Kibyra’da Roma dönemine ait Serapis büstüyle Asklepios heykelciği bulundu
Burdur’un Gölhisar ilçesindeki Kibyra Antik Kenti’nde yürütülen kazı çalışmalarında, Roma dönemine ait mermer Serapis büstüyle Asklepios heykelciği bulundu.

2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan, ‘Kahraman savaşçıların ve hızlı atların şehri’ olarak anılan, Gölhisar ilçesindeki Kibyra Antik Kenti’nde kazı çalışmaları devam ediyor. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Şükrü Özüdoğru’nun kazı başkanlığını yaptığı antik kentte iki önemli eser gün yüzüne çıkarıldı. Kazı alanını ziyaret eden Burdur Valisi Ali Arslantaş, kazıda ortaya çıkarılan ‘Serapis’ ve ‘Asklepios’ isimli eserler hakkında bilgi aldı. Vali Arslantaş, Burdur Müzesi’nde sergilenecek yeni eserler için kazı ekibini kutlayarak, devam eden çalışmalarda da başarılar diledi.

SERAPİS BÜSTÜNÜN BAŞI BULUNDU

2019 yılındaki kazılarda büst kısmı bulunan Serapis’in bu yıl Roma Hamam Kompleksi’nin farklı bir bölümünde yapılan bitki temizliği sırasında baş kısmı bulundu. Birleştirilen Serapis büstü, müzede sergilenebilecek niteliğe kavuştu. Farklı kazı sezonlarında iki parça halinde bulunan mermer büstün restorasyon ve konservasyon çalışmalarının kazı ekibinin deneyimli restoratörleri tarafından, belgeleme, teşhis/hasar tespiti, temizlik ve sağlamlaştırma uygulamaları şeklinde gerçekleştirildiği belirtildi. Roma İmparatorluk Dönemi’ne tarihlenen mermer büstün restorasyon ve konservasyon çalışmalarının tamamlandığı, bilimsel yayın çalışmalarının ise halen devam ettiği kaydedildi.

ASKLEPİOS HEYKELCİĞİ

Kaisarion yapısının (İmparator Kültü Tapınağı) güney yamacında sürdürülen kazı çalışmaları sırasında ise yaklaşık 38 santim boyunda bir Asklepios heykelciği bulundu. Oldukça ince işlenmiş, giyimli tanrı, uzun kıvırcık saçları ve sakalıyla betimlenmiş heykelciğin, yılan sarılı asasına dayanmış olan tanrı elinde yumurta tuttuğu belirlendi. Asklepios’un bu şekilde yumurta tutarken yapılmış olduğu betimleri çok az sayıda olması nedeniyle bu heykelin hem arkeoloji tarihi için hem de Kibyra’nın sağlık ile ilgili kültleri için önemli bilgi olduğu belirtildi.

Yangın katmanı içinde bulunan bu Asklepios heykelciğinin, 7 parça halinde olduğu, bulunduğu yangın katmanından ve toprak altında geçirdiği süre boyunca çevresel koşullardan oldukça olumsuz yönde etkilendiği belirlendi. Tüm parçaları mevcut olan heykelciğin genel durumunun sağlam olduğu, eserin restorasyon-konservasyon ve bilimsel yayın çalışmalarının devam ettiği kaydedildi. Roma İmparatorluk Dönemi’ne tarihlenen eserin konservasyon çalışmalarının ardından tümlenerek orijinal şekliyle sergilenebilir duruma geleceği vurgulandı.

SERAPİS

Serapis; bol dökümlü chiton ve himation giyen ve başında kalathos taşıyan gök tanrı, ışığın tanrısı gibi birçok özelliğe sahip Mısır kökenli bir tanrıdır. Büyük İskender’den sonra Ptolemaioslar’ın devlet propagandası olarak en büyük tanrılar arasında girmiş, ardından ülke sınırlarını aşarak tüm dünyada tapılır hale gelmiştir. Daha sonraları Yunan dünyasının önde gelen tanrıları Zeus, Asklepios, Dionysos, Hades ve Poseidon ile özdeşleşmiştir. Tanrının tapımına Anadolu’da da uzun yıllar devam edilmiştir.

ASKLEPİOS

Yunan dünyasında tıbbın ve sağlığın tanrısı olarak bilinen Asklepios; birçok görevinin yanında iyileştirici tanrı olarak da görev yapan Apollon’un oğludur. Doğumuna ilişkin birçok mitolojik hikâye bulunan Asklepios’u yarı at yarı insan olan Kheiron yetiştirmiş ve mitolojiye göre tanrı hekimliğin bütün inceliklerini de bu at adamdan öğrenmiştir. Tanrının en yaygın görülen atribüsü, antikçağ boyunca hem yer altı hem yeryüzü ile ilgili olmuş hem de şifanın simgesi olarak görülen yılanlı asadır. Ayrıca bazı betimlerinde çam kozalakları, defne dalları, keçi ve köpek de görülür.

Kaynak : https://www.ntv.com.tr

 

Ünlü besteci Beethoven 250. doğum gününde sempozyumla anılacak

Ünlü besteci Ludwig van Beethoven, Trakya Üniversitesince düzenlenecek “250. Doğum Gününde, Türkiye’de Ludwig van Beethoven Sempozyumu” ile anılacak

Trakya Üniversitesinden yapılan açıklamada, yüzyılları aşan düşünce yapısı ve eserleriyle Beethoven’ın, Osmanlı’dan başlayarak Cumhuriyet döneminde de Türkiye’de en çok sevilen, eserleri seslendirilen besteciler arasında yer aldığı belirtildi.

Beethoven’ın, 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başında yaşadığı döneme verdiği sanatsal tepkilerle, çağlar boyu insanlığı etkileyebilecek güce sahip yapıtlar ortaya koyduğu vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Beethoven’ın, resmi kayıtlara göre doğum gününün tam 250. yıl dönümü olan 17 Aralık 2020 Perşembe günü, Trakya Üniversitesi özel bir sempozyum düzenleyecek. Uzman müzikolog Ersin Antep’in bilimsel koordinatörlüğünde gerçekleşecek etkinliğin Düzenleme Kurulu Başkanlığını Dr. Öğretim Üyesi ve kontrbas sanatçısı Sela Can Dökmeci üstleniyor. Rektör Yardımcısı, Devlet Konservatuvarı Müdürü, Balkan Senfoni Orkestrası Genel Yönetmeni Prof. Ahmet Hamdi Zafer’in başkanlığında düzenlenen sempozyumda, genel sekreter olarak Doç. Musa Eren İşkodralı’nın yöneticiliğinde ‘Beethoven Eserleri’ başlıklı dinletiler de yer alacak.”

Anadolu’dan bildiğiniz gibi! Medeniyet yatağı Topraklarımızda gün geçmiyor ki yeni bir eser ortaya çıksın.UNESCO’nun geçici miras listesinde bulunan İznik’te 1500 yıllık oda mezarları keşfedildi. 8 kişiye ait insan kemiklerinin bulunduğu mezar odalarında bir annenin kocası ve 14 yaşında ölen oğlu için mezar taşına yazdırdığı mesaj dikkat çekti.

Bursa’nın İznik ilçesinde erken Roma dönemine ait lahit mezarların bulunduğu 10 dönümlük zeytinlik, daha önce Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından istimlâk edildi.

Hisardere yolu üzerinde bulunan bu zeytinlikte bir yıla yakın devam eden çalışma sonrası Terrakota’dan yapılan özel mezar odaları ortaya çıktı. Birinde 6, diğerinde ise 2 insana ait kemikler bulundu.

BİR ANNENİN OĞLUNUN MEZAR TAŞINA YAZDIRDIĞI MESAJ

Çalışmalar hakkında bilgi veren İznik Müze Müdürü Ahmet Türkmenoğlu, “Biz bu kitabeyi Prof. Dr. Boris Dreyer’e çözdürdük. 5 yüzyıla ait mezar taşı. Bunun üzerinde de bir kadının hem 48 yaşında ölen kocası, hem de 14 yaşında olan oğlu için bir mezar yaptırdığını anlıyoruz. Üzerinde ise ‘Ben Herennia Vitalia.

 

Bu tabutu 48 yıl yaşayan ve Phretens’in ilk lejyonu olan sevgili kocam Lulius Valentinus Christian ve 14 yıl yaşayan oğlum Lul için diktim. Kimsenin tabutu yok etmesine izin verilmemelidir. Ama kim onu yok ederse kıyamet günü Allah’a hesap verecektir’ yazmaktadır” dedi.

İznik Müze Müdürü Ahmet Türkmenoğlu, 1. derece arkeolojik sit alanı olarak ilan edilen bu bölgeden çıkan eserler ile ilgili, “Kazı çalışmalarımız Müze Müdürlüğü başkanlığında ve 9 Eylül Üniversitesinden Doç. Dr. Aygün Ekin Meriç’in danışmanlığında yürütülmektedir. Kazı çalışmalarında bugüne kadar 3 lahit ile birlikte çeşitli çapkı mezarlar ve oda mezar örnekleri ortaya çıkarılmıştır” açıklamalarında bulundu.

Hisardere yolu üzerinde bulunan bu zeytinlikte bir yıla yakın devam eden çalışma sonrası Terrakota’dan yapılan özel mezar odaları ortaya çıktı. Birinde 6, diğerinde ise 2 insana ait kemikler bulundu.

 

Kurslar hijyen koşullarına uyma koşuluyla bireysel eğitimlere dönüyor.

Milli eğitim bakanlığının gönderdiği 16915068-410,99E.17106687 NOLU  Bireysel Uygulama Eğitimi hakkındaki yazı ile Kurslarda Bireysel eğitimler Açıklanan önlemler ve tedbirler ile dışarı çıkma yasağına uymak koşulu ile eğitime devam edilmesine karar verilmiştir.

İlgili genelde aşağıdaki gibidir.

 

 

 

 

Dünyanın en saygın mesleklerindendir çünkü en saygın dediğimiz kişileri dahi öğretmenler yetiştirir. Aslında Bir tek günün öğretmenler günü olarak kutlanması değil her günün öğretmenler günü olarak kutlanması gerekir.

Öğretmenler Günü, öğretmenlik mesleğini icra eden kimseleri onurlandırmak için kutlanan gündür.

 

Ülkemizde şuan her ne kadar hak ettiği değere sahip olmasa da, biliyoruz ki 24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gündür. .. Onun “başöğretmen” oluşunun yıldönümlerinde siz Atatürk öğretmenleri iyi ki varsınız.

ÇAĞRI !

Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Tüm Sanat Kurslarına Çağrıdır.

 

Bugüne kadar; Birleşme, Dernek, Topluluk, Grup, Birlik oluşturma çabalarımıza siz sanat eğitimi veren hiç bir kurum, kuruluş ve işletmeden olumlu cevap alamadık.

Gerek korona günlerinde, gerekse korona öncesi fiili olarak kurumlarda çalışan ve/veya kurum olan işletmelerin bir araya gelerek haklarının aranması, hükumetler nezdinde çalışmaların daha bilinçli yapılması adına birlik olmaya çağıyoruz.

Özel sanat Kurslarının sorun ve problemlerini pandemi sırasında veya pandemisiz bir başka kişinin, kurumun sanat kursu çalışanları veya yöneticileri dışında çözmesi veya çözüm üretmesi mümkün değildir.

Sanat Eğitiminin nasıl verildiğinden bihaber olanların düzenlediği yönetmelikle sanat kursları , ehliyet kursu veya üniversiteye hazırlık kursu mantığı ile yürütülmektedir. Oysa uygulamadaki farklılıkların bilincinde olmayan anlayışla sorunlarımızın çözüleceğini ummak ancak “Godot’yu beklemektir”

Daha ne bekliyorsunuz?

Ehliyet kursu, İş Makinası Kursu, Üniversite Kursu, KPSS kursu, ALES Kursu, mantığıyla yönetmelik çıkartılan ve aynı mantıkla yön verilmeye çalışılan örneğin; Piyano Kursu için 15 Metre kareye 10 öğrenci kapasitesi veren ve bunun nedenini sorgulamayan bir yönetmelikten mi medet umuyorsunuz, yoksa yok sayılan sanat kursları ve çalışanların haklarının korunacağını mı düşünüyorsunuz? Eskiden dershanelerin öğretmenleri indirim kartlarından faydalanırken siz Kurs çalışanlarının (kadrolular dâhil) hiçbir hakkı olmaması sizlere garip gelmiyor mu? Sizlerin, bizlerin hakkını kim savunacak? Artık Birlik olma vakti değil mi?

Benzer yönetmeliği sahip olmamıza rağmen MEB’e bağlı okullar tüm hak ve desteklerden faydalanırken, küçük imkanlarla ayakta kalmaya çalışan Kurslar ve çalışanları pandemi sırasında veya sonrasında ne yapacaktır.? Devletin bizleri yok sayması ve açlığa mahkum etmesine daha ne kadar göz yumacağız?

Cezalandırmada aynı kriterlere sahip olduğumuz fakat iş yapma konusunda yok sayılmamıza karşı, siz hakkınızı, biz hakkımızı savunmazsak kim savunacak? Godot’yu daha nekadar bekleyeceğiz?

Devasa bütçelere sahip kolejlerle rekabet etmemize rağmen devleti yanında hissedemeyen kurs sahipleri ve çalışanları birlik olma vakti değil mi?

Pek çok kez çağrıda bulunmamıza rağmen, hiç birinizin hakkını aramak için bizlerle iletişime geçme girişiminde bulunmaması ilginç değil mi?

Daha kaç sanat eğitimcisi, Müzisyen veya resim, dans, drama, bale eğitmeni açlığa mahkum edilsin istiyorsunuz? Hakkımızı kendimiz savunmalıyız, bunun için de birlik olmak zorundayız. Görünmez ve yokmuşçasına bakılıp sadece denetim ve cezalandırılacağınız zaman mı fark edileceksiniz?

“Kurs işte ne olacak”algısını yıkmadığımız sürece, ne hak ettiğimiz saygıyı, ne de yaptığımız işin saygınlığını, karşılığını alamayız ve koruyamayız. Siz sanat kurslarında çalışanlar veya sanat kurs sahipleri Godot gelmeyecek bilin istedik.

Pek çok işletme ve kuruma destekler verilirken Anayasada açıkça yazmasına rağmen gerek üniversite kursları, gerek kolej kursları ve gerekse Belediyelerin sözde sanat kursları ile rekabet eden küçük kurumlar olan bizlerin hiçbir desteğe layık görülmediğimizin farkında mısınız? Oysa ki Anayasanın ilgili Maddeleri olan ;

—“64. Madde
XII. Sanatın ve Sanatçının Korunması
Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.
—-173. maddesi ise” Devlet, esnaf ve sanatkarı koruyucu ve destekleyici tedbirleri alır.”

demektedir. Bizler, sizler bu camiada ki çalışan, okuyan, işveren ve sözüm ona sanatçıların; Anayasal haklarımız için parmaklarını dahi kıpırdatmadığının ve yok sayıldığımızın farkında mısınız.

Milyonlarca lira paralarla konser veren sanatçıların(!) konserlerine sanata yakın olanlar gider ve işte tamda onları biz eğitmeye çalışıyoruz. Parası olsa dahi sanatla ilgisi olmayan kişi konsere gitmez, sergiye gitmez, daha ister misiniz anlatmamızı yoksa halden anlar mısınız?

Milletvekillerimizi saymayacağız, belki bu yazımız için soruşturmaya uğrayacağız fakat artık konuşma ve birlik olma vakti değil mi?

Yeter demek, hakkınız, hakkımız ve elbette HALKIMIZ için Birleşin!

 

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği

Yönetim Kurlu Adına

Naci ÖZCAN

 

İrtibat : [email protected] / [email protected]

Tel : 0212 570 80 68 / 0530 880 71 80

 

Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk anısına Nar Sanat eğitmenleri canlı olarak sosyal medya hesaplarımızdan dinleti yapacaktır. Davetlisiniz.

10 Kasım Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü Anma Gecesi Programı ve Katılan Eğitmenlerimiz.

Bengisu Özcan – Ender Erciyes: Sarı Gelin (Enstrümantal)
Alara Elmas: Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme
Ahmet Baki Figengil – Ender Erciyes Sevda (Enstrümantal)
Hividar Gökçe : Yemen Türküsü
Ahmet Baki Figengil: Maya Dağdan Kalkan Kazlar
Murat Hasgün: Bir Fırtına Tuttu Bizi
Murat Hasgün: Çalın Davulları

 

 

 

 

Sazendeler
Ahmet Baki Figengil       : Klarnet
Ender Erciyes                   : Gitar
Bengisu Özcan                  : Keman
Alara Elmas                      : Piyano
Murat Hasgün                  : Bağlama
Hividar Gökçe                  : Flüt

Mustafa  Akkaya               : Kajon

Bugün ve bu yıl pek çok tatsız olaylar yaşadık. Tüm bu tatsız olaylar arasında  1 Kasım tarihinde içimiz buruk olsa da 1 Kasım 1922 Tarihinde Saltanat kaldırıldı ve 6 yılın ardından  aynı güne denk gelen 1928 yılında Harf Devrimi gerçekleşti. Bu iki büyük devrim ile yeni Türk devletinin egemenlik haklarının ulusa ait olduğu tescillendi ve yeni Türkçe harfler ile öze dönüş ve özgürleşme mücadelesi başarıya ulaştı.

Yüz yıllarca reaya olarak görülen bir halkın Vatandaş olarak görüldüğünün günüdür bugün. Elbette kendi öz kültürünü daha iyi ifade etmek ve çağdaş ülkeler seviyesine çıkmak için okuma/yazma seferberliğinin temelinin atılabilmesi için de dil yapımıza uygun bir alfabenin de kabul edildiği gündür.

Bu iki olayı asında 6 yıl, o günlerden bugüne  yıllar  geçmiş olmasına rağmen, zaman geçtikçe ülkemiz ve gelecek nesiller için nekadar önemli olduğunu anlamak zor olmasa gerek!

1 Kasım 1922-Saltanatın Kaldırılması

Fazla söze gerek var mıdır bilemeyiz?  Fakat Nutuk II, sayfa 691 ‘de Mustafa Kemal ATATÜRK’ün belirttiği şu sözler olayı gayet net özetlemektedir.

* “Egemenlik ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; görüşme ile, münakaşa ile verilmez. Egemenlik, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milleti’nin egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı; bu musallat olmalarını altı asırdan beri devam ettirmişlerdi. Şimdi de, Türk Milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, egemenlik ve saltanatını, isyan ederek kendi eline açıkça almış bulunuyor. Bu bir olup bittidir. Söz konusu olan; millete saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız? Meselesi değildir. Mesele zaten olupbitti haline gelmiş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, mutlaka olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek gerektiği şekilde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir. (1922)

 

*Saltanatın kaldırılmasını tartışan Meclis komisyonunda yaptığı konuşma

1 Kasım 1928-Harf Devrimi

“Efendiler! Türk harflerinin kabulüyle hepimize, bu ülkenin vatanını seven bütün yetişkin evlatlarına, önemli bir görev düşüyor. Bu görev, milletimizin tüm bireyleriyle gösterdiği istek ve coşkuya, doğrudan hizmet ve yardım etmektir. Bu milletin yüzyıllardan beri çözümlenmemiş olan ihtiyacını, birkaç yıl içinde tümüyle sağlamak, gözlerimizi kamaştıran bir başarı güneşidir. Kazanılan hiçbir zaferle kıyaslanamayacak bu başarının, heyecanı içindeyiz. Yurttaşlarımızı cehaletten kurtaracak, sade bir öğretmenliğin vicdani kıvancı, ruh varlığımızı doyurmuştur. Aziz arkadaşlarım; yüksek ve sonsuz armağanınızla, Büyük Türk Milleti, yeni bir aydınlık dünyaya girecektir.”

Not: “Bir gece de cahil bırakıldık” demeden önce; Harf devriminin nedenini niçinini bilmek için okumak gerekir eğer araştırmaya üşeniyorsanız buyurun size hazır okuma.  https://www.altayli.net/osmanlida-alfabe-tartismalari.html

Cumhuriyeti kuran ve bize ulaştıranlara sevgi, saygı ve minnetle.

 

Şırnak’ta fırın işleten üç kardeş işten kalan zamanlarda kitap okuyor.

Aydınlıkevler Mahallesi’nde fırın işleten Hasan, Mehmet ve Hüseyin Barkın, tüm gün ekmek hazırlıyorlar, müşterilerin ise lahmacun ve pide siparişlerini hazırlıyor.

Barkın kardeşler işlerini bitirdiklerinde hazırladıkları çayı içerken hem dinleniyor hem de kitap okuyarak zamanlarını değerlendiriyor.

Kalan vakitlerini kitapla değerlendirerek farkındalık oluşturan kardeşler esnafa da örnek oldu.

Fırında kürek ustası olarak çalışan Hüseyin Barkın muhabire, hamur açıp fırında ekmek pişirdiğini belirterek işlerini bitirince kitaplarını okumaya başladıklarını söyledi.

“Bazen komşularımız ve müşterilerimiz de bize katılıyor.” diyen Barkın, kitap okumanın çok faydalı olduğunu dile getirdi.

Mehmet Barkın da hem fırında çalıştığını hem de lisede okuduğunu anlattı.

Önceleri fırında tek başına kitap okuduğunu, zamanla ağabeylerinin de bu alışkanlığı edindiğini söyleyen Barkın, “Daha sonra ağabeyim kitap okuma etkinliği başlattı. Fırında çalışan herkes kitap okumaya başladı. Kitap okuduğumuzu gören komşularımız da bize eşlik etmeye başladı. Zamanımızı sosyal medyada geçireceğimize burada kitap okuyarak değerlendiriyoruz.” diye konuştu

Erzurum merkez Yakutiye ilçesi Gül Ahmet Caddesi üzerinde Derviş Ağa Camii karşısında Yeğen Ağa Mahallesi’nde bulunan Karanlık Kümbette devam eden restorasyon tamamlandı.

Erzurum Müze Müdürlüğü bünyesinde bulunan Karanlık Kümbet Emir Sadrettin tarafından 1308 yılında yapıldı. 712 yıldır ayakta durmaya çalışan kümbet yapılan restorasyon çalışmalarından sonra yeniden açıldı. Konik kubbeli çatısında deforme olan taşların yerine 500 yıla yakın ömrü olan taş döşendi.

Erzurum Kültür ve Turizm İl Müdürü Cemal Almaz, Karanlık Kümbette tamamlanan restorasyon çalışmaları hakkında, “Erzurum’un nadide ve güzide yerlerinden biri olan Karanlık Kümbet de bulunuyoruz. Diğer adıyla Sadrettin Baba Kümbeti de denilir. Erzurum’un her tarafı adeta açık hava müzesi durumundadır. Kümbetler tarihimizde bilindiği gibi anıt mezar olarak kullanılan bir yapı tarzıdır. İlmi kişiler ve gönül adamlarına böyle kümbet(anıt) mezarlar yaptırılarak hatıraları yad ediliyor. Erzurum kümbet anlamında çok zengin bir il durumundadır. Erzurum’da bulunan kümbet sayısı 20’dir. Karanlık Kümbet isminin neden Karanlık Kümbet denildiği bilinmeyen, halk arasında Sadrettin Baba Kümbeti diye bilinir. Erzurum Yakutiye ilçesi Gül Ahmet Caddesi Yeğen Ağa Mahallesi Derviş Ağa Camisi ile karşı karşıya bulunan bir kümbettir. Erzurum’da bulunan ilk kümbetlerden birisi durumundadır. Osmanlı ve Selçuklu döneminden kalma bir eserdir. Yalnızca 1950 yıllarında küçük çaplı bir onarım görmüştür. Bugün itibariyle elimizde yadigar olarak kalan kümbeti baştan aşağıya ciddi bir revizyona tabi tutuldu. orijinalini koruyarak yapılan Kubbesini bile yeniledik. Kırmızı bileziği görünmeyecek durumdaydı onu silerek görünür hale getirdik. Kümbetin iç boyasını yaptık, iki katlı kümbette üst kat mescit alt katta iki mezar bulunmaktadır. 700 yılı aşkın zamandır ayakta duran eser, 700 yılın sonunda Kümbeti kapsamlı bir Restorasyon yaptık. Erzurum halkı ve Erzurum’a gelen misafirlerimizi bu eserleri gezmeleri konusunda davet ediyoruz.” diye konuştu.

Resim ve Heykel Müzeleri Derneği ile Akbank Sanat’ın iş birliğinde 38’incisi “Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi” sanatseverle buluştu.

Çağdaş sanat alanındaki gelişmeleri ve genç sanatçıları desteklemek amacıyla gerçekleştirilen yarışmaya yapılan binlerce başvuru, Melih Görgün, Ayşe Erkmen ve Dejan Kaludjerovic’den oluşan jüri ekibi tarafından değerlendirildi.

Bu yıl “Gündelik Yaşama Dair” temasıyla yapılan yarışmada, 17 eser finale kaldı. Finale kalan sanatçılardan ise Rana Kelleci, Hamza Kırbaş, Engin Konuklu, Diren Demir ve Yunus Tilen’nin eserleri ödüle layık görüldü.

Akbank 38. Günümüz Sanatçıları Ödülü Yarışmasında kazananlar, Akbank Sanat Instagram sayfasında canlı yayında açıklandı. Finale kalan eserlerden oluşan, küratörlüğünü Melih Görgün’ün üstlendiği sergi de Akbank Sanat Beyoğlu’nda sanatseverlerin ziyaretine açıldı.

Sergiye ilişkin açıklamalar yapan küratör Melih Görgün, çok çeşitli türlerde sanatın gerçekliğinin tanımlanabildiği yapıtların yer aldığını belirterek, “Buradaki konseptimiz gündelik yaşama dair. Eserler ise gündelik yaşamda karşımıza çıkan ve farkında olmadığımız durumlara dikkat çekiyor. Yaşamış olduğumuz özel dönem, sanatseverleri yeniden düşündürdü. Buradaki eserler de sanatçının tekrar düşününce ortaya koyabileceklerini gösteriyor.” dedi.

Etkinliğin, sanatseverlerin cevaplarını almaya değil, daha çok sorgulamaya davet eden bir sergi olduğuna dikkati çeken Görgün, gündelik yaşamın içinde sanatın kurtarıcı ve cesaretlendirici bir yanı olduğunu anlamak için serginin ziyaret edilmesi gerektiğini dile getirdi.

Sergi, 21 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek

Sergide, ödül alan isimlerin yanı sıra Abdulvahap Uzunbay, Beril Or, Davut Yücel, Delal Eken, Elif Özen, Furkan Depeli, İmelda Kuyumcu, Kemal Kahveci, Kemal Yıldız, Kübra Gürleşen ve Mert Acar’ın eserleri yer alıyor.

Resim, heykel, enstalasyon, fotoğraf ve video gibi çeşitli alanlardaki üretimlerin bulunduğu Akbank 38. Günümüz Sanatçıları Sergisi, 21 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek.

Tunceli’nin Mazgirt ilçesinde yaşayan Halil Bozkurt, çocukluk yıllarında öğrendiği çömlekçilik işini ilerleyen yaşına rağmen sevgiyle sürdürüyor.

Tunceli’nin Mazgirt ilçesinde yaşayan Halil Bozkurt (75), çocukluk yıllarında öğrendiği çömlekçilik mesleğini ilerleyen yaşına rağmen sevgiyle sürdürüyor.

Küçük yaşlarda mesleği öğrenen Bozkurt, usta olduktan sonra yaklaşık 50 senedir ömrünü geçirdiği tezgahında el emeği ürünler yaparak mesleğini yaşatmaya çalışıyor.

Erken saatlerde uyanıp atölyesine yol alan Bozkurt, tezgahının başına geçmeden önce çömlek yapımında kullanacağı toprağı çekiç yardımıyla ufaladıktan sonra elekten geçiriyor. iri tanelerinden ayıkladığı toprağı suyla yoğuran Bozkurt, daha sonra çömlekçi çarkının başına geçip bir yandan ayağıyla tornayı çevirirken diğer yandan da elleriyle çamuru şekillendiriyor. Yaptığı çanak, çömlek, yayık ve testiyi bir süre kurumaya bıraktıktan sonra iyice sağlamlaşması için fırında pişiriyor.

Mesleğine olan sevgisi,saygısıyla ve gösterdiği azmiyle takdir toplayan Bozkurt, ürünlerini Elazığ başta olmak üzere çevre il ve ilçelere satıp geçimini sağlıyor.

Akpazar beldesinde geçmişte yapılan çömleklere yoğun talep olduğunu ifade eden Bozkurt, “Mehmet ustanın yanında çocukken işe başlayıp bu mesleği öğrendim. Ben ustamın yanında işe başladıktan itibaren 7 yıl boyunca sadece su taşıdım ve dükkanı süpürdüm.” dedi.

Bozkurt, teknolojinin gelişmesiyle çömlekçiliğin bitmeye başladığını belirterek, “Geçmiş yıllarda yaptığımız ürünleri Erzincan, Tunceli ve Elazığ’da satıyorduk. Akpazar beldesinde 16 çömlek ustasıydık ama onların arasından bir tek ben kaldım.” ifadelerini kullandı.

Çömlekçilikte her toprağın ateşe dayanıklı olmadığını aktaran Bozkurt, bunları söyledi:

“Benim kullandığım toprak, bin senedir işlenen bir topraktır. Bu toprağın demiri fazla. Ben bu toprağı boş vaktimde gidip çıkarıyorum ve atölyeye getiriyorum. Burada suyunu verip ve çamur yapıyorum. Çamuru yaptıktan sonra tezgahta işlemeye hazır hale getiriyorum. Yaptığım çömlekleri, testileri bir süre atölyede kuruttuktan sonra güneşe koyuyorum ve en son fırında pişiriyorum.”

Bozkurt, günün erken saatlerinde uyanarak atölyesine gelip günde 25-30 çömlek ürettiğini ve bu ürünleri Elazığ Kapalı Çarşı’daki müşterilerine sattığını sözlerine ekledi.