Kültür tarihinde ender görülen cinsten bir yaratıcılığa sahip olan Mozart’ın Türklerle ilişkisi gençlik çağında başlamıştır. Mozart için Türklerin ayrı bir önemi söz konusudur.

Osmanlı’nın Viyana’yı kuşatması sırasında ve sonrasında, Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun yurttaşları olmak üzere hemen hemen Avrupalılar Türklerle iletişim içine girmiştir. Viyana kuşatmasından başarılı bir sonuç elde edemeyen Osmanlı, korkutucu bir düşman olmaktan çıkıp merak unsuru olmuştur. Bu dönemde Osmanlı kıyafetleri hem erkekler hem de kadınlar arasında moda olmuş, Türk kahvesi Viyanalıların vazgeçilmezi haline gelmiştir. Bu dönemde Türk Kahvesinin tiryakisi olan isimlerden biri de Mozart’tır. Mozart Türk kahvesinden etkilendiği kadar mehter takımının vurmalı ve üflemeli algılarından yani mehter müziğini de büyüleyici bulmuştur.

Bütün bu gelişmeler Avrupa’da Türklerin sanata damgasını vurmasını sağlamış ve  18. yüzyılda Avrupa’da ‘Türk operası’ akımı başlamasına sebep olmuştu. İşte ‘Türk operası’ akımının sayısı yüzü aşan örnekleri arasında en ölümsüz olanı  Mozart’ın ‘Saraydan Kız Kaçırma” adlı eseri de bu dönemde hayat bulmuştur.

MOZART’IN TÜRKLERE HAYRANLIĞI TÜRK MARŞI’NA HAYAT VERDİ!

Mozart’ın Türk müziği motiflerine ve harem hikayelere ilgisinin bir ürünü olan “Saraydan Kız Kaçırma” operasında korsanlar tarafından kaçırılarak Osmanlı sarayına ya da paşa konağına satılan bir Avrupalı genç kızın vatanındaki sevgilisi tarafından bin türlü hile ve desiseye başvurularak kaçırılması temasını işlenmektedir.

Mozart’ın bu eseri Viyana’da kendisine duyulan hayranlığın artmasına ve imparatorun gözüne girmesine yol açmıştır.

Türk müziğinin ritmik, ezgisel ve tınısal özelliklerine duyduğu ilgiyi ilk olarak Saraydan Kız Kaçırma operasıyla dışa vuran Mozart, sonrasında dünyanın ‘Türk Marşı’ olarak adlandırdığı ünlü eserine imza atmıştır. Hala Mozart’ın en sevilen eserleri arasındaki yerini koruyan “Türk Marşı”nın  aslında K.V. 331 La major piyano sonatının “Alla Turca” başlıklı son rondo bölümü olduğunun altını çizmekte fayda var.

Mozart’ın müziği Alman fizik bilgini Alfred Einstein’in dediği gibi “Her kuşakta türlü parıltılarla ışıldayan saf altına dönüşmüştür. Onun evrensel düzenle tınlayan müziği, er geç yeryüzü ruhuna katılıp ruhtan ruha geçerek dünya karmaşasının bitimine yardım edecektir.”

Mezopotamya’da Akad Krallığı döneminde gelişen sanattan günümüze Sargonların yaptırdığı sarayların kalıntıları dışında ne yazık ki pek bir şey kalmamıştır. Akadların fırınlanmamış kiremitten oluşan yapılarıyla ilgili bütün bilgileri, Tell Brak’taki Naram Sin sarayına dayanır. Ayrıca, Gutiler de Akad uygarlığından çok büyük ganimetler götürmüş, böylece Akad sanatının birçok örneği Sus kentinde de ortaya çıkmıştır.

Akad sanatı bütünüyle heykelciliğe ve taş oymacılığına dayanır.

Kralın kahramanlıklarını övmek için yapılmış dikilitaşlar Akad sanatının evrimini ortaya koyar. En güzel örneği Sargon dikilitaşının oluşturduğu birinci dönemde, Sümer sanatının etkisi görülür. Ağaçların içine kapatılmış düşmanlar, akbabalar, başıboş askerler dönemin en çok işlenen konuları arasında yer alır.

Sargon kralının Lulubilere karşı kazandığı zaferin anısına güneş tanrısı Şamaş’ın kenti olan Sippar’da dikilen, Naram Sin dikilitaşı görüntüsündeki canlılık, çizimindeki incelik, kabartmalardaki ustalık ile yeni bir üslubun doğduğunu gösterir.

Akadların silindir biçimindeki mühürleri, yapılışlarıyla ve ele aldıkları değişik konularla dikkati çekmiştir.

Şan Eğitmenimiz Coşkun NEHİR, “Sesimizin düşmanları” konulu bir yazı kaleme aldı.

Bu özel yazıyı sizlerle paylaşıyoruz;

Hayatımızda önemli bir yer tutan ve bizim kişiliğimizin çok önemli bir parçası olan sesimizin bir sürü düşmanı vardır. Bunların en önemlileri hava kirliliği ve sigara kullanımıdır.

Babamın devlet memuru olması ve görevini baş şehrimiz Ankara’da yapması nedeniyle ortaokul ve lise çağlarımda (1970-1973) bu şehirdeydik. O zamanlar kışları ısınmak için bütün Türkiye’de kok ve linyit kömürü kullanılıyordu. Ankara’yı sabah uyandığımız zaman ve akşam insanlar eve dönerken büyük bir duman tabakası ve sisi kaplıyor; bu havayı içimize çektiğimizde ciğerlerimiz yanıyordu. Eve gelip yüzümüzü yıkadığımızda simsiyah bir su akıyordu. Ayrıca her tükürdüğümüzde gene siyah bir tükürükle karşılaşıyorduk. Sesimiz ses kasları üzerine yerleşen kurumlar nedeniyle ya kısılıyor ya da kötü çıkıyordu. Ciğerlerimizdeki bu kirliliğe taşıtlardan çıkan egzoz dumanı da eklenince işlevini yerine getiremiyor ve sık sık öksürüyorduk. Bu günse Türkiye’mizin birçok yerin de doğalgaza geçilmesiyle başta Ankara olmak üzere il ve ilçelerimizde nispeten daha temiz bir hava solumaktayız. Egzoz gazıysa hava kirliliği yönünden sorun olmaya devam etmektedir.

Sağlıklı bir burun olağan dışı etkenlere hafif salgı ve damarsal değişikliklerle cevap verir ve kişi bunu genelde fark etmez.Ancak tozlu ortamlar, sülfürdioksit gibi gazlar ve ısı değişiklikleri normal bir burunda bile aşırı reaksiyonlara neden olabilir.Burun akmaya başlar, şişer üst üste hapşırmalar başlar.Belirtiler yalnızca havadaki zararlı maddelerle ilgili değildir.Bazı kişilerin burun mukozaları aşırı hassas olabilir. Hava kirliliği yapan etkenler astım krizine bile yol açabilir. İşte bu nedenledir ki konuşmamıza ve şarkı söylememize etki eden organlarımızı korumamız gereklidir. Öyleyse baş düşmanımız olan kirli havadan kaçmamız özellikle sesini kullanarak geçimini sağlayan kişiler için başlıca amaç olmalıdır.

Diğer bir düşmansa sigaradır.Tütünde 4700 (Dörtbinyediyüz) madde vardır.Bunların 43 (kırküç) tanesi kanserojendir. Ayrıca sigara dumanındaki toksinler akciğer hücrelerinin DNA’sını bozar ve hücrelerin bölünme hızlarını çoğaltarak tümörlerin oluşmasına yol açar. Sigara akciğer kanserinin yüzde 85 (seksenbeş) ‘inden sorumlu olduğu kadar; ağız,mide,yutak,gırtlak,rahim ağzı,pankreas bezi,idrar yolları,mesane ve kalın bağırsak kanserlerine de yol açar.

Pasif içiciler de normal içicilerle eşdeğer riskler taşırlar. Bazı kapalı ortamlarda sigara içenlerle içmeyenleri ayrı yere oturtmak havadaki kirlilik oranını pekte azaltmaz.Çünkü hava hareketleri dumanı tüm ortama yayar.Ayrıca sigara içenler tarafından sigara dumanının yüzde 75 (yetmiş beş) ‘i içenler tarafından dışarıya verilir ve havaya uçar. Yoğun sigara dumanına maruz kalan kişilerde baş ağrısı,gözlerde yanma, burun tıkanıklığı,hapşırık,boğazda yanma ve öksürük başlar. Ayrıca sigara içen kişilerin burun mukozasında kalıcı değişiklikler oluştuğu da saptanmıştır.

Sevgili okuyucularım, size yukarıda yazdığım yazıda hava kirliliğinin ve sigara içmenin başta sağlığımız olmak üzere sesimize ve buna bağlı organlarımıza ne kadar zarar verdiğini anlatmaya çalıştım.Ayrıca buna sıcak ve soğuk ortamlardaki sıcaklık farklılıkları ,hava değişimleri,aşırı sıcak ve soğuk yemek ve içecekleri de ekleyebiliriz.

Kişiliğimizin aynası olan sesimizi korumak ve uzun yıllar kullanabilmek içinse lütfen elimizden geldiğince sağlığımıza dikkat edelim.

Coşkun NEHİR

Yaz akşamları, Şişli Belediyesi’nin düzenlediği sokak şenlikleriyle renklenecek. 21 Temmuz’dan itibaren her cumartesi farklı bir lokasyonda düzenlenecek şenlikler, müzik dinletileri, animasyon ve dans gösterileri ile 7’den 70’e herkesi eğlendirecek.

Şişli’de sokaklar belediyenin düzenleyeceği etkinliklerle şenleniyor. 5 hafta boyunca 5 farklı noktada düzenlenecek şenlikler, küçük büyük herkese keyifli anlar yaşatacak.

Şişli sokak şenlikleri, 21 Temmuz Cumartesi akşamı Nişantaşı Sanat Parkı’nda başlayacak. Şenlik, her Cumartesi farklı bir lokasyona taşınacak.

19.00-21.00 arası etkinliklerde caz, pop, halk müziği dinletileri, dans gösterileri, animasyon gösterileri yapılacak, ikramlar dağıtılacak. Ayrıca gezici bando ekibi şenlik coşkusunu mahallenin sokaklarına taşıyacak.

Etkinlikler, halka açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.

Yerli ve yabancı sanatçıların imzasını taşıyan 75 eserin yer aldığı ‘Koleksiyon Resim Sergisi’, 31 Temmuz’a kadar Trump Art Gallery’de (TAG) sergilenecek.

Trump Alışveriş Merkezi’nde yer alan Trump Art Gallery, yerli ve yabancı sanatçılara ve sanat koleksiyonlarına ev sahipliği yapmaya devam ediyor.

Klasik kompozisyon anlayışının dışına çıkarak özgün tekniklerle resmedilmiş 75 eserden oluşan ‘Koleksiyon Resim Sergisi’, yerli ve yabancı pek çok sanatçının imzasını taşıyor. Çağdaş eserler seçkisinin yer aldığı sergide; manzara, figür, natürmort, portre, interior ve oryantalist içerikli tablolar sanatseverlerle buluşuyor.

Küratörlüğünü Bülent Aydın’ın üstlendiği ‘Koleksiyon Resim Sergisi’, 31 Temmuz’a kadar Trump Alışveriş Merkezi B3 katında bulunan Trump Art Gallery’de ziyaret edilebilir

Savana ve orman halkları olan Afrikalılar, ellerindeki yalın ağaçlara en uygun teknik ağaç oymacılığını benimsemiş, gerek öbür hammadelerden, gerek heykelciliğin dışında kalan tekniklerden çok ender yararlanmışlardır. Doğa güçlerine egemen olan atalara ve ruhlara tapınma esnasında, söz konusu ruh ve ataların çeşitli simgelerle somutlaştırması gerektiği için heykelcilikte çoğunlukla insan figürleri işlenmiş, daha az hayvan fikirleri totemcilikten kaynaklanmıştır.

Heykellerde çoğunlukla el ve ayakların işlenmemiş olması ve küçültülmüş bedenin orantısızlığı, yalınlaştırılmış ve kişisel özelliklerden uzak bir çalışmanın sonucudur.

Afrikalılar için ağaç heykellerinin gözleri de ayrı bir önem taşır. Ende olarak açık, bazen de patlak görünümleriyle biçimlenen gözler, çoğunlukla ölüm ya da düş hareketsizliği içinde tasvir edilirler.

Söz konusu bu heykellerde yaşam gücünün yerleştiği yer sayılan baş üstünde de önemle durulur. Törenin özel gereklerine uygun olarak sanatçı, doğurganlık, dişilik veya erkeklik gibi nitelikleri de vurgular.

Ülkemizde afişçiliğin, Cumhuriyet öncesi döneme kadar uzandığını gösteren bazı belgeler mevcut. Arşivlere bakıldığında söz konusu bu dönemde daha çok toplumu çeşitli kuruluşlara yardıma çağıran afişlerin yapıldığı net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Balkan savaşından sonra, toplumu yetimlere yardıma çağıran, yalnızca yazıyla hazırlanmış taş baskı afişlerin kahvelere, Ferah tiyatrosu için yapılmış yine taş baskı afişlerin tiyatro kapılarına asıldığını da hatırlatmalıyız. Ayrıca harf devriminden önce, Darülbedayi için de eski harflerle bir afiş yapılmıştır. Batı’dan getirilen bazı afişler Türk afiş sanatına ışık olmuş, Fransız bisküvileri, İsviçre çikolataları, ilaç ve giyim gibi bazı ürünleri için yapılmış çalışmalar sokaklardan çok dükkanların içlerine asılmıştır.

1950’li yıllara dek Türkiye’de en çok afiş yapan sanatçı İhap Hulusi oldu. 1950’li yıllarda ise Selçuk Önal, Mesut Manioğlu, Fikret Akgün çalışmalarıyla ilgi çekmeye başladı. O dönemlerde en çok afiş üreten sanayi dalı olan sinema da Önal başarılı afişlere imza attı.

Daha sonra Mengü Ertel, yurt içinde ve dışında açtığı sergilerle Türk afiş sanatının gelişiminde önemli katkılarda bulundu.

Grafik sanatının öbür dalları 1970 öncesinde pek etkin olmadığından, afiş sanatçıları daha fazla ön yaptı.

Çizime yeni başlayan öğrenciler için kimi zaman ortaya çıkan zorluklar sanki aşılamazmış gibi görünebilir. Öğrencilerin çoğu bu ‘aşılamaz zorlukları’ eğitmenlerinin elindeki hayali sihirli değnek ile çözebileceklerini düşünür. Ancak hata yapar. Aşılması zormuş gibi görülen hatalardan, çizim sıkıntılarından istikrarlı çalışma ile kurtulabilirsiniz.

Peki ama daha iyi çizim yapabilmek için hangi adımları atmalısınız?

* Resim sanatında, yetenek elbetteki büyük önem taşır. Fakat unutulmamalıdır ki; yeteneği kararlılık ve yapılan pratik ileri taşır.

* Eğitmeniniz tarafından size verilen alıştırmaları ne kadar çok tekrar ederseniz o kadar ilerlersiniz. İyi çizim yapmak istiyorsanız mutlaka yaptığınız hataları gidermeli ve bir tekniğe sahip olmalısınız.

* Sorunları, hataları anında düzeltmek size öz güven kazandırır.

* Çabalarınızın karşılığını almadığınızı düşündüğünüz anlarda sakin olmaya çalışmalı, endişeye kapılmadan hatalarınızı düzeltmeyi hedeflemelisiniz.

* Sanatçıların olabildiğince çok eserini incelemeli, yaşayan sanatçılarla iletişime geçmelisiniz.

Şan Eğitmenimiz Coşkun NEHİR, “Sesimizle ilgili genel bilgiler” konulu bir yazı kaleme aldı.

Bu özel yazıyı sizlerle paylaşıyoruz;

Sesimizi kullanmadığımız gün yok gibidir. Bize kişiliğimizi, konuşmamızı, şarkı söyleme gücünü bize sesimiz verir. Sevincimizi üzüntümüzü, neşemizi, mutluluğumuzu, öfkemizi, sevgimizi, kısacası duygularımızı onun aracılığı ile dile getiririz. Bir bakıma sesimiz duygularımızın aynası gibidir. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi sesimizin farklı renkleri, olağanüstü yetenekleri sayesinde çevremizdekileri etkileriz. Sesimiz gerçekte doğadaki güçlü ve çok yönlü araçlardan biridir.Yeter ki onun bu yönlerinin bilincine varalım.

Sesimizin değişik özellikleri vardır. Tonsal özelliği (incelik-kalınlık-yumuşaklık-setlik) bunlardan biridir. Çoğu zaman ne söylediğimiz değil, ses tonumuzun nasıl olduğu önem kazanır. İnsan sesiyle ilgili araştırmalar yapan bilim adamları da insanların, genellikle ne söylediğinden çok, ses tonuna dikkat ettiklerini ortaya koydular. Kimi zaman ses tonumuzu yumuşak ve sakin tutarak bir tartışmayı yatıştırır, onu tatlıya bağlarız; kimi zaman ise ses tonumuza hakim olamadığımız için yakınımızdaki insanları istemediğimiz halde kırarız.

Sesimizin bir başka özelliğiyse kişiliğimizin ve ruhumuzun aynası olmasıdır. Öyle ki biz ne kadar engellemeye çalışsak da sesimiz bizi daima ele verir.Bizi tanımayan ve yalnızca sesimizi duyabilen bir kimse yalnızca sesimizden yaklaşık olarak kaç yaşında olduğumuzu , cinsiyetimizi, eğitim ve kültür düzeyimizi, kişiliğimizle ilgili birkaç ipucunu ve o anda neşeli mi yoksa üzgün mü olduğumuzu anlayabilir.

Sesimiz kişiliğimize ait ipuçları verdiği gibi, çoğu zaman ruh halimizi de yansıtıyor. Her birimiz farklı bir yaradılışta olduğumuz için doğal olarak konuşma biçimimiz ve sesimiz arasında büyük nüans farklılıkları olabiliyor. Kulağımızın olağanüstü algı yeteneği ile güçlü hafızamız sayesinde tanıdığımız insanların sesini kolayca ayrıt edebiliyoruz. Tanıdığımız birinin sesini telefonda duyduğumuzda yalnızca birkaç kelime söylemesi onun kim olduğunu bilmemize yardımcı oluyor.

Bu ayırıcı özellikler hem birlikte hem de ayrı ayrı etkinlik gösteren bir dizi konuşma –ses eylemlerinden oluşur. Bu eylemler şunlardır.

Bir solukta söylediğimiz sözcüklerin sayısı

Konuşma hızımız

Konuşma ritmimiz

Soluk almadaki (diyafram nefesi) rahatlığımız

Ses perdesi (kişiden kişiye,cinsiyete ,yaşa göre farklılık gösterir)

Sesin kuvveti

Sesimizin dinamik ya da yorgun olması

Ruhsal durumunuz

Sözcükleri söyleyişimizdeki anlaşabilirlik düzeyi (Dudakların iyi çalışabilirliği)

Sesimizin tınısı

İşte konuşurken bütün bu konuşma –ses eylemleri bir araya gelir ve bunun sonucunda ortaya yalnızca kendimize ait olan bir ses çıkar.

Coşkun NEHİR

Zeytinburnu’nu en iyi anlatan kareyi yakalamak için bu yıl 8’incisi düzenlenen Geleneksel Zeytinburnu Fotoğraf Yarışması’na başvurular başladı. Dereceye giren isimlerin toplam 96 bin TL ile ödüllendirileceği yarışmaya başvurular 07 Aralık 2018 Cuma günü sona erecek.

Zeytinburnu Belediyesi ve Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) işbirliğiyle organize edilen Zeytinburnu Geleneksel Fotoğraf Yarışması’nda kayıt dönemi başladı. Bu yıl 8’incisi düzenlenen toplam 96 bin TL ödüllü fotoğraf yarışmasında amatör ve profesyonel fotoğrafçılar,Zeytinburnu’nun herhangi bir bölgesinde çekilmiş, renkli veya siyah-beyaz

fotoğraflarla en iyi görüntü ve kompozisyonu yakalamaya çalışacak.

Ünlü Foto Muhabir Ara Güler’in seçici kurul üyeleri arasında yer alacağı jüride; Coşkun Aral, Erdal Yazıcı, İsmail Küçük, Leyla Emektar, Murat Gür, Mustafa Yılmaz, Nazan Tuna ve Süleyman Gündüz gibi usta fotoğraf sanatçıları yer alacak.

“SERBEST” VEYA “FOTO ÖYKÜ” KARAR SENİN!
Bu yıl ilk kez “Serbest” ve “Foto Öykü” şeklinde 2 ayrı kategoride gerçekleştirilecek yarışmada, “Serbest” kategori dalındaki yarışmacılar en fazla 4, “Foto öykü” kategorisindeki yarışmacılar ise en az 8, en fazla 12 fotoğrafla yarışmaya başvurabilecek.

Yaklaşık 6 aylık kıyasıya mücadelenin sonunda “Foto Öykü” Kategorisinde; birinci 8.000 TL, ikinci 6.000 TL, üçüncü 4.000 TL, Zeytinburnu Belediyesi Özel Ödülü sahibi 3.000 TL, Mansiyon Ödülü sahipleri 2.000 TL (10 adet) ve Satın almaya Değer Eser sahipleri ise 1.000 TL (20 adet) ile ödüllendirilecek.

Yarışmanın bir diğer dalı olan “Serbest” Kategoride ise; birinci 6.000 TL, ikinci 4.000 TL, üçüncü 3.000 TL, Zeytinburnu Belediyesi Özel Ödülü sahibi 2.000 TL, Mansiyon Ödülü sahipleri 1.000 TL (5 adet) ve Sergilenmeye Değer Eser sahipleri ise 500 TL (30 adet) ile ödüllendirilecek. Ayrıca yarışmada dereceye giren isimler, para ödülünün yanı sıra fotoğraflarını sergileme ve Zeytinburnu’nu anlatan birçok tanıtım filminde ve kitaplarında yer alma fırsatını da yakalayacak. 17 Aralık 2018 Pazartesi günü sonuçların açıklanacağı fotoğraf yarışmasında dereceye giren fotoğrafçılar, ödüllerine 12 Ocak 2019 Cumartesi günü gerçekleştirilecek sergi ve ödül töreninde kavuşacak.

Üç boyutlu görüntüleri, iki boyutlu yüzey üzerinde inandırıcı bir şekilde çizme sanatı olarak tanımlayabileceğimiz Perspektif için kullanılacak pek çok teknik bulunmaktadır.

Gerçekçi resimler yapmak istiyorsanız, tuval veya kağıtta derinlik yaratmak için perspektife ihtiyaç duyarsınız. Perspektif tekniklerinin amacı, gördüğünüz şeyi basit bir şekilde taklit etmektir. Bazı perspektif teknikleri doğal ve sezgiseldir. Gerçekçi, inandırıcı ve güzel bir resim yapmanıza yardımcı olacak bu teknikleri körü körüne uygulamaktan uzak durmanız gerektiğini hatırlatmakta fayda var. Çünkü zorlama bir şekilde uygulanan perspektif teknikleri, sırf kafiyeli olsun diye yazılmış bir şiire benzer.

Perspektif nesnelerin göze olan uzaklığına ve yakınlığına, göz hizasından aşağıda ve yukarıda oluşuna göre çizgi, yüzey, renk değişikliklerini kolayca çizmeye ve ifade etmeye yarayan ölçü ve oran sanatıdır.

ATMOSFERİK PERSPEKTİF: Diğer adı havai perspektif olan atmosferik perspektif, yazın tepelik kırsa bir bölgeye gittiğinizde uzaktaki yeşil tepelerin oldukça mavi görünmesi veya sonbaharda sarı, kırmızı veya kahverengi olduğunu iyi bildiğiniz bir tepenin mavimsi – morumsu gözükmesi ile kendini gösterir. Tepe ile aranızdaki hava tabakası bu renk değişikliklerinin ortaya çıkmasına neden olur. Gerçekçi bir resim yapabilmek için gözünüze güvenmeli ve atmosferik perspektifi de göz ardı etmemelisiniz.

Bu haberimizde perspektif uygulamalarına bir giriş yaptık. Önümüzdeki haberlerimizde perspektifle ilgili dikkat çeken bilgiler paylaşmaya devam edeceğiz.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün katkılarıyla düzenlenecek 6. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’ne başvurular başladı. 26 Ekim-3 Kasım 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 6. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, uzun ve kısa metraj filmleri yarıştıracak.

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması ve Ulusal Kısa Metraj Film Yarışması’na 2017 ve 2018 yapımı filmler başvuru yapabiliyor. Başvurular 17 Ağustos’a dek festivalin web sitesi bogazicifilmfestivali.com’dan yapılabilecek. Ulusal uzun ve kısa film başvurularının yanı sıra Bosphorus Film Lab’e de yapım ve fikir aşamasındaki film projelerini bekliyor. Başvurular için son tarih 17 Ağustos!

EN İYİ FİLME 100 BİN TL
Uuslararası Boğaziçi Film Festivali’nin Türkiye sinemasının son bir yılına odaklanarak hazırlanan Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda bir film 100.000 TL para değerindeki En İyi Film Ödülü’nü kazanırken, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Erkek Oyuncu”, “En İyi Kadın Oyuncu”, “En İyi Senaryo”, “En İyi Görüntü Yönetmeni” ve “En İyi Kurgu” dallarında da para ödülleri verilecek.

KISA FİLME TOPLAM 45 BİN TL PARA ÖDÜLÜ!
Festivalin ilk yıldan başlayarak süren kısa film desteği ise Kısa Kurmaca Film ve Kısa Belgesel Film olmak üzere iki farklı kategoride devam edecek. Kurmaca, animasyon ve deneysel türündeki filmlerin yarışacağı En İyi Ulusal Kısa Film dalında bir film 10.000 TL para ödülüne uzanırken, En İyi Kısa Belgesel Film dalında da bir filme 10.000 TL para ödülü verilecek. Ayrıca tüm kısa filmler 25.000 TL değerindeki Ahmet Uluçay Büyük Ödülü için de yarışıyor olacak.