Nar Sanat
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
    • Müzik Eğitimleri
      • Gitar Eğitimi
      • Piyano Eğitimi
      • Keman Eğitimi
      • Bateri Eğitimi
      • Şan Eğitimi
      • Bağlama Eğitimi
      • Akordeon Eğitimi
      • Flüt Eğitimi
      • Kanun Eğitimi
      • Saksafon Eğitimi
      • Org Eğitimi
      • Ud Eğitimi
      • Solfej Eğitimi
      • Klarnet Eğitimi
      • Viyolonsel (Çello) Eğitimi
    • Görsel Sanatlar
      • Resim Kursları
      • Kara Kalem
      • Karikatür
      • Fotoğraf
    • Sahne Sanatları
      • Tiyatro
      • Diksiyon
      • Senaryo ve Kısa Film
      • Yaratıcı Drama
      • Yaratıcı Drama Liderliği
      • Yetişkinler için Drama
    • Dans Kursları
      • Bale
      • Halk Dansları (Folklor) Kursu
      • Modern Dans
      • Hip Hop
        • Çocuk HipHop Dans
        • Yetişkin HipHop Dans
      • Oryantal dans kursu
        • Zumba
      • Düğün Dansı
      • Latin Dansları
        • Tango
        • Salsa
        • Swing – Lindy Hop
        • Vals
        • Bachata
        • Samba
        • Lambada
        • Rumba
        • Cha Cha
        • Flamenko
        • Merenge
    • Koro
      • Türk Halk Müziği
      • Türk Sanat Müziği
  • Kurumsal
    • About Us
    • Basında Biz
    • Haberler
    • Akademik Yazılar
  • İletişim
  • Menu Menu
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail

Şunun için etiket arşivi: delik

Sanat Haberleri

Şöyle eskilerden, yani 43.000 yıl kadar öncesinden Flüt dinler misiniz?

43.000 Yıllık Dünyanın En Eski Enstrümanı Neandertal Flütünü Dinleyin

Bulunan en eski flüt

Bulunan en eski flüt

2008 yılında arkeologlar, Almanya’nın güneyinde Hohle Fels adında bir Taş Çağı mağarasında flüt parçaları buldular.  Bu flüt parçaları, akbaba ve mamut kemiklerinden yapılmıştı. Günümüzden önce yaklaşık 42.000 ila 43.000 yıllarına tarihlenen bu enstrümanlar, gelmiş geçmiş en eski enstrümanlar olarak kabul ediliyor. Daha önce en eski kabul edilen enstrümanlar ise 35.000 yıl öncesine tarihleniyordu.

Araştırmacılar, titizlikle oyularak yapılmış flütlerin, özellikle mamut kemiğinden yapılmış olanların bilhassa zorlu olduğunu düşünüyor. Keşif sırasında bazı araştırmacılar flütlerin, nesli tükenmiş neandertallere karşı, ilk Avrupalı modern insanlara avantaj sağlayan kültürel başarılarından biri olabileceğini iddia ettiler. Fakat Homo sapienlerle melezleşmeleri de dahil, Neandertallerle ilgili bilgilerimiz arttıkça bu iddiaların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

Uzun yıllar boyu yeteneksiz olarak görülen Neandertaller de kendi flütlerini yapıyordu. Ya da en azından 1995’te keşfedilen, mağara ayısının femur kemiğinden yapılmış bir flüt de bunu gösteriyor. Kuzeybatı Slovenya’da, Divje Babe adında bir neandertal bölgesinde Arkeolog Ivan Turk tarafından bulunan bu enstrüman, en az 43.000 yıllık. Hatta 80.000 yaşında bile olabilir. Müzikolog Bob Fink’e göre, flütün üzerinde bulunan dört delik, dört notayla eşleşiyor. Fink: “Flütün notaları kaçınılmaz şekilde diyatonik(ton dışı nota vermeyen) ve herhangi antik ya da modern standart diyatonik bir ölçekle mükemmele yakın bir uyum gösterebilir.” dedi.

Arkeologların, Turk’un iddia ettiği gibi enstrümanın Neandertaller tarafından yapılıp yapılmadığını hararetle tartışmasına rağmen, bulgular insanın yakın akrabalarının hiçbir müzik izi bırakmadan yok olduklarını yalanlıyor ve tarih öncesi müziğin kapısını aralıyor.

Flütten çıkan sesleri duyabilmek için Slovenya Ulusal Müzesi Küratörü, flütün kilden bir kopyasını yaptı. Prehistorik enstrüman diyatonik ölçülerden tam ve yarım tonları çıkarabiliyor. Müzisyen Dimkaroski de bu flütle, Beethoven, Verdi, Ravel, Dvorak ve diğer sanatçıların eserlerinden birkaç parça çalmayı başarabilmiş. Aynı zamanda birkaç hayvan sesi de çıkartabilmiş. Slovak Müzisyen Ljuben Dimkaroski’nin çaldığı Neandertal flütünü buradan dinleyebilirsiniz:

Kaynak: arkeofili.com

18 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/ilk-flüt.jpg 318 480 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-18 15:51:022015-02-18 15:51:02Şöyle eskilerden, yani 43.000 yıl kadar öncesinden Flüt dinler misiniz?
Sanat Haberleri

İlk Türk bale suiti “Çeşmebaşı” sanatseverlerden büyük ilgi gördü

Çeşmebaşı balesi ilk kez 1965 yılında sahnelenmişti.

Çeşmebaşı balesi ilk kez 1965 yılında sahnelenmişti.

Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin sahnelediği tek perdelik “Kelebekleri öldürmeyin” modern balesi ile ilk Türk bale suiti “Çeşmebaşı” sanatseverlerden büyük ilgi gördü. Haşim İşcan Kültür Merkezi’ndeki etkinlikte Antalya Devlet Opera ve Balesi dansçıları başarılı performanslarıyla büyük beğeni topladı.  Koreografisi Uğur Seyrek’e, Librettosu ise Işık Noyan’a ait “Kelebekleri öldürmeyin” balesinde, tutkuyla başlayan bir aşkın nefrete dönüşmesi, ardından sıradanlaşıp yok olup gitmesi konu ediliyor.

“Kelebek ömrü gibi kısa olmayacak aşk” eserin çıkış noktasını oluşturuyor. Seyirciler baleyi izlerken bir kelebeğin ömrü kadar kısa olan aşk hikayesinde bir kadın ve bir erkeğin birbirini aşkla severken aşkı nasıl öldürdüklerine tanıklık oluyor. Ayakta alkışlanan gösterinin kostüm tasarımı Çimen Somuncuoğlu, ışık tasarımı ise Mustafa Eski imzasını taşıyor.

İlk Türk bale suiti “Çeşmebaşı”

Antalya Devlet Opera ve Balesi sanatçıları tarafından sergilenen ikinci balede ise Ferit Tüzün’ün ünlü yapıtı ve ilk koreografisi Dame Ninette de Valois tarafından yapılan ilk Türk bale suiti “Çeşmebaşı” balesi sahnelendi.

Antalyalı sanatseverlerin yakından tanıdığı ünlü koreograf Uğur Seyrek tarafından sahneye konulan eserde,  “Çeşmebaşı’nda aşkın dışavurumu ve genel olarak insanların davranış ve yaşayış biçimleri modernleşmenin sancılı sürecinden nasibini alması” konu ediliyor.

Eserin yeni yorumda  su, yeni bir umudu vadederken yine doğanın bir parçası olan papatyalarla kadınlar, sevgilileri tarafından kutsanıyor. Eserde dekor tasarım Gürcan Kubilay, kostüm tasarım Sevtaç Demirer ve ışık tasarım ise Mustafa Eski’ye ait. Baleler, 22 ve 29 Ocak Perşembe ve  31 Ocak Cumartesi 20.00’de Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde tekrar sahnelenecek.

Kaynak: Al Jazeera

21 Ocak 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/01/ilk-turk-balesi-cesmebasi.jpg 442 788 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-01-21 11:25:052015-01-21 11:28:45İlk Türk bale suiti “Çeşmebaşı” sanatseverlerden büyük ilgi gördü
Sanat Haberleri

“Rembrandt siyahı” ve ressamı hakkında pek bilinmeyen farklı gerçekler

Yazar : Şengül DURUCU

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen bilgiler…

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen 16 bilgi…

Gerçeğin izinde bir hayat

gercegin-izinde-bir-hayat-listelist (1)

Eserlerinde yapmacıklıktan, güzellikten ve incelikten hoşlanmazdı. Bunlar onu sıkıyordu. Para kazanmak için soyluların ve burjuvaların tablolarını yapsa da, sıradan insanlar hep daha çok ilgisini çekti. Sıradan insanların günlük yaşantısını gerçekçi bir üslupla aktardı. Bu özelliği, çağının en iyi ressamları arasında yer almasını sağladı.

Gravürün babası

gravurun-babasi-listelist

14 yaşında okulu bıraktı, Leyda’lı ressam Jacob Isaacksz Van Swanenburgh’un atölyesinde ilk çizimlerini yapmaya başladı. Bir süre sonra Amsterdam’a gitti; ilk ustası gibi İtalyan resim sanatına hayran olan Pieter Lastmann’ın yanında çalıştı. 1625′te Leyda’ya döndü. Özellikle gravürle uğraştı. Gravür sanatı, gerçek değerini ve resim dünyasındaki yerini Rembrandt’a borçludur.

Fotoğraf tekniğine rehber oldu

fotograf-teknigine-rehber-oldu-listelist-2

1630’larda oldukça popülerdi; “ışığın ressamı” deniliyordu ona. Soylular ve burjuvalar resmini yapması için adeta sıraya girmişti. Tablolarındaki ışık ve gölge oyunları öyle başarılıdır ki bugün dahi üniversitelerin fotoğraf bölümlerinde “Rembrandt Aydınlatması” konu olarak işlenmektedir.

Merak edenler için Rembrandt Aydınlatması: Nokta ışık veren ışık kaynaklarıyla gerçekleştirilen bir aydınlatmadır. Konunun dikkat çekilmek istenen yerleri aydınlatılırken, diğer yerler ya yarı aydınlık ya da tamamen karanlık olarak bırakılır. Işıklı alanlardan gölgeli alanlara geçiş çok yumuşaktır. Böylece görüntü, etkileyici bir derinlik kazanır.

Tarihteki ilk reklam çalışması

tarihteki-ilk-reklam-calismasi-listelist

Ressamın 1631’de yaptığı “Nicolaes Ruts’un Portresi” eseri, dünyadaki belki de ilk reklam çalışmalarından biridir. Rembrandt, dönemin zengin kürk tüccarı Ruts’un portresini, kendi sattığı kürklerden birinin içinde resmederek ürününün reklamını da yapmıştı. Tarihteki ilk reklam çalışması olarak kabul edilen bu portre, Rembrandt’ın sanat yaşamındaki en estetik, en yumuşak resimlerinden biriydi.

İnsanları değil adeta ruhlarını resmediyordu

insanlari-degil-adeta-ruhlarini-resmediyordu-listelist1,

Rembrandt gösteriş meraklısı zengin müşterilerini yalnızca istedikleri gibi resmetmekle kalmıyor, âdeta ruhlarını okuyor ve gördüğü şeyi tüm çıplaklığıyla tuvaline yansıtıyordu. Bir papazı resmettiği “Johannes Wtenbogaert’in Portresi (1633)” adlı eserinde yaşlı adamı; donuk gözleri, melankolik ve biraz şaşkın havasıyla hiç kimse tuvaline ondan daha iyi aktaramazdı.

Sanatçıydı ve gereğini yaptı; insanları rahatsız etti

sanatciydi-ve-geregini-yapti-insanlari-rahatsiz-etti-listelist

Rembrandt’ın gerçekliğe sadakati bazı resimlerinde rahatsız edici boyutlara varıyordu. Acımasız bir psikolog gibiydi. İnsanların tüm korkularını, acılarını ve çaresizliklerini tuvaline fütursuzca yansıtıyordu. Bu, dönemin insanlarının alışageldiğinin dışında bir şeydi. Bir insan resmini güzel görünmek için yaptırırdı; böylesi çıplak gerçeklik çok rahatsız ediciydi. Ressamın istediği de buydu zaten; onları rahatsız etmek. Zaten gerçek sanatçının görevi de bu değil miydi?

Yalnızca bir ressam değil, simyacıydı

yalnizca-bir-ressam-degil-simyaciydi-listelist

O dönemde hazır boya diye bir şey yoktu. Tüm ressamlar boyasını, tıpkı bir simyacı gibi kendisi yapardı. Öd, kan, sidik, safra, çimen, toprak; akla gelebilecek her türlü doğal maddeden kalıcılığı kusursuz boyalar yapılırdı. Ressamlık kolay değildi; bilgi ve sabır gerektiriyordu. Rembrandt’ınboya üretmede özel teknikleri vardı. Boyalarını yapıp kötü kokulu keten yağının içinde bekletirdi. Gerçek bir yağlıboya ustasıydı. Çağdaşları onun boya ve çizim tekniğini asla keşfedemedi. Ondan başka hiç kimse kalın ve durağan çizgilerle, ince ve akıcı çizgileri böylesine başarılı bir şekilde harmanlayamadı.

Karısı onun yaşam kaynağıydı

karisi-onun-yasam-kaynagiydi-listelist

Ressamlığının yanı sıra aynı zamanda iyi bir işadamıydı. Ortağıyla birlikte orijinal resimler alıp satıyor, kopyalar yapıyordu. Valinin kızı olan karısı Saskie Uylenburgh sayesinde sosyeteye girmiş, daha çok sipariş almaya, dolayısıyla daha çok kazanmaya başlamıştı. Karısını çok seviyordu. Çiçeklerle betimlemeyi sevdiği karısı onun adeta yaşam kaynağıydı. Saskie öldükten sonra resimleri çok daha karamsar bir havaya büründü.

Koleksiyoner bir ressam

koleksiyoner-bir-ressam-listelist

İyi bir koleksiyonerdi. Sanat adına yaptığını söylese de, bu işten iyi gelir elde ettiği kesindi. Aldığı şeylerde sınır yoktu. Büyük ustaların tablolarından Japon miğferlerine, Endonezya mızraklarından Roma büstlerine her şeyi satın alıyordu.

Ve sanat tarihine yön veren bir tablo: “Gece Devriyesi”

ve-sanat-tarihine-yon-veren-bir-tablo-gece-devriyesi-listelist

Portreleri sadece yeni zenginlerin değil, köklü ailelerin de duvarlarını süslüyordu. Ancak lüks yaşamını sürdürmek için daha çok paraya ihtiyacı vardı. Sadece portre yapmak geçinmek için yeterli değildi. Kendisinden o dönemde popüler olmaya başlayan şekilde, “hiyerarşik düzen içerisinde” grup resimleri yapması istendi. Elbette Rembrandt bu düzeni önemsemedi ve grup resmini gerçek bir olaya, toplumsal bir drama dönüştürdü. Ve ortaya “Gece Devriyesi” tablosu çıktı. Tablo 1642 yılında yalnızca sanat camiasında değil, ticaret ve para dünyasında da olay yarattı.

İlk üç boyutlu resim de “Gece Devriyesi”

ilk-uc-boyutlu-resim-gece-devriyesi-listelist

Gece Devriyesi’nin özelliği bununla bitmedi… Rembrandt, dönemi için oldukça sıradışı ve yenilikçi bir ressamdı. Eserlerinde hareket vardı. Tablolarındaki insan figürleri, tablonun içinden çıkacak ve karşısındaki ile konuşmaya başlayacak gibi duruyordu. İşte bu derinlik “Gece Devriyesi”nin resim tarihinin ilk üç boyutlu çalışması olarak kabul görmesini sağladı.

Altın Çocuk’un düşüşü

altin-cocukun-dususu-listelist

“Gece Devriyesi” ona âdeta uğursuz geldi. Bu tablodan sonra hayatında ve sanat yaşamında olumsuz yönde önemli değişiklikler oldu. Önce karısını kaybetti. Bu ölüm onun sanat üslubuna yansıdı. Resimlerindeki görkemli çizgiler yerini tatlı bir sevecenliğe bıraktı. Ve “Hollanda’nın altın çocuğu” ilan edilmiş olan Rembrandt ilk kez, müşterisi, yaptığı portreyi beğenmediği içinparasını alamadı. Bu olay kulaktan kulağa yayıldı. Sanat tarihinin bu en kendini beğenmiş, en küstah ressamı bunu kendine yediremedi ve Hakem Heyeti’nin toplanmasını istedi. Heyet de aynı fikirdeydi.

İçe kapanış ve yeniden doğuş

ice-kapanis-ve-yeniden-dogus-listelist

Tüm bu olanlar üzerine Rembrandt daha da içine kapandı. Zengin ve güçlü insanlar yerine sıradan insanların portrelerini yapmaya başladı. Onların saflık, yoksunluk ve sevecenliğini başarılı bir şekilde tablolarına yansıttı. Bu dönem, bir kabuğuna çekilme, kendini arama ve yeniden yaratma dönemiydi.

Yeni dönem, yeni üsluplar

yeni-donem-yeni-usluplar-listelist

Özellikle Seksen Yıl Savaşı’ndan sonra beğeniler ve sanat anlayışı da değişmeye başladı. Doğallık ve sadelik gibi erdemlerin yerini yapaylık ve karmaşıklık; bir zamanların sade giyimli insanlarının yerini, görkemli şapkaları ve giysileriyle âdeta tavus kuşunu andıran bir kuşak almıştı. Kirli kahverengisi ve sarısının yanı sıra Rembrandt’ın mütevazı giysiler içindeki erkekleri ve şişman kadınları da tarihe karışıyordu.

“Kendini aşamamış bir zavallı”

kendini-asamamis-bir-zavalli-listelist

Artık kimse ondan resim istemiyordu. Sanat eleştirmenleri ünlü ressamı çılgın bir yenilikçi değil, “kendini aşamamış bir zavallı” olarak görmeye başladı. 1650’li yıllarda yaptığı resimlerde incelikten eser yoktu. Öyle ki, neredeyse bitmemiş gibiydiler. Aslında çağın akademisyenlerini ölesiye korkutan yeni bir yola girmişti. Özellikle son dönem çalışmalarında, taslakla resim arasındaki farkı yok etmeye başlamıştı.

Gerçeği, yalnızca gerçeği çizen ressam

gercegi-yalnizca-gercegi-cizen-ressam-listelist

1656 yılında iflas etti; evi, tabloları ve tüm koleksiyonları açık artırmayla satıldı. Ancak elde edilen para yine de borçlarını karşılamaya yetmedi. Bu tarihten sonra bambaşka bir Rembrandt olarak geri döndü. Yenilenen belediye binası için şans eseri, aniden ölen bir ressamın yerine yapmak üzere yeni bir sipariş aldı. Tablo Hollanda’nın kuruluşu ile ilgiliydi. Tabloyu kendisinden istenen şekilde yapabilir, buradan elde edeceği gelirle tüm maddi sorunlarını giderebilirdi. Ancak o yine yapması gerekeni yaptı ve gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Tabii bu durum Hollandalıları pek memnun etmedi; tablo geri çevrildi. Ülkenin “Altın Çocuğu” reddedilmiş, aşağılanmış ve kovulmuştu. Dev boyutlardaki tabloyu, belki yaşadığı küçük eve sığdıramayacağından, belki de sinirinden parçaladı; daha sonra bu tablonun çok az bir kısmı bulunabildi.

Kaynak :[-]

03 Aralık 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/12/fotograf-teknigine-rehber-oldu-listelist-2.jpg 450 600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-12-03 19:15:192014-12-04 11:22:50“Rembrandt siyahı” ve ressamı hakkında pek bilinmeyen farklı gerçekler
Sanat Haberleri

Nar Sanat ” Çocuk ” Tiyatrosu sezona dört farklı oyun ile başladı

Halkımızın vizyon filmlerine talep gösterdiği ve genel olarak tiyatroyu ihmal ettiği bir dönemde “Ağaç Yaşken eğilir” sloganını dikkate alarak sezona yetişkin ve genç oyunlarının yanı sıra 4 çocuk oyunu ile Nar Sanat Tiyatrosu sezona hızlı bir giriş yapıyor.

 Eğlenceli ve çocukların rahatça anlayabileceği gündelik hayatta ailelerin zaman zaman baş  etmekte zorlandığı, çocukların yaşam içerisinde sağlıklarını ve sosyalleşmelerini engelleyen sorunlar eğlenceli bir dille irdelenmektedir.

nar sanat tiyatro logo

Oyunların tüm hazırlıkları ve çalışmaları tamamlandı . artık seyirci ile buluşmaya hazır.  Nar Sanat deyince aklımıza kaliteli sanat eğitimi gelse de geçen yıl sahneledikleri “Araf Ne Taraf” adlı oyunları ile büyük beğeni kazanarak eğitimin yanı sıra beklide şuanda özel tiyatroların içerisinde gençlere en çok fırsat tanıyan ekip olmasıyla da dikkat çekiyor.

Tüm oyunlarında 27’ye yakın oyuncu ile sanatı halka ulaştırmaya gayret eden kurumda eğitmen ve yönetim kadroları vs. neredeyse 90 civarında çalışanı ile adeta bir sanat fabrikası konumuna da yükselmiş oldu.

Sahnelenecek oyunların dördünün adı ve kısaca ikisinin sinopsisi ve minik açıklamalarını sizlerle paylaşalım. Eğitici, öğretici ve uyarıcı özelliklere sahip olmaları anlamında bizden tam puan aldı. Aylar süren hazırlık ve tüm oyuncuların fedakarca çalışmalarının karşılığını almalarını ve başarılı olmalarını diliyoruz.

1-Erimekten korkan Buz Pıtır,

2-Kayıp Masallar

3-Oyun Delisi

4-Yastık Kavgası.

 ERİMEKTEN KORKAN BUZ “ PITIR “  (Sinopsis )

Erimekten korkan Buz "Pıtır"

Erimekten korkan Buz “Pıtır”

Eren ve Can samimi iki arkadaştırlar. Küresel Isınma ile ilgili bir ödev hazırlarken Pıtır ile karşılaşırlar. Pıtır Küresel Isınmadan etkilenmiş bir Buz parçasıdır. Eğer Denize ulaşamazsa eriyecek ve yok olacaktır.  Kahramanlarımızın Pıtırı denize ulaştırmak için çeşitli zorluklarla karşılaşıp umutsuzluğa düştükleri sırada akıllarına gelen parlak bir fikirle Pıtır’ı kurtarmayı başarırlar.

Oyunun amacı ;

Temel olarak küresel Isınmanın yol açabileceği Çevre ve Doğa zararları vurgulanmakta olup yanı sıra dayanışmanın ve yardımlaşmanın İnsanlara faydalı olabilmenin düşündürülmesiyle insani duyguları ön plana çıkarmaktır.

Uygunluk          ; 3 ve 12 yaş aralığı çocuklar..

 K A Y I P    M A S A L LA R  ( Sinopsis )

Kayıp Masallar

Kayıp Masallar

Zeynep Ödev olarak bir Masal okuyup özetini çıkarmalı. Araştırma yaparken karasız kalır. O kadar çeşitli Masallar okumuştur ki aklı karışır.. Keloğlan, Karagöz-Hacivat, Peri Kızı, Çizmeli Kedi, Cadı, Robin Hood ve Pamuk Prenses gibi farklı dönemlerin farklı masal kahramanları hikayeyi  oluştururlar ama Zeynep bu konudan çok memnun olmasa da aklına iyi bir fikir gelmiştir.. Bu tüm kahramanların bazılarını özetine alır bazılarını almaz ve ortaya komik bir masal çıkar.. acaba nasıl bir sonuç ortaya çıkacaktır ?

Uygunluk     ; 3 yaş ve 12 yaş

Oyunun Amacı ;

Sistemli çalışmanın önemi vurgulanmaktadır. Farklı masal Kahramanlarını bir araya getirip çocukların bu konudaki hafızlarını yenilemek, eğlenceli bir zaman geçirmelerini sağlamak.

Diğer iki oyun olan Oyun  Delisi ve Yastık kavgasına bir göz atalım.

Oyun Delisi 

Oyun Delisi

Oyun Delisi

Kısaca genç anne ve babaların çocuk yetiştirirken karşılaştıkları  en büyük sorunlardan aşırı bilgisayar ve internet kullanımı sorununa vurgu yapılarak  çocukların beslenme sorunlarına dikkat çekerek spora kanalize  olmaları konusunda destek niteliğin taşımaktadır.

 Yastık Kavgası 

Yastık Kavgası

Yastık Kavgası

Yine günümüz sorunlarından olan çocukların abur cuburla beslenmelerinin ve hareketsizliklerinin sağlıklarını nekadar kötü etkilediğinin işlendiği ve organlarının bu durum hakkında nasıl etkilenebileceği ve vücut kimyalarının düzgün beslenmemeleri sonucunda bozulacağı konusunda bilinçlenmelerini sağlayan bir oyundur.

Sanat ve Tiyatro adına başta Nar Sanat yöneticilerine ve Nar Sanat Tiyatrosu sorumlusu Oyuncu ve Yönetmen HALİS BAYRAKTAROĞLU’na tüm oyuncu ve teknik çalışanlara emekleri için teşekkür ederiz.

20 Ekim 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/10/nar-sanat-tiyatro-logo.jpg 690 1900 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-10-20 13:28:372014-10-20 15:24:08Nar Sanat ” Çocuk ” Tiyatrosu sezona dört farklı oyun ile başladı
Sanat Haberleri

İnönü Vakfı tarafından hazırlanan ‘Lozan’dan Cumhuriyet’e İsmet İnönü’ sergisi 1 Eylül’de açılıyor.

Lozan sergisi açılıyor…

İnönü Vakfı tarafından hazırlanan ‘Lozan’dan Cumhuriyet’e İsmet İnönü’ sergisi 1 Eylül’de açılıyor. Sergi Cumhuriyet’in ilk yıllarına dair birçok belge ve kaynağı barındırıyor.

lozan-antlaşması

Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının 90. yılı etkinlikleri kapsamında hazırlanan ‘Lozan’dan Cumhuriyet’e İsmet İnönü’ sergisi, 1 Eylül – 11 Ekim tarihleri arasında FMV Galeri Işık’ta ziyaret edilebilecek. Geçtiğimiz yıl Türkiye’yi dolaşmaya Ankara’dan başlayan, ardından da Ankara, Antalya ve Eskişehir’e giden serginin son durağı İstanbul olacak.

Cumhuriyet’in ilk yıllarını İsmet İnönü perspektifinden ele alan sergi, toplumsal, kültürel ve ekonomik dönüşümleri belge, fotoğraf ve yazışmalarla anlatıyor. İsmet İnönü dönemine dair kitap, sergi ve seminer çalışmalarıyla bilinen İnönü Vakfı’nın hazırladığı sergi, iç ve dış politikada izlenen yol, Cumhuriyet rejimiyle birlikte Türkiye’de yaşananları tarih meraklılarına aktarıyor. Küratörlüğünü Prof. Dr. Zafer Toprak’ın, grafik tasarımını Ferah Perker, genel tasarımını ise Çağdaş Arpaç ve Dr. Fatma Türe’nin üstlendiği sergiye dokunmatik ekranlar, video enstalasyonları aracılığıyla ziyaretçiler interaktif olarak da katılabiliyor.

Atatürk ve İsmet İnönü arasındaki yazışmalar, telgraflar, dönemin gündelik yaşamına dair kamera görüntüleri, fotoğraflar, gazete ve dergi kapaklarının yanı sıra, sergi içerisinde mühürler, madalyalar, antlaşmalar, resmi yazışmalar gibi birçok belge de yer alıyor. ‘İsmet İnönü’nün Yaşamı’, ‘Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’, ‘Lozan Konferansı ve Antlaşması’, ‘İsmet İnönü ve İç-Dış Politika’ olarak dört ana başlığa ayrılan sergide Lozan Konferansı’na dair bugüne dek görülmemiş birçok fotoğraf da ziyaretçilerini bekliyor.

Sergide ayrıca çocuk ziyaretçiler için bir de çizgi film de gösteriliyor. Çizgi film, ‘Lozan Barış Antlaşması’ adını taşıyor. İstanbul Nişantaşı’da bulunan FMV Galeri Işık, pazar ve resmi tatil günleri dışında her gün açık.

27 Ağustos 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/08/lozan-antlaşması.jpg 442 788 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-08-27 14:15:022014-08-27 14:15:02İnönü Vakfı tarafından hazırlanan ‘Lozan’dan Cumhuriyet’e İsmet İnönü’ sergisi 1 Eylül’de açılıyor.
Sanat Haberleri

Fotoğrafın kısa tarihçesi

“Geleceğe anılarınızı nasıl bırakmak istersiniz ?” sorusuna büyük çoğunluğumuz genelde “fotoğrafla” cevabı verir. “An”ın ölümsüzleştirilmesi veya detayların yakalanması ya da bir haberin aktarılmasında ya da gündelik hayatta her zaman karşılaştığımız ama olağan üstülüğüne dikkat etmediğimiz olay, renk  ve  beklide duyguları aktarma, haberleşme ve sanatlaştırma yöntemlerinden biride elbette  fotoğraf çalışmalarıdır. Kimlik kartımızdan tutunda geleceğe anılarımızı bırakmaya kadar  pek çok açıdan hayatımıza dahil olan bu yöntemin sanat olup olmadığından öte” hangi fotoğrafın” sanat olduğunu tartışmak daha doğru gibi.

Durum böyle olunca artık fotoğraf çekme imkanlarının bu kadar gelişken hale gelmeden önceki durumunu merak ettiğiniz olmadı mı? Aşağıdaki yazımızda fotoğrafın geçmişini bulacaksınız…

Yazıyı okuduktan sonra eğer sizde fotoğraf  konusunda eğitim almak veya aldığınız eğitimi pekiştirmek ve bir ileri düzeye çıkartmak istiyorsanız sizleri de bekliyoruz. Yeni dönem Fotoğraf kursuna ön kayıt yaptırın (Lütfen Tıklayın) ve sizlerde  Nar Sanat Ailesine katılın.. Elbette aldığınız eğitim sonunda M.E.B. Onaylı sertifikanızı da alacaksınız. 

 Fotoğrafın Kısa Geçmişi

 

ilk fotoğraf makinası nicephore 1816-22

Fotoğraf makinesinin öncüsü   sayılabilecek karanlık kutu (Camera Obscura) Rönesans devri sanatçıları tarafından bulundu. Bunun temeli ise Sümerler’den beri bilinen şu ana ilkeye dayanıyordu :  Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer. Onyedinci yüzyılda ressamlar bu buluştan yoğun olarak yararlanmaya başladılar. Camera Obscura geliştirildi ve görüntünün arkadaki buzlu cam üzerine düşürülmesi sağlandı. Amaç, gözle görüleni doğru olarak kağıda aktarmaktı.

Sonraları deliğe mercek takılarak, bir ayna yardımıyla da görüntü, yukarıya alınan buzlu cama yansıtıldı. Ondokuzuncu yüzyıla ulaşıldığında Camera Obscura gelişmiş ve yaygın olarak  kullanılan  bir araçtı.

19. yüzyılın hemen başlarında Thomas Wedgewood, beyaz bir deriyi gümüş nitrat eriyiğine batırarak üzerinde siyah mürekkep olan bir camın altına yerleştirdi. Işık gümüşü karartarak, negatif bir görüntü oluşturdu. Ancak Wedgewood reaksiyonu durduracak, gümüşün kararmasını önleyecek bir yol bulamamıştı.

 

 

ilk fotoğraf View_from_the_Window_at_Le_Gras,Joseph_Nicéphore_Niépce

 

Alman bilim adamı Johann Heinrich Schulze, günümüzdeki karanlık oda tekniklerine yakın bir teknikle, duyarlı tabaka üzerine koyduğu yarı saydam maddelerin izlerini elde ederse de, o da bunların kararmasına engel olamamıştır.

Optik ve mekanik yollarla elde edilen görüntülerin kimyasal yöntemlerle saptanması, ilk olarak Fransız Joseph Nicephore Niepce tarafından 1826 (kimi kaynaklar bu tarihi 1827 olarak yazar) yılında gerçekleştirilmiştir. Niépce, üzeri katran türevi bir madde ile kaplanmış pirinç levha üzerinde litografi malzemelerini kullandı. Sekiz saatten fazla bir süre pozladıktan sonra sertleşmemiş bölgeleri lavanta yağı içerisinde yıkayarak çıkardı. Elde edilen kalıptan yapılan litografi baskısı sonucu çıkan ilk görüntü ise tarihe geçti. Sonuçta Niepce bir görüntü elde etti.

Tonlar çok kötü değildi ama iyi bir ayrıntı alınamamıştı. Fotoğraf tarihinin bu ilk örneği bir çok el değiştirmiştir Niépce tarafından 1827’de Londra’daki Royal Society’nin üyesi Dr. Bauer’e teslim edilen eser yüzyıl içinde iki kez açık artırmayla satılır. 1898’de Londra’da sergilendikten sonra, elli yılı aşkın  bir süre ortadan kaybolur. Görüntü bu dönemde  Londra’da emanete verilmiş bir sandıkta unutulmuştur.  Ancak Fotoğraf tarihçisi ve koleksiyoncusu Helmut Gernsheim’ın araştırmaları sayesinde, sonunda unutulduğu  yerden çıkarılır. Gernsheim , eseri 1964’te Texas Üniversitesi’ne bağışlar.

 

ilk fotograflardan

Niépce’in bu araştırmalardan o tarihe doğru haberdar olan Daguerre, dioramalarını geliştirirken yararlandığı karanlık odada elde edilen görüntüleri sabitlemeyi yıllardır düşlemektedir. İki adamın 1827’de tescillenen ortaklığı Niépce’in 1833’de ölmesiyle son bulur. Bunun üzerine Daguerre çalışmalarını tek başına sürdürür ve Eugene Hubert adında genç bir mimar 1836’dan itibaren onun asistanlığını üstlenir. Daguerre, Niépce’in aksine görüntüyü çoğaltmaktan çok netleştirme alanına yönelir.

1837’de yöntemi son biçimini almıştır: Yuda bitümüyle duyarlı kılınmış bir bakır plaka kullanmakta, karanlık odada üzerine ışık düşürülen bu plakadaki gizli görüntüyü daha sonra cıva buharıyla açığa çıkarmakta ve ayrıntılarda çok büyük bir inceliğe ve kesinliğe sahip bir görüntü elde etmektedir.  Ürünü piyasaya sürme konusundaki ilk girişiminde başarısızlığa uğrayan Daguerre, resmi çevrelerden destek almaya çalışır: 1838’de temas geçtiği François Arago, bu yöntem karşısında coşkuya kapılır

Arago’nun 1839’un hemen başında duyurduğu haber, tarihi inanılmaz biçimde hızlandırır. Görüntülerin üretiminde kullanılan  yöntem hakkında hiçbir bilgi sızdırılmaması her türlü spekülasyona kapı açar.  Bazıları sihirden söz ederken, karanlıktaki köşelerinde çıkan kimileri de kendilerini tanıtıp Fotoğraf çekme yöntemini Daguerre’den daha önce bulduklarını iddia ederler; bu durum Daguerre’in icadının çağın havasına ne denli uygun olduğunu ve onu nasıl yansıttığını göstermektedir.

İtirazların en kayda değeri İngiltere’den gelir; William Henry Fox Talbot, 31 Ocak tarihinde Londra’daki Royal Society huzurunda kendi geliştirdiği kağıt üzerine Fotoğraf yöntemini tanıtır. Daguerre ile aynı tarihlerde çalışmalarını sürdüren İngiliz William Henry Fox Talbot, görüntü elde etmede negatif – pozitif yöntemini ortaya çıkararak, aynı görüntünün birden çok baskısının yapılmasını sağlamıştır. İcat ettiği sisteme Latince Calos(Güzel) dan gelen Calotype adını veren Talbot’un yönteminde ise kağıda gümüş nitrat eriyiği emdiriliyor, sonra kamera içine yerleştirilip bir dakika kadar pozlandırıldıktan sonra, tekrar aynı eriyik içinde görüntü güçlendiriliyor ve hiposülfat içinde sabitleştiriliyordu. Talbot’un elde ettiği görüntü ters ve negatifti. Aynı yöntemle duyarlılaştırılan başka bir kağıda günışığı yardımıyla görüntü aktarılıyordu. Bu şekilde sayısız pozitif görüntü elde edilebiliyordu. Talbot’un sistemi Daguerre’inkine göre daha az yaygınlaşabildi. Çünkü kağıt negatifin yapısı, ayrıntıyı yok ediyordu. Elde etmeyi başardığı görüntülerle Fotoğraf tarihinin ilk sergisini açan Talbot, 1842 yılında da ticari amaçla çalışan ilk Fotoğraf stüdyosunu kurmuştur.

 

ilk portret

Ve Daguerre, nihayet 19 Ağustos 1839’da buluşunu tüm dünyaya “Daguerreotype” adıyla duyurdu. Gümüş iyodür kaplı bakır levhayı karanlık kutu içinde objeden yansıyan ışıkla pozlandırıp, cıva buharıyla geliştiriyor ve reaksiyonu durdurmak için ise, tuzlu eriyik içinde yıkıyordu. Bunun  sonucunda oluşan görüntü tek kopya olarak elde edilmekteydi. Eğer Fotoğrafçı özel aynalı bir kamera kullanmıyorsa, Fotoğraf sağ-sol yönünde ters bir şekilde oluşuyordu.

Daguerre, Niépce ile bir ortaklık anlaşması imzaladıktan sonra Chalon’a gelir. Artık Niépce’in  heliografi adını verdiği buluş, ikisinin ortak malıdır. Bu ortaklığa Daguerre olanak  ve ününü koyarken, Niépce buluşunu koymaktadır.  Yine  de Daguerre, Niépce’yi pek yavaş anlayıp desteklemektedir. Halk daha çok Daguerre’in adını anmakta ve buluşu ona maletmektedir.1822’de  Fotoğraf elde edilmişti ve Niépce  1833’de  öldü. Niépce’in ölümü üzerine oğlu, kontratın hukuki ortağı olur. Fakat Daguerre, Isidore’un mali yöndeki zaafından istifade ederek meseleyi halleder. Ayrıca birçok bilgin, bu endüstri çağının  yeni doğan  çocuğuna  ilgi duyarlar. Ocak 1839’da  Daguerre  tekniğini geliştirmiştir. İlk levhalarını Arago’ya gösterir. Yazar Jules Janin, “L’Artiste” dergisinde milletlerarası

tartışmalara yol  açan garip  açıklamalar  yapar. Fakat halk henüz  shiçbir “görüntüyle” karşılaşmamıştır. Aynı dönemde İngiltere’de Fox Talbot, Niépce’ in  heliografilerini  görmüştür ve kağıt  üzerinde  çalışmalarına devam etmektedir. Her ne kadar Daguerre ve Talbot gizlilik içinde çalışıp, bröve peşindilerse  de, başka bilim adamları Fransız  Faraday ve İngiliz Herschal fikirlerini açıklamaktadırlar. Herschal sodyum hiposülfiti tavsiye edip Fotoğrafçılara bu fiksatörü hediye eder.  Bu  sıralarda  Fransız  Hyppolite  Bayard  kağıt  üzerinde çalışmaktadır.

19 Ağustos 1839’da, Paris’de Louis Daguerre’in Fotoğrafik  yöntemini açıklaması herşeyin başlangıcı oldu.

Kısa bir süre sonra kentteki bütün  mağazalar Fotoğraf çekim malzemelerini  ısmarlayan  müşterilerle dolup taştı. Evet, bu sadece bir başlangıçtı. Fotoğrafçılığın popülaritesi o kadar arttı ki, 1847’de, yani on yıldan daha kısa  bir süre içinde, sadece Paris’te 2000 kamera ve yarım  milyondan daha fazla Fotoğraf klişesi satıldı. 1853’de 10.000 Amerikalı  daguerreotypist üç milyon Fotoğraf üretti. Londra’lı  Fotoğrafçılar,  Fotoğraf çekmek için mekanlar ve  onları  geliştirmek için  karanlık  odalar kiraladılar. Londra  Üniversitesi  1856’da müfredatına  Fotoğrafçılığı da ekledi. Böylece yeni bir uğraş  ve yeni bir sanat doğmuş oldu.

Fotoğraf teknik olarak, pek  çok nesnenin  sınırsız  şekilde görüntülenmesi, anların yakalanmasıydı. Bütün meslek alanlarına açıktı.  Herkesin oynayabileceği  bir  oyundu.  Amatör  olarak  başlayan  bir   çok Fotoğrafçı hızla profesyonel oldu. Fotoğrafçılık bilimsel  buluşlarla ve teknolojik gelişmelerle yanyana giden bir sanattı.

Fotoğraf, bir ressamın yapabildiğini daha hızlı,  daha  ucuz ve daha gerçekçi olarak yapabilen  ilginç  bir teknikti.

Ressamların bir çoğu yeni sanatı hemen benimsedi, bazıları resimlerinin ön çalışmalarında kullandı. Bazıları da bu işten resimden  elde ettiğinden daha çok para kazandı. Ve bir çoğu da  bu yöntemin varlığından ürktü. Fotoğrafçıların  gelişiminden  en çok ürkenlerden biri de Maxime Du Camp’dı. Maxime Du Camp, gümüş  nitrat ve hiposülfit için parlak kırmızılarını, canlı renklerini terk eden ve karanlık odaya girmek için paletlerini atanlara “Acemi  ressamlar” diyerek onları küçümsedi.

ilk kadın portresi

Fakat sonuçta  Du  Camp’ ın kendisi de paletini atarak karanlık odaya girdi. Artık  bu tür değişimler  kaçınılmazdı. Sadece yeni sanatın  sağladığı sınırsız çeşitlilikler  değil , aynı zamanda Fotoğrafçılıktan elde  edilen gelir  de bu durumun belirleyicisi oldu. Portre,  Fotoğrafçılığın bir  çok branşından en çok kazançlı olan idi.  1849’da  yaklaşık 100.000 Paris’li Fotoğraflarını çektirdi. Bu yoğun ilgi  eleştirmen  Charles  Baudelaire’e şu sözleri söyletiyordu: “ Bizim  sefil  toplumumuz  bir parça metal üzerindeki  önemsiz  görüntüsüne bakmakta acele ederek Nearcissus gibi davrandı..”

Bütün  popülaritesine  rağmen daguerreotype on yıl  içinde seyrek  olarak kullanılmaya başlandı. Daguerre’nin  yeni buluşunu açıklamasından sadece 3 hafta sonra İngiltere’de  William Henry Fox Talbot bakır klişeler  yerine  görüntünün kalıcı olduğu  kağıtlar  bulduğunu açıkladı. Talbot, birçok deneyden sonra, calotype diye bilinen  yöntemi geliştirdi. Bu yöntem, daha önce de belirttiğimiz gibi modern Fotoğrafçılığın temeli olan  negatif pozitif  işlemini  oluşturdu. Calotype’in görüntüsü, daguerreotype kadar net değildi. Empresyonist resmin erken dönem karşılığı idi, fakat yarattığı yumuşak görüntü bir çekiciliğe sahipti. En önemli avantajı bir negatiften, istenilen sayıda baskı yapılabilmesiydi.

Her  bir daguerreotype sadece bir taneydi ve yeniden  üretilemezdi. Fakat calotype’da, negatifleri cam klişelerde yapmak için metodlar üretildiğinde geçerliliğini yitirdi. Cam negatiflerle daha hızlı baskılar ve belki de en önemlisi daha kısa ışıklama  süresi elde ediliyordu.

 

 

ilk renkli foto

1851’de  diğer  bir İngiliz, Frederick Scott  Archer,  cam üstünde  yayılabilen  ışığa  duyarlı  kimyasal  maddelerle  kaplı yapışkan  bir sıvı olan Collodion’u  buldu. Collodion  klişeleri, kısa  sürede  rutubetle  karşılaşmalı  ve  hemen   geliştirilmeli idi, çünkü  kuruduğunda, ışığa duyarlı olan kaplama  bozulurdu. Bu nedenle “Islak Klişe Yöntemi” diye adlandırıldı.

Bu buluşlar her yıl birbirini  izledi. Fotoğrafçılık  hala deneysel bir uğraştı ve bu işi üstlenen herkes tek başına bu  işi öğrenebilirdi. O  dönemde Fotoğrafçı, solüsyonlarını kendi  yapmak zorundaydı. Aynı zamanda  tozları  ezip  karıştırmak, objektifleri için merceklerini bulmak ve yerleştirmek zorundaydı. Kendi bakır, kağıt  veya cam baskısını kendisi  yapabilmeliydi. Çünkü Fotoğraf araçları  henüz  bir  bütün  olarak  bir  arada  bulunmuyordu. Bu şaşırtacak  kadar çok sayıdaki insan, zanaatkar  oldukları  kadar gerçek  birer sanatçıydılar. Fotoğrafçılığın estetik olanaklarını ve teknik potansiyelini de keşfettiler.

Fotoğrafın  ilk 20 yılında bugün Fotoğrafçıların  repertuarında olan her türden Fotoğraflar çekildi; manzaralar, natürmortlar, belgesel Fotoğraflar ve portreler.. Sonuçlar, şaşırtıcı  şekilde  başarılıydı. Manzaralar, genellikle Gustave Le Gray  tarafından görüntülendi ve Bisson kardeşler daha sonra yapılacak olan çalışmalar kadar dramatik ve çarpıcı Fotoğraflar çektiler.  Bütün bu  insanlar, kötü araçlar ve binbir güçlükle ulaşılan yeni  yöntemlerin zorlamasına rağmen zamanlarının en yüksek standartlarına erişti    1860  ‘lara girerken Fotoğrafçılar makineleriyle neleri yapabileceklerini artık  öğrenmişlerdi. Ve  artık “ne yapılması gerektiği” sorusuna yanıt aramaya  başlamışlardı.

en büyük fotoğraf makinalarından

 

 

Gelecek 20 yılda, Fotoğrafçılar bakış açılarını genişlettiler,  Fotoğrafçılığın  gerçek değerlerini ve  sınırlarını  tartıştılar. Gerçekten Fotoğrafçılığın dünyadaki rolü sorusunun doğrudan, açık ve basit bir cevabı yoktu. Sorunun cevabı, eline  kamerasını alan  her yetenekli insana göre değişiyordu.  Fakat  bu  dönemin uygulayıcıları dört kategoride çok başarılıydılar. Mimarlık, kent manzarası, olaylara tanıklık, portre ve resmi araştıran Fotoğraflar üretme sanat veya zanaatı.

Islak Klişe yöntemiyle mümkün olan daha kısa  ışıklama süresinin yardımıyla Fotoğrafçılar, hareketli konuların Fotoğraflanmasında daha fazla zorlanmayacaklardı.

havadan ilk fotoğraf

Daha fazla esneklik İngiliz fizikçi  Richard  Leach Maddox’ın 1871’de cam yerine jelatini kullanmasıyla  kazanıldı. Bundan sonra klişeler hem duyarlı hem de kuru olacaklardı.

Birçok Fotoğrafçı en iyi çalışmalarını Avrupa ‘da yapıları ve  heykelleri Fotoğraflayarak ortaya koydular. Bu kent  çalışmalarıyla bugün en fazla “şehir planlaması” öğrencilerinin  ilgilenebileceğini söylemek doğru olmasına rağmen bu çalışmaların, varlık ve yayılma dönemindeki Avrupa’nın yüksek yaşam tarzını ve tarihsel  doğruluğunu  kaydettikleri de bir gerçektir

 

Amerika’da  1861’de başlayan iç savaş, maceracı  Fotoğrafçıları,  iyi para getiren Fotoğraf stüdyolarından çıkarıp,  savaş alanlarına gitmelerine neden olmuştur. Bunların bir çoğu da portreci  Mathew B. Brady’nin  önderliğinde  toplanmıştır.  Görüntülü karanlık  oda vagonlarında gezinirken, bu  Fotoğrafçılar  dünyaya savaşın sert mücadelesini yakından izleme imkanını verdiler. Gerçek çatışmaları görüntülemeleri imkansızdı. Çünkü ıslak  klişeler bile olayları durduracak yeterli hıza sahip değildi. Fakat bu Fotoğrafçılar mücadeleyi anlamlı ve dokunaklı ifadelerle  gösterdiler. Terk edilmiş savaş alanlarını, kasabaları, ölüleri ve yaralıları, askeri suçluların infazlarını, her iki tarafın geçici ateşkes  süresince birbirlerini izleyen  askerlerini  görüntülediler. Savaşın zalim paradoksları (kahramanlık ve vahşet)  Fotoğraflarda doğrulukla ve tutkuyla gösterildi. Foto muhabirliği, İngilizcenin kelime dağarcığında henüz yer almıyordu, ama 1860’larda artık tamamıyla gelişmiş bir meslekti.

Birkaç duyarlı Fotoğrafçının ellerinde “portre”, Fotoğrafçılığın  en  etkili ve güncel şekli olduğunu  yeniden  doğruladı. Portre için oturmak birkaç yıl içinde daha kolay bir hale  geldi. Artık Fotoğrafçı, modeli hareketsiz kılmak için kafasına bir destek yaslamak zorunda değildi.

Amerika ve Avrupa’da Brady, Nadar ve Etienne Carjat objektiflerini  zamanın en iyi tanınan insanlarına  çevirdiler. İngiltere’de Julia Margaret Cameron Fotoğrafçılık tarihinin en sıradışı figürü, Viktorya döneminin kapris ve romans tadı veren allegorik manzara ve portrelerini üretti. Bu Fotoğraflar,  tarzından dolayı yağlı boya portrelere benzetildi. Fakat sadece Fotoğraftılar,  resim değil.. Fotoğrafçılık ve resim arasındaki ilişki  karışık  bir  yapıdaydı. Her iki taraf da, karşı tarafın  dost  mu, düşman mı olduğundan emin değildi. Ressamlar, çalışmalarına  katkıda  bulunması için hızla Fotoğrafçılığa yöneldiler. Bir  model, bir  seri  Fotoğraf  için kısa bir süre  poz  veriyordu.  Böylece tekrarlanan  yorucu ve belki de pahalı çalışmalar  önlenmiş  oluyordu. Fransız ressam Edgar Degas kamerayla özel açılar ve  perspektifler elde edebileceğini buldu ve yeni buluşunu  resimlerinde uyguladı. Fakat birçok ressamın kafasında Fotoğrafçılık, bazı durumlarda Fotoğrafçıların da onayladıkları gibi, en iyi  anlatımla yüksek  bir  çağrışıma yardımcı olan mekanik bir yöntem  ve  üvey evlat  gibiydi. Britanya’da bir grup, resim sanatını körü  körüne kameralarını kullanarak taklit ettiler. Sonradan  adlandırılacakları gibi (pictorialistler) resimciler kendi dünyalarını stüdyolarda  yarattılar. İdeal oluşumları resim gibi görünen,  iyi  bir sahnede yaratılan Fotoğraflardı. Halk masalları gibi  allegoriler popüler motifleriydi. Bazen 30 kadar farklı negatif tek bir baskı için  bir araya  getiriliyordu. Bitirilmiş çalışmalar  ise,  tıpkı resim gibi yaldızlı çerçeveler içinde galerilerde sergileniyordu. Bu tip Fotoğraflar, amaçlarının ne olduğu sorgulanmaksızın, hala güçlü bir çekiciliğe  sahiptir. Bunları üreten sanatçılar detayla ilgilenirler ve estetiğin kurallarına sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ve bu  çalışmalarının  Fotoğrafçılığı yücelttiğine insanları ikna etmeye  çalışmışlardır. Fotoğraflarını, onun yapay doğasını yalanlayan bir büyüyle yüklediler. Bu yöntem yaklaşık 20 yıl süresince başarılı olmuş, diğer yöntemler gibi, gelecek kuşak sanatçılar için temel çalışmalarında örnek temsil etmiştir.

1880’lerde bir gurup Fotoğrafçı gerçekliğin araştırılmasını gündeme getirdi. Üçü İngiliz olan bu Fotoğrafçılar, Fotoğrafı resim gibi göstererek sanat çalışmalarına sokmaya çalışmış öncellerine tepki gösteriyorlardı. Yeni gerçekçiler, dünyayı olduğu gibi gösteren Fotoğraflar yaratarak bütünü ile eski resimsel yaklaşımı kötülediler. Bunu tam anlamıyla başaramadılar. Her iki yaklaşımın da diğerine göre göreli yararları hakkında yapılan tartışmalar yıllarca gündemde kaldı. Stüdyolarda özenle  yaratılmış olan görkemli, şık çalışmalarla  engellenmiş olan realizm gibi güçlü bir akımı yeniden kurdular. Aynı dönemde Amerika’da vahşi batının karmaşık  ve heyecan verici devrini açıkça ifade eden  çalışmaların arayışına  giren üç Fotoğrafçı, (H.Jackson,  C.E. Watkins ve A.C.Vroman)  farklı bir gerçekliğe ulaşma yönünde çalışıyorlardı.

Batıya  giden bu Fotoğrafçılar, sınır  bölgelerine  giderek ulusça sabitleşmiş bir düşünceye yanıt veriyorlardı. Genç insanlar bu yeni ülkeye altın, arazi ve macera aramak için, gidiyorlardı. Batı özellikle ilk dönemlerde gerçekten tam bir efsane  ülkesiydi. Kırsal alanların, insanların, boş kasabaların Fotoğrafları hala çok az bulunuyordu. Dedikodular ve söylentiler bu bölge hakkındaki  tek bilgi kaynaklarıydı. Fotoğrafçılar bu durumu  değiştirdiler. Efsane asla ölmeyecekti. Fakat Henry Jackson,  Carleton Eugene Watkins ve Adam Clark Vroman bunu gerçeğe dönüştürmeye çalıştılar. Bu çabalarında Fotoğrafçılar birçok engellerle  karşılaştılar. Bu yeni ülke, insanın aklını başından alacak derecede güzeldi. Fakat atlı arabalarla bile gezmek zordu.  Kızılderililer büyüleyiciydiler fakat dostça davrandıkları söylenemezdi. Kameralar ağır ve hantaldı. O zaman baskı yöntemleri kullanışlı  değildi, bu nedenle geniş hacimli Fotoğraf klişeleri manzaranın ihtişamını yakalamanın  tek  yoluydu. Islak  Klişe ile yapılan  Fotoğrafçılık  için yeterli alet takımı hemen hemen yarım tona yaklaşan  bir ağırlığa sahipti. Fakat  bu   engellerin  üstesinden   gelindi. Bu  sonuca ulaşılmasında  Fotoğrafçıların birbirleriyle rekabet  etmelerinin rolü büyüktü.

Zayıf  fakat güçlü bir adam olan Jackson, ağır  ekipmanlarını katırlarla taşırdı. Fakat panoramik bir çekim yapmak istediğinde, ağır aletlerini sırtına yükleyerek kayalıklara tırmanırdı. Hiç  suyu kalmadığında, negatiflerini geliştirmek için  eritilmiş kar suyu kullanır, trenlerde mürettebatın Fotoğraflarını  çekerek demiryoluyla ücretsiz seyahat ederdi. Watkins’in ve  Jackson’ ın çektiği Fotoğraflar bu bölgelerin ulusal parklara dönüştürülmesinde Kongre’nin kararını etkilemiş ve böylece Batı korunmuştur.

Vroman’ın  Kızılderili kültürünü yansıtan  Fotoğrafları  o dönemde genellikle onaylanmamış, fakat önemli bulunmuştur. Bu harika  topraklarda yüzyıllardır barınmış olan kabileler  kendileri için ayrılmış olan topraklara itilmişlerdi. Kültürleri ve  bölgeleri yeni yerleşenlerin acımasız baskısının altında ezilip, yok edildi. Vroman, Kızılderililerin kaybolan dünyalarında tarihlerini ve diğer  ziyaretçilerin fark edemedikleri yanları yakalayarak  onların yaşam tarzlarını Fotoğraflarla belgeledi.

Aynı  dönemde üç ingiliz Fotoğrafçı, Peter Henry  Emerson, John Thomson ve Paul Martin günlük yaşamın tadlarını kendi  yurttaşlarına tanıtıyorlardı. Emerson bir  liderdi ve  günlük yaşamın sıradan  görüntülerinin  yorulmaz  sözcüsüydü. İyi  eğitim  almış biriydi  ve aldığı eğitimlerin arasında tıp doktorluğu da  vardı. Emerson  ,  aynı  zamanda  optik bilimin  teorisini  de  çok  iyi öğrenmişti.  Fakat en büyük inancı, sanatın ilk ilkesinin  “doğa” olduğu  fikriydi  ve kendi bilgisini o kadar zeki ve  ustaca  bir yolla uyguladı ki, Fotoğrafları insan karakterinin aldatıcı tarzda basit bir dışavurumu olarak ortaya çıktı.

İnsanlığı  yalın ve dürüst olarak  yorumlayan  Fotoğraflarıyla Malaya Yarım Adası’na, Kamboçya ‘ya, Siam Adasına, Tayvan’a ve Çin’e seyahat etmiş olan Thomson’da aynı bakış açısına sahipti.

Üçlünün  bir  diğer  üyesi olan  Paul  Martin,  kamerasını ustalıkla gizleyerek, İngiliz kıyı şeridine yaptığı kısa  gezilerinde yeni tarz bir Fotoğrafçılığın öncülüğünü yaptı.

Bu   Fotoğrafçılar   ve  onları   izleyenler   20.yüzyılın başlangıcına, realizmi canlandırarak geldiler. Onlara ve stüdyo Fotoğrafçısı  olmayanlara  göre  çektikleri  doğal  Fotoğraflarla modern Fotoğrafçılık önemli bir konuma ulaştı.

Yeni   yüzyılın  ilk  yıllarında  Fotoğrafçılık   hakkında insanların kafasında herhangi bir sorun kalmamıştı. Teknik temelleri  kurulmuştu. Çok sayıdaki usta Fotoğrafçı  artık  yaptıkları sanatla  gurur duymaya başlamıştı. George Eastman’ın Kodak  kameraları  Fotoğraf çekmeyi sıradan insanlar için bir hobiye  dönüştürdü. Fakat herkes Fotoğraf çekerse, Fotoğraf sanatçıları ne yapacaktı? Dönemin önemli Fotoğrafçılarından biri olan Alvin Langdon Coburn, bu konudaki  şikayetlerini şöyle ifade  ediyordu; “ Şimdi her  aceminin bir Brownie makinesi var. Fotoğraf bir kutu  kibrit kadar yaygın bir hale geldi. Fotoğraf, rastgele çekimler  yapılabilecek  kadar çok kolaylaştı. Ve sonunda küçümsenmeye  başlandı. Sanatımıza saygınlık kazandırmak için neye ihtiyacımız var? “

Alvin yalnız değildi. En iyi amatörlerin ve profesyonellerin bir çoğu, Fotoğrafın ne olduğu veya olabildiği konusunda  çelişkiye  düştüler. Hepsinin ortak bir düşüncesi  vardı:  Fotoğraf resim  sanatının  kötü bir taklidi ve yaşama  tutulmuş  bir  ayna değildi… O zaman Fotoğraf neydi?

Bu belirsizliği aşma adına ortaya çıkan insanlardan birisi Alfred  Stieglitz  ‘di. Stieglitz, 19.yüzyıl sanat geleneği  ile yetişmiş fakat bu eğitimin gerisinde kişisel tarzını da yaratmıştı. Diğerlerinden farklı olarak Stieglitz, resmin ve heykelin sanatın yasal formları olduğunu fakat Fotoğrafın bu yasallıktan nasibini  almadığını savunan eleştirmen ve  sanatçıların  yarattığı aşağılık  kompleksini yok etmeyi başardı. Fotoğraf sanatının  hak ettiği  yere  gelmesi için verdiği savaşta,  modern  sanat  adına  Amerika’da zaferler kazandı.

Bütün yaptığı işlerde Stieglitz hem sanatçıları desteklemiş hem de kendi özel Fotoğraf çalışmalarında , deneysel  yöntemlerin doğruluğuna olan inancını geleneksel yöntemlerin genel  tatlarına ve  yapısına karşı savunmuş ve sonunda  kazanmıştır.

Yeni yüzyılın değişim için en uygun zaman olduğu ve  bütün sanat dünyasının olgunlaştığı bir gerçektir. Stieglitz’in başarısına  ulaşmak zordu, ama yine de birkaç Fotoğrafçı  yoğun  olarak kişisel  tarzlarını ön plana çıkararak çalışmışlardır.  Bunlardan biri  Clarence H.White’dı. White, etkileyici görüntüler  üzerinde deneysel  çalışmalar yaparak Fotoğraf sınırlarını metodik  olarak genişletti. White’ın ilgilendiği tarzda Stieglitz ve çağdaşı Alvin Longdon Coburn’da çalışmıştı. Bunlar, resmin çekici  niteliklerinin farkındaydılar, ancak resimleri taklit etmek gibi bir  niyetleri yoktu. Bunun yerine, taklitler yapmadan, sanatsal  değerleri olan Fotoğraflar yapmak amacıyla sanatın estetik değerlerini kullandılar. Başarılı çalışmaları bu dönemin ürünleridir.

Aynı dönemde Avrupa’da Fotoğrafla ilgilenen bir grup,  Fotoğrafı  ve resmi oldukça farklı bir yolla birleştirmeye  çalıştılar. Peter Henry Emerson’ın önderlik ettiği natüralist  Fotoğrafçılar resime benzetilmiş Fotoğrafa büyük bir darbe  indirdi. Fakat Robert Demachy’nin liderliğinde bir çok Fotoğrafçı, negatifleri ve baskıları arasına kendi çalışmalarını  koyarak diğer  görsel sanatlarla rekabet edecek farklı  yaklaşımlar araştırmaya  başladılar. Yeni teknikler bularak veya  eski  baskı tekniklerini canlandırarak, dokular ve son baskıların imajlarını bile  değiştirdiler. Demachy ‘nin çalışmalarında olduğu gibi,  bu tarz  Fotoğraflar o güne değin üretilmiş olanlar kadar  grafiksel açıdan karmaşık ve ayrıntılıydı.

Bu  dönemin  bütün Fotoğrafçıları  sanatla  açıkça  ilgili değildi. Eugene Atget ve Lewis W.Hine çevrelerindeki dünyayı  Fotoğraflamak üzere yoğunlaştılar ve yalnızca resimsel kayıtlar olmayan  belgesel Fotoğraflar yaptılar. Atget,  yaşamını  bütünüyle Paris’i  Fotoğraflamaya adamış, katı bir yaşam süren  farklı  bir insandı.  Fotoğrafları, kenti ve kentin insanlarını, sonraki  kuşakların benimsediği belgesel Fotoğrafçılığın yalın ve temiz  örnekleridir.

Hine, endüstrileşmiş  Amerika’da  düşük   ücretle    kötü koşullarda  işçi çalıştıran yerlerdeki göçebelerin  özellikle  de çocukların   ve  işçilerin  sömürülmesini    göstermek   amacıyla Fotoğraflar çekti. Hine, oldukça fazla seyahat eden, yaşamı sorgulayan bir insandı. Fotoğrafçıların sosyal bir eleştirmen olduğunu savunan geleneğin kurucularından biri idi.

Bu gelenek, 1930’ların ekonomik buhran döneminde  Amerika’ nın  en  iyi Fotoğrafsal yorumunu üretti. Aynı  zamanda  sanatsal birçok  kriter Hine’a rehberlik etti;  kompozisyonlarını  formun, çizginin ve dengenin katı ilkelerine göre düzenledi. Fakat  Hine’ ın Fotoğraflarının zorlayıcı gücü klasik sanata olan  bağlılığından  kaynaklanmaz. Aksine Fotoğrafçının konularına olan  sempatisinden kaynaklanır. Benzer duygular ve çalışmalarındaki entelektüel kontrolün yardımıyla, bu dönemin en iyi Fotoğrafçıları,  Fotoğraf sanatını 20.yüzyıla güvenle taşıdılar.

1920-40  döneminin başlarında ve sonunda,  dünya  savaştan yorulmuş ve yıpranmıştı. Bu yıllar arasında, dünya anarşiyi, hayal kırıklığını, yanlış amaçlar ve son olarak savaş için  silahlanma yarışını  yaşıyordu. Bu yirmi yılın en iyi Fotoğrafçılarının  sevimli  görüntülere, resim taklitçiliğine, yapaylığa ve  çelişkili olarak harfi harfine uygulanan realizme karşı gelmeleri şaşırtıcı değildir.

Fotoğrafçılık  bu dönemin başlamasından çok kısa bir  süre önce o sevimli görüntülerden uzaklaşmıştı. Amerikan sanat Fotoğrafçılığının büyük ustası Alfred Stieglitz, bütün bunları  reddetti. Philedelphia’daki Wanamaker sergi salonundaki 1.100  Fotoğraftan  55’ine  ve uzlaşmaz bir realist olan Paul  Strand’e  iki önemli  ödül  verildi. Stieglitz, bu konuyla  ilgili  düşüncesini şöyle ifade etmişti: “Gerçeği aramak benim vazgeçilmez  düşüncemdir.”

Amerika Birleşik Devletleri ordusunda hava Fotoğrafçısı  olarak  görevlendirilmiş olan Edward Steichen, 1.Dünya  Savaşı’ndan geri  döndüğünde bütün Fotoğraflarını yaktı. Kendini yalın  Fotoğrafçılığa  adadı ve o yaz tam bir realizme erişmek  ve  mükemmel  bir  kontrol düzeyini yakalamak için, siyahtan beyaza  derecelendirilmiş  tonların yer aldığı beyaz bir fincan ve tabağı  1.000′ den  fazla  sayıda Fotoğrafladı.

Edward Weston “soft focus”(yumuşak netlemeli) çekim tekniği ve çarpıcı tonal etkiyi yaratan  yıldız  adaylarının portrelerini de  çekerek  bir  hayli yüksek ücretler alan varlıklı bir Fotoğrafçıydı,fakat özel efektlerden  ve rötuşlardan bıkmıştı. Weston “Uzlaştım ve kendimi  sattım” diye yazmıştır. Başka bir zamanda şöyle yazmıştı; “Ben  yalnızca rolümü oynamak için donandım.” Bir gün Weston sahip  olduklarını bir kenara atarak Mexico’ya gitti.

Devrim  sadece Amerika’da değil bütün dünya  Fotoğrafçılığında yaşanıyordu. Almanya’da 1920’lerde   Albert  Renger-Patzsch şöyle diyordu: “Eğer Fotoğraflar gerçekle ilgili nesnel değerler taşımıyorsa hiç bir şeydir.”

Bu dönemde yeni geliştirilen minyatür kamera, farkedilmeyecek derecede küçük, her koşulda Fotoğraf çekilecek kadar hızlıydı. Bu  kameralar, konularını poz vermeden yakalayan Erich Salomon’a foto muhabirliğin  tekniklerine öncülük etmesinde yardımcı  oldu.  Sıkıntı vermeden ve sıklıkla gizlice çalışarak diplomatik  konferansları, devam  eden mahkemeleri, Birleşik Devletler  Anayasa  Mahkemesini bile görüntüledi. Sanatsal değeri olmayan ancak doğal ve  değerli belge Fotoğrafları çekti.

Başka bir grup Fotoğrafçı savaşa isyan etti ve  yeteneklerini,  kalıplara sık sıkıya bağlı olan realizmi rezil  etmek  ve esrarlı  göstermek için kullandılar. Man Ray ve Laszlo Moholy  Nagy kamerayı  bir org gibi kullandılar, bunu çift ışıklamalar,  fotomontajlar, solarizasyonlar kullanarak yaptılar. Dünyaya karşı geliştirdikleri   küçümseyici  bakış açılarını ve onun  sahte,  yüzeysel  değerlerini Fotoğraflarında gösterdiler ve yetersiz  saygınlıklarını  abarttılar.  Yüzeysel görünüşün  altındaki  gerçeği göstermek için yeteneklerini sonuna kadar kullandılar.

 

Nikolay Lenin’in bir zamanlar gözlemlediği  gibi: Devrimler yıktıkları  kadar yaratırlar. Zamanla Fotoğrafik devrim de  kendi kurumlarını  oluşturmaya  başladı. Bunların en  özverili  olanlarından biri de “f/64” grubudur. Bu grup adını bazı kameralarda bulunan en kısık diyafram açıklığından almıştır. Böyle bir diyafram açıklığı  doğal olarak maksimum netlik verir. Grubun  gerçeklikle eşit  saydığı hoş detaylar ve keskinlik bu diyafram açıklığı  ile mümkündü.

Sonraki birkaç yıl içinde ABD hükümeti Fotoğraf  kurumlarını oluşturdu. Ekonomist Roy  Stryker  kiracı  çiftçiler  ve  ürünleriyle borçlarını ödeyen çiftçilere yardım etmek için çağrıldığında, Fotoğrafların en iyi savunma yolu olduğuna karar verir. Stryker, aralarında Dorothea Lange, Walker Evans ve Ben Shan’ın da yer  aldığı  efsanevi Fotoğrafçıları, kırsal kesimin yoksulluğunu  Fotoğraflamak  için gönderdi. Bunlar çiftçilerin kötü  koşulları  ile ilgili  gerçekleri görüntülediler. Fotoğraflar gazete ve  dergilerde geniş bir ilgi uyandırdı. Sadece çiftlik programını  anlatmak  için değil, aynı zamanda diğer Fotoğrafçıların bu  bölgelere gidip gerçeği görüntülemelerine esin kaynağı oluşturmuşlardır.

Tinsel olarak Fotoğrafçılığın bu kuşağı oldukça başarılıydı. Bu insanlar maddi olarak çok az şey kazandı. Weston uzun süre yoksulluğun sınırında yaşadı. Weston’un günlüğü, insanın içini karartan cümlelerle doludur. ”26 Haziran 1927, Pazar, Çok şanssızım. Chandler  alışveriş için verdiğim 5 doları kaybetti. Bu bir  baskıdan  elde ettiğim 10 dolardan  arta kalan paraydı ve  beni  bir hafta idare edebilirdi.”

Andre Kertesz, Vogue, Harper’s Bazaar ve Town  and  Country dergileri için çektiği moda Fotoğrafları ile zenginleşti. Kertesz, iyi  bir gelir sağladığı dergileri bıraktı ve gerçekçi  Fotoğrafa geri döndü. Gerçekçiler, Fotoğrafta belirgin bir görev  duygusuna sahipti.  Dünyaya kendilerini olduğu gibi göstermek istediler  ve iki dünya savaşında olduğu gibi yansıtmakta başarılı oldular.

Louis  Daguerre’in  buluşunu dünyaya ilan  etmesinden  bir yüzyıl sonra, Fotoğraflarla karşılaşmadan geçen bir gün hemen hemen hiç yoktu. Fotoğraflar her yerdeydi. Dergilerin, gazetelerin, kitapların sayfalarında, müzelerin duvarlarında, otobüslerin  kenarlarında ve büyük ilan panolarında, yaşamdan daha parlak  renklerle  kullanılan Fotoğraf, artık yaşamın ayrılmaz bir  parçasıydı. Yüzyılın  ortalarında, İkinci Dünya Savaşını takip eden hızlı gelişme döneminde Fotoğraf makinesi üreten şirketler  milyonlarca doları  kameralara, filmlere, ışık ölçerlere, flaşlara ve her yıl artan oranlarda gelişmekte olan Fotoğraf makinelerine yatırdılar. 1954’de  Amerika’da 17.293 profesyonel Fotoğraf  stüdyosu  vardı. Aynı yıl amatör Fotoğrafçılar iki milyar Fotoğraf çekti.

Peki Fotoğraf sanatı ne durumdaydı? Ustalar neler yapıyorlardı?

Bazen  hiçbir şey kesin olarak yeni gibi görünmüyordu. Hiç bir ikon kırılıp parçalanmadı ve hiçbir yeni ilah ortaya çıkmadı. Çünkü  ana temalar zaten oluşturulmuştu. Şimdi, daha  önce  öncülük etmiş teknikleri  geliştirmek, sadeleştirmek  ve  ilk  yıllardaki buluşları kullanmak zamanıydı. Bu dönemin Fotoğraflarından  bazıları o güne kadar yapılmış olanların en iyilerindendi. Hiçbir fotomuhabiri  olayları anlatan anları Henry  Cartier-Bresson  kadar muhteşem bir şekilde yakalayamamıştı. Bresson, Erich Salamon ve Andre Kertesz tarafından açılmış olan yolda ilerliyordu. Arnold Newman  ve Philippe  Halsman gibi portreciler daguerreotype gibi eski  gelenekleri  devam ettirdiler, fakat bu yönteme yeni  psikolojik  bir derinlik ve teknik yeterlilik kazandırdılar.

Bununla birlikte, yeni şeyler oluşmaya başlıyordu. Bunlardan  biri  Fotoğrafçılığın farklı branşlarının  arasında  yapılan zengin bir çapraz üretimdi. Dergilerin sayfalarında hızla  gelişmekte olan fotomuhabirliği, Fotoğraflarında kişilikleri aktarmaya  çalışan  portre Fotoğrafçılarının yaklaşımını yoğun olarak  etkiledi.  Newman, sanatçıları kendi sanat araçları ile  görüntüledi; Bir  müzisyeni  piyanosuyla, bir ressamı resimleriyle…  Klasik portre ustası olan Yousuf Karsh bile Nikita Krushchev’i, Rus köylüsünün  ölümsüz sembolü olan kürk paltolarla sarıp  sarmalayarak çekti. Deneysel Fotoğraf ustalarından Man Ray ve  Moholy-Nagy’nin miras bıraktığı güçlü bir sürrealist etki, portrecilerin ve fotomuhabirlerinin çalışmalarına renk kattı. Halsman’ın çok  sayıdaki Salvador  Dali portresi, sanatçıyı fantastik, havada asılı  duran ürkütücü bedenlerden yapılmış kabusumsu ortamlarda gösterir. Bill Brandt, yaratıkların, bedenlerin garip ırmakları, Fotoğrafta akar gibi görünen, görsel olarak çarpıtılmış nü Fotoğraflar üretti.

Daha derin bir itici güç, birçok Fotoğrafçının  çalışmalarına egemen olmaya başlamıştı. Yıllardır yaptıkları çalışmalardan  daha bilinçli duygusal Fotoğraflar çektiler, Fotoğrafçılar  şimdi kameralarının önüne kendi duygularını aktaran konularını  yerleştirdiler. Sanatçının kişisel görüş açısı, her zaman muhteşem  Fotoğraflar yapmanın yolu olmuştur.

1930’larda özgün Fotoğrafçılık moda olduğunda Fotoğrafçılar genellikle  kendi  bakış açılarını  konularının seçiminde ifade ettiler; etkileyici bir manzara, aşıklar arasındaki sıcaklık, ekonomik buhranın sıkıntısını yüzünde yansıtan göçmen gibi..Fotoğrafçı seçimini yapınca, görüntüyü kaydetmek üzere  kamerasını kullandı. Aynı yöntemle fotomuhabirleri de nesnel haber Fotoğrafları  ürettiler. Fakat bazı Fotoğrafçılar köşe yazarları gibi kişisel yorumlarını sunmaya başlıyorlardı.

Brandt’ın belgesel Fotoğraflarını dolduran karanlık, kendi içine dönük ve inceleyici özelliği Fotoğraflarını görsel bir  şiire dönüştürüyordu. Başka bir fotomuhabiri de W.Eugene Smith’dir. Smith  insanlığın  kederlerini ve  mutluluklarını  Fotoğraflarken zorlandığından sözeder.

1930’larda  Edward Weston ve Ansel Adams’ın kurduğu  Fotoğraf okulu f/64 grubunun ortaya attığı ilk  kavramdır. Amacı kendi özüne dönüşü anlatan, Fotoğrafların en titizi gibi görünen, dünyayı  teknik olarak mükemmel bir kameranın gördüğü gibi  ifade etmekti.  Fakat grubun üyeleri garip bir şekilde nesnel  olmayan, neredeyse  mistik ifadeler kullanmaya başladılar. Adams,  1948’de şöyle diyordu: “Fotoğraf sevginin ve gizli olanın açığa çıkarılmasının  aracıdır,  aynı zamanda yüzeyin altındakileri  görmeli  ve bütün herşeyde yaşayan insanlığı ve doğayı kaydetmelidir.”

Fakat,  belki en içteki duyguların  dışavurumuna,  dönemin diğer bir Fotoğrafçısı Aaron Suskind tarafından ulaşıldı. Suskind 1952’nin yazında çekilmiş yakın plan Fotoğrafları yorumlaması istendiğinde şöyle der: “Aslında kayalarla ilgilenmiyorum, ben kendimle ilgileniyorum.” Onlarca yıl önce hiçbir Fotoğrafçının yapmayı düşünmemiş olduğu bir açıklamaydı bu. Fakat 1970’lerde o ciddi Fotoğrafçılar bunu tamamen tuhaf olarak yorumladılar.

(Bundan sonraki aşamaları sizler için derleyip yayınlamaya çalışacağız*)

Hazırlayan : Cengiz Oğuz Gümrükçü

Kaynak: http://www.belgeselFotoğraf.com

*Nar Sanat Editör

Not : Yazının orjinalinde fotoğraflar olmayıp editörümüz tarafından yazıya fotoğraflar sonradan eklenmiştir.

 

 

12 Şubat 2012/28 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/02/Joseph-Nicéphore-Niépce-1765-1833.jpg 235 360 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-02-12 17:18:182012-02-15 23:08:27Fotoğrafın kısa tarihçesi
Page 2 of 212

Archive

  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Şubat 2025
  • Eylül 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Haziran 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Ağustos 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019
  • Eylül 2019
  • Ağustos 2019
  • Temmuz 2019
  • Haziran 2019
  • Mayıs 2019
  • Nisan 2019
  • Mart 2019
  • Şubat 2019
  • Ocak 2019
  • Aralık 2018
  • Kasım 2018
  • Ekim 2018
  • Eylül 2018
  • Ağustos 2018
  • Temmuz 2018
  • Haziran 2018
  • Mayıs 2018
  • Nisan 2018
  • Mart 2018
  • Şubat 2018
  • Ocak 2018
  • Aralık 2017
  • Kasım 2017
  • Ekim 2017
  • Eylül 2017
  • Ağustos 2017
  • Temmuz 2017
  • Haziran 2017
  • Mayıs 2017
  • Nisan 2017
  • Mart 2017
  • Şubat 2017
  • Ocak 2017
  • Aralık 2016
  • Kasım 2016
  • Ekim 2016
  • Eylül 2016
  • Ağustos 2016
  • Temmuz 2016
  • Haziran 2016
  • Mayıs 2016
  • Nisan 2016
  • Mart 2016
  • Şubat 2016
  • Ocak 2016
  • Aralık 2015
  • Kasım 2015
  • Ekim 2015
  • Eylül 2015
  • Ağustos 2015
  • Temmuz 2015
  • Haziran 2015
  • Mayıs 2015
  • Nisan 2015
  • Mart 2015
  • Şubat 2015
  • Ocak 2015
  • Aralık 2014
  • Kasım 2014
  • Ekim 2014
  • Eylül 2014
  • Ağustos 2014
  • Temmuz 2014
  • Haziran 2014
  • Mayıs 2014
  • Nisan 2014
  • Mart 2014
  • Şubat 2014
  • Ocak 2014
  • Aralık 2013
  • Kasım 2013
  • Ekim 2013
  • Eylül 2013
  • Ağustos 2013
  • Temmuz 2013
  • Haziran 2013
  • Mayıs 2013
  • Nisan 2013
  • Mart 2013
  • Şubat 2013
  • Ocak 2013
  • Aralık 2012
  • Kasım 2012
  • Ekim 2012
  • Eylül 2012
  • Ağustos 2012
  • Temmuz 2012
  • Haziran 2012
  • Mayıs 2012
  • Nisan 2012
  • Mart 2012
  • Şubat 2012
  • Ocak 2012
  • Aralık 2011
  • Kasım 2011
  • Ekim 2011
  • Eylül 2011
  • Haziran 2011
  • Mayıs 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Şubat 2011
  • Ocak 2011
  • Haziran 2010
  • Nisan 2010
  • Ekim 1999
  • Eylül 1999

Categories

  • Bizden Haberler
  • Güncel Haberler
  • News
  • Personal
  • Sanat Haberleri

Facebook

Instagram

No images available at the moment

Follow Me!

Bize Ulaşın

T.C. M.E.B.
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu

Adres : İncirli cad. Kartaltepe mah. Kıbrıs Sok. Okan apt. No:6/1 34145 Bakırköy, İstanbul  Türkiye

( Eski Town Center’in -Şuan Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin karşısı-, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Çalışma saatlerimiz haftanın 7 günü  09:00 – 21:00 saatleri arasındadır.

+90 212 570 80 68

+90 530 880 71 80

[email protected]

Bağlantılar

  • Sanat Haberleri
  • Nar Sanat İstanbul Eğitim Ve Kültür Sanat Derneği
  • M.E.B. Sertifika Vermeye Yetkili Kurumlar
  • Site Haritası
  • Güncel Haberler

Konum

© Telif Hakkı - Nar Sanat - Enfold WordPress Theme by Kriesi
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
  • Kurumsal
  • İletişim
Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön