Nar Sanat
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
    • Müzik Eğitimleri
      • Gitar Eğitimi
      • Piyano Eğitimi
      • Keman Eğitimi
      • Bateri Eğitimi
      • Şan Eğitimi
      • Bağlama Eğitimi
      • Akordeon Eğitimi
      • Flüt Eğitimi
      • Kanun Eğitimi
      • Saksafon Eğitimi
      • Org Eğitimi
      • Ud Eğitimi
      • Solfej Eğitimi
      • Klarnet Eğitimi
      • Viyolonsel (Çello) Eğitimi
    • Görsel Sanatlar
      • Resim Kursları
      • Kara Kalem
      • Karikatür
      • Fotoğraf
    • Sahne Sanatları
      • Tiyatro
      • Diksiyon
      • Senaryo ve Kısa Film
      • Yaratıcı Drama
      • Yaratıcı Drama Liderliği
      • Yetişkinler için Drama
    • Dans Kursları
      • Bale
      • Halk Dansları (Folklor) Kursu
      • Modern Dans
      • Hip Hop
        • Çocuk HipHop Dans
        • Yetişkin HipHop Dans
      • Oryantal dans kursu
        • Zumba
      • Düğün Dansı
      • Latin Dansları
        • Tango
        • Salsa
        • Swing – Lindy Hop
        • Vals
        • Bachata
        • Samba
        • Lambada
        • Rumba
        • Cha Cha
        • Flamenko
        • Merenge
    • Koro
      • Türk Halk Müziği
      • Türk Sanat Müziği
  • Kurumsal
    • About Us
    • Basında Biz
    • Haberler
    • Akademik Yazılar
  • İletişim
  • Menu Menu
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail
Güncel Haberler, Sanat Haberleri

Arkeolojinin ve Arkeologların Sinemada Temsili

Arkeoloji ve arkeologlar, uzun yıllardır filmlere konu ediliyor. Günümüzde hala farklı türlerde karşımıza çıkan arkeolojinin ve arkeologların beyaz perdeye nasıl taşındığını ve nasıl temsil edildiğini gelin birlikte inceleyelim.

 

Arkeolojinin Sinemaya Taşınması

18. yüzyılın sonundan 20. yüzyılın başlarına kadar Mısır’da gerçekleştirilen bilimsel keşifler, insanlarda büyük ilgi uyandırdı. Özellikle Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart’ın 1798-1801 yılları arasında Mısır’a düzenlediği seferlerde bilim insanlarının daha önce görülmemiş Antik Mısır kalıntılarını belgelemesiyle başlayan bu ilgi, 1922 yılında İngiliz arkeolog Howard Carter’in ve Lord Carnarvon’un Antik Mısır’da Firavun Tutankamon’un mezarını keşfetmesiyle devam etti. Tutankamon’un mezarının bulunmasının yanı sıra, 1923 yılında Lord Carnarvon’u öldürdüğü iddia edilen mumya laneti efsanesi, Mısır’daki arkeolojik çalışmaların artmasına, büyük bir turizm dalgasına ve Mısır motiflerinin batıdaki birçok sanat dalında kullanılmasına yol açtı.

1930’lardan itibaren Hollywood filmleri, geçmişi anlatan filmlerde kaybolmuş medeniyetleri ve bu medeniyetlerin hazinelerini bulmaya yönelik temalara odaklanmaya başladı (The Live Wire (1935) ve King Solomon’s Mines (1937) gibi). Lost Horizon (1937) filmiyle paralel temaları bir araya getirme fikri popülerlik kazandı. Böylece arkeoloji ve arkeologlar çoğunlukla aksiyon/macera, korku ve bilim kurgu türlerinde ya da bunların birbirleriyle harmanlandığı türlerde karşımıza çıkmaya başladı.

(İçinde Bir Tutam Arkeoloji Barındıran 7 Film)

The Mummy filmlerinin yayınlanmasıyla, arkeolojinin ve doğaüstü güçlerin bir arada kullanıldığı filmler en yaygın anlatı türlerinden biri haline geldi. Dünya dışı olayların insanlığı tehdit ettiği, uzaylılar ya da tanrılar tarafından bırakılan nesnelerin insanlığı yok etmek için kullanılacağı olay örgüleri korku ve bilim kurgu türlerinde sık bir şekilde kullanıldı. Bu tür filmlere örnek olarak Stargate (1994), Stonehenge Apocalypse (2010) ve A Genesis Found (2010) verilebilir.

Arkeologların Filmlerdeki Temsili

Arkeoloji filmlerindeki ana karakterler genellikle beyaz ve heteroseksüel erkek olarak karşımıza çıkıyor. Erkek karakterlerin uyruğu, karakterlerinin davranışlarında önemli bir rol oynayabiliyor. Mesela İngiliz arkeolog karakterler, zekaları ve entelektüel yönleriyle kahraman olurken; Amerikalı karakterler daha maceracı ve kurnaz yönleriyle öne çıkıyor. İngilizler problemler üzerinde düşünmeye meyilliyken, Amerikalılar hemen harekete geçerek kendi yollarını bulmaya çalışıyor. Bu yüzden birçok filmde olduğu gibi arkeoloji filmlerinde de erkeklerin maskülinitesi ya zekasıyla ya da dövüş becerileriyle ölçülüyor.

Kadınları daha nadiren ana karakter olarak izliyoruz, dikkate değer örnekler arasında Lara Croft serisi ve The Last Templar (2009) var. Kadın karakterler çoğunlukla arkeolog olmanın bir kadın için ilginç bir sosyal rol olduğu ima edilerek ya da yan karakter olarak karşımıza çıkıyor. Arkeoloji filmlerinde gördüğümüz kalıplaşmış kadın karakterlerini iki kategoriye ayırabiliriz: İlki, toplumun güzellik standartlarına uyan, macerayı seven ve ataerkil bakış açısına aldırış etmeyen ya da bunun farkında olmayan ayrıcalıklı kadın; ikincisi ise gözlüklerini çıkarıp, saçlarını açtıkları zaman dikkat çekici bir şekilde “güzelleşen” genç (genellikle akademisyen, öğrenci ya da kütüphaneci) kadın. İlk kategorideki kadın karakterler filmin ya kötü karakteri ya da kahramanı olurken, ikinci kategorideki kadın karakterler yan karakterlerden birisi ya da başı dertte olan, kurtarılmayı bekleyen bir karakter olarak tasvir ediliyor.

Kahraman ve Kötü Karakter Olarak Arkeologlar

Kahraman olarak tasvir edilen arkeologlar popüler kültür tarafından benimsenmişse, toplumun genelinin sahip olduğu değerlerin abartılı biçimlerini yansıtıyor diyebiliriz. Bu durum göz önüne alındığında, eski tarzda kahramanlık özelliklerinin birçoğunu içinde barındıran Indiana Jones filmleri (Batı Amerika’ya yapılan göndermeler, kovboy efsanesi, kostümler, kullanılan ekipmanlar (kılıflı tabanca ve kırbaç) ve Indy’nin dövüş becerileri) bu tür için biçilmiş kaftan.

Ancak geçmiş kahramanların aksine, Indy’nin entelektüel yetenekleri de filmlerde vurgulanıyor. Dillere olan yatkınlığı, yalnızca antik yazıları çözebilmesinde değil, aynı zamanda birçok dili akıcı bir şekilde konuşmasında da kendini gösteriyor. Arkeologların zekalarıyla ve fiziksel güçleriyle ön plana çıkmaları arkeoloji filmlerinin ortak özellikleri arasında. Filmlerde bir arkeologun uzmanlık bilgisi büyük ölçüde basitleştiriliyor, bunun yerine daha fantastik ve gerçek dışı şekillerde sorunlar çözüyor.

Elbette arkeologlar filmlerde her zaman kahraman olarak tasvir edilmiyor bazen acımasız, deli ya da düpedüz kötü karakter olarak da betimleniyor. Yaygın kötü karakter özelliklerin dışında (sebepsiz yere birini öldürmek ya da dünyaya hükmetme arzusu gibi), arkeologlar temelde iki tür kötü karakter olarak karşımıza çıkıyor: İlki, kimin için çalıştığını önemsemeyen, kendi amaçlarına ulaşmak için kötü tarafla birlikte çalışmaya istekli olan bencil karakter; ikincisiyse özel koleksiyoncu, açgözlü bir şekilde esere sahip olmak isteyen karakter.

Meslek Olarak Arkeoloji

Arkeoloji filmleri, arkeolojinin bir meslek olarak nasıl yapılandırıldığı ve arkeologların nasıl para kazandığı konusunda büyük bir kafa karışıklığı yaratabiliyor. İzleyicilerde arkeolojik çalışmalar, arkeologlar ve kamu kurumları (müzeler, üniversiteler ve devlet kurumları) arasındaki ilişki üzerine gerçek dışı izlenimler oluşabiliyor.

Filmlerdeki arkeologların bir üniversiteye ya da bir öğretim kurumuna bağlı olarak çalıştığını nadiren görüyoruz. Indiana Jones filmleri bunun bir istisnası, Indy’nin Marshall Üniversitesi’nde öğretmenlik yaptığı ve öğretmekten kaçınmaya çalıştığı sahneler, yaklaşan maceranın habercisi olarak kullanılıyor. Bununla birlikte, bu akademik bağlantıya rağmen Indy’nin arkeolojik maceraları doğrudan müze tarafından destekleniyor, antikalar doğrudan Indy’den satın alınıyor ve öğretmenliğin getirdiği sorumluluklar bir anda göz ardı edilebiliyor.

Çoğu zaman filmlerdeki arkeologlar, Tomb Raider’deki Lara Croft (2001) gibi serbest çalışıyor ya da The Mummy’s Hand’deki (1940) Steven Banning gibi bir müze tarafından işe alınıyor. Filmlerdeki arkeolojik kazılar, bir araştırma amacıyla başlatılmıyor. Bir devlet kurumunun, dünyayı kurtarmayı ümit eden birinin ya da özel yatırımcının talebi üzerine başlatılıyor. Çoğu zaman arkeolog kazıyı gerçekleştirebilmek için özel bağışçılar ya da kurumlar tarafından sağlanan fonları kullanıyor. Eserler bulunduktan sonra arkeolog, ganimeti ya başkalarıyla paylaşıyor ya da çalıştığı kurum tarafından parası ödeniyor.

İzleyicilerin, arkeologların kazı çalışmalarında bulduklarını saklamalarına gerçekte izin verilmediğini öğrenince hayret etmelerine şaşırmamak gerek. Filmler, arkeoloji mesleğini çarpıtılmış bir bakış açısıyla tasvir etse de yapımcıların buna neden başvurduğunu anlayabiliriz ne de olsa ilgi çekici yerler, gizli hazineler ve çözülmemiş gizemler, izlemesi fantastik ve heyecan verici konular.

Orta Doğu: Kültür Yağmacılığı ve Hazineler

Şüphesiz ki Orta Doğu, arkeoloji filmlerinde en sık kullanılan ortamlardan birisi. Sayısız klişeye uyan yan karakterlerin yardımıyla ya da engellemesiyle Avrupalı ve/veya Amerikalı karakterlerin maceralarını yaşadığı “egzotik topraklar” olarak karşımıza çıkıyor.

İzleyicinin özdeşleştiği karakterler genellikle İngiliz ya da Amerikalı arkeologlar olduğu için izleyici, yerli halka ve kültürlere bu karakterlerin gözünden bakıyor ve onları “ötekiler” olarak görüyor. Avrupalılar da bu filmlerde pek olumlu bir şekilde tasvir edilmiyor. Mesela Alman arkeologlar, özellikle II. Dünya Savaşı dönemi filmlerinde, casus, kundakçı ya da hırsız olarak temsil ediliyor (örneğin, Death Rides the Range’deki Alman baron). Fransız karakterler de özünde kötü olmasalar bile genellikle vicdansız, ahlaksız ve arkeolojik bir keşif yapmak ya da başkasından çalmak için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bencil karakter olarak tasvir ediliyor (örneğin Raiders of the Lost Ark’teki René Emile Belloq karakteri).

Orta Doğu temalı arkeoloji filmlerindeki kalıplaşmış yerli karakterleri üç kategoriye ayırabiliriz. İlki, son derece iyi eğitim almış, bulunan eserler yanlış ellere düşmesin diye onları koruyan “soylu vahşiler”. Bu yerliler, neredeyse her zaman soylarını antik zamanlara dayandıran, gizli toplulukların esrarengiz üyeleri oluyor. Aynı zamanda uzman bir at/deve binicisi ve kılıç ustası oluyorlar. Bu insanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, günü kurtarmak için yine de yabancı arkeologa ihtiyaç duyuyorlar.

İkinci kategoride, kötü olan ya da kötü taraflarla işbirliği yapan yerliler var. Böyle durumlarda, birey kendi çıkarları için sebepsiz yere kötü olabiliyor fakat genellikle ya bir düşmana ya da doğaüstü bir güce karşı koyamayacak kadar zayıf karakter olarak tasvir ediliyor. Hikayede daha az öneme sahip Orta Doğulu karakterler, diğer kötü adamların kuklaları olarak kullanılıyor.

Son olarak, onları ziyaret eden meslektaşlarının becerilerinden yoksun, tarafsız ya da iyi yerli arkeologlar var. Bu arkeologlar genellikle, hazineyi bulmak ya da dünyayı kurtarmak için diğer arkeologun kahramanlığına, zekasına ve fiziksel becerilerine güvenmek zorunda kalıyor. Arkeoloji filmlerindeki ana karakterler, yerli halkın katlanacağı sonuçları ya da bulundukları durumu çok az önemseyen, saplantılı bir şekilde hazineyi ya da bilgiyi arayan kişiler olarak tasvir edilebiliyor. Bazı filmlerde Mısırlıların geçmişlerine ilgi duymalarına izin verilse de bu hikayeler genellikle efsaneler ve batıl inançlarla harmanlanıyor. Batı kültür emperyalizminin popüler kültürdeki yer edinişini, Ella Shohat ve Robert Stam 1994 yılında “düşünmeyen Avrupamerkezcilik” olarak tanımladı. Shohat ve Stam’a göre, Mısır bağlamının ötesinde Avrupamerkezcilik genel anlamıyla dünyayı Avrupalı bir bakış açısıyla görmek anlamına geliyor.

Avrupa merkezli sinema genellikle sömürge nüfuzu anlatılarını aktarabilmek için arkeologların bir alt türü olduğu, “keşfeden” standart tiplemesini kullanıyor. Görünüşe göre iyi, kötü ya da tarafsız olsun, arkeoloji filmlerindeki Orta Doğulu karakterler, hiçbir zaman tam anlamıyla kendilerine bir yer edinebilmiş değil. Arkeologların ve arkeolojinin sinemadaki ele alınışı, Avrupa merkezli tutumun sanatın birçok alanında oldukça yaygın olduğunu gösteriyor.

Ne Fark Eder?

Filmler, arkeoloji ve arkeologlar hakkında izleyiciye birçok mesaj veriyor. İzleyicilerin çoğu, anlatıların kurgu olduğunu anlasa da bazı insanların kafasında gerçek dışı fikirler oluşabiliyor.

Filmlerdeki arkeoloji ve arkeologların temsillerini incelemenin amacı aslında toplumun geneliyle nasıl daha etkili bir şekilde iletişim kurulacağını öğrenmek çünkü halkın arkeoloji algısını görmezden gelemeyiz. Halkın algısını değiştirmenin anahtarı, insanları arkeolojiye daha fazla dahil edebilmekten geçiyor.

Daha özgün sinema ve televizyon çalışmaları yapılarak, sosyal medyayı ve diğer yayın araçlarını kullanarak, halka açık yazılar yazarak, okullarda çocuklarla ve gençlerle iletişime geçilerek ve daha birçok farklı şekilde arkeolojinin topluma kattığı sembolik, bilgilendirici ve estetik değerlerin daha fazla takdir edilmesine ve daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşması sağlanabilir.

 

 

 

Kaynak: https://arkeofili.com

21 Eylül 2021/tarafından admin
Bu gönderiyi paylaş
  • Share on Facebook
  • Share on X
  • Share on Pinterest
  • Share on LinkedIn
  • Share on Tumblr
  • Share on Vk
  • Share on Reddit
  • Mail üzerinden paylaş
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2021/09/arkeolo.jpg 531 800 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2021-09-21 13:43:172021-09-21 13:43:17Arkeolojinin ve Arkeologların Sinemada Temsili

Archive

  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Şubat 2025
  • Eylül 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Haziran 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Ağustos 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019
  • Eylül 2019
  • Ağustos 2019
  • Temmuz 2019
  • Haziran 2019
  • Mayıs 2019
  • Nisan 2019
  • Mart 2019
  • Şubat 2019
  • Ocak 2019
  • Aralık 2018
  • Kasım 2018
  • Ekim 2018
  • Eylül 2018
  • Ağustos 2018
  • Temmuz 2018
  • Haziran 2018
  • Mayıs 2018
  • Nisan 2018
  • Mart 2018
  • Şubat 2018
  • Ocak 2018
  • Aralık 2017
  • Kasım 2017
  • Ekim 2017
  • Eylül 2017
  • Ağustos 2017
  • Temmuz 2017
  • Haziran 2017
  • Mayıs 2017
  • Nisan 2017
  • Mart 2017
  • Şubat 2017
  • Ocak 2017
  • Aralık 2016
  • Kasım 2016
  • Ekim 2016
  • Eylül 2016
  • Ağustos 2016
  • Temmuz 2016
  • Haziran 2016
  • Mayıs 2016
  • Nisan 2016
  • Mart 2016
  • Şubat 2016
  • Ocak 2016
  • Aralık 2015
  • Kasım 2015
  • Ekim 2015
  • Eylül 2015
  • Ağustos 2015
  • Temmuz 2015
  • Haziran 2015
  • Mayıs 2015
  • Nisan 2015
  • Mart 2015
  • Şubat 2015
  • Ocak 2015
  • Aralık 2014
  • Kasım 2014
  • Ekim 2014
  • Eylül 2014
  • Ağustos 2014
  • Temmuz 2014
  • Haziran 2014
  • Mayıs 2014
  • Nisan 2014
  • Mart 2014
  • Şubat 2014
  • Ocak 2014
  • Aralık 2013
  • Kasım 2013
  • Ekim 2013
  • Eylül 2013
  • Ağustos 2013
  • Temmuz 2013
  • Haziran 2013
  • Mayıs 2013
  • Nisan 2013
  • Mart 2013
  • Şubat 2013
  • Ocak 2013
  • Aralık 2012
  • Kasım 2012
  • Ekim 2012
  • Eylül 2012
  • Ağustos 2012
  • Temmuz 2012
  • Haziran 2012
  • Mayıs 2012
  • Nisan 2012
  • Mart 2012
  • Şubat 2012
  • Ocak 2012
  • Aralık 2011
  • Kasım 2011
  • Ekim 2011
  • Eylül 2011
  • Haziran 2011
  • Mayıs 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Şubat 2011
  • Ocak 2011
  • Haziran 2010
  • Nisan 2010
  • Ekim 1999
  • Eylül 1999

Categories

  • Bizden Haberler
  • Güncel Haberler
  • News
  • Personal
  • Sanat Haberleri

Facebook

Instagram

No images available at the moment

Follow Me!

Bize Ulaşın

T.C. M.E.B.
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu

Adres : İncirli cad. Kartaltepe mah. Kıbrıs Sok. Okan apt. No:6/1 34145 Bakırköy, İstanbul  Türkiye

( Eski Town Center’in -Şuan Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin karşısı-, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Çalışma saatlerimiz haftanın 7 günü  09:00 – 21:00 saatleri arasındadır.

+90 212 570 80 68

+90 530 880 71 80

[email protected]

Bağlantılar

  • Sanat Haberleri
  • Nar Sanat İstanbul Eğitim Ve Kültür Sanat Derneği
  • M.E.B. Sertifika Vermeye Yetkili Kurumlar
  • Site Haritası
  • Güncel Haberler

Konum

© Telif Hakkı - Nar Sanat - Enfold WordPress Theme by Kriesi
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
  • Kurumsal
  • İletişim
Link to: 9. Boğaziçi Film Festivali’nde Bu Yıl İlk Kez En İyi İlk Film Ödülü Verilecek Link to: 9. Boğaziçi Film Festivali’nde Bu Yıl İlk Kez En İyi İlk Film Ödülü Verilecek 9. Boğaziçi Film Festivali’nde Bu Yıl İlk Kez En İyi İlk Film Ödülü... Link to: 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nin Biletleri 25 Eylül’de Satışa Çıkıyor Link to: 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nin Biletleri 25 Eylül’de Satışa Çıkıyor 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nin Biletleri 25 Eylül’de Satışa...
Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön