Nar Sanat
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
    • Müzik Eğitimleri
      • Gitar Eğitimi
      • Piyano Eğitimi
      • Keman Eğitimi
      • Bateri Eğitimi
      • Şan Eğitimi
      • Bağlama Eğitimi
      • Akordeon Eğitimi
      • Flüt Eğitimi
      • Kanun Eğitimi
      • Saksafon Eğitimi
      • Org Eğitimi
      • Ud Eğitimi
      • Solfej Eğitimi
      • Klarnet Eğitimi
      • Viyolonsel (Çello) Eğitimi
    • Görsel Sanatlar
      • Resim Kursları
      • Kara Kalem
      • Karikatür
      • Fotoğraf
    • Sahne Sanatları
      • Tiyatro
      • Diksiyon
      • Senaryo ve Kısa Film
      • Yaratıcı Drama
      • Yaratıcı Drama Liderliği
      • Yetişkinler için Drama
    • Dans Kursları
      • Bale
      • Halk Dansları (Folklor) Kursu
      • Modern Dans
      • Hip Hop
        • Çocuk HipHop Dans
        • Yetişkin HipHop Dans
      • Oryantal dans kursu
        • Zumba
      • Düğün Dansı
      • Latin Dansları
        • Tango
        • Salsa
        • Swing – Lindy Hop
        • Vals
        • Bachata
        • Samba
        • Lambada
        • Rumba
        • Cha Cha
        • Flamenko
        • Merenge
    • Koro
      • Türk Halk Müziği
      • Türk Sanat Müziği
  • Kurumsal
    • About Us
    • Basında Biz
    • Haberler
    • Akademik Yazılar
  • İletişim
  • Menu Menu
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail

Şunun için etiket arşivi: besteci

Sanat Haberleri

22. Akbank Caz Festivali ile Kulaklarımızın cazı silinecek

Caz tutkunlarının her yıl merakla beklediği Akbank Caz Festivali, Anthony Braxton’dan Eleni Karaindrou’ya, İbrahim Maalouf’tan Gregory Porter’a önemli isimleri ağırlayacak.

Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali, 22. yılında dopdolu bir

Eleni Karaindrou

programla 3-21 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak. 22. Akbank Caz Festivali, bu yıl dünyaca ünlü caz sanatçılarını Türkiye’de ağırlarken, yetenekli genç müzisyenlere de performanslarını sergileme imkanı sunacak.
Klasik cazdan avangart tınılara, dünya müziklerinden elektronikanın sınırlarına dek uzanan işitsel tecrübelerle takipçilerine oldukça geniş bir çeşitlilik sunan festivalin, bu yıl öne çıkan isimleri arasında Anthony Braxton & Diamond Curtain, Wall Quartet, Eleni Karaindrou, İbrahim Maalouf, Gregory Porterve The ACT Jubilee Night bulunuyor. İlerleyen günlerde birçok önemli sanatçının katılımıyla hız kazanacak festival, “Kampüste Caz”, “Jamzz Genç Yetenekler Yarışması” ve sürpriz etkinliklerle devam edecek.

Avrupa cazının ustaları festivalde çok özel bir konser için bir araya gelecek. İsveç’in caz dünyasına önemli katkılarından trombon virtüözü ve vokalist Nils Landgren, postmodern cazın yenilikçi isimlerinden ECHO Jazz Ödülü sahibi Alman piyanist Michael Wollny, İskandinav gitarist Johan Norberg, enstrümanı kontrbasın sınırlarını yeniden çizen

İbrahim Maalouf

İsveçli Lars Danielsson, Alman baterist Wolfgang Haffner, Danimarka’nın caz divası

Cæcilie Norby, bariton saksafonun Fransa’dan çıkan önemli isimlerinden Celine Bonacina ve lirizm yüklü sololarıyla dinleyenleri kendine hayran bırakan Finlandiyalı trompetçi Verneri Pohjola’dan oluşan “The ACT Jubilee Night”, festival kapsamında 6 Ekim Cumartesi günü Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda unutulmaz bir caz ziyafeti yaşatacak.

Festivalin bir diğer konuğu, günümüzün en önemli film ve tiyatro müziği bestecilerinden biri olan Yunan piyanist & besteci Eleni Karaindrou olacak. Her biri ayrı bir başyapıt olarak değerlendirilen “Sonsuzluk ve Bir Gün”, “Ağlayan Çayır” gibi Theo Angelopoulos filmleri için bestelediği müziklerle dünya çapında bir hayran kitlesine sahip olan Eleni Karaindrou, bugüne kadar kaydettiği 20 civarında albüm ile önemli satış başarılarına da imza attı. Akdeniz ve Balkanlar’ın yerel enstrümanları ile klasik batı müziği enstrümanlarını birlikte kullanarak kendine has müzikal renkler yaratmayı başaran Eleni Karaindrou, Türkiye’de en çok sevilen yabancı sanatçı arasında yer alıyor.
Ender Sakpınar yönetiminde 31 kişilik orkestra eşliğinde 7 Ekim Pazar günü Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilecek Eleni Karaindrou konseri, 24 Ocak’ta vefat eden yönetmen Theo Angelopoulos’un anısına düzenlenecek. “Ulis’in Bakışı”, “Ağlayan Çayır”, “Leyleğin Geciken Adımı”, “Sonsuzluk ve Bir Gün”, “Puslu Manzaralar”, “Kitera’ya Yolculuk” gibi filmlerin müziklerinden oluşan bir performans sunacak olan Eleni Karaindrou, festival tarihindeki unutulmaz konserlerden birine imza atacak.

İbrahim Maalouf, 9 Ekim’de sahne alacak 

Caz trompete yepyeni bir boyut kazandıran günümüzün en yenilikçi müzisyenlerinden Lübnanlı İbrahim Maalouf, 9 Ekim’de Garajistanbul’da sahne alacak. Kuzey ülkelerine has lirizm duygusunu doğuya özgü renklerle bir araya getiren sanatçının müziği cazdan rock müziğine, Arap ezgilerinden usta işi doğaçlamalara kadar onlarca farklı rengi barındırıyor.

Müzik otoritelerinin “bir sonraki en büyük erkek caz vokali” olarak nitelendirdiği Gregory Porter, caz, funk, R&B, blues ve gospel tınıları üzerine kurduğu büyüleyici vokaliyle 22. Akbank Caz Festivali’nin kaçırılmayacak performanslarından birini vaat ediyor. 2010 yılında yayınladığı çıkış albümü, “Water” ile 53. Grammy Ödülleri’nde “En İyi Caz Vokali” dalında aday olan Gregory Porter, 2011 yılında ise Fransızların saygın caz kurumu L’Academie du Jazz tarafından düzenlenen Django Reinhardt ödüllerinde “En İyi Caz Vokali” ödülünü aldı. Sanatçı 2012 yılında müzikseverlerle buluşan “Be Good” albümünün tanıtım turnesi kapsamında 11 Ekim Perşembe günü Babylon’da sahne alacak.

Amerikan caz sahnesinin efsane isimlerinden müzisyen, besteci, filozof ve eğitmen Anthony Braxton, 17 yıl aradan sonra yeniden Akbank Caz Festivali’nde sahne alacak. 1970’lerde 400’ün üzerinde besteye ve 70’i kendi gruplarıyla olmak üzere 120’nin üstünde albüme imza atan cazınkilometre taşlarından biri olan Anthony Braxton, bu kez Diamond Curtain Wall

Anthony Braxton

Quartet ile festival kapsamında sahne alacak. Alto saksafon ve diğer üflemeli çalgılarda Anthony Braxton, sopranino, soprano ve alto saksafonda James Fei, kornet ve diğer nefesli çalgılarda Taylor Ho Bynum, kemanda Erica Dicker’den oluşan Anthony Braxton & Diamond Curtain Wall Quartet projesi, 17 Ekim’de The Seed’de olacak.

Etkinlikler

22. Akbank Caz Festivali kapsamında bu yıl ikincisi düzenlenecek “JAmZZ Akbank Caz Festivali Genç Yetenekler Yarışması”, sunduğu yurt dışı eğitim fırsatı ve saygın jürisi ile genç yetenekleri bekliyor. 30 yaşını aşmamış amatör genç yeteneklere, festivalin bir parçası olma ve profesyonel sanatçılarla birlikte sahnede “Jam Session” yapma imkanı sunan yarışmaya katılmak isteyenlerin hazırladıkları demo CD’yi ile gerekli belgeleri 22 Eylül’e kadar Akbank Sanat’a ulaştırmaları gerekiyor.

Akbank Caz Festivali’nde festival içinde festival rüzgarını estiren “Kampüste Caz” konserleri bu yılda cazın mavi notalarını ve onlarca farklı rengini üniversite öğrencileriyle buluşturacak. Kampüste Caz, sürpriz isimlerin performanslarıyla İstanbul’un yanı sıra 9 farklı şehirde üniversiteli gençlerle bir araya gelecek.

 

Kaynak :[-]

01 Ağustos 2012/28 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/08/Anthony-Braxton.jpg 445 298 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-08-01 19:50:102012-08-01 19:52:2922. Akbank Caz Festivali ile Kulaklarımızın cazı silinecek
Sanat Haberleri

Efsane piyanist Keith Jarrett yarın İstanbul ‘da!

19. İstanbul Caz Festivali yarın akşam Haliç Kongre Merkezi’nde, yaşayan en önemli caz piyanisti Keith Jarrett’ı ağırlayacak

müzisyen Keith Jarrett, davulcuJack DeJohnette ve kontrbasçı Gary Peacock

19. İstanbul Caz Festivali cazın üç efsane ismini ağırlıyor! Doğaçlamaları ile caz standartları ve klasik müzik eserlerine getirdiği benzersiz yorumuyla tanınan Amerikalı besteci ve müzisyen Keith Jarrett, davulcuJack DeJohnette ve kontrbasçı Gary Peacock, 18 Temmuz Çarşamba akşamı saat 20.00’de, Haliç Kongre Merkezi’nin sahnesinde bir araya geliyor!

Yaşayan en büyük caz piyanistleri arasında gösterilen KeithJarret, 20. yüzyılın en önemli caz davulcusu Jack DeJohnette ve kontrbas ustası Gary Peacock, 1996 yılında 3. İstanbul Caz Festivali’nde verdikleri ilk İstanbul konserlerinden tam 16 yıl sonra yeniden festival izleyicisinin karşısında…

İlk kez, 1977 yılında Gary Peacock’un Tales of Another albümü için bir araya gelmelerinin ardından üçlü, 1983’te “Standards Trio” ismiyle başladıkları müzik yolculuklarına sayısız albüm ve konser performansı sığdırdı. Standards Volume 1, Standards Volume 2 veChanges gibi başarılı stüdyo albümleri yanı sıra 15 konser albümü yayınladılar. Bugüne kadar birlikte beş kez Grammy adayı olan üçlü, aralarında Downbeat ve Jazz Times dergilerinin “En İyi Akustik Caz Grubu” ödülü de bulunmak üzere dünyanın dört bir yanında birçok ödülün de sahibi oldu.

Üçlü, 1991’de ölümünden iki hafta sonra, gençlik yıllarında hepsinin de birlikte müzik yaptığı Miles Davisanısına, New York’taki Power Station stüdyosunda ByeByeBlackbird isimli şarkıyı kaydetti.

Yaşayan en büyük ve üretken caz piyanistlerinden Keith Jarrett’ın, ilk konser bileti 8 yaşındayken satıldıve aynı yaşta ilk iki bestesini yaptı. KeithJarrett’in caz ile tanışması ise lise yıllarında oldu ve müzik kariyerinin başlarında caz müziği ustaları Art Blakey, Charles Lloyd ve Miles Davis ile birlikte çalışma fırsatı yakaladı. Müziğinde sadece klasik caz ile sınırlı kalmayarak, Batı Klasik Müziği, Gospel, Blues ve etnik halk ezgilerinden de yararlanan Jarrett, 1968’den 70’li yılların sonuna dek, kendi triosuyla solo albümler yayımladı ve konserler verdi.

5 solo albümü bulunan Jarret’ın, 1999 yılı sonunda yayınlanan solo albümü The Melody At Night, With You albümü en çok satan caz albümlerinden biri oldu ve bu albümdeki performansıyla Amerika, Fransa ve Japonya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki birçok prestijli caz ödülüne layık görüldü. Aralarında Polar Müzik Ödülü, LeonaSumming Müzik Ödülü gibi ödüllerin de bulunduğu, dünya çapında sayısız ödülün sahibi olan Jarret, 8 kez de Grammy’ye aday gösterildi.

Standards Trio’nun davulcusu Jack Dejohnette, 20. yüzyılın en önemli caz davulcusu kabul ediliyor. Miles Davis, Charles Lloyd ve Bill Evans gibi caz müziğin önemli isimleri ile genç yaşlarda çalışmaya başlayan DeJohnette hakkında Miles Davis “Çaldıklarının üzerine müzik üretmeden duramadığınız bir ritim yaratıcısı” diyor. Dejohnette’in çalıştığı diğer isimler arasında Joe Henderson, FreddieHubbard, John Schofield ve SonnyRollins gibi isimler bulunuyor. 2009 yılında Peace Time isimli albümü ile en iyi New Age albüm Grammy’sini alan DeJohnette 30 yılı aşkın süredir KeithJarrett ile birlikte çalışıyor.

Müziğe, piyano ve davul çalarak başlayan Gary Peacock, grubundaki kontrbasçı ayrıldığında kontrbasa geçti ve kontrbası ana enstruman olarak benimsedi. Çalıştığı isimler arasında Bill Evans, Miles Davis, Albert Ayler olan Peacock, Standards Trio dışında Ron Carter, Jan Garbarek, RalfTowner ve Bill Frisser gibi isimlerle de ortak çalışmalara imza attı. Standarts Trio’nun biraraya gelmesine vesile olan solo albümüTales of Another’ı 1977’de yayınladı.

Keith Jarrett, Jack Dejohnette ve Gary Peacock konserinin biletleri oturmalı 350, 250, 200, 150, 120, 100 TL ve 60 TL (öğrenci) üzerinden, BİLETİX satış kanalları, İKSV ve konser günü mekân girişinden temin edilebilir.

 

Kaynak:[-]       

17 Temmuz 2012/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/07/müzisyen-Keith-Jarrett-davulcuJack-DeJohnette-ve-kontrbasçı-Gary-Peacock.jpg 443 626 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-07-17 14:34:532012-07-17 14:34:53Efsane piyanist Keith Jarrett yarın İstanbul ‘da!
Sanat Haberleri

7’den 70’e ” Opera ” ! İstanbul Opera Festivali başlıyor !

19 Temmuz tarihlerinde gerçekleşecek festivalde 7’den 70’e herkes “Opera” diyecek…

Türk ve dünya operalarının seçkin yapıtlarını, görsel bir şölende sanatseverlerle buluşturacak olan 3. Uluslararası İstanbul Opera Festivali, 7 Temmuz’da kapılarını açıyor. Festival biletleri ise www.mybilet.com adresinde ve MyBilet kiosklarında satışa çıktı.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 3. Uluslararası İstanbul Opera Festivali, 7 – 19 Temmuz 2012 tarihlerinde İstanbul’un büyülü atmosferinde önemli prodüksiyonlara ev sahipliği yapacak.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü Başrejisörü Yekta Kara’nın Sanat Yönetmenliğinde organize edilen festival, 2012 Temmuz ayı boyunca, beş opera prodüksiyonu ve bir Gala Konserin yer aldığı 10 temsille Türk ve Osmanlı dünyasının kapılarını açarak sanatseverlere unutulmaz anlar yaşatacak. Ankara, İstanbul, İzmir,Antalya ve Samsun Devlet Opera ve Balesi yapımlarının yanı sıra festivalin bu seneki sürprizi, dünyaca ünlü Arjantinli tenor Jose Cura olacak.

Festivalin 7 Temmuz’daki açılış temsili, W.A.Mozart’ın operalarından bir başyapıt örneği “Don Giovanni” operası ile gerçekleşecek. Ankara DOB tarafından Yekta Kara’nın rejisi ile sahnelenecek eser, İstanbul’un modern yüzü Haliç Kongre Merkezi’nde izleyici ile buluşacak.

İlk yıldan itibaren festivalin vazgeçilmezi, Viyanalı ünlü besteci W. A. Mozart’ın, Osmanlı İmparatorluğu’nun parlak dönemlerinden bir hikaye sunduğu “Saraydan Kız Kaçırma” operası ise doğal mekanı içinde, ardı ardına üç gün, Topkapı Sarayı’nda, Samsun DOB tarafından sahnelenecek.

İzmir DOB’un, padişahların evi Topkapı Sarayı’nda sahneleyeceği, besteci Okan Demiriş imzalı, “IV. Murat” operası; Osmanlı padişahları arasında en korkusuz, en güçlü ve bir o kadar da eğitimli ve ince ruhlu Sultan Dördüncü Murat’ın trajik hayatının anlatıldığı, belleklerden silinmeyecek bir prodüksiyonla sanatseverlerin karşısına çıkacak.

İstanbul DOB’un sahneleyeceği ve Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid’in Timur Han’la olan savaşının konu edinildiği “Yıldırım Bayezid” operası, İtalyan besteci, Antonio Vivaldi’nin muhteşem anlatısını Kadıköy Süreyya Operası’na taşıyacak.

Besteci Selman Ada’nın Halit Ziya Uşaklıgil’in ünlü romanından esinle bestelediği, vicdanı ile arzuları arasında sıkışıp kalan bir kadın karakterin anlatıldığı “Aşk-ı Memnu” operası, Antalya DOB ile festivale Bahçeşehir Kültür Sanat Merkezi’nden sıcak bir hava katacak.

Tarihsel mekanlarla bütünleşerek İstanbul’u dünya ölçeğinde benzersiz bir konuma yerleştirecek festival, Topkapı Sarayı, Aya İrini, Süreyya Operası, Haliç Kongre Merkezi, Bahçeşehir Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

 

Kaynak : [-]

21 Haziran 2012/12 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/06/İstanbul-opera-festivali.jpg 280 420 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-06-21 18:14:502012-06-21 18:15:377’den 70’e ” Opera ” ! İstanbul Opera Festivali başlıyor !
Sanat Haberleri

49.Altın Portakal ödülleri açıklandı!

Antalya Büyükşehir Belediyesi&Antalya Kültür Sanat Vakfı işbirliğiyle düzenlenen 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bu yıl rekor ödüller dağıtılacak

Antalya Büyükşehir Belediyesi&Antalya KültürSanat Vakfı işbirliğiyle düzenlenen 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde

En İyi Film ödülü 350 bin TL’den 400 bin TL’ye,

En İyi İlk Film ödülü 50 bin TL’den 55 bin TL’ye,

En İyiYönetmen ödülü 50 bin TL’den 55 bin TL’ye,

En İyi Senaryo  ödülü 30 bin TL’den 35.000 TL’ye yükseltildi.

Altın Portakal’ın ulusal uzun metraj dalında bu yıl dağıtacağı “en iyi film”, “en iyi ilk film”, “en iyi yönetmen”, “en iyi senaryo”, “en iyi görüntü yönetmeni”, “en iyi müzik” ödülleri, kategorilerinde Türkiye’de dağıtılan en yüksek parasal ödüller olma özelliği taşıyor.

Başvuruların başladığı Ulusal ve Uluslararası Uzun Metraj, Ulusal Belgesel ve Kısa Film yarışmaları için son başvuru tarihi 6 Ağustos olarak belirlendi.

Uluslararası dalda 10 filmin yarıştığı 48. Altın Portakal’a ulusal uzun metrajda 45, belgeselde 104, kısa film dalında 274 film başvuruda bulunmuş; ön jüri elemeleri sonrasında ulusal uzun metrajda 13, belgesel ve kısa film dallarında 20’şer film yarışmaya seçilmişti. 49. Festival’de tüm dallar için geçerli olmak üzere bu sayıların artması bekleniyor.

6 – 12 Ekim 2012 tarihleri arasında gerçekleşecek olan Türkiye’nin en uzun soluklu festivali Altın Portakal’a ulusal uzun metraj film yarışması dalında başvuracak filmlerin yurtiçinde yapılan ulusal ya da uluslararası hiçbir yarışmaya katılmamış, herhangi bir ulusal TV kanalında (pay TV kanalları dahil) gösterilmemiş ve DVD baskılarının satışa sunulmamış olması gerekiyor.

En İyi Film ödülü 400 bin TL 

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında verilecek ödüller şu şekilde belirlendi:

En İyi Film                                     400.000 TL Apple-tab-span” style=”white-space:pre”> ve Altın Portakal heykeli

En İyi İlk Film                                  55.000 TL   ve Altın Portakal heykeli

En İyi Yönetmen                              55.000 TL   ve Altın Portakal heykeli

En İyi Senaryo                                 35.000 TL   ve Altın Portakal heykeli

En İyi Görüntü Yönetmeni                                          30.000 TL   ve Altın Portakal heykeli

En İyi Müzik                                                                        30.000 TL   ve Altın Portakal heykeli

En İyi Kadın Oyuncu                                                        Altın Portakal heykeli

En İyi Erkek Oyuncu                                                       Altın Portakal heykeli

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu                                  Altın Portakal heykeli

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu                                   Altın Portakal heykeli

En İyi Kurgu                                                                       Altın Portakal heykeli

En İyi Sanat Yönetmeni                                                 Altın Portakal heykeli

 

Behlül Dal Jüri Özel Ödülü                                          Altın Portakal heykeli

(Herhangi bir dalda genç bir yetenek -yönetmen, oyuncu, senaryo yazarı, görüntü yönetmeni, besteci- için kullanılır.)

 

Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü                                  Altın Portakal heykeli

(Ses tasarımı, özel efekt, kostüm, makyaj tasarımı, v.b. teknik dallardan birinde kullanılabilir.)

 

Antalya Teşvik Ödülü                     70.000 TL                             

(En İyi Film Ödülü’nün sahibi olan yapımcının, ödülü aldığı yılı takiben 2 yıl içinde çekeceği yeni  filminin  bir bölümünü yönetmelikte belirtilen kriterlere uygun olarak Antalya’da çekmesi halinde teşvik amacıyla verilen ödüldür.)

 

En İyi Belgesel  15.000 TL              ve Altın Portakal Heykeli

En İyi İlk Belgesel     5.000 TL  ve Altın Portakal Heykeli

En İyi Kısa Film  10.000 TL  ve Altın Portakal Heykeli

 

Halkın Portakalı 

Birincilik ödülü     30.000 TL

İkincilik ödülü      20.000 TL

Üçüncülük ödülü    10.000 TL

 

Kaynak : (-)  

20 Haziran 2012/4 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/06/49-altin-portakal.jpg 760 1200 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-06-20 19:04:462012-06-20 19:06:4149.Altın Portakal ödülleri açıklandı!
Sanat Haberleri

40. İstanbul Müzik Festivali , “ Umut ve Kahramanlar ” teması çerçevesinde bugün açılıyor…

40. İstanbul Müzik Festivali, “Umut ve Kahramanlar” teması çerçevesinde, 16 Haziran Cumartesi akşamı 20.00’de Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda, Mercedes-Benz Türk AŞ’nin sponsorluğunda, Deutsches Symphonie Orchester Berlin’i ağırlıyor.

Orkestra, şef Sir Roger Norrington yönetiminde, festivalin bu yılki Onur Ödülü ‘nün sahibi, uluslararası platformda adından sıkça söz ettiren ünlü piyanist Hüseyin Sermet ‘e eşlik edecek.

Festivalin temasından yola çıkarak belirlenen konser programında, Ravel ‘in, I. Dünya Savaşı ‘nda sağ kolunu kaybeden, her ne koşulda olursa olsun “umudunu asla yitirmeyen” piyanist Wittgenstein için yazdığı “Sol El İçin Piyano Konçertosu” ve Beethoven ‘ın, kahramanlığı hem zaferi hem de trajedisiyle dile getiren 3. Senfoni ‘si “Eroica” yer alacak.

40. İstanbul Müzik Festivali ‘nin açılış töreninde festivalin “Onur Ödülü”nü alan Hüseyin Sermet, 1955 yılında İstanbul ‘da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı ‘nda başladığı eğitimini Paris Konservatuarı ile Alfred Cortot Paris Müzik Eğitim Fakültesi ‘nde Thierry de Brunhoff, Nadia Boulanger ve Maria Curcio ile sürdürdü. Olivier Messiaen ile de kompozisyon çalıştı. Aralarında Diapason d ‘Or ve MIDEM Classical Award ‘ın da bulunduğu pek çok ödüle değer görüldü. Yorumculuğunun yanı sıra besteci kimliğiyle de tanınan Hüseyin Sermet, Lorin Maazel, Mstislav Rostropoviç, Vladimir Jurowski, Semyon Bychkov, David Robertson, Lawrence Foster ve Maria João Pires gibi dünyanın en iyi müzisyenleri ile; Londra Filarmoni, Londra Kraliyet Filarmoni, Paris Orkestrası, Bavyera Radyo Senfoni, NHK, Şanghay, Tokyo ve Detroit Senfoni Orkestraları eşliğinde birçok konser verdi.

Camerata Salzburg, Stuttgart Radyo Senfoni ‘nin ardından Zürih Oda Orkestrası ‘nın birinci şefi olarak görev yapan Sir Roger Norrington, özellikle barok, klasik ve romantik dönem eserlerinin orijinaline tamamen sadık icralarıyla tanınıyor. Sir Roger Norrington, kemancı, tenor ve şef olarak birkaç yıl deneyim edindikten sonra Kraliyet Müzik Koleji ‘nde Adrian Boult ile çalışmalarına geri döndü. 1962 yılında Schütz Korosu ‘nu kurdu ve böylece otantik icrayı keşfetmekle geçen 30 yıllık macera başlamış oldu. Koroyla genellikle 17. ve 19. yüzyıl repertuarını kapsayan pek çok konser verdi ve kayıt yaptı. 1997 yılında “Sir” unvanı verilen Roger Norrington, Berlin, Viyana, Salzburg, Amsterdam, Paris, New York, San Francisco, Los Angeles, Chicago ve Londra ‘daki orkestraları sıklıkla yönetmektedir.

Deutsches Symphonie Orchester Berlin, 65 yıldır Almanya ‘nın en iyi orkestraları arasında sayılıyor. Almanya ‘nın demokratik ve kültürel değişiminin müjdecisi kabul edilen, gerçekleştirdiği çalışmalarla pek çok ilke imza atan topluluk, 1946 yılında Berlin ‘in Amerikan bölgesinde yayın yapan istasyon tarafından RIAS Senfoni Orkestrası adı altında kuruldu. Topluluk, 2011 yılında En İyi Opera Kaydı dalında Grammy ödülü kazandı.

Deutsches Symphonie Orchester Berlin Konseri biletleri 250, 200, 150, 100, 60 ve 30TL (öğrenci) üzerinden Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), www.biletix.com, İKSV (Nejat Eczacıbaşı Binası Sadi Konuralp Cad. No:5 Şişhane, Pazar hariç her gün 10.00–18.00 saatleri arasında) ve festival süresince Aya İrini Müzesi’nde bulunan gişeden alınabilir.

Kaynak :[-]

16 Haziran 2012/52 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/06/40-istanbul-muzik-festivali.jpg 262 350 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-06-16 12:13:372012-06-16 12:19:3240. İstanbul Müzik Festivali , “ Umut ve Kahramanlar ” teması çerçevesinde bugün açılıyor…
Sanat Haberleri

2012 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri

Klasik müzik dergisi Andante ve Beyoğlu Belediyesi işbirliği, Kültür Sanat Varlıklarını Koruma ve Tanıtma Vakfı’nın (KÜSAV) desteğiyle bu yıl üçüncüsü düzenlenen ”2012 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri”, 21 Mayıs’ta Rahmi M. Koç Müzesi’nde düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak.

2012 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri

Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, her kategoride en fazla 3 adayın olduğu 2012 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri,, ”Besteci”, ”Piyanist”, ”Yaylı Çalgılar Yorumcusu”, ”Üflemeli Çalgılar Yorumcusu”, ”Orkestra”,”Koro”, ”Orkestra Şefi”, ”Oda Müziği Topluluğu”, ”Opera Yapımı”, ”Opera Rejisörü”, ”Kadın Opera Yorumcusu”, ”Erkek Opera Yorumcusu”, ”Bale-Dans Yapımı”, ”Koreograf”, ”Erkek Dansçı”, ”Kadın Dansçı”, ”Müzik Eğitim Kurumu”, ”Müzik Eğitimcisi”, ”Yılın Genç Müzisyeni (17 Yaş Altı)”, ”Yılın Genç Müzisyeni (30 Yaş Altı)”, ”Klasik Müzik Etkinliği”, ”Yılın Radyo-TV Programı”, ”Yılın Kitabı”, ”Yılın Albümü” alanlarında verilecek.

Bu kategorilerin dışında, keman sanatçısı Suna Kan’a ”Yaşam Boyu Başarı Ödülü”, İlhan Baran ve Koral Çalgan’a ”Müzik Eğitimciliği Onur Ödülü” takdim edilecek.

Klasik müzik profesyonellerinin oylarıyla kazananları belirlenecek ödül kategorilerinin dışında, ”Yılın Klasik Müzik Sanatçısı” ve ”Yılın Klasik Müzik Topluluğu” kategorileri de sanatseverlerin oylarıyla belirlenecek.

Oy kullanmak isteyenler, 20 Nisan Cuma gününden itibaren, ”www.donizettiodulleri.com” adlı internet sitesine girerek istedikleri sanatçıya oy verebilecek.

2012 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri, 21 Mayıs 2012’de, İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi’nde düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak.

Kaynak : (-)

18 Nisan 2012/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/04/2012-Donizetti-Klasik-Müzik-Ödülleri.jpg 418 935 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-04-18 13:48:482012-04-18 13:48:482012 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri
Sanat Haberleri

İspanyadan başarı haberi ” 15 Yaşındaki Keman Virtüözümüz 1. oldu ”

15 yaşındaki kemancımız İspanya’da birinci oldu!

Elvin Hoxha

Genç Keman Virtüözü Elvin Hoxha, klasik müziğin en prestijli festivallerinden biri olan “Noche en Madrid “festivalinde yaşları 7-27 arasında değişen 53 rakibini geride bırakarak birinciliği kazandı.

Elvin Hoxha,  Güher-Süher Pekinel tarafından başlatılan ve Onduline Avrasya tarafından desteklenen “Dünya Sahnelerinde Genç Yetenekler” projesi kapsamında seçilen ve burs alan yetenekli gençlerden biri…

Türkiye’nin müzik alanında üstün yetenekli gençlerini keşfetmek amacıyla Güher-Süher Pekinel tarafından başlatılan ve Onduline Avrasya tarafından desteklenen “Dünya Sahnelerinde Genç Yetenekler” projesi, Türkiye’ye gurur yaşatmaya devam ediyor. Bilkent ÜniversitesiMüzik ve Sahne Sanatları Lisesi, Keman SanatDalı öğrencisi olan Elvin Hoxha, Madrid’de gerçekleşen 2.Uluslararası “Noche en Madrid “festivali yarışmasında  53 yarışmacıyı geride bırakarak birinci oldu. Genç keman virtüözü Elvin Hoxha, dünyanın en saygın müzik festivallerinden biri olan ve İspanya, İsrail, İtalya, Yeni Zelanda,Romanya, Meksika, Yunanistan, Sırbistan, Rusya,Ukrayna, Belarusya, Azerbaycan, Türkiye, Çin gibi dünyanın her yanından yarışmaya katılan 7-27 yaşları arasındaki rakiplerini geride bıraktı.

Elvin Hoxha Konserde

1997 yılında dünyaya gelen Elvin Hoxha, 2006’daMoskova’da düzenlenen ‘Uluslararası Klasik Kültür Mirası Yarışması’nda birincilik, 2007’de ‘2. Gülden Turalı Keman Yarışması’nda birincilik ve ‘Türk Bestecisi Özel Ödülü’ sahibi. 2009’da Polonya’daki ‘Uluslararası 11. Lipinski-Wieniawski Genç Kemancı Yarışması’nda dünya ikincisi ve Andante2010 Klasik Müzik Ödülleri’nden ‘Yılın Çıkış Yapan Genç Müzisyeni’ de seçilen Elvin Hoxha Ganiyev, 2008’de Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Bursu ile de ödüllendirildi.  Elvin Hoxha yeni hedefi olan Eylül 2012’de İsviçre’de yapılacak ‘Young Musicians Tchaikovsky Keman Yarışması’na hazırlanıyor.

Dünyanın en saygın piyano virtüözleri arasında yerlerini alan Güher&Süher Pekinel’in vizyonları ışığında ve Onduline Avrasya’nın desteğiyle, Türkiye’nin müzik alanında “üstün yetenekli gençlerini keşfetmek”  için başlatılan proje, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Mersin veEskişehir’de bulunan konservatuvarlarda gerçekleştirilmişti. Konservatuvarların piyano, keman, çello, flüt, klarinet ve kompozisyon bölümü öğrencileri arasında yapılan seçimler aralarında Elvin Hoxha bulunduğu yetenekli gençleri belirlenmiş ve bu gençlere çeşitli burslar verilerek enstrüman desteği sağlanmıştı.

Milliyet.com.tr

05 Nisan 2012/3 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/04/elvin-violin.jpg 480 640 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-04-05 16:03:212012-04-05 16:03:47İspanyadan başarı haberi ” 15 Yaşındaki Keman Virtüözümüz 1. oldu ”
Sanat Haberleri

Opus Amadeus Oda Müziği Festivali devam ediyor

Opus Amadeus Oda Müziği Festivali’nin ikinci konserinde flütist Bülent Evcil ve piyanist Gökhan Aybulus, Mozart’ın hayatının pek erken bir döneminde, 8 yaşında yazdığı flüt sonatlarını seslendirecekler. Etkinlik 11 Mart Pazar günü saat 20.00’de başladı. Biletleri Biletix’ten alabilirsiniz.

Mozart’ın melodik zenginliği ve afacan çocuk coşkusuyla bestelenmiş birbirinden zarif bu eserler çok erken yaşta  olgunlaşmaya başlayan Avusturyalı dahinin oda müziğine kazandırdığı lezzet dolu bir sonat sepeti.

Gökhan Aybulus konserde Rus besteci Sergei Rachmaninoff’un 1931 yılında bestelediği ve  20 varyasyondan oluşan “Corelli’nin bir Teması Üzerine Varyasyonları” ile  J.S. Bach’ın Ferrucio Busoni tarafından piyanoya uyarlanan, ilahi  huzurun notalarla  temsil edildiği koral prelüdlerini de seslendirecek. Claude Debussy’nin solo flüt için yazdığı “Syrinx” adlı eseriyle büyük Fransız bestecinin doğumunun 150. Yılı da bu kutlanacak.

W.A.MOZART ( 1756-1791)

Si bemol Majör Flüt ve Piyano Sonatı, KV 10

Sol Majör  Flüt ve Piyano Sonatı, KV 11

La Majör Flüt ve Piyano Sonatı, KV 12

SERGEI RACHMANINOFF ( 1873-1943)

Corelli’nin bir  Teması Üzerine Varyasyonlar, Op. 42

CLAUDE DEBUSSY  ( 1862- 1918)

Syrinx, L 129

J.S.BACH – FERRUCIO BUSONI ( 1866-1924)

Koral prelüd   “İch ruf zu Dir”,  BWV 639

Koral prelüd  “Nun komm der Heiden Heiland ” BWV 659

W.A.MOZART

Fa Majör Flüt ve Piyano Sonatı, KV 13

Do Majör  Flüt ve Piyano Sonatı, KV 14

Si bemol Majör Flüt ve Piyano Sonatı, KV 15

 

Kaynak : cumhuriyet.com.tr

 

12 Mart 2012/12 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/03/opus-amadeus-oda-müziği-festivali.jpg 272 500 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-03-12 18:57:542012-03-12 19:02:48Opus Amadeus Oda Müziği Festivali devam ediyor
Sanat Haberleri

Sinema kuramı ve bir dahi; Sergey Eisenstein ‘ın Biyografisi

Sergei M. Eisenstein bir film yönetmeni ve kuramcısı olarak her iki alanda da bir dahi olduğunu kanıtlamış bir sanatçıdır.

Eisenstein, diğer insanların göremediği, etrafındaki ışığı görme yetisine sahiptir. Bunu kendisi şöyle tanımlamaktadır:

 

“Bir şey okuduğum ya da düşündüğüm zamanlarda zihnimde, diğer insanlardan farklı olarak bazı canlı resimler belirmektedir. Bunlar genel olarak görsel görüntülerin geniş bir bileşimi olarak karşımıza çıkar. Keskin görsel bir bellek ve uzun, şiddetli bir gündüz rüyası pratiği, sizi düşüncelerinizi ve belleğinizi resimsel görüntüler içinde izlemeye zorlayacaktır. Şimdi bile, yazı yazarken, bundan farklı bir şey yapmıyorum. Görüşlerimin önünde görsel görüntü ve olayların aralıksız geçişi canlanıyor. İlk ve önde gelen bu izlenimler aracı, çektirici bir yoğunluk ile yeniden üretilirler. Yeniden üretim gibi bir konu ve nesne hakkında yazarken bunları düşünüyorum. Şimdi yaklaşık üç yüz tane insan birimi bana bu şekilde yardım etmektedir. Yeniden üretim konusunda çok ender olarak duygularımla yetinirim. Benim mizansenlerim ya da çerçeve kompozisyonumun ayırt edici görsel yoğunluğunun büyük ölçüde bu pratiğe bağlı olduğuna kuşku yoktur.”

Eisenstein, henüz küçük bir çocukken bile keskin zekasıyla –ve bilinçsizce yaptığı mizah- ile ilgi çekmeye başlamıştı. Henüz sekiz yaşında bir çocukken sözcüklere dayanan mizah öğelerini yerli yerinde kullanmaya başlamıştı. Onun sözcüklerle erken başlayan diyalogu, daha sonraki yıllarda özellikle kurgu çalışmalarında kendini belli edecektir.

Yine işitsel-müzikal kurgu buluşu daha sonra onun tarafından gerçekleştirilecektir.

 

Anne ve babasından sonra, Eisenstein’ın üzerinde en fazla etkide bulunan kişi bakıcısıdır. Onu perili masalların ve efsanelerin büyülü dünyasını tanıtıyor ve onu Riya’daki sinemalar götürüyordu.

Birinci Dünya savaşı sırasında 16 yaşında iken, yerel hastaneleri ziyaret ederek yaralı askerlerin çizimlerini yapmaya başladı. Çizimleri, onun çocukluğundan beri en büyük eğlencesi olmuştu.

Çocukluk yıllarında, çizime ek olarak sisli havalarda alan derinliği üzerine çalışmalarda bulunmuştur. Yakın çekim, alan yerleştirmesi, gibi bir film öğelerinin temel olgularını bu dönemde yaptığı çalışmaları esas olarak gerçekleştirmiştir.

O, çocukken yaşadığı bir çok deneyimini, daha sonra filmlerine de yansıtacaktır.

Eisenstein filmlerinin diğer bir karakteristik özelliğinin çıkış noktası “Bu onun tarafından (zalimlik okyanusu) olarak adlandırılır.” Çok küçükken gördüğü ilk filmlerinden birinden kaynaklanmaktadır. Barbarca öldürmeler onun kendi filmlerinin ortak noktasıdır. Grev Filmi’ndeki işçiler bir mezbahadaki öküzler gibi öldürülmekte ve çocuklar çatıdan fırlatılmaktadır. Potemkin Zırhlısı’nda kalabalık bir bütün olarak katledilmektir. Alexander Nevsky filminde adamlar ve çocuklar ateşin içine atılmaktadır. Korkunç İvan’da ise zehirlenmekte ve hançerlenmektedir. Bezhin Çayırı’nda da bir çocuk öz babası tarafından öldürülür.

 

Eisenstein sadece yaşadıklarının değil aynı zamanda okuduğu kitaplarının da etkisinde kalmıştır. Onu etkileyen kitapların başında genel olarak Fransız Devrimi’ni konu alan Dumas’ın romanları gelmektedir. Miğret’in iki ciltlik “history of frenc revolution” kitabı onun Devrim ile olan ilk doğrudan ilişkisidir. Daha sonra Victor Hugo’nun Les Miserable (sefiller) gelecektir. Eisenstein Riga’da düzenli olarak tiyatro ve operalara gitmiş, bu sayede Hansel ve Gratel, Götz van Berlichinson ve Wallenstein’den Madame Sans-Geneye kadar tüm oyun ve operaları bilgi dağarcığına eklemiştir. 1913 yılında, turnedeki Nezlobin Tiyatrosu’nun yapımı olan Turandot oyununu görmesi onun için dönüm noktası olmuştur. “Ondan sonra, tiyatro benim için karşı konulmaz heyecan veren bir tutkuya dönüştü.” Ancak babasının kendisi için seçmiş olduğu mühendislik okuluna kaydoldu. Bu eğitim 1915 sonbaharına kadar devam etmiştir. Devrim eğitimini yarıda bırakmasına neden olmuştur.

 

DEVRİM

Eisenstein’ın Devrim’e kadar lan öğrencilik dönemi olaysız geçmiştir. Mühendisliği bırakmasına karşın “disiplinli bir düşünme yöntemi” ve “matematiksel kesinlik” olgusunu her zaman taşımıştır.

İÇ SAVAŞ

İç savaş sırasında aldığı ilk görev Pedrograd’ın dış bölgelerindeki hemen hemen kullanım dışı kalmış telefon ağlarını yeniden oluşturmaktı. Onun kamptaki görevlerinden biri Neva üzerinde bir köprü inşa etmekti. Eisenstein’ın erken dönem estetik düşüncesi yavaş yavaş belirmeye başlayacaktır.

TİYATRODAN FİLME GEÇİŞ

Eisenstein 22 yaşında idi ve kendisini tiyatroya admış durumdaydı. The Mexican’ın provaları sırasında işinden başka hiçbir şeyle ilgilenmezdi. Bu dönemlerde çok çalışıyordu, gördüğü her şeye ilgi duyuyor, izlenimler ediniyordu, kendisini her alanda yetiştiriyordu. Dolayısıyla da başka sanat dallarında eğilim içine girmişti. Ve çalışmalarını gittikçe artırıyordu. Bir sonraki yapı, Pletynov’un Precipice’ydi. Eisenstein görevi bir önceki oyunda olduğu gibi oyunun dekor ve kostüm tasarımını yapmaktı. Kendisini ifade edebilmek için yeni yollar arıyordu. Bu sayede sinemaya doğru birkaç adım daha atmış olacaktı. Son keşfi ile sahne mucidi olarak sivrilecekti.

1921 yılında sahne yönetimi ile ilgili bir devlet okulu açılır. Eisenstein sınavlarda başarı kazanarak Meyerhold’un öğrencisi olur. Meyerhold Eisenstein üzerinde büyük bir etkide bulunacak ve onun yaratıcı çalışmalar yapmasına ön ayak olacaktır. Onun hazırlıksız konuşması ve bilimsel olarak hesaplı planlaması daha sonra Potemkin Zırhlısı filminin fenomenini oluşturacaktır.

1923 yılında “çarpıcı kurgu” kuramının evrimi sanatın etkin gücünün ölçüm birimini oluşturmaya yöneliktir.

GREV

Eisenstein film yapımına başladığında, sinema tarihinin henüz 30 yıllık bir geçmişi vardır. Bu dönemde filmin, yalnızca teknik açıdan bir saygınlığı vardı ve diğer sanatlar arsında yeni yeni sivrilmeye başlıyordu. Fransa’da George Meles kendi filmlerini yaratmıştır. Max Linder ülkesinde ve yurt dışında onun izinden ilerliyordu. Feuillade’nin filmleri ortaya çıkmış ve Abel Gance, film dünyasında adını duyurmaya başlamıştır. Almanya göz alıcı bir ilerleme içindeydi. Dışavurumculuk akım doğmuştu ve varlığını kabul ettirmeye çalışıyordu. ABD’de ise yılda ortalama 467 film yapılmaktaydı.

 

Eisenstein yaratıcı bir sanatçı olarak gelişimi üzerinde önemli rol oynayan üç öğe mevcuttur. Bunlar:

 

Amerikan yönetmen David Wark Griffith “Sovyet sinemasında kurgu gelişimi konusunda büyük bir rol “oynamıştır. O yakın çekim ve paralel kurguyu kullanmıştır. Eisenstein ise yakın çekimi daha ileri götürerek sembolik anlamlar yüklemiştir. İkincisi ise Alman dışavurumcu filmler ve son olarak Sovyet sinemasının kendisidir.

O DÖNEMDEKİ SOVYET SİNEMASI:

Birinci Dünya savaşında bile Rus sineması uluslar arası bir süre sahipti. Savaş sona erdiğinde Rusya’da iki binin üzerinde sinema salonu vardı. Evlere dağıtılan yaklaşık on iki milyon metre filmin yalnızca %30’u dışarıdan gelmekte idi.

Devrimden sonra film endüstrisinin ulusallaşması için bir girişim başlatıldı. Böylece yurtdışına karşı sistematik bir direnç sağlanmış oldu. Yabancı filmlerin gösterimleri yasaklandı. Komünist kurallar işlerlik kazanmaya başladı. Filmlerde devrimsel bir içerik görülmeye başlandı. Kuleşov, 1920’de ünlü atölyesini oluşturmuştur. Dziga Vertov, Kino-Pravda (sinema-gerçek) haber-gerçek dizisine başlamıştır. Lef dergisinde Vertov’un Kino glaz (sinema-göz) manifestosu ile birlikte Eisenstein’ın çarpıcı kurgu üzerine yazıları yayınladı.

Grev filmi “diktatörlüğe doğru” dizisindeki filmlerin birisidir. Dizi, sekiz filmden oluşmaktadır. Filmler, sürgünler ve kaçışlarla sonuçlanan, yasaklanmış politik yayınları kendisine malzeme olarak almıştır. Grev üzerine yapılacak olan film, dizi içinde beşincisidir. Başlangıçtan itibaren filmin üç temel özelliğinin sınırları çizilmiştir. Gerçek bir tarihi olay olarak değil, grevin genel bir resminin sunulması; bireysel kahramanlar yerine, işçilerin kapitalistlerle çatışma içinde olarak topluca kahramanlaştırılması; filmin oluşum yönteminin çarpıcı kurgu temeline göre yapılması.

Grev, Eisenstein’ın kurgu yöntemi gelişimindeki ilk basamaktır. O, birleşen görüntülerin yeni bir fikri oluşturması temeline dayanır. Jean Mitry bunu şöyle tanımlamaktadır:

“Ona göre kurgu, iki görüntü arasındaki ilişkinin kullanılarak bir şok etkisi yaratmaktır. Böylece tek bir düşünceye sahip olan izleyiciye karmaşık bir fikir aktarılabilir. Bu yapılırken izleyici duyumsal ve diyalektik olarak en üst noktaya çıkarılır.

POTEMKİN ZIRHLISI

 

Potemkin Zırhlısı filmi Eisenstein’ın yaratıcı bir sanatçı olarak yazdığı evrimde çok önemli bir yet tutmaktadır. Onun çalışmaları yine iki görünüme aktarmak gerekir. Filmin kendisi yaratımı ve onun hemen sonrasında ayrıntılı bir şekilde çözümlenmesi Eisenstein matematik ve fizik kurallarını uygulayarak film çözümlemesini son derece bilimsel olara yapmaktadır. Eisenstein’a göre Potemkin Zırhlısı filminin etrafındaki doğrulardan biri onun sanatsal ve entelektüel yeterliliğidir.

Eisenstein Potemkin Zırhlısı filmini yaparken tutku derecesinde film sanatını oluşumunun yeni sanatsal teknikler arayışı içindedir. O devrimsel düşüncelerini sinematografik araçlarla ifade edebilmek için sabırsızlanmaktadır. Picaso ile ortak bir düşüncesi vardır.”Ben bakmıyorum, buluyorum” Daha sonra Picaso’ya ekleme yapacaktır. “Bulduktan sonra bakıyorum”

OLAYLARIN BELİRLENMESİ

1905 devriminin yıldönümü için yapımı planlanan dizideki başlıca filmlerin ikisi “Ocak’ın Dokuzu ve 1905 Yılı” isimlerini taşıyordu. Onlar Haziran 1924’te gerçekleşecekti. Ancak 1925 yılının bahar aylarına yaklaşılmış olmasına rağmen filmlerin yönetimi için henüz kimse atanmamıştı. Grev filminin bitmesinden sonra komite üyeleri bu görevi Eisenstein’a vermek istediler. Eisenstein filmi istedikten sonra hemen çalışmalara başlar. O, 1905’teki olayların devrimsel kayıtlarını çok iyi biliyordu.

1905’in özgün senaryosunda Potemkin İsyanı küçük bir bölüm olarak yerini almıştı. Yarım sayfalık bu bölüm tüm film için gerçekleştirilecek sekiz yüz çekimin yalnızca 44 çekimini oluşturuyordu.

Çekim 31 Mart 1925’te Leninstad Nevsky görünümü sahnesiyle başlıyordu. 1905’teki Grev’de olduğu gibi buradaki elektrik jeneratör ünitesi yakılmıştı. Film kötü bir havada çekiliyordu. Değerli zamanı boşa harcamamak için gün batımıyla güneye yönelmişti. Eisenstein ekibini Odesa ve Sivastopol’a kaydırdı. Burada yerleşim çekimi yapılacaktı. Tüm devrimi özetleyen Potemkin isyanı burada çekilecekti.

UZAMIN PARADİGMASI VE ZAMANIN PENÇESİ

Film için gerekli ilk şey Potemkin’i temsil edecek olan bir zırhlının bulunmasıydı. Gerçek gemi sökülüp parçalara ayrılmıştı. Karadeniz be Batlık Donanması içinde böyle bir zırhlıyı bulabilmek olanaklı değildi. Ancak Eisenstein’ın yönetmen yardımcısı Lİyasha Kriyukov On iki Havari adlı bir kardeş gemi buldu. Bu Sivastopol açıklarında demirlenmiş olan silahsız bir zırhlı idi. Eksikleri vardı tamir edildi. Tüm bölümler On iki havarinin güvertesinde çekilecekti. Buna şiddetli isyan tasviri bölümü de dahildir. Film zor şartlar altında gerçekleştiriliyordu, film güverte açısıyla çekilirken çerçevede, arkadaki kayalar görülüyordu. Sorunu çözen yine Kriyukov oldu. Gemiyi 90 derece döndürerek mutlak bir şekilde durağan olması gerekiyordu., “film kadrosu hem uzam hem de zamanın prangası ve zamanın penceresi bizim serbestçe hareket etmemizi engelliyordu” diyecekti.

Bütün olumsuzluklara rağmen, film rekor kabul edilebilecek bir hızla ilerliyordu. Örneğin 75 çekimden oluşan Odesa’daki basamak sekansı tek bir günde çekildi. Filmin tamamı 5200m. idi ve kurgu dahil, film üç ay içinde bitirildi. “Bir hayal gibi görülüyor fakat doğru” diyecekti Eisenstein.

Oyunculuk sorununu, Eisenstein’ın tiyatrocu arkadaşı Strach’a verdi. Strach, her yeri dolaştı. Onun getirdiklerini Eisenstein beğenmemişti, ancak gemide film çalışmalarına devam ederken otelde ateşçi olan daha sonra film kadrosuna elektrikçi olarak alındı. Ve bu adamı doktor rolüne aldı. Bahçivan’da aynı şekilde bulundu.

Eisenstein’ın daha sonra söylediğine göre film, başlangıçtaki çıkış noktasından tamamen farklı bir yapıda ilerliyordu. Her bir basamağı kendi yaratıcı yeteneğine bağlı olarak oluşturmaya başlamıştı.

Strach’un yayınlamış anılarında Eisenstein’ın kurguyu film çekimi bitmeden yaptığı ifadesi yer almaktadır.

Kurtlu-çürümüş et bölümü, senaryoda olduğu gibidir. Dr. Smirnov’un otantik konuşmaları gerçeğe uygun bir şekilde oluşturulmuştur. Benzer olarak papazın düşerek ölmesi de gerçeğe uygundur.

Daha sonra taştan yapılmış aslanların ünlü kurgu sekansı gelir. Buradaki değişik görünümdeki üç heykel aslanın peş peşe gösterilmesi, katliamı protesto etmek için kitlelerin uyanışı şeklinde tek bir düşünceyi temsil etmektedir.

Filmdeki diğer üç önemli sekans, Eisenstein’ın yaratıcı yöntemlerini anlamada değerli bir yardımcı olacaktır; bunlar katran, basamaklar ve deniz sekanslarıdır.

Odesa Basamakları’ndaki katliam sahnesi, bu yine olayın gerçek bir temsilidir.- Diğer katliam sahnelerinde olduğu gibi Eisenstein kendisine göre temellendirmiştir. Sekans, birkaç kademe tüm senaryodan farklı olarak gerçekleştirilmiştir. Bunun nedeni daha önce görmüş olduğumuz, onun çocukluk ve gençlik yıllarından gelen bir düşünce yapısı olarak, bu sahnenin duyumsal temelinin oluşturulmasıdır.

-Merdivenlerin görünümü bende bir sahne görünümü fikri yarattı. Yönetmenlik hayal gücüm ile yeni bir görünüm oluşturacaktır. Kalabalığın panik halinde basamaklardan inmesi merdivenin kendisi hakkında edindiğim ilk izlenimlerin bir şekilde işlenmesinde başka bir şey değildi.

Üçüncü evre –kurgu evresi- filmdeki yoğunluk ve duyum yüklü atmosferin yeniden yaratımı ile ilgili idi. Strauch’un belirttiğine göre, Eisenstein basamaklarda ilgili sahneyi üç gün boyunca yazmış ve yalnızca bir günde çekimini tamamlamıştır.

Odesa basamakları sekansında heyecanlı ve öngörülemeyen bir koşul bulunmaktadır. –Her şeyin daha önceden kesin bir şekilde hesaplandığını ve acelesi olmayan bir soğukkanlılıkla optimum koşullara ulaşıldığı izlenimi vermektedir. Bu, filmin en göz alıcı özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Onun kompozisyonun ve duyumsal kalitesinin organik birliği. Eisenstein, çözümlemesinde insanların ve kitlelerin çılgın koşulların duyumsal etkisinin nasıl olduğunu göstermektedir.

Estetik alanında “altın orta” olarak bilinen ilke üzerinde meydana gelen ara vermeler ile başarıya başarıya ulaşır. Ayrıntıların bu kesinliği ve tam oluşumu kendiliğinden meydana gelen şaşırtıcı bir oluşumdur.

Son olarak deniz sisi sekansı, Vakulinçuk’un vücudunun etrafındaki ağlaşmaların bir sahnesinin özgün algılaması beklenmedik birisinin limana çöreklenmesi ve çekimin durmasına yol açması ile tamamen şans eseri genişletilmiştir. Odesa’daki diğer film birimleri hava şartlarının çekim yapmaya olanak tanımadığını düşünerek otellerine kapanıp domino oyunu oynamaya koyulmuşken, Eisenstein ve Tusebir kayık kiralamışlar ve tüm karşı çıkmalara karşın, sisle kaplı limanda çekime başlamışlardı. Sonu. Aşırı derecede şaşırtıcı olmuştur. Ve kurguya gelindiği zaman Eisenstein onu muhteşem bir etki için kullanmıştır- sis, sembolik cenaze töreninde tüm ağıt sekansının duygusal yoğunluğunu artırmak için kullanılacaktır.

Filmin ilk kesim gösterimi yazarlar, gazeteciler, donanma liderleri ve Lunachorsky’nında bulunduğu seçkin bir izleyici topluluğu için bir stüdyoda geçekleştirilmiştir.

Gösterimin sonunda Lunachorsky’ın konuşması: “Bizler tarihi kültürel bir olaya tanıklık ediyoruz. Yeni bir sanat doğmuştur. Bugünden sonra geleceğin büyük sanatı olan film sanatından söz edilecektir…”

Film, Eisenstein’ın sonsuz ayrıntılı çözümlemesini içermektedir. Eisenstein kendisi romantik geleneğin içinde görülür, ancak yapı olarak “Gerçekçi” yapıya sahiptir.

Potemkin zırhlısı, Eisenstein’ın daha önceki çalışmalarının bir sonucu olarak görülmektedir. Tiyatro çalışmalarında duyumun yükseltilmesi yöntemini özümsemiştir.

Kurgu tekniğinden bir dil oluşumuna geçilirken, Eisenstein selülid üzerindeki tek bir fikrin genel düşünceden, tür içerikten soyutlanamayacağını keşfetmiştir.

O, kurguyu “bağımsız çekimlerin çarpışmasından oluşan bir fikir” olarak tanımlamaktadır. Bu çekimler birbirlerine karşıt yapıdadır. Onun çalışmalarını anlayabilmek için çarpışan-kurgu fikrini özümsemek gerekir. Eisenstein, kurgu parçalarının ardıllığını öne doğru hareket eden makinenin motorunun içsel yanmasının patlama dizisine benzetmektedir. Kesişen iki çekim arasındaki çarpışma, aynı zamanda kompozisyon içinde bir çatışmaya yol açacaktır. İli çarpışan çekimin bu kesişmesi, dünyada “Rus Kesimi” olarak bilinen “çarpıcı” kurgu oluşumudur.

Potemkin zırhlısı filmi aynı zamanda karşı süremli (kontrapuantal) bir temele dayana diğer bir yeni kurgu biçimini de içermektedir. Eisenstein bunu “tonal” (titremsel) kurgu terimi ile ifade eder.

Potemkin Zırhlısı filminin diğer bir özelliği yakın çekimlerin ve ayrıntılı çekimlerin etkin bir şekilde kullanılmasıdır. Eisenstein, Griffith’sen farklı olarak “yakın çekim yöntemi” kesinlik temeline oturtmaktadır.Onun yakın çekim düşüncesinin çocukluğunda odasındaki lale ve iç savaş sırasındaki Kholm yakınındaki köyde geçirdiği gecelerde belirginlik kazandığını daha önce belirtmiştir.

Son olarak, Potemkin Zırhlısı filmindeki önemli sanatsal buluşları arasında Eisenstein’ın zamanı dramatik bir şekilde ele almasının belirtilmesi gerekmektedir. Bu, bağlı olduğu sekanslara dinamizm katmaktadır.

EKİM

Ekim filminin çekim senaryosunun hazırlanma aşamaları, Potemkin Zırhlısı filminden daha ayrıntılı olarak yapılmıtşır.Ekim filmi, çıkış noktası açısından Diktatörlüğe Doğru dizisinin bir yapımı olan Grev filmi ile bağlantılıdır. Herkes başka bir Potemkin beklentisi içindeyken, Eisenstein’ın niyeti tamamen farklı olmuştur. Her ne kadar Ekim filminde, Potemkin gibi tarihi olayların sıralanması temeline dayanıyorsa da, Eisenstein, olayları abartmadan özgürce bir film denetimine girişmek istemiştir. Kendi buluş ve sistemini bu filme uygulama amacı taşıyordu. Böylece “arı sinema anahtarını” kullanabileceğini düşünmektedir.

Ekim filminde, Potemkin’den farklı olarak yeni sinematografik öğeler tanıtılmıştı. Ekim filmi, soyut fikirlerin ifade edilmesi için bir dizi formüller bütünü içermektedir.

Petrograd’da Kornilov’un marşı sekansı, en açıklayıcı örneklerden birisidir. Eisenstein, burada Kornilov2un temel askerlik düşüncesini yansıtmak istemiştir. Bunu “tanrı adına” bolşevizme karşı olarak General’in “kutsal savaşı” mitinin açıklama şeklinde görülür.’ Dinsel görüntülerin kurgu sekansı’.

Ekim filmi “entelektüel kurgu”nun örneklerinin tam bir farklılığını içermektedir, bu metafizik formüllerin bir bütün alanıdır. Örnek olarak Kevensky’nın gücünün artması. Kış Sarayı’nın basamaklarını, tamamen aynı adım atma biçemiyle hicvetmektedir.

Eisenstein, duyumsal etki oluşturma amacı ile belgesel olayları “dinamikleştirme” girişiminde bulunmaktadır. Böylece Sovyetler Kongresi ile Motosiklet Bataryasının birliği, bisiklet tekerlerinin soyut bir şekilde dönmesinin çekimleriyle dinamikleştirilmiştir.

Ekim filminin diğer bir özelliği, Eisenstein’ın ses etkisini görsel olarak kullanma girişiminde bulunduğu bir yapım olmuştur. Aurora zırhlısından ateş edilmesi, ritmik bir açılış ve diyaframın kapanması ile filmleştirilmiştir.

Ekim sayısız oranlamanın bulunduğu bir deneysel film olarak kalmaktadır. Ancak Eisenstein, her zaman için yaşamdan daha büyük terimlerle düşündüğü için bu göz alıcı bir yapım olara karşımıza çıkar.

1928

Eisenstein, Ekim filminde kurguya değinmiş olmasına rağmen, onun gizil güçlerini ortaya koymamıştı henüz. Madem ki “entelektüel film “olanaklıydı, öyleyse neden Marx’ın kapital kitabının ekran gösterimi yapılmasın. Ekim 1927, mart 1928 aralığında bu olanakları araştırdı. Ekim filmindeki sinematografik dili “felsefe alanına” kaydırmayı amaçlıyordu.

Bu dönemde Eisenstein’ın Sovyet sinemasındaki konumu çok sağlam değildi, lef dergisi işle çatışma içindeydi.

GENEL ÇİZGİ (GENERALNAYA LINYA)

1928 Haziran’ında, Eisenstein, Genel Çizgi filminin yapımına kaldığı yerden devam etmeye başlayacaktır.

Yeniden bir deney filmi yapmaya niyetlidir. Fakat bu kez kitlesel izleyicilerin kolayca anlayabilecekleri bir yapım gerçekleştirilecektir. Film ilk biçimde, köylerdeki koşullar hakkında bir matem niteliği taşımaktadır. Tarımsal yapımın değişim dönemi.

Eisenstein, filmin olaylarının odak noktası olarak ilk kez bir kahramana –Marfa Lapkina- yer verecektir.

Boğanın inekle çiftleştiği sahne –öncelsiz ve fantastik bir sahne olarak ilkel barbarlığı içinde görkemli bir şekilde barındırmaktadır.

 

Filmin üç merkezi simgesi, bilgisizlik ve yoksulluk simgesine karşıt bir inanç zeminine oturtulmaktadır. Filmin kavramları üzerinde başka bir etki, Eisenstein’ın kendinden geçme biçimlerine ilgisidir. Bu ara, Potemkin Zırhlısı yapımından miras kalmıştır.

Eisenstein’ın kurgu fikirleri üzerindeki önemli bir etki Japonların Kabuki tiyatrosundan gelmektedir.

YURT DIŞINDA

Acıyı bilen yolculuğu çekendir,

Bugün, dünya monoton ve küçük
Dün, bugün, her zaman, bize hayalimizi gördürür
Sıkıntı çölünün ortasında bir vaha korkusu!

BAUDELAIRE

Sovyetler Birliği’nden ayrılan Eisenstein’ın elinde yalnızca Genel Çizgi filminin kopyası ve nakit olarak yirmi beş dolar bulunuyordu. Önce Almanya’ya ardından İsviçre’ye ve daha sonra Hollwood’a gitmeyi planlıyordu.

Berlin!de görkemli bir şekilde karşılandı. Buradan İsviçre’ye geçerek Sinema üzerine uluslar arası bir kongreye katıldı. Kası ayının başında Paris’e gitti. Eisenstein’ın Paris’te tanıştığı kişiler içinde en önemli buluşması James Joyce ile olmuştur. Geleneksel edebiyat kalıplarını kıran bir yazar olarak ona hayranlık duymaktadır.

Eisenstein Paris’te kaldığı sıralarda en etkin film şirketlerinden biri için film yapmanın olanaklarını araştırdı. Fransa’ya onların daveti üzerine gelmişti. Ancak yapımcılarla anlaşmaya varamadı. Ticari sinemaya karşıydı.

AMERİKA YOLUNDA

Eisenstein, ABD’ye vardığında, daha önceden umduğu gibi en iyi oteller, “doğru” insanlarla toplantılar, halkla ilişkiler fotoğrafları gibi şeylerin hiçbiri ile karşılanmadı. Ancak onu en çok şaşırtan şey çok geniş bir izleyici kitlesinden varlığı idi.

Kaldığı otelden çıktıktan sonra yaptığı ilk iş Broadway’in kalabalık caddelerinde yürümekti; şehrin atmosferini özümsemeye buradan başlayacaktı. Her zamanki gibi, yalnızca zihni ile değil, tüm duyumlarıyla etrafında olup bitenleri algılıyordu.

Eisenstein kendisini hayal kırıklığına uğratan deneyimler nedeniyle kırgındır. Ancak yine de kendinde yeni bir maceraya atılacak gücü bulmaktadır.

Meksika onun Flaherty ile karşılaşmadan önce de çok ilgisini çeken bir ülke olagelmiştir. John Reed’in röportajlarından, Amerikalı yazar Albert Rhys Williams öykülerine kadar konuyla ilgili sayısız kitap okumuştur. Diego Rivera’nın fresk yeniden yapımları ve öyküler onu Meksika’da Yaşam konulu bir film yapmaya itmektedir. Eisenstein, Charlie Chaplin’den sponsor bulma konusunda yardım ister. Chaplin ona Upton Sinclair’i önerecektir.

5 Aralık 1930’da Tisse ve Alexzandrov ile birlikte Meksika sınırını geçerler.

YAŞASIN MEKSİKA!

Eisenstein, Meksika’da Ölüm Günü Karnavalına tanık olacaktı. Ülkenin tanıtımı üzerine bir film yapmayı planlıyordu.

Yolculuğu boyunca yaşadığı güçlüklere karşı yaşamın ve tarihin gizemlerini ortaya çıkarıyordu: Horoz dövüşleri, pagan Kızılderili dansları, Katolik papazlara adaklar, keşişlerin koyu sofulukları, tarihi piramitler ve daha sayısız ilgi çekici özellikleri tanıyordu.

Onu hayran bırakan Meksika’nın diğer bir görünümü ise geçmiş ile geleceğin birbirine karışmasıydı. Meksika’nın olağanüstü lineer bir yapısı vardır. Çevrenizdeki her şeyde grafiksel bir şiddet ve saflık bulabilirsiniz: askerlerin beyaz gömleklerinin kare kesimi ve şapkalarının eğriliği simgeler olarak gözükür. Her şeyde grafiksel bir tamlık bulunur.

Eisenstein yaşantısının bu döneminde ölümle her zaman olduğun dan daha fazla ilgilenmektedir. Meksika’daki her şey onu birincil öğeler götürmektedir.

Ölüm düşüncesi Meksika var olduğundan beri mevcuttur. Başlangıçta Eisenstein’nı çeken Ölüm Günü olmuştur. Ancak her yerde ölümün üzerinde zafer kazanan yaşamdan izler görülmektedir. Eisenstein, destansı filmlerde duyumların yorumlamasını yaparken burada edindiği deneyimleri kullanacaktır.

Eisenstein’ın düşüncesine göre, Que Viva Mexico! (yaşasın Meksika) dikey düzlemde kronolojik sıraya göre değil, yatay düzlemde ardıl uygarlıkların tarihini simgelemektedir. Onun genel düşüncesine göre, film eski Aztek ve Maya kültürlerinde kullanılan ölüm inancı simgeleriyle yüklü olmalıdır. Filmin sonunda ise Ölüm Günü karnavalının alaycı şenlikleri vurgulanmalıdır.

MEKSİKA ÇARMIHI

Yaşasın Meksika! Filminin senaryosu yapı ve karakter açısından Eisenstein’ın daha önceki çalışmalarından farklıdır: Senaryo şiirsellik, romantizm ve yaşamın duyumsal sevgisi ile doludur.

Yaşasın Meksika’ filmi, Eisesntein’ın çerçeve içinde kompozisyon oluşturma alanında doruğa çıktığı yapım olmuştur. Bir heykel ya da yavaşça hareket eden bir nesnenin çekimi yapılırken, Eisenstein en vurgulayıcı açılardan ve kompozisyon düzenlemelerinin gerçekleşebilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir.

Ancak film istenildiği zamanda bitmediği için Amerikan yapımcıları onu ABD’ye geri çağırırlar. orada kendisine karşıt bir kampanya ile karşılaşacaktır. Daha önce kendisine bu konuda söz verilmiş olmasına rağmen filmin kurgusunun SSCB’de yapılmasına izin vermezler. Eisenstein mayıs 1932’de Moskova’ya geri dönmüştür. Amerikalı yapımcılar onun ününü karalamak için Sovyet yetkilileriyle görüşmelerde bulunmuşlardır. Bir süre sonra bundan da kötüsünü yaparak filmin kurgu işini Sol Ester’e –Tarzan filmlerinin yapımcısı- vereceklerdir. Böylece Yaşasın Meksika! Filmi Thunder Över Mexico (Meksika üzerinde fırtına) ismi ile kurgulanmış oluyordu. Eisenstein bu filmin negatiflerini geri almak için yaptığı tüm çabalarının haya kırıklığı ile sonuçlanması üzerine bir sanatoryuma yatırılacaktır.

Eisenstein arkadaşı Augustin Aragon Leiva’dan bir mektup alır:

Eisenstein nerede?… Tetlepayac onu bekliyor… köşedeki oda onun fikirleri ve görkemli şeytanca rüyalarıyla dolu… odanın perdeli pencerelerinden garip bir ışık sızıyor. Onun zihninin ışığı… fakat nerede o?… Telepayac onu bekliyor ve insanlar dua okur gibi ona şarkılar mırıldanıyorlar… Eisenstein, sen neredesin…?

ALEXANDER NEVSKY

Görüntü ile ses arasındaki, görünen dünya ile duyulan dünya arasındaki engelleri ortadan kaldırmak! Bu iki karşıt küre arasındaki bir birlik ve bir uyum sağlamak. Ne zor bir görev!

EİSENSTEİN

1937 yılında Eisenstein’a Nazi Almanyası’nın yükselen tehditleri kapsamında politik bir görünüme sahip, tarihsel bir film yapması teklifinde bulunuldu: Rus birliklerinin Prens Alexander Nevsky komutasındaki vatanseverlik ve ulusal birlik duyguları içinde işgalci Töton ordusuna saldırmasını konu alan bir on üçüncü yüzyıl öyküsüydü bu.

NEVSKY İÇİN BİR ELMA

Senaryonun baş karakteri olan Alexander Nevsky’ye kutsal bir kişilik bulunması gerekiyordu. Akla gelen ilk şey onun insanüstü niteliklere büründürülmesiydi.

Başlıca sorunlardan birisi Nevsky’nin savaş taktiği dehasının nasıl yoğrumsal bir ifade ile vurgulanacağı idi. Acaba Nevsky Tötonların gücünü ikiye bölerek mi başarılı olmalıydı? Bunun çözümü için Newton’un yer çekimi kanununu bulmasının önceliği olan ağaçtan elma düşmesine benzer bir olayın meydana gelmesi gerekiyordu. Sorun bir elmayı bulmakla çözüme kavuşacaktı. Günler boyunca Eisenstein ve senaryo yardımcısı Pavlenko bu sorunun üzerine kafa yordular. Sonunda mücadelenin bir kedinin ağırlığı ile bile kırılabilen buzun üzerinde gerçekleştirilmesi sonucuna vardılar. Uykusuz geçen birkaç geceden sonra Eisenstein çözümü folklordan esinlenerek bulmuştu; bu, tilki ile yaban tavşanının öyküsüdür. Yaban tavşanı zekasını kullanarak kendisinden büyük olan tilkiyi dar bir yarıktan geçerek iki ağaç arasına sıkıştırmıştır.

Eisenstein kurgu aşamasında Töton Şövalyelerinin saldırılarının yarattığı kompozisyonel etkiyi şöyle açıklayacaktır:

Bu bölümde dehşet gitgide artıyordu ve yaklaşan tehlike kalp atışlarının ve nefes alıp vermelerinin düzensizleşmesine neden oluyordu. Böyle bir deneyim içsel oluşum olarak Alexander Nevsky örnek olarak veriliyordu. Sekansın ritimleri, eylemin hızlanmasına ve yavaşlamamasına uygun olarak değişim gösteriyordu. Heyecan dolu kalbin atışları buna göre belirleniyordu. Dört nala giden şövalyelerin sıçrayışları heyecanlı kalbin küt küt atması ile paralellik taşıyordu.

PROKOFIEV İLE KARŞILAŞMA

Eisenstein ve Prokofiev arasındaki işbirliği sanat tarihi konusunda yoğunlaşmaktadır. İki sanatçı yeteneklerini mükemmel bir şekilde birleştirirler.

Tanıştıktan sonra birbirlerini anlayabilmek için yalnızca birkaç sözcük yeterli olmuştur. Prokofiev daha önce Eisenstein tarafından gönderilmiş olan ortaçağ müzikleri üzerinde çalışmalar yapmıştır. Zihninde konuya uygun temel malzemeleri taşımaktadır. Eisenstein da fikirlerini aktarmak için çok sayıda taslak ve çizim hazırlamıştır.

Çalışmaların ilerlemesinden sonra Prokofiev, Ruslar ve Tötonlar için ayrı ayrı müzikler kullanılmasının gerektiğini söyler. Filmin müziğinin Rus dinleyicinin kulak alışkanlıklarına uygun olarak yapılması gerekmektedir. Onlar arsında özel ses efektleri kullanılacaktır. Daha sonra Rusları zaferi vurgulanacaktır.

KOMPOZİSYON KATILIKLARI

Tamamlanan Alexander Nvsky güçlü bir yapımdı. Eisenstein, “filmimdeki her şey tek bir fikir üzerine kurulu… düşman ve onun yenilmesinin gerekliliği “diyerek filmi özetleyecek-tir. Bir başka yayınlanmamış yazısında ise “vatanseverlik konusu üzerine bir füg” tanımlaması yapacaktı.

Eisenstein’ın biçimci kesinliği, yoğrumsal kompozisyonun mükemmelleştirilmesi alanında yeni bir seviyeye ulaşmıştı. Yaşasın Meksika! Ve Bezhin Çayırı filmlerindeki tekniklerini geliştirmişti.

Töton şövalyeleri her zaman için keskin geometrik formasyon içinde görünmektedir. Bunun tersine Rus birliklerinde bir düzensizlik hakimdir. Mitry, “beyaz” Tötonlar ve “siyah” Rusların eylemleriyle Eisenstein’ın “eylemin tek senfonisini ortaya koyan çizgiler, biçimler ve renkler senfonisi içinde yoğrumsal uyaklar” yarattığını ifade etmektedir. Buz teması Tötonlaral ilgili bir simgedir.

KORKUNÇ IVAN

Eisenstein, Korkunç Ivan filmi üzerine çalışırken, “benim sahip olduğum en önemli şey önsezimdir” diye yazmıştı. O, görkemli yaratıcılığını bu önseziye borçluydu.

Eisenstein film üzerinde çalışırken öncelikle Çar’ı ele alır. Onun zalimliklerine ve barbarlıklarına kendisini alıştırmaya çalışır. Büyük ve birleşik Rusya’nın yaratılması için bu zorunluluktur. Eisenstein, temel çıkış noktasının ayrıntılı ve karmaşık bir şekilde işlenmesiyle en umulmadık yönlendirmelerde bulunur.

O’nun hayal gücünde şekillenen ilk sahne –filmin sonuna doğru yer almasına karşın- itiraf sahnesidir. Ve bu sahne filmin bir bütün olarak biçimsel ve duyu

msal bir ton içinde olmasını sağlayacaktır. Bu sahnede Çar Uspensky Katedralinde, zehirlenen Çariçe’nin tabu-tunun önündedir.

Birbirini çağrıştıran fikirlerin dışında, filmin geleceği yavaş yavaş şekil almaktadır. Senaryonun ana yönü belirgin öğelere göre şekillenecektir. Bu öğeler çok çeşitlidir.

Bunların başında Eisenstein’ın kuramsal çalışmaları gelmektedir. 1941’in yaz sonlarında El Greco resimleri onu derinden etkiler. Bir diğer öğe onun o döneme kadarki birikimidir. Daha önceki yaratıcı çalışmalarının ışığında yeni oluşumlar meydana getirecektir.

Korkunç Ivan filmi üzerine çalıştığı dönemde anıları gözünün önünde canlanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Korkunç Ivan bir otobiyografik çalışmadır. Eisenstein kendini özgürleştirmeye çalıştırmaktadır. Bu film, Eisenstein’ın daha önceki yaratıcılık deneyiminin damıtılmış sonucudur. Çalışma sırasında, daha önceki filmlerinden sayısız teknikler kullanılarak üstün bir biçime ulaşılmaktadır.

Eisenstein zor koşullar altında filmin gerçekleştirilmesi ile uğraşırken bir yandan da kuramsal çalışmalarını sürdürmektedir. Ağustos 1942’de ilk kitabı olan The Film Sense (film duyumu) ABD’de yayınlanmıştır.[1]

1944 Aralık ayında, Eisenstein Korkunç Ivan filminin birinci bölümünü bitirir. İlk gösterim 1945’in başında olacaktır. Daha sonra başarılı bulunur ve Stalin ödülüne layık görülür. Kutlama telefonlarının ardı arkası kesilmez. Vishnevsky, Pravda gazetesine övücü bir yazı yazar. Eisenstein son derece memnundur. Yurtdışından da benzer tebrikler gelmektedir. Chaplin 1946 tarihli telgrafında filmi “o zamana dek yapılan en büyük tarihsel yapım” olarak niteler.

Ancak Eisenstein’ın mutluluğu kısa ömürlü olacaktır. Korkunç Ivan filminin ikinci bölümünü bambaşka bir yazgı beklemektedir.

 

RÜYANIN SONA ERMESİ

Eisenstein, 1945 yılı boyunca ikinci bölüm üzerinde çalıştı. İkinci Dünya Savaşı koşulları ister istemez film üzerine etkili oluyordu. Jay Leyda’nın gözlemlerine göre filmin ilk iki bölümü beraber görüldüğü zaman “1. bölümün haşmetli, törensel niteliğinin artan bir tutku ile sonuca yaklaşması be ikinci bölümde acı veren ve fiziksel bir şiddete dönüşmesinin” nasıl olduğunu ortaya koymaktadır.

Eisenstein’ın temel ilkesi renklerin belirli nesnelerden ayrılması ve onların genelleştirilmiş ruh yapısı ya da duyum ile bir nesneye yeniden birleştirilmesidir. O, filmlerinde renk tasarımını işlemektedir. Şamdanları yakarak Oprinçik’in kostümünün kırmızı rengini vurgular;tören giysisi altın rengindedir; Çar’ın ve Oprinçek renklerin kullanılması niyetini ortaya koyar. İkinci aşamada renkler genelleştirilmiş bir fikir olarak bulunmaktadır. Kırmızı, entrika ve intikam temasını simgeler. Altın rengi gösterişli yaşam, siyah ise ölümü temsil eder. Üçüncü aşamada, Eisenstein’ın “rengin dramaturgisi” olarak adlandırdığı karşı süremli bir oluşum söz konusudur. Renk bir kez daha nesne ile birleştirilmiştir. Renkler Korkunç Van’da bu şekilde kullanılarak, Ivan’ın iç dünyasına girmenin bir aracı olurlar. Ve böylece psikolojik araştırmanın dinamik bir aracı olurlar. Ivan’ın içindeki fırtınalar renk yankılanmasının dinamiği ile kesin olarak ortaya konmaktadır.

AĞIT

Eisenstein filmlerinde her zaman, her şeyin özüne inmeyi amaçlamıştır. Her zaman varolan üç temel öğe bulunmaktadır: Su (Potemkin Zırhlısında deniz; Genel Çizgi Filminde yağmur; Alexander Nevsky Filminde kar ve Tötonlar ın düştükleri göl; Şairin Aşkı filminde kar; Korkunç Ivan’da deniz teması.

Günümüz çağdaş filmleriyle karşılaştırma yapıldığında Eisenstein’ın sinema kuram ve pratiğinin niteliksel olarak aşılabileceği düşünülebilir. Ancak bu noktada birkaç doğruyu incelemekte fayda vardır. Orson Welles, Eisnstein’ın temel ilkeleri konusunda uzun ve ciddi bir uygunluk dönemi yaşamıştır ve Eisenstein’dan her zaman saygıyla bahsetmiştir; Elia Kazan, Eisenstein’dan her zaman saygıyla bahsetmiştir. Jean-Luc Godard Les Carabniers filmi de dahil olmak üzere tüm çekimlerinde Potemkin Zırhlısı filmindeki öğeleri kullanmıştır. İtalya’da onun çalışmaları Umberto Barbaro ve onun film konusundaki öğrencilerini etkilemiştir. Henri Colpi, Une Aussi Longue Absance ve Codine filmlerindeki temel sanatsal tekniklerin birkaçında Eisenstein’dan etkilenmiştir. Alain Resnais, Eisenstein’a olan hayranlığını söylemekle yetinmeyip, onun” a la Nevsky” ya da “a la Ivan” gibi bir sinematografik tarz yarattığını vurgular. Antonioni, farklı bir seviyede olarak film oluşumunda Eisenstein’ın katı kurallarını uygulamaktadır. Bu nedenle L’Avventure filminde çarpıcı kurgu yankısını bulmak şaşırtıcı olmamalıdır. Ayrıca II Desreto Rosso (Kızıl Çöl) filminde de Eisenstein’ın renk konusundaki fikirlerini kullanmıştır.

Eisenstein!a olan bu bağlılık örneklerini çoğaltmak olasıdır. Sessiz filmler de dahil olmak üzere bugün pek çok yapım onun izlerini taşımaktadır. Baş yapıtların ölmez başarısı Eisensteinm’ı ulaşılması çok zor bir seviyeye taşımıştır.

SİNEMA KURAMI

Sergei Eisenstein’ın kuramına geçmeden önce belirtmeliyiz ki onun geliştirmiş olduğu görüşler diğer biçimci geleneği temsil eden hem Arnheim’den, hem de Muntesterberg’in sinema görüşlerinden daha zengin ve daha karmaşıktır. Eisenstein, ölçülemez yeteneğe sahip hem bir film yapımcısı hem de bir film kuramcısıdır.Eisenstein felsefe ile yakından ilgilidir öyle ki be felsefeyi onun kuramında görmek son derece kolaydır. Entelektüel olduğu kadar diğer dünya görüşlerini de yakinen takip etmiş ve bunların ışığında edindiği bilgileri yaşam deneyimi ile birleştirerek kendi kuramını hazırlamıştır.

Marx ve Lenin’e olan hayranlığını sürdürerek, teorilerini onların ortaya koydukları görüşler etrafında düzenlemiştir. O çok yönlü bir düşünürdür. Araştırma dönemi boyunca birçok kaynaktan yararlanır, her türlü varsayımları dikkate alır, sonucunda ortaya atmış olduğu tezi ispatıyla ortaya koyardı. Tüm bu çalışmalar ve geçen süre sonucunda kendi özel tutkusunun film olduğuna karar vermiştir. Daha sonra bu üstün çabaları ona yüksek dereceli bir kuram oluşturma yeteneği kazandıracaktır.

Onun Film Duyumu kitabında yer alan “Renk ve Anlam” makalesi oldukça ilginçtir. Renk kuramı hakkında çok geniş ve ünlü tanımlamaların yaygın olduğu bir liste ile karşılaşırız. Bu konudaki yazılar, renk estetiği kuramı konusunda çok önemli bir kaynaktır. Onun renk ve sineme ile ilgili sezgileri topladığı kaynaklarla birleşmiş ve kuramını oluşturmasına yardımcı olmuştur. Bu ona özgü bir kuramdır. Kuramı, tarih ekonomi, sanat tarihi, psikoloji, antropoloji ve sayısız diğer alanlarda yapılan çalışmaları kapsamakla, sezgi gücünün yanında bu bilim dalları da yer almaktadır. Onun “umulmayan” adlı makalesinde (Film Biçimi kitabında) “Kabuki tiyatrosu tarafından ziyaret edildik” diye başlar ve tiyatroyu seyrederken onu etkileyen görünümlerle film kuramını oluşturmayı sürdürür.

Film yapımı sırasında onu etkileyen şokların kalitesi, onun film kuramı yazma taktiğinin bütünsel bir parçasını oluşturmaktadır. (film biçimi kitabında) “Film Biçimine Diyalektik Bir Yaklaşım” makalesine şöyle bir göz atıldığında Eiesnstein’ın düz mantığını oluşturabilmek için grafiklerle çalışmalar yaptığını da görürüz.

Öncelikle onu, aracın temel maddesini algılamasını görmemiz gerekir. Basit bir düşünceden yola çıkarak oluşturulan tek çekim, binanın temel taşlarından birisi konumundadır. Buradan daha karmaşık bir algılamaya geçilir. Bu “atraksiyon”dur. Bu algı, çekimden daha az mekaniktir. İzleyicilerin zihninde belli bir faaliyet oluşturur.

Daha sonra, yaratıcı oluşum seviyesinde, kurguya karşı tutumunun ne olduğunu görürüz. Genel olarak, boyun eğmez ve dogmatik bir görüşe sahiptir. Başlangıç noktasındaki yönünü değiştirerek, daha dramatik bir yola yönelir. Eisenstein’ın tereddütlü kurgu görüşleri arasındaki mücadele en iyi şekilde, bu kapsamın belli psikoloji türleriyle olan değişim ilgisinde görülmektedir. Eisenstein, KURGUYU Pavlov’un psikolojik modelleri içinde algıladığı düşünülürken, onun konuyla ilgili daha sonraki yazılarından Jean Piaget’in gelişimsel psikolojisine daha yakın olduğu görülmektedir.

Basit, öngörülebilen, mekanik film yapımı oluşumu arasındaki gerilim ve filmin gelişimsel deneyimi, Eisenstein’ın çift görüşünü açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır. Bunların birincisi, filmin biçimi, diğeri ise filmin amacı ile ilgilidir. Birleştirilmiş filmin bazen bir makine, bazen de bir organizma olduğunu düşünür. Filmi bazen ikna etmenin retorik, güçlü bir araç bazen de daha yüksek seviyeye çıkarak evreni anlamanın mistik bir aracı olarak görür. Ondan otonom (yerel) bir sanat olarak bahseder. Bu iki çift diyalektik aykırılıkları ayrı ayrı görülecektir. Eisenstein ‘n birbirine karşıt görüşleri bir arada bulundurma denemsi, onun otuz yıldan fazla bir süre üretken bir kuramcı olarak kalmasını sağlayacaktır. Onun makaleleri, her zaman için göz alıcı olarak görünmektedir çünkü her biri, karşıt eğilimlerin birleşim noktasından elde edilen enerji ile oluşturulmuştur.

FİLMİN HAMMADDESİ

Eisenstein, Moskova sanat çevresine girmeden önceki yıllarda mekanik mühendisliği alanında çalışmalar yapıyordu. Eisenstein, başlangıçtan itibaren, sanatsal faaliyetin bir “yapma” veya daha belirgin olarak inşa etme eylemi olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle “hammadde” sorusu onun zihninde her zaman için çok önemli bir yer işgal etmiştir.

Eisenstein’ın filmler hakkında sıkıntı duymasına neden olan şey, onların etkinlikten yoksun olmalarını görmekti. Film yapımcısı gerçekliği yeniden oluşturabilmelidir ona göre. Eisenstein, birincil film parçacıkları olarak bireysel çekimin, bir ton veya sesten farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu, izleyicilerin duygularına olduğu kadar aniden onların zihinlerine de ulaşan bir yapıdır. Bir besteci veya ressamın sahip olduğu gücü film yapımcısına da verebilmek için, Eisenstein çekimlerin nötrleştirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Böylece yönetmenin istediği biçimsel prensiplere göre, temel biçimsel unsurlar oluşturulmuş olur.

Eisenstein filmin en küçük biriminin çekim olduğuna ve her bir çekimin bir sirk atraksiyonu gibi hareket ettiğine inanıyordu. Bütün filmin oluşumu için komşu çekimlerin birleşerek, belirgin psikolojik bir dürtü oluşturması gerektiğini düşünmüştür. O, daha sonra, çekimin kendi içindeki unsurlarının olanaklarıyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Bununla sempatik gelen veya çatışma yaratan atraksiyonlar sağlanabiliyordu. Her durumda, Eisenstein filmin, ancak kendisini atraksiyonlar yığınına indirgediği zaman bir sanat olarak var olabildiğini düşünmektedir. Bu, müzikal notaların ritmik ve temasal olarak tüm deneyimin zengin metinler şeklinde biçimlendirilmesi gibidir.

O hiçbir zaman hayatı sinematik olarak kaydetmekle yetinmemiştir. Kariyerinin başlarında uzun çekimleri kullanan filmcileri eleştirmiştir. Hiçbir uzun çekimin, olaya şöyle bir göz atmaktan daha etkileyici olmayacağını düşünürdü. Ona göre filmin hammaddesi, izleyiciler arasında çarpıcı bir tepkiye yol açan unsurların içindedir.

Unsurları bu şekilde nötrleştirilmesinin esas değeri, hislerin psikolojik olarak bir başkasına yönelmesidir. Basit bir efektin yönelimi çok sayıda farklı unsurlarla oluşturulabilir. Bir filmde, ekranda aynı anda çok sayıda unsur bulunur. Onların her biri diğerini kuvvetlendirir, birbirlerinin etkisini yükseltirler; unsurlar birbirleri arasında çatışma içinde olabilir ve yeni bir etki yaratabilir. Bu, geçişin yüksekliğini göstermektedir. Potemkin Zırhlısı (1925) filminden örnek vermek gerekirse, bir burjuva bayan, Odesa basamaklarında “onlara yalvaralım” der. O, söylediğine herhangi bir konuşma, yazı veya hareket ile karşılı bulamayacaktır. Bunun yerine sessizce, sürekli olarak ve uğursuzca merdivenlerden aşağı inmeye devam eden askerlerin gölgesi görülür. Burada konuşma unsuru diyalogun içinde bulunmaktadır ve etki geçişi sağlanmış olur.

Eisenstein, film yapımcısının ressam, besteci ve heykeltıraş ile aynı düzeye getirebilmek için Pudovkin’in düşüncelerini ileri noktalar taşır. Pudovkin film üretisini çekimin ortasına yerleştirir ve uygun seçimlerle yaratıcı bir filmin ortaya çıkışını ister. Bu gerçeklik parçasının düzenlenmesinin belli bir güce sahip olduğunu düşünmektedir. Film yapımcısından tarih ve psikolojiyi birleştirerek konulu bir olaya doğru yol alan yumuşak bir görüntü treni oluşturmasını ister.Pudovkin, izleyici gizemliliğini, bir olayın, bir öykünün veya bir temanın kabullenişine yönlendirmek için çekimleri birbirine bağlamak istemektedir. Eisenstein ise bir bağlantı değil, bir çatışma talebinde bulunur. Edilgen bir izleyici yerine, olaylarla işbirliği içinde bulunan bir izleyici topluluğu arzulamaktadır.

Bu iki çağdaş düşünce adamı, hammaddenin kapsamı konusunda derin görüş ayrılıklarına sahiptir. Eisenstein, hiçbir zaman çekimi, film yapımcısının topladığı gerçekliğin bir parçası olarak görmemektedir. Çekimin, ışık, hat eylem ve ses gibi biçimsel unsurların mevkisinde bulunan bir unsur olarak kabul etmektedir. Çekimin doğal duyumu deneyimlerimizi kontrol altına tutma gereksinimi hissetmemeli ve bunu yapmamalıdır. Eğer film yapımcısı gerçekten yaratıcı ise, bu hammadde üzerine kendi duygulanımlarını yansıtabilecektir; çekimin anlamında açıkça bulunmayan ilişkiler oluşturulacaktır.

Eisenstein, yeni bir dünya oluşumu için bir hayal gücü ortaya koymaktadır. Onun hammadde kuramı, kesin olarak, Pudovkin’in teorisinden daha karmaşıktır. O, maddesi bir yön içinde ve zihinsel bir yön ve hatta ruhsal bir yön içinde bulunmaktadır. Çekim, film üretiminde yalnızca teknik bir basamaktır. Diğer taraftan bir şok veya atraksiyon, zihin ile madde arsındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır; bu bir izleyici deneyimini daha zengin bir kapsama ulaştırma sorunu olarak karşımıza çıkar.

SİNEMATİK ARAÇLAR:
KURGU (MONTAJ) İLE YARATIM

Filmin hammaddesi çekimlerin içindeki farklı dürtülere göre belirginlik kazanmaktadır. Ancak Eisenstein’ın yaptığı gibi bu dürtülerin sinemanın kendisine denk olduğu sonucuna varılmamalıdır. Bu, daha çok binanın yapı taşları gibidir. Buna “hücre” diyebiliriz. Sinema bu bağımsız hücreleri, bir prensip içinde bir arada bulunmasından oluşmuştur. Bu dürtülere hayat veren şey nedir? Burada kurgunun ünlü ve temel içeriğine ulaşırız.

Eisenstein Kabuki tiyatrosunu örnek vererek hammaddeyi açıklarken, kurguyu da Japon Haiku şiirini örnek vererek açıklama yoluna gitmiştir. O daha yolun başındayken bile Japon dilinin alfabesinde sinema dinamiklerinin temelini görmüştür. İki fikrin çatışması olmadan bir işaret dili yaratılması nasıl olmaktadır diye sorar. Bir kuş ve bir ağız resmi”şarkı söylemek” anlamına gelmektedir. Bir çocuk ve bir ağız ise “bağırmak” anlamındadır.burada yalnız bir unsur değiştirilerek tamamen yeni bir gösterge oluşturulmuştur.filmdeki duygular atraksiyonu algılamaktadır.

Haiku şiiri, ideogramlardan (işaret dili) yapılmıştır ve benzer bir şekilde işlerliliğini sürdürmektedir.

Bu şiirin her bir ifadesi bir atraksiyon olarak görülebilir. İfadelerin birleşimi kurgu ile olacaktır. Dize dize atraksiyon karşıtlığı, birleşik psikolojik bir etki oluşturacaktır. Haiku ile kurgunun değerini gösteren şey budur.

Haiku durumuna işaret eder ki Eisenstein film yapımcısının karşılaşabildiği atraksiyonlar arasındaki çatışma türlerinin listesini yapmaya çalışır: Grafik yönü, dereceleme hacim, kütle, derinlik, parlaklık, odaksal derinlik, vb. çatışması. Tamamen matematiksel metrik kurgudan, burada çatışma çekim süresi uzunlukları ile yaratılmaktadır, entelektüel kurguya kadar beş “kurgu yöntemi” olduğunu bulur. Entelektüel kurguda görsel metafor veya figürün iki terimi arasında izleyici tarafından oluşturulan bilincin sonucu olan anlam vardır. Eisenstein’ın yöntemlerinin çoğu bu iki uç kurgu kurgu yöntemi ile ilgilidir.

O, kurgu ile ilk çalışmalarının büyük bir bölümünü sinema kariyerinin ilk yıllarında yapmış olmasına karşın, bu konuya olan ilgisini tüm yaşantısı boyunca sürdürmüştür.

Pudovkin ve Grigori Alexandrov’un düşüncelerini birleştirerek yazdığı ünlü “Ses üzerindeki ifade” makalesi onon kurgu kuramının uyumluluğunun mükemmel bir örneğini oluşturur. Eisenstein’ın filmin hammaddesi ve kurgu oluşumu hakkındaki fikirleri, sesin henüz filme eklenmediği dönemde yazılmıştır.

Ses durumu, Eisenstein‘ın ortaya koyduğu gerçekçi teknolojinin “kurgu” kullanımındaki çok sayıdaki örnekten yalnızca birisidir.

Eisenstein’ın kurgu düşüncesinin çok sayıda kaynağı vardır. Ondaki yasalcılık estetiği anlayışı, filmin teorisinin diğer hiçbir bölümünde bu kadar belirgin olarak görülmez. Hegel, Marx ve Eisenstein’ın sosyo-kültürel çevresindeki hemen hemen herkes ortaya konan diyalektik düşünme kuramlarına çok şey borçludur.

Eisenstein’ın kurgu kuramı onu, yirmili yılların Gestalt psikolojisini benimseyen Arnheim’den ayıran önemli bir göstergedir. Eisenstein’ın, Pavlov ile olan bağı, onu Arnheim’den uzaklaştırmak için yeterlidir Gestalt psikolojisi “alan” ve “bütün” üzerinde yoğunlaşırken, Pavlov bireysel dürtü ile ilgilenmektedir. Eisenstein’ın kurgu düşüncesi, Pavlov’un kapsamının ötesine geçmektedir.

Ancak, Eisenstein’ın kuramına paralel bir psikolojik kurama sahip kişi ünlü çocuk psikologu Jean Piaget olmuştur. Eisenstein o dönemin Piaget’e yakın olan Rus psikologu Lev Vygotsky’den daha fazla olarak bu İsviçreli düşünürle yakın fikirlere sahip olmuştur. Eisenstein ile Piaget ekolü arsındaki yakın ilişkiyi ortaya koyan çok sayıda ortak düşünceden söz etmeğe değer bazılarını şöyle sıralayabiliriz.

1. Benmerkezcilik

Piaget’in 2-7 yaş arası çocuklar şeması ön işlemsel düşüncesinin kendilerinden farklılaştırılamadığını ortaya koymaktadır. Eisenstein, pek çok şekilde, görmede deneyimini benmerkeziyetçi bir faaliyet olarak ele almıştır. İzleyiciler, ekrandaki görüntüleri, onların kendi kavrama öncesi deneyiymiş gibi kabullenirler.

2. Öncel hissetme sembolü

2-7 yaş döneminde, Piaget hissetme sembolünün, düzenli bir işlem olarak ön baskınlığının bulunduğunu söylemektedir. Bu tür semboller doğada kutsalmış gibi bulunmaktadırlar; bu semboller, fiziksel karakterlerine mümkün olduğu kadar yaklaşmıştır ve onların önüne geçmeye çalışmaktadırlar.[2]

3. Kurgu düşünüşü

Piaget, genç çocukları iki uç durum arasındaki farkı inceleyerek anlam ölçümünde bulunduklarını ortaya koymuştur. Birbiriyle bağlantılı etkileşim dikkat etmeden oluşumun uç durumları incelemektedir. Eisenstein’ın kurgulama kuramlarının çoğunda uç durumlara olan bu tür dikkatler göz önünde bulundurulmaktadır. Olayların gözler önüne serilmesi için gerekli olan film tarzının çok güçlü olması gerekir. O, olayların statik fragmanını ele almayı tercih etmektedir. Dinamik bir kurgulama prensibi ile enerji yüklenmektedir. Piaget’in temasındaki bir çocuk ve Eisenstein’ın kuramındaki bir izleyici için, çabuk bir çekimle her biri statik olan, her biri değişik bir konumda bulunan fakat beraber düşünüldüğünde bir şiddetin yükselişini tanımlayan üç aslanı göstermek, kavgaya hazır gerçek bir aslanı göstermekten daha anlamlıdır.

4. İçsel konuşma

Eisenstein, Film Biçimi kitabında yer alna “yeni sorunlar” adlı makalesinde, içsel konuşmanın söz dizimine karşılık olan sinema yeterliliğinden bahsetmektedir. Görüntü söz dizimi, parçalanır ve daha sonra ağızdan çıkan konuşmanın mantığına dönüştürülür. Piaget tahmin edileceği gibi, çocukların içsel konuşmalarının, dışsal durumla uyum içinde olmadığı zamanlarda, kişisel dünyalarını tanımlamayı öğreneceklerdir. İçsel konuşmalar, genel olarak yedi yaş dolayında işlemsel halk sözdizimi ile yer değiştirir. Bu, Eisenstein’ın film kuramıyla ilintili olan birkaç görünüm ile karakterize edilir.ilk olarak görüntü diziminden görüntü dizimine “bilinçsiz bir eylem” içinde meydana gelir. İkinci olarak, çocuk birleşim noktasında, görülen birleşik unsurların nedenselliği konusunda “geçişken”dir. Son olarak, çok sayıda unsur tek bir olaya dönüştürülerek temel bir özellik sağlanır.

Eisenstein, Piaget’in sözcüklerinin hiçbirini kullanmaz. Ancak onun sinemada içsel konuşmayı yeniden canlandırmak istediğini söyleyebiliriz. İçsel konuşma akışını kurgu ile harekete geçirmek ister.

Grev, Eisenstein’ın kurgu yöntemi gelişimindeki ilk basamaktır. O, birleşen görüntülerin yeni bir fikir oluşturması temeline dayanır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, kurgu, iki görüntü arasındaki ilişkinin kullanılarak bir şok etkisi (bu doğal olarak, eylemin dramatik duyumu ile uyum içinde olmalıdır) yaratmaktır. Böylece tek bir düşünceye sahip olan izleyiciye karmaşık bir fikir aktarılabilir. Bu yapılırken izleyici duyumsal ve diyalektik olarak en üst noktaya çıkarılır.

Eisenstein, gerçekten de, genel duyumların tüm bir bilimini keşfetmiştir. Grev ile başladığı yaratıcı çalışmalarının etkin çözümlemesine ömrü boyunca devam etmiş ve genel olarak sanat çalışmaları üzerine temel kanunlar keşfetmiştir.

Bilinen kurgu sınıfları şunlardır:

Ölçümlü (METRİC) Kurgu

Bu kuruluşun temel ölçütü (criterion), parçaların salt uzunluğudur. Bu parçalar birbirine bir müzik ölçüsüne uygun kalıp içinde, uzunluklarına göre eklenir. Gerçekleştirme, bu “ölçüler” in yinelenmesiyle ortaya çıkar.

Gerilim, bir yandan formülün asıl orantıları korunurken, öte yandan parçaların kısaltılması sonunda ortaya çıkan mekanik ivmenin etkisiyle sağlanır.Yöntemin ilkel biçimi: Kuleşov’un kullandığı çeyrek ölçü, marş ölçüsü, vals ölçüsü (3/4, 2/4, ¼ vb.) yöntemin yozlaşması: Çapraşık düzensizlikteki bir ölçüyü (16/17, 22/57, vb.) kullanan ölçümlü kurgu.

Böyle bir ölçü basit sayılar bağıntı yasasına aykırı olduğundan, fizyolojik bir etkide bulunma durumu ortadan kalkar. Bundan dolayı, en geniş ölçüdeki etkililiği sağlamak için, bir izlenim seçikliği veren basit bağıntı zorunludur. Yine bundan dolayı bu çeşit ilişkilere her alandaki sağlam klasiklerde rastlanır: mimarlık ; bir resimdeki renk; Skriyabin’in çapraşık bestesi (bölümleri arasındaki bağıntı hep kırılca (kristal)arılığındadır) geometrik görünçlüklemeler; açık ve seçik devlet planlaması, vb.

Dizemsel (RİTMİK) Kurgu

Burada, parçaların uzunluklarını belirlemede, görüntüdeki içerik, göz önüne alınmakta eşit hakları olan bir etkendir. Parça uzunluklarının soyut belirlenmesi, yerini gerçek uzunlukların esnek bağıntısına bırakır. Burada gerçek uzunluk, ölçümlü bir formüle göre matematik yönden belirlenmiş parça uzunluğuna uygun düşmez.

Burada parçalar ile bu parçaların dizemsel ölçülerinin tam ölçümlü özdeşlik durumlarını bulmak eldedir. Bu dizemsel ölçüler de, parçaların, içeriklerine göre düzenlenmesiyle sağlanır.

Potemkin’deki Odesa Merdivenleri ayrımı bunun açık bir örneğidir. Burada askerlerin ayaklarının merdivenleri inerkenki dizemsel çarpışı, bütün ölçümlü isterleri çiğner.

Titremsel (TONAL) Kurgu

Bu terim ilk kez kullanılmaktadır. Bu terim, dizemsel kurgunun ötesindeki bir aşamayı anlatır.

Dizemsel kurguda, kurgu devinimini görüntüden görüntüye sürükleyen, görüntü içindeki devinimdir. Görüntü içindeki bu devinim, devinimli cisimlerin yer değiştirmesi olabilir ya da izleyicinin, herhangi bir devinimsiz cismin çizgisi boyunca yönelen gözünün devinimi olabilir.

Titremsel kurguda devinim geniş bir anlamda algılanıştır. Devinim kavramı kurgu parçasının bütün duygularını kapsar. Burada kurgu, parçanın özellik taşıyan coşkusal sesi’ne, parçanın egmen öğesine dayanır. Parçanın genel ritmine.

Parçanın coşkusal sesinin izlenimci yoldan ölçülebileceğini söylemek doğru olur. Ancak ölçü birimleri değişiktir ve ölçülecek nicelikler de başkadır.

Örneğin bir parçadaki ışık titreşimi derecesi, ışığa duyarlığı olan selenyum elementiyle ölçülmekle kalmaz, bu titreşimlerin her kertelenmesi çıplak gözle de algılanabilir. Bir parçaya daha loş gibi üstünlük ve coşkusal nitemini (sıfatını) verirsek, aynı zamanda bu parçanın aydınlama derecesi için matematik bir katsayı da bulabiliriz. Bu bir ışık titremselliği olayıdır. Ya da parça tiz sesli diye nitelendirilmişse, bu nitelemenin ardında, görüntü içindeki öbür biçimdeki öğelerle karşılaştırıldığında birçok keskin açılı öğeleri bulmak eldedir.

Üsttitremsel (OVERTONAL) Kurgu

Üsttitremsel kurgu, örgensel yönden titremsel kurgu çizgisindeki yeni bir gelişmedir. Üsttitremsel kurgudan, parçanın bütün çekiciliklerinin topluca hesaplanmasıyla ayırt edilebilir.

Bu nitelik, ezgi yönünden coşkusal bir renklendirmeden alınan izlenimi doğrudan doğruya fizyolojik bir algılamaya yükseltir. Bu da, daha önceki düzeylere göre yeni bir düzey demektir. Bu dört sınıf, kurgu yöntemleridir. Bunlar, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, birbirleriyle çatışma ilişkilerine girdiklerinde doğrudan doğruya kurgu yapılarıdır.

Anlıksal (INTELLECTUAL) Kurgu

Anlıksal kurgu, genellikle fizyolojik yönden üsttitremsel seslerin değil, anlıksal çeşitten seslerin ve üsttitremlerin kurgusudur, yani kendine uygun düşen anlıksal duygulanmaların birbiriyle çatışacak biçimde yan yana getirilmesidir.

Burada kertelemeli nitelik, tümüyle ölçümlü kurgunun etkisi altında sallanan bir insanın devinimi ile bunun içindeki anlıksal süreç arsında ilke olarak herhangi bir başkalık bulunmamasıyla belirlenir; çünkü anlıksal süreç aynı taşkınlıktır, ama daha yüksek sinir özekleri alanında yer alır.

Caz kurgusunun etkisi altında, insanın elleri ve dizleri dizemsel olarak titrerse,ikinci durumda böyle bir titreyiş, daha aykırı bir anlıksal çağrının etkisi altında, düşünce aygıtının sinir dizgesindeki daha yüksek dokuları içinde aynı yolda ortaya çıkar.

FİLM BİÇİMİ

1920’lerde, Eisenstein bireysel atraksiyonların hiçbir zaman sinemada bir anlam olarak kabul edilmeyeceğinin farkına vardı ve kurgunun birleştirici ve dinamik oluşumunu açıkladı. O, basit kurgudan, film biçimi düzeyine geçmenin mücadelesini verdi. Çekim birleşiminin hayat veren enerjisine karşın, yalnızca birleşim noktasının tek başına tüm filmin etkisini belirleyemeyeceğini anlamıştı. Kurgunun bölgesel düzeyde bir anlamı bulunmasına karşın tüm görünüm içinde böyle bir etkinliği yoktu.

Film biçimi sorunu, onun baskın olarak adlandırdığı bir sorun olarak kurgunun kendi içinde bulunmaktaydı. Verilen herhangi bir çekimde, çok sayıda atraksiyon bulunmaktadır; bunların birleşim noktası türü olarak kabul edilmeleri gerekli midir?

Baskın olma düşüncesi yirmili yıllarda Rusya’da çok geniş yankılara neden olmuş ve kuşkusuz Eisenstein!ın 1927 yılında yazdığı “Baskın” makalesi yaygın şekilde okunmuştur.

Eisenstein, yardımcı kodlara ağırlık vererek müzikal karşılaştırımına geri dönmüştür. Burada her bir çekimin baskın olanın yanında ton ve ahenklerden yapılmış olduğunu söylemektedir. Baskın kod, izleyicinin dikkatini en fazla çeken koddur. Ton ve ahenk ise “ikincil dürtü”ye sahiptir ve izleyicinin bilincinde ve görüntüsünde yan etkide bulunur.

Eisenstein, film deneyiminin bütünleyici çizgilerin bir bağı olduğunu düşünmeye başlamıştır. Bunu ayrı dürtülerin bir sistemi olarak düşünmemektedir artık. Müzikal biçim uyarımı ile “tüm deneyim” ve “bütün hissedilmesi” için bir ilgi kurmaya başlamıştır. Film yapımcısı, baskın çizgi boyunca kurgu parçalarını birleştirmekle yetinmemelidir. Duyarlı bir yönetim ile, düşüncesindeki farklı dürtüleri bütünün oluşumu için kullanmamalı, bütünlük hissi içinde bir sonuç izlenimi yaratabilmelidir. Böylesine bağlantılı bir kurgu düşüncesi “çok sesli kurgu”dur ve onun sonucu “sentez birliği”dir.

Eisenstein’ın sürekli olarak tekrarladığı film biçimi ve birlik, “sanat makinesi” ve “sanat organizması” görüntüleri arasında bulunan bir karşılıklı etkileşime indirgenebilir. Sanatın, doğa ve endüstrinin ara noktası olması gerektiğini tekrar tekrar söylemiştir.

Eisenstein’ın karakteristik tarzı, sanat makinesi ile organik dünyanın karşı karşıya olma durumunu ortaya koymaktadır. Bu gençlik iyimserliği çok sayıda kuşku yaratmaktadır ve bu görünümlerin sürekli olarak tekrar gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır.

Bu konudaki görüşlerini daha iyi anlayabilmek için, Eisenstein’ın film biçimini kapsayan tamamlanmış görüşlerini bu iki görüntü ayrımı içinde gözden geçirme k doğru olacaktır.

SANAT MAKİNESİ

Sanatın bir makine olarak görünümü, hiç kuşkusuz ilk olarak çok sayıdaki klasik konuşma ustalarının, izleyiciye karşılıklarını kontrol altına almak için sanatı bir araç olarak kullanmaları ile ortaya çıkmıştır.

Sanatın bir makine olarak görünümü, hiç kuşkusuz, ilk olarak çok sayıdaki klasik konuşma ustalarının, izleyici karşılıklarını kontrol altına almak için sanatı bir araç olarak kullanmaları ile ortaya çıkmıştır. Daha yakın bir zaman olan 19. yy gerçekçileri, özellikle Taine ve Zola, bu görünümlerin,inceden inceye işlenmesine katkıda bulun muşlardır. Ancak Eisenstein, sanatın bir makine olarak görünüm fikrini, daha çok beraber çalıştığı yapısalcılar grubuna borçludur. Marx ve Lenin’in hükümlerini göz önünde bulundurarak sanatın, diğer işler gibi bir iş olduğunu belirtir. Bu fikrini dönemin resimlerin ve yazılarını örnek göstererek pekiştirir. Eisesntein, bio-mekanizma olarak adlandırılan oyunculuk alanının yeni bir kuramının da savunucusudur. 20’li yıllarda, Stanislavski yöntemi ile başarılı bir şekilde mücadele etmiştir. Stanislavski, Moskava sanat tiyatrosunun doğalcılığını küçük görmektedir. Bio-mekanizmanın öncü isimleri 20’li yıllarda avan-garde akımının ortaya çıkışı üzerine etkide bulunmuş.

Sanat çalışmasını oluşturan bu makinenin özellikleri nelerdir? Her şeyden önce zihinde belirli bir amaçla tasarlanan bir oluşumdur. Bir amaç veya bir sorunun çözümü hedeflenmektedir. Oluşturulmadan önce tüm tasarımı tamamlanmıştır. Tüm safları amacı uygun mühendislik yöntemiyle ortaya çıkarılır. Makinenin oluşturulması ve işlevleri büyük ölçüde daha önceden tahmin edilen bir yapıdadır. Mühendisler daha önce benzer işlerde denenerek yararlanılan parçaları makine bütünlüğüne benzer amaçlarla kullanılması için oluşturmaktadır. Makinenin kendisi, işlemini etkin ve iyi bir şekilde yerine getirebilmesi için oluşturulmuştur. Yapılan eğer bir makine ise performansı ön görülebilecektir. Makine teklemeye başlarsa, sorun yaratılan parçalar değiştirilerek tamir edilecektir. Zaman geçtikçe etkinliğini kaybetmesi durumunda daha yeni bir modeli tasarlanacak,aynı işlevi daha etkin bir şekilde yerine getirmesi sağlanacaktır. Bilim ve teknoloji bu alanda çalışmalarını sürdürmektedir.

Makinenin bu görünümlerinin pek çoğu, Eisenstein’ın film amaç ve doğası ile ilintilidir. Onun film hammaddesinin ‘atraksiyon’ olduğunu söylemiştik. Film ise psikolojik bir makine türü olarak bunların izleyicide bir şaşkınlık uyandıran dizisidir. Film biçimi, film yapımcısının istek ve deneyimlerine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır: gerçeğin içindeki yaratıcı oluşum, sanatçının kendisinin sonun varlığından tamamen haberdar yapması, daha sonra en olanaklı araçlar ile bu sona ulaşmayla gerçekleşir.

ORGANİK KARŞILAŞTIRMA

Eisenstein, hiçbir zaman kendisini yukarıda ana hatlarıyla çizilen mekanik kurama tamamen kaptırmamıştır başlangıçtan itibaren yazılarında karşıt kuramın ip uçları verilmiştir. Bu organik kuramdır. Organik kuramı hakkındaki fikirlerin kaynakları burada sayamayacağımız kadar fazladır. Organik kuram 19. yy başlangıcından itibaren batı uygarlığındaki sanatsal yaratımın en etkin modeli olmuştur.[3] Eisenstein, gençliğinin radikal yapısalcılık fikirleri ile bu geleneğin fikirlerini doğal bir potada eritmek istemektedir.

Bu organizmayı sanat çalışmalarıyla karşılaştırabilir görünüm yapan nedir? Daha merkezi olarak, organizmanın her bir parçası içinde yaşayan hayat prensibi ve ruh vardır. Bu durum, onun uygun bir şekilde almasına neden olur. Bu organizma değişik bir çevreye taşındığı zaman, kimliğini kaybetmeden, uyum sağlayabilmek için kendisini değiştirecektir. Organizmanın kendi yetersizliklerini düzeltebileceği, kendi, kendine onların düşüncesi bulunmaktadır. Organizmanın kendi kendine yaratmanın ötesinde genel bir görünümü vardır. Makine, ön varlığının sonunun ilerlemesiyle var olurken, organizma yalnızca kendi sürekliliği içinde yaşamaktadır. Bu Eisenstein’ın hayranlık duyduğu ve bir hayat prensibi haline getirdiği bir görünümdür.

Eisenstein’ın mekaniklik yönü, oyuncunun başlangıçtan itibaren ne yapmak istediğini ve bunun için zorunlu olan gereksinimlerini bilmesi gerektiğini savunur. İzleyici karşısına en etkin ve güçlü çıkmanın yolu budur. Eisenstein’ın organik yönü ise buna karşı çıkmakta ve temanın, oyuncu için bile görünemez olması gerektiğini düşünmektedir.

Eisenstein’ın kendi çalışmasından belirgin bir örnek bize yardımcı olacaktır. 1905’te, Potemkin zırhlısında ir isyan olmaktadır. Bu o yılın vaktinden önce doğan devrimsel hareketin bir parçasıdır. Bir süre için, isyan, Odesa’daki insanları ve yakında bulunan gemilerdeki diğer denizcileri harekete geçirir. Eisenstein bu olayın sayısız şekilde filme alınabileceğini düşünmektedir. Ancak yalnızca bir şekilde olayın doğru biçimi ortaya konabilecektir. Sadece bir film organik olarak tarih gerçekliğine bağlıdır.

Özet olarak, organik karşılaştırma film yapımcısından, film biçiminin çıkış noktası genişletmesini ister.

Eisenstein “organik-makine”si ile yetiniyor görünmektedir. O, filmin izleyici üzerindeki etkisini araştırdığı zaman, makinenin görüntüsüne doğru sıçramıştır.

Özetlemek gerekirse, Eisenstein basit olarak filmin bir makine gibi nesneleri algılamasını istemiştir. Ancak bu makinenin eski parçalardan yapılmış olmasını istemez. Bazıları plan üzerinde mühendislik çalışmalarını yürütürken, diğerleri başka alanlara el atacaktır.

 

FİLMİN SONUÇ AMACI

Eisenstein’ın film biçimi hakkındaki görüşlerinden bahsederken, filmin amacı konusunda düşündüklerini de ele almak gerekir. Eisenstein’ın kuramı retorik ile otonom sanat arsındaki ilişkileri ve sorunları da kapsamaktadır. Bu terimler pek çok kuramda birbirine zıt kutuplar olarak değerlendirilir. Eisenstein kuramlarını oluştururken bunların birer sanat kuramı olduğunu düşünmektedir. Bunu bir retorik araç olarak kullandığına dair en ufak bir ipucu dahi bulunmaz. Her ne kadar geçmişte birkaç yazar onu bir retorik kuramcısı olmakla suçlamış olsa bile, diğerleri onun filmlerinin çözümlemesini birer propaganda metini olarak yapmışlar ve Eisenstein’ı bu konuda desteklemişlerdir.

RETORİK

Henüz estetik bilimi veya sanat fikirleri doğmamış iken yunanlılar retorik kuramlarını özenle oluşturmuşlardır. Geniş anlamda düşünüldüğünde, retorik büyük dil ve iletişim bilimidir. Daha dar kapsamda, karşılıklı konuşmanın sonuçları, yöntemleri ve etkileri olarak değerlendirilebilir.

Sanatın bir makine olduğu inancı, klasik retorik durumu ortaya koymaktadır. Filmin sanat çalışması gerçek bir araç olmaktadır. Üzerinde ayarlama ve değişiklikler yapılabilmektedir. Retoriği ortaya koyan kişi veya film yapımcısı fikirlerini güçlü ve açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Böyle bir durumun amacı entelektüel veya duygusal olarak izleyici etkisini sağlayabilmektir.

Film durumunu doğal yapısı gereği olarak izleticiler üzerinde bir baskın olma durumu bulunur. İzleyicilerin, diyalogun normal durumuna yanıt verme olanakları bulunur. Film makinesinin oluşturduğu etkilere açık bir konumdadır.

Eisenstein’ın kuramı ko0laylıkla bir propaganda kuramı olarak kabul edilebilir. Propaganda filmleri ve TV ticari yapımlarının amacı, seyircilerin zihninde ve duygularında akıllıca görüntü ayarlamaları yaparak onlar üzerinde en yücel duygusal etki oluşturmaktır. Bu etki sanat çalışmasının varlık nedeni (raison d’etre) olacaktır.

Filmlerin bir tipolojisi gönderilen mesajların önem ve karmaşıklığı üzerine yapılabilir. Filmlerin bu mesajlara uygunluğu önem taşımaktadır. Film amacının böyle bir kuramı, sinemasal me-tinlerin büyük bölümü için geçerlidir.

Eisenstein’ın bu sinema görüşünü kabul etmesinin boyutlarını kestirmek kolay değildir. sanatın bu tür etki ve mesajlardan korunması gerektiğini düşünüp düşünmediğini anlamak zordur.

 

SANAT

Eisenstein, hiçbir zaman için retorik ve sanat terimleriyle sorunları çözme yoluna gitmemiştir. Söylem veya iç söylem terimleriyle sorunları kavramak ve çözüm yolları aramak onun daha yatkın olduğu yoldur. Tüm ifadeler izleyiciyi etkiler ancak bazıları bunu izleyicilerin özel zihinsel dünyalarına diğerlerinden daha fazla saldırarak etkide bulunmaktadır. Tüm filmlerin bir ereği olmasına rağmen, yalnızca büyük filmler konuşma tarzında ileri gider, ön plana çıkan basit bir retorikten kaçınmaktadır. Burada kurgu basit bir söz dizimi kuramıdır. Bu aynı kurgu kuramları içsel söylemin gizemli bir oluşumunu tanımlamaktadır. Fenomenin bu ön dilsel örneklemesi çarpıcı kurgunun ortaya çıkmasının birleşim noktasında olmaktadır. Büyük filmler, konvansiyonel dili es geçerek, tümdengelimi dilbilgisel görünümün zincirlerine, öncel bir gösterim zorlamasında bulunmaktadır. Eisenstein, “film duyumu” kitabının başlangıç kısımlarında bu konu ile ilgili olarak şöyle yazmıştır:

Her bir kurgu parçası artık ilgisiz bir şey olarak var olur. Ancak genel temanın verilen belirli bir gösterimi (rep-resention) olarak vardır. Bu tema tüm çekim parçalarının içine eşit olarak nüfuz etmiştir. Verilen bir kurgu yapımındaki bu parçalı ayrıntıların birleşim noktaları yaşama çağırmasıdır. Her bir ayrıntı genel kali- te içinde katılımda bulunmaktadır. Tüm detaylar bir araya gelerek bütünü oluştururlar. Bu yaratıcılığın genelleştirdiği görüntüdür.

Eisenstein, sanatın Romantik kuramcıları gibi, öncel ve doğal olarak kendisine bağlı olan bir şeyin doğruya bağlı olduğunu düşünmektedir. Ona göre, bir filmdeki hem yöntem (gösterimler arasına temasal olarak nüfuz etmiş bulunan diyalektik birleşim noktası), hem de yöntemi yaratan sonuç görünümü,yaratıcıları sanatçı ve izleyicileri) doğru bir oluşum ve yaşantının teması için birleştirmektir. Eisenstein, yaşam halinin, Marksist bin yıl düşüncesine doğru diyalektik bir eylem olarak, tarih ve doğanın gerçek oluşumları ile iç içe olduğunu savunmaktadır. Öyleyse sanat retorikten daha farklı bir görev üstlenmiştir. O, temel insan algılamasıyla tarih ve doğanın temek oluşumları arasında uygunluğu protesto etmek için vardır. Bu dikkatli bir mantık sistemiyle açıklanamaz. Sanat çalışması kendisini neredeyse gizemli bir şekilde göstermektedir. Bunu kendisini mükemmelleştirerek, insan oğlu ile doğa arasında aracılık ederek yapmaktadır.

Marksist durumda, Eisenstein, sanatın kültürü kuvvetlendirdiğini hissetmektedir. Çünkü bu kültür, uygun diyalektik ilkeler üzerine temellenmiştir. Zihin ve doğa oluşumlarıyla uyum halindedir. Devrim öncesi toplumlarda, gerçek sanat, protesto amaçlı başkaldıran bir güç olmalıdır. Sanat, algılamaları değiştirerek, davranış değişikliklerini sağlayabilir. Bunu kendi içindeki yapısıyla dolaylı olarak yapabilmektedir. Diğer taraftan, retorik bilgi ve tutumda belirle değişimler yapmaktan başka bir amaca sahip değildir.

Eisenstein, ümitsiz bir şekilde, bu değişimi istemektedir. O, film sanatı düşüncesinin bunu derece derece yerine getirmesini ister. Doğrunun dağıtımını (retorik) değil, doğrunun genel görünümünü (sanat) arzulamaktadır.

Eisenstein’ın film kuramının gerçek bir duyumundan, makineyle organizmanın bu diyalektik şekillenmesi vardır. Onun makalelerinin çoğu, Rusya’daki estetik savaşın bir parçası olarak yazılmıştır. Film yapımının belli türleri yüceltilirken, diğerlerine karşın bir savaşım verilmektedir. Onlar, kelimenin tam anlamıyla retoriktir. Kuram, bir bütün olarak organik bir yaşantıya sahip görünmektedir.

Bunun en çarpıcı örneği, Eisenstein’ın kuramının günümüz Fransız film kültürünün gücüne dayanmasıdır. 1960’ın ortalarına kadar daha çok tanınan ve kabul gören Andre Bazin bu yıllardan sonra geçerliliğini büyük ölçüde Eisenstein’a bırakmıştır.

Yazan :Kasım TOPDEMİR

 

Kaynakça:

  • Film Biçimi “Sergey M. Eisenstein” Çeviren: Nijat Özön
  • Eisenstein, Yaşam Öyküsü ve Yapıtları “Yon Barna” – İzdüşüm,
  • Sinema Kuramları “J. Dudley Andrew” İzdüşüm Yayınları

 

Dipnotlar:

  1. Film Duyumu, Çev: Nijat Özön, Payel Yayınevi
  2. (Film Biçimi – Film Form, s.135)
  3. Film Duyumu kitabı


Kaynak :  http://www.7sanat.com

18 Şubat 2012/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/02/Sergei-Eisenstein.jpg 450 346 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-02-18 13:38:112012-02-18 13:41:46Sinema kuramı ve bir dahi; Sergey Eisenstein ‘ın Biyografisi
Sanat Haberleri

!F İstanbul Bağımsız Filmler Festivali İzmir ’de!

Yılın en çok konuşulan ödüllü bağımsız filmleri ve yönetmenlerini izleyiciler ile buluşturacak olan festival, her zamanki gibi ilginç konukları, renkli partileri ve eylem-odaklı atölye çalışmaları ile dolu bir program sunuyor. Üstelik filmler bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’e de gidiyor!

Tahrir’den Occupy’a kadar dünyayı çalkalayan sokak hareketlerinin damgasını vurduğu bir yılın ardından 11. si yapılacak olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali de seyircisini ‘Hareket’e davet ediyor! Yılın en çok konuşulan ödüllü bağımsız filmleri ve yönetmenlerini izleyiciler ile buluşturacak olan festival, her zamanki gibi ilginç konukları, renkli partileri ve eylem-odaklı atölye çalışmaları ile dolu bir program sunuyor. Üstelik filmler bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’e de gidiyor!

The Descendants, Take Shelter ve Bellflower gibi yılın en çok konuşulan bol ödüllü filmleri Hit Filmler bölümünde Digitürk işbirliğinde yerini aldı. 2012 senesine özel yeni bölümleri arasında NTV işbirliğinde People Power/Arka Bahçe, CNBC-e ortaklığında e-şıkkı ve Turkcell Profesyoneller Kulübü’nun sunduğu Yol bölümü var. !f İstanbul klasiklerinden olan Fantastik Filmler ise gnctrkcll ortaklığında.

!f İstanbul’un bu seneki sürprizlerinden biri ise müzik filmleri, partileri ve etkinliklerini Adidas Originals ana sponsorluğunda !f Music başlığı altında toplaması ve ünlü İngiliz besteci Micheal Nyman gibi konukların da katılımıyla genişletmesi.

Festival 16-26 Şubat tarihleri arasında AFM Fitaş Beyoğlu, Maçka G-Mall, AFM İstinye Park ve AFM Caddebostan Budak, 1-4 Mart tarihlerinde Ankara CEPA’da, 2-4 Mart tarihlerinde İzmir Balçova KİPA’da gerçekleşecek.

Festivalin biletleri 3 Şubat’ta Mybilet’ten indirimli ön satışa çıkıyor.

13 Ocak’tan itibaren satışa çıkacak sınırlı sayıdaki G!ft Card ile hafta içi gündüz seanslarına 10 bilet ve 1 gece yarısı seansı bileti 40 TL olacak.

 

İşte 2012 festivalinden bazı ana başlıklar:

Sundance Yine !f İstanbul’u Global Merkezlerinden Biri Seçti

Robert Redford’un bağımsız filmlere ve yönetmenlere bir yuva olarak yarattığı Sundance Enstitüsü !f İstanbul ile olan ortaklığının 2. senesinde yine Sundance Lab’in senaryo yazım eğitimlerini, taze Sundance filmlerinden bazıları ile birlikte !f İstanbul’a getiriyor.

Ünlü Mısırlı Aktivist ve Oyuncu Khaled Abdol Naga Keşif Jürisinde

Festivalin uluslararası yarışması Keş!f yine genç yönetmenlerin ilham veren filmlerinden oluşan bir seçki ve bu senenin jüri üyeleri Yeşim Ustaoğlu, Andrea Picard, Mark Adams, Jonathan Cauoette, Khaled Abdol Naga ile cesaret ve yenilik dolu filmlerle İstanbul’da olacak. Bağımsız sinemanın yeni yeteneklerini, sinemanın ustalarıyla bir araya getiren !f İstanbul festivalin son hafta sonunda dünyanın farklı yerlerinden genç sinemacıları ve sinema duayeni ustaları buluşturuyor.

Jacques Nolot İstanbul’da! Fransız L’ACID 20. Yılını !f İstanbul ile Kutluyor

Bağımsız sinemanın Paris merkezli kuruluşu L’ACID 20. yılını kutlarken gözden kaçmış modern klasiklerden ve yeni yapımlardan oluşan bir seçkiyi !f İstanbul ortaklığında festival kapsamında bağımsız sinema severlere ulaştıracak.

Seçkide yer alan filmler bol ödüllü Blissfully Yours (Apichatpong Weerasethakul), aykırı İsrailli yönetmen Avi Mograbi’den Avenge But One of My Two Eyes, Locarno’da Gümüş Leopar ödüllü Curling (Denis Côté) ve Cannes En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu ödüllü L’humanite (Bruno Dumont).

Program kapsamında ayrıca ünlü oyuncu Jacques Nolot, Avant Que J’oublie adlı meşhur filmini sunmak üzere İstanbul’da olacak.

İlk kez verilecek Yeni bir Dünya için Sinema ödülünü almak üzere Rupert Everett !f istanbul’da!

Ünlü İngiliz oyuncu hem Zenne filminin özel bir gösterimini sunacak, hem de festivalin Yeni bir Dünya İçin Sinema ödülünün ilk sahibi olacak.

Gey olduğunu açıklayıp Hollywood’da başarılı bir oyunculuk kariyerine imza atan ilk oyuncu olarak bilinen Everett bu anlamda eşcinsellerin görünürlüğü için verilen mücadelede özel bir yere sahip.

!f’in verdiği ödül, Everett’ın ‘herkesin korkusuzca kendisi olabileceği bir dünyaya sinema yoluyla yaptığı katkılar’ için 26 Şubat’ta özel bir tören ile verilecek.

AHMET YILDIZ’IN DAVASINI YAKINDAN TAKIP ETTI

Everett, Lord Byron hakkında televizyon için çekilen bir belgesel nedeniyle Türkiye’de bulunduğu sıralarda Ahmet Yıldız’ın babası tarafından gey olduğu için öldürüldüğünü öğrendi. Zenne filmine konu olan bu cinayet hakkında ‘Türkiye’de eşcinsel olarak yaşamanın kolay olduğunu sanmıyorum’ demişti o sırada. Olaydan 5 yıl sonra, Everett bu kez Zenne filminin özel bir gösterimini sunmak üzere İstanbul’a geliyor.

Ünlü oyuncu Rupert Everett ilk kez 1981 yılında Another Country filmindeki öğrenci rolüyle tanındı. Dokuz sene sonra, Paris’te bir röportajda gey olduğunu açıkladı ve o günden beri eşcinsel hakları ve bu konudaki önyargıları yıkmak için mücadele ediyor.

Everett’ın bir oyuncu olarak ünlenmesi 90larda The Madness of King George, Robert Altman’ın Ready to Wear gibi filmlerin ardından Julia Roberts ile birlikte oynadığı My Best Friend’s Wedding ile oldu. Ardından John Schlesinger’ın The Next Best Thing ve Oskar ödüllü Shakespeare in Love gibi filmlerde oynadı.

Everett’ın Türkiye ziyareti British Council tarafından destekleniyor.

Dünyanın Büyük Festivallerinden Topladıkları Ödüllerle !f’e Gelen Hit Filmler

Her sene olduğu gibi bu sene de Toronto, Venedik, Cannes, Sundance, Independent Spirit, Golden Globe ödüllü ve festival gezgini filmler Digitürk işbirliği ile !f İstanbul programında yerini aldı.

Alexander Payne’in senenin en çok konuşulan ödül rekortmeni filmi The Descendants / Senden Bana Kalan, Jeff Nichols yönetmenliğindeki Cannes dahil 10 ödüllü Take Shelter / Sığınak, Evan Glodell’in mucize yönetmen olarak tanınmasını sağlayan Bellflower / Arıza Aşk, Jonathan Levine ve Seth Rogen’ı gerçek bir kanser hikayesinin komediyle karışık dram uyarlamasında bir araya getiren 50/50 / Şansa Bak Hit Filmler’den sadece bazıları. Michelle Williams’ın iki aşk arasında kaldığı Take This Waltz / Bu Dans Senin , tarihimizin en radikal çevreci grubunun hikayesini anlatan If A Tree Falls: A Story Of The Earth Liberation Front / Eğer Bir Ağaç Devrilirse: Yeryüzü Özgürlük Cephesi’nin Hikayesi , 60’ların ve Ken Kesey ile Marry Pranksters’ın ruhunu orjinal görüntülerle belgeselleyen Magic Trip / Sihirli Yolculuk , Todd Solondz’un Venedik, Locarno ve Toronto’dan ödülle gelen yeni filmi Dark Horse / Kara At, Sundance, SXSW ve Locarno gezgini Azazel Jacobs filmi Terri / Terri de Hit Filmler arasında.

11. Senenin Yeni Bölümleri – Dünyaya Kapalı Kalamazdık

Bu sene Mısır’dan Amerika’ya uzanan hareketlenmeler ve yeni bir dünya düzeni isteyen insanların eylemleriyle geçti. Bu hareketlerden esinlenen NTV işbirliğindeki People Power / Arka Bahçe bölümünün ön plandaki filmleri arasında Tahrir 2011: The Good, The Bad And The Politician ve Pockets of Resistance var. Bölümün yönetmenleri de konuklarımız arasında olacak.

Diğer yeni bölümümüz e-xperiments / e-şıkkı, sınırların muğlaklaştığı, tabuların ortadan kalktığı denemeye korkmayan karakterlerin hikayelerini perdeye taşıyor. CNBC-e işbirliğindeki bölümün ön plana çıkan filmleri arasında 17 Girls / 17 Kız, People I Could Have Been And Maybe Am / Olabileceğim Belki De Olduğum İnsanlar, Empire North / Empire North var.

Bir başka yeni bölüm olan Turkcell Profesyoneller Kulübü işbirliğindeki The Trip / Yol bölümündeki filmler sadece uzaklara yapılan yolculukların değil, aynı zamanda insanın kendi içinde ve kafasında yaptığı yolculukların da filmleri. Çok ses getiren Tarnation filminin yönetmeni Jonathan Cauoette’in son filmi Walk Away Renee ve Radiohead’in Meeting People is Easy ve Joy Division filmlerinin ünlü yönetmeni Grant Gee’nin son filmi Patience After Sebald / Sabır (Sebald’in İzinde), bu bölümde.

SALT Beyoğlu Açık Sinema’da Ücretsiz Sinema ve Konuşmalar

Sinefilleri sinema salonlarından çıkartıp buluşturan !f İstanbul’un 2012’deki etkinlik merkezi SALT. Festival süresince ücretsiz film gösterimleri ve konuşmalar burada gerçekleşecek.

Radiohead ve Joy Division Filmlerinin Yönetmeni Grant Gee Anlatıyor
Radiohead ve Joy Division gibi gruplar hakkındaki ödüllü belgesellerinden tanıdığımız yönetmen Grant Gee tarafından çekilen Sabır (Sebald’in İzinde) filminde Sebald’ın bir yayıncısı, yazarın İngiltere kıyısında yaptığı bir yürüşün etrafında anı, kurgu, sanat, tarih, bellek arasında dolanan belki de en tanınmış kitabı Satürn’ün Halkaları’nı nasıl sınıflandıracağını bilemediğini anlatıyor. Kitap roman mıdır, düzyazı mı, seyahatname mi, yoksa tarih mi? Emre Ayvaz’ın Gee ile uyarlama üzerine yapacağı sohbeti kaçırmayın!

Ünlü Besteci Michael Nyman İle Buluşmak
Piyano, The End of the Affair, Gattaca ve Peter Greenaway filmlerine yaptığı bestelerle sayısız ödül kazanan besteci Michael Nyman ilk filmi Kameralı Nyman’ı festivalde sunduktan sonra, !f Music kapsamında sesle görüntü arasındaki ilişkiyi keşfettiği bir konuşma yapıp, kısa filmlerinden parçalar gösterecek. British Council desteği ile konuk olan müzisyen ve yönetmen Nyman, birçok festivalde ödül almış filmlerin bestecisi olarak edindiği deneyimleri aktaracak.

!f İstanbul Yeni Bir Mini-Festivalle Geliyor – !f Music

2012 senesinde 16-26 Şubat tarihlerinde gerçekleşecek 11. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali yeni bir sürprizle geliyor. adidas Originals ana sponsorluğundaki mini-festival !f Music, müziğin tüm yansımalarını bir araya getiriyor. !f Music ile müzik filmleri, müziğin mutfağından etkinlikler ve partiler bir arada !f İstanbul’da.

!f Music filmleri, Chemical Brothers’dan Devendra Banhart’a, Courtney Love Curt Cobain ilişkisinden erkek egemen müzik dünyasında kadın olmayı anlatan Patty Schemel’e, Le Tigre’ye ve Japonya’nın mistik seslerine uzanıyor. !f Music Partileri’nde, Kate Simko Nisan 2011’de Berlin’de yarattığı çığır açan canlı ‘A/V’ şovu ile !f Music Açılış Partisi’nde Ghetto’da! 3 mekana birden yayılacak olan Gökkuşağı Partisi’nde ana sahnede Nomi Ruiz (Jessica 6) DJ setinin ardından sürpriz bir PA performansı da yapacak.

!f Music’in ilk sürprizi Chemical Brothers’ın filmi Don’t Think’in dünyanın sayılı şehirlerinde eş zamanlı yapılacak olan gösterimine İstanbul’u da eklemek oldu. 26 Ocak gecesi seçilmiş 26 şehirde yapılacak eşzamanlı gösterimin bir ayağı da İstanbul’da gerçekleşecek. Tüm dünyada sayılı insanın parçası olabileceği bu canlı sinema olayı adidas Originals ana sponsorluğundaki !f Music kapsamında!

!f Music Partileri

!f İstanbul’un adidas Originals ana sponsorluğundaki ve Tuborg ortaklığındaki yeni festivali !f Music sadece Sesli Yaşam filmleri ve müzik etkinlikleri ile değil partileriyle de çok konuşulacak.

!f Music Açılış Partisi / !f Istanbul Opening Party

18 Şubat Cumartesi

Feat. Kate Simko (US) Live + DJ Set
Warm up- Close up : Dearhead
Visuals by Jeffrey Weeter

Jeffrey Weeter’ın gerçek zamanlı video kurgusu ile Kate Simko’nun canlı performansı birleşiyor ve ‘Canlı Sinema’ adını verdikleri 2011 şovu İstanbul’lu müzikseverlerle buluşuyor. Kendine özgü canlı bir sinematik deneyime dönüşecek performans daha önce Asya, Avrupa ve Amerika’da Fabric, Verboten (New York), Culture Box (Kopenhag), Cocoliche (Buenos Aires), Rex Club (Paris) gibi kulüplerde gerçekleşti, şimdi ise !f İstanbul ile ilk defa GHETTO’da ! Gecenin açılışını ve kapanışını Dearhead yapacak.
!f Music Gökkuşağı Partisi / !f Rainbow Party
24 Şubat Cuma

Feat. Jessica 6, Barış K, Dearhead, Mr.Sür, Elif & Duygu

!f İstanbul’un gelenekselleşen, rengârenk partisi yine sevenlerinin gözünü arkada bırakmıyor! Babylon’un ev sahipliğinde gerçekleşecek ve 3 mekana birden yayılacak olan partide ana sahnede DJ setinin ardından sürpriz bir PA performansı da yapacak olan Nomi Ruiz (Jessica 6), ve hemen sonrasında seti devralacak Barış K, Dearhead, Mr. Sür, Elif & Duygu tüm gece ana sahnedeki herkesi dans ettiriyor olacak.

!f İzmir programı 3 Şubat 2012 tarihinde açıklanacaktır.

 

http://www.izmirdesanat.org

27 Ocak 2012/24 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/01/f-izmir.jpg 300 520 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-01-27 12:36:242012-01-27 12:39:52!F İstanbul Bağımsız Filmler Festivali İzmir ’de!
Sanat Haberleri

40. yılında İKSV programı

40. yılında İKSV programı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) Nejat Eczacıbaşı’nın özveri ve öncülüğünde temellerinin atıldığı İstanbul Müzik Festivali’nin 40. yılını 31 Mayıs-29 Haziran 2012’de kutluyor. 40. İstanbul Müzik Festivali’nin “Onur Ödülü” Hüseyin Sermet’e,”Yaşam Boyu Başarı Ödülü” Giya Kancheli’ye verilecek.

 

Bugüne kadar 3 bine yakın gösteriyle, Türkiye’den ve yurt dışından 40 bini aşkın sanatçıyı ağırlayan İstanbul Müzik Festivali’nin 40. Yılı için “özel” hazırlanan programı bugün basın toplantısıyla açıklandı.

Four Seasons Hotel’de düzenlenen bir basın toplantısına İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Borusan Kültür Sanat Yönetim Kurulu BaşkanıZeynep Hamedi ve İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer Oymak katıldı.

2. dünya prömiyerine, 3 Türkiye prömiyerine ev sahipliği yapacak olan 40. İstanbul Müzik Festivali’nde bu yıl, senfoni ve oda orkestraları, vokal konserler,  oda müziği, resitaller olmak üzere toplam 23 konser yer alıyor. Festival konserleri, Festivale 40 yıldır ev sahipliği yapan Aya İrini Müzesi’nin yanı sıra Haliç Kongre Merkezi, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Hollanda Başkonsolosluğu Bahçesi, Süreyya Operası, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası ve İstanbul Arkeoloji Müzesi gibi 8 farklı mekanda gerçekleştirilecek.

40.İstanbul Müzik Festivali bu yıl dünyaca ünlü iki besteciye verdiği eser siparişleriyle de çağdaş müzik repertuarına katkıda bulunmaya devam edecek. Dünya sahnelerinde eserleri çalınan, beste siparişleri alan ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say “Mezopotamya” başlıklı 2. Senfoni’si festivalin siparişi üzerine besteledi. Çağdaş müzik dünyasının önde gelen isimlerinden Gürcü besteci Giya Kancheli ise, sipariş edilmiş olan senfonik eserinin dünya prömiyerleri festival kapsamında gerçekleştirilecek.

Festival, Hélène Grimaud’dan Anne-Sophie Mutter’e, Miloš’tan Gidon Kremer’e, Viyana-Berlin Oda Orkestrası’ndan Varşova Filarmoni Korosu’na,  klasik müziğin birçok yıldızını İstanbul’da ağırlarken Avrupa’nın önde gelen koreograflarından Heinz Spoerli’nin veda turnesi kapsamında Zürih Balesi’nin iki özel gösterisine de ev sahipliği yapacak. Festivalde konserlerin yanı sıra, söyleşiler, eğitim çalışmaları ve anlatılar da düzenlenecek.

Basın toplantısında konuşan İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı,İstanbul Kültür Sanat Vakfı’yla birlikte 40. yaşını kutlayan Müzik Festivali’nin yaşadığı mekan sorununa dikkat çekerek; “Geçtiğimiz kırk yıllık süreçte, 1. İstanbul Festivali’nde kullanılan mekânlara farklı alternatifler yaratılamaması, İstanbul’un bir kültür sanat başkenti olarak gelişimi adına üzücüdür. Ne yazık ki bugün, kullandığımız neredeyse hiçbir sahnenin öncelikli amacı konser salonu olarak işlev görmek değil. Bu konuda her fırsatta özel kuruluşların, yerel yönetimlerin ve kamu kurumlarının da desteğiyle hayata geçirilebilecek yeni çözümler geliştirmeye çalışıyoruz” dedi. İstanbul Müzik Festivali’nin 40. yılında gençlere yönelik projelerin de artırılarak devam edeceğinin altını çizen Eczacıbaşı “İKSV olarak bizim umudumuz ve kahramanlarımız da gençler. Bu yüzden kırkıncı yılımızda, gençlere yönelik çalışmalarımıza hız kazandırıyoruz. 40. yılımızda yeniden canlandırdığımız ‘BiTamBiÖğrenci’ programıyla sivil toplum kuruluşlarının yönlendireceği gençlerin konserlere katılımını sağlayacak ve genç müzik öğrencilerinin eğitimine katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştirdiğimiz ustalık sınıflarını sürdüreceğiz”diyerek İKSV’ye desteklerini sürdüren tüm kurum ve kuruluşlara  teşekkür etti..

Festival sponsorluğunu 2006 yılından beri üstlenen Borusan Holding adına konuşanZeynep Hamedi, “Borusan olarak, kültür ve sanatı faaliyet gösterdiğimiz 5. sektör olarak görüyoruz. Hem topluluk olarak destek verdiğimiz etkinlikler, hem de 2012’de 15. yılını kutlayan Borusan Kültür Sanat aracılığıyla da bu alandaki faaliyetlerimizi sürdürmeye kararlıyız. Türkiye’yi tümüyle kucaklamak ve kültürel zenginliğimizi dünyayla paylaşmayı diliyoruz” dedi.

Yeşim Gürer Oymak ise, “Sanatçılar da tıpkı kahramanlar gibi ideallerinin peşinden koşarlar yaşamları boyunca. Festivalin 40. yılında müzikseverleri, iç içe geçmiş iki kavram olan umut ve kahramanlık üzerine bestelenmiş eserlerin işitsel dünyalarına davet ediyoruz. Festival temasının yanı sıra, bu yıl iki önemli besteciye vermiş olduğumuz eser siparişlerinin dünya prömiyerlerine ev sahipliği yapacağız” diyerek programhakkında bilgi verdi.
Bu yıl festivalin tanıtım kampanyasını Alametifarika, 40. yılı için özel olarak hazırlanan logoyu Bülent Erkmen tasarladı. Bilet satışının yanı sıra festival sponsoru Borusan Holding ve Kültür ve Turizm Bakanlığı, diğer resmi kurumlar, pek çok gösteri ve basın sponsorunun desteği, Ernst Von Siemens Music Foundation, TC İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ve Devlet Konservatuarı, Hollanda Kraliyeti İstanbul Başkonsolosluğu ve Polonya İstanbul Başkonsolosluğu işbirliğiyle gerçekleşiyor.

Festival teması: “Umut ve Kahramanlar”

İstanbul Müzik Festivali’nin “Umut ve Kahramanlar” temasıyla bağlantılı olarak kurgulanan programında, müzikseverleri bu tema çerçevesinde seçilmiş eserler ve oluşturulmuş birçok sürpriz proje bekliyor. 40. İstanbul Müzik Festivali açılışı, gelecek için umudumuz olan, dünya sahnelerinde fırtına gibi esen genç kuşak sanatçılarımızSimge Büyükedes, Ezgi Kutlu, Cenk Bıyık ve Burak Bilgili’nin katılımıyla insanlığın yüksek ideallerini ve umudunu simgeleyen “özgürlük, eşitlik, kardeşlik”kavramlarını anlatan ve müzik tarihi için anıtsal bir değeri olan Beethoven’in görkemli 9. Senfonisi 31 Mayıs’ta şef Sascha Goetzel yönetiminde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Devlet Çoksesli Korosu’nun katılımıyla gerçekleşecek. Açılış konserindeHüseyin Sermet’e “Onur Ödülü” de sunulacak.

Ülkemizin önde gelen kemancılarından Cihat Aşkın ile Hakan Şensoy yönetimindeki İstanbul Oda Orkestrası’nın 8 Haziran’da gerçekleştirileceği “Müziğin Kadın Kahramanları” başlıklı gecede, dünyadan ve ülkemizden müzikte öncü rol üstlenmiş kadın bestecilerin eserleri seslendirilecek. Tema kapsamında gerçekleştirilecek bir diğer özel konser ise 16 Haziran’da Hüseyin Sermet’in Deutsches Symphonie Orchester Berlin eşliğinde, kahramanlık üzerine yazılan iki eseri, Ravel’in 1. Dünya Savaşı’nda sağ kolunu kaybetmesine rağmen ‘umudunu asla yitirmeyen’ piyanist Paul Wittgenstein için yazdığı “Sol El İçin Piyano Konçertosu” ve Beethoven’in kahramanlığı hem zafer hem de trajedisiyle dile getiren 3. Senfonisi “Eroica” adlı eserlerini seslendireceği gece olacak. 20 Haziran gecesi ise İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve Daniel Müller Schott, Strauss’un Cervantes’in ünlü romanına dayanarak bestelediği senfonik şiiri “Don Kişot”u ve Strauss’un kendisini anlattığı eseri “Bir Kahramanın Hayatı”nı seslendirerek izleyenleri“kahramanların” peşinden uzak diyarlara götürecek.

Temaya gönderme yapan bir başka önemli konser ise Beethoven’in epik 5.Piyano Konçertosu “İmparator”’un besteci ve piyanist Fazıl Say ve şef Gürer Aykalyönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın seslendireceği gece olacak.

Festivalde ayrıca, gelecek için bizlere umut veren genç müzisyenlerimize yönelik birçok özel proje de yer alıyor. Türkiye çapında genç yetenekleri teşvik etmek ve keşfetmek amacıyla başlatılan “İstanbul Müzik Festivali Genç Solistini Arıyor”projesi kapsamında ülkenin çeşitli konservatuarlarından 21 Mart tarihinde yapılacak seçmeler sonucunda belirlenecek bir genç solistin, 15 Haziran’da şef Ramiz Malik Aslanov yönetimindeki İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Senfoni Orkestrası eşliğinde seslendireceği konçerto olacak. 19 Haziran’da gerçekleştirilecek “Genç Ustalar ve Kahramanları” başlıklı konserde, henüz 14 yaşında olmalarına rağmen, şimdiden ustalıklarını ispatlayan genç yetenekler Ece Bozkurt, Iraz Yıldızve Cem Esen’in bugünün piyano duayenleri, zamanın “Harika Çocukları” Gülsin Onay, Hüseyin Sermet ve Muhiddin Dürrüoğlu ile birlikte verecekleri konser  festivalin kaçırılmayacak gecelerinden olacak.
 
Festivalin 40. Yılı için iki özel eser siparişi

İstanbul Müzik Festivali geçtiğimiz yıldan itibaren, Türkiyeli ve yabancı bestecilere eser siparişi vererek, çağdaş müzik repertuarını zenginleştirme yolunda önemli bir adım attı. Festival bu yıl da eser siparişlerine devam ederek, dünyaca ünlü iki besteciye eser siparişinde bulunarak, eserlerin dünya prömiyerlerinin festival kapsamında gerçekleştirilmesini sağlayacak.

Günümüzün en saygın bestecilerinden, çağdaş müzik dünyasının önde gelen isimlerinden Gürcü besteci Giya Kancheli’nin festivalin siparişi üzerine bestelediği senfonik yapıtının dünya promiyeri, 11 Haziran Pazartesi günü saat 20.00’de Aya İrini Müzesi’nde gerçekleştirilecek. 2011 yılının son aylarında kaybettiğimiz yetenekli çellistBenyamin Sönmez’in solist olarak yer almasının planlandığı bu konser, genç sanatçının anısına yapılacak. Konserde Kancheli’nin eserlerini, şef Andres Mustonen yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Varşova Filarmoni Korosu seslendirecek. Konserin solistleri ise Gürcü kontrtenor Mamuka Gaganidze, çellist Giedre Dirvanauskaite ile geçtiğimiz yıl Festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alan efsane kemancı Gidon Kremer. Konserde Kancheli’ye “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” de sunulacak.

Festivalin ikinci eser siparişi ise bestelediği eserleri ve tüm dünyada verdiği konserleriyle günümüzün en başarılı sanatçıları arasında yer alan Fazıl Say’a verildi. Fazıl Say’ın “başyapıt” olarak nitelendirdiği “Mezopotamya” başlıklı 2. Senfonisinin dünya prömiyerinde usta piyaniste, şef Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşlik edecek. Prömiyer, 23 Haziran Cumartesi günü saat 20.00’de Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Festival Biletleri

40. İstanbul Müzik Festivali’ndeki konserler ile Açılış Töreni ve Konseri’nin biletleri 4 Şubat Cumartesi günü saat 10.00’dan itibaren:

Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00),  www.biletix.com ve  İKSV merkezinden ve festival süresince Aya İrini Müzesi’nde yer alan gişeden alınabilecek.
40. İstanbul Müzik Festivali bilet fiyatları 30 TL ile 400 TL arasında değişiyor. Öğrenci biletleri yalnızca İKSV gişesinden kimlik kartı gösterilerek satın alınabilecek.

Lale Kart sahipleri festival biletlerinde %20–25 oranındaki “Lale üyelerine özel indirim” lerden yararlanabilecekler. Lale üyeleri ayrıca, biletlerini öncelikli olarak da alabilecek. Siyah ve Beyaz Lale üyeleri için öncelikli bilet satış tarihleri 30, 31 Ocak, Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri için ise öncelikli bilet satış tarihleri 1, 2, 3 Şubat. Lale üyeleri öncelikli biletlerini Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), www.biletix.com ve İKSV merkezinden (10.00–18.00 saatleri arasında, Pazar hariç) alabilecekler.

40. İstanbul Müzik Festivali program kitapçığı İKSV merkezinden (Nejat Eczacıbaşı Binası Sadi Konuralp Cad. No:5, Şişhane) ve Biletix satış noktalarından temin edilebiecek.

www.iksv.org/muzik

 

24 Ocak 2012/14 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/01/İKSV1.jpg 440 600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-01-24 18:11:052012-01-24 18:14:3240. yılında İKSV programı
Sanat Haberleri

Egeliler İçin Sanat Dolu Günler Başlıyor

İzmir’de 9-13 Aralık günlerinde yapılacak 4. Uluslararası Egeart Sanat Günleri, 25  Sanatçıları İzmirli sanatseverlerle biraraya getirecek. 

4.EgeArt Sanat Günleri’ne Almanya ABD, 

Avusturya, Avustralya, Belçika, Bulgaristan, 

Çin, Danimarka, Fransa, Finlandiya, 

Hindistan, İngiltere, İtalya, İspanya,

Japonya,  Meksika, Kanada, Kore,

LatviaRiga,  Macaristan,  Rusya,  Polonya,  

Slovakya, Sırbistan ve Yunanistan’dan 

sanatçılarkatılacak. 25 ünlü ressam, seramik ve heykelsanatçısı,  

eserlerini İzmirli sanatseverlere sunacak.

                                                                                                                                                       4. ULUSLAR ARASI EGEART

SANAT GÜNLERİ PROGRAMI

 1 Aralık 2011      Perşembe

Paralel Sergi Alanı Açılışı:

12.00                          “Heykel Sergisi”

Abdülkadir ÖZTÜRK

Swissôtel Büyük Efes, İzmir

7 Aralık 2011      Çarşamba     

18.00 – 19.00             •“Arkeolojinin Gizemli Dünyası”

Ege Üniversitesi Arkeolojik Kazıları Fotoğraf Sergisi

Karşıyaka Belediyesi Hamza Rüstem Fotoğraf Evi Sanat Galerisi

8 Aralık 2011      Perşembe                                              

Sergi Alanları Açılışları:

 

14.30– 15.30              •“Tarihte Yolculuk”  Çömlekten Sanat Objesine…

Seramik Sergisi

47 Usta Seramik Sanatçısı

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı İzmir Arkeoloji Müzesi

16.30 – 17.30             •“Çin Kaat’ı Sanatı”ndan Örnekler

Nedim SÖNMEZ Koleksiyonu’ndan…

EÜ 50. Yıl Köşkü

17.30– 18.30               •‘’AK,, Giyilmeyen Giysiler Sergisi

Devran MURSALOĞLU

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi

18.30 – 19.30              •“Nev-i Şahsına Münhasır” Seramik Sergisi

Toygan EREN

EÜ Ege Meslek Yüksekokulu Sanat Galerisi

19.30 – 20.30              •”Yanan Heykel” Açılışı

Nina Hole & Ann Charlotte Ohlsson

                                           •  EÜ Kampüsü

9 Aralık 2011      Cuma

09.00 – 14.00             •“Seramik Çalıştayı”

Toygan EREN

    EÜ Ege Meslek Yüksekokulu Sanat Galerisi

 9 Aralık 2011      Cuma

10.30– 12.00              •4. Uluslararası EgeArt Sanat Günleri Açılış Töreni

–       Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı,

–       Açılış Konuşmaları,

–       Prof. Turan Erol’un Sanat Yaşamı ve Onur Ödülünün takdimi,

–       Doğançay Müzesi’nin Tanıtımı ve Kurum Onur Ödülü takdimi,

–       “Türkiye’nin Renkleri” Mini Konser

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı, DEÜ Konservatuvarı ve İZDOB işbirliği ile…

EÜ Atatürk Kültür Merkezi

 12.00 – 19.30             •Paralel Sergi Alanları Açılışları

10.00 – 12.00              •Film Gösterimi:

Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü (Yön. Ezel Akay)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 12.00 – 12.30             • “Ege’de Sanat Yaşamı” Karma Sergi

• “Bahariye Sanat Galerisi’nden Bir Seçki”

• T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu’ndan Bir Seçki…

 

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi   

14.00 – 16.00              •Film Gösterimi:

Üç Maymun (Yön. Nuri Bilge Ceylan) 

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

 13.30 – 15.30              •Film Gösterimi:

Devrim Arabaları (Yön. Tolga Örnek)                                            

                                    EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 14.00 – 15.30              •‘’EgeArt Genç Sanat Resim Yarışma Sergisi” ve Ödül Töreni

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Denizden Gelen (Yön. Nesli Çölgeçen)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

O da Beni Seviyor (Yön. Barış Pirhasan)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 14.30 – 15.30              •“2. Buluşma”

Eczacıbaşı Vitra Seramik Atölyesi

Adnan Franko Sanat Galerisi

 15.00 – 15.30             •Dinleti

İzmir Devlet Opera ve Balesi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

15.30 – 16.30              •‘’Işık Üniversitesi Baskı Resim Koleksiyonundan Bir Seçki’’…

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi

 15.30 – 16.30              •‘’Göbekli Tepe Rüzgârı’’ Seramik Sergisi

Erdinç BAKLA

          •‘’Torak’’ Kömürün Dramı Fotoğraf Sergisi

                                   İbrahim DEMİREL

•‘’İnvalid’’ Polaroit Fotoğraf Sergisi

                                    Mehmet KOŞTUMOĞLU

•‘’Doğu’dan Batı’dan’’Fotoğraf Sergisi

Ozan SAĞDIÇ

•“Dünya İnsanı’’ Fotoğraf Sergisi
Yusuf Tuvi

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi

16.00 -18.00               •Film Gösterimi:

                                    Hayat Var (Yön. Reha Erdem)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

16.30 – 17.30             •“Heykel Sergisi”

Cem SAĞBİL

•“Zeus” Duvar Objeleri Sergisi

Ender GÜZEY

Kaya Thermal Otel Convention Center Sanat 

16.30 – 17.30             •“Karanlık Kutu” Çalıştay ve Fotoğraf Sergisi

Jochen PROEHL

Bornova Belediyesi Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi  Sanat 

 – 18.30             •“Yaşama Dair” Lif Sanatı Sergisi

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyeleri

İKSEV İzmir Kültür ve Sanat Eğitim Vakfı Sanat Galerisi

18.00 – 19.00             •‘’Cam Dünyamız’’ Karma Sergisi

 

İşsanat İzmir Galerisi

 18.00 – 20.00             •Film Gösterimi:

Başka Dilde Aşk (Yön. İlksen Başarır)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 18.00 – 20.00             •Film Gösterimi:

Pardon (Yön. Mert Bakkal)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

18.30 – 19.30             •“Boğaziçi’nin Gizemi” Kartpostal Sergisi

Reha KESKİNTEPE Koleksiyonu’ndan…

İzmir Özel Türk Koleji Uşakizade Köşkü Sanat Galerisi

20.30                           •Açılış Konseri

“Tenor Aydın Uştuk ve Orkestra Allegra”

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu

10 Aralık 2011    Cumartesi

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Takva (Yön. Özer Kızıltan)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

11.00 -12.30               •Film Gösterimi:

Vicdan (Yön. Erden Kıral)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

11.00-12.30                •Sunum:

Usta’ya Saygı…

–       İlhan BERK (Şair – Ressam)                    Sunan: Sina AKYOL

–       İlhan KOMAN(Heykeltraş)                     Sunan: Nevzat SAYIN

–       Füreyya KORAL (Seramik sanatçısı)      Sunan: Rabia ÇAPA

–       Ferruh BAŞAĞA(Ressam)                       Sunan: Aydın AYAN

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

13.00 -14.30               •Panel

“Sermaye ve Sanat”

Fiyat Anarşisinde Galeri ve Müzayede İkilemi

Abdülkadir Günyaz,  Kaya Özsezgin, M. Sıtkı Erinç, Ümit GEZGİN

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

13.30 – 15.30              •Film Gösterimi:

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (Yön. Ahmet Uluçay)                                                                              

                                 EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00-15.30                •Film Gösterimi:

Sonbahar (Yön. Özcan Alper)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Sürü (Yön. Zeki Ökten)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

15.00-15.30                •Dinleti

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

15.00-16.00                •Prof. Dr. Doğan Kuban “Osmanlı’dan Cumhuriyete Bir Kültür Çınarı”

• Söyleşi ve Kitap İmza Günü

•“Divriği Ulu Cami Kuzey Taç Kapısı”  Fotoğraf Sergisi

Fotoğraflar: Mimar Cemal Emden

Y. Mim: Hasan Basri Habulu Arşivinden …

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

16.00 – 16.30             •Film Gösterimi:

Pandora’nın Kutusu (Yön. Yeşim Ustaoğlu)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

16.30 – 17.30              •Perküsyon Show”

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

•4. Uluslararası EgeArt Sanat Günleri’ni Destekleyen Kurum, Kuruluş ve Sponsorlara Plaket Sunumu

EÜ Atatürk Kültür Merkezi /Tiyatro Salonu

18.30-19.00                •Sunum

“Torak”

Kömürün dramı ve işçi portreleri

İbrahim DEMİREL

EÜ Atatürk Kültür Merkezi/Tiyatro Salonu

20.30                          •Bodrum Oda Orkestrası Konseri

Şef: Naci Özgüç

Solist: Emre Sayarı “Viyolonsel”

Başkemancı / Şebnem Edgü

Sanat Koordinatörü: Numan Pekdemir

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre 

11 Aralık 2011    Pazar  

11.00-12.30                •Film Gösterimi:

Tatil Kitabı (Yön. Seyfi Teoman)

                                   EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

14.00-15.30                •Panel

“Medya, Birey ve Sanat’’
Ayşegül Sönmez, Cem Erciyes, Hüsamettin Koçan, Zeynep Oral

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu

14.00 -15.30               •Film Gösterimi:

Adem’in Trenleri (Yön. Barış Pirhasan)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

15.00-15.30               •Dinleti

Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuayesi

 

15.30-16.30                •Zeynep Oral – Kitap İmza Günü

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu Fuayesi

16.00-17.30                •Film Gösterimi:

Türev (Yön. Ulaş İnaç)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

 

20.30                          •Konser

“Ephesus Brass” Konseri

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası

Solistler: Tevfik Rodos, Polet Yurteri, Şevki Deniz, Renin Yükseler

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

 

12 Aralık 2011    Pazartesi

 

10.30 – 12.00              •Konferans: 

                                    Uluslararası Sanatçılar

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu        
12.30 – 14.30             •Smyrna Bayraklı Höyüğü Kazı Alanı Gezisi

Konferans: Prof. Dr. Meral AKURGAL

Bayraklı Belediyesi Katkıları ile …

14.00-15.30                • Film Gösterimi:

Cazibe Hanım’ın Gündüz Düşleri (Yön. İrfan Tözüm)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Başka Dilde Aşk (Yön. İlksen Başarır)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 15.00 -15.30              •Dinleti

İzmir Devlet Opera ve Bale Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

 15.00 – 16.30             •Konferans:

Uluslararası Sanatçılar

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro 

 

16.00 – 18.00                         •Film Gösterimi:

Babam ve Oğlum (Yön. Çağan Irmak)
EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

17.30                          •Uygulamalı Sunum
“Kaat’ı Sanatı” Muhittin Tamay – Nedim Sönmez
         EÜ 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi


20.30                          •Konser

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

“Turkuaz Esintiler” Oda Müziği Topluluğu

İzmir Büyükşehir Belediyesi Aya Voukla Kilisesi

20.30                          •Dans Gösterisi

“ŞEHİRORMAN”

İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü Modern Dans Topluluğu

                        EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13 Aralık 2011    Salı

11.00 – 12.00             •Konferans:

Uluslararası Sanatçılar

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro Salonu                                                               

14.00 – 16.00             •Panel

“Sanatsal Perspektiften 2011 Türkiyesi’nde Sinema”

Semir Aslanyürek, Seyfi Teoman, Taha Feyizli, Umur Bugay, Yüksel Aksu
EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Tiyatro 

14.00-15.30                •Film Gösterimi:

Bal (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

15.00-15.30                •Dinleti

EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Dinletisi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu Fuaye Alanı

16.00-17.30                •Film Gösterimi:

Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü (Yön. Ezel Akay)

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / A.Adnan Saygun Salonu

20.30                          •Konser:

                                               “Napoliten’den Tangoya…” Aşk Şarkıları

İzmir Devlet Opera ve Balesi

EÜ Atatürk Kültür Merkezi / Yunus Emre Salonu

 14 Aralık 2011    Çarşamba

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Ejder Kapanı (Yön. Uğur Yücel)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Bal (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

15 Aralık 2011 Perşembe

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Süt (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Yumurta (Yön. Semih Kaplanoğlu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Sürü (Yön. Zeki Ökten)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

17.30                          •Sunum

“Dünya Renkli Kâğıtları’’
Nedim Sönmez
                                  EÜ 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi

 16 Aralık 2011 Cuma

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Gemide (Yön. Serdar Akar)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Eşkıya (Yön. Yavuz Turgul)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Denizden Gelen (Yön. Nesli Çölgeçen)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

17 Aralık 2011 Cumartesi

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Cenneti Beklerken (Yön. Derviş Zaim)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

İnşaat (Yön. Ömer Vargı)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Selvi Boylum Al Yazmalım (Yön. Atıf Yılmaz)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

18 Aralık 2011 Pazar

10.00 – 12.00              •Film Gösterimi:

Eğreti Gelin (Yön. Atıf Yılmaz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Kalbin Zamanı (Yön. Ali Özgentürk)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi 

19 Aralık 2011 Pazartesi

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Beş Vakit (Yön. Reha Erdem)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Kabadayı (Yön. Ömer Vargı)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Tatil Kitabı (Yön. Seyfi Teoman)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

20  Aralık 2011 Salı

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

İtiraf (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Uzak (Yön. Nuri Bilge Ceylan)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Kalbin Zamanı (Ali Özgentürk)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

20.30                           •Konser

“7 Ülke – 7 Besteci”

Borusan Quartet

                                 EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

21  Aralık 2011 Çarşamba

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Dondurmam Gaymak (Yüksel Aksu)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

3. Sayfa (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Eğreti Gelin (Yön. Atıf Yılmaz)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 22 Aralık 2011 Perşembe

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Bekleme Odası (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

 13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Mayıs Sıkıntısı (Yön. Nuri Bilge Ceylan)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

O da Beni Seviyor (Yön. Barış Pirhasan)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

İnşaat (Yön. Ömer Vargı)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

20.30                           Operet

“Arşın Mal ALAN”

Karşıyaka Belediyesi Opera Sarayı

23 Aralık 2011 Cuma

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Kader (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Masumiyet (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Pardon (Yön. Mert Bakkal)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

 14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Cenneti Beklerken (Yön. Derviş Zaim)

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi

 24 Aralık 2011 Cumartesi

10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Yatık Emine (Yön. Ömer Kavur)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

Tabutta Röveşata (Yön. Derviş Zaim)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

14.00 – 16.00             •Film Gösterimi:

Tatil Kitabı (Yön. Seyfi Teoman)

Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi

25 Aralık 2011 Pazar

 10.00 – 12.00             •Film Gösterimi:

Mustafa Hakkında Herşey (Yön. Çağan Irmak)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi

13.30 – 15.30             •Film Gösterimi:

C Blok (Yön. Zeki Demirkubuz)

EÜ Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi


 

30 Kasım 2011/112 Yorumlar/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2011/11/4.egeart-programı.jpg 238 320 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2011-11-30 09:08:542011-12-03 17:59:13Egeliler İçin Sanat Dolu Günler Başlıyor
Page 7 of 8«‹5678›

Şunun için etiket arşivi: besteci

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi

Archive

  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Şubat 2025
  • Eylül 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Haziran 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Ağustos 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019
  • Eylül 2019
  • Ağustos 2019
  • Temmuz 2019
  • Haziran 2019
  • Mayıs 2019
  • Nisan 2019
  • Mart 2019
  • Şubat 2019
  • Ocak 2019
  • Aralık 2018
  • Kasım 2018
  • Ekim 2018
  • Eylül 2018
  • Ağustos 2018
  • Temmuz 2018
  • Haziran 2018
  • Mayıs 2018
  • Nisan 2018
  • Mart 2018
  • Şubat 2018
  • Ocak 2018
  • Aralık 2017
  • Kasım 2017
  • Ekim 2017
  • Eylül 2017
  • Ağustos 2017
  • Temmuz 2017
  • Haziran 2017
  • Mayıs 2017
  • Nisan 2017
  • Mart 2017
  • Şubat 2017
  • Ocak 2017
  • Aralık 2016
  • Kasım 2016
  • Ekim 2016
  • Eylül 2016
  • Ağustos 2016
  • Temmuz 2016
  • Haziran 2016
  • Mayıs 2016
  • Nisan 2016
  • Mart 2016
  • Şubat 2016
  • Ocak 2016
  • Aralık 2015
  • Kasım 2015
  • Ekim 2015
  • Eylül 2015
  • Ağustos 2015
  • Temmuz 2015
  • Haziran 2015
  • Mayıs 2015
  • Nisan 2015
  • Mart 2015
  • Şubat 2015
  • Ocak 2015
  • Aralık 2014
  • Kasım 2014
  • Ekim 2014
  • Eylül 2014
  • Ağustos 2014
  • Temmuz 2014
  • Haziran 2014
  • Mayıs 2014
  • Nisan 2014
  • Mart 2014
  • Şubat 2014
  • Ocak 2014
  • Aralık 2013
  • Kasım 2013
  • Ekim 2013
  • Eylül 2013
  • Ağustos 2013
  • Temmuz 2013
  • Haziran 2013
  • Mayıs 2013
  • Nisan 2013
  • Mart 2013
  • Şubat 2013
  • Ocak 2013
  • Aralık 2012
  • Kasım 2012
  • Ekim 2012
  • Eylül 2012
  • Ağustos 2012
  • Temmuz 2012
  • Haziran 2012
  • Mayıs 2012
  • Nisan 2012
  • Mart 2012
  • Şubat 2012
  • Ocak 2012
  • Aralık 2011
  • Kasım 2011
  • Ekim 2011
  • Eylül 2011
  • Haziran 2011
  • Mayıs 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Şubat 2011
  • Ocak 2011
  • Haziran 2010
  • Nisan 2010
  • Ekim 1999
  • Eylül 1999

Categories

  • Bizden Haberler
  • Güncel Haberler
  • News
  • Personal
  • Sanat Haberleri

Facebook

Instagram

No images available at the moment

Follow Me!

Bize Ulaşın

T.C. M.E.B.
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu

Adres : İncirli cad. Kartaltepe mah. Kıbrıs Sok. Okan apt. No:6/1 34145 Bakırköy, İstanbul  Türkiye

( Eski Town Center’in -Şuan Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin karşısı-, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Çalışma saatlerimiz haftanın 7 günü  09:00 – 21:00 saatleri arasındadır.

+90 212 570 80 68

+90 530 880 71 80

[email protected]

Bağlantılar

  • Sanat Haberleri
  • Nar Sanat İstanbul Eğitim Ve Kültür Sanat Derneği
  • M.E.B. Sertifika Vermeye Yetkili Kurumlar
  • Site Haritası
  • Güncel Haberler

Konum

© Telif Hakkı - Nar Sanat - Enfold WordPress Theme by Kriesi
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
  • Kurumsal
  • İletişim
Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön