konumunu tanıdılar.

Han Hanedanı zamanında Konfüçyüs’ü tanrılaştırma teşebbüsleri bile olmuştur. Konfüçyüs yeni bir din ortaya koymayı düşünmediği halde Lu’nun prensi onun adına bir mabet inşa ettirdi ve ona kurbanlar sunulmaya başlandı. Mezarı bir ziyaret yeri oldu. M.Ö 125’te ona, imparatorlara verilen şeref ve paye verilmiş; M.S.1’de “Dük” adı verilmiş; 492’de kendisine, “Saygı değer Ni, iyi yetişmiş Bilge” ünvanıyla hitap edilmiştir. İmparator Yuan Tsung (M.S.713-776), ona “İyi Yetişmiş Bilge Kral” ünvanını verdi. Cheng Tsung (1068-1086) onu, “imparator” ünvanına yükselttir. 1308’de “Kusursuz Büyük İnsan ve En Büyük Bilge” ünvanına layık görüldü. Konfüçyüs’e saygı o kadar aşırılaştırıldı ki 1382’de imparator, Konfüçyüs’ün tasvirlerinin tapınaklarda bulundurulmasını yasaklamak zorunda kaldı. Bununla beraber Çin geleneğine uyularak yine de onun ve dört büyük öğrencisinin ata tabletleri şeref köşesinde bulunduruldu.

Nihayet 1906’da İmparatoriçe Dowager, Gök’e sunulan kurbanların aynısının Konfüçyüs’e de sunulacağına dair ferman yayınladı; Konfüçyüsçülük Çin’in resmi ve milli dini haline getirildi. 1912’ye kadar imparator onun şerefine, ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere, yılda iki defa kurban sunmaya devam etti. Çin’de 1313’ten 1905’e kadar sürdürülen devlet görevliliği sınavları Konfüçyüs’ün “Dört Kitap” diye bilinen yapıtlarını okumayı gerektirmiştir.

Konfüçyüs düşüncesini 1583’te Pekin’e yerleşen Cizvit misyonerleri tarafından batıya aktarıldı.

1934’te Konfüçyüs’ün doğum günü olan 27 Ağustos milli tatil günü olarak ilan edildi. 1949’da kurulan Halk Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında çok eleştirilse de Konfüçyüsçülüğün etkisi devam etti.

Eserleri

confucius

Konfüçyüs, öğrencileri ile birlikte geçmiş Çin filozof ve bilginlerinin yazılarını bir araya getirmeye çalışmış; onların çabası sonucu “Beş Klasik (Wou King)” ve “Dört Kitap (Se Chou)” adı verilen koleksiyon ortaya çıkmıştır. Konfüçyüsçülüğün kutsal metinlerini oluşturan iki koleksiyon mevcut şeklini Chu Hsi (1130-1200) yönetimindeki Sung hânedanlığı zamanında almıştır.

Ayrıca Konfüçyus’un düşüncesi ve konuşmaları “Lun Yu” (Konuşmalar) adlı ince bir kitapta derlenmiştir. Kitaba, Konfüçyus’un konuşmalarından alıntılar ve öğrencileriyle yaptığı diyaloglar alındı. Çin’de bu kitap kutsal kitap olarak kabul edilmiştir.

Öğretisi

Konfüçyüs bir din kurucusu, ya da bir reformcu olarak ortaya çıkmamış, bozulmuş ve yıkılmak üzere bulduğu Kadim Çin dinini canlandırmaya çalışmıştır. Misyonunu, “Ben eskiye inanan biriyim; bir kurucu değil bir aktarıcıyım.” sözleri ile tarif etmiştir. Bütün eski Çin metinlerini gözden geçirmiş, daha önceki Çin filozof ve düşünürlerinin yazılarını derleyerek yorumlamıştır. Ona büyük bağlılık gösteren ve ondan edebiyat, tarih, felsefe-ahlak öğrenen öğrencileri, ölümünden sonra onun sözlerini ve görüşlerini toplamışlardır. Öğretisi, değişik zamanlarda farklı nitelikte felsefi ve dini bir kimlik kazanıp ahlaki-siyasi bir öğreti olarak öne çıkmıştır.

Konfüçyüs öğretisinin ilgi alanı sadece insan ve insan-toplum ilişkilerini kapsar. Bu sistemin temelinde, insanın yaratılıştan iyi olduğuna itimat yatar. Konfüçyüs’ün kendi ve öğrencileriyle yaptığı konuşmaları toplayan Lun Yu (Çince 論語 / 论语, lùn yǔ / lún yǔ), dört temel kavramı içerir:

  • Anaya ve babaya saygı (孝, xiao),
  • İnsancıllık / merhametlilik (仁, ren),
  • Adalet (義, yi),
  • Yazıtlar / ayinler (禮 / 礼, li).

Anaya ve babaya saygı, büyüklere hürmet, ahlak kurallarının başında gelen erdemlerdir. Her insan bu kurallara uygun yaşamayı amaçlamalı ve bunu çevresine, dostça, sevecen, ılımlı, güvenilir, dürüst davranışlarla göstermelidir. Konfüçyüs’e göre, “Yüce” insan olmanın ilk şartı, bu dört erdeme ulaşılması asla mümkün olmasa da, yılmadan gayret göstermektir. Gerceği görmek, çaba gösteren herkes için mümkündür. Bunun aracı da Konfüçyüs’e göre bilgidir. Bilgi sahibi olmak, insanların mevki durumuna göre ayrım yapmadan, herkese açık olmalıdır.

Konfüçyüs’ün öğretisi din değil, eski Wu-dinine dayanan etik felsefedir. Öğretisinde kesin bir hiyerarşi söz konusudur. İnsan ilişkilerinde birbirine itaat etmesi gereken gruplar şunlardır:

  • Vatandaş: Hükümdarına itaat etmeli
  • Genç: Yaşlıya itaat etmeli
  • Kadın: Kocasına itaat etmeli
  • Çocuklar: Ana-babaya itaat etmeli

Bu erdemlere ulaşmanın yolu bilgiden geçer. İnsan, hayatı boyunca, alçak gönüllülüğünü koruyarak, yeni şeyler öğrenmeye çaba göstermelidir.

heybeliada-kutuphane“Kütüphane Şenliktir” temalı Kütüphane Şenliği 27 Eylül Cumartesi günü saat.09.00-20.00 saatleri arasında Heybeliada Şenlik Alanında (İskele Meydanı) gerçekleşecek

Heybeliada Kütüphanesi Koruma Girişimi, Türk Kütüphaneciler Derneği İstanbul Şubesi, Okul Kütüphanecileri Derneği ve Okuma Ajansı’nın işbirliği ile düzenlenen “Kütüphane Şenliktir” temalı Kütüphane Şenliği 27 Eylül Cumartesi günü  saat.09.00-20.00 saatlari arasında Heybeliada Şenlik Alanında (İskele Meydanı) gerçekleşecek. Şenliğin çıkış nedeni kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve sivil girişimlerin kütüphaneleri ve tüm kültür kurumları için işbirliği halinde çalışarak nitelikli çalışmaların ortaya çıkabilmesi olarak açıklandı. Birkaç ay sonra restarasyon ve onarım çalışmaları bitecek olan Heybeliada Halk Kütüphanesi yeniden açılmasına az bir zaman kala etkinlik düzenleniyor.

Şenlikte, farklı sanat dallarını ve farklı disiplinleri  performans ve atölyelerle yanyana getirilecek. Bu şekilde kütüphanelerin yaşayan mekanlar olduğunu, sadece kitap alışverişi ile sınırlı olmayan, insan yaşamında gereksinim duyulan sanatsal ve kültürel etkinlikerin, atölyelerin de kütüphanelerin bir parçası hatta olmazsa olmazı olduğunu modellemek planlanıyor.

N’oldu uzun bir haber başlığı mı? Bizce de uzun ama az biraz anlaşılmazlık ve dahi komik (!) bir haber başlığı, fakat gerçek. Olayı objektif aktarmak için haber başlığını da olduğu gibi yazdık. Traji komik bir vakıa! Heleki “örgütün korkutucu gücünü kullanarak polisi etkisiz hale getirdiği. ” söylemi daha bir vahim. Anladığımız pek çok şeyin yanı sıra şunu da anlıyoruz  “polis çok korkmuş, ürkmüş hatta tırsmış” bunu mu anlamalıyız yoksa neyse hikaye fazla karıştı. Ezcümle,Beyler lütfen korkutmayın, ürkütmeyin, tırsatmayın… yani neyse işte buyurun size haber.(Editör)

yeni kapı tiyatrosuİzmir Yenikapı Tiyatrosu yönetmenlerinden ve Türkiye Tiyatrolar Birliği sözcülerinden Orçun Masatçı, akıl almaz bir suçlamayla 2 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Masatçı, cezasının 1 Mayıs mitinginde açtıkları pankartın, illegal bir örgütün pankartını kapattığı, bu şekilde “örgütün gücünü kullanarak, polisi etkisiz hale getirdiği” gerekçesiyle verildiğini belirtti. Yargıtay’ın cezayı onaması halinde hapse girmeye hazırlanan Masatçı, ceza gerekçesi için, “Kime söylesem gülüyor. Haklı olarak gülüyor, komik bir karar çünkü. Ben de karara gülüyorum ama gülmeyin, şaka değil, gerçek” dedi.

İzmir Yenikapı Tiyatrosu yönetmenlerinden Orçun Masatçı, tiyatrodaki arkadaşlarıyla birlikte, 2006 yılında, İzmir’de gerçekleştirilen 1 Mayıs eylemine katıldı. Masatçı ve arkadaşları mitingde, üzerinde “İzmir Yenikapı Tiyatrosu” yazılı pankart da açtılar. Ancak bir süre sonra Orçun Masatçı’nın da aralarında olduğu 10 kişi hakkında İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce dava açıldı. Masatçı, önceki aylarda sonuçlanan davada mahkeme tarafından 2 yıl 2 ay hapis cezasını çarptırıldığını söyledi. Masatçı, mahkemenin kendisini, “açtıkları pankartın, yanlarında bulunan illegal bir örgütün pankartını kapattığı ve örgütün korkutucu gücünü kullanarak polisi etkisiz hale getirdiği” gerekçesiyle suçladığını ve ceza verdiğini kaydetti.

‘Gülmeyin, şaka değil’

yenikapı tiyatrosuMahkemede verdiği ifadesinde, bundan sonra gerçekleştirilecek 1 Mayıs eylemlerine de katılacağını, o eylemlerde işçilerle el ele, kol kola olacağını dile getiren Masatçı, şunları söyledi:

“Kararı duyduğumda ben de çok şaşırdım, inanamadım hatta. Kime söylesem gülüyor. Haklı olarak gülüyor, komik bir karar çünkü. Ben de karara gülüyorum ama gülmeyin, şaka değil, gerçek. Dosya şimdi Yargıtay’a gitti. Yargıtay’ın karar hakkında 1 yıl içinde karar vermesi gerekiyormuş. Eğer cezayı onarsa, bana hapis yolları görünüyor. İnsanların güldüğü nedenden 1 yıl 14 ay (2 yıl 2 ay) hapis yatabilirim. Eylemde, tiyatrodan arkadaşlar da vardı, eylemcilerin arasında yer alan kişiler de… Onlara da benzer cezalar vermişler. Biz, İzmir Yenikapı Tiyatrosu olarak muhalif oyunlar sahneye taşıyoruz. İktidarın çok hoşlanmayacağı oyunlar yani… Mesela ‘Sokak’ oyunumuz nedeniyle de hakkımızda dava açılmıştı. Kardeşim 5 ay hapis cezası aldı. ‘Hükmün geri bırakılması kaydıyla’ serbest kaldı. Biz, ayrıca Ege Bölgesi’nde gerçekleştirilen festivallere de katılıyoruz. Tabii ki halkı aydınlatmaya yönelik festivaller bunlar. Anladığımız halkı aydınlatmaya yönelik bu festivaller de birilerini rahatsız ediyor. Bize tiyatro üzerinden ceza veremedikleri için eylemlerden cezai yollara başvuruyorlar diye düşünüyorum.”

Masatçı, her zaman devrimci, demokrat işçi sınıfı ile birlikte duracağına, hak arama mücadelesinde onların yanında yer alacağına dikkat çekerek “Kendimizi ifade etme hakkımızın elimizden alınmasına izin vermeyeceğiz. Tiyatromuz asla baskı ve tehditlere boyun eğmeyecek” dedi.

Selda Güneysu / Cumhuriyet 

Kaynak: onedio

ANTALYA Devlet Senfoni Orkestrası’nca gerçekleştirilen yılbaşı konserinde ’Vokaliz’ grubu sahneye ‘ayakkabı kutusu’yla çıktı. Kutuda para değil seslendirilen müzik eserlerinin notaları vardı.

kutulu-senfoni

Antalya Devlet Senfoni Orkestrası’nın dün akşam düzenlenen yılbaşı konserinde, çok sesli ’Vokaliz Grubu’, Orhan Orhun yönetiminde sahne aldı. Bir yandan 1960, 1970 ve 19ü’li yılların unutulmayan şarkıları ile Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil eden şarkılara yer veren grup, hiç enstrüman kullanmadan makamsal doğu ve batı müziklerini de birlikte sundu, izleyicileri yaptıkları şovla neşelendirdi.

KUTUDAN ŞARKI NOTALARI ÇIKTI

’Vokaliz’ adlı grubun solistleri Gökçer Alp (tenor), Cihan Kurtalan (tenor), Tolga Gülen (bariton), Cengiz Ünal (bariton), Umut Durmuş (beat box) ikinci bölümde ellerinde kutuyla sahneye çıktı. İzleyicilere, 17 Aralık operasyonunda banka müdürünün evinde dolarların bulunduğu ayakkabı kutularını hatırlatan kutudan, seslendirilen eserlerin notaları çıktı.

Kutudan notaları alan grup üyeleri sahneden Atatürk’ün ’Sanatsız Kalan Bir Milletin Hayat Damarları Kopmuş Demektir’ sözü hatırlatılarak, 2014 yılının Mayıs ayında devletin sanat kurumlarının kapatılması kararına dikkat çekti. Grup üyeleri, izleyicilere “Antalya Devlet Senfoni Orkestrası’na, operaya, tiyatroya sahip çıkın” çağrısında da bulundu.

  • Yusuf DEMİR/ANTALYA, (DHA)
  • Kaynak : []