endonezya

endonezya konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. endonezya konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. endonezya konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri endonezya konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

tarihte-bugun-ne-oldu420 Mayıs, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 140. (artık yıllarda 141.) günüdür.

Olaylar

  • 325 – Roma imparatoru Konstantin, ilk Ekümenik Konsilin İznik’te düzenlenmesini sağladı.
  • 1481 – II. Beyazıt, Osmanlı padişahı oldu.
  • 1622 – Osmanlı İmparatorluğu’nda isyancılar, ordu ve yönetimde yenilik taraftarı Padişah II. Osman’ı tahttan indirip öldürdü. Öldürülen ilk padişah olan Genç Osman’ın yerine I. Mustafa, ikinci kez tahta çıkarıldı.
  • 1795 – Fransa’da kadın kulüpleri kurulması yasaklandı.
  • 1861 – Amerikan İç Savaşı: Kentucky eyaleti iç savaşta tarafsız olduğunu ilan etti. Bu tarafsızlığı 3 Eylülde Güney orduları eyalete girince sona erecektir ve Kentucky Kuzey’e katılacaktır.
  • 1873 – ABD’de Levi Strauss ve Jacob Davis, bakır perçinlerin kullanıldığı ilk blue jean’in patentini aldılar.
  • 1878 – II. Abdülhamit’i devirmek, Çırağan Sarayı’nda tutulan V. Murat’ı tahta çıkarmak amacıyla Çırağan baskınını düzenleyen gazeteci Ali Suavi öldürüldü.
  • 1883 – Endonezya’daki Krakatoa yanardağı faaliyete geçti. Volkanın son ve en büyük püskürmesi 26 Ağustos’ta gerçekleşecektir.
  • 1891 – Sinema tarihi: Thomas Edison’un kinetoscope adlı film gösterme cihazının bir prototipinin tanıtımı yapıldı.
  • 1896 – Paris Operası’nın (Palais Garnier) 6 ton ağırlığındaki avizesi seyirci kalabalığının üzerinde düştü, bir kişi öldü. Yazar Gaston Leroux ünlü gotik romanı Operadaki Hayalet’i 1909 yılında bu olaydan esinlenerek yazdı.
  • 1902 – Küba, ABD’den bağımsızlığını kazandı, Tomás Estrada Palma ülkenin ilk başkanı oldu.
  • 1928 – Türkiye’de uluslararası rakamlar kabul edildi.
  • 1932 – Amelia Earhart, Atlantik Okyanusu’nu uçakla tek başına ve hiç durmadan geçeceği yolculuğunaNewfoundland’dan başladı. Ertesi gün İrlanda’ya iniş yaptığında bunu başaran ilk kadın pilot unvanını almış oldu.
  • 1941 – II. Dünya Savaşı: Alman paraşütçüleri Girit adasını işgal etti.
  • 1948 – Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu, Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde imam hatip kursları açılmasına karar verdi.
  • 1955 – Karadeniz Teknik Üniversitesi, 6594 sayılı kanunla Trabzon’da kuruldu. KTÜ, Türkiye’nin İstanbul ve Ankara illeri dışında kurulan ilk üniversitesidir.
  • 1956 – ABD, uçaktan atılarak yapılan ilk hidrojen bombası denemesini Pasifik Okyanusu’nda bulunan Bikini Atolündeyaptı.
  • 1963 – Bazı ordu birlikleri, Ankara’da Talat Aydemir’in yönetiminde yeniden ayaklandı. Olayların ardından üç büyük ilde sıkıyönetim ilan edildi.
  • 1964 – İstanbul Teknik Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi dışında, üniversite ve yüksek okullara girişte merkezi sınav sistemi getirildi.
  • 1971 – Kısa adı TÜSİAD olan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği kuruldu.
  • 1974 – THKP-C davasından yargılanan ve iki yıldır tutuklu olan sinema sanatçısı Yılmaz Güney genel aftan yararlanarak tahliye oldu.
  • 1980 – Quebec’te yapılan halk oylamasında, halkın %60’ı eyaletin Kanada’dan ayrılması ve bağımsız kalması yönünde meclise verilen teklifi reddetti.
  • 1983 – AIDS’e yol açan HIV Virüsünün keşfedilmesiyle ilgili ilk makaleler Science dergisinde Luc Montagnier ve Robert Gallo tarafından ayrı ayrı yayımlandı.
  • 1983 – Necdet Calp başkanlığında sosyal demokratlar Halkçı Parti’yi kurdular.
  • 1990 – Milli Savunma Bakanı Safa Giray, Hava Kuvvetleri’nden, 17’si subay, 97’si astsubay olmak üzere 114 kişinin irticai örgütlerle ilişkileri olduğu için ordudan atıldığını açıkladı.
  • 2000 – Trabzon’un Beşikdüzü ilçesinde geleneksel mayıs şenlikleri dolayısıyla denize açılan iki teknenin alabora olması sonucu 38 kişi boğuldu, 15 kişi yaralandı.
  • 2013 – The Doors grubunun klavyecisi ve kurucusu Ray Manzarek, safra kanalı kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.

Doğumlar

  • 1664 – Andreas Schlüter, Alman mimar ve heykeltraşcı
  • 1799 – Honore de Balzac, Fransız romancı (ö. 1850)
  • 1806 – John Stuart Mill, İngiliz düşünür, filozof, politik ekonomist
  • 1882 – Sigrid Undset, Norveçli romancı (1928 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi)
  • 1886 – Ali Sami Yen, Türk spor adamı (ö. 1951)
  • 1887 – Sermet Muhtar Alus, gazeteci ve yazar.
  • 1908 – James Stewart, ABD’li aktör (ö. 1997)
  • 1921 – Wolfgang Borchert, Alman yazar (ö. 1947)
  • 1924 – Cavid Erginsoy, Türk fizikçi ve bilim adamı. (ö. 6 Aralık 1967)
  • 1938 – Sabih Kanadoğlu, Türk hukukçu
  • 1946 – Cher, Amerikalı şarkıcı
  • 1966 – Mirkelam, Türk şarkıcı
  • 1980 – Juliana Pasha, Arnavut şarkıcı
  • 1981 – Iker Casillas, İspanyol futbolcu
  • 1982 – Petr Čech, Çek Futbolcu
  • 1983 – Oscar Cardozo, Paraguay’lı futbolcu
  • 1991 – Emre Çolak, Türk Futbolcu
  • 1992 – Enes Kanter, Türk basketbolcu

Ölümler

  • 1506 – Kristof Kolomb, Cenovalı denizci ve kaşif (d. 1451)
  • 1622 – II. Osman, Osmanlı Padişahı (d. 1604)
  • 1878 – Ali Suavi, “Sarıklı İhtilalci”, gazeteci
  • 1896 – Clara Schumann, Alman piyanist ve besteci (d. 1819)
  • 2000 – Malik Sealy, NBA oyuncusu (d.1970)
  • 2000 – Jean Pierre Rampal, Fransız flüt virtiözü (d. 1922)
  • 2013 – Ray Manzarek, müzisyen (d. 1939)

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Metroloji Günü

Edvard Munch özellikle Çığlık isimli tablosuyla tanınmış Norveçli ressamdır. Ruhsal ve duygusal konuları işlediği resimleriyle tanındı. Alman dışavurumculuk akımının gelişmesine önemli katkıları oldu.

Edvard Munch

Edvard Munch

Doğum: 12 Aralık 1863, Ådalsbruk, Norveç
Ölüm: 23 Ocak 1944, Oslo, Norveç

120 milyon dolara satılan “çığlık” ın hikayesi…
Edvard Munch’ın “Çığlık” isimli tablosu “modern sanatın simgesi ve çağımızın Mona Lisası” olarak adlandırılıyor. Pek çok yerde karşımıza çıkan bu eser, yetişmekte olan dışavurumculuğa meraklı pek çok ressam için ilham kaynağı.

Peki, bu resimde neler oluyor? Mesela gökyüzü neden bu halde ve erimekte olan bir muma benzeyen bu kişi neden dehşet içinde?

Munch bunları günlüğünde yanıtlıyor: “Yolda iki arkadaşımla birlikte yürüyordum; sonra güneş battı, bir anda gökyüzü kıpkırmızı kesildi ve üzerime bir hüzün çöktü. Korkuluğa yaslı bir biçimde kıpırdamadan duruyor, çok bitkin hissediyordum; kan kırmızı bulutlar ve ateşten diller mavi-siyah fiyord ve şehrin üzerinde asılı duruyordu. Arkadaşlarım yola devam ettiler, ben tek başıma sıkıntıdan titreyerek orada dikildim. Doğayı delip geçen, bitmek tükenmek bilmez müthiş bir çığlık sezinledim.” Bu da Munch’ın, tablosunu bir ‘gün batımı’ndan esinlenerek yaptığı anlamına geliyor.

edvard-munch-çığlık

Gün batımının neden Munch tarafından böyle ürpertici bir şekilde karşılandığını anlamak için, resmin yapıldığı zaman dilimine dönmek şart. Munch’ın iş alışkanlıklarını (resimleri genellikle yıllar önce yaşanmış olaylardan ilham alıyordu) ve “Çığlık” tablosunun da bir parçası olduğu “The Frieze of Life” üçlemesi ile ilgili konuşmalarını inceleyen üç gökbilimcinin karşısına şu tarih çıktı: 1884.

Pek çoğumuz bugün bunu bilmiyoruz ama 27 Ağustos 1883’te dünya üzerindeki en büyük yanardağ patlamalarından biri gerçekleşti. Endonezya’daki Krakatoa Yanardağı’nın art arda yaşanan patlamaları o denli sarsıcıydı ki, atmosfer sıcaklığının bir derece düşmesine sebep oldu. Yanardağın gökyüzüne püskürttüğü toz ve küller yerkürenin her tarafına dağıldı, bu da gökyüzünün gün batımı sırasında yanıyormuş gibi gözükmesine neden oluyordu. 1883’ün sonuna kadar, bu toz ve küller Endonezya’dan Norveç’e dek ulaştı ve Munch’a “Çığlık” için ilham kaynağı oldu.

Kaynak : dunyalilar.org

6 Nisan, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 96. (artık yıllarda 97.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 269 gün vardır.

tarihte-bugun-ne-oldu

 

Olaylar

  • 1326 – Orhan Bey, kuşatma altında tutulan Bursa’yı Bizanslılardan aldı. Bursa, 1326-1361 arasında Osmanlılara başkentlik yaptı.
  • 1453 – İstanbul Fatih Sultan Mehmet tarafından kuşatıldı.
  • 1814 – Napolyon Bonapart, imparatorluk tahtını bırakarak Elba Adası’na sürgüne gönderildi.
  • 1830 – Joseph Smith, Jr. aracılığıyla İsa Mesih’in Son Zaman Azizler Kilisesi kuruldu.
  • 1869 – Selüloit’in patenti alındı.
  • 1872 – Pertevniyal Lisesi, ”Mahmudiye Rüştiyesi” adı altında eğitim-öğretime başladı.
  • 1896 – İlk modern Olimpiyat Oyunları Atina’da başladı.
  • 1909 – Robert Peary ve Matthew Henson’ın Kuzey Kutbu’na ulaştığı ileri sürüldü. Kayıtlarında titizlik göstermemiş olması ve bazı bilgilerin eksikliği uzmanlar arasında kuşkular yarattı ve Kuzey Kutbu’na ulaşıp ulaşmadığı tartışmalara yol açtı.
  • 1909 – ‘Serbesti’ gazetesinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti karşıtı yazılar yazan gazeteci Hasan Fehmi öldürüldü.
  • 1917 – ABD, Almanya’ya savaş ilan etti ve Birinci Dünya Savaşı’na müttefiklerin yanında girdiğini açıkladı.
  • 1920 – Anadolu Ajansı kuruldu.
  • 1927 – Amerikalı yüzücü Johnny Weissmuller 100 metre mesafede üç stilde üç dünya rekoru kırdı.
  • 1941 – Mihver devletleri Yugoslavya’yı işgal etti. Almanlar Yunanistan’a girdi, Türk deniz sınırına kadar Doğu Akdeniz’i savaş bölgesi ilan etti. Türkiye, bunun üzerine Edirne ve Uzunköprü’de demiryolu köprülerini havaya uçurdu.
  • 1953 – Türkiye Genç Milli Futbol Takımı dünya üçüncüsü oldu.
  • 1956 – Hayat mecmuası’nın ilk sayısı çıktı.
  • 1972 – Anayasa Mahkemesi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam kararlarını usulden iptal etti. TBMM’nin idamları yeniden görüşeceği açıklandı.
  • 1973 – Kontenjan senatörü emekli amiral Fahri Korutürk 15’inci turda 365 oyla Türkiye’nin altıncı cumhurbaşkanı seçildi
  • 1979 – Türk atlet Veli Ballı, Atina’da düzenlenen uluslararası maratonda birinci oldu.
  • 1980 – Görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Çankaya Köşkü’nden ayrıldı. Yerine Cumhuriyet Senatosu Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil vekalet etmeye başladı.
  • 1980 – Eskişehir ‘de DİSK’in düzenlediği mitingte olaylar çıktı.5 kişi öldü,4 kişi yaralandı.
  • 1988 – Endonezya’da yapılan Camel Trophy yarışmasını Türkiye’yi temsil eden Ali Deveci-Galip Gürel ekibi kazandı.
  • 1994 – Ruanda Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana ve Burundi Devlet Başkanı Cyprien Ntaryamira’nın bindikleri uçak, bir roket saldırısı sonucu düştü. Suikastın ardından Hutu ve Tutsi kabileleri arasında çıkan çatışmalar, yaklaşık 1 milyon kişinin katledilmesiyle sonuçlandı.
  • 2005 – Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani, Irak cumhurbaşkanlığına getirildi.

Doğumlar

  • 1483 – Raphael, İtalyan ressam ve mimar (ö. 1520)
  • 1903 – Harold Edgerton, ABD’li elektrik mühendisi ve fotoğraf sanatçısı
  • 1915 – Tadeusz Kantor, Polonyalı ressam, asamblaj ressamı, tiyatro yönetmeni. (ö. 1990)
  • 1927 – Gerry Mulligan, (Gerald Joseph) ABD’li caz muzisyeni
  • 1928 – James Watson, DNA yapısını çözen bilimadamı
  • 1929 – Nancy MacKay, Kanadalı atlet.
  • 1941 – Zamfir, Rumen müzisyen.
  • 1969 – Paul Rudd, ABD’li aktör
  • 1975 – Zach Braff, ABD’li aktör, yönetmen ve senarist.
  • 1980 – Tommi Evilä, Finlandiyalı uzun atlamacı.
  • 1983 – Bobbi Starr, ABD’li porno oyuncusu.
  • 1983 – Diora Baird, Birleşik Amerikalı oyuncu ve model.

Ölümler

  • 1199 – I. Richard (Aslan Yürekli Rişar), İngiltere’nin Fransız asıllı kralı (d. 1157)
  • 1490 – Matthias Corvinus, Macaristan kralı (d. 1443)
  • 1520 – Raphael, İtalyan ressam ve mimar (d. 1483)
  • 1528 – Albrecht Dürer, Alman ressam (d. 1471)
  • 1600 – Bâki, Divan edebiyatı şairi (d. 1526)
  • 1828 – Niels Henrik Abel, Norveçli matematikçi (d. 1802)
  • 1886 – William Edward Forster, İngiliz siyaset adamı (d. 1818)
  • 1971 – Igor Stravinsky, Rus besteci (d. 1882)
  • 1992 – Isaac Asimov, ABD’li yazar (d. 1920)
  • 1996 – Greer Garson, İrlandalı aktris (d. 1904)
  • 2000 – Habib Burgiba, Tunus devlet başkanı (d. 1903)
  • 2001 – Haluk Afra, Türk diplomat. (d. 1925)
  • 2005 – III. Rainier, Monako prensi (d. 1923)

Endonezya’da 19. yy’da bulunan, yüz binlerce yıl öncesinden kalma midye kabuğu üzerinde, insan eliyle yapılmış ilk sanat eseri olabileceği düşünülen izler bulundu.

en-eski-sanat-eseri en-eski-sanat-eseri-2

Bilim insanları modern insanın atasına ait en eski sanat eserinin bulunmuş olabileceğini açıkladı. Endonezya’nın Cava adasında bulunan ve 430 ila 540 bin yıl öncesine ait olduğu düşünülen deniz kabuğu üzerinde zik zak şeklinde şekiller tespit edildi. Araştırmacılar, deniz kabuğu üzerindeki oymanın modern insanın ataları tarafından yapılan ilk sanata işaret ediyor olabileceğini belirtti.

Hollanda’nın Leiden Üniversitesi’nden Josephine Joordens, Homo erectus tarafından yapılan M şeklindeki zik zakların ve çiziklerin ne amacı taşıdığını henüz bilmediklerini, ancak türün sandıklarından daha akıllı olabileceğini ifade etti. Joordens, “Modern insanlar olarak yok olan diğer tüm insan türlerini daha aptal sanıyoruz. Ancak böyle olduğunu düşünmüyorum… Atalarımızın yeteneklerini daha iyi anlamaya çalışmalıyız” yorumunda bulundu.

Hollanda’nın Naturalis müzesinde bulunan, 1890’larda Endonezya’dan çıkarılmış 166 deniz kabuğu üzerinde yapılan incelemeler, kabukların yüzeylerinin keskin hale getirilerek kesme veya kazımak için kullanılmış olabileceklerini gösterdi. Üzerinde çizikler bulunan kabuğun ise bir köpekbalığı dişiyle işlendiği düşünülüyor. Yüz binlerce yıl önce koyu bir yüzeye sahip olan kabuğun üzerinde, çiziklerin beyaz izler bıraktığı tahmin ediliyor.

Merak ile gelen bulgu

Homo erectus’un taş aletleri kullanmakta yetenekli oldukları bilinmesine rağmen, Endonezya’da geçmişte yapılan araştırmalar az sayıda antik taş eşya ortaya çıkarmıştı. Joordens, deniz kabuğu üzerindeki çiziklerin önemli el becerisi gerektirdiğini belirterek Homo erectus’un taş dışında kabukları da kullanabildiğini anladıklarını söyledi.

Homo erectus türünü keşfeden Hollandalı araştırmacı Eugene Dubois, 19. yy’da maymundan insana geçiş yaptığına inandığı bir türe ait deliller bulmak için koloni halindeki Endonezya’ya gitmişti. 1891 yılında ‘Cava Adamı’ adını verdiği ve 1,9 milyon ile 100 bin yıl önce yaşamış insan türünü keşfetti. En son araştırmada kullanılan kabuklar da, kendi elleriyle toplandı.

Köpekbalığı dişi gibi sivri nesnelerle kabukların birçoğunda delik açtıkları belirlenen Homo erectus’un, yumuşakçalardan beslenmek için kolay bir yola başvurduğu anlaşıldı. Homo erectus, beslenmek için kullandığı deniz kabuklularını daha sonra eşya olarak da kullanıyordu. Birçok kabuğun kesici bir alet kullanılmak için işlendiğine dikkat çeken Joordens, ilk sanat eseri olabileceği düşünülen kabuğun ise ne anlam taşıdığını anlamanın çok güç olduğunu belirtti.

Joordens, Cava’daki kazı alanı Trinil’de bulunan kabuğun sırrını çözmek için, “O günlerde Homo erectus’un aklından ne geçtiğini anlamamız gerekiyor” ifadesini kullandı. Bilim insanları, Endonezya’daki yaşama şekilleri araştırılarak Homo erectus hakkında daha birçok bilgiye ulaşabileceklerini belirtti.

Kaynak: Livescience ve Al Jazeera

Sanatın bir çok işlevi olduğunu biliyoruz. Bazen geleceğe an bırakma, bazen kendini ifade, bazen içini dökme v.b. nasıl adlandırırsanız adlandırın insanlıkla beraber, görünürde hiç bir yaşamsal zorunluluk (!) olmadığı halde insanlar resim, müzik, heykel, dans, sözlü veya yazılı edebiyat ve daha pek çok dalda sanat eseri üretmişler. Hangi inanç ve kültürde olursa olsun sanatın var oluştan bu yana üretimini engellemek mümkün olmamıştır.

mağara dönemi

Her ne kadar bugün gazeteler düşen haberlere göre IŞİD veya daha öncesinde Afganistan’da El kaide veya daha başka toplumlarda birçok sanat dalı yasaklansa da sanatın varlığını kimse tamamen yok edemedi edemeyecekte. Bakalım sadece (!) yeme, içme, barınma, üreme ve hayatta kalma çabası içerisinde olan insanlar resim sanatına dair neler yapmışlar

1- Magura Mağarası (Bulgaristan)

1

 

Bulgaristan’ın Kuzeybatısında yer alan Magura Mağarası’ndaki bu çizimler günümüzden önce 8000 ila 4000 yıl öncesine tarihleniyor. Devasa mağarada, duvarlara çizilmiş en az 700 resim var. Dans eden ve avlanan insanlar, çeşitli vahşi hayvanlar bu tasvirlerden bazıları. Ayrıca bu resimlerin yarasa dışkısı ile çizilmesi de oldukça ilginç.

2- Eller mağarası (Arjantin)

2

Orijinal adıyla Cueva de las Manos, Arjantin’in güneyinde yer alıyor. Duvara betimlenen çizimlerin günümüzden önce 13.000 ila 9.000 yılları arasına tarihlendiği düşünülüyor. Mağara, ismini duvardaki el şablonlarından alıyor. Duvardaki ellerin genellikle sol el olması, ressamların sağ ellerinde püskürtme boruları tuttuklarını düşündürtüyor.

3- Bhimbetka (Hindistan)

3

Bhimbetka, Hindistan’ın merkezinde bulunan ve 600’den fazla resim olan bir mağara. Resimlerden en eskisi ise 12.000 yıl öncesine tarihleniyor. Genelde kırmızı ve beyaz boyalardan yapılmış fakat zaman zaman yeşil ve sarı renkler de görülüyor. Resimlerde mağarada yaşayan insanların hayatları tasvir edilmiş. Bunların yanı sıra, kaplanlar, aslanlar ve timsahlar gibi hayvanlar da resmedilmiş.

4- Serra da Capivara (Brezilya)

4

Serra da Capivara, Brezilya’da yer alan ve içinde birçok kaya sığınağı bulunan bir ulusal park. Resimlerin tarihleri 25.000 yıl öncesine kadar gidiyor. Ritüel sahneleri, avlanma sahneleri ve hayvanlar resmedilmiş. Resimlerin kabul edilen tarihi şu an için bir tartışma konusu çünkü insanların o bölgede yaşadığı zamanla çatışıyor.

5- Las Gaal (Somali)

5

Las Gaal, Somali’de bulunan dev bir mağara kompleksi. Buradaki mağara sanatının, Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölgenin en erken örneklerini oluşturduğu düşünülüyor. Günümüze kadar oldukça iyi korunarak gelen çizimlerde, tören cübbesi içinde inekler, insanlar, zürafalar ve evcilleştirilmiş köpekler betimlenmiş.

6- Acacus Dağları (Sahra Çölü)

6

Sahra Çölü’nde bir dağ dizisi. 14.000 yıl öncesine dayanan kaya sanatlarıyla ünlü. Buradaki çizimler oldukça ilginç çünkü çizimlerde yer alan ormanlara ve göllere bakıldığında bölge daha yağışlı bir yer gibi gösterilmiş.

7- Chauvet Mağarası (Fransa)

7

Fransa’nın güneyinde yer alan Chauvet Mağarası’ndaki çizimler 32.000 yıl öncesine kadar gidiyor. Mağara adını, 1994’te burayı keşfeden Jean-Marie Chauvet’den alıyor. Mağara, en önemli tarih öncesi sanatlarından biri olarak gösteriliyor ve 2014’te UNESCO tarafından Kültürel Miras Listesi’ne alındı.

8- Kakadu Kaya Çizimleri (Avustralya)

8

Avustralya’nın kuzeyinde yer alan Kakadu kaya çizimlerinden bazıları 20.000 yıl öncesine tarihleniyor. Kakatu Ulusal Parkı, Abarjin kaya sanatının büyük bir miktarını içeriyor. Bölgede neredeyse 5000’i aşkın sanat alanı bulunmuş durumda.

9- Altamira Mağarası (İspanya)

9

İspanya’nın kuzeyinde bulunan mağarada bulunan çizimler, ancak 19. yüzyılın sonlarında keşfedilebilmiş. Resimlerin oldukça yüksek kalitede ve iyi korunmuş olması tarihlendirmesini sorgulatmış olsa da daha sonra tarihlendirmesi kanıtlanmış.

10- Lascaux Mağarası (Fransa)

10

Fransa’nın güneyinde yer alan mağaradaki resimler 17.000 yaşında ve içlerinden bazıları dünyadaki en ünlü mağara sanatı oalrak kabul ediliyor. En ünlüsü ise “Boğaların Büyük Salonu” isimli resimdir. Bu resimde boğalar, atlar ve geyikler bulunur. Mağara şu anda ziyaretlere kapalıdır fakat ziyaretçiler için bir kopyası yapılmıştır.

11- Sulawesi Adası (Endonezya)

11

Endonezya’nın Sulawesi Adası’nda bir mağarada bulunan kaya resimlerinden olan el şablonları 40.000 yıl öncesine tarihleniyor. Domuzlar ve el şablonları resmedilmiş.

Kaynak : arkeofili.com

Yazar : Şengül DURUCU

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen bilgiler…

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen 16 bilgi…

Gerçeğin izinde bir hayat

gercegin-izinde-bir-hayat-listelist (1)

Eserlerinde yapmacıklıktan, güzellikten ve incelikten hoşlanmazdı. Bunlar onu sıkıyordu. Para kazanmak için soyluların ve burjuvaların tablolarını yapsa da, sıradan insanlar hep daha çok ilgisini çekti. Sıradan insanların günlük yaşantısını gerçekçi bir üslupla aktardı. Bu özelliği, çağının en iyi ressamları arasında yer almasını sağladı.

Gravürün babası

gravurun-babasi-listelist

14 yaşında okulu bıraktı, Leyda’lı ressam Jacob Isaacksz Van Swanenburgh’un atölyesinde ilk çizimlerini yapmaya başladı. Bir süre sonra Amsterdam’a gitti; ilk ustası gibi İtalyan resim sanatına hayran olan Pieter Lastmann’ın yanında çalıştı. 1625′te Leyda’ya döndü. Özellikle gravürle uğraştı. Gravür sanatı, gerçek değerini ve resim dünyasındaki yerini Rembrandt’a borçludur.

Fotoğraf tekniğine rehber oldu

fotograf-teknigine-rehber-oldu-listelist-2

1630’larda oldukça popülerdi; “ışığın ressamı” deniliyordu ona. Soylular ve burjuvalar resmini yapması için adeta sıraya girmişti. Tablolarındaki ışık ve gölge oyunları öyle başarılıdır ki bugün dahi üniversitelerin fotoğraf bölümlerinde “Rembrandt Aydınlatması” konu olarak işlenmektedir.

Merak edenler için Rembrandt Aydınlatması: Nokta ışık veren ışık kaynaklarıyla gerçekleştirilen bir aydınlatmadır. Konunun dikkat çekilmek istenen yerleri aydınlatılırken, diğer yerler ya yarı aydınlık ya da tamamen karanlık olarak bırakılır. Işıklı alanlardan gölgeli alanlara geçiş çok yumuşaktır. Böylece görüntü, etkileyici bir derinlik kazanır.

Tarihteki ilk reklam çalışması

tarihteki-ilk-reklam-calismasi-listelist

Ressamın 1631’de yaptığı “Nicolaes Ruts’un Portresi” eseri, dünyadaki belki de ilk reklam çalışmalarından biridir. Rembrandt, dönemin zengin kürk tüccarı Ruts’un portresini, kendi sattığı kürklerden birinin içinde resmederek ürününün reklamını da yapmıştı. Tarihteki ilk reklam çalışması olarak kabul edilen bu portre, Rembrandt’ın sanat yaşamındaki en estetik, en yumuşak resimlerinden biriydi.

İnsanları değil adeta ruhlarını resmediyordu

insanlari-degil-adeta-ruhlarini-resmediyordu-listelist1,

Rembrandt gösteriş meraklısı zengin müşterilerini yalnızca istedikleri gibi resmetmekle kalmıyor, âdeta ruhlarını okuyor ve gördüğü şeyi tüm çıplaklığıyla tuvaline yansıtıyordu. Bir papazı resmettiği “Johannes Wtenbogaert’in Portresi (1633)” adlı eserinde yaşlı adamı; donuk gözleri, melankolik ve biraz şaşkın havasıyla hiç kimse tuvaline ondan daha iyi aktaramazdı.

Sanatçıydı ve gereğini yaptı; insanları rahatsız etti

sanatciydi-ve-geregini-yapti-insanlari-rahatsiz-etti-listelist

Rembrandt’ın gerçekliğe sadakati bazı resimlerinde rahatsız edici boyutlara varıyordu. Acımasız bir psikolog gibiydi. İnsanların tüm korkularını, acılarını ve çaresizliklerini tuvaline fütursuzca yansıtıyordu. Bu, dönemin insanlarının alışageldiğinin dışında bir şeydi. Bir insan resmini güzel görünmek için yaptırırdı; böylesi çıplak gerçeklik çok rahatsız ediciydi. Ressamın istediği de buydu zaten; onları rahatsız etmek. Zaten gerçek sanatçının görevi de bu değil miydi?

Yalnızca bir ressam değil, simyacıydı

yalnizca-bir-ressam-degil-simyaciydi-listelist

O dönemde hazır boya diye bir şey yoktu. Tüm ressamlar boyasını, tıpkı bir simyacı gibi kendisi yapardı. Öd, kan, sidik, safra, çimen, toprak; akla gelebilecek her türlü doğal maddeden kalıcılığı kusursuz boyalar yapılırdı. Ressamlık kolay değildi; bilgi ve sabır gerektiriyordu. Rembrandt’ınboya üretmede özel teknikleri vardı. Boyalarını yapıp kötü kokulu keten yağının içinde bekletirdi. Gerçek bir yağlıboya ustasıydı. Çağdaşları onun boya ve çizim tekniğini asla keşfedemedi. Ondan başka hiç kimse kalın ve durağan çizgilerle, ince ve akıcı çizgileri böylesine başarılı bir şekilde harmanlayamadı.

Karısı onun yaşam kaynağıydı

karisi-onun-yasam-kaynagiydi-listelist

Ressamlığının yanı sıra aynı zamanda iyi bir işadamıydı. Ortağıyla birlikte orijinal resimler alıp satıyor, kopyalar yapıyordu. Valinin kızı olan karısı Saskie Uylenburgh sayesinde sosyeteye girmiş, daha çok sipariş almaya, dolayısıyla daha çok kazanmaya başlamıştı. Karısını çok seviyordu. Çiçeklerle betimlemeyi sevdiği karısı onun adeta yaşam kaynağıydı. Saskie öldükten sonra resimleri çok daha karamsar bir havaya büründü.

Koleksiyoner bir ressam

koleksiyoner-bir-ressam-listelist

İyi bir koleksiyonerdi. Sanat adına yaptığını söylese de, bu işten iyi gelir elde ettiği kesindi. Aldığı şeylerde sınır yoktu. Büyük ustaların tablolarından Japon miğferlerine, Endonezya mızraklarından Roma büstlerine her şeyi satın alıyordu.

Ve sanat tarihine yön veren bir tablo: “Gece Devriyesi”

ve-sanat-tarihine-yon-veren-bir-tablo-gece-devriyesi-listelist

Portreleri sadece yeni zenginlerin değil, köklü ailelerin de duvarlarını süslüyordu. Ancak lüks yaşamını sürdürmek için daha çok paraya ihtiyacı vardı. Sadece portre yapmak geçinmek için yeterli değildi. Kendisinden o dönemde popüler olmaya başlayan şekilde, “hiyerarşik düzen içerisinde” grup resimleri yapması istendi. Elbette Rembrandt bu düzeni önemsemedi ve grup resmini gerçek bir olaya, toplumsal bir drama dönüştürdü. Ve ortaya “Gece Devriyesi” tablosu çıktı. Tablo 1642 yılında yalnızca sanat camiasında değil, ticaret ve para dünyasında da olay yarattı.

İlk üç boyutlu resim de “Gece Devriyesi”

ilk-uc-boyutlu-resim-gece-devriyesi-listelist

Gece Devriyesi’nin özelliği bununla bitmedi… Rembrandt, dönemi için oldukça sıradışı ve yenilikçi bir ressamdı. Eserlerinde hareket vardı. Tablolarındaki insan figürleri, tablonun içinden çıkacak ve karşısındaki ile konuşmaya başlayacak gibi duruyordu. İşte bu derinlik “Gece Devriyesi”nin resim tarihinin ilk üç boyutlu çalışması olarak kabul görmesini sağladı.

Altın Çocuk’un düşüşü

altin-cocukun-dususu-listelist

“Gece Devriyesi” ona âdeta uğursuz geldi. Bu tablodan sonra hayatında ve sanat yaşamında olumsuz yönde önemli değişiklikler oldu. Önce karısını kaybetti. Bu ölüm onun sanat üslubuna yansıdı. Resimlerindeki görkemli çizgiler yerini tatlı bir sevecenliğe bıraktı. Ve “Hollanda’nın altın çocuğu” ilan edilmiş olan Rembrandt ilk kez, müşterisi, yaptığı portreyi beğenmediği içinparasını alamadı. Bu olay kulaktan kulağa yayıldı. Sanat tarihinin bu en kendini beğenmiş, en küstah ressamı bunu kendine yediremedi ve Hakem Heyeti’nin toplanmasını istedi. Heyet de aynı fikirdeydi.

İçe kapanış ve yeniden doğuş

ice-kapanis-ve-yeniden-dogus-listelist

Tüm bu olanlar üzerine Rembrandt daha da içine kapandı. Zengin ve güçlü insanlar yerine sıradan insanların portrelerini yapmaya başladı. Onların saflık, yoksunluk ve sevecenliğini başarılı bir şekilde tablolarına yansıttı. Bu dönem, bir kabuğuna çekilme, kendini arama ve yeniden yaratma dönemiydi.

Yeni dönem, yeni üsluplar

yeni-donem-yeni-usluplar-listelist

Özellikle Seksen Yıl Savaşı’ndan sonra beğeniler ve sanat anlayışı da değişmeye başladı. Doğallık ve sadelik gibi erdemlerin yerini yapaylık ve karmaşıklık; bir zamanların sade giyimli insanlarının yerini, görkemli şapkaları ve giysileriyle âdeta tavus kuşunu andıran bir kuşak almıştı. Kirli kahverengisi ve sarısının yanı sıra Rembrandt’ın mütevazı giysiler içindeki erkekleri ve şişman kadınları da tarihe karışıyordu.

“Kendini aşamamış bir zavallı”

kendini-asamamis-bir-zavalli-listelist

Artık kimse ondan resim istemiyordu. Sanat eleştirmenleri ünlü ressamı çılgın bir yenilikçi değil, “kendini aşamamış bir zavallı” olarak görmeye başladı. 1650’li yıllarda yaptığı resimlerde incelikten eser yoktu. Öyle ki, neredeyse bitmemiş gibiydiler. Aslında çağın akademisyenlerini ölesiye korkutan yeni bir yola girmişti. Özellikle son dönem çalışmalarında, taslakla resim arasındaki farkı yok etmeye başlamıştı.

Gerçeği, yalnızca gerçeği çizen ressam

gercegi-yalnizca-gercegi-cizen-ressam-listelist

1656 yılında iflas etti; evi, tabloları ve tüm koleksiyonları açık artırmayla satıldı. Ancak elde edilen para yine de borçlarını karşılamaya yetmedi. Bu tarihten sonra bambaşka bir Rembrandt olarak geri döndü. Yenilenen belediye binası için şans eseri, aniden ölen bir ressamın yerine yapmak üzere yeni bir sipariş aldı. Tablo Hollanda’nın kuruluşu ile ilgiliydi. Tabloyu kendisinden istenen şekilde yapabilir, buradan elde edeceği gelirle tüm maddi sorunlarını giderebilirdi. Ancak o yine yapması gerekeni yaptı ve gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Tabii bu durum Hollandalıları pek memnun etmedi; tablo geri çevrildi. Ülkenin “Altın Çocuğu” reddedilmiş, aşağılanmış ve kovulmuştu. Dev boyutlardaki tabloyu, belki yaşadığı küçük eve sığdıramayacağından, belki de sinirinden parçaladı; daha sonra bu tablonun çok az bir kısmı bulunabildi.

Kaynak :[-]

İzmirli müzisyenler Ömer ve Nitsa Çukurel Kapancıoğulları’nın kurduğu Blue Monkey (Mavi Maymun) adlı müzik grubu, bir uluslararası yarışmasında ilk 10’a kaldı. Grubun bu başarısının ardında ilginç bir hikâye var.

Ömer Kapancıoğulları ve Nitsa Çukurel, daha ortaokulda tanıştı. İkilinin çocuk yaşta başlayan arkadaşlığı, 3 yıl önce evlilikle taçlandı. Ve bugün bu iki genç müzisyen 43 ülkeden 500 şarkıcıyı geride bırakarak ilk 10’a girmeyi başardı.

SÖZ VE MÜZİK KENDİLERİNE AİT

Geçen 15 yıl boyunca dönem dönem, genellikle Nitsa’nın Ömer’in gitar çaldığı grupları dinlemeye gitmesi ya da belli projeler üretmek için bir araya gelen ikili, evlendikten sonra da müzik ile ilgilenmeye devam etti.

Finale Kalan şarkı :

Yıllardır sürdürdükleri çalışmalarından bir albüm yapmaya karar verdiler ve 2011 yılında kayıtlara başladılar. Blue Monkey adını verdikleri grup altında kendi Türkçe bestelerini hazırlarken, İngilizce bestelerinden bir tanesi ile de Rode mikrofon firmasının düzenlediği uluslararası müzik yarışmasına katılmaya karar verdiler.

ANNE BABA KAYITTA DENİZ STÜDYODA

yarışma için hazırladıkları söz ve müziği kendilerine ait “60 Seconds” şarkısının kayıtları ve çekimleri sırasında şu an 7 aylık olan minik Deniz de stüdyoda onlara eşlik etti. Hayatının her anında müzikle büyüyen Deniz’e anne ve babasının şarkıları haliyle ninni oldu…

Başvuru yaptıkları sırada bu kadar ileriye gidebileceklerini düşünmediklerini söyleyen genç müzisyenler, şimdi finale kalan tek Türk grup olmanın gururunu ve şaşkınlığını yaşıyor. Deniz’e ninni olan o şarkı uluslararası müzik yarışmasında birincilik için yarışıyor. Yarışmayı kazanacak olan grup, bu aşamadan sonra internet üzerinden oylamayla belirleniyor.

OYLAMA DEVAM EDİYOR

Ömer ve Nitsa oylarınız için sizlerden destek bekliyor. Oy verme işlemi 31 Temmuz’a kadar http://rockro.de/bluemonkey adresinden yapılıyor. Siz de kalp işaretinin yanındaki ‘click to vote’ yazan yerden, Facebook hesabınız ile ya da e-mail adresiniz ile kayıt yapabilir, uluslararası alanda bir Türk grubunu destekleyebilirsiniz. Blue Monkey’in yarıymadıki en büyük rakibi ise Endonezya’dan Navicula.

JÜRİDE MÜTHİŞ İSİMLER

Blue Monkey’i ilk 10’a seçen jüri içerisinde Guns N’ Roses’ın eski davulcusu Matt Sorum, Queens of the Stone Age gitaristlerinden David Catching, Grammy adayı müzik mühendisi John Merchant, tanınmış prodüktör Alain Johannes gibi isimler var.

Kaynak:[-] Murat KIVANÇ

14. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali başlıyor

14. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali, 04-14 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek. Yunanistanlı tiyatro grubu Antamapantahoy’un “Müziğin İpleri ” adlı oyunuyla başlayacak olan festivalde ünlü yönetmen Derviş Zaim’e de onur ödülü verilecek

 İstanbul’u adeta bir kukla şölenine çeviren 14. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali, bu sene 4-14 Mayıs tarihleri arasında izleyici ile bulaşacak. Cengiz Özek’in sanat yönetmenliğinde gerçekleşecek olan festivalin açılışı 4 Mayıs’ta Kenter Tiyatrosu’nda Yunanistanlı tiyatro grubu Antamapantahoy’un “Müziğin İpleri” adlı gösterisiyle yapılacak. Festivale sergi ve film gösterileri de ayrı bir renk katacak. Festival’de Almanya , ABD , Fransa , Endonezya, Hollanda, Norveç, İsveç, İtalya , İspanya , Avusturya, Slovenya ve Türkiye’den önemli kukla tiyatroları sahne alacak.

FESTİVAL ONUR ÖDÜLÜ DERVİŞ ZAİM’E
Son filmi “Gölgeler ve Suretler”de gölge oyunu metaforu üzerinden 1974 Kıbrıs harekâtına giden süreci işleyen ünlü yönetmen Derviş Zaim’e geleneksel gölge tiyatrosunun özünü evrensel ve çağdaş bir bakışla yorumladığı için, Uluslararası İstanbul Kukla Festivali onur ödülüne “Gölgeler ve Suretler” filmiyle layık görüldü. Film ayrıca, festival kapsamında bir kez daha izleyici ile buluşacak.

DEĞİŞİK KUKLA TEKNİKLERİ, KUKLA SEVERLERİ COŞTURACAK!
“Müziğin İpleri” adlı gösterisiyle festivalin açılışını yapacak olan Yunanlı topluluk Antamapantahoy, kukla ve mim tekniklerini kullanarak izleyicilere keyifli bir gösteri sunacak.

Festivale Almanya ’dan katılan Kabare Pupala ipli kukla tiyatrosunun en güzel örneklerini sunacak. Avusturya’dan Lab.luck’dan değişik tiyatro disiplinlerinin bir araya getirildiği “Mutluluk hangi yönde” adlı oyunu, Endonezya’dan Behind the Actors geleneksel tiyatro formuyla günümüz tiyatrosunun güzel bir sentezi ile izleyicilerin karşısına çıkacak.

Fransa ’dan La Salamandre’den cam küre ile ipli kuklanin kontağını, Hollanda t’ Magisch Theatertje ve Ananda Puijk Company yoğun görselliğe sahip karışık kukla teknikleri bir araya getirildiği “Cantos Animata” ve “Momentum”, İspanya ’dan Toni Rumbau – La Fanfarra’nin gölge tiyatrosu ve el kuklası tekniklerinin bir araya kullanıldığı “Full Hands” adlı oyunu, İsveç’den Staffan Bjorklunds Teater’dan özellikle 3 yaş üstü çocuklar için masa kuklası tekniğinde “Two on toe’u, kukla sanatının farklı tekniklerini sunacak.

İtalya ’dan Gianluca Di Matteo Napoli’nin geleneksel el kuklası Pulcinella’yi, Norveç’den canlı jazz müziği eşliğinde değişik tekniklerde yorumlanan kuklaları, Slovenya’dan Puppet Theatre Nebo masa kuklası tekniğinde ilginç bir çalışma festival seyircileriyle bir araya gelecek.

Türkiye’den Ahşap Çerçeve’nin son oyunu “Hamlet”’i, Bakırköy Belediye Tiyatrolarından Ali Yenel’in sahneye koyduğu “Aklı Havada” adlı oyunu, Cengiz Özek Gölge Tiyatrosundan Karagözün modern bir şekilde yorumlandığı “Çöp Canavarı” ve “Büyülü Ağaç’ı, İBB Şehir Tiyatroları’ndan 2010/2011 tiyatro mevsimi oyunlarından “Surname 2010”, “Karagöz Balıkçı” ve “Cambazhane” adlı oyunları, Kent Oyuncularından çocuklar için hazırlanmış “Rapunzel’i, Kurmalı Salyangoz’dan “Dört Mevsim” adlı oyunu, Tiyatro BeReZe’den ise obje tiyatrosu tekniğinde “Kayıp Eşya Bürosu” ile festivale renk katacak.

SERGİ, FİLMİ KONFERANSLAR DA FESTİVAL KAPSAMINDA
Festival kapsamında ayrıca kukla severler sergi, film ve konferanslarla zenginleştirilmiş bir festival deneyimi yaşayacaklar. Bu yıl festival kapsamında İpin Ucu, Gölgenin Doğuşu: Endonezya, Karagöz Figürleri sergilerini gezebilecekler. Anders Rønnow Klarlund’un 2004 yılında çektiği,kurgusu ve kukla kullanımı açısından sinemaseverlerden büyük ilgi gören “İpler” filmi de sinemaseverlerle buluşacak.

Barcelona ’dan festivale katılan Toni Rumbau hazırladığı oyunun yanı sıra 13 Mayıs 14.00’da Mimar Sinan Üniversitesi, Sahne Dekorları ve Kostümü Bölümü’nde kukla meraklıları ile bir araya gelecek.

FESTİVAL BÜTÜN İSTANBUL’A YAYILIYOR
Fransız Kültür Merkezi, Cervantes Kültür Merkezi, Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu, İtalyan Kültür Merkezi, Avusturya Kültür Ofisi, Pera Müzesi , Ümraniye Meydan AVM ve Kukla İstanbul tarafından desteklenen festival, Fransız Kültür Merkezi, Kukla İstanbul, Kenter Tiyatrosu, Sefaköy ve Halkalı Kültür Merkezi, Kozyatağı Kültür Merkezi, Devlet Tiyatrolari Küçük Sahne, Pera Müzesi , Yunus Emre Kültür Merkezi ve Ümraniye Meydan AVMde izlenebilecek.