Pandemi sürecinde sürekli olarak duruma göre değişen süreç yavaş yavaş netleşiyor. (!)

Elbette kendi arasında birlik olmayan/olamayan Özel Kursların durumu meçhul. Bildiğiniz üzere özel kurslar yönetmeliklere göre neredeyse özel okullarla aynı yönetmeliklerde denetim, teftiş ve ceza uygulamasına tabii olurken Ücret, tahsilat Pandemiden dolayı açma ve kapanmalarda farklı uygulamalara maruz kalmasının yanı sıra örneğin; Özel Okulların öğretmenleri toplu taşıma araçlarından indirimli faydalanırken Özel Kurs Öğretmen,Usta ve uzman öğreticileri bu uygulamaya dahil edilmemektedir.

Üvey evlat muamelesi gören Özel Kursların rakibi ne yazık ki M.E.B. Bağlı diğer kurslar değildir. Öncelikle yasal boşluktan faydalanan “Kaçak ve denetimden uzak kurslar ve farklı adlarla kurs açan Üniversiteler, Özel okullardır. Bu devasa yapılar her türlü devlet koruma teşvikinden faydalanıp adil olmayan rekabet içerisine sokulan ve ayakta kalmaya çalışan, kısıtlı imkanlarla istihdam yaratıp, halkla sanatı buluşturan ve her türlü  yönetmelik baskısına maruz bırakılan kursların ve çalışanlarının  durumu kimse tarafından dikkate alınmamakta adeta yok sayılmaktadır. Özellikle Özel Kursların öğrencilerinin % 80 gibi bir oranı HAFTA SONLARI kurslara devam etmesinden dolayı ne yazık ki çok zor durumdalar ve bu konu ile ilgili herhangi bir girim ve açıklama hala hazırda yok. Durum hakkında fikri ve zikri olanda hala hazırda yok.

Yok sayılan M.E.B. Özel Kursları her şeye rağmen siz öğrencilerini özledi.

Sayın Bakanın açıklaması şu şekilde.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yüz yüze eğitime geçiş sürecinin ayrıntılarına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Bakan Selçuk, “15 Şubat pazartesi günü eğitime başlıyoruz. Köy okullarımızı tüm sınıflarda yüz yüze ve tam zamanlı olarak açıyoruz. Okul öncesine verdiğimiz önem bellidir. 15 Şubat’ta tüm bağımsız anaokullarımızı da açma kararı verdik. İlkokullarımız açılması kararını verdik, haftanın 2 olarak devam edecektir” dedi. Bakan Selçuk, “Öğrencilerimizin okullarımızda yüz yüze eğitime katılımları velilerimizin kararına bağlı olacaktır. Bu durumda çocuklarımız uzaktan eğitime devam edecek, devamsızlık sayılmayacak” açıklamasını yaptı.

 

İşte Bakan Selçuk’un açıklamalarından öne çıkanlar:

Türkiye’nin salgın tedbirleri açısından eğitim alanındaki uygulamalarıyla dünyada örnek gösterilen ülkeler arasında olduğu belirtmek isterim. 23 Mart 2020 tarihinden bu yana olağanüstü bir performans sergiledik. Tüm öğretmenlerimize ve sabırla bize destek veren velilerimize teşekkür ediyorum.

15 Şubat pazartesi günü eğitime başlıyoruz. Köy okullarımızı tüm sınıflarda yüz yüze ve tam zamanlı olarak açıyoruz. Okul öncesine verdiğimiz önem bellidir. 15 Şubat’ta tüm bağımsız anaokullarımızı da açma kararı verdik. İlkokullarımız açılması kararını verdik, yine seyreltilmiş şekilde haftanın 2 günü olarak devam edecektir.

1 Mart tarihinde sınav dönemindeki öğrencilerimiz de tam zamanlı olarak açılacak. Sokağa çıkma kısıtlaması olan gün ve saatlerde öğrencilerimiz izinli sayılacaktır.

Öğrencilerimizin okullarımızda yüz yüze eğitime katılımları velilerimizin kararına bağlı olacaktır. Bu durumda çocuklarımız uzaktan eğitime devam edecek, devamsızlık sayılmayacak.

ÖĞRETMENLERİN AŞI PLANLAMASI

Yüz yüze eğitime başlayan öğretmenlerimiz için şubat ayı içinde aşı planlaması yapılmaktadır.

Önümüzdeki süreçte farklı sınıf düzeylerinde il bazlı olarak yüz yüze eğitime başlanması kararları alınabilecektir.

Alınan kararın başarıya ulaşabilmesi ve öğrencilerimizin tamamının yüz yüze eğitime geçebilmesi, salgının seyrinin düşüşüne bağlı… Hepinize teşekkür ediyor, dikkat ve özeninizi rica ediyorum.

Hatırlarsanız geçen günkü yazımızda ; “Evlerimize hapsolduğumuz Pandemi günlerinde sanata biraz daha yakınlaşmamız ve bilgi dağarcığınıza az da olsa” aaaa bu o eser değil mi?” demenizi sağlamak için, zaman zaman bilindik veya pek bilinmeyen bir takım sanat eserleri hakkında kısa kısa bilgiler vermeye çalışacağız.”  demiştik.

Dolaysıyla Sanata yolcukta bu günkü konuğumuz; Rembrandt – Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi

Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi, Rembrandt’ın 1632 yılında, yağlı boya ile tuval üzerinde çizmiş olduğu tablosudur. Eser Mauritshuis Müzesi’nde sergilenmektedir. Tabloda o dönem yılda sadece bir kere düzenlenen anatomi dersi resmedilmiştir.

Tabloda tahta ince uzun bir masa üzerinde yatan kadavra dışında, 8 kişi daha yer almaktadır. Bu kişilerden ikisi dışındakilerin kıyafetleri gri ve  soluk mor renktedir. Resmin ön tarafında yer alan iki kişinin kıyafetleri ise koyu siyahtır. Hepsi üzerine pelerin giymiş ve tüm boyunlarını çevreleyen beyaz yuvarlak yakalık takmıştır. Hepsinin yüzü  ince, sivri ve sakallıdır. Olay bir anatomi dersi olsa da tabloda cerrahi aletler ve kan yoktur. Tablonun sağ alt köşesinde açık bir kitap dikkat çeker. Tablonun merkezinde kadavra yer almaktadır. Cesedin yüzü ona eğilen kişiden dolayı kısmen gölgelidir. Kadavranın vücudu bembeyazken ayaklarının parmakları ise kararmıştır. Üzerinde sadece cinsel bölgesini örten beyaz bir örtü vardır. Kadavranın sol kolunun derisi tamamen soyulmuş kırmızı kasları görünmektedir. Doktor Tulp bu kaslar üzerinde dersi anlatırken cerrahlar  onu dikkatlice takip etmektedirler. Elinde ameliyat makası vardır. İki kişi kadavraya doğru eğilmişken, diğerlerinin bazısı oturur pozisyonda, bazısı ayakta ama hepsi kadavranın etrafındadır. Doktor Tulp’un yanındaki kişi aynı zamanda elindeki notları takip etmektedir. Arka plan flu taş oymalı bir iç mekandır ve kemerli duvarın üzerindeki panoda bulunan çok silik Rembrandt 1632 yazısı aslında ressamın tabloya imzasıdır.

 

Kaynakça ve daha fazlası için : https://konusanmuze.com/?p=259

Kültür ve Turizm Bakanlığı Yunus Emre Enstitüsü, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele sürecinde, müzisyenleri teşvik etmek amacıyla proje başlattı.

Bakanlığın müzik sektörü çalışanlarına yönelik destek projesi çağrısının başvuru detayları ve başvuru alacak dernek isimleri, Yunus Emre Enstitüsünün (YEE) internet sitesinde yayımlandı.

“Müzik Susmasın” sloganıyla başlatılan proje ile salgın döneminde müzik sektöründe sanatını icra etme ve çalışma imkanı azalan sanatçıların ve sektör çalışanlarının üretim yapmalarının teşvik edilmesi amaçlanıyor.

Proje çağrısına göre, haftalık veya günlük yevmiye ücretiyle çalışan ve herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar başta olmak üzere, işini kaybeden veya işleri durma noktasına gelen ses ve enstrüman sanatçıları ile sektör çalışanlarının projeye katkıları karşılığında ödeme yapılarak desteklenmeleri ve aynı zamanda üretilen eserlerin geleceğe aktarılması için dijital bir arşiv oluşturulması sağlanacak.

Projeye başvurular, 16-25 Aralık tarihlerinde alınacak. Proje kapsamında sunulacak kayıt için net 1000 lira olmak üzere, açılması planlanan sonraki çağrı programlarına dahil olunması suretiyle en fazla 3 bin lira destek verilecek.

Projeye başvurmak isteyenlerin 16 Aralık’tan itibaren “www.muziksusmasin.com” adresinde yer alan başvuru formunu doldurması, YEE’nin internet sitesinde de isimleri yayımlanan kendisine referans olacak STK’yi seçmesi ve eserin video kaydını “www.muziksusmasin.com” adresindeki ilgili bölüme en geç 25 Aralık’a kadar yüklemesi gerekiyor.

Başvuru yapmak için STK’lere üye olma şartının bulunmadığı ve projenin hiçbir aşamasında herhangi bir başvuru ücreti ve benzeri ödeme ile masrafın alınmayacağı bildirildi.

Destek almaya hak kazanan başvuru sahiplerine ocak ayından itibaren ödemeleri yapılmaya başlanacak projeyle ilgili detaylı bilgiye YEE’nin internet sitesinden ulaşılabilecek.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17. İstanbul Bienali, 11 Eylül-14 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Bienalin küratörlüğünü üstlenecek isimler belli oldu.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı‘ndan (İKSV) yapılan yazılı açıklamaya göre, 17. İstanbul Bienali‘nin küratörlüğünü Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh üstlenecek.

Bienal, çok sayıda kurum, kuruluş, uluslararası fon sağlayıcı ve fon kuruluşlarının desteğiyle düzenlenecek.

Ayrıntıların 2021 yılında duyurulacağı 17. İstanbul Bienali’nin Danışma Kurulu’nda Whitechapel Galerisi Direktörü ve küratör Iwona Blazwick, sanat tarihçisi ve yazar Ayşe Erek, Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi Artistik Direktörü ve akademisyen Yuko Hasegawa, 11. Berlin Bienali eş küratörlerinden Agustin Perez Rubio ile İstanbul Modern Sanat Müzesi Genel Direktörü, küratör ve sanat tarihçisi Levent Çalıkoğlu yer alıyor.​​​​​​​

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17. İstanbul Bienali, 11 Eylül-14 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Şanlıurfa’da, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan ve “tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe konulu fotoğraf yarışması düzenleniyor.

Haliliye Belediyesi, ilçe sınırları içerisinde bulunan, 12 bin yıllık tarihiyle tüm dünyanın gözünü üstüne çevirdiği Göbeklitepe’nin tanıtımına katkı sunmak amacıyla fotoğraf yarışması düzenlemeye karar verdi.

Göbeklitepe’nin önemine vurgu yapmak ve ulusal alanda tanıtımına katkı sunmak amacıyla gerçekleştirilen yarışmaya başvurular başladı.

Son başvuruların 31 Ocak 2021’de alınacağı yarışmanın sonuçları ise 3 Şubat 2021’de açıklanacak.

Yarışmanın birincisine 5 bin, ikincisine 3 bin, üçüncüsüne 2 bin lira ödül verilecek. Mansiyon olarak da 5 fotoğraf için biner liranın ödeneceği yarışmada, sergilenecek 50 fotoğraf için de 250’şer lira ödül dağıtılacak.

Ayrıca yarışma kapsamında Haliliye Belediyesi Özel Ödülü, Doğuş Yayın Grubu Özel Ödülü ve Hüseyin Büyükkırcalı Özel Ödülü de verilecek.

Fotoğraf yarışmasına katılmak isteyenler, detayları belediyenin sayfasından öğrenebilecek.

Haliliye Belediye Başkanı Mehmet Canpolat, Türkiye’nin her yerinden fotoğraf sanatına gönül vermiş sanatçıları Göbeklitepe’ye beklediklerini belirterek, yarışmada çok özel ve güzel fotoğrafların çekileceğine inandığını ifade etti.

Kaynak : https://www.sabah.com.tr/

Teke yöresinin illerinden Burdur’un Altınyayla ilçesinde bin yılı aşkın süredir icra edilen üflemeli sazlardan sipsi, Türk Patent ve Marka Kurumunca coğrafi işaret alarak tescillendi.

eke yöresinin merkezi konumundaki Burdur’da eski adıyla “Dirmil” olan Altınyayla ilçesine özgü Türk Halk Müziği nefesli çalgısı sipsinin, tescillenmesi için Kaymakamlık öncülüğünde girişim başlatıldı.

Başvuruyu değerlendiren Türk Patent ve Marka Kurumu, Teke yöresi yürüklerine özgü, asırlardır süregelen bu kültürel mirasa, “Dirmil sipsisi” adıyla coğrafi işaret verdi.

Coğrafi işaretle tescillenen yöresel çalgıda, biri altında beşi ise üzerinde olmak üzere altı ses perdesi bulunuyor. Boyu ses aralığına göre 13 ile 28 santim arasında değişen sipsiye nefes veren iyi bir icracı 13 farklı ses elde edebiliyor.

Burdur’daki müzik geleneğine göre daha çok gurbet havalarında çalınan sipsi ile dokuz sekizlik, dokuz onaltılık ve iki dörtlük nota ölçüleriyle müzik yapılıyor. Sipsi, aralarındaki muhteşem uyumdan dolayı daha çok iki telli curayla birlikte çalınıyor.


Eskiden bölgedeki köy odası kültürünün de vazgeçilmezlerinden olan sipsi icrası, günümüzde de ustaları tarafından yaşatılmaya çalışılıyor. Yöre halkı, coğrafi işaret belgesiyle korumaya alınan sipsinin gelecek kuşaklara aktarılacak olmasının mutluluğunu yaşıyor.

TEKE YÖRESİNİN MÜZİK KÜLTÜRÜNDE YERİ AYRI

İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdullah Kılıç, yaptığı açıklamada, Teke yöresinde Burdur’un müzik kültüründe önemli yeri olduğunu söyledi.

Yörede halk müziğinde en çok sipsi, kabak kemane ve cura çalgılarının kullanıldığını belirten Kılıç, bu çalgılardan sipsinin Altınyayla (Dirmil) ilçesiyle özdeşleştiğini anlattı.

Burdur’un halk kültürü değerlerinden Ceviz ezmesi, Burdur şiş, Karamanlı cevizi, Karamanlı kişnişi ve Melli İnciri’nin de daha önceki yıllarda tescillendiğini dile getiren Kılıç, “Dirmil Sipsisi’nin de coğrafi işaretle koruma altına alınması halk müziği açısından son derece önemli oldu.” ifadesini kullandı.

“SİPSİYLE İKİ TELLİ CURANIN SES UYUMU MUHTEŞEMDİR”

Sipsinin coğrafi işaret alması için 2004’ten beri çalışma yürüten 52 yıllık sipsi ustası ve icracısı Hüseyin Demir (60) de usta çırak ilişkisiyle sipsiyi hem yapmayı hem de icra etmeyi öğrendiğini söyledi.


Altınyayla Kaymakamlığıyla Dirmil sipsisinin bütün özelliklerini belgelendirdiklerini belirten Demir, “Sipsideki 52 yıllık serüvenimde en son hedefim buydu, tescillendiği için kendimi çok mutlu hissediyorum.” dedi.

Türkçe’nin bilinen ilk sözlüğü olan Divan-ı Lügati’t Türk kayıtlarından edindiği bilgiye göre, sipsinin 920 yılında Dirmil ve Gölhisar taraflarında cura ve kopuzla çalındığını aktaran Demir, bu çalgının kökeninin Orta Asya’ya kadar uzandığına dikkati çekti.

Sipsinin bir Yörük çalgısı olduğunu vurgulayan Demir, “Yörüklerin çalgısı taşınması kolay olması için küçük olur. Cura da küçük Yörük çalgısıdır. Sipsiyle iki telli curanın ses uyumu muhteşemdir.” diye konuştu.

 

“ÇALDIKÇA SİPSİNİN SESİ GÜZELLEŞİR”

Demir, güçlü nefes ve diyafram istediği için diğer üflemeli çalgılara göre sipsi çalmanın daha zor olduğuna değinerek, şunları kaydetti:

“Sipsi su kamışından yapılır ancak her kamıştan olmaz. Ağızlık ve gövdenin birbiriyle uyumu iyi olması lazım. Çaldıkça sipsinin sesi güzelleşir, nefesin sıcaklığı, nemi kamışa işler. Sipsiye yurt içinden ve dışından oldukça ilgi var. Zaman zaman yurt içindeki ve dışındaki çeşitli müzik marketlere gönderiyoruz. İstanbul, İzmir, Antalya’dan çok yoğun talep oluyor. Almanya, İşveç, Japonya’daki müzik marketlere de gönderdik. Artık dünyadaki çeşitli müzik etkinliklerinde sipsi görülüyor.”

 

Kaynak : A.A.

 

Geçen ay ilk kez ABD’nin Utah eyaletinde ortaya çıkan ve Stanley Kubrick’in 2001: Space Time Odyssey filminden bir sahneyi andıran metal monolitlerin sayısı beşe yükselirken, geçen hafta California’da da ortaya çıkan metal yapımın gizemi çözüldü. Gerilla sanatı yaptıklarını açıklayan bir grup sanatçı, inşa ettikleri monolitin saldırıya uğrayıp yerine bir haç yerleştirilmesinin ardından duruma tepki göstererek bir duyuru yaptı. Ardından söz konusu monolitin yenisi tekrar aynı yerden yükseldi.

Geçen hafta ABD’nin California eyaletindeki Atascadero kasabasında  yer alan Pine Dağı’ndaki monoliti yapanlar ortaya çıktı. Bir grup sanatçı,  “Amerika Hiçbir Zaman Uzaylılara Ait Olmayacak” şeklinde slogan  atan bazı gençler tarafından   metal yapının kaldırılıp, yerine bir haç yerleştirilmesinin ardından Youtube’dan bir açıklama yaptı.

Wade MacKenzie adlı sokak sanatçısı, “Gerilla sanatı ortaya koymayı hedefledik. Ancak, kötü niyetli bir şekilde ortadan kaldırılınca monoliti tekrar yerine koymamız gerektiğini düşündük” ifadelerini kullandı. Bununla brilikte McKenzie, üç kenarlı yapıyı arkadaşları Travis Kenny, Randall Kenny ve Jared Riddle’ın yardımıyla inşa ettiğini söyledi.

ABD’nin Utah eyaletinde havadan yaban koyunu sayımı yapan milli park görevlileri tarafından 18 Kasım’da tesadüfen keşfedilen uzun ve parlak metal monolit, tüm dünyanın ilgisini çekmişti.

 

Bununla birlikte, adeta, “2001: A Space Odyssey” filminden fırlamış gibi görünen yapının kim tarafından ne zaman çöle yerleştirildiğine ilşkin araştırmalar sürerken, Utah Eyalet Arazisi Bürosu (BLM) geçen hafta sonu gizemli nesnenin ortadan kaybolduğunu açıklamıştı.  California’daki monoliti inşa edenlerden biri olan Travis Kenny, Utah’taki yapıyı gördüğünde, “İnsanların görmek için saatlerce yol kat ettiği şu sanat eserine bakın’ dedim. Romanya’da da ikinci bir monolit yükseldiğinde ise üçüncüsünü biz yapmalıyız diye düşündüm” dedi.

Sanatçılar, paslanmaz çelik kullanılarak yapılan 3 metre boyutundaki monoliti sadece birkaç saat içinde hazırladıklarını, ancak dağın zirvesine yeniden yerleştirine kadar 3 kilometre yürüdüklerini ve 400 metre tırmandıklarını ifade ederek, “Hepimiz neredeyse 50 yaşındayız. Bu durum 90 kilo ağırlığındaki bir cismi kilometrelerce taşıyacak kadar formda olduğumuzu bize kanıtladı” dedi.

Diğer taraftan McKenzie, “Monolitin aslında internette viral olacağına dair bir düşüncemiz yoktu. Şu anda insanların onu görmek için Los Angles ve San Francisco’dan geldiğini görmek keyif verici” diyerek, monolitin saldırıya uğramasının ardından Belediye Başkanı Heather Moreno ile görüştüklerini ifade etti. MacKenzie, Moreno’nun kendilerine monoliti kalıcı bir şekilde durabileceği bir yer önerdiğini sözlerine ekledi.

Ayrıca, The San Luis Obispo Tribune’ün bildirdiğine göre McKenzie ve arkadaşlarının yaptığından farklı olarak Atescadero kasabasında bir monolit daha ortaya çıktı.
Kaynak : ntv.com.tr

Amerikan müzik endüstrisinde büyük öneme sahip Grammy ödüllerinin adayları belli oldu .BBC’nin haberine göre, 63. Grammy Ödülleri’ne, ABD’li pop yıldızı Beyonce, 9 kategoride aday gösterildi. Beyonce böylece Grammy tarihinde en çok aday gösterilen kadın sanatçı oldu.

 

Beyonce’u, 6 dalda adaylıkla Taylor Swift, Roddy Ricch ve Dua Lipa izledi. Grammy’nin sahipleri 31 Ocak’ta düzenlenecek törenle açıklanacak. 63. Grammy Ödülleri’nin belli başlı dallardaki adayları şöyle sıralanıyor:

Yılın albümü: Chilombo (Jhene Aiko), Black Pumas (Black Pumas), Everyday Life (Coldplay), Djesse vol. 3 (Jacob Collier), Women in Music Pt. III – (Haim), Future (Nostalgia) Dua Lipa, Hollywood’s Bleeding (Post Malone), Folklore (Taylor Swift).

Yılın Kaydı: Black Parade (Beyonce), Colors (Black Pumas), Rockstar (DaBaby featuring Roddy Ricch), Say So (Doja Cat), Everything I Wanted (Billie Eilish), Don’t Start Now (Dua Lipa), Circles (Post Malone), Savage (Remix), (Megan Thee Stallion featuring Beyonce).

Yılın şarkısı: Black Parade (Beyonce), The Box (Roddy Ricch), Cardigan (Taylor Swift), Circles (Post Malone), Don’t Start Now (Dua Lipa), Everything I Want (Billie Eilish), I Can’t Breathe (H.E.R), If the World Was Ending (JP Saxe and Julia Michaels).

En iyi solo performans: Yummy (Justin Bieber), Say So (Doja Cat), Everything I Wanted (Billie Eilish), Don’t Start Now (Dua Lipa), Watermelon Sugar (Harry Styles), Cardigan (Taylor Swift)

En iyi pop-grup performansı: Un Dia (J Balvin, Dua Lipa, Bad Bunny and Tainy), Intentions (Justin Bieber- Quavo), Dynamite (BTS), Rain on Me (Lady Gaga-Ariana Grande), Exile (Taylor Swift-Bon Iver).

THE WEEKND ADAY GÖSTERİLMEMESİNİ ELEŞTİRDİ

Kanadalı pop şarkıcısı The Weeknd, aday gösterilmediği Grammy ödülleri için “yozlaşmış” ifadesini kullandı.

Son albümü “After Hours” önemli başarıya imza atan ve daha önce 3 kez Grammy kazanan The Weeknd, bu yıl aday 63. Grammy ödüllerine aday gösterilmeyince tepkisini Twitter’da dile getirdi.

The Weeknd, “Grammyler yozlaşmış kalmayı sürdürüyor. Bana, hayranlarıma ve sektörün şeffaflığına borçlusunuz.” paylaşımını yaptı.

“After Hours”tan “Blinding Lights” şarkısı dünya çapında hit olan The Weeknd, “Billboards Hot 100” listesinde de bir numaradaydı.

Şarkıcı, 40 hafta boyunca listenin ilk 10’unda yer almıştı.

Thee Weeknd, Amerikan Müzik Ödülleri’nde Soul-R&B dalında En İyi Erkek Şarkıcı, En İyi Albüm ve En İyi Şarkı ödüllerini kazanmıştı.

K-POP GRUBU BTS İLK KEZ GRAMMY’E ADAY GÖSTERİLDİ

Güney Koreli erkek grubu BTS, en son single’ı “Dynamite” ile Grammy’e aday gösterilen ilk K-pop müzik grubu oldu.

BTS, “En İyi Pop-Grup Performansı” dalında Amerikan müzik ödülüne aday gösterildi.

 

 Ankara’da temeli 23 yıl önce atılan Temelini 1997’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in attığı projenin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın(CSO) yeni binası, 3-4 Aralık’ta düzenlenecek gala konserleriyle açılıyor.

Dünya metropollerinin sayılı müzik merkezlerinden biri olmayı hedefleyen Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası(CSO) Yerleşkesi açılıyor. CSO konser salonu ve koro çalışma binaları, 3-4 Aralık tarihlerindeki gala açılışı ve ardından sezon programıyla kültür-sanat hayatına ‘merhaba’ diyecek. CSO’nun internet sitesinde yaklaşık 83 milyon euro’ya mal olduğu belirtilen bina, dünyanın dört bir yanından en saygın orkestraları ve solistleri ağırlayacak. Yeni bina klasik müzikten geleneksel müziğe, dünya müziğinden popüler müziğe kadar çok zengin bir içerikle sanatseverlere hizmet verecek.

AÇILIŞIN ARDINDAN DOLU PROGRAM

Gala açılışında dünyaca ünlü soprano Angela Gheorghiu ve dünyanın en iyi piyano ikililerinden olan Güher ve Süher Pekinel kardeşleri Şef Cemi’i Can Deliorman yönetiminde ağırlayacak olan CSO, bünyesine yeni katılan sanatçılarla da ilk kez müzikseverlerin karşısına çıkacak. 3-4 Aralık’taki açılış konserlerinin ardından 5 Aralık’ta İdil Biret resitali, 11 Aralık’ta Nil Venditti & Nil Kocamangil, 18 Aralık’ta Antonio Pirolli & Atakan Sarı ve 25-26 Aralık tarihlerinde ise Cemi’i Can Deliorman şefliğinde dünyaca ünlü vokal Buika ile yeni yıl konserleri gerçekleşecek. Biletler, kısa süre sonra Sanat Cep uygulaması ve biletinial.com’dan satışa açılacak.

YENİ BİNADA NELER OLACAK?

* 2023 kişilik Büyük Salon

* 500 kişilik Mavi Salon

* 600 kişilik Tarihi CSO Salonu

* 10 bin kişilik açık hava konser alanı

* CSO Müzesi

* Bir restoran ve bir kafeterya

* Çalışma ofisleri, kiralanabilir ticari alanlar, CSO dükkânı.

 

Şanlıurfa’da çalışmaları süren Göbeklitepe sonrası heyecanlandıran gelişme yaşandı. Şehir merkezine yakın yerde Karahantepe adı verilen alanda neolitik döneme ait eserlere rastlandı. Peki, Karahantepe, Göbeklitepe!den daha mı eski?

Birçok dizi ve filme konu olan Şanlıurfa’nın Göbeklitepe’sinin ardından Karahantepe’de 2019 yılından bu yana yapılan kazı çalışmalarıyla neolitik döneme ait ‘T’ biçiminde dikili taşlar bulundu. Göbeklitepe gibi Karahantepe’nin de gözde bir yer olacağı düşünülüyor. İlk çalışmaları 1997 yılında başladı ve toprak altında kalan yapılar keşfedildi. İşte, Karahantepe konumu…

KARAHANTEPE NEREDE?

Karahantepe, Türkiye’nin Şanlıurfa ilinde bulunan arkeolojik sit alanıdır. Şehir merkezine 46 km uzaklıkta Tek Tek Dağları Milli Parkı içindeki Kargalı Mahallesi yakınlarında olan Karahantepe, 1997’de keşfedildi. Neolitik dönemden kaldığı düşünülen ”T” biçiminde 250 dikilitaşın bulunduğu alanda ilk kazı çalışmaları Eylül 2019’da başladı.

Karahan tepenin konumunu görmek için TIKLAYINIZ.

KARAHANTEPE Mİ GÖBEKLİTEPE Mİ DAHA ESKİ?

Şanlıurfa’da yer ala Göbeklitepe’nin en erken kullanımının Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’ın A evresine (MÖ 9.600-7.300), yani günümüzden en az 11.600 yıl öncesine dayandığı ileri sürülüyor. Neolitik döneme ait olduğu düşünülen Karahantepe’nin de ilk bulgulara göre Göbeklitepe’den daha eski olduğu düşünülüyor. Ancak kesin tarihlere ilişkin bir delil bulunmuyor.

 

Kaynak : https://www.milliyet.com.tr/

Van’ın Erciş ilçesinde Van Gölü’nün çekilmesiyle birlikte 2 bin 750 yıl önce kullanılmış Urartu dönemine ait liman kalıntıları ortaya çıktı. Van Gölü suları ile eski liman kalıntıları arasında yaklaşık 50 metrelik bir mesafenin olduğu belirtiliyor.

Van’ın Erciş ilçesinde Van Gölü’nün çekilmesiyle birlikte 2 bin 750 yıl önce kullanılmış Urartu dönemine ait liman kalıntıları ortaya çıktı. Van Gölü suları ile eski liman kalıntıları arasında yaklaşık 50 metrelik bir mesafenin olduğu belirtiliyor.

Van Gölü’nün su seviyesinin hissedilir şekilde düşmesi, son yıllarda Erciş ilçesinde bazı tarihi ve doğal kalıntıların da gün yüzüne çıkmasına sebep oldu. Gölün çekilmesiyle birlikte Erciş Kalesi ve mikrobiyalitlerin gün yüzüne çıktığı Erciş’te, ilçenin 10 kilometre doğusunda bulunan ve Deliçay sularının Van Gölü’ne döküldüğü alanda bazı kalıntılar gün yüzüne çıktı. Urartular döneminde liman olarak kullanılan alanda ortaya çıkan kalıntının yaklaşık 2 bin 750 yıl önce kullanılan limana ait olduğu belirtiliyor.

M.Ö. 1000’li yıllarda kurulan ve Asurlular tarafından tarih sahnesinden silinen Urartular, başkentleri Tuşba (Van) olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesi’nin tamamında imar faaliyetlerinde bulunmuşlar. Van Gölü’nde deniz taşımacılığına da önem veren Urartular çeşitli limanlar yapmışlar. Bu limanlardan bir tanesi de Deliçay Limanı olarak biliniyor.Bölgede fotoğraf çekerken kalıntılara rastladığını ve alanın araştırılmasını isteyen fotoğraf sanatçısı Ferzende Coşar (60), “Uzun yıllardır bu bölgede fotoğrafçılık yapıyorum. Deli Çay Kalesi’nde fotoğraf çekerken büyük taşlarla örülmüş bir limana denk geldim. Buralar Urartuların yaşam alanları. Kalenin üzerinden giden duvarlar, Van Gölü’nün birleştiği sahil bandında liman ile birleşiyor. Van Gölü’nün çekilmesiyle ortaya liman ve tarihi kalıntılar çıkmaya başladı. Burayla ilgili çok yönlü bir araştırmanın yapılması daha yerinde olur” dedi.

 7.Vancouver Türk Filmleri Festivali, bu yıl 16-21 Aralık 2020 tarihleri arasında, çevrimiçi olarak gerçekleşecek. Dört gün boyunca ödüllü uzun metrajlı filmlere ve kısa filmlere ev sahipliği yapacak olan festivalin online konukları Ece Dizdar, Eylem Kaftan, Kıvanç Sezer ve Serra Yılmaz.

Türk Kanada Derneği, Simon Fraser Üniversitesi ve Northwest Film Forum katkılarıyla düzenlenen 7’nci Vancouver Türk Filmleri Festivali, corona virüs salgını altında bu yıl 16-21 Aralık tarihleri arasında çevrimiçi olarak gerçekleşiyor.

Festival, izleyiciye teknik olarak iyi bir sinema deneyimi yaşatmak amacıyla Amerika’nın kar amacı gütmeyen film ve sanat platformu Northwest Film Forum ve online yayın platformu Eventive ile ortaklık yapıyor.

Festival direktörü Eylem Sönmez, “Bu yıl da ödüllere doymayan Türk filmlerini Kanada’ya getirerek, Türk  kültürünü ve sinemasını tanıtmayı, ülkenin toplumsal sorunlarına çağdaş sinema üzerinden dikkat çekmeyi hedefliyoruz. Festival online olması nedeniyle sadece Vancouverlılar tarafından değil, Kanada’nın her yerinden, bazı filmler ise Kuzey Amarika kıtasından izlenebilecek” dedi.

4 UZUN METRAJLI FİLMİN HİKAYELERİ

Bilmemek (Not Knowing) hayatlarından memnun olmayan bir ailenin yaşamına odaklanıyor. Birbirlerine tahammül edemeyen Selma ve Sinan’ın, hakkında eşcinsel olduğuna dair dedikodular çıkan, sutopu oyuncusu oğulları Umut bir gün ortadan kaybolur. Selma ve Sinan için oğullarını aramak, kendilerini bulma hikayesine dönüşür. Yönetmenliğimi 31’inci Ankara Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Film” seçilen Bilmemek, Antalya Altın Portakal ve Adana Altın Koza Film Festivallerinde’de birçok ödüle layık görüldü.

Kovan (Hive) filminde Almaya’da yaşayan Ayşe’nin annesi hastalanınca, Artvin’deki köyüne dönüşünü ve hayatta en büyük korkusu olan arılarla haşır neşir olmasına tanık oluyoruz.  Ayşe karakterini Meryem Uzerli’nin canlandırdığı ve yönetmenliğini Eylem Kaftan’ın yaptığı film “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü dahil olmak üzere Amerika’nın New York şehrinde düzenlenen 8’inci Chelsea Film Festivali’nden 6 ödülle geri döndü. Almanya Hof Uluslararası Film Festivali’nde, Hong Kong Asian Film Festivali’nde gösterilen film, Aralık ayında Norveç’teki Films From the South Festivali’nde, Ocak ayında ise Bangladeş’teki Dhaka Film Festivali’nde yarışacak.

Küçük Şeyler (La belle indifference), Yönetmen Kıvanç Sezer’in “Emlak-Konut Üçlemesi”nin ikinci filmi. İlk film “Babamın Kanatları”nda inşaat sektöründe çalışan bir işçinin dramını izlemiştik. İkinci film olan Küçük Şeyler’de ise inşaatın bitmiş halinde oturan ve bir anda işsiz kalınca ev kredilerini ödemekte zorlanarak hayatları değişen bir çiftin yaşamına odaklanıyoruz. Bu üçleme bize son 10 yılda Türk ekonomisinin itici gücü haline gelen emlak-konut sektörünün insanların hayatlarını nasıl etkilediğini anlatıyor. Küçük Şeyler, 54. Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde yarıştı. Filmin başrol oyuncularından Alican Yücesoy ise 33. Herceg Novi – Montenegro Film Festivali‘nde “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü”ne layık görüldü.

Aşk, Büyü Vs (Love, Spells and All That) gençliklerinde aşk yaşamış iki kadının, yıllar sonra biraraya gelip, aşka ve metafiziğe olan inançlarını sorgulamasını anlatıyor. Türkiye’de homofobinin arttığı bir dönemde, aşk insanları birleştirirken, toplumun onları ayırıyor. Yönetmenliğini Ümit Ünal’ın yaptığı film, 39. İstanbul Film Festivali’nin öne çıkan filmi olurken, SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) tarafından da “En İyi Film” ödülüne layık görüldü.

ÜNLÜ KONUKLARLA ONLINE SÖYLEŞİ

Festivalin online olmasının bir diğer avantajı bu filmlerin oyuncuları ve yönetmenleriyle, Zoom üzerinden gerçekleştirilecek Soru/Cevap seansları. Bu yıl Ece Dizdar, Eylem Kaftan, Kıvanç Sezer, Serra Yılmaz festivalin konukları arasında yer alıyor.

“Kısa Film Kuşağı”nda ise Seattle Türk Filmleri Festivali’nin seçkisinde yer alan 10 film yayınlanıyor. Genç yönetmenlerin işlerini tanıtabilmek adına açılan kısa filmler kuşağında, seyircinin oylarıyla seçilen en iyi filme Vancouver Türk Filmleri Festivali İzleyici ödülü verilecek.