Öğrencilerin ve velilerin merakla araştırdığı konulardan biri okulların ne zaman açılacağı… Bütün bir yıl boyunca öğrencilerin iple çektiği yaz tatilinin bitmesine ne kadar kaldığı konusunda hem veliler hem de öğrenciler merak içerisinde.

Tatilde olanlar hem tatillerini bitirip ikamet ettikleri şehre dönmek, hem de okul ihtiyaçlarını okullar açılmadan önce karşılamak isteyen öğrenciler ve veliler için bizde bu haberimizi hazırladık.

2018-2019 eğitim öğretim döneminin başlangıcı ile ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığı tüm illere bir genelge gönderdi.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından genelge ile yapılan açıklamaya göre Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı her derece ve türdeki eğitim ve öğretim kurumlarında 2018-2019 eğitim ve öğretim yılı 17 Eylül 2018 Pazartesi günü başlayacak. İlk dönem 18 Ocak 2019 Cuma günü sona erecek. Yarı yıl tatili 4 Şubat’ta bitecek ve okullar 14 Haziran’da tatile girecek.

Okul öncesi, ilkokul birinci sınıf, ortaokul ve imam hatip ortaokullarının 5´inci sınıf öğrencileri, ortaöğretim kurumlarında eğitim ve öğretime başlayacak hazırlık sınıfı ve 9´uncu sınıf öğrencileri ile pansiyonda kalacak öğrencilerin, eğitim görecekleri okul hakkında bilgilendirilmesi, akademik ve mesleki gelişimlerinin desteklenmesi, öğrencilerin yeni girdikleri eğitim ortamına kısa sürede uyum sağlamalarına katkıda bulunulması amacıyla 10-14 Eylül 2018 tarihlerinde uyum eğitimi yapılacağını da hatırlatmakta fayda var.

Ses sistemlerini meydana getiren belirli frekanstaki seslerin her biri perde olarak isimlendirilir. Tambur, bağlama gibi bazı çalgılarda, bu belirli seslerin çıkarılacağı yeri belirtmek ve sesin çıkarılışını kolaylaştırmak için sapa bağlanan bağlara da perde adı verilir. Ayrıca bir sesin tizliğini ve pesliğini nitel olarak belirtmek için üst perdeden, alt perdeden gibi ifadelerde kullanılır.

Türk müziğinde bir sekizli içindeki perde sayısı 25’tir. Ancak bu perdelerin adları ve sekizlinin birinci sesine göre aralıkları genel dizgiler konusudur. Bu aralıklardan yararlanılarak, herhangi bir perdenin mutlak frekansı kolaylıkla hesaplanabilir.

Türk müziğinde söz konusu bu 25 perdeden başka, sayısı ve frekansı kişiden kişiye değişen birtakım perdeler daha kullanılmaktadır. Ancak bu perdelerin hiçbir teorik dayanağı yoktur. Bir kurala bağlı olmaksızın, kişinin keyfine göre kullanılırlar. Bu nedenle bugün kullanıldıkları ve kulakların buna alıştığı bir gerçek olmakla birlikte, bu gibi perdeleri bozuk ve yanlış kabul etmek ve kullanmaktan kaçınmakta gerekmektedir.

Renkli taş, cam ya da seramik parçalarının alçıdan bir zemine yapıştırılarak kullanılmasıyla yapılan yer, duvar veya tavan süsü olarak tanımlayabileceğimiz mozaiğin ilk örneklerine Girit’te rastlanmaktadır. Fakat gerçek anlamda ilk mozaik örneklerinin Yunanistan’a Atina ve Korent’te kentlerinde yapıldığının altını çizmekte fayda var.

Mozaik sanatı özellikle Romalılar döneminde gelişmiştir. Hatta Roma İmparatorluğu sırasında renkli mozaikler öylesine moda olmuştur ki, hemen hemen tüm evlerde renkli mozaiklere rastlamak mümkündür. Söz konusu bu dönemin en güzel örneklerinden biri Roma’da San Pietro katedralinin altında bulunda bulunmaktadır.

Romalıların aksine Bizans döneminde mozaik yaldızlı bir hal almıştır. Bizans döneminde mozaikler daha çok yemek salonlarında kullanılmıştır.

Özellikle Antakya ve Afrika’da kurulan çeşitli mozaik okullarında mitolojiden görünümlere kadar çeşitli konuları işleyen mozaikler yapılmıştır. Bütün bu eserler incelendiği zaman genel anlamda mitoloji konusunda bilgi sahibi de olmak mümkündür.

Şan Eğitmenimiz Coşkun NEHİR, “Ses sağlığımızı korumak için uygulayabileceğimiz bazı yöntemler” konulu bir yazı kaleme aldı.

Bu özel yazıyı sizlerle paylaşıyoruz;

Daha önceki yazılarımda hap sesimizle ilgili konularda ve sesimizin günlük hayatımızda bizi nasıl etkileyeceği konusunda sizleri bilgilendirmeye çalıştım.

Hayatımızın bir parçası olan sesimiz ( Hele de hayatımızı sesimizle kazanıyorsak.)

biz ona iyi bakmazsak tıpkı diğer organlarımız gibi bir müddet sonda eski sağlığını kaybeder yavaş yavaş bizi terk eder. Mesleğini sesini kullanarak devam ettirenler için seslerini korumak onların bir yaşam tarzı olmalıdır.

Temsillere çıkacak bir tiyatrocunun, şarkıcının  veya  her gün  haber sunan bir spikerin, meydanlarda propaganda yapan bir siyasetçinin, konferans verecek bir bilim adamının sesisin kısıldığını yada konuşurken sık sık öksürdüğünü,sesinin kalınlaşıp kendi sesinden farklı çıktığını düşünebiliyor musunuz?  O kişiler nasıl bir ızdırap çeker bilemezsiniz.

Ben bu yazımda sizlere çok acil durumlarda ses sağlığınızı korumak için neler yapabileceğinizi yazmak istedim. Amacım doktora gitmeye vakit bulamadığınız ani durumlarda işinizi yapma zorunluluğunuz varsa; örneğin sesiniz kısılmış opera, tiyatro veya konserinizin bütün biletleri satılmış. İşte böyle zamanlarda acil olarak neler yapılabilir veya böyle bir durumla karşılaşmamak için önceden neler yapmalıyız.

En büyük derdimizse hızlı hava değişimleridir. Özellikle kış mevsiminde dışarı çıktığımızda ağzımızı sıkı sıkıya kapatmalıyız ya da şeker veya sakız alarak tükürük yoluyla bu işlemi gerçekleştirmeliyiz. Bademciklerimiz mikrop kaptığı zaman da sesimiz bozulur yada kısılır böyle durumlarda bir bardak ılık suya iki adet aspirin atarak karıştırıp aspirinli suyu gargara yapıp tükürürsek bademciklerimizin sesi etkilemediğine şahit oluruz. Mesleğini sesiyle kazananlar için en büyük tehlikelerden biri bademcik ameliyatlarıdır. Ses tellerini korumakla görevli bu organımız ameliyatla alındığı zaman; koruyucu faktör ortadan kalktığı için sık sık laranjit ve faranjit olacağımızdan hiçbir zaman sağlıklı bir sese kavuşamayız.Onun için genelde küçük çocuklara anne ve baba tarafından yapılan bu ameliyatlar ses için ergenlik çağında çocukların sesleri olgunlaşınca problem çıkarmaktadır. Hızlı hava değişimlerinde boğaz gıcıklanmalarında İBNİ-SİNA 2(iki) kaşık bal,2(iki) kaşık sirke 2(iki) kaşık limon suyu 1(bir) tutam tarçın karıştırıp içildiğinde gıcıklanmanın sona ereceğini belirtmiştir. Gene ünlü AZERBAYCAN devlet sanatçısı LÜTFİYAR İMANOF ‘la yıllar önce aynı sahneyi paylaştığımızda ses kısıklıklarına karşı elma kabuğunu kırmızı şarabın içine atıp şarabı kaynattıktan sonra sıcak sıcak içtiğimizde sesi açıp güzelleştirdiğini söylemiştir. Sesi kullanmadan önce bir yudum viskiyi gargara yapıp yuttuktan sonra sesimizi kullanmaya başlamak; hem ses telleri bölgesindeki mikropları öldürür hem de heyecanımızı yener. Her sabah uyandıktan hemen sonra her iki burun deliğine 5(beş) cc’lik enjektörle serum fizyolojik sıkılarak geniz ve boğaz bölgesi yıkanmalı . Bu gece boyunca mukozanın kurumuş olmasıyla ortaya çıkabilecek rahatsızlıkları ve o bölgede çoğalma imkânı bulabilen virüs veya mikropların oluşturabileceği olumsuz etkileri ortadan kaldıracaktır. Ayrıca genel olarak boğaz bölgesi rahatsızlıklarında bir su bardağı ılık suda bir çay kaşığı tuz eriterek gargara yapmak rahatlatıcı bir etki sağlamaktadır.

1,5  kilo ayva çekirdekli ve sert iç kısmı çıkarılır.1,5 (bir buçuk) litre suda ,koyu kıvama ve pembe renkli bir sıvı elde edinceye kadar kaynatılır.Elde edilen sıvı bir kaba alınır. Sabah – akşam 2 (iki)- 3 (üç) tatlı kaşığı içilir. Boğazda kuruluk, gıcık, öksürük ve ses kısıklığı gibi rahatsızlıklara iyi gelir.

Bir çay bardağı suda bir tatlı kaşığı bal eritilir. Buna bir tatlı kaşığı doğal elma sirkesi eklenir. Bu karışımı sabahları içmek daha yararlıdır.

İri bir baş kuru soğan alüminyum folyo içinde fırında 175-200 (yüzyetmişbeş-ikiyüz) derece arasında 40 (kırk)-50 (elli) derece arasında pişirilir. Soğan piştikten sonra acılığı ve kokusu tamamen kaybolur. Alüminyum folyodan çıkarılan soğan ılık olarak yenir. Üzerine bir çay bardağı süt içilmesi ve bu uygulamanın gece yatmadan önce uygulanması önerilen bir durumdur. Boğazda rahatsızlıkların oluşmasını önleyici ve giderici etkisi vardır. Bu uygulamaya 40 (kırk) gün devam edilmelidir.

Birkaç parçaya bölünen 7-8 (yedi-sekiz) baş sarımsak Bir su bardağı kadar sütle bir cezvede kaynatılır. Kaynattıktan sonra 2-3 (iki-üç) tatlı kaşığı bal koyulur ve karıştırılır. Ilık ılık içilir. Tadı hoş olmamasına karşın; öksürüğe ve boğaz bölgesi rahatsızlıklarına iyi gelmektedir.

Yukarıda belirtilen miktarda sütün içine ince lahana yaprağını ince ince kıyıp kaynatarak içilmesinin de boğazı rahatlattığı söylenmektedir.

Göğüste balgam birikmesi ve genizden akıntı olması durumunda bir tutam karabaş otonu demleyip içine 2-3 (iki –üç) adet karanfil atarak suyunun sıcak sıcak çay gibi içilmesi belirtilen rahatsızlığın yok olmasına neden olmaktadır.

Her gün iki elmayı arka arkaya yemek bünyenin hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlamaktadır.

Kış aylarında A,E ve D vitaminleri içeren balık yağı ve C vitamini kalsiyum kürleri yapmak da genel sağlık durumu için yararlı olacaktır.

Bol limonlu ve tarçınla birlikte ıhlamur içmek ses için çok faydalı olarak bilinmektedir.

Bir su bardağı süt kaynattıktan sonra içilebilecek ılıklığa gelinceye kadar bekletilir. Sonra içine bir tatlı kaşığı karbonat ilâve edilerek karıştırılır ve yavaş yavaş içilir. Sonra yatılıp üstünüze kalın örtüler örterek terlenme sağlanır. Sonra üşümemeye dikkat edilerek ılık bir duş alınır. Bu uygulamanın ateş düşürücü ,öksürük giderici , nezle ve gribe karşı direnç sağlayıcı etkisi vardır.

Sıcağa yakın ılık bir duş alınır. Beden baştan aşağı sızma zeytinyağı ve limon suyu karışımıyla iyice ovulur. Kalın giysiler giyilir Kalın örtüler örtünerek iyice terlenir. İki saat sonra üşümemeye dikkat edilerek tekrar duş alınır. Ateş düşürmede etkili olan nezle ve gribe karşı direnç sağlayan bu uygulamanın bünyenin kendini toparlaması bakımından akşam yapılması daha uygun olacaktır.

Şimdi bir de sesimize iyi gelen bitkilerden söz edelim. Bu bitkiler doğru kullanıldığı zaman ses sağlığı açısından faydaları görülmüştür.

1.Kırmızı Biber

Kırmızı biber, diğer bitkisel çözümler arasında en etkili olan mucizevi bitkidir. Tüm vücut için uyarıcı etki gösteren kırmızı biber, ses tellerindeki enfeksiyonlar ve şişmelerin giderilmesine yardımcı olmaktadır. Ayrıca, boğaz ağrısını azaltıcı etki göstermesi ile kırmızı biber, iltihaplanmanın durulmasına yardımcı olmakta ve potansiyel bir enfeksiyon oluşumunu önlemektedir. Buna göre;

5 damla kırmızı biber özünü ya da bir tutam kırmızı biber tozunu, az miktar ılık su ile karıştırarak içebilirsiniz. Hatta dilerseniz bu karışımı bir miktar bal da ekleyebilirsiniz.

Kırmızı biber, diğer bitkisel çözümler arasında en etkili olan mucizevi bitkidir. Tüm vücut için uyarıcı etki gösteren kırmızı biber, ses tellerindeki enfeksiyonlar ve şişmelerin giderilmesine yardımcı olmaktadır. Ayrıca, boğaz ağrısını azaltıcı etki göstermesi ile kırmızı biber, iltihaplanmanın durulmasına yardımcı olmakta ve potansiyel bir enfeksiyon oluşumunu önlemektedir. Buna göre;

5 damla kırmızı biber özünü ya da bir tutam kırmızı biber tozunu, az miktar ılık su ile karıştırarak içebilirsiniz. Hatta dilerseniz bu karışımı bir miktar bal da ekleyebilirsiniz.

Kırmızı biber, diğer bitkisel çözümler arasında en etkili olan mucizevi bitkidir. Tüm vücut için uyarıcı etki gösteren kırmızı biber, ses tellerindeki enfeksiyonlar ve şişmelerin giderilmesine yardımcı olmaktadır. Ayrıca, boğaz ağrısını azaltıcı etki göstermesi ile kırmızı biber, iltihaplanmanın durulmasına yardımcı olmakta ve potansiyel bir enfeksiyon oluşumunu önlemektedir. Buna göre;

5 damla kırmızı biber özünü ya da bir tutam kırmızı biber tozunu, az miktar ılık su ile karıştırarak içebilirsiniz. Hatta dilerseniz bu karışımı bir miktar bal da ekleyebilirsiniz.

2.Meyan Kökü

Anti-iltihap özelliği sayesinde, doku ve organlarda meydana gelen iltihaplanmanın iyileşmesine yardımcı olan meyan kökü aynı zamanda, anti-alerjik özelliklere de sahiptir. Bundan dolayı meyan kökü, özellikle de ses tellerinin aşırı kullanılmasından kaynaklanan ses tellerindeki hasar ve yorgunluk oluşumunu gidermeye yardımcı olmaktadır. Meyan kökü, ses tellerinin dinlenmesini ve yenilenmesini sağlamaktadır.

3.Hatmi Çiçeği Otu

Hatmi çiçeği ya da hatmi otu, çiçekli bir bitkidir ve ses kısıklığı, öksürük ile bronşit gibi bazı akciğer hastalıklarına iyi gelmektedir. Hatmi çiçeğinden sızan ve tatlı bir zamk olan salgının, yumuşatıcı ve yatıştırıcı özelliği bulunmaktadır. Bu zamk aynı zamanda iyileştirici etki de göstermektedir. Bundan dolayı hatmi çiçeğinden sızan bu zamk, vücuttaki fazla mukus salgısının azaltılmasına yardımcı olmakta ve mukus üreten dokuları sakinleştirmektedir. Ayrıca hatmi çiçeği otu, öksürüğe de iyi gelmektedir.

4.Propolis

Propolis, bal ile benzer dokuya sahip reçineli bir karışımdan oluşmaktadır. Bal arılarının kendi kovanları içinde topladıkları, ağaç tomurcukları, bitki özleri ve diğer bitkisel kaynaklardan elde ettikleri salgılardan oluşan propolis, mükemmel bir doğal ilaç özelliğindedir. Propolis, penisiline denk ya da ondan daha fazla anti-bakteriyel özelliklere sahip olmasının yanı sıra, anti-viral ve anti-iltihap etki de göstermektedir. Boğaz ve bademciklerde oluşan enfeksiyonlar ile mücadele eden propolis, ses kısıklığına da iyi gelmektedir. Sinüslerdeki mukus oluşumunu bozunduran propolis, boğaz şişmesini azaltan mükemmel bir şifa kaynağıdır. Buna göre;

  1. 1 çorba kaşığı propolis ile 1 bardak ılık suyu karıştırıp içebilirsiniz.
  2. Ya da 1 çorba kaşığı propolis, 1 bardak ılık su ve bu listede verilmiş olan şifalı otlardan herhangi birini karıştırıp tüketebilirsiniz.

5.Adaçayı

Her derde deva olarak bilinen adaçayı, özellikle de gargara yapılarak kullanıldığında, hem boğaz sorunlarına hem de ses tellerine iyi gelmektedir. Genellikle boğaz ağrılarının tedavisindeki olumlu etkileri ile bilinen adaçayı, tercihen meyan kökü ve propolis ile karıştırılarak, gargara şeklinde kullanıldığında, ses tellerine iyi gelmekte ve larenjit (gırtlak iltihabı) tedavisine yardımcı olmaktadır.

6.Kaygan Kırmızı Karaağaç

Amerika – Kanada bölgesinde yetişen bir bitki olan kaygan karaağaç ya da bilinen adı orijinal adı ile Slippery elm, boğaz ve akciğerlerdeki mukozaların destekçisidir ve akciğer ile boğaz şişmesi ve iltihaplarına iyi gelmektedir. Yatıştırıcı etkisi sayesinde kaygan karaağaç, tahriş olmuş dokuların yumuşamasına yardımcı olmaktadır. Bunların yanı sıra kaygan karaağaç, boğaz kuruluğuna ve ses tellerine iyi gelmektedir. Ayrıca kaygan karaağaç, çoğu öksürük şurubunun içeriğinde bulunmaktadır.

NOT: Kaygan karaağaç hamile ve emziren kadınların kullanımı için uygun değildir.

7.Zerdeçal

Zerdeçal, Hint ve Çin şifa kaynakları arasında en çok kullanılan doğal bir çaredir. Daha çok iltihaplanmaya iyi gelmesi ile bilinen zerdeçal, içeriğinde bulunan kurkumin bileşeni sayesinde yüksek oranda anti-iltihap özellik göstermektedir. Ses tellerinin fazla kullanılıp tahrip olması ve yorulması durumunda etkili olan zerdeçal, boğaz ağrısına da iyi gelmektedir. Gargara şeklinde kullanılan zerdeçal, 8 yaş ve üzeri çocuklarda da etkilidir. Maksimum seviyede iyileştirici etki gösteren zerdeçal, özellikle de ses sanatçılarının güvenli bir şekilde kullanabileceği bir şifa kaynağıdır. Çünkü zerdeçalın yorulan ses tellerini sakinleştirici etkisi bulunmaktadır.

8.Diğer Doğal Çareler

Ses tellerine iyi gelen ve özellikle de ses kısıklığının giderilmesine yardımcı olan diğer doğal şifa kaynakları ise şu şekildedir;

  • Zencefil (iltihaplanmanın giderilmesine yardımcı olarak, yumuşatıcı özellik gösterir ve ses kısıklığının giderilmesini sağlar)
  • Bal (boğaz tahrişlerini ve iltihaplanmayı gidermeye yardımcı olur, ses tellerini dinlendirir)
  • Elma sirkesi (özellikle de larenjite iyi gelmektedir ve anti-mikrobiyal özellik göstermektedir)
  • Tuzlu su gargarası (sesin normale dönmesini sağlar, antiseptik özelliği ile boğaz tahrişlerini önler)
  • Buhar tedavisi (ses kısıklığına iyi gelir)
  • Limon (ses tellerini ve boğazı yumuşatır, iltihaplanmayı önler ve tedavi eder, içeriğinde bulunan C vitamini yardımıyla enfeksiyon yayılmasını önler)
  • Sarımsak (iltihaplanmayı önler, ses tellerindeki sızıların azalmasına yardımcı olur ve hızlı iyileşme sağlar, ses kısıklığına iyi gelir)
  • Kakule (özellikle de yeşil kakule, ses kısıklığına iyi gelmektedir ve iltihaplanma ile mücadele etmektedir).

NOT: Burada bahsi geçen yöntemleri uygulamadan önce mutlaka doktorunuza danışınız. Çünkü bazı bitkilerin insan vücudu üzerinde, alerjik reaksiyonlar gibi olumsuz etkileri de olabilmektedir. Bundan dolayı, bu bitkilere karşı alerji durumunun olmadığından emin olunduktan ve doktorun bunu doğrulamasından sonra, burada anlatılan yöntemleri kullanmak uygun ve sağlıklı olacaktır.

Ek İpuçları

  • Dondurulmuş meyve aromalı dondurma yenilmesi
  • Bağırma ve çığırmadan kaçınılması
  • Boğazı temizlemek için yapılan sert öksürüklerden kaçınılması
  • Aktif ya da pasif içici olarak sigara kullanmaktan vazgeçilmesi,
  • Alkol tüketiminden uzak durulması
  • Özellikle de uyunulan odada bir hava nemlendirici bulundurulması
  • Gün boyunca ılık su içmeye özen gösterilmesi
  • Sıcak bir duş alınması ve buhar yardımıyla hava yollarının rahatlatılması
  • Ses tellerine zarar veren çevresel alerjenlerden uzak durulması
  • Eğer mümkünse, dekonjestan ilaç kullanılmaması (çünkü boğaz kuruluğuna ve tahrişine sebep olabilmektedir)
  • Derin nefes alma egzersizlerinin yapılması.

 

Bunların dışında sigaradan uzak durmak;alkol,kafein,süt ve süt ürünlerini az tüketmek gerekmektedir.Bu tarz ürünler ses tellerimizin kurumasına (balgam) artışına sebebiyet vermektedir.

Coşkun NEHİR

İstanbul’un en eski sarayı, Türkiye’nin en büyük ve zengin müzesi dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri kendisine çekmeye başaran bir müzedir.

1453 yılında İstanbul’u fetih eden Fatih Sultan Mehmet tarafından 1475 – 1478 yılları arasında yaptırılan daha sonra kimi padişahlar tarafından ekler yaptırılmak suretiyle genişletilen Topkapı Sarayı, surlarla çevrilidir. Kara tarafındaki surlarda dört, denize bakan surlarda ise üç olmak üzere yedi kapısı bulunmaktadır. Bunlardan Sultanahmet alanına bakan ve Bab-ı hümayın denilen kapı, saltanat kapısıdır. Sarayı çevreleyen surların, eskiden 360 burcu vardı.

1854 yılına kadar Osmanlı padişahlarının oturdukları yer olan Topkapı Sarayı, Osmanlı İmparatorluğunun yönetim merkezi olarak da büyük önem kazanmıştır. Devlet işlerinin yürütülmesi, savaş ve barış kararlarının alınması konusunda karar veren divanlar burada toplanır; padişahların tahta çıkışları, ulufe dağıtımı, yabancı devletlerden gönderilen elçilerin kabulü, bayramlaşma gibi önemli işler için düzenlenen törenler burada yapılır, kimi padişahlar, şehzadeler, sadrazamlar ve öteki vezirler burada boğdurularak idam edilir, idam edilenlerin kesilen başları bu sarayın kapılarına asılarak teşhir edilirdi.

İSTANBUL’DAKİ DİĞER MÜZELERLE İLGİLİ BİLGİ EDİNMEK İÇİN TIKLAYIN…

İşte Topkapı Sarayı, Osmanlı tarihinde pek çok önemli siyasal olaylara sahne olmuş tarihi bir yapıt olma özelliğini tüm bunlardan alır. 1854 yılından sonra padişahların bir kısmı Dolmabahçe, bir kısmı da Yıldız sarayında oturmaya başlayınca eski önemini kaybeden Topkapı Sarayı, Cumhuriyet döneminde müze haline getirilmişti.

İSTANBUL’DAKİ BU MÜZELERİ BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

Saraya ‘Topkapı’ isminin verilmiş olmasının nedeni, Bizans zamanındaki İstanbul kalesinin, Sarayburnu’ndaki kapılarından birinin “Topkapı” adını taşımış olmasıdır.

Topkapı Sarayı’nın içinde birçok köşk, daire, salon, havuz ve bahçe yer almaktadır. Bu yapıların yer aldığı geniş alan, üç kapı ile birbirinden ayrılmış üç avluya bölünmüştür.

İstiklal Caddesi’nin simgesi nostaljik tramvay, 1950’li yılların ikonik tramvay sürücüsü Vatman ve sanat güneşimiz Zeki Müren figürleri ile Taksim’de yolculuğa çıktı. Beyoğlu Belediyesi, İETT Genel Müdürlüğü ve Madame Tussauds İstanbul işbirliği ile gerçekleşen Vatman figür lansmanı, Beyoğlu’nun kültürel değerlerine ve gelişimine katkı sağlarken Beyoğlu nostaljisine de vurgu yaptı. 18 Temmuz Çarşamba günü nostaljik tramvayla yolculuğa çıkan Vatman ve Zeki Müren figürleri, İstiklal Caddesi ziyaretçilerini eski İstanbul günlerine döndürdü.

Türkiye’nin ve dünyanın birbirinden ünlü isimlerinin balmumu figürlerine ev sahipliği yapan Madame Tussauds İstanbul, figürleri arasına bir yenisini daha eklerken, bulunduğu İstiklal Caddesi’nde keyifli bir etkinliğe imza attı. 18 Temmuz Çarşamba günü saat 16.00’da Vatman figürünün lansmanını gerçekleştiren Madame Tussauds İstanbul, açıldığı günden bu yana merkezde sergilenen Türk Sanat Müziği’nin gelmiş geçmiş en büyük isimlerinden Zeki Müren figürü ve nostaljik tramvayın Vatman’ıyla Taksim’de unutulmaz bir sefer düzenledi. Vatman’ın çıkacağı seferde yol arkadaşı olarak özellikle seçilen Zeki Müren, 1950’li yıllarda Taksim’de kendi adıyla bir dükkan açmış ve kısa bir sürede adı Beyoğlu ile özdeşleşmişti.

Beyoğlu Belediyesi ve İETT Genel Müdürlüğü’nün de katılımı ve desteğiyle nostaljik tramvayla kısa bir tura çıkan figürler, o sırada İstiklal Caddesi’nde bulunan ziyaretçileri de geçmişte yolculuğa çıkardı. Beyoğlu’nun kültürel değerine önemli katkı sağlayan İstanbul’un tarihi simgelerinden nostaljik tramvay, Beyoğlu nostaljisine de vurgu yaptı. Etkinlik sonrası ikonik Vatman figürü, Madame Tussauds girişinde ziyaretçilerin hatıra fotoğrafı çektirdiği Tramvay dekorunun yanındaki yerini aldı.

Figür için 1950’li yılların ikonik Vatman’ı seçildi
Her figürün yapım aşamasında olduğu gibi tarihi Vatman figürünün yapımında da titiz bir çalışma gerçekleştirildi. İETT arşivi çalışanlarının ve Kurumsal İletişim ekiplerinin de işbirliği ve desteği ile yaklaşık iki ay süren İETT arşiv taramaları yapıldı. Millileşme ile birlikte 1950’li yıllar Beyoğlu tramvayının en ikonik ve karakteristik dönemini yansıttığı için bu yıllara ait Vatman fotoğrafları ve kostümleri detaylı olarak incelendi. Tüm bu araştırma ve geliştirme çalışmaları sonunda İETT arşivindeki dönemin fotoları ve portrelerine sadık kalınarak bir vatman figürü oluşturuldu. Vatmanın kostümü 1950’li yılların üniformasından birebir kopyalandı; şapkası özel olarak üretildi. Kostüm üzerindeki İETT logo ve sicil numarası pirinçten özel olarak üretildi. Figürün yapımı ise yaklaşık 8 ay sürdü.

İstiklal Caddesi’nin en önemli simgesi
1955 yılında İstanbul’un her iki yakasında hizmet vermeye başlayan elektrikli tramvaylar, şehrin sürekli artan hızına ayak uyduramadıkları gerekçesiyle 12 Ağustos 1961 tarihinde Avrupa Yakası’nda, 14 Kasım 1966’da ise Anadolu Yakası’nda son seferlerine çıkarak yolcularına hüzünle veda etti. Ancak 1989 yılında Taksim-Tünel arasındaki sembolik hat seçilerek yeniden hayata geçirilen Nostaljik Tramvay yolcularına yeniden kavuştu. Kırmızı-beyaz rengi ve orijinal haliyle kısa sürede benimsenen nostaljik tramvay, İstiklal Caddesi düzenlemeleri esnasında bir süreliğine seferlerine ara vermişti. Yakın zamanda yeniden faaliyete açılan sembolik hat, Türkiye’nin önemli simgelerinden biri olma özelliğini taşıyor.

Madame Tussauds İstanbul tarafından İstiklal Caddesi’nde düzenlenen Vatman ve Zeki Müren’li Nostalji Tramvayı etkinliği özellikle yaz aylarında turist akınına uğrayan Taksim’in ve İstanbul’un tanıtımına da katkı sağladı.

Şan Eğitmenimiz Coşkun NEHİR, “Sesimize iyi bakıyor muyuz?” konulu bir yazı kaleme aldı.

Bu özel yazıyı sizlerle paylaşıyoruz;

Sesimize pekte iyi bakmadığımız konusunda sesle uğraşan bütün uzmanlar neredeyse hem fikirler. Kilomuza dikkat ediyor, spor yapıyor, yüz bakımı uyguluyoruz. Ama bütün ömür boyu hoyratça kullandığımız sesimize bakmak aklımızın ucundan bile geçmiyor. Ne zamanki boğazımız ağrıyor veya sesimiz kısılıyor; o zaman bir şeyler yapmamız gerektiğinin farkına varıyoruz. İyileşmek için ıhlamur çayları içiyoruz, başka bitkisel ilaçlar kullanıyoruz, gargaralar yapıyoruz , bunlarla da netice alamazsak kendimizi hemen bir kulak burun boğaz doktorunun yanında buluyoruz. Bu şekilde davranmamız belki de sesimizi oluşturan düzeneği görmememizden kaynaklanıyor. Ancak sesimizin güzel çıkması en az dış görünüşümüz kadar önemlidir. Kulağa hoş gelen bir ses ; sesin sahibi hakkında son derece olumlu bir etki bırakıyor. Tersi ise ister istemez insana itici geliyor.

Eski çağlara baktığımızda Yunanlılarda ve Romalılarda ses eğitiminin genel eğitimin bir bölümünü oluşturduğunu görüyoruz. Toplumsal yaşama katkıda bulunmayı amaç edinmiş her birey , bir ses uzmanından doğru nefes alma , düzgün konuşma ve şarkı söyleme dersleri almaya mecburdu. Böylece konuşma yaptıkları kişileri ve toplulukları etkileme güçleri artıyordu bu insanların.

Bu konuyu zamanımıza taşıdığımızda çoğumuzun bu bilinçten uzaklaşmaları, bilgileri olmayışı ve zaman ayıramamaları nedeniyle insanların daha önceki yazılarımda anlattığım gibi nefes problemleri, dudak tembellikleri,gırtlaktan konuşmaları vs. gibi zorluklarla karşılaştıklarını görmekteyiz.O nedenle uzmanların en azından ses bakımıyla ilgili önerilerini, önemsememiz yerinde olur.

1- Aynı Yunanlılar ve Romalılar gibi sesimizi eğitmeliyiz. Bu gün sadece profesyonel şarkıcı ve tiyatrocuların aldıkları bu eğitim sesin uzun ve sağlıklı kullanılmasını amaçlamaktadır. Öğretmenler, spikerler, politikacılar, sesini mesleğinde kullanan tüm kişiler gibi sizlerin de sağlıklı bir ses için bu eğitime ihtiyacınız vardır. Bu eğitimi veren doğru kişileri seçerek bu işi sizde yapabilirsiniz. Yalnız bir kere daha belirtiyorum sesinizi kaybetmemek için mutlaka doğru , bilinçli eğitim veren birini bulmanız şart.

2- Güne başlarken sağlıklı bir hayat için insanların spor yaparak güne başlamaları hekimler tarafından tavsiye edilir. Nasıl sporcular müsabakalara çıkmadan önce vücutlarının ısınması için ısınma hareketleri yapıyorsa ; sesimiz için de bu geçerlidir.Daha önceki yazılarımda önerdiğim ses ısıtma egzersizlerini işe giderken arabanızda, yolda yürürken veya ev işleri yaparken kendi kendinize yapabilirsiniz.

3- Isınma hareketlerinin ardından sesinizdeki pürüzler gitmiş demektir. Şimdi o gün eğer yoğun bir konuşma yapacaksanız veya tiyatro sanatçısı şarkıcıysanız veya okula gidip (8) sekiz saat ders anlatacaksanız ses egzersizleri yapmak zorundasınız. Bu konuda ses eğitimcisiyle yaptığınız egzersizleri ya onun kontrolü altında yapacaksınız; ya da egzersizi kendiniz yapmaya çalışacaksınız.

4- Özellikle konuşurken veya şarkı söylerken kendi sesinizi kullanmalısınız. İnce (tiz) veya kalın (pes) seslerden konuşmak ses tellerini çok zorladığından sesinizi kaybedebilirsiniz. Hiç bir zaman kendi ses yapınız dışındaki seslere özenmemelisiniz. Ses eğitimcilerinden yardım alarak sesinizin niteliğini öğrenebilirsiniz.

5- Ses tellerinin en büyük düşmanlarından biri sigaradır. Sigaranın ses telleri mukozasında tahriş ve sesin çıkmasında bir numaralı faktör olan akciğerlerde kapasite azalması gibi olumsuzlukları vardır.Bu da ses telleri ve buna bağlı olarak akciğerlerden almamız gereken en yüksek performansı önemli ölçüde engeller.

6- Sesi etkileyen faktörlerden biri de alkollü içeceklerdir. Öncelikle damarları genişleterek mukozanın salgısını bozar. Çok az içildiğinde bile ses tellerinin ve buna bağlı kasların ayarını bozabilir.Akşam yemeğinden sonra az miktarda alınan alkolün etkisi daha azdır. Özellikle önemli bir sunumu olan konseri veya temsili olan kişiler o gün alkol kullanmamalıdırlar.İçkinin bir diğer zararı içerdiği bazı maddeler nedeniyle bir çok kişide alerji yaratmasıdır. Bazı üzüm ve yulaftan yapılan içkiler alerjiye neden olabilir.

7- Uyuşturucu kullanmak vücudumuzun bir çok organlarına zarar verdiği gibi sesimizi de zarar verir. Algılama ve şarkı söyleme güzel konuşma özelliğimizi kaybetmemize neden olur. Bazen de ağrı hissetmediğimiz halde ses tellerinde travma ve kanamalara yol açabilir.

8- Gürültülü ortamlar özellikle grup toplantıları, düğün, bar, lokanta vs. gibi buluşmalarda birbirimizi duymak için ister istemez sesimizi yükseltiriz ya kendi sesimizden ince; ya da bağırarak konuşuruz. Çok kızgın olduğumuz zaman da durum pek farklı değildir.Böyle zamanlarda ses koruma alışkanlıklarımızı unuturuz.Ayrıca arabalarda, uçaklarda aşırı derecede konuşmak nem oranının düştüğü de kabul edilirse (uçaklarda) mukozada kurumaya yol açar; ses tellerine zarar verebilir.

9- Çok yemek yemek, özellikle geç saatlerde bu işlemi gerçekleştirmek sindirim sistemini zorlar bu nedenle de mide asidinin yemek yiyip yattığınız zaman boğaza geri akmasını (reflü) sağlar.Ses telleri için son derece tehlikeli olan bu durumu önlemek için yemek saatlerini ayarlamamız gerekmektedir.Ayrıca şişmanlık solunum ve karın kaslarının çalışmasını zorlayacağı için kilo almamaya özen göstermeliyiz.

10- Kadınların özel günlerinde kas gevşemeleri (ses telleri de kas olarak düşünüldüğünde) olacağından bu günlerde ani bağırmalardan, yüksek sesle konuşmalardan, kaçınmaları gereklidir. Mesleği sesle ilgili olanlar (şarkıcı, tiyatrocu, spiker v.s.) kişiler bu konuyu daha da önemsemelidirler.

11- İlaç kullananlar sadece doktor tavsiyesiyle ilaç kullanmalıdırlar.Kulaktan dolma veya arkadaş tavsiyesiyle alınan ilaçların yan etkileri ses tellerine zararlı olabilir.

Biraz zor olsa da yukarıda bahsettiğim konuları dikkate alırsak sesimizi ve nefesimizi uzun yıllar sağlıklı olarak kullanabiliriz.

Coşkun NEHİR

Şan Eğitmenimiz Coşkun NEHİR, “Sesimiz yaşlanır mı?” konulu bir yazı kaleme aldı.

Bu özel yazıyı sizlerle paylaşıyoruz;

Seneler çok çabuk geçiyor ve bizler senelerin nasıl geçtiğini anlamadan bir de geriye dönüp bakıyoruz ki geçirdiğimiz senelerin yorgunluğu üzerimize yavaş yavaş çökmeye başlamış. Uzun süre kullandığımız eşyaların yıpranması gibi bizim de vücudumuzda yıpranmalar başlamış. Geçen seneleri arar olmuşuz.Daha çabuk yorulmaya başlamışız,hekimlere çok seyrek gittiğimiz seneleri arar olmuşuz. Yıllar organlarımızı yıpratmaya başlamış. Helede gençliğimizde onlara iyi bakmamışsak vay halimize.

Acaba sesimizde bu yıpranmadan ya da başka bir deyişle oksidasyondan nasibini alır mı? Hiçbir hücremizin yaşlanmaya karşı koymaya direnişi olmadığı gibi; sesimizde bu yaşlanmadan nasibini alır. Ses telleri(kasları) hücreleri değişime uğrar. Yapılan araştırmalara göre kadın seslerinin yaşlandıkça kalınlaştığı tespit edilmiştir. Helede gençliğinde sigara içinler ve birde buna alkollü içkiyi ekleyenler de bu kalınlaşma çok daha belirgindir. Erkeklerdeyse yaş ilerledikçe seslerin inceldiği tespit edilmiştir. Ergenlik çağına kadar kız ve erkeklerin sesi aynı çıkarken; 13-15 (on üç-on beş) ergenliğe geçiş yaşlarında vücuttaki bir takım değişiklerle birlikte ikinci cinsiyet organı olan seste sür’atle değişikliğe uğrayarak ; erkeklerde iki buçuk oktavlık bir değişmeyle kalınlaşır.Sesin yaşla ilişkisinin en belirgin örneği ise çocuk ilk doğduğu zaman ilk çığlığı ile ortaya çıkan frekans ortalama 500 Hz iken bebek büyüdükçe ses kalınlaşarak bu frekans örneğin sekiz yaşında 275 Hz . kadar düşer.

Acaba insan sesinin yaşlanması önemli midir ? diye bir soru sorduğumuzda ne cevap almalıyız. Bu sorunun cevabı EVET olmalıdır. İnsanı ifade etmenin en önemli özelliklerinden biri olan ses ve onu etkili kullanmamız iş hayatında her geçen gün daha önemli olmaktadır. Toplumlarda genç oranının her geçen gün azalması bunun yanında ölüm oranlarının uzaması ,insanların güzel sese olan ilgisi sesimizi her zaman ön plana çıkaracaktır.

Sesin yaşlanması gerçek yaşlanmayla paralel değildir.Başka faktörlerde söz konusudur.Bu faktörlerden birini yukarıda belirttim. Ayrıca hayatını sesiyle kazanan ses sanatçıları, spikerler , öğretmenler, tiyatro sanatçıları vs. eğer seslerini gençliklerinde dikkatsiz ve yanlış kullanmışlarsa bu sesler sesin yaşlanmasına daha çabuk hizmet ederler.Sesin yaşlanmasını geciktirme olası mıdır? Yaşlandıkça tüm vücut fonksiyonları bozulmaya başlar. Bunların arasında kuvvet, sürat, dayanıklılık, denge, koordinasyon, sinir iletim hızı,kalp ve böbrek fonksiyonları önemlidir.Bağlar incelip zayıflar.Eklemlerin yumuşak hareketleri setleşir. Ses telleri (kasları) elastikiyetini kaybeder ve kolajen lifleri azaldığından incelir ve bozulur. Yaşlılardaki ses değişiklikleri buna bağlıdır. Ancak bu bozulma kişiden kişiye değişiklik gösterdiğinden ses yaşlanması şu yaşta olur diye bir tanı koymak zordur. Yaşlılar arasında sesin yapısı bakımından çok büyük farklılıklar yaşandığı için ; yaşlanmanın geciktirilebileceği düşüncesi ses bilimcileri arasında yaygındır. Yaşadığımız yıllar bize biyolojik yaşımızı göstermez.Yaşlanmak önüne geçilmez bir durumda olsa belirli bir yere kadar geciktirilebilir. Sesimizin yaşlanmasını geciktirmek içinse tıpkı bu işi meslek haline getiren ses sanatçıları özellikle de opera sanatçıları gibi ses egzersizleri yapmalıyız. Uzun bir tatil döneminden sonra yeni sezona başlayan bu sanatçılar uzun yaz tatili süresince seslerini kullanmadıkları için seslerini eski formlarına sokmak için epey uğraşırlar. Nefes egzersizleri yaparlar.Diyafram da gün geçtikçe yaşlanıp eski hassasiyetini kaybettiğinden ; diyafram çalışmaları da çok önemlidir. Ayrıca çok ufak tıbbi dokunuşlar da yapılabilir.Örneğin menopoza girmiş bir kadına östrojen vererek bir süre ses organındaki yapısal bozukluklara engel olunabilir.Yaşlandıkça sesimizin kalitesini bozan kişilik değişiklikleri, tiroid bezinin fonksiyon bozuklukları,sinir sistemi hastalıkları,tükürük bezinin daha az çalışmasına bağlı ağız kurulukları, diş eksilmeleri,işitme kaybı,yüksek tansiyon,diyabet,kansızlık ve eklemdeki kireçlenmeler ve bu hastalıkların bunların tedavisi için aldığımız ilaçların yan etkileri sesimizi olumsuz yönde etkiler. Dengeli beslenme , spor yapma ,ses ve diyafram egzersizleri kilomuza dikkat etmek ise sesimizin yıllarca genç kalmasını sağlar.

Coşkun NEHİR

Oda müziği terimi başlangıçta, kilise veya konser salonları yerine soylu kişilerin odalarında çalışmak üzere bestelenmiş müzik parçalarını tanımlamak amacıyla kullanılmıştır. Oda müziğinin ilk türlerinde, şarkıya da yer verilmiştir. Zamanla bu terim, bir orkestraya göre daha az sayıda müzisyen tarafından çalınan müzik anlamını taşımaya başlamıştır. Düo, trio, kuartet, kentet, sekstet, septet, oktet ve nonet, oda müziği topluluklarının enstrüman sayısına uygun olarak verilen isimlerdir.

17. yüzyılda ve 18. yüzyılın başlarında org veya klavsen için hazırlanmış trio sonatları yayınlanmıştır. 18. yüzyıl sonlarından günümüze dek iki keman, bir viyola ve bir çellodan kurulu yaylı kuartet türü gelişmiştir. Açıklık ve kuruluş yönünden çeşitli noktaları göz önünde tutmak zorunda olmasından dolayı müziğin en doyurucu türü olarak nitelendirilir.

Nefesli ve yaylı çalgılarla piyano ve yaylı çalgılar için bestelenmiş oda müziği çeşitleri de vardır.

Müzikte hem birlikte çalınan çalgılara hem de bu çalgıları çalan çalgıcıların meydana getirdikleri topluluklara orkestra adı verilmektedir. İlk çağ tiyatrosunda da, sahneyle seyircilerin oturduğu basamaklar arasında, korunun danslarına ayrılmış olan boşluğa orkestra deniyordu.

Her türlü sanat gösterisinin ya da törenin çok eski çağlardan beri çalgıcıların eşliğinde yapıldığı bilinmekle birlikte, orkestranın bilinçli bir sanat disiplini içinde varlığını sürdüren bir organizma olarak doğuşu, ancak 17. yüzyılın ikinci yarısında, orkestralar, rastlantısal olarak bir araya gelmiş az sayıda çalgıdan ibaretti.

Bunlarla birlikte, Alessandro Scarlatti, Haendel ve Bach ile birlikte orkestra yavaş yavaş önem kazanmaya başlamıştı. Opera orkestralarında, sololara eşlik eden klavyesinin yanında viyola ailesinden yaylı sazlar yer almaya başlamıştır.

Orkestranın yanında bir solist grubunun yer aldığı “concerto grosso” ise orkestranın gelişiminde bir dönüm noktası olarak belirir.

İtalyan keman okulunun gelişmesinden sonra yaylı sazlar, orkestra içinde kemanlar, viyolalar, viyolonseller ve kontrbaslar şekilinde sınıflandırılarak yer almıştır. Daha önce de görülen bazı nefesli sazlar da yaylı sazlara eşlik etmiştir. 18. yüzyılın ikinci yarısında tımbalların de katılmasıyla Haydn, Mozart ve Beethoven’ın ilk döneminin klasik orkestrası meydana gelmiştir.

Dünyanın en büyük ve en tanınmış müzelerinden biri olan British Museum, içinde çok sayıda değerli ve çeşitli sanat eserleri bulundurmaktadır.

İngiliz parlamentosunun aldığı bir karar ile 1753 yılında kurulan British Museum’da ilk olarak fizikçi Hans Sloane’ın farklı uluslardan topladığı parçalar sergilenmiştir.

1759’da Londra Montague House’da halka açılan British Museum, daha sonra başka bir yere taşınmıştır.

11 önemli bölüme ayrılan müzede, Asur, Babil, Mısır, Yunan ve Roma eserlerini kapsayan eserler yer almaktadır. Yunan antikleri bölümünün en önemli özelliklerinden biri Parthenon heykellerinin bu bölümde sergilenmesidir.

Müzede Pasifik adalarından Doğu adalarına, Azteklerden Afrika uygarlığına değin pek çok ırka ait sanat koleksiyonları yer almaktadır.

British Museum, dünyanın dört bir yanından daha fazla insanın koleksiyona erişmesine yardımcı olmak için Google ile birlikte çalışıyor.

İnsanlık tarihinin en büyüleyici nesnelerinden bazılarını içeren interaktif bir deneyimini bizlerde buradan tanıtmak istedik. İstediğiniz zaman dilimini ve kıtayı seçip o döneme ait sanat eserlerini bulabileceğiniz bu özel sayfayı mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Britsh Museum’un İnteraktif sayfasına girmek için tıklayın…

Çeşitli sanat tekniklerinin ağaca veya tahtaya uygulanmasıyla ortaya çıkan bir sanat türü olarak nitelendirebileceğimiz ağaç işçiliği, süsleme heykelciliğinden sedefçiliğe, ince marangozluktan mobilyacılığa dek çok çeşitli dallarda uygulanabilir.

Halk sanatları tüm ülkelerde ağaç veya tahtadan geniş ölçüde faydalanır. Ekonomik bir hammade olan bu gereç, kırsal kesimlerde hemen her yerde bulunur; üstelik işlenmesi de kolaydır. Her yörenin kendi özelliklerini taşıyan öküz boyundurlukları, tahta pabuçlar nalınlar, bastonlar, çoban değnekleri, tahta kap kacak, çeşitli mutfak eşyaları 20. yüzyılın başlarına kadar pek çok ülkede genellikle elde, ağaçtan yontularak yapılmıştır.

Türkiye’de ağaç işleme sanatının ürünleri arasında özellikle nakışlı tahta kaşıklar, nalın, baston, çeşitli mutfak eşyaları, ağızlık, oymalı rahle vb. örnekler arasında sayılabilir.