fizy İstanbul Müzik Haftası'nda rap gecesifizy İstanbul Müzik Haftası, 4-9 Kasım 2019 tarihleri arasında rap müzikten pop ve rock’a farklı türleri bir araya getirecek. 7 Kasım Perşembe akşamı, 7 saat boyunca Volkswagen Arena’da Türkçe rap’in dev isimleri art arda sahne alacak

İlki geçen yıl gerçekleşen ve 200 bini aşkın müzikseveri birbirinden eğlenceli konser ve etkinliklerle buluşturan fizy İstanbul Müzik Haftası, festival havasında geçmişti. Atlantis Yapım ve SM Production işbirliğiyle düzenlenen etkinlikler daha geniş kitlelere ulaşmak amacıyla 4 ayrı mekana yayılıyor: Volkswagen Arena, IF Performance Beşiktaş, Moda Kayıkhane ve Kadıköy Sahne.

 

7 Kasım Perşembe günü müzikseverler Volkswagen Arena’da müthiş bir rap müzik maratonuna şahitlik edecek. Rap ve hip hop müziğin en başarılı temsilcilerinin sahneye çıkacağı gün 17.00’de Baneva ile başlayacak. Alaturka Mavzer, Sansar Salvo, Önder Şahin & Sayedar, Kamufle, Nova Norda ve Ayben ile devam edecek konserler gecenin ilerleyen saatlerinde Anıl Piyancı ve Gazapizm ile coşkunun doruğuna ulaşacak. Finali ise Türkçe rap’in efsane ismi Ceza yapacak.

 

fizy İstanbul Müzik Haftası, yine Volkswagen Arena’da 8 Kasım’da pop gecesi ile devam edecek. 9 Kasım’da ise rock konserleri ile final yapacak

İKSV tarafından Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Opet ve Tüpraş sponsorluğunda düzenlenen 23. İstanbul Tiyatro Festivali, 13 Kasım-1 Aralık tarihleri arasında tiyatroseverlerle buluşacak. İstanbul Tiyatro Festivali’nin programında bu sene hikâyelerinde dans ve müzik bulunan yurtiçi ve yurtdışından etkileyici yapımlar bulunuyor.

Tiyatro sanatının her alanındaki yapımlarına verilen prestijli bir tiyatro ödülü olmanın yanı sıra, her yıl ilkbahar aylarında Rusya’nın dört bir yanından gelen en önemli gösterilere ev sahipliği yapan Golden Mask İstanbul’da programı kapsamında; çağdaş dans ve baleyi özgün sanatsal vizyonuyla harmanlayan yenilikçi dans topluluğu Moskova Balesi’ninyedi yetenekli dansçısının yorumuyla sahnelenen Her Yol Kuzeye Çıkar, Rusya’nın köklü tiyatrosu Theatre of Nations’ın sahne tasarımıyla dikkat çeken, adından çok söz edilen yeni nesil yönetmeni Maxim Didenko’nun Ingeborga Dapkunaite’nin başrol oyunculuğu ile baş döndürücü müzikali Sirk ve çağdaş Rus edebiyatının “kurucusu” kabul edilen Puşkin’in yedi yılda tamamladığı eşsiz eseri Yevgeni OneginRusya’nın adı tarihe geçen köklü tiyatrosu Vaktangov Tiyatrosu’nunusta oyuncuları ve Litvanyalı yıldız yönetmen Rimas Tuminas’ın yorumuyla Golden Mask Rusya Sahne Sanatları Festivali işbirliğiyle festivalde yer alacak.

Dünyanın en önemli dans topluluklarından Ultima Vez’den Wim Vandekeybus’un koreografisi ile TrapTown; film, tiyatro ve dans gibi disiplinleri bir araya getiren Kayıp Kimlik, hitabet sanatının kitleler üzerindeki etkisini konu edinen Lisbeth Gruwez’in tasarlayıp, sahne aldığı Daha da Beter ve Beter ve Beter Olacak Arkadaşım festivalin iddialı uluslararası yapımları arasında.

Performatif anlatımlarıyla Yiğit Sertdemir’in sahnelemesi, Yiğit Özatalay’ın müzikal düzenlemeleri ve başarılı oyuncu Tülay Günal’ın yorumuyla Gülriz Sururi’ye bir saygı duruşu niteliğindeki Kaldırım Serçesi“bir şey” & kedi kedi; dans, ses ve görsel sanatların doğaçlaması Bak Sen! yerli yapımlar kapsamında festival programında yer alıyor.

Traptown

Dünya dans tarihine yön veren Belçikalı topluluk Ultima Vez, seyircisini derinden etkileyen dans gösterisi TrapTown ile seyircisini, zaman ve mekândan bağımsız, paralel bir gerçekliğe doğru yolculuğa davet ediyorEn son 2004’te Blush ile festivale katılan ve büyük ilgi toplayan ekip, reji ve koreografisini Wim Vandekeybus’un üstlendiği gündelik hayatımızın sıradanlığı üzerine sıradışı bir eser ile İstanbullularla buluşacak.TrapTown yeni bir mitoloji üzerine düşünmenin yolunu, dans, metin ve müzikle ören, kadim ruhların sınırsız ve karanlık evrenine uzanan bir gösteri. Traptown’un çoşkulu evrenine eşlik eden müziklerin yaratıcıları ise Trixie Whitley ve Phonenician Drive. Gösterinin müzikleri de gösterinin kendisi gibi akıllardan çıkmayacak Flaman Kültür Bakanlığı’nın işbirliğiyle seyirciyle buluşacak olan TrapTown 16ve 18 Kasım’da saat 20.30’da; 17 Kasım’da ise saat 15.00’te Uniq Hall’de.

Her Yol Kuzeye Çıkar

Çağdaş dans ve baleyi özgün sanatsal vizyonuyla harmanlayan yenilikçi dans topluluğu Moskova BalesiHer Yol Kuzeye Çıkar adlı çarpıcı gösterisiyle festivale konuk oluyor. Topluluk yaşamı, duygu durumlarımızı, çatışmalarımızı, ani patlayışlarımızı ve içe kapanışlarımızı yedi erkek dansçının getirdiği yedi farklı yorumla seyirciye aktaracak. Karakterlerin iç içe geçen hikâyelerinin, Fransız besteci David Monceau’nun her bir dansçı için bestelediği müziklerle hayat bulduğu gösterinin koreografisi Belçikalı koreograf Karine Ponties’e ait.Her Yol Kuzeye ÇıkarRus Sahne Sanatları Festivali Golden Mask’ın değerli işbirliğiyle18 ve 19 Kasım’da saat 20.30’da Zorlu PSM Turkcell PlatinumSahnesi’nde olacak.

Kayıp Kimlik

Marco Martins’in yönetiminde kurgu ve gerçeklik arasındaki sınırları yeniden keşfeden, hatıralarımıza odaklanan, film, tiyatro ve dans gibi disiplinleri bir araya getiren ve bizi bugünün dünyasının duygusal haritasına davet eden bir gösteri. Kayıp Kimlik çok sayıda bilinç ve bilinçdışı yansımanın iç içe geçtiği hatıralar deposu olarak iki bedeni sahnede buluşturuyor. Beatriz Batarda ve Romeu Runa’nın rol aldığı oyun, çocukluk anıları ve ebeveynlik ilişkilerinden geçerek aile hayatına dair bir dil yaratıyor. Arena Ensemble yapımı oyun 28 Kasım’da saat 20.30’da DasDas’ta.

Yevgeni Onegin

Çağdaş Rus edebiyatının ‘kurucu ismi’ kabul edilen Puşkin’in yedi senede tamamladığı eşsiz eseri Yevgeni Onegin, Vaktangov Tiyatrosu yapımı ve Rimas Tuminas’ın yönetiminde, Angelica Cholina’nın hazırladığı etkileyici bir koreografiyle sahneye çıkıyor. Büyük Rus yazar kendi hayal kırıklıklarına tutkun Yevgeni, düşlerinin peşinden koşan Lenski ve Rus kadınının tüm özelliklerini taşıyan sevecen Tatyana’yı bu yapıtta bir araya getiriyor. Adomas Jacovskis imzalı sahne ve Maria Danilova’nın elinden çıkan kostüm tasarımıyla bütünleşen Yevgeni Onegin, Rus kültürüne minnet duyan bir anne ve bu kültürü halk öyküleriyle ona aktaran bir dadıyla büyüyen Puşkin’in çocukluğundan aklında kalanları içine yerleştirdiği bir eser. Gerçek ile hayal gücünün hayranlık uyandıran bir koreografiyle seyirciye sunulduğu bu görkemli oyun ENKA Vakfı gösteri sponsorluğunda ve Rus Sahne Sanatları Festivali Golden Mask’ın değerli işbirliğiyle21 ve 22 Kasım tarihlerinde, saat 20.00’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde olacak.

Sirk

Rusya’nın köklü tiyatrosu Theatre of Nations’ın baş döndürücü müzikali Sirk, günümüz Rus tiyatrosunun yeni neslinin adından en çok söz ettiren yönetmeni Maxim Didenko’nun yönetiminde izleyiciyle buluşuyor. Ünlü sinema yönetmeni Grigory Alexandrov’un aynı adlı 1936 yapımı kült filmine dayanan Sirk, bir zamanlar uzak geçmişte hayal edildiği üzere, kurgunun keskinleştiği bir gelecekte gerçekleşiyor. Clown performansının müzikal ile çarpıştığı Sirk’e yalnızca lirizm değil, tüm mizahi atmosfer içinde insan bedeninin kırılganlığı egemen. Bir rüyanın gücünü ele alıp, onu cazibesiyle yeniden tanımlayan Ingeborga Dapkunaite’nin başrol oyunculuğu ile de dikkat çeken Sirk, Rus Sahne Sanatları Festivali Golden Mask’ın değerli işbirliğiyle 19 Kasım Salı günü saat 20.30’daZorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde.

Daha da Beter ve Beter ve Beter Olacak Arkadaşım

Geniş kitleleri peşinden sürükleme gücüne sahip olan ‘hitabet sanatı’ üzerine kafa yormamızı sağlayacak bir performans: Daha da Beter ve Beter ve Beter Olacak Arkadaşım. Sahnede kelimelerin akışına takılan, kendini kaybeden bir hatip yaratan Lisbeth Gruwez, kendinden geçmiş bir hitabetin bedende temsil edilişinin dansını sergiliyor. Amerikalı muhafazakâr televizyon yıldızı Jimmy Swaggart’ın bir konuşmasından parçaları kullanan Gruwez başta arkadaşça ve sakince başlayan bu ritmi, ikna etme konusundaki zorlayıcı arzuya ve oradan da şiddete varan yolculuğuyla sergiliyor ve seyircisini büyüleyen bir performans sunuyor.Daha da Beter ve Beter ve Beter Olacak ArkadaşımFlaman Kültür Bakanlığı’nın değerli işbirliğinde 29, 30 Kasım’dasaat 20.30’daCaddebostan Kültür Merkezi’ndeseyirciyle buluşacak

Kaldırım Serçesi

Sadece sesiyle değil; hayata, sokağa, müziğe ve aşka olan tutkusuyla da ölümsüzleşmiş ikonik müzik kadını Edith Piaf’ın yaşam öyküsünü Altıdan Sonra Tiyatro yapımında, başarılı oyuncu Tülay Günal’ın yorumuyla izleyeceğiz. Kaldırımda doğmuş, yoksulluk ve hastalıklarla boğuşmuş küçük bir kızın dünyayı sarsan bir efsaneye dönüşmesinin, hayatı müthiş bir tutku ve cesaretle kucaklamasının hikâyesi Yiğit Sertdemir’in yetkin rejisi ve Yiğit Özatalay’ın müzikal düzenlemeleriyle sahnede olacak. Kaldırım Serçesi, eseri kaleme alan Başar Sabuncu’ya ve ismi, 1982’deki yorumuyla Edith Piaf ile özdeşleşen Gülriz Sururi’ye bir saygı duruşu niteliğinde. Oyun 23 Kasım Cumartesi akşamı saat 20.30’da, 24 Kasım Pazar günü saat 18.00’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde.

Bak Sen!

Sanatçılar Talin BüyükkürkciyanTolga Tüzün ve Hazal Döleneken kendi yarattıkları masallardan yola çıkarak, önceden kurguladıkları gerçek dışı bir evrende buluşuyor. Performans, Büyükkürkciyan ve Tüzün’ün “bu dünyada bugün yaşamanın ne demek olduğu” fikri üzerine yazdığı yedi soyut masalı içeriyor. Dans, ses ve görsel sanatların birbiriyle etkileştiği, koreografik temelli bir doğaçlama olan Bak Sen!23 Kasım Cumartesi 20.30 ve 24 Kasım Pazar saat15.00’daArter’de.

 

‘bir şey’
kedi kedi

Genç dans sanatçısı Ekin Tunçeli, konsept ve koreografisi de kendisine ait olan performansı bir şey’de kendi kişisel yolculuğundan hareketle, ait olduğu jenerasyona ve büyük insanlık ailesine ait ‘bir şey’i, bir derdi; sahneye bedeniyle taşıyor. Sahnede, cinsiyetsiz bir bedene eşlik eden yok olmaya mahkûm objeler var; yok olmayan tek gerçek ise karşımızda duran beden. Yapılması gerekenlerle yapılmak istenenler, belirsizlik, buhran, kararsızlık gibi duygular arasında dolaşan bir beden.

kedi kedi, dans sanatçıları Su Güzey ve Evrim Akyay’ın performanslarıyla;bir hikâye anlatma derdinden çok, kendine özgü hareketsel ve performatif bir anlatma biçimi öneren, iki kişilik deneysel bir dans (performans) parçası. Performans seyirciyi, günlük dinamiklerden uzaklaşıp dansçıların yarattığı samimi ve eğlenceli atmosfere dahil olmaya davet ediyor.

‘bir şey’ ve kara kedi 1 Aralık Pazar günü saat 13.00’da peş peşe MSGSÜ Çağdaş Dans Anasanat Dalı Stüdyosu’nda tek bilet ile izlenebilecek.

KAYNAK: MİLLİYET SANAT

Mart ayları başında başlayan ve tüm toplumu evine hapseden Pandemi sürecinde yetişkinlerin etkilenmesinden öte çocukların ruh halini de göz önünde bulundurmamız gerektiği kaçınılmaz bir gerçek. Gerek okul öncesi gerek yetişkinliğe adıma atamak üzere olan gençlere kadar toplumun tüm kesimlerinde korku ve panik yaratan bu sürecin sadece korona virüsünden değil aynı zamanda çocuk ve gençlerimiz üzerindeki psikolojik etkilerini de düşünmek zorundayız.

Evde istemsizce yaptığımız konuşmalar veya internetdeki paylaşımlar veya da Tv haberleri sürekli olarak bir panik havası estirmekte dolaysıyla ne olduğunu tam kavrayamayan özellikle okul öncesi yaş gruplarında pek çok olası psikolojik sorunun oluşması kaçınılmaz bir durum olduğu da gerçektir.

Özellikle çocuklarımızın eve hapsolması ve sosyal faaliyetlerden uzak olması çocuklarımızda psikolojik rahatsızlıklara yol açabilir öncelikle bu salgınla ilgili onların anlayabileceği bilgilendirmeleri yapmanın yanı sıra bu uzun süreçte sosyal ve psikolojik gelişmelerine de dikkat etmemiz gerekmektedir.

Dışarıda, okulda ve arkadaşlarıyla iletişimi kesilen ve adeta evde mahsur kalan çocuklarımızın normalleşme sürecinde;  neyin, nasıl ve neden olacağı konusunda tüm sorumluluk ne yazık ki ebeveynlerdedir.  Tüm bu sorunlarla başa edemeyen ebeveynlerin çocukları için profesyonel destek alması kadar doğal bir olay yoktur.

Salgının nispeten hafiflediği bu dönemde bizlerde çocuklarımızın sosyal gelişimi ve psikolojik olarak problemlerle karşılaşmasını mümkünse enaz hasar veya hiç hasar atlatmadan okula, sosyal hayata ve okula hazırlanmalarında hertürlü desteği sosyal iletişim becerilerine olanak sağlayan eğitimlerimiz ile destek olmaya çalışmaktayız.

Çocukların tam olarak kavrayamadığı ; sosyal ve psikolojik olarak baskı altında kalan ve pek çok kaygıyı beraberinde taşıyan ev içersinde hapsolma duygusu çocuklamızda kaygı bozukluğu, depresyon, davranış problemleri gibi sorunlara yol açabilmektedir.

Bu süreci daha sağlıklı yönetebilmek için en büyük görevde siz ebeveynler ve profesyonellere düşmektedir.

Özellikle okun öncesi döneminde olan çocuklarımız okul fobisi, anne/babaya bağımlılık, huzursuzlu, endişe gibi pek çok anksiyeteye sahip olma riski ile karşı karşıyadırlar. Çocuklarımızın tekrar okula başladıklarında alışma süreci, arkadaş edinme, kurallara uyabilme ve kaygı çok daha fazla olacaktır.

Bu süreci enaz hasarla atlatabilme adına Tüm bulaş önlemleri alınmış yapısıyla Nar Sanat Eğitim Kursu olarak  bireysel sanat eğitimlerinin yanı sıra azaltılmış gruplarla resim,Tiyatro, bale ve özellikle yaratıcı drama eğitimleri ile çocuklarımıza fayda sağlayacağımıza eminiz.

Sosyal hayattan uzak kalmadan sağlığını tehdit etmeden süreci enaz hasarla geçirebilirsiniz.

Yaratıcı drama eğitimi çocuğunuzun eğlendirirken öğretecek, enpati kurmasını ve içinde bulunduğu pandemi sürecini daha iyi algılamasını, okula gitmeye başladığında da kendine güvenen psikolojik olarak hazır durumda olmasına olanak sağlayacaktır.

Yazan: MEHTAP D. (Drama Eğitmeni)

İLETİŞİM VE DETAYLI BİLGİ İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

 

Kaynakça :

https://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/2420201236-cocuklarCOVID.pdf

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1196425

Art On İstanbul, Mithat Şen’in 40. sanat yılında Âlem isimli sergisini açmaktan mutluluk duyuyor.

Eser :ÂLEM  MİTHAT ŞEN

Sanatçı, 3 yıl aradan sonra “İstif” serisinin devamı niteliğindeki işleriyle bu coğrafyaya dair “âlem”
bilgisinin imkân ve ihtimallerini ortaya koyuyor. Galeri, 19 Eylül – 31 Ekim 2020 tarihleri arasında ev
sahipliği yaptığı sergide, sanatçının büyük boyutlu eserlerine yer veriyor.
“Âlem”, bizim kültürümüzdeki anlamıyla kapsayıcılığı olan bir sözcük; insan türünün dışındaki bilindik
ve bilinmedik bütün varlıkları içeriyor. Yalnızca kendi türümüzü ve bildiğimiz türden canlıları değil
yabancısı olduklarımızı, bilmediklerimizi de bütünlüyor. Her şeyi bir bütün olarak görmeye ve
kavramaya yönelik bir âlem anlayışı, sergiyi izlemek için de bir kılavuz oluyor.
Mithat Şen resminin iki temel aksı “tekrar” ve “çeşitlenme”nin merkezde olduğu Âlem sergisinde
sanatçı, hem sanatsal üretiminin kozmosunu sunuyor hem de yaşadığımız coğrafyanın kâinat anlayışı
ile ortaya çıkan neden-sonuç ilişkisini inceliyor. Tekrarı, melodinin dışındaki ritim bağlamında
kullanarak ritmin tekrarıyla öne çıkan istifler kuran sanatçı, işlerini, “farklı birleşmelere olanak tanıyan
bir sistem” üzerinden üretiyor. Kuantum fiziğindeki gibi çoklu sonuçlar doğurabilen bu sistem,
parçalardan oluşuyor ve sanatçının zikrettiği bir bütüne işaret ediyor. Tıpkı doğanın evrimleşmek için
kendi sınırlarını zorladığı, sayısız tekrar ettiği ve yeni biçimlere ulaştığı gibi Mithat Şen resmi de
kurulduğu ilkeler bütünü içinden o ilkeleri zorlayarak evrimleşiyor.

Sanatçı, sergisini kendi sözleri ile şöyle anlatıyor: “Âlem, kainat tasavvuruyla ilgili zihinsel
faaliyetlerimin sonrasında, kainatın düşünsel olarak metaforunun karşılığı olarak devreye girdi. İçinde
yaşadığım coğrafyanın, kainat tasavvuruyla ilgili ve bu kainat tasavvurunun görselliği kavrayışıyla ve
ortaya çıkarışıyla ilgili bir neden ve sonuç ilişkisi var. Âlem, bu coğrafyanın kainat tasavvurunu
kapsıyor. Ben coğrafyanın resmini yapıyorum. Coğrafyadan kasıt, kadim geçmiş sınırlardır.”

Ziyaret saatleri: Salı-Cumartesi | 10.00-19.00
Detaylı bilgi ve görsel için: [email protected]

Arter, yeniden ziyarete açıldı. Yeni sezonda ziyaretçileri beş yeni sergi bekliyor.

Vehbi Koç Vakfı (VKV) kuruluşu olan Arter, “Dinleyen Gözler İçin”, “Yağmur Ormanı V” (varyasyon 3), “Gökcisimleri Üzerine”, “KP Brehmer: Büyük Resim” ve “Tekerrür” adlı beş yeni sergiyle yeniden ziyarete açıldı. Binada kapsamlı hijyen tedbirleri uygulayan Arter’in yeni ve devam eden sergileri pazartesi hariç her gün 11:00–17:00 saatleri arasında ziyarete açık olacak.

DİNLEYEN GÖZLER İÇİN

Arter Koleksiyonu’ndan oluşturulan ve küratörlüğünü Arter Kurucu Direktörü Melih Fereli’nin üstlendiği Dinleyen Gözler İçin başlıklı sergi, çoğu müzikle güçlü bir bağ kuran yirmi üç yapıtı bir araya getiriyor. John Cage’in müzikte olduğu kadar tüm sanatsal üretiminde sessizlik, belirsizlik ve rastlantısallığı bir arada kullanan deneysel yaklaşımını ve Fluxus sanatçılarını referans alan sergide, ziyaretçiler galeri alanına hâkim olan sessizliğin içinde yapıtlardan yükselen “sesleri” keşfetmeye ve hayal etmeye davet ediliyor.

YAĞMUR ORMANI V

David Tudor tarafından tasarlanan ve Composers Inside Electronics, Inc. tarafından gerçekleştirilen Yağmur Ormanı V (varyasyon 3) başlıklı etkileşime açık yapıt ise dördüncü “Sesli Dizi” sergisi olarak yine Melih Fereli’nin küratörlüğüyle Karbon’da deneyimlenebiliyor. 1968 yılında koreograf Merce Cunningham tarafından, besteci David Tudor’a bir dans gösterisi için sipariş edilen Yağmur Ormanı, daha sonra CIE’den (Composers Inside Electronics, Inc.) John Driscoll ve Phil Edelstein tarafından kendi kendini icra eden bir ses yerleştirmesine dönüştürüldü. Yerleştirmede şamandıra, plastik fıçı, bakır kova, saksı ve raket gibi çeşitli gündelik kullanım nesneleri havada asılı şekilde mekâna yayılırken, farklı biçimlerde müdahale edilip birleştirilmiş bu nesneler önceden kaydedilmiş ses dosyalarından gelen sinyallerle titreşiyor, yağmur ormanlarının doğal seslerini hatırlatan bir ses ortamı meydana getiriyorlar.

GÖKCİSİMLERİ ÜZERİNE

Arter Koleksiyonu’ndan oluşturulan ve küratörlüğünü Kevser Güler’in üstlendiği Gökcisimleri Üzerine başlıklı grup sergisi, yaşamsal bir bir aradalık düzleminin bugün yeniden düşünülebilir ve inşa edilebilir olmasına dair sorulara odaklanıyor. Yirmi sekiz sanatçının yapıtlarını kapsayan sergi, var olanların bir araya gelme ve dağılma biçimlerini, ilişki kurma tarzlarını, birbirlerine mesafe alma ve yakınlaşma yollarını birlikte düşünmeye davet ediyor.

KP BREHMER: BÜYÜK RESİM

Arter, yeni sezonda Alman sanatçı KP Brehmer’in (Berlin 1938–Hamburg 1997) kapsamlı bir retrospektifine yer veriyor. Küratörlüğünü Selen Ansen’in üstlendiği KP Brehmer: Büyük Resim başlıklı sergi, sanatçının otuz yılı aşkın üretiminden geniş bir seçkiyi bir araya getiriyor. Brehmer’in esin kaynaklarını ve çalışma yöntemlerini ortaya koyan 200’ün üzerinde yapıtın ve arşiv malzemesinin yer aldığı sergi, Arter’in Neues Museum Nürnberg (Almanya), Hamburger Kunsthalle (Almanya) ve Kunstmuseum Den Haag (Hollanda) ile birlikte, Kulturstiftung des Bundes’ın (Almanya Federal Kültür Vakfı) mali desteğiyle gerçekleştirdiği; küratoryal çerçevesini bu kurumlar adına Eva Kraus, Petra Roettig, Daniel Koep ve Selen Ansen’in belirlediği; üç yıla yayılan bu ortak yapım projesinin son aşaması olma niteliğini taşıyor.

TEKERRÜR

Alev Ebüzziya Siesbye’nin, Arter’de gerçekleşen Tekerrür başlıklı kişisel sergisi sanatçının son dönemde ürettiği yeni yapıtlarını bir araya getiriyor. Arter ekibinden Eda Berkmen’in küratörlüğünü üstlendiği sergide seramik sanatçısı Siesbye’nin tekrar kavramından yola çıkarak ve tek bir malzemeye, yönteme ve biçime odaklanarak gerçekleştirdiği üretim, yeni bir bağlamda sunuluyor. Tekerrür başlıklı sergi, sanatçının renk, şekil ve boyut farklarından uzaklaşarak bu sergi için özel olarak ürettiği yüksek pişirimli çanaklardan oluşuyor. İsmini Søren Kierkegaard’ın 1843 tarihinde yayımlanan ‘Tekerrür’ adlı kitabından alan sergi, Siesbye’nin sayısız kez tekrar eden hareket ve ritimlerin sonucunda ortaya çıkan zamansız çanakları yoluyla tekrarlamanın imkânsızlığını ve getirdiği dönüşümü de görünür kılıyor.

1976 yılında hayatını kaybeden sanatçının tüm üretimini bir araya getiren “Altan Gürman retrospektif” sergisi 24 Ocak 2021’e; Cevdet Erek’in Arter’deki galeri mekânına özel olarak tasarladığı sesli bir mimari yerleştirmeden oluşan “Bergama Stereotip” başlıklı sergisi ise 15 Kasım 2020’ye kadar görülebilecek.

Sağlık bakanlığının uygulaması olan “Hayat EveSığar” uygulaması ile artık kendinizi ve çevrenizi daha güvenli hale getirebileceğinizi biliyor muydunuz?

 

Android telefon ve ios uygulaması kullanan telefonlar için çıkartılan uygulamalarla hangi bölgelerin nekadar riskli olduğunu öğrenebildiğiniz gibi bu uygulamayı kullanan kişilerin ve çevrenin risk durumunu da öğrenebiliyorsunuz.

Kurum olarak çıkardığımız Kare kotu okutarak varsa bir risk bunu görmeniz mümkün. Kendini ve diğer kişileri korumak isteyen herkesin bu uygulamayı indirmesinin faydalı olacağına inanmaktayız.

bizim kare kodumuz aşağıdaki gibidir. Aşağıdaki “Hayat Eve Sığar” kodunu tarayarak güvenli olup olmadığımızı görebilirsiniz.

Tüm halkımıza sağlıklı günler diliyoruz.

 

Disney, ‘sinemaseverlerin film izleme tutkusunu’ kutladığı, kalbe dokunan bir kampanyaya imza atıyor. Disney, #SinemaAşkına kampanyasıyla beyazperdede film izlemeyi özleyen sinema tutkunlarına dokunaklı bir ‘selam’ gönderirken, bu sihirli dünyada yeniden buluşmanın heyecanını tüm sinemaseverlerle paylaşıyor.

Pixar Animation Studios, Marvel Studios ve Lucasfilm’den sonra 20th Century Studios, Searchlight Pictures ve Blue Sky Animation gibi birbirinden saygın stüdyoları bünyesine katarak film portföyünü daha da zenginleştiren Disney, bugüne dek hep kalbe dokunan güçlü hikayelerin anlatıcısı oldu. Beyazperdenin ses getiren filmlerine imza atarken yediden yetmişe tüm aile üyelerine eğlence ve seyir zevki sundu. Bugün de gelenek bozulmuyor, Eylül ayında ardı ardına vizyona girecek olan ‘Mulan’, Disney ve Pixar’dan ‘Hadi Gidelim’ ve ’Yeni Mutantlar’ filmleri ile salonlarda macera dolu yolculuk devam ediyor.

Işıklar söndüğünde ve perde aydınlandığında, eğer karşınızda bir Disney filmi varsa, birbirinden farklı duygular sizi bekler. Şimdi, yeniden bu deneyimi yaşama ve sihirli dünyada buluşma vakti. Disney ilefilm izleme deneyimi #SinemaAşkına ile yeniden alevleniyor.

Disney ile #SinemaAşkına

Kocaman açtığın gözlerin, kimi zaman hayranlıkla baktı, kimi zaman heyecanla; bazen şaşkınlıkla bazen de neşeyle… Ama hep aşk dolu gözlerle baktın beyazperdeye.

Mevsimler değişti, salonlar değişti, ama içindeki o sinema aşkı hiç değişmedi. Her filmde bambaşka bir maceraya atıldın o hayran olduğun kahramanlarla birlikte.

Ve o kocaman macera dolu salonu, sinemaya duyduğun aşkla doldurdun hep. Şimdi, bizi bir arada tutan o sihirli dünyada tekrar buluşma vakti. Aynı heyecanla, tutkuyla, kahkahayla, macerayla…

 

İçimizdeki o hiç bitmeyen Disney ile #SinemaAşkına

 

Mulan Hakkında

Ünlü yönetmen Niki Caro, Çin’in efsanevi savaşçısının destansı öyküsünü; korkusuz bir genç kadının, ailesine ve ülkesine olan sevgisi uğruna Çin’in gördüğü en büyük savaşçılardan biri olmak için her şeyi riske attığı “Mulan” filminde hayata geçiriyor. Çin İmparatoru, ülkeyi kuzeyli işgalcilerden korumak için her aileden bir kişinin İmparatorluk Ordusu’nda hizmet etmesi gerektiğine dair bir kararını ilan edince, onurlu bir savaşçının en büyük kızı olan Hua Mulan, hasta babasının yerini almak için devreye girer. Erkek kılığına giren Hua Jun, her adımında test edilirken iç gücünü kullanmalı ve gerçek potansiyelini bulmalıdır. Bu, onu onurlu bir savaşçıya dönüştürecek, ona minnettar bir ulusun ve gururlu babasının saygısını kazandıracak destansı bir yolculuk olacaktır. Mulan 4 Eylül’de Sinemalarda.

Disney ve Pixar’dan Hadi Gidelim Hakkında

Eskiden dünya sihirliydi ama zaman değişti… İki genç Elf erkek kardeş olan Ian ve Barley Lightfoot (Tom Holland ve Chris Pratt’in sesinden), kaybettikleri babaları ile bir gün daha geçirmek için hiç beklenmedik bir şans elde ettiklerinde, Barley’nin destansı minibüsü Guinevere ile sıra dışı bir yolculuğa çıkarlar. Her macerada olduğu gibi onların da yolculukları sihirle, şifreli haritalarla, aşmanın imkankız olduğu engellerle ve hayallerinin ötesinde keşiflerle doludur. Korkusuz anneleri Laurel ise(Julia Louis-Dreyfus sesinden), oğullarının kaybolduğunu farkettiğinde ise yarı aslan, yarı yarasa, yarı akrep eski savaşçı The Manticore (Octavia Spencer’ın sesinden) ile bir takım olup onları bulmak için yola koyulur. Tehlikelerin yanı sıra bu sihirli gün hayal ettiklerinden çok daha fazlası anlamına gelecektir… Pixar Animation Studios’un yepyeni, orijinal, uzun metrajlı bu  animasyon filmi, Dan Scanlon tarafından yönetildi ve yapımcılığı ise Kori Rae tarafından yapıldı. Hadi Gidelim, 11 Eylül’de Sinemalarda

Yeni Mutantlar Hakkında

Marvel Entertainment ile Twentieth Century Studios, bir grup genç mutantın psikiyatrik gözlem için tutulduğu gözlerden uzak bir hastanede geçen orijinal korku gerilim filmi “Yeni Mutantlar”ı sunar. Garip olaylar gerçekleşmeye başladığında, hayatta kalmak için savaşırken hem yeni mutant yetenekleri hem de dostlukları test edilecek. Yeni Mutantlar, 11 Eylül’de Sinemalarda.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen İstanbul Film Festivali, 14–20 Eylül’de Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, 21–26 Eylül’de ise Başka Sinema Ayvalık Film Festivali filmlerini filmonline.iksv.org platformunda izleyiciyle buluşturuyor.

Gerek Türkiye’de gerek dünyada 2020 yılı herkes için çok zorlu geçiyor. Özellikle sinema olumsuzluklardan en çok etkilenen sektörlerden oldu. Ancak bu dönem bambaşka açılımlara da vesile oldu, dayanışma kültürü arttı. Birçok ulusal ve uluslararası festival COVID-19 salgınından dolayı ya ileri bir tarihe ertelendi ya da iptal edildi. Bu dönemde seyircisinden uzak kalmak istemeyen festivaller izleyicileriyle buluşmak için alternatif yöntemler geliştirdi. Bunun bir örneği de 14–26 Eylül tarihleri arasında İstanbul Film Festivali çevrimiçi gösterim sayfasında bir araya gelecek olan Uluslararası Adana Altın Koza Film FestivaliBaşka Sinema Ayvalık Film Festivali ve İstanbul Film Festivali’nin işbirliği. Festivallerin kendi şehirlerinde, sinema salonlarında, seyirciler ve sanatçıların buluştuğu bir ortamda yapılması gerektiğine inansak da fiziksel koşulların herkesi zorladığı bu zamanlarda üç festival bir araya geldi.

Üç Festival Bir Arada

Bu işbirliği çerçevesinde 14–20 Eylül’de pandemi nedeniyle kısıtlı gerçekleştirilebilen Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması filmleri ve 21–26 Eylül tarihlerinde de bu yıl iptal edilen Başka Sinema Ayvalık Film Festivali’nin 6 filmlik seçkisi İstanbul Film Festivali’nin filmonline.iksv.org platformunda çevrimiçi gösterime açılacak.

filmonline.iksv.org platformunda erişime açılacak filmleri izlemek için biletler yine aynı site üzerinden alınabilecek.

İstanbul Film Festivali’nin 14–20 Eylül’de çevrimiçi platformunda ağırlayacağı Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali filmleri 30 saat boyunca, 21–26 Eylül’de misafir edeceği Başka Sinema Ayvalık Film Festivali seçkisinde yer alan filmler ise 5 gün boyunca yayında kalacak. Festivalde olduğu gibi her filmin bilet kapasitesi sınırlı. Filmlere teker teker bilet alınabilecek veya Kombine Film Paketi satın alarak tüm filmler daha avantajlı fiyatlarla izlenebilecek. Gösterimlere yalnızca Türkiye’den erişilebilecek. Biletler 10 Eylül Perşembe saat 10.30’da filmonline.iksv.org adresinden satışa sunulacak.

Çevrimiçi Film Gösterimleri Programı

Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması filmleri

14-20 Eylül

Ben Bir Denizim (Umut Evirgen)

Bilmemek (Leyla Yılmaz)

Ceviz Ağacı ( Faysal Soysal)

Körleşme (Hacı Orman)

Kuyudaki Taş  (Gökçin Dokumacı)

Nasipse Adayız (Ercan Kesal)

Plaza (Anıl Gelberi)

Yeniden Leyla (Barış Hancıoğulları)

 

Başka Sinema Ayvalık Film Festivali seçkisi filmleri

21-26 Eylül

Fanny Lye Deliver’d / Fanny’nin Yepyeni Hayatı (Thomas Clay)

Felicità (Bruno Merle)

Made in Italy / İtalyan Yazı (James D’Arcy)

O que Arde / Fire Will Come / Yangın Yeri (Oliver Laxe)

Wendy (Benh Zeitlin)

Waiting for the Barbarians / Barbarları Beklerken (Ciro Guerra)

27. İstanbul Caz Festivali başladı. Festival, 20 Eylül’den itibaren online izlenebilecek.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 27. İstanbul Caz Festivali, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Swissotel The Bosphorus’ta korona virüsü önlemleri doğrultusunda, kısıtlı seyirciyle yapılan Selen Gülün Quintet, Sibel Köse ve Ece Göksu konseriyle başladı.

‘DİJİTALE GEÇMENİN YOLLARINI KEŞFETTİK’

Festivali direktörü Harun İzer, yaptığı açıklamada, tüm gösteri sanatlarının korona virüsünden çok etkilendiğini belirterek, “Kültür sanat alanında etkinlik yapan bütün aktörler, sanatçılar, merkezler ve sponsorlarımız için zor bir süreç oldu. Fakat tüm bunlara rağmen ülkemiz insanın yatkın oluğu gibi, yaratıcı çözümlerle yeni yollar üretmeye başladık. Festivalin 20 Eylül’den sonra dijital platformda da izlenebilecek olmasının, bu dönemin bir kazanımı olduğu düşünüyorum. Kendimizi bu duruma adapte etmeye çalıştık ve dijitale geçmenin yollarını keşfettik diyebilirim. Bunun en büyük avantajı, normal şartlarda festivale gelemeyecek olan sanatseverler, konserlere erişebilecek” dedi.

Piyanist Selen Gülün’ün, Barış Doğukan Yazıcı, Serhan Erkol, Kağan Yıldız ve Ferit Odaman’dan oluşan beşlisinin sahne aldığı konserde, topluluğa, caz vokali Sibel Köse ve Ece Göksu eşlik etti.

14 Eylül’e kadar devam edecek olan festivalin konser kayıtları, 20 Eylül’den itibaren online.iksv.org adresinden izlenebilecek. Festival programıyla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşılabilir.

Bugün günlerden kurtuluş ve minnet günü! 26 Ağustos Türk tarihinin en önemli günü olarak tarih sayfalarındaki yerini almaya devam ediyor. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi’nin 949’inci, Büyük Taarruz’un 98’inci yıl dönümünü kutluyoruz.

26 Ağustos tarihinin Türk tarihinde çok ayrı bir yeri, özel anlamları var… “Malazgirt Zaferi ve Büyük Taarruz”, Türk tarihine, Anadolu’ya damgasını vuran iki büyük tarihi olay… Biri bize Anadolu’nun kapılarını açan zafer, bir diğeri ise Anadolu’yu kurtarmamızı sağlayan zafer…

Tüm bu olağan üstü olayların yanında elbette Nar Sanat İstanbul Eğitim Ve kültür Sanat Derneğin‘ninde kuruluş yıl dönümü. 2009 yılının 26 Ağustos tarihinde Derneğimizi kurmuştuk. Böylesine bir tarihte kurulmuş olmak bizler içinde bir onur vesilesi.

Tüm bu olaylar içerisinde minnet duymamız gerekenleri saymakla bitmemesi doğal değil mi? Hatırlamakta fayda var. Sosyal medya üzerinden kimin yazdığını bilmediğimiz bir mesajı olduğu gibi paylaşıyoruz.

İyi okumalar.

27 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal Paşa‘ya telefonda kuşattıkları tepeyi yarım saat sonra alacaklarını bildirmesine rağmen bunu başaramayınca intihar ederek hayatına son veren Miralay Reşat (Çiğiltepe)’a;

Özellikle cephenin biraz gerisinde yüksekçe bir yere oturup tabancalarını dizlerine koyarak “Geri çekileni vururum” mesajı vermesi ve birkaç sefer geriye kaçan askerler üzerinde bunu bizzat uygulamasıyla “Deli Halit” lakabını alan Mirliva Halit (Karsıalan)’e;

Kütahya’nın Emet ilçesinden kendisi, Emet halkı ve süvarileri tarafından kaçırılan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri komutanı Ferik Fahrettin (Altay)’e;

Demiryollarının kesiştiği yer olan Eskişehir’e bir üs kuran ve savaş boyunca derme çatma trenlerle cepheye asker, cephane, malzeme nakleden; ray döşeten; gerektiğinde ray ve vagonlardan çelik söktürüp kılıç yaptıran Miralay Behiç Bey’e;

İstanbul’dan bizzat kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa’yı tutuklamasını emreden telgrafa rağmen “Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam!” sözünü söyleyerek Mustafa Kemal Paşa’nın emrine giren Birinci Ferik Musa Kâzım (Karabekir)’a;

İzmit ile Adapazarı’nı geri alıp, Sakarya Meydan Muharebesi’ne katılarak üstün başarılar kazanan Birinci Ferik Kazım Fikri (Özalp)’ye;

Birlikleri ile İzmit ve Adapazarı üzerinden Bilecik ve Eskişehir istikametine ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Geyve yakınlarında ateş açarak onları durdurup geri püskürten ve Türk Kurtuluş Savaşı’nı fiilen başlatan ilk komutan olan Mirliva Ali Fuat (Cebesoy)’a;

Bahriye Nazırlığı’ndan ayrılan ve Anadolu’daki Milli Mücadele hareketine katılan Albay Hüseyin Rauf (Orbay)’a;

İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve mühimmat kaçıran, İtalyan işgalindeki Antalya depolarında bulunan silah ve mühimmatı Kuva-yı Milliye’ye kazandıran Mirliva İbrahim Refet (Bele)’e;

İstanbul Hükümeti tarafından ulusal hareketin önderlerinden biri olarak rütbesi kaldırılan, nişanları geri alınan ve idamına karar verilen Müşir Mustafa Fevzi (Çakmak)’ye;

Harbiye’de Askeri Taktik ve Strateji Öğretmenliği yapması nedeniyle başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kurtuluş Savaşı’ndaki üst düzey komutanların büyük çoğunluğu tarafından “Hocam” diye hitap edilen, Büyük Taarruz’dan önce taarruz stratejisinin belirlenmesi için yapılan toplantılarda, tedbirli ve titiz karakteri nedeniyle, taarruz planını çok riskli ve tehlikeli bulduğu için şiddetle itiraz eden, ancak yine de verilen emirleri, biri hariç, harfiyen yerine getiren Orgeneral Yakup Şevki (Subaşı)’ye;

Yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatip olan, Kurtuluş Savaşı’nda cephede Mustafa Kemal’in yanında görev yapan, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılan Onbaşı Halide (Edip Adıvar)’ye;

Kağnıyla cepheye silah taşıyan Fatma Nine’ye;

İnebolu’da bulunan cephaneleri Ankara’ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken, kış şartları nedeniyle cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye saran, bebeğine sarılıp onun donmaması için uğraş verirken donarak ölen Şerife Bacı’ya;

Onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine saldırı düzenleyen ve aralarında bir Yunan subayı dahil toplam 25 esir askerle geri dönen Erzurumlu Kara Fatma (Seher Erden)’ya;

Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olan Gördesli Makbule’ye;

Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alarak dağa çıkan ve Yörük Ali Efe’ye katılan Emir Ayşe’ye;

Düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir sürede düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesini engelleyen Yörük Ali Efe’ye;

Bekir Ağa Bölüğü`ne baskın düzenleyerek tutuklu bulunan vatansever ve aydınları kurtarıp Anadolu`ya geçmelerini sağlayan Yahya Kaptan’a;

Bir Fransız gemisini kaçırmayı başarınca ona layık görülen İstiklal Madalyasını geri çevirerek “Ben madalya için değil milletim içim savaştım” diyen İpsiz Recep’e;

Kumardan hileyle kazandığı 45 bin frank ile İzmir’de vatani görevine başlayan İngiliz Kemal lakaplı Türk ajan Ahmet Esat (Tomruk)’a;

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın gizli örgütü Karakol’un yöneticisi Naciye Faham’a;

İşkence görmesine rağmen Karakol’un adresini vermeyen Topkapılı ebe Şahende’ye;

Felah Grubu’na saraydan bilgi taşıyan V. Murat’ın kızı Fehime Sultan’a;

İşgal protestolarında on binlere konuşan Şükufe Nihal’e;

Sebahat’e ;

Zeliha’ya;

Darülfünunlu Saime’ye;

12 yaşında İnönü muharebelerinde savaşan Nezahat’e;

“Muharere bana düğündür Paşam” diyen Mustafa Kemal’in askeri Sivaslı Fatma Seher’e;

Çerkez kadınları örgütleyen Hayriye Melek’e;

Alaşehir’deki zulmü dünyaya çektikleri telgraf ile duyuran Makbule’ye;

Nebile’ye;

Yunan işgaline elinde silahla karşı koyan Turgutlulu Çavuş Ayşe’ye;

Ödemişli Fatma’ya;

Köpekli Nuri Çetesi’ne katılan Aydınlı -namı diğer Binbaşı- Ayşe’ye;

Yörük Ali Efe’nin 1. bölüğünün 4. mangasında nişancı olarak savaşan Emire Aliye’ye;

Elinde balta ile Menderes Köprüsü’nde düşman bekleyen Arşın Teyze’ye;

Sarayköy’e gelen İngilizci Nasihat Kurulu’nun üzerine silahla yürüyen Adöv Ayşe’ye;

Başındaki yırtık örtüsünü erkeklerin yüzüne atıp, “alın bunları örtünün, verin silahları ben savaşırım” diyen Kezban’a;

Mavzeri hiç susmayan şehit eşi Senem Ayşe’ye;

Düğünde takılan altınları Ankara’ya bağışlayan Kastamonulu 17 yaşındaki Hatice’ye;

Üç kızını Mustafa Kemal’e emanet edip Sakarya Cephesine koşan ve yaralanan Ayşe Çavuş’a;

Düşmanla işbirliği yapan oğlunu vurup dağa çıkan Domaniçli Habibe’ye;

Erkek kılığında savaşan ve sonra kadın olduğu anlaşılan Halime Çavuş’a…..

Soyadını İnönü meydanında çarpışa çarpışa alan Mustafa İsmet’e;

“Geldikleri gibi giderler” deyip, geldiklerinden biraz daha hızlı gitmelerini sağlayan Mustafa Kemal’e…
Zafere, şerefe “, onura ülkemize ve bizlere bu onuru yaşatan tüm kahramanlarımızı saygı ve sevgiyle anıyoruz.

Londra’da yaşayan sanatçı Britanya’nın kolonici geçmişini ve sanat tarihindeki ön yargılarını eleştiriyor.

 

Kötülükten korkma…

Hindistan doğumlu Londra’da büyümüş sanatçı Sutupa Biswas‘ın 1985 yapımı eserinde yıkım tanrıçası ve kötülüğün sürgüncüsü, Kali, akılda kalıcı bir şekilde öne çıkıyor. Elinde salladığı satır ve boynundaki diktatörlerin kolyesiyle unutması son derece güç bir etki bırakıyor.

Kafalar yuvarlanacak…

Eserde Britanya’nın kolonici geçmişine ve sanat tarihindeki ön yargılarına göndermeler mevcut. Kali’nin elinde tuttuğu bayrakta Artemisia Gentileschi‘nin “Yudit Holofernes’i katlederken” isimli tablosunun resmi bulunmakta. Bu resim Biswas’ın geçmişteki kadın sanatçılarla olan bağını gözler önüne sermekte. Resimdeki kafa kesimi Artemisia tarafından öne çıkartılan ve dikkat çekilen bir konuydu. Artemisia 17. yüzyılda tecavüze uğradıktan sonra bütün zorluklara rağmen zamanının en çok bilinen sanatçılarından birisi olmayı başarmış aykırı bir kişilikti.

Daha çok şey değişecek…

Biswas intikamcı ev kadını ilahını yaratırken Leeds Üniversitesinde öğrenciydi. Öğretmeni ünlü sanat tarihçisi Griselda Pollock sanatçıdan departman içinde olan değişikliklerin ateşleyicisi olarak bahsederdi. Tıpkı siyahi sanat akımındaki akranları olan Lubaina Himid ve Sonia Boyce gibi Biswas da ırkçılığa ve Thatcher’ın ayırıcı politikalarına karşı durarak siyahilerin sivil hakları için savaş vermişti. Çizdiği Tanrıça’nın ateşi ise şu anda hiç olmadığı kadar parlak yanmaktadır.
Şu anda bu eseri ve daha fazlasını internet üzerinden buradan görebilirsiniz.
Fotoğraf: © Sutapa Biswas. Tüm hakları saklıdır, DACS 2020. Fotoğraf sahibi: Bradford Müzeleri ve Galerileri.