Sanatseverlerin ve koleksiyonerlerin yakından takip ettiği Ahmet Yeşil, Şükrü Karakuş, Tuba Önder Demircioğlu, Feyzan Alasya, Nilüfer Yıldırım, Engin Beyaz ve Yasemin Keltek, yapıtlarını 7-10 Ekim 2021 tarihleri arasında 16.Contemporary İstanbul (Galeri Diani’de) sergileyecekler.

 

42. sanat yılını kutlayan deneyimli sanatçı Ahmet Yeşil 16. Contemporary İstanbul’a yeni ürettiği serilerle katılırken kendisine has çizgisini daha yalın ancak çok çarpıcı bir anlatımla ifade ederek renkleri büyük bir yetkinlikle kullanıyor.

 

 

Farklı teknikleri bir arada kullanabilen nadir seramik sanatçılarından olan Tuba Önder Demircioğlu son derece kırılgan görünen ancak çok sağlam ve ustaca kullandığı porselen ve stoneware malzemelerle oluşturduğu yapıtlarında formların dengesini ve akışkanlığını gözler önüne seriyor.

İspanya ‘da yaşayan ve üreten deneyimli sanatçı ve birçok kolektif projeye imza atan Şükrü Karakuş Neo-pop diyebileceğimiz bir estetikle bizi çok zengin bir tekno-urban içine daldırıyor yapıtlarıyla. Kendi kültürünü ve Akdenizliliğini evrensel bir dilin yetkinliğiyle anlatıyor izleyiciye.

Son yıllarda güçlü figürleriyle kendinden söz ettiren Feyzan Alasya imge dünyasını tuvaline yansıtan resmi, zamansız dünyalarda varolan düşle gerçeğin birleşimi olduğunu aktarırken bilinçaltını deşifre ediyor.Alasya, Anima Corpus serisi ile eserlerini izleyicilerle buluşturacak.

 

New York’ta yaşayan ve üreten genç sanatçı Nilüfer Yıldırım figüratif ile soyut arasında yumuşak bir geçişle ilerleyen nadir sanatçılardan. Yapıtları bir kişi ile veya herhangi bir yerde hatırlanan deneyimlerini; pencerelerden manzaralardan, insanlarla günlük karşılaşmalardan, her türlü duygusal durumu, direkt ve yalın bir şekilde aktarıyor.

 

Engin Beyaz, bulunduğu ortama ve toplumsal açmazlara kendine özgü bakışıyla çok çarpıcı sanat eserleri üreteten bir sanatçı olarak son yıllarda saydam, renkli, pleksiglas ve asetat ile ürettiği kütüphaneyi andıran ve içlerinde çok sayıda kitabı anımsatan eserleriyle toplumun belleğini kimi zamanda kişisel belleğini izleyiciye aktarıyor.

 

 

Sanat eylemini adeta geçmişten bir belge toplayıcısına ve arşivciye dönüştüren ve dolayısı ile ortak oluş ve bozuluş üzerinde yoğunlaştırıp düşündüren ve adeta bu ikiliği izleyicinin belleğine kazıyan sanatçı Yasemin Keltek ahşap, tual, ayna v.s materyaller kullanarak ikiliğe yeniden vurgu yapıyor.

16.Contemporary İstanbul’da (5-10 Ekim) sanat yolcuğuna çıkanları çok farlı bir deneyim Galeri Diani ‘de bekliyor

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen

28. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali,

4. Murat operasıyla başladı.

Bu yıl iki opera, bir bale ve iki konser olmak üzere 5 etkinliğin gerçekleştirileceği festivalin açılış eseri olan 4. Murat operası, Aspendos Antik Tiyatrosu’nda sahnelendi. Eseri, yerli ve yabancı çok sayıda sanatseverin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz da izledi.

 

Sultan 4. Murat Han’ın yaşamı, annesi Kösem Sultan ile ilişkileri ve dönemsel, tarihi olaylardan esinlenilen konusu ile Türk opera repertuvarında önemli bir yere sahip olan, Türk besteci Okan Demiriş imzası taşıyan eser izleyenlere keyifli saatler yaşattı. Librettosu Turan Oflazoğlu’na ait üç perdelik operanın rejisörlüğü ise Haldun Özörten tarafından yapıldı.

Orkestra şefi Hakan Kalkan ve koro şefi Mahir Seyrek yönetiminde Antalya Devlet Opera ve Balesi Orkestrası ile Antalya ve Ankara  Devlet Opera Balesi korolarının eşlik ettiği, dekor tasarımı Özgür Usta, kostüm tasarımı Gazal Erten, ışık tasarımı Mustafa Eski’ye ait eser izleyenlerden büyük alkış aldı.

Kaynak: Trt Haber

Trabzon’un en önemli tarihi miraslarından biri olan Kızlar Manastırı, 5 yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından, piyanist besteci Tuluyhan Uğurlu’nun konseri ile ziyarete açıldı.

Kentte Boztepe Mahallesi’nde şehre hakim noktada yer alan tarihi miras Kızlar Manastırı için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle aslına uygun olarak 2014’te başlatılan restorasyon ve rölöve çalışmaları 2019’da tamamlandı.

Mülkiyeti Trabzon Büyükşehir Belediyesi’ne verilen manastır, çalışmaların tamamlanmasının ardından, ünlü piyanist besteci Tuluyhan Uğurlu’nun konseri ve düzenlenen törenle ziyarete açıldı.

Manastırın açılış törenine AKP Trabzon milletvekilleri Muhammet Balta, Adnan Günnar ile Salih Cora, Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Baro Başkanı Sibel Suiçmez ve çok sayıda kişi katıldı.

Açılış öncesi piyanist besteci Tuluyhan Uğurlu, verdiği konserle sevenleriyle buluştu. Uğurlunun tarihi mekandaki resitali, katılımcıların beğenisi topladı.

 

 

KIZLAR MANASTIRI HAKKINDA

Boztepe’nin yamacında, 3’üncü Alexios döneminde 14’üncü yüzyılda kurulduğu tahmin edilen manastırın, birkaç kez onarılıp, son şeklini 19’uncu yüzyılda aldı.

Şehir merkezine yakınlığıyla dikkati çeken Kızlar Manastırı, güneyde içinde kutsal su bulunan kaya kilisesi ve onun girişinde şapel ve birkaç hücreden oluşuyor.

Kaya kilisesinde; kitabeler, 3’üncü Alexios’un eşi Theodora ve annesi Eirene’nin portreleri yer alıyor.

 

Kaynak: DHA

 

Yazar Bülent Kılıçaslan’ın kaleminden ”Pir Sultan Abdal” oyunu yeniden sahnede. Aşk ve direniş ozanı olan Pir Sultan Abdal’ın hayatını anlatan oyun için Kılıçaslan, “Pir Sultan’ın dediği gibi, bozuk düzende sağlam çark olmaz.” dedi.

 

 

 

Yazar, yönetmen ve Türk Halk Müziği sanatçısı Bülent Kılıçaslan pandemi nedeniyle ara vermek zorunda kaldığı Pir Sultan Abdal oyununu yeniden sahnelemeye başladı. 2 yıl boyunca oyunun metin ve prova çalışmalarını hazırlayan Kılıçaslan, yasakların bitmesiyle ilk gösterimini 17-18 Ağustos’ta Elazığ Devlet Tiyatroları’nda sahnelediği oyunun Türkiye ve Avrupa turnesine hazırlandığını söyle

 

di. 24 Eylül’de İzmir, 9 Aralık’ta ise İstanbul’da sahnelenecek olan oyun, Pir Sultan Abdal’ın eşsiz eserlerinden oluşan geniş bir repartuar ve Kılıçaslan’ın oyunculuğuyla beş kişilik bir orkestra, ve semah ekibi ile seyircisine direniş ozanının hayatını ve türkülerini sunuyor.

HALKA UMUT OLDU

Kılıçaslan, Pir Sultan Abdal’ın hayatını sahne koyma nedenini şöyle anlattı: “Pir Sultan Anadolu’nun bağrında açılmış bir kızıl gonca güldür. Darağacında; ezilenin, dışlananın, sömürülenin, ötekinin haykırışıdır. Kardeşliğin yok sayıldığı çağda umudun, direnişin adıdır. Halkıyla öyle içi içe geçmiş ki kişiliği, özü, sözü nerede kendisinin, nerede halkın olduğunu kestiremezsiniz. “Yürü bre hınzır paşa /Senin de çarkın kırılır / Güvendiğin padişahın / Onun da çarkı kırılır” haykırışıyla, umutların tükendiği zamanda ezene, sömürene başkaldırarak halkına umut olmuştur.

 

Kaynak: www.sozcu.com.tr

 

İstanbul bu hafta geniş bir yelpazede, birbirinden farklı etkinliklerle yerli ve yabancı sanatçıların katıldığı konser, sergi, tiyatro ve performanslara sahne olacak.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları‘nda 3’ü yeni olmak üzere 9 oyun tiyatroseverlerle buluşacak.

Program kapsamında 15-18 Eylül‘de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi‘nde “Antigone”, Fatih Reşat Nuri Güntekin Sahnesi’nde “Yaftalı Bulut”, Kadıköy Gazhane Müze Büyük Sahne’de ise “Veba” oyunu izlenebilecek.

Aynı tarihlerde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi‘nde iki kişinin çıktığı yolculuk hikayesini konu edinen “Geçit”, Ümraniye Sahnesi’nde Naşit Özcan’ın yönettiği “Ay Carmela!”, Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde Fransız oyun yazarı Moliere’nin “Hastalık Hastası” oyunları sahnelenecek.

KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu‘nda ise 13 Eylül‘de “Yeni Bir Şarkı”, 16 Eylül’de “İki Bekar” ve 17 Eylül’de “Bülent Bey’in Hikayesi” oyunları izleyicilerin beğenisine sunulacak.

SAHNE SANATLARI VE KONSERLER

İstanbul Fringe Festival 2021‘de 3 yabancı, 6 yerli olmak üzere 9 ekip dans, performans, tiyatro gösterileriyle fiziksel seyirciyle bir araya gelecek. Festival kapsamında “Cinderella’s” 18 Eylül’de Atlas 1948 Sineması’nda, “Masal Masal İçinde” ise 19 Eylül’de ENKA Açıkhava Tiyatrosu’nda izleyici karşısına çıkacak.

Yerli ve yabancı isimlerin konserlerinden tiyatro oyunlarına ev sahipliği yapan Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu‘nda 13 Eylül’de Yıldız Tilbe, 15 Eylül’de ilk caz projesi “İhtimaller” ile Kenan Doğulu, 19 Eylül’de ise Teoman konser verecek.

İspanyol aşk şarkılarının tutkulu sesi olarak gösterilen ünlü şarkıcı Buika ise 17 Eylül’de Zorlu PSM’de hayranlarıyla bir araya gelecek.

28. İstanbul Caz Festivali kapsamında Stefano Di Battista “More Morricone” ve Ferit Odman Quintet 14 Eylül’de Swissotel The Bosphorus’da, Altın Gün ve Evdeki Saat 16 Eylül’de Turkcell Vadi Sahnesi’nde, Gece Gezmesi’nde ise Alp Ersönmez “Cereyanlı”, Çağrı Sertel “Multiverse”, Dilan Balkay, Kazım ve Udgang 18 Eylül’de Beykoz Kundura Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşacak.

49. İstanbul Müzik Festivali‘nin son konserlerinde, 13 Eylül’de Şirin Pancaroğlu ve Bora Uymaz Topluluğu “Sarı Çiçek” Four Seasons Hotel’de, 16 Eylül’de “Accademia Bizantina” Venedik Sarayı’nda sahne alacak.

Paraf Kuruçeşme Açık Hava Konserleri‘nde ise Hakan Altun ve Hüsnü Şenlendirici 13, Yaşar ve Bendeniz 14, Rafet El Roman 15, Zara 16, Gülben Ergen 17, Seda Sayan 18, Hande Yener ve Serdar Ortaç ise 19 Eylül’de konserleriyle dinleyicilerin karşısında olacak.

Tüm etkinlikler, Covid-19 pandemi kurallarına uygun olarak düzenlenecek.

Kadıköy Belediyesinin başlatmış olduğu gürültü kirliliğine karşı farkındalık projesine sanatçılar da sokaklarda sahne performanslarını gerçekleştirdiler.

 

Kadıköy’de artan gürültü kirliliğine karşı geçen hafta başlatılan farkındalık projesi bu hafta Kadıköylü sanatçıların sergilediği pandomim gösterisiyle Osmanağa’da gerçekleşti.

Pandemi sürecinden yeni normale geçişle birlikte sokaklar ve açık alanlar da eğlence için daha cazip hale gelmiş ve beraberinde gürültü kirliliğini getirmişti. Kadıköy Belediyesi de, geçtiğimiz hafta bu konuyla ilgili mahalle muhtarları, esnaf dernekleri, mahalleliler ve Kadıköylü performans sanatçılarıyla bir araya gelerek “Kadıköy Hepimizin” temasıyla bir proje geliştirdi.

Proje; gürültü kirliliğine karşı empati ile farkındalık oluşturulmayı ve mahalle dışından gelen ziyaretçilerin mahalle sakinleriyle uyum içerisinde yaşayabildiği bir semt oluşturmayı amaçlıyor. Performanslarıyla, yaşam kültürüne dikkat çekmeye çalışan sanatçılar dört farklı noktada dört ayrı performans sergiledi.

Sanatçılar, mahalle sakinlerinin sesi oldu ve izleyenlere şu mesajı verdi:

“Bizler, yani ders çalışmak zorunda olan öğrenciler, bebeğini uyutmaya çalışan anne-babalar, ertesi gün işe gitmek zorunda olan komşularınız olarak, siz eğlenirken bizlerin de gürültüsüz bir semtte yaşama hakkımıza saygı duymanızı bekliyoruz.

 

Kaynak: www.ntv.com.tr

ABD’de bir federal mahkeme, Temmuz ayında Gılgamış Destanı’nın bir bölümünü oluşturan ‘Rüya Tableti’ne yetkililerin el koyduğunu teyit etti.

Mahkeme, 3.500 yıllık çivi yazılı tabletin ülkeye yasadışı yollardan sokulduğuna karar verdi. Washington DC’de sergilendiği İncil Müzesi’nden alınan tabletin Irak’a iade edilmesi bekleniyor.

Dünyanın en eski edebi eserlerinden biri olan Gılgamış Destanı, günümüz Irak topraklarında kurulmuş Sümer şehir devleti Uruk kralını konu ediyor. ‘Rüya Tableti’ destanın bir parçasını oluşturuyor.

Yetkililer, tabletin Hobby Lobby adlı şirket tarafından satın alınıp İncil Müzesi’nde sergilenmesi öncesinde yasa dışı yollardan ABD’ye ithal edildiğini belirtiyor.

Amerikalı bir antikacının, tableti 2003’te Londra’da satın aldığı ve ABD’ye gönderirken paketin içeriğine dair bildirimde bulunmadığı, sahte belgeyle sattığı ifade edildi.

Gılgamış Rüya Tableti, birçok kez el değiştirdikten sonra, 2014’teki bir açık artırmada Hobby Lobby şirketi tarafından 1,67 milyon dolara satın alındı. 2019’da ise ABD’li yetkililer müzedeki esere el koydu.

Tabletin mülkiyetinin devlete geçmesi talebiyle dava açılmıştı.

New York Doğu Bölgesi Savcı Vekili Jacquelyn M. Kasulis, bu işlemin “dünya edebiyatının nadir ve antik şaheserinin ait olduğu ülkeye dönmesinde önemli bir adım” olduğunu söyledi.

Yetkililer tarafından Salı günü yapılan açıklamada, Hobby Lobby şirketinin tablet üzerindeki hak kaybına razı olduğu belirtildi.

Hobby Lobby, daha önce de haksız şekilde elde ettiği binlerce tarihi eser nedeniyle 3 milyon dolar para cezasına çarptırılmış ve bu eserleri iade etmek zorunda kalmıştı.

Evanjelist Hristiyan inancıyla bilinen şirketin kurucusu Steve Green, tartışmalı eserlerin satın alınması konusunda eleştirilmiş, kendisi ise bunu antika satın almaya başladığında “koleksiyon dünyası hakkında fazla bilgi sahibi olmamasına” bağlamıştı.

Irak Kültür Bakanı Hasan Nazım, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin yağma edilmiş 17.000 tarihi eseri iade edeceğini, bunların birçoğunun Gılgamış Rüya Tableti ile aynı döneme ait olduğunu kaydetti.

Bu eserlerin, bu hafta başında Beyaz Saray’da ABD Başkanı Joe Biden ile görüşen Irak Başbakanı Mustafa Kazımi’nin uçağı ile taşınacağı belirtildi.

Bakan Nazım, antika eserlerin geri alınmasını “büyük bir olay” olarak yorumladı ve Irak’ın yakın gelecekte başta Avrupa’dakiler olmak üzere diğer eserleri de elde etmesini ümit ettiğini söyledi.

Kaynak : https://arkeofili.com/

Pandemi kaynaklı kapanmaların sonuna doğru hızla gidiyoruz.

Biliyoruz ki siz ve çocuklarımızla birlikte evlerimize hapsolduk. Bu gerek velileri gerekse çocuklarımızı çok yoğun şekilde etkiledi. Büyükleri dahi bu kadar etkileyen pandemi elbette ki çocuklarımızı daha çok etkiliyor.

Oluşan baskı ve depresyondan kaçmanın en ideal yöntemlerden biride bir uğraş , hobi edinmek bu bağlamda Nar Sanat artık sizlerin hizmetinde. 12 yıllık birikim ve tecrübe ile sanatın tüm dallarında sizler için hazır.

Yetkin eğitmenler ile düzenli bir eğitim almak veya çocuklarımıza sanat dersi aldırmak istiyorsanız yapmanız gereken tek şey telefonla randevu almanız.

Tanışma dersine katılarak gerek kurumumuzu, gerekse eğitim yöntem ve şekillerini öğrenebilirsiniz. Misafirimiz olmak için 0212 570 80 68 veya 0530 80 71 80  nolu telefonlarımızı aramak için lütfen tereddüt etmeyiniz.

ÖZEL DERSLERİMİZ (Müzik derslerimizin tamamı birebir özel derstir.)

(Güzel sanatlar Liselerine ve Müzik öğretmenliği hazırlık sınavı ile LCM sınavlarına hazırlık kursları)

 

 

GRUP DERSLER (Grup derslerimizde sayı sınırlaması vardır. Derslerimiz Mini gruplarla yapılmaktadır)

 

Not: Dans dersleri özel olarak da verilebilmektedir.

 

 

Bugün 27 Mart Dünya Tiyatro Günü…

Tiyatro deyince ilk anda sadece Oyuncular gelir akla. Oysa tiyatro bir ekip işidir ön planda elbette ki oyuncular var fakat oyun sergilenmeden önce ve sergilenme esnasında arkada emek verenleri de bilmek hatırlamak ve hatırlatman görevimiz.

Tiyatro; Yönetmen, oyuncu, dekor ve ışıkçısı zaman zaman makyözleri ile bir bütündür.

Bu bütünlük içinde, zannediyor musunuz pandemi döneminde sadece oyuncular zorluk çekti? Hayır elbette. Biz biliyoruz sizlerde lütfen tekrar düşünün, sahneden başka geliri olmayan yukarıda saydığım sahne emekçileri dışında, elbette salon çalışanlarını da unutmamız gerekiyor.

Bir gün her şey normalleşecek şimdi değilse de enazından o zaman arada bir teşekkür edelim. Çünkü pandemi süresince kim aç, kim yoksun biz iyi biliyoruz, sizler de artık bir düşünürsünüz değil mi?

Çünkü bu saydığım mesleği yapanların çok büyük kısmı devlet desteğinden yoksun kaldı.

Biliyoruz tiyatrolar elden geldiğince dijitate taşınmaya çalışıyor ve sizlerde biliyorsunuz ki en güzeli sahneden izlemek ama malum şartlar hepimizi tedirgin ediyor ve biliyoruz ki dijitale taşınan oyunları da izliyorsunuz!

Birçok sanatçı bildiri ve açıklamalar yapıyor ve asıl duyması ve duyuyoruz fakat asıl duyması gerekenler ne yazık ki kapı-duvar!

 

Bugün dünya tiyatro günü ve bir kez daha yazalım BUGÜN 27 MAYIS VE DÜNYA TİYATRO GÜNÜ!

 

İstiklâl Marşı, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin millî marşı. Mehmet Âkif Ersoy tarafından kaleme alınan bu eser, 12 Mart 1921’de Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İstiklâl Marşı olarak kabul edilmiştir.

Bestesi Osman Zeki Üngör’e aittir. Orkestrasyonu Edgar Manas tarafından yapılmıştır.

Güftesi, Anadolu’da Millî Mücadele’nin devam ettiği sırada Mehmet Âkif Ersoy tarafından kaleme alınmış şiirdir. Şairin Kurtuluş Savaşı’nın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin yürekliliğine ve özverisine güvenini, Türk ulusunun bağımsızlığa, Hakk’a, yurduna ve dinine bağlılığını dile getirir.

 

Tarihçe

Türk Kurtuluş Savaşı’nın başlarında, İstiklâl Harbi’nin milli bir ruh içerisinde kazanılması imkânını sağlamak amacıyla Maarif Vekaleti, 1921’de bir güfte yarışması düzenlemiş, söz konusu yarışmaya toplam 724 şiir katılmıştır. Kazanan güfteye para ödülü konduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Burdur milletvekili Mehmet Akif Ersoy, Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin ısrarı üzerine, Ankara’daki Taceddin Dergahı’nda yazdığı ve İstiklal Harbi’ni verecek olan Türk Ordusu’na hitap ettiği şiirini yarışmaya koymuştur. Yapılan elemeler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda, bazı mebusların itirazlarına rağmen Mehmet Âkif’in yazdığı şiir coşkulu alkışlarla kabul edilmiştir. Mecliste İstiklâl Marşı’nı okuyan ilk kişi dönemin Milli Eğitim BakanıHamdullah Suphi Tanrıöver olmuştur.

Mehmet Âkif Ersoy İstiklâl Marşı’nın güftesini, şiirlerini topladığı Safahat’a dahil etmemiş ve İstiklâl Marşı’nın Türk Milleti’nin eseri olduğunu beyan etmiştir.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katılmış, 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etmiştir. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930’da değiştirilerek, dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922’de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuş, toplamda dokuz dörtlük ve bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yapmıştır. Üngör’ün yakın dostu Cemal Reşit Rey’le yapılmış olan bir röportajda da kendisinin belirttiğine göre aslında başka bir güfte üzerine yapılmıştır ve İstiklal Marşı olması düşünülerek bestelenmemiştir. Söz ve melodide yer yer görülen uyum (Prozodi) eksikliğinin (örneğin “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” mısrası ezgili okunduğunda “şafaklarda” sözcüğü iki müzikal cümle arasında bölünmüştür) esas sebebi de budur. Protokol gereği, sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde günümüzde İstiklâl Marşı olarak söylenmektedir.

Metni

İSTİKLÂL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl…
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâ-mahrem eli.
Bu ezanlar -ki şehadetleri dînin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

MEHMET AKİF ERSOY

 

Marmara Üniversitesi bünyesinde Prof. Dr. Ece Karşal tarafından kurulmuş olan Marmara Flüt Orkestrası olarak, İstanbul Esenler Belediyesi işbirliğiyle gerçekleştirilecektir.  “Amatörler İçin Flüt Yarışması 2021”i sizleri bekliyor!

Marmara Flüt Orkestrası 2015 yılında Flüt Sanatçısı ve Eğitimcisi Prof. Dr. Ece Karşal tarafından kurulmuştur.

Prof. Dr. Ece Karşal

        Prof. Dr. Ece Karşal

Marmara Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi’nin desteği ile  enstrümanlar temin edilmiş ve 2015’in Kasım ayında orkestra çalışmalara başlamıştır. Türkiye’nin flüt ailesinin tüm üyelerini barındıran ilk orkestrası olan Marmara Flüt  Orkestrası’nda farklı yaş kategorilerinde profesyonel flüt sanatçıları,  öğretmenler, ileri düzeyde flüt çalabilen amatör flütistler, ilk, orta, lise ve  üniversite düzeyinde olmak üzere farklı eğitim seviyelerinde branşı flüt olan seçilmiş müzik öğrencileri  görev almaktadırlar. Marmara Flüt Orkestrası, kısa sürede önemli başarılara imza atmıştır. Grup, yurt içi ve dışında seçkin konser salonlarında konserler vermiş ve kısa bir süre içerisinde 2016 yılında Uluslararası Nefesli Sazlar Festivali’ne katılma hakkı kazanarak 3 Türk bestecinin Marmara Flüt Orkestrası için yazmış olduğu eserlerin uluslararası platformda ilk seslendirilişlerini gerçekleştirmiştir. Türk bestecilerinin eserlerini seslendirmek ve tanıtmak orkestranın hedefleri arasındadır.

Orkestra, 2018 yılının Temmuz ayında Bulgaristan’da gerçekleştirilmiş olan Uluslararası Gençlik Festivali’nde ülkemizi temsil ederek “Klasik Müzik –Orkestralar” Kategorisi’nde 1. lik ve Festivaldeki “En Profesyonel Grup” ödüllerinin sahibi olmuştur. 7 Nisan 2019 Tarihinde Polonya’da düzenlenmiş olan Avrupa Flüt Toplulukları Festivali’nde ülkemizi temsil ederek iki konser gerçekleştirmiştir. Bu festivalde Marmara Flüt Orkestrası için bestelenmiş olan Rahşan İzmirli Oğuz’a ait “Uyanış” isimli eserin Dünya prömiyeri gerçekleştirilmiştir.  Topluluk 1 Şubat 2020 tarihinde Flutissmo Festivali kapmasında  Fransa’da  Mauricio Lozano yönetimindeki “Flûtes d’Azur” ile ortak bir konser gerçekleştirmiştir. Konserde Türk bestecilerinin eserleri ve düzenlemelerinden oluşan bir program seslendirilmiştir. Marmara Flüt Orkestrası, çalışmalarına Marmara Üniversitesi bünyesinde devam etmektedir.

Yarışmaya ait tüm detaylara afişlerden görebileceğiniz gibi aşağıdaki linklerden de takip edip iletişime geçebilirsiniz.

 

MARMARA FLÜT ORKESTRASI İLETİŞİM:

WEB SİTESİ:

INSTAGRAM: 
https://www.instagram.com/marmaraflutorkestrasi/
FACEBOOK:
https://www.facebook.com/marmaraflutorkestrasi/

TWITTER:  

YOUTUBE: 
https://www.youtube.com/channel/UCFEBvjLv-INHc7q264gYdFA/featured

Atölyemizi size anlatmadan önce Müziğin çocuk üzerindeki etkilerine göz atmak konuyu daha netleştirecektir. Drama Nedir sorusunun cevabını ise LİNKE tıklayarak okuyabilirsiniz.

Bazen çocuğu en iyi anlama yolu sanattır! Çocuğumuzun gelişiminin her safhasında sanatı kullanmak mümkündür.

Şöyle ki; Hamilelikte başlayan süreçte anne karnında çocuğun, annenin kalp sesi ve ritmine olan aşinalığını o veya bu şekilde duymuşuzdur. Çoğumuz yetişkin olduğumuzda dahi belirli müzik ve seslerde daha sakin olduğumuzu, bazı müzik veya seslerde daha hareketli, bazılarında ise daha enerjik veya hüzün dolu hissettiğimizi fark etmişizdir. İşte tüm bunlar anne karından başlayan ve çocuğun dünyaya gelip, gelişim sürecinde maruz kaldığı ritmik ses ile duyguların arasındaki ilgidir.

Okulöncesi ve okul döneminde verilen müzik eğitimi, çocuklara bazı kavramların ve değerlerin kazandırılmasında oldukça etken bir yoldur.

Bunları sırasıyla kısaca ifade edecek olursak;

1.Ruhsal Bakımdan: Müzik/resim eğitimi, çocuğun psikolojik gelişiminde olumlu rol oynar. Sanat eğitimi yoluyla çocuklara, iyiyi, doğruyu ve güzeli kavratarak toplumsallaşması yolunda küçümsenmeyecek mesafeler alınabilir. Sanat eğitimi yoluyla ruhsal bakımdan doyum sağlayan çocuk, hem sağlıklı bir ruhsal gelişim hem de sağlıklı bir kişilik yapısı kazanma şansına kavuşmaktadır.

 2.Kültürel Bakımdan: Sanat dalları bir anlatım yoludur, anlatım ise dil ile gerçekleştirilir. Örneğin; Müziksel anlatım, ancak müzik diliyle ifade edilebilir. Resim de çizimler ile. Sanatın, insanın ortak dili olması özelliğinden dolayı çocuğun kendi ülkesi ve başka ülkelerde yaşayan insan topluluklarını ve onların kültürlerini anlayarak evrensel kültürün temelleri oluşturulur. Kitle iletişim araçları yoluyla, insanların duygularını ifade etmede ve farklı toplumların kültürel özelliklerini yansıtan başta müzik

olmak üzere sanatın tüm dallarıyla dinlenmekte, izlenmekte ve paylaşılmaktadır. Bu açıdan, müziğe /resme kısaca sanatların tümü bir kültür aktarması olarak da bakılabilir. Çocuk kendi kültür ve geleneklerini müziği ve danslarıyla tanır, diğer sanat dallarıyla birleşerek milli duyguları gelişir.

Bir kültür ürünü olarak örneğin müzik, içinde filizlendiği toplumun tüm kültür öğelerini taşır ve bunları sürekli biçimde geleceğe iletir. Bu yönüyle müzik geçmişle gelecek arasında bir bağ kurar ve kuşakları birbirine bağlar. İnsanın yapısı ve yaradılışı gereği müzik, hoşlanma, keyif alma, neşelenme aracı olmanın çok ötesinde, insan için çok daha derin, köklü, kapsamlı ve anlamlı ilişkiler ifade eden bir yaşam biçimi, bir kültür ürünüdür. Eğitimin diğer safhalarında olduğu gibi, okulöncesi ve sonrası müzik kısaca sanat eğitimi, çocuğa o ülkenin kültür değerlerini kavratarak toplumsallaşma sürecinde önemli bir rol oynar.

3.Sosyal Bakımdan: Okulöncesi ve okul döneminde sanat eğitimi, çocuğa diğer çocuklarla beraberce mutlu yaşama alışkanlığını kazanmada yardımcı olur. Her çocuk çeşitli sanat etkinliklerinde yer aldığında, gerek şahsen ve gerek sorumlu bir üye olarak yaptığı bireysel ve grup çalışmalarında, bu amaca doğru yönelecektir. Bunun neticesi olarak da çocuk sosyalleşecektir. Çocukların toplumsal etkinliklere katılma deneyleri oldukça azdır. Müzikal ve sanatsal etkinlikler, çocuğa toplumsal ve sosyal bir ortama sokarak ferdi, grup ve toplu iş yapmalarını sağlayacağından, toplumsal etkinliklere katılma deneyleri artacaktır. Grup ve toplu çalışmalar çocuğa, toplu çalışma, düzenli ve disiplinli olma, çevresine uyum sağlama ve birlik içinde mutlu yaşama alışkanlıklarını kazandıracağından, çocuklar sosyalleşme sürecine gireceklerdir.

4.Zekâ Gelişimi ve Anlayışı Bakımından: Okulöncesinde ve okul döneminde yapılacak sanat eğitimi, çocuğa yaşamı algılama, yorumlama, yaratıcılık ve düşünme sistemini geliştirme ve eğitme konularında etkili olacaktır. Okulöncesinde ve okul döneminde verilecek zengin bir sanat eğitimi, çocukların sanat anlayışlarının ve yeteneklerin gelişmesine yardım edeceği gibi, karşılaşacakları problemlerin ve olayların nedenini anlamada kolaylık sağlayacağı kabul edilebilir bir varsayımdır. Ayrıca yaşantıları da kademeli olarak geliştirilecek şekilde düzenlenirse daha iyi bir sanat anlayışı kazanacakları düşünülebilir. Müzik, resim,  sanat eğitiminin temel öğelerinden ikisi olup, zihinsel süreçlerin de bir ifadesidir.

Müziğin bu bağlamda etkisini kısaca şu şekilde aktarabiliriz: Çocuklar, iç dünyalarında yaşadıklarını zaman zaman sözcüklerle anlatmada güçlük çektiklerinde müziği araç olarak kullanırlar. Müzik dinleyen çocuk, sessiz olmayı, dikkatini yoğunlaştırmayı ve müzik dinleyenlere sessiz kalarak saygı göstermeyi, sesleri tanımayı ve ayırt etmeyi öğrenmektedir. Farklı zamanlarda dinlediği müzikleri hatırlaması, dinlediği müzikte konu anlatıldığında konu ile müzik arasında neden-sonuç ilişkileri kurması, böylelikle bilişsel süreçlerin desteklenmesi sağlanmaktadır.

Buradan hareketle müzik i resim ve dramayı aynı çatı altında bir atölyede ilişkilendirerek çocuğumuzun iç sesinin,  görsele dönüşüp oradan bedene yansımasını hedefliyoruz.  Bu sayede neler elde edeceğimizi aşağıda bulabilirsiniz.

NELER YAPACAĞIZ!

1.      Çocuklarımıza;  Klasik Müzik dinleterek, onlarda oluşan duyguları resim ile önce kağıda yansıtmalarını ve bu sayede duyguların aslında her iki sanat türü ile nasıl iç içe geçtiğini göstermek. Aynı zamanda notaları her bir rengi nasıl yansıttığını kendi duyguları ile ifade edilebileceğini kavramış olacak.

2.      Dinletilen Klasik Müziğin çocuğumuzda ne hissettirdiğini ve bu duygunun vücudunu kullanarak nasıl ifade edebileceğini drama yolu ile aktarmak ve gözlemlemek.

Çocuğumuza bir eser dinletilir ve bu eserin onda uyandırdığı hisleri belirli bir süre doğrultusunda, grup içersinde nasıl bir oyuna dönüşebileceğini, kendi yaklaşımı ile ifade edilmesi sağlanır.

 

3.      Tabi sadece bu değil bunun yanı sıra kısa kısa bilgiler şeklinde gerek resim gerekse müzikle ilgili belirli dönemlerden (Barok dönem, Rönesans dönem vs) belirli Klasik müzik bestecileri hakkında bilgiler verilir aynı dönemler için resim sanatı hakkında da küçük aydınlatıcı anlatımlar ile desteklenir. Kim bilir, bu bilgilerin daha da akılda kalıcılığını artırmak için bekli de çocuklarımızın ilgisini çekebilecek ufak dedikodularla eğlenceli hale getirilir? Elbette bu uygulamalar ve anlatımlar slaytlar ile desteklenerek çocuklarımıza aktarılır.

 

Yazan : G.B. Su ÖZCAN

Kaynakça

 

-Akkaş Salih, Türkiye’de Cumhuriyet dönemi kültür ve müzik politikaları (1923-2000)- Yayın Yılı : 2015-Yayınevi : Sonçağ Yayınları

-Uçan, Ali, İnsan ve Müzik-İnsan ve Sanat Eğitimi, Müzik Ansk. Yay., Alf Matb., Ankara, 1996,

– Canbay, Murat Can, Okul öncesi Müzik Kurumlarında Müzik Eğitimi, 1.Ulusal Müzik Bilimleri Sempozyumu Bildirileri, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yayınları No:23, İzmir, 1984,