Adana’da yaşayan 57 yaşındaki ressam Selahattin Solak, binaların dış cepheleri ve istinat duvarlarına çizdiği resimlerle kentin çehresine güzellik katıyor.

Uzun yıllar yurt dışında bulunduktan sonra memleketine dönen Solak, yaşadığı şehrin yüzüne güzellik katmak için eline boya ve fırçalarını alarak binaların dış cephelerini, cadde ve sokaklardaki istinat duvarlarına çeşitli figürler ve resimler çizmeye başladı.

Solak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Adana’da kötü görüntü oluşturan bina, cadde ve sokakları, çizdiği resimlerle değiştirmeye karar verdiğini söyledi.

Çizdiği figür ve resimlerin çevreye güzel bir görünüm kattığını ifade eden Solak, “Adana’mızda kötü görünen sokaklarımızı temizleyelim, duvarları boyayalım ve resim yapalım. Çevremiz güzel görünsün.” dedi.

Solak, çalışmalarını kentin farklı noktalarında sürdüreceğini kaydetti.

Kaynak:Sondakika

Nazariyat dersinden önce, Mûsiki (müzik) sözcüğünün ne ifade ettiğine bakmakta fayda var. Genel tanım olarak; sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış halidir. Başka bir deyiş ile de müzik, sesin ve sessizliğin belirli bir zaman aralığında ifade edildiği sanatsal bir formdur.

Sözcüğün kaynağı hakkında değişik görüşler olmakla birlikte en yaygın kabul edilen şekli, Latince musicaya dayandığını ileri süren görüştür.

Eski Yunanca’daki mousikéden (mousa) geldiği kabul edilen musicanın kökü ise müz (muse) kelimesidir. Yunan mitolojisinde Tanrı Zeus’un Tanrıça Mnemosyne’den doğan dokuz kızının adı olan “müz”lerin her biri ayrı bir ilim ve güzel sanatın ilâhesi sayılmaktaydı. Antikçağ’ların sonlarına doğru “mus” ya da “musiké” dendiğinde sadece bugünkü mûsiki kavramı anlaşılmaya başlamıştır. Terim birçok milletin dilinde Latince’sine benzer kelimelerle karşılanmış, Arapça’da mûsîkā; Farsça ve Türkçe’de mûsikî şeklinde seslendirilmiştir.

Mûsikinin tarih boyunca birçok tanımı yapılmıştır. Pisagor’a (Pythagoras) göre mûsiki “birbirine benzemeyen çeşitli seslerden meydana gelen konser”, İbn Sînâ’ya göre “birbiriyle uyumlu olup olmadığı yönünden sesleri ve bu sesler arasındaki zaman sürelerini araştıran riyâzî bir ilim”dir. Pek çok din musikiyi rutiellerin içerisinde kullanmaktadır. İslam dininde Musikinin durumuna kısaca değinecek olursak, İslâm âlimleri tarafından dini yapılanma ile bir ihtiyaç olup olmaması konusunda tartışmalar olmakla birlikte, amacı ve sonuçları itibariyle tartışılıp değerlendirilen mûsikinin cevazı için dinin temel inanç, amel ve ahlâk ilkelerine aykırı olmaması, haramların işlenmesine yol açmaması, başkalarının hakkını ihlâl etmemesi şart koşulmuş, zamana ve somut olayın özelliklerine bağlı ayrıntılar bakımından ise fıkıh ekolleri arasında farklı kanaatlerin ileri sürüldüğü bir konu olarak İslâm kültür tarihindeki yerini almıştır.

Nazariyat kelimesi de teori veya kuram anlamına gelen, içerisinde makamların usullerin de bulunduğu öğretici bir sistemdir. Türk Musikisi’nin gerek sazende gerekse hanendenin doğru icra etmesi için gerekli Nazariyat bilgisine sahip olmalı. Özellikle günümüzde en yakın tanık olacağımız icralar aslında Müezzinlerdir, çünkü Ezan ve İlahi gibi melodiye sahip icralar belli bir makam bilgisi ve icra bilgisi gerektirmekte ve Nazariyata hâkim olunduğunda çok daha iyi bir şekilde icraya sahip olabiliyor.

Nasıl ki Batı Müziği bir sisteme sahip ise Türk Musikisi’nin de anlaşılır haliyle öğrenildiği sistem Türk Musikisi Nazariyatıdır. Elbetteki tüm icracıların ve özellikle korolara katılanların bilmesi gereken kurallar bir diğer açıdan da din ile de ilişkilidir.

Ülkemizde günde beş defa duyduğumuz Ezanda da dikkat edilmesi gereken konulardan biride Ezanın makamsal okunması gerektiğidir. Hiç bir nazariyat bilgisi olmayan ve ses eğitiminden uzak olan kişilerin okuduğu ezan zaman zaman insanların kulağına hoş gelemeye bilmektedir. Oysa Ezanın İslam açısından bir önemi var ise bu önemin yeterince ön plana çıkartılması için hem makam hem de ses bilgisi anlamında müezzinlerin belirli bir bilgiye sahip olması gerektiği de bir gerçektir.

Normal şartlarda Müezzinlerin Şan ve Nazariyat dersi alması kulağımıza tuhaf gelebilir fakat her şeyden önce müezzinin doğru makam ve vurgu ile okuması  ses ve nefeslerini doğru kullanmaları yolunda işin uhreviyatının yanı sıra Müezzinlerin ses kalitesi ve sağlığı anlamında da önemlidir.

Bildiğiniz üzere; şan eğitimi, ses tellerini ve vücudumuzda ses çıkmasını sağlayan karın, göğüs ve kafa rezonanslarını (boşluklarını) doğru kullanmayı öğretebilir. Ancak bunu sağlayabilmek için de şan eğitimi adı verilen ses eğitiminin alınması gerekir. Bu elbette kişiden kişiye farklılık gösterse de bir kaç derste yapılabilecek bir durum değildir.

Her işte olduğu gibi bu konuda da profesyonel destek alınmasında fayda vardır. Gerek Şan dersleri ve gerekse nazariyat dersleri ile müezzinlere de kurum olarak destek vermekteyiz.

Kuruluşumuzdan bu yana bildiğimiz kadarı ile en çok Müezzinlere ders veren kurum olma özelliğimiz bizleri de mutlu etmekte. Eğer işinizi profesyonel ve zevkli hale getirecekseniz ve daha doğru bir makamla okuyup bilginizi Nazariyat ile pekiştirip Musikisi çerçevesinde kulağa ve gönüllere dokunacaksınız sizleri de bekliyoruz.

Resim ve Heykel Müzeleri Derneği ile Akbank Sanat’ın iş birliğinde 38’incisi “Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi” sanatseverle buluştu.

Çağdaş sanat alanındaki gelişmeleri ve genç sanatçıları desteklemek amacıyla gerçekleştirilen yarışmaya yapılan binlerce başvuru, Melih Görgün, Ayşe Erkmen ve Dejan Kaludjerovic’den oluşan jüri ekibi tarafından değerlendirildi.

Bu yıl “Gündelik Yaşama Dair” temasıyla yapılan yarışmada, 17 eser finale kaldı. Finale kalan sanatçılardan ise Rana Kelleci, Hamza Kırbaş, Engin Konuklu, Diren Demir ve Yunus Tilen’nin eserleri ödüle layık görüldü.

Akbank 38. Günümüz Sanatçıları Ödülü Yarışmasında kazananlar, Akbank Sanat Instagram sayfasında canlı yayında açıklandı. Finale kalan eserlerden oluşan, küratörlüğünü Melih Görgün’ün üstlendiği sergi de Akbank Sanat Beyoğlu’nda sanatseverlerin ziyaretine açıldı.

Sergiye ilişkin açıklamalar yapan küratör Melih Görgün, çok çeşitli türlerde sanatın gerçekliğinin tanımlanabildiği yapıtların yer aldığını belirterek, “Buradaki konseptimiz gündelik yaşama dair. Eserler ise gündelik yaşamda karşımıza çıkan ve farkında olmadığımız durumlara dikkat çekiyor. Yaşamış olduğumuz özel dönem, sanatseverleri yeniden düşündürdü. Buradaki eserler de sanatçının tekrar düşününce ortaya koyabileceklerini gösteriyor.” dedi.

Etkinliğin, sanatseverlerin cevaplarını almaya değil, daha çok sorgulamaya davet eden bir sergi olduğuna dikkati çeken Görgün, gündelik yaşamın içinde sanatın kurtarıcı ve cesaretlendirici bir yanı olduğunu anlamak için serginin ziyaret edilmesi gerektiğini dile getirdi.

Sergi, 21 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek

Sergide, ödül alan isimlerin yanı sıra Abdulvahap Uzunbay, Beril Or, Davut Yücel, Delal Eken, Elif Özen, Furkan Depeli, İmelda Kuyumcu, Kemal Kahveci, Kemal Yıldız, Kübra Gürleşen ve Mert Acar’ın eserleri yer alıyor.

Resim, heykel, enstalasyon, fotoğraf ve video gibi çeşitli alanlardaki üretimlerin bulunduğu Akbank 38. Günümüz Sanatçıları Sergisi, 21 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek.

Tunceli’nin Mazgirt ilçesinde yaşayan Halil Bozkurt, çocukluk yıllarında öğrendiği çömlekçilik işini ilerleyen yaşına rağmen sevgiyle sürdürüyor.

Tunceli’nin Mazgirt ilçesinde yaşayan Halil Bozkurt (75), çocukluk yıllarında öğrendiği çömlekçilik mesleğini ilerleyen yaşına rağmen sevgiyle sürdürüyor.

Küçük yaşlarda mesleği öğrenen Bozkurt, usta olduktan sonra yaklaşık 50 senedir ömrünü geçirdiği tezgahında el emeği ürünler yaparak mesleğini yaşatmaya çalışıyor.

Erken saatlerde uyanıp atölyesine yol alan Bozkurt, tezgahının başına geçmeden önce çömlek yapımında kullanacağı toprağı çekiç yardımıyla ufaladıktan sonra elekten geçiriyor. iri tanelerinden ayıkladığı toprağı suyla yoğuran Bozkurt, daha sonra çömlekçi çarkının başına geçip bir yandan ayağıyla tornayı çevirirken diğer yandan da elleriyle çamuru şekillendiriyor. Yaptığı çanak, çömlek, yayık ve testiyi bir süre kurumaya bıraktıktan sonra iyice sağlamlaşması için fırında pişiriyor.

Mesleğine olan sevgisi,saygısıyla ve gösterdiği azmiyle takdir toplayan Bozkurt, ürünlerini Elazığ başta olmak üzere çevre il ve ilçelere satıp geçimini sağlıyor.

Akpazar beldesinde geçmişte yapılan çömleklere yoğun talep olduğunu ifade eden Bozkurt, “Mehmet ustanın yanında çocukken işe başlayıp bu mesleği öğrendim. Ben ustamın yanında işe başladıktan itibaren 7 yıl boyunca sadece su taşıdım ve dükkanı süpürdüm.” dedi.

Bozkurt, teknolojinin gelişmesiyle çömlekçiliğin bitmeye başladığını belirterek, “Geçmiş yıllarda yaptığımız ürünleri Erzincan, Tunceli ve Elazığ’da satıyorduk. Akpazar beldesinde 16 çömlek ustasıydık ama onların arasından bir tek ben kaldım.” ifadelerini kullandı.

Çömlekçilikte her toprağın ateşe dayanıklı olmadığını aktaran Bozkurt, bunları söyledi:

“Benim kullandığım toprak, bin senedir işlenen bir topraktır. Bu toprağın demiri fazla. Ben bu toprağı boş vaktimde gidip çıkarıyorum ve atölyeye getiriyorum. Burada suyunu verip ve çamur yapıyorum. Çamuru yaptıktan sonra tezgahta işlemeye hazır hale getiriyorum. Yaptığım çömlekleri, testileri bir süre atölyede kuruttuktan sonra güneşe koyuyorum ve en son fırında pişiriyorum.”

Bozkurt, günün erken saatlerinde uyanarak atölyesine gelip günde 25-30 çömlek ürettiğini ve bu ürünleri Elazığ Kapalı Çarşı’daki müşterilerine sattığını sözlerine ekledi.

William Shakespeare’in İlk Folyo’sunun birinci kopyası açık artırmada 10 milyon dolara satıldı.

İngiliz yazar William Shakespearein vefatından yedi yıl sonra, 1623’te basılan, oyunlarının ilk toplu basımı Birinci Folyo, New York da Christie’s Müzayede Evi’nde açık artırmaya çıkarıldı.

Shakespeare’in yazdığı ve dünyada altı kopyası bulunan bir kitap açık artırmaya çıktığı ABD’inde  9,97 milyon dolara alıcı buldu.

İlk kopya olma özelliği taşıyan kitap, klasik edebiyat evreninde en yüksek fiyata satılan eser oldu.

Uzmanların eserin değerinin 4 ile 6 milyon dolar olduğu tahmin ediliyordu.

İngiliz dili ve edebiyatının en önemli eseri olarak kabul edilen ve 1623’te basılan kitap Shakespeare’in 36 piyesini bir araya getiriyor.

Ahşap yakma sanatçısı İhsan Gürdal (88), 47 yıldır sürdüğü çalışmalarıyla, ahşabı yakarak sanat eserine dönüştürüyor.

Ordulu İhsan Gürdal, terzilikle başladığı el sanatları işine, 1973 yılından bu güne ahşap yakarak devam ediyor.Yaklaşık 20 metrekarelik bir odanın içerisinde ahşap yakma sanatıyla uğraşan Gürdal, bugüne kadar binden fazla esere imza attı. Gürdal, yaşına rağmen sanattan kopmak istemiyor. Sanatın yaşı olmadığını ortaya koyan Gürdal, gençlere ise internetten ve telefondan uzak durup, el sanatlarıyla uğraşmaları tavsiyesinde bulunuyor.

Konfeksiyon ürünlerinin çıktıktan sonra ahşap yakma sanatına yöneldiğini ifade eden Gürdal, “Ben ilk olarak terzilik yapıyordum. Ancak konfeksiyon ürünleri çıkınca bu mesleğime devam edemedim. Sanata karşı çocukluğumdan beri bir hevesim vardı. Kalbimdeki kıvılcım zamanla aleve dönüştü. 1973 senesinden sonra resim sanatına yöneldim. Ağaç yakma diye anılan bir resim sanatına yöneldim. Osmanlı ve Selçuklu döneminde bu sanatla uğraşan insanlar varmış ancak şu anda Türkiye’de az biliniyor” dedi.’Yaptığım eserlerin bir mesajı var.’ Yaptığı eserlerin bir mesajının olmasına önem gösterdiğini belirten Gürdal, “Yaptığım eserler bir resim değilde bir anlam taşıyacak şekilde, mesajı olan, öğretici, eğitici sanata yöneldim. Mesela insanlar ve insanların tavırları üzerinde durdum. İnanın, insan olarak tavırlar sergilemediğine tanık oldum. Onlara ithaf bazı tablolar yaptım. Gençler el becerilerini ortaya koymalı.” diye konuştu.Gençlere nasihatlerde bulunan Gürdal, “Bu yaşa kadar gelişimde edindiğim tecrübeler şudur ki; insan üretecektir. Güzellikte içerisinde olacaktır. Üretmeyen insanın, tüketmeye de hakkı yoktur. Alın teriyle beraber çalışıp çoluk çocuğunu geçindiren insan, benim için en şerefli insandır. Gelecek nesillere örnek olmaya çalıştım. Çalışmalarımla, tavırlarımla, hareketlerimle, konuşmamla ve yaptığım eserlerle birlikte gelecek kuşaklara örnek olmaya çalıştım. Ölürken bu bildiklerimi mezara götürmeyeyim istedim. Gelecek kuşaklara bunları bırakmayı, öğretmeyi düşündüm. Gelecek nesile tavsiyem; boşuna internetle boşuna vakit geçirmesinler. Sağlıklarını bozuyorlar, beyinlerini meşgul ediyorlar. Başka işlerle meşgul olup üretsinler. Güzellikler yapsınlar. Bir şeyler ortaya koysunlar. Aile bütçelerine katkıları olacak şekilde kadınımız olsun, erkeğimiz olsun çalışıp el becerilerini ortaya koysunlar. İnsan oluşunun esas ana temeli de budur.” dedi.

Diyarbakır’da gençlerden oluşun halk müziği grubu ilk konserini seyirciye sunmak için hazırlıyor.

Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı Engelli Şube Müdürlüğü, engelsiz bir hayatın önünü açmak için engelli bireylere yönelik birçok proje üretiyor.

Mesleki edindirme kursların yanında hayata renk katan çalışmalara da imza atan Müdürlük, görme engellileri notalarla aydınlatmak için müzik topluluğu oluşturdu.

Grup kurulurken müzik alt yapısına sahip fiziksel engelli gençlerde destek verdi.

Ritim, nota ve ses eğitimi verilen grup üyeleri yetenekleri doğrultusunda grupta görev aldı.

Yeni tip Corona virüs (Covid-19) salgını sürecinde gerekli tedbirleri alınarak Sümer Park’taki merkezde eğitimlerine devam eden grup üyeleri, ilk konser için gözünü 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne çevirdi.

Diyarbakır’da Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görme ve fiziksel engelli gençlerden oluşturulan halk müziği grubu, 3 Kasım Dünya Engelliler Gününde verecekleri konserle kulakların pasını silmek için prova yapıyor. ( Bestami Bodruk – Anadolu Ajansı )

Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Hayrullah Akyıldız yaptığı açıklamada görme, işitme, ortopedik ve farklı engeli bulunan kişilere ulaşarak kendilerine uygun kurslar açtıklarını ve bünyelerinde 22 kurs bulunduğunu söyledi.

Akyıldız görme ve fiziksel engelli gençlerden oluşan müzik grubunun 12 kişiden oluştuğunu, ilk konsere çıkmak için gün saydıklarını ifade etti.

Müzik eğitmeni ve koro şefi Halil Gümüş, Türk halk müziği dalında koro oluşturduklarını, ekip olarak güzel bir çalışma içerisinde olduklarını belirtti.

Yeteneği ve müziğe yatkınlığı olan gençleri seçerek grubu oluşturduklarını dile getiren Gümüş, “Yolun başındayız. İnşallah güzel projelerimiz var. Projelerimizi sırayla hayata geçiriyoruz. İlk olarak ilimizde ve ilçelerimizde konserler vereceğiz. Sonra da Türkiye turnesi yapmayı düşünüyoruz. İnşallah bunu da gerçekleştireceğiz.” dedi.

Grupta solist olan Serap Demirkabu da müziğin ruhunun gıdası olduğunu ifade ederek, 6 yaşından bu yana müzikle uğraştığını söyledi.

Haftanın 5 günü müzik çalışmalarını sürdürdüklerini dile getiren Demirkabu, “Saz ve şan eğitimi alıyoruz. Çalışmalarımız iyi gidiyor. İlk konserimizi 3 Aralık’ta vereceğiz bunun için heyecanlıyız.” diye konuştu.

Saz ekibinde yer alan Dicle Üniversitesi (DÜ) Türkçe öğretmenliği bölümü 2. sınıf öğrencisi Kadir Tek de çocuk yaşlardan beri müziği çok sevdiğini, 14 yaşında bağlama çalmaya başladığını aktardı.

Müzik eğitmeni Halil Gümüş ile tanışmasının hayatının dönüm noktası olduğu anlatan Tek, “İlk konserimizi 3 Aralık’ta vereceğiz. 12 kişilik ekibimiz var. Büyük umudumuz var.” dedi.

Trabzon Devlet Tiyatrosu, “Kuyucaklı Yusuf” oyununu sanatseverlerin beğenisine sunuyor.

Sabahattin Ali’nin yazdığı, Erkan Akçelik’in uyarladığı oyunu Ayşe Berna Konur yönetiyor.

TDT Müdürü Elvan Saliha Karahasan’ın yönetmen yardımcılığını üstlendiği oyunda, Yavuz Topçuoğlu, Efecan Baştürk, Elvan Tibukoğlu, Rümeysa Sağlam, Ogün Kılıç, Mahir Elvan, Durulcan Yaman, Hazar Altıntaş, Göknur Paslı, Sıla Ömeroğlu, Songül Nadir, Aykut Güner ve Aybüke Yılmaz yer alıyor

Dekor tasarımını Cenk Oral, kostüm tasarımını Fulden Korkmaz, ışık tasarımını Nihat Bahar, müziğini Fatih Veli Ölmez ‘in, koreografisini Berkan Görgün’ün yaptığı oyunun konusu şöyle:

“Yatağın kenarından başlayıp odanın ortasına kadar yayılan pıhtılaşan kan odada küçük bir gölcük oluşturdu. Sedirin köşesinde diz çökmüş oturuyordu. Sabit bir şekilde gözlerini ayırmadan onları izliyordu. Soruldu; sen kimsin? ‘Ben Yusuf’ dedi. Yusuf bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya gücü olamayacağını sanıyordu. Kuyucaklı Yusuf taşra hayatının, eşraf çekişmelerinin arasındaki sevgi serüveni ve yenilmeye rağmen baş eğmeyişin hikayesidir.”

Oyun, 15 Ekim, 17 Ekim Cumartesi ve 20 Ekim Salı günü saat 20.00’de Haluk Ongan Sahnesi’nde yer alıcak.

Mayıs ayında yayın hayatına başlayan söyleşi kanalı İstanbulberlin, Frankfurt Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen Uluslararası Kültür Festivali BOOKFEST‘e yedi söyleşi ile katılacak

Canlı söyleşi kanalı istanbulberlin, Frankfurt Kitap Fuarı‘nın Uluslararası Kültür Festivali BOOKFEST‘e yedi tepeli şehirden yedi söyleşi ile katılacak. Margaret Atwood, Slavoj Žižek gibi isimlerin yer aldığı etkinlikte Türkiye’den Ayfer Tunç, Irmak Zileli, Kaya Genç gibi isimler bütün dünyaya edebiyatın ve sanatın cazibe merkezi İstanbul’u anlatacak.

 

İstanbul ve Berlin’den ilham alan Elizabeth Gilbert ve Jamie Oliver gibi dünyanın saygın isimlerinin yer aldığı etkinlikte, İstanbul’dan programda Burhan Sönmez, Jörg Karrenbauer, Şebnem İşigüzel, Ulrich Gutmair ile Sedef İlgiç’in yaptığı istanbulberlin söyleşileri yayınlanacak.

İstanbulberlin’in kurucusu Sedef İlginç söyleşilerde yazar Kaya Genç 1930-1940’larda Alman entelektüellerin Nazizm’den kaçıp sığındıkları şehir olan İstanbul’u anlatacak. Genç, Alman dilbilimci Erich  Auerbach’ın da İstanbul’da yaşadığı dönemi, göçmen krizi sırasındaki günümüz İstanbul’da ele alacak. ‘İstanbul: Görünen ve Yeraltı’ başlıklı söyleşide yazar Burhan Sönmez, romanlarında çok farklı şekillerde anlattığı istanbul’un görünen ve görünmeyen yüzü üzerine yapacağı konuşmada kurmaca İstanbul’dan bugüne gelecek. ‘Kadın Yazarların İzinde’ söyleşisinde Şebnem İşigüzel sistemin en çok ezdiği toplumlarda kadın yazar olmak üzerine konuşacak. Yazar Irmak Zileli de ‘Şehirde Yürüyen Kadınlar’ başlığı altında sokakların kadınlar için güvenli olup olmadığını sorgulayacak. Söyleşide ayrıca bir süre İstanbul’da oyun sahneleyen Alman tiyatro topluluğu Rimini Protokoll’den Jörg Karrenbauer de İstanbul tecrübesini paylaşacak, Berlin’den İstanbul’a bir proje için gelen gazeteci ve yazar Ulrich Gutmair’in Cem Karaca’nın Almanca albümü Die Kanaken’den Nekropsi’ye müziğin izini sürdüğü deneyimini aktaracak. BOOKFEST’te yer alacak istanbulberlin programı Frankfurt Kitap Fuarı Youtube sayfasında, buchmesse.de ve istanbulberlin Facebook sayfalarında eş zamanlı olarak 17 Ekim’de Türkiye saatiyle tam gece yarısında canlı yayınlanacak.

 

Söyleşide, ‘Osman’ romanını geçen ay okuyucuyla buluşturan Ayfer Tunç ile de keyifli bir sohbet yer alıyor. istanbulberlin’in kurucusu İlginç’in Tunç ile Kuzguncuk’taki Nail Kitabevi’nde gerçekleştirdiği söyleşide, yazar dinleyicileri yeni romanının baş karakteri Osman ile tanıştıracak. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne mahalle kültürünün değişimi üzerine devam eden sohbette Berlin’deki izleyici İstanbul’un mahalle kültürü hakkında fikir sahibi olacak.

 

Antalya’nın Kaş ilçesindeki Patara Antik Kenti’nin restorasyonu tamamlanan tiyatrosunda “Kanlı Nigar” oyunu sahnelendi. Kaş Belediye Başkanı Mutlu Ulutaş, tarihi mekanda 1500 yıl sonra bir tiyatro oyununun sahnelenmesinin kendisini heyecanlandırdığını söyledi.

2020’nin “Patara Yılı” ilan edilmesi ve antik kentte  yapılan restorasyonun ardından ilk tiyatro gösterisi gerçekleştirildi. Gösterime sanatseverler ilgi gösterdi.

Yeni tip corona virüs (Covid-19) tedbirleri kapsamında ateş ölçümü yapılarak ve maske takma zorunluluğuyla salona alınan davetliler, Yeşilköy Halk Tiyatrosunun çeşitli meslek grubundan oyuncularının, Kaş Belediyesinin desteğiyle sahnelediği “Kanlı Nigar”ı izledi.Sadık Şendil’in yazdığı ve sinema sanatçısı Müfit Kayacan ile Ahmet Gülhan’ın yönettiği 2 perdelik oyun, 1 saat sürdü.

Kaş Kaymakamı Şaban Arda Yazıcı, yaptığı konuşmada, Yeşilköy Halk Tiyatrosu oyuncularının, Likya’nın başkenti Patara’da, dünyanın ilk demokratik meclisinin bulunduğu alanda başarılı bir oyun sahnelediğini söyledi.Kaş Belediye Başkanı Mutlu Ulutaş ise 1500 yıl sonra tarihi mekanda tiyatro oyununun sahnelenmesinin kendisini heyecanlandırdığını ifade etti.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında 8’inci yılında online olarak düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali, bugünkü film gösterimleriyle başladı.

Pandeminin hayattaki etkilerinin izini sürecek festivalinin programı, bu yıl “Normali Ararken” teması çerçevesinde şekillendirdi.

İlk kez bir tema etrafında hazırlanan festival, Türkiye ve dünya sinemasının festivallerde öne çıkan, çok konuşulan ve beğeniyle karşılanan filmlerini sinemaseverlerle buluşturacak.

Festival, programında yer verdiği tüm filmleri her yıl olduğu gibi göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar için ayrıntılı altyazı seçenekleriyle erişilebilir ve ücretsiz olarak izleyiciye sunacak.

PROGRAMDA 46 FİLM YER ALIYOR film ekipleri ve aktivistlerle

Engelsiz Filmler Festivali’nde film gösterimlerinin yanı sıra aktivistlerle ve film ekipleriyle gerçekleşecek söyleşiler de erişilebilir olacak.

Programında 46 filme yer verilen festivalde “Dünyadan” ,”Engelsiz Yarışma”, “Çocuklar İçin” ve “Uzun Lafın Kısası” seçkilerinin yanı sıra tema kapsamında “Eski Normal: Beden”, “Eski Normal: Mekan”, “Eski Normal: Hayvan”, “Eski Normal: Şehir” ve “Eski Normal: Sanal Benlik” seçkileri de yer alıyor.

“En İyi Yönetmen” “En İyi Film” ve “En İyi Senaryo” ödülleriyle “Seyirci Özel Ödülü”nün verileceği “Engelsiz Yarışma”nın bu yılki jürisi Gökçe Işıl Tuna, İpek Türktan Kaynak ve Kaan Karsan’dan oluşuyor.

Kaynak: Sabah

Ankara Devlet Opera ve Balesi (ADOB), ekim ayında “Dünya Şarkıları” ve “Rus Gecesi” konserleriyle sanatseverlerle buluşacak. Sergey Rahmaninov, Vasily Solovyov-Sedoi ve Pyotr İlyiç Çaykovski gibi önemli Rus bestecilerin Rusça şarkıları ve romansları ile 12 Ekim akşamı ise “Rus Gecesi” konseri düzenlenecek.

ADOB Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, tüm dünyada yaşanan küresel salgın sebebiyle salonlardan uzak kalan izleyiciler, ekim ayında özel konser ve temsillerle sanat keyfi yaşayacak.

10 Ekim akşamı Opera Sahnesi’nde soprano Feryal Türkoğlu, mezzo soprano Ferda Yetişer ve piyanist Melahat İsmailova’nın sahne alacağı “Dünya Şarkıları” adlı konserde, Fransızca, İspanyolca, Türkçe, Rusça, İtalyanca ve Azerbaycan Türkçesi ile eserler seslendirilecek.

Sergey Rahmaninov, Vasily Solovyov-Sedoi ve Pyotr İlyiç Çaykovski gibi önemli Rus bestecilerin Rusça şarkıları ve romansları ile 12 Ekim akşamı ise “Rus Gecesi” konseri düzenlenecek.

Konserlerin, Sağlık Bakanlığının belirlediği sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uygun olarak düzenlenen yeni seyirci oturma düzeni ile güvenli bir ortamda gerçekleşmesi sağlanacak.

Kaynak:Sabah