Bu yaz İstanbul’un tarih ve sanat kokan sokaklarını gezmek, müzelerde kendinizi kaybetmek istiyorsanız tam da sizlik bir haber hazırladık.

İstanbul’un dört bir yanında bulunan müzeleri bu haberimizde sizlere tanıttık.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul Sultanahmet’te Gülhane Parkı’ndan Topkapı Sarayı’na çıkan Osman Hamdi Bey yokuşunda yer almaktadır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak anılmasının nedeni idaresi altında Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ayrı müzeyi bulunmasıdır. Dünyada müze binası olarak tasarlanan ve kullanılan ilk on müze arasında yer alan İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin koridorlarında tarihi bir yolculuk yapıp, uygarlıklarını izini sürebilirsiniz. Bini aşkın eserin bulunduğu, İstanbul Arkeoloji Müzeleri ile ilgili detaylı bilgiye www.istanbularkeoloji.gov.tr/‎ adresinden ulaşabilirsiniz.

Türk ve İslam Eserleri Müzesi
Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Cumhuriyetin ilanından sonra bu ismi almıştır. Daha öncesinde Evkaf-ı İslâmiye Müzesi (İslâm Vakıfları Müzesi) adını taşıyan bu müze, 1983 yılında Süleymaniye İmaret Binasından, bugün içinde bulunduğu İbrahim Paşa Sarayı’na taşınmıştır. 1520 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamir ettirerek, damadı ve veziri olan İbrahim Paşa’ya hediye edilen, belli dönemlerde “Seyirlik Saray” işlevini de yerine getiren bu sarayda Kanuni Sultan Süleyman’ın şehzadeleri Mustafa, Mehmed ve Selim’in sünnet düğünü de gerçekleşmiştir. Bu müzede sergilenen koleksiyonlar, büyük bir çeşitlilik göstermekle birlikte İslâm sanatının en erken döneminden 20. yüzyıla uzanan bir çizgide, içinde Emevi, Abbasi, Kuzey Afrika (Magrip), Endülüs, Fatımî, Selçuklu, Eyyubî, îlhanlı, Memlûk, Timurlu, Safavî devletleriyle çeşitli Kafkas ülkeleri, beylikler ve Osmanlı Dönemi eserlerini sanatseverlerle buluşturmaktadır. Müzenin Etnografya teşhir salonu yenileme çalışmaları nedeni an itibariyle ziyarete kapalıdır. Söz konusu bölümünün 2018 yılı ikinci yarısında ziyarete açılması planlanmıştır. tiem.gov.tr

İstanbul Modern
Ülkemizin ilk çağdaş sanat müzesi olarak isimlendirilen ve 2004 yılında açılan İstanbul Modern, Tophane’deki eski Antrepo binasında yer alıyordu. Ancak şimdilik Karaköy’deki yeni binası tamamlanana dek tüm faaliyetlerini sürdüreceği geçici mekânına taşındı. Geçici mekanı Beyoğlu Meşrutiyet Caddesi’nde bulunan İstanbul Modern, koleksiyon ve süreli sergi salonları, fotoğraf galerisi, eğitim ve sosyal programları, kütüphane, sinema, kafe ve mağazasıyla Beyoğlu’ndaki tarihi binasında ziyaretçilerini ağırlıyor. Yıl boyunca pek çok güncel sanatçıyı sanatseverlerle buluşturan İstanbul Modern ile ilgili detaylı bilgi almak için istanbulmodern.org adresinden yararlanabilirsiniz.

Sakıp Sabancı Müzesi
Türkiye’nin ilk büyük bütçeli özel müzesi olma özelliğini taşıyan ve 2001 yılında kurulan Sabancı Müzesi, Emirgan Atlı Köşk’te bulunuyor. Bu özel müzede şimdiye kadar Picasso, Rodin, Rembrandt, Anish Kapoor, Sophie Calle, Monet ve Rodin gibi pek çok büyük sanatçının eserleri yer aldı. Müzenin klasik eserlerden oluşan kendi koleksiyonunda hat sanatı, resim ve mobilya eserleri bulunuyor. muze.sabanciuniv.edu

SALT Galata / SALT Beyoğlu
Garanti Bankası’nın Kültür Sanat platformlarını bir çatı altında toplayan SALT 2011 yılında açıldı. İki ayrı binada sanatseverleri sanat ile buluşturan SALT’ın Galata’daki binasının içinde eski Osmanlı Bankası koleksiyonuna da ev sahipliği yapıyor. SALT Galata’da daha klasik sergiler düzenlerken, SALT Beyoğlu’nda ise çağdaş sanat ağırlıklı eserlere yer veriyor. saltonline.org‎

Arter
Vehbi Koç Vakfı’nın finanse ettiği Arter, 2010 yılından beri Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde sanatseverle buluşuyor. Ağırlıklı olarak politik tabanlı çağdaş sanatçıları ağırlayan galeri, bugüne dek aralarında Patricia Piccinini ve Mona Hatoum’un da bulunduğu pek çok ismin sergisine yer verdi. arter.org.tr
“istanbulsergifotograflari.com sitesinin izni ile ” “© istanbulsergifotograflari.com”

Pera Müzesi
Suna ve İnan Kıraç Vakfı’na ait olan Pera Müzesi, 2005 yılından beri pek çok önemli sergiye ev sahipliği yaptı. Tepebaşı’ndaki tarihi Bristol Oteli’nde yer alan müze, Frida Kahlo, Picasso, Diego Rivera ve Goya gibi ünlü sanatçıların eserlerini ağırladı. Ağırlıklı olarak klasik sergiler düzenleyen müze, dönem dönem arkeolojik içerikli sergileri de şehre taşıyor. Müzenin zengin resim koleksiyonunda Türk resminin mihenk taşı sayılan Osman Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi” eseri de yer alıyor. peramuzesi.org.tr

Borusan Contemporary
Rumelihisarı’nın en dikkat çeken binalarından olan Perili Köşk’te bulunan Borusan Contemporary, en geniş tanımıyla ‘medya sanatları’na, yani zaman, ışık, teknoloji, video, yazılım ve benzeri araçları kullanan sanatçıların eserlerini sergiliyor. Haftaiçi ofis olarak kullanılan bina, haftasonu ise ziyaretçilere açılıyor. borusancontemporary.com

Dirimart
2002 yılından beri açık olan ve İstanbul’un ilk galerileri arasında gösterilebilecek Dirimart, özellikle genç çağdaş sanatçıların eserlerine yer veriyor. Galeri, Nişantaşı’nda yer alıyor. dirimart.org‎

Galeri Elipsis
Türkiye’nin ilk özel fotoğraf galerisi olarak kurulan Elipsis, Karaköy’ün arka sokaklarında yer alıyor. Türk Çağdaş Sanata fotoğrafcılığını uluslararası arenada temsil etmek misyonuyla yola çıkan Elipsis, İstanbul’un en dikkat çeken galerileri arasında gösteriliyor. elipsisgallery.com
“istanbulsergifotograflari.com sitesinin izni ile ” “© istanbulsergifotograflari.com”

Apel
1998 yılında kurulan Galeri Apel, özellikle tematik sergileriyle tanınıyor. Galatasaray’da yer alan galeri, hem modern hem tarihsel bir perspektife sahip sergiler sunuyor. galleryapel.com

Galerist
Son yılların en çok konuşulan galerileri arasında bulunan Galerist, yurtdışında katıldığı fuarlarla da, genç sanatçıların uluslararası bilinirliğini sağlamayı hedefliyor. Galerist’in Tepebaşı ve Hasköy’de olmak üzere 2 ayrı sergi mekanı bulunuyor. galerist.com.tr

Pi Artworks
1998’de kurulan ve sanat piyasasının öncü oyuncuları arasında gösterilen Pi Artworks, Galatasaray’da bulunuyor. Galeri sık sık hem Türk hem yabancı sanatçıların eserlerini ağırlıyor. piartworks.com

Rampa
Beşiktaş’ta bulunan Rampa Galeri, sergi düzenlemenin yanı sıra oluşturduğu fon ile sanat alanındaki akademik çalışmaları da destekliyor. Servey Koçyiğit ve Cengiz Çekil gibi ünlü Türk çağdaş sanatçılarından pek çoğu da Rampa ile çalışıyor. rampaistanbul.com
“istanbulsergifotograflari.com sitesinin izni ile ” “© istanbulsergifotograflari.com”

Rodeo
2007’de kurulan ve başlangıçta sadece Türk, Yunan ve Kıbrıslı sanatçıların eserlerine yer veren Rodeo, zaman içinde uluslararası sergilere de evshaipliği yapmaya başladı. Avant-garde sanat eserlerine ağırlık veren galeri Sıraselviler Caddesi’nde yer alıyor. rodeo-gallery.com/rodeo

Galeri NON
2009 yılında Tophane’de açılan ancak yakın zamanda Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’na taşınan NON, Aslı Çavuşoğlu ve Erdem Taşdelen gibi ünlü sanatçılarla çalışıyor

Piyano, 1711 yılında Floransalı Bartolomeo Cristofori tarafından icat edilmiş ve ismi İtalyanca hem hafif hem de kuvvetli çalınabilir anlamındaki “Piyano eforte”den gelmektedir. Piyanonun gelişimini daha iyi anlayabilmek için bakıldığında 12. Yüzyıl öncesinde Asya’da kullanılan Timpanon ve Psalterion adlı çalgılar karşımıza çıkmaktadır. Timpanon dikdörtgen bir tahta kutunun içerisindeki gerilmiş tellerden oluşuyordu. Timpanon da tellere birer tahta çomak ile vurularak ses çıkartılırdı. Psalterion da ise tahta üçgen bir kutunun içerisine gerilmiş teller parmaklar ile çekilmesi sonucu çalınan bir müzik aletiydi.

15. yüzyıla gelindiğinde bu iki müzik aletine tellerin yanı sıra ayrı bir mekanizma dahil edildi ve bu mekanizma ile çalan kişi ile alet arasında direk bir ilişki kurulmuş oldu. Müzik aletini çalabilmek için artık tellere vurmak veya teller çekmek yerine çalan kişinin eli doğrudan tuşlara değerek titreşim ile tellerden ses çıkartıyordu. Bu mekanizmaya Klavye adı verilmiştir. Müzik aletlerinin bu şekilde gelişmesinden sonra timpanonun yeni adı klavikord, psalterionun ismi ise epinet olmuştur.

16. Yüzyıla gelindiğinde Klavikord ve Epinet, dönemine göre ses yüksekliği açısından zayıftı. Bulundukları ortamda bile sesleri duyulmuyordu. Daha kuvvetli ve yoğun sesler için her iki müzik aletinin tel mekanizmalarına birer tane daha tel eklenmiştir. Bu ikili teller aynı ses üzerine ayarlanıyorlardı. Epinette daha iyi sonuç alınmış ve ismi klavsen olarak değişmiştir. Klavsende her nota için üç tel yerleştirilerek geliştirilmiştir.

Klavsen de hafif ve kuvvetli sesleri birlikte çalabilmek için iki tane klavye kullanmak gerekmekteydi, üst klavye hafif sesler için her notada iki tel, alttaki klavye ise kuvvetli sesler için her notada üç tel bulunuyordu. Klavsen 18. Yüzyıla kadar popülerliğini korudu yalnız hafif ve kalın sesleri beraber basmak zor olduğundan, 1775’lere kadar kullanımı devam etse de 1711’de piyanonun icadı ile birlikte yerini bu müzik aletine bırakmıştır.

Piyano icat edildiğinden bugüne Silbermann, Frederici, Bachers, Broadwood, Stein, Erard gibi kişilerin katkılarıyla piyano bugünkü gelişmiş haline ulaşmıştır.

Müzikoloji uzmanları; insanlar tarafından kültürel birikim sonucu müziğin yaratıldığını kaydederken, yine kültürel birikim sonucu benzer müziklerin dinlendiğini, hissedildiğini ve yaşandığını işaret ediyor.

Müzik her ne kadar “ses sanatı” olarak tanımlansa da özünde tüm duyulara hitap eden çok boyutluluk sunar. Her ses bir görsel öğeyi içinde barındırırken, her bir görsellikte sese dönüşmektedir. Müziği yalnızca “icra etmek” olarak düşünmemeli, aynı zamanda onun görsel ve yazınsal boyutlarının bulunduğunu da unutmamalıyız.

Ayrıca tüm duyuları içine alarak ortaya çıkan müzik, sosyal söylem üretebilen önemli bir sanat alanıdır. Müzisyen üretimi sırasında ele aldığı konuların nesnesini toplum içinden seçerken, diğer alanlara karşı ilgili olduğunu da ortaya koyar. Yani aslında her müzisyen bir parça resimden, sosyal bilimlerden, mimariden haberdar olmak zorundadır.

Elbette ki bedenin ruh ile bütünleşmesinin müzikte büyük bir etkisi bulunmaktadır. Ancak müzikalitenin ve müzikal kültürün yanı sıra müzikte başarılı olabilmek için mutlaka bir tekniğinde bulunması gerekiyor.

Yani müzikte başarı hem teknik hem de duygunun ahengi ile ortaya çıkıyor.

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak, öğrencilerimizi ilk olarak teknik bakımdan donanımladıktan sonra, müzikalite bakımından da eksiksiz olabilmelerini sağlamayı hedefliyoruz.

Pek sabit bir boya olmayan pastel boyayı sizlere tanıtmak adına bu özel boya ile ilgili dikkat çeken notları sizlerle paylaşmak istedik.

Kullanım başlangıcı 18. yüzyıla kadar giden boyama ve çizim aracı pastel boyanın, ressamlar tarafından yaygın biçimde kabul edilmesi, pasteli kısa zamanda daha fazla sayıda sanatçının kullanacağı anlamına geliyordu. Ki tahmin edilen olmuş kısa sürede yağlıboya ile rekabet edecek kadar yaygınlaşmıştı.

Pastel boyayı kullanan büyük sanatçılar arasında Picasso, Degas, Manet, Odilon Redon ve Rosalba Carriera gibi isimlerin bulunduğunu hatırlatmakta fayda var.

Pastel herhangi bir çizim yönteminde kullanılabilecek bir resim aracıdır. Muhtelif biçimlerde kullanılabilen, sanatçının niyetine bağlı tüm çizim tekniklerinin kullanılabileceği bu boyama ve çizim aracı ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken bir noktayı belirtmeliyiz. Pastel ile yapılan çizimler, parmakla silinebilir ve kağıt üzerinde yayılabilir. Bu nedenle renklerde çabucak kirlenebilir. Bu nedenle pastel çizim yaparken yanınızda mutlaka parmaklarınızı silebilmeniz için bir bez bulundurmanız gerekmektedir.

Herkes tarafından tutkal olarak bilinen arapzamkı ile birleştirilmiş renk pigmentlerinden ve alçıdan veya beyaz kireç taşı tozundan oluşan çubuk formundan üretilen pastel boya, tüm resim malzemeleri içinde en basit birleşimlilerden biridir.

Pastel boya ile çalışmaya yeni başlayan kişilerin en çok şikayet ettiği noktalardan biri boyaların sık sık kırılmasıdır. Özellikle çubuk pasteller mükemmel biçimde düzenlendikleri kutulardan çıkarıldıktan kısa bir süre sonra, parçalara bölünür, üstelik her biri bir diğerini boyayarak kirlenir. Burada önemli olan ellerinizi ve pastellerinizi temiz tutmaya özen göstermektir.

Her dönem çeşitli sanat dallarının ilgisini çeken müzik hakkında tarih boyunca filozoflar dikkat çeken yorumlarda bulunmuştur.

Bizde bu haberimizde sizlerle filozoflar ve müziğe bakış açılarını paylaşmak istedik.

*Konfüçyüs: Çin felsefesinin kurucularından ve Chou’lar devrinde yaşamış olan ünlü filozof, duyuların dışavurumunu ses ile tanımlar. Müziğe ontolojik tanımlama getiren ve müziğin yer ile gök arasındaki uyumu olduğunu kaydeden Konfüçyüs, bütün seslerin dimağdan geldiğini belirtir.

Yaptığı tanımlamalarda sesi bilip ahengi bilmeyen kuşların ve hayvanların, tonu bilip müzikten anlamayan insanların olduğunu dile getiren Konfüçyüs, müziği yalnızca büyük insanların anladığı üzerinde durur.

Pythagoras: Matematik, gökbilim ve müzik konularında çalışan ünlü filozof, sayıların ve armoninin bağlantısı üzerine önemli çalışmalara imza atmıştır. Pythagoras’a göre ruhun temizlenmesinde müzik bir araçtır.

Sokrates: Ünlü filozof Tanrıdan gelen bir sesin varlığına inanmış ve bu sesin kendisine, yapılması ya da yapılmaması gereken şeyler üstünde uyarmakta olduğunu açıkça söylediğini ifade etmiştir.

Platon: Müziğin eğlenceden ibaret olmadığını, ruhani bir boyut taşıdığını vurgulayan ünlü filozof, insan ruhunu sakinleştiren, dinginleştiren bu sanatın mutlaka eğitimde kullanılması gerektiğinin de altını çizmiştir. Müzik eğitiminin insanı yücelttiğini ve düzeni sağladığını savunan Platon’a göre, sözler müziğin efendisidir.

Aristoteles İnsanları müzik ve trajedi yoluyla temizlenip arındıklarını işaret eden ünlü filozof, müziğin ruhun eğitiminde önemli bir rol oynadığını vurgular.

Immanuel Kant: İlk kez estetik yargı sorununu ortaya atan Kant’a göre, müzik, ton duyumlarının zaman içindeki oyunudur.

Yunanistan Olympia Antik Kenti’nde, Homeros’a atfedilen Odysseia destanının dizelerini içeren ve 1800 yıllık olduğu düşünülen tablet bulundu. Roma dönemine ait destanda, Yunan mitolojisinin İthaka kralı olan Odysseus’un Eumaios’la konuşmasını konu eden XIV. rapsodiye ait dizelerin yer aldığı 13 satırın kazılı olduğu belirlendi.

Tabletin üçüncü yüzyıla ait olduğu anlaşılırsa, Homeros Destanı’nın şimdiye kadar bulunan en eski yazılı metni olarak kabul edileceği söylendi.

Arkeofili’den Erman Ertuğrul’un haberine göre, Yunanistan başkenti Atina’daki Olympia tapınağının yakınlarında yapılan kazılarda, Roma Dönemi’ne ait bulgular arasında, Odyssia Destanı’ndan 13 satırın kazılı lduğu 1800 yıllık bir kil levha bulundu. Buluntularda Yunan mitolojisinin İthaka kralı olan Odysseus’un Eumaios’la konuşmasını konu eden XIV. rapsodiye ait dizelerin kazılı olduğu belirlendi.

Levhanın, düşünüldüğü gibi üçüncü yüzyıla ait olduğu laboratuvarlarda da doğrulanırsa, Homeros Destanı’nın şimdiye kadar bulunan en eski yazılı metni olarak kabul edilecek.

Bilim insanları tarafından gerçekleştirilen araştırmalar, sanat dallarının toplum yapısı içinde birbirlerinden bağımsız düşünülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Bu açıklamadan resim sanatı, müzik sanatı, heykel sanatı denildiğinde bir bütünü kapsayan tanımların söz konusu olduğunu anlayabiliriz.

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak, bizlerde sizlerle sanatın her dalını, her açısını paylaşmak niyetindeyiz. Bu kapsamda ilk olarak Müzik sanatını bölüm bölüm ele alacağız.

Din, töre, mitoloji, gelenek gibi toplumsal kurumlarla müzik arasındaki etkileşimi inceleyen müzikoloji, müziğe yönelik bilim disiplinlerinin genel adı olmasına rağmen, yöntem açısından Etnomüzikoloji’den farklıdır. Müziğin kültür içindeki araştırmaları yüz yıllardır yapılmaktadır.

Yapılan tüm araştırmalarda olduğu gibi müziğe yönelik incelemelerde de “ne, nasıl ve neden” sorusu büyük önem taşımaktadır. Bu noktada bilinmesi ve fark edilmesi gereken temel nokta müzik yapmak ile müziği incelemenin birbirinden farklı olduğudur.

Müziği yapmak; müzik icra etmek, çalmak, söylemek, bestelemek anlamını taşırken, müziği incelemek ise müzik adına kuramsal, yönteme dayalı incelemek yapmak olarak tanımlanabilir.

Seslerle var edilen müzik, zihinde duyumsanmaktadır. Bizler, doğaya özgü nesneleri, olayları ve ilişkileri zihnimizde duyumsayarak içselleştiririz. Her sanat dalında olduğu gibi müzik sanatında da öncelikle duyulara yönelik insani edimler söz konusudur. Aslında müziğin insani yönünün olması müzisyen tarafından üretilmiş olmasından kaynaklanır. Yani müzik kendi kendine olan bir şey değildir. Tıpkı Nicholas Coook’un dediği gibi “Müzik bizim yaptığımız ve anlam verdiğimiz bir şeydir. İnsanlar müzikle düşünür, onunla kendilerinin kim olduğuna karar verip, kendilerini anlatırlar.”

Bu yıl ilk kez eğitim verecek olan Türkiye’nin ilk Türk Halk Müziği temalı olma özelliği taşıyan okulu Bakırköy Güzel Sanatlar Lisesi’ne başvurular 10 -17 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek.

Bakırköy Güzel Sanatlar Lisesi müdürü Özer Öztop bu yıl okula toplamda 60 öğrencinin özel yetenek sınavı ile alınacağını dile getirirken, öğrencilere piyanonun yanı sıra Türk Halk Müziği çalgılarının da eğitiminin verileceğinin altını çizdi. Yalnızca devlet okullarına bağlı öğretmenlerin değil, özel sektörden de öğretmenlerin ve sanatçıların yer alacağı okullarında farklı bir yapının bulunacağını kaydeden Öztop, ücretsiz okullarında birebir derslerinde olacağını işaret etti.

Amaçlarının üniversitelerin Türk müziği bölümüne öğrenci yetiştirmek olduğunu savunan Öztop, ayrıca unutulmaya yüz tutmuş Türk müziği eserlerinin topluma tanıtılması ve sevdirilmesi hedeflerimiz arasında olduğunu da hatırlattı.

LGS de istediği başarıya ulaşamayan veya müzik yeteneği olduğunu düşünen öğrencilere kapı aralayan okulun ön kayıtları, 10 – 17 Temmuz tarihleri arasında (http://bakirkoygsl.meb.k12.tr) adresinden yapılabilecek.

Diğer güzel sanat liselerinden farklı olarak TRT ve alanında söz sahibi sanatçıların da ders verebileceği okulda, öğrenciler piyano, Türk müziği çalgıları, şan, solfej, koro ve orkestra dersleri alacak.

Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, 2017-2018 akademik yılı içinde öğrencileri tarafından hayata geçirilen projeleri, “Yaz Sergisi” ile sanatseverlerin beğenisine sundu.

Üniversitenin Sanat ve Tasarım Fakültesi’nin, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı, Endüstri Ürünleri Tasarımı, Tiyatro ve Mimarlık bölümlerinde eğitim alan öğrencilerin yıl boyunca yaptığı çalışmaların sergilendiği açılışa; Kadir Has Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Sondan Durukanoğlu Feyiz, Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arzu Erdem, akademisyenler, öğrenciler ve sanatseverler katıldı.

Açılış konuşmasını yapan Dekan Prof. Dr. Arzu Erdem; “Serginin çok büyük emeklerle ortaya çıktığını söyledi. Prof. Dr. Erdem, “Burada gördükleriniz fakültemizin 4 bölümünden lisans ve lisansüstü öğrencilerimizin işleridir. Sergiyi keyifle gezmenizi temenni ediyorum” dedi.

“BU SERGİDE SADECE EN İYİLER SEÇİLMEDİ”
Serginin öğrencilerin sene boyunca yapmış olduğu çalışmaların sadece yüzde 10’unu temsil ettiğini söyleyen İç Mimarlık ve Çevre Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sait Ali Köknar; “Bu sergide sadece en iyi şeyler seçilmedi. Acayip, kabahatli olanlar, başarısızlıklar da seçilerek biriktirildiler” diye konuştu. Sergide bütün sınıflardan gelen ‘şeyler’ olduğunu dile getiren Köknar, ‘Şey’ kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü yapılan işlerin hiçbir etiketi yok. Hangi bölümdeki öğrencinin yaptığı, adları belli değil. Bütün şeyler harmanlanmış vaziyette Sanat ve Tasarım Fakültesi ekolojisi içerisinde dolaşıyorsunuz” dedi.

“Bu sergi bütün sene yapılan bu ürünlere geriye dönük bakma fırsatı tanıyor. Biz öğretim üyeleri olarak da bunun üzerinde tartışıp, gelecek senelerdeki eğitim programının üzerinde düşünerek yeniden yön tayin edebiliyoruz. Sergiyi gören öğrenciler de yaptıkları işin kıymetli bir şekilde sunulmasına şahit oldukları zaman bir sonraki sene nasıl çalışacakları hakkında, daha profesyonel hissedebiliyor ve öğrencilerin olgunlaşmalarına sebep oluyor. Dolayısıyla bu sergi bizim için çok önemli. Ortaya çıkan sonuçtan çok memnunuz, çünkü emeklerimize değdiğini görüyoruz. Umarım herkes görme fırsatını yakalar.”

“Yaz Sergisi 2018” üniversitenin Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü’nde 17 Eylül 2018’e kadar herkes tarafından gezilebilecek.

Kadıköy sokaklarının rengarenk duvar resimleriyle süslendiği Kadıköy Mural Festivali sona erdi.

Kadıköy Belediyesi’nin, 7. kez organize ettiği Kadıköy Mural Festivali’nde, dünyaca ünlü mural sanatçıları Kadıköy’e gelip, sanatlarını konuşturdular. Boş bina cephelerinin dev boyutlu resimlerle süslendiği festival, 9 Temmuz Cuma günü Lonac ve Omeria’nın Rasimpaşa Mahallesi’nde 2 duvara yaptığı mural çalışması ile son buldu.

Mahalle aralarındaki bina duvarlarının tuvale dönüştüğü festival kapsamında Türkiye’den Omeria, Brezilya’dan Arlin, Hırvatistan’dan Lonac ve Sırbistan’dan Artes Rasimpaşa ve Osmanağa mahallelerinde bulunan bina duvarlarını renklendirdi. Festivalin sonunda Kadıköy’ün yaklaşık 1.250 metrekarelik 4 duvarı Mural sanatıyla açık hava sergi alanına dönüştü.

Kadıköy Mural Festivali, Kadıköy Belediyesi tarafından 2012 yılından beri organize ediliyor ve Türkiye’de bina cephelerinin tümüyle boyandığı ilk uluslararası etkinlik olma özelliğini taşıyor. 2012 yılında Yeldeğirmeni’nde başlayan festivalde bugüne kadar 39 sanatçı toplam 38 duvarı özgün çalışmalarıyla renklendirdi.

Rasimpaşa Mahallesi’nde, Brezilya’dan Arlin’in eseri Mühendis Sarı Ali Sokak No: 24’de; Hırvatistan’dan Lonac’ın eseri Kırmızıkuşak Sokak No: 17’de ve Türkiye’den Omeria’nın eseri Ayrılıkçeşme Sokak No: 56’da görülebilir. Osmanağa Mahallesi’nin duvarını süsleyen Sırbistan’dan Artez’in eseri ise Tulumbacı Asım Sokak No: 6 adresinde meraklılarını bekliyor.

Rutkay Aziz ve Taner Barlas’ın rol aldığı “Adalet, Sizsiniz” tiyatro oyunu, 5 Temmuz Perşembe günü saat 20.30’da, Şişli Belediyesi Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşuyor.

Ümit Denizer’in kaleme aldığı ve daha sahnelenmeden 2012 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne layık görülen “Adalet, Sizsiniz” adlı oyun, usta oyuncular Rutkay Aziz ve Taner Barlas’ın muhteşem yorumlarıyla sahneye taşınıyor.

Perdeci Oyuncuları tarafından sahnelenen tek perdelik oyun, tarihteki üç farklı mahkumiyet kararı ve bu kararların yıllar sonra kaldırılması üzerinden adalet kavramını ele alıyor. Oyunda, Milattan Önce 5. yüzyılda Atina’da, Beş Yüzler Meclisi’nin ölüme mahkûm ettiği düşünür Sokrates, 1633 yılında Roma’da, Engizisyon’un müebbet hapse mahkûm ettiği bilim adamı Galileo ve 1927 yılında Boston’da, adaletin ölüme mahkûm ettiği iki İtalyan göçmen işçi Sacco ile Vanzetti’nin hikayeleri sahneye taşınıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Temmuz ayında Yeşilçam film gösteriminden caz festivaline, sergi açılışlarından yeni kitaplara kadar çok sayıda etkinliklerle İstanbullulara kültür şöleni yaşatacak.

İstanbul’da bu yaz kültür sanat rüzgarı esecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Temmuz ayı kültürel etkinlikler programı belli oldu.

Kültür AŞ tarafından yürütülecek programların içerisinde Yeşilçam film gösteriminden caz festivaline sergi açılışlarından yeni kitap basımına kadar dolu dolu etkinlikler yer alıyor.

HAFTANIN 3 GÜNÜ YEŞİLÇAM GÖSTERİMİ
Yeşilçam Film Günleri Programı kapsamında unutulmaz Yeşilçam filmleri seyirciyle buluşturulacak. Topkapı Kültür Parkı’nda yer alan Amfi Tiyatro’da yapılacak film gösterimine haftanın her Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri saat 21.30’da herkes katılabilir. 5 Temmuz Perşembe günü Muhsin Bey filminin basın gösterimiyle başlayacak etkinlikler kapsamında gösterimi yapılacak filmler şunlar;

-Süt Kardeşler: 6 Temmuz Cuma
-Tosunpaşa: 7 Temmuz Cumartesi
-Neşeli Günler: 8 Temmuz Pazar
-Selvi Boylum Al Yazmalım: 13 Temmuz Cuma
-Köyden İndim Şehire: 14 Temmuz Cumartesi
-Namuslu: 20 Temmuz Cuma
-Mavi Boncuk: 21 Temmuz Cumartesi
-Yoksul: 22 Temmuz Pazar
-Nereden Çıktı Bu Velet: 27 Temmuz Cuma
-Bizim Aile: 28 Temmuz Cumartesi
-Gözleri Ömre Bedel: 29 Temmuz Pazar
-Her Gönülde Bir Aslan Yatar: 3 Ağustos Cuma
-Hababam Sınıfı: 4 Ağustos Cumartesi
-Arım Balım Peteğim: 5 Ağustos Pazar
-Züğürt Ağa: 10 Ağustos Cuma
-Korkusuz Korkak: 11 Ağustos Cumartesi
-Tatlı Meleğim: 12 Ağustos Pazar
-Derman: 17 Ağustos Cuma
-Kapıcılar Kralı: 18 Ağustos Cumartesi
-Öyle Olsun: 19 Ağustos Pazar
-Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak: 24 Ağustos Cuma
-Sakar Şakir: 25 Ağustos Cumartesi
-Ah Güzel İstanbul: 26 Ağustos Pazar
-Petrol Kralları: 31 Ağustos Cuma
-Hababam Sınıfı Tatilde: 1 Eylül Cumartesi
-Lüks Hayat: 2 Eylül Pazar

YENİ KİTAPLAR RAFLARDAKİ YERİNİ ALACAK
Kitap çalışmalarına hız kesmeden devam eden Kültür AŞ yeni kitaplarını önümüzdeki ay kitapseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. Haseki Hürrem Sultan, Büyük Osmanlı Tarihi, İstanbul’un 100 Eğitimcisi, 100 Abdülhamid Eseri, Fotoğraflarla İstanbul, Mübeccel Hazineler, Gravürlerle Kudüs, İstanbul’un 100 Motifi, 2071’de İstanbul, Joseph Schranz’dan Le Bosphore kitaplarının önümüzdeki ay kitapseverlerle buluşması planlanıyor. Fethin Kahramanları ve Marmara Kıraathanesi kitaplarının da ikinci baskıları yapılacak. İstanbul’un Bilezik Yazıları kitabı ise raflardaki yerini aldı.

25. CAZ FESTİVALİ ŞEREFİYE SARNICI’NDA
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan restorasyonun tamamlanmasıyla ziyarete açılan Şerefiye Sarnıcı, 25. İstanbul Caz Festivali’ne ev sahipliği yapacak. Ayrıca Şerefiye Sarnıcı’nda önümüzdeki ay Süleyman Saim Tekcan Sergisi’nin açılışı yapılacak. Öte yandan Miniatürk, Panorama 1453 Tarih Müzesi, Türk Dünyası Kültür Mahallesi ve Yerebatan Sarnıcı’nda da çeşitli etkinlikler düzenlenecek.