İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Açıkhava konserleri kapsamında sahne alan efsane grup “Yeni Türkü”, Bornova Aşık Veysel Amfi Tiyatrosu’nda gönülleri bir kez daha fethetti. Grubun solisti Derya Köroğlu, “İzmir’de olmak bir harika” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi ve Kültürpark’ta düzenlediği sanat etkinlikleri İzmirliler’e birbirinden keyifli yaz akşamları yaşatıyor. “Aşık Veysel Açıkhava Konserleri” kapsamında Bornova Aşık Veysel Amfi Tiyatrosu’nda sahne alan efsane grup “Yeni Türkü” birbirinden güzel şarkılarıyla gönülleri yeniden fethetti. 1977 yılında kurulan grubun en çok sevilen “Buğdayın Türküsü”, “Maskeli Balo”, “Telli Telli”, “Başka Türlü Bir Şey”, “Olmasa Mektubun”, “Aşk Yeniden”, “Yağmurun Elleri” gibi isimleri parçalarına İzmirliler coşkuyla eşlik etti. Grubun solisti Derya Köroğlu, “olmasa mektubum” isimli şarkılarını İzmir’de söylemekten ayrı bir keyif aldığını belirterek, “Bu şarkı çok güzel. İzmir’de bu şarkıyı söylemek çok güzel. Çünkü İzmir çok güzel. Bizi sizlerle buluşturan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ediyorum” dedi. Konseri İzmirlilerle birlikte Bornova Belediye Başkanı Olgun Atila ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Aysel Özkan da sonuna kadar dinledi.

Kültür AŞ, unutulmaz Yeşilçam filmlerini Topkapı Kültür Parkı Açık Hava Sinemasında seyirciyle buluşturmaya devam ediyor. İstanbullular, 3-4-5 Ağustos tarihlerinde “Her Gönülde Bir Aslan Yatar”, “Hababam Sınıfı” ve “Alım Balım Peteğim” filmlerini ücretsiz izleyebilecekler.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ile iştiraki Kültür AŞ tarafından Topkapı Kültür Parkı Açık Hava Sineması’nda düzenlenen “Yeşilçam Film Günleri”, İstanbullulardan yoğun ilgi görüyor. İstanbulluların açık havada filmi keyfi 3-4-5 Ağustos tarihlerinde de devam edecek. Vatandaşların ilgiyle izlediği gösterimlerde, nostaljik olarak patlamış mısır ve gazoz ücretsiz olarak ikram ediliyor.

Efsane ikili Zeki Alasya ve Metin Akpınar açık havada…
Haftanın ilki filmi yönetmenliğini Osman F. Seden’in yaptığı başrollerinde Türk sinemasının efsane komedi ikilisi Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın oynadığı “Her Gönülde Bir Aslan Yatar”. Filmde, efsane ikiliye usta oyuncular Perran Kutman, Hulusi Kentmen ve Selma Güneri eşlik ediyor. 3 Ağustos Cuma akşamı 21.30’da gösterimi yapılacak film, biri polis olmak diğeri ise ehliyet almak isteyen iki arkadaşın amaçlarına ulaşmak için verdikleri mücadeleyi ve başlarına gelen komik olayları konu ediyor.

Hababam Sınıfı…
Türkiye sınırlarında yaşıyor olup da bu filme aşina olmayan, defalarca izlemeyen herhalde yoktur. Rıfat Ilgaz’ın eserinden sinemaya uyarlanan 1975 yılında Ertem Eğilmez’in yönetmenliğinde beyaz perdeye yansıyan “Hababam Sınıfı”, Hafize Ana’nın ders aralarında çaldığı orijinal zille başlıyor.

Özel Çamlıca Lisesi’ne yeni atanan müdür muavini ve tarih öğretmeni olan Mahmut Hoca (nam-ı diğer Kel Mahmut); kopya çeken, okuldan kaçıp maçlara giden, hocalarla sürekli kafa bulan öğrencilerle dolu okulun 6 Edebiyat B sınıfını (nam-ı diğer Hababam Sınıfı) ilginç ceza yöntemleriyle disiplin altına almaya çalışıyor. Fakat aynı zamanda öğrencilerin haylazlığı dışında ciddi olaylar da yaşanıyor. Filmin başrollerini Kemal Sunal, Münir Özkul, Halit Akçatepe, Tarık Akan ve Adile Naşit paylaşıyor. Bu eğlenceli filmi İstanbullular 4 Ağustos Cumartesi Akşamı 21.30’dan itibaren izleyebilecekler.

Arım Balım Peteğim…
Türk sinemasının sultanı Türkan Şoray ve Yeşilçam’ın yakışıklı jönü Cüneyt Arkın’ın rol aldığı filmde, bir kadının sevdiği adama yıllar sonra kavuşması konu ediliyor. Yönetmenliğinin Muzaffer Aslan’ın yaptığı bu duygusal film, 4 Ağustos Pazar akşamı 21.30’da gösterilecek.

Yeşilçam Film Günleri’ne İstanbullular büyük ilgi gösteriyor

İstanbulluları 30 – 40 yıl öncesi götüren Yeşilçam Film Günleri’ne aileler, gençler, çocuklar 7’den 70’e herkes büyük ilgi gösteriyor.Her fırsatta memnuniyetlerini dile getiren vatandaşlar, daha önce televizyondan izledikleri filmleri açık havada izlemekten büyük bir keyfi aldıklarını ve gençlik yıllarını yeniden hatırladıklarını dile getirdiler. İzleyiciler, açık hava sinema kültürünü yaşattığı için Kültür AŞ’ye de teşekkür ettiler.

Topkapı İBB Kültür Parkı Amfi Tiyatro’da gerçekleştirilen “Yeşilçam Film Günleri” kapsamında, 2 Eylül 2018 tarihine kadar her hafta Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri saat 21.30’da ücretsiz olarak sevilen Türk filmleri gösterilmeye devam edecek.

Etkinlikler kapsamında gösterimi yapılacak filmler şunlar;
3 Ağustos Cuma: HER GÖNÜLDE BİR ASLAN YATAR
4 Ağustos Cumartesi: HABABAM SINIFI
5 Ağustos Pazar: ARIM BALIM PETEĞİM
10 Ağustos Cuma: ZÜĞÜRT AĞA
11 Ağustos Cumartesi: KORKUSUZ KORKAK
12 Ağustos Pazar: TATLI MELEĞİM
17 Ağustos Cuma: DERMAN
18 Ağustos Cumartesi: KAPICILAR KRALI
19 Ağustos Pazar: ÖYLE OLSUN
24 Ağustos Cuma: KARPUZ KABUĞUNDAN GEMİLER YAPMAK
25 Ağustos Cumartesi: SAKAR ŞAKİR
26 Ağustos Pazar: AH GÜZEL İSTANBUL (sb)
31 Ağustos Cuma: PETROL KRALLARI
1 Eylül Cumartesi: HABABAM SINIFI TATİLDE
2 Eylül Pazar: LÜKÜS HAYAT (sb)

Doğuş Grubu’nun kurucu desteğiyle gerçekleşen 14. Bodrum Müzik Festivali, 5 Ağustos Pazar akşamı, Türkiye’nin uluslararası arenadaki başarılı temsilcisi Fazıl Say’ın vereceği “Yürüyen Köşk” resitali ile Bodrum izleyicisini büyülemeye hazırlanıyor.

Doğuş Grubu kurucu destekçiliğinin yanı sıra, DenizBank’ın desteği, Turkcell’in ana sahne sponsorluğu, Audi ve D-Marin katkılarıyla düzenlenen 14. Bodrum Müzik Festivali, ikinci akşamında, dünyanın dört bir yanında verdiği konserler, olağanüstü başarılara imza atan kayıt çalışmaları, gerçekleştirdiği müzikal işbirlikleri ve besteleriyle tanınan Fazıl Say’ı ağırlayacak.

Sanat Yönetmenliğini Tuğçe Tez’in üstlendiği Bodrum Müzik Festivali’nde müzikseverler ile buluşacak olan Fazıl Say, 5 Ağustos Pazar günü saat 21.00’de D-Marin Turgutreis Turkcell Sahnesi’nde olacak. 25 yılı aşkın süredir klasik müzik dünyasında eşine ender rastlanan bir sanatçı olarak tanımlanan Fazıl Say; ‘Yürüyen Köşk’ resitalinin ilk yarısına Chopin’e özgü bir tür olan “gece müzikleri” Noktürn’lerle başlayacak ve ardından Beethoven’ın en sevdiği sonatı olan Opus 57 “Appassionata” ile devam edecek.

Konserin ikinci yarısında ise Say, solo piyano için bestelediği ‘Kara Toprak op.8’ ve Atatürk’e ithaf ettiği “Opus 72 Yürüyen Köşk” adlı yapıtlarıyla birlikte izleyiciler duygu dolu dakikalar yaşatacak. Tarihe gömülmüş ve çıkarılmayı bekleyen anılara piyanist olarak ustalıklı bir yorum, besteci olarak ise hayat veren Fazıl Say, Yürüyen Köşk adlı yapıtıyla Atatürk’ün Yalova’daki Millet Çiftliği’nde yaşayan çınar ağacı ve köşkün değerli hikâyesini Bodrum Müzik Festivali’ne taşıyor.

Festival, sanatın farklı dallarıyla genişledi
2005 yılından bu yana yapılan ve dünyada bir marinada gerçekleştirilen ilk festival olma özelliği taşıyan Bodrum Müzik Festivali kapsamında bugüne kadar 4 bini aşkın müzisyen 121 konserde 200.000’den fazla müzikseverle buluştu. Türkiye’de bugüne kadar açık havada kurulmuş ikinci en büyük sahneye sahip festivalde yaklaşık 600 kişi görev alıyor.

Festival kapsamında ayrıca Doğuş Grubu’nun; 900’ü aşkın üniversite öğrencisinin çalışmalarına alan yaratan sosyal sorumluluk projesi “Sanata Bi Yer” platformuna ait işlerden bir seçki D-Marin Turgutreis Marina’da sergilenecek.

Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi koleksiyonundan farklı dönemlere ait Bodrum temalı bir fotoğraf seçkisi de yine festival kapsamında The Marmara Bodrum’da 30 Eylül’e kadar sanatseverlerle buluşacak.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün katkılarıyla ve TRT’nin kurumsal iş ortaklığıyla düzenlenecek 6. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’ne başvurular başladı.

Bu yıl 26 Ekim-3 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması ve Ulusal Kısa Metraj Film Yarışması’na 2017 ve 2018 yapımı filmler başvuru yapabiliyorken, Türkiye sinemasına yapım desteği sunan Bosphorus Film Lab için de yapım ya da fikir sürecindeki film projeleri katılabilecek. Başvurular 17 Ağustos’a dek festivalin web sitesi bogazicifilmfestivali.com’dan yapılabilecek.

En İyi Film’e 100 Bin TL
Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin Türkiye sinemasının son bir yılına odaklanarak hazırlananUlusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda bir film 100.000 TL para değerindeki En İyi Film Ödülü’nü kazanırken, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Erkek Oyuncu”, “En İyi Kadın Oyuncu”, “En İyi Senaryo”, “En İyi Görüntü Yönetmeni” ve “En İyi Kurgu”dallarında da para ödülleri verilecek.

Kısa filme toplam 45 Bin TL para ödülü!
Festivalin ilk yıldan başlayarak süren kısa film desteği ise Kısa Kurmaca Film ve Kısa Belgesel Film olmak üzere iki farklı kategoride devam edecek. Kurmaca, animasyon ve deneysel türündeki filmlerin yarışacağı En İyi Ulusal Kısa Filmdalında bir film 10.000 TL para ödülüne uzanırken, En İyi Kısa Belgesel Filmdalında da bir filme 10.000 TLpara ödülü verilecek. Ayrıca tüm kısa filmler 25.000 TL değerindeki Ahmet Uluçay Büyük Ödülüiçin de yarışıyor olacak.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Müzik Festivali ve İstanbul Caz Festivali’nin yeni direktörleri atandı.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı ( İKSV ) tarafından düzenlenen ve 46 yıldır farklı kuşakları müzikle buluşturan İstanbul Müzik Festivali’nin yeni direktörü Efruz Çakırkaya oldu. 10 yıldır festivalin direktör yardımcılığı görevini yürüten Efruz Çakırkaya, 1 Ağustos 2018 tarihinden itibaren, İstanbul Müzik Festivali Direktörlüğü’nü üstlenecek. 2006 yılından bu yana İstanbul Müzik Festivali’nin direktörlüğünü yürüten Yeşim Gürer Oymak, festivalin tüm sorumluluğunu Efruz Çakırkaya’ya devrederek, İKSV Genel Müdür Yardımcılığı görevini sürdürecek ve aynı zamanda festivale Artistik Danışman olarak destek vermeye devam edecek.

Bu sene 25. yaşını kutlayan ve çeyrek asır boyunca İstanbullu müzikseverleri, güncel müziğin en iyi ve en yeni örnekleriyle buluşturan İstanbul Caz Festivali’nin yeni direktörü 2011 yılından bu yana İstanbul Caz Festivali Direktör Yardımcılığı’nı yürüten Harun İzer oldu. Harun İzer, görevi 15 yıldır birlikte çalıştığı Pelin Opcin’den devraldı. 2005’ten beri İstanbul Caz Festivali’nin direktörlüğünü üstlenen Pelin Opcin, şubat ayında, Londra Caz Festivali’ni düzenleyen Serious’ın Programlama Direktörü olarak göreve başlamıştı.

Doğu Karadeniz’in ilk bilimsel arkeolojik kazı alanı Ordu Kurul Kalesi’nde, 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen üç heykel bulundu.

Doğu Karadeniz’in ilk bilimsel arkeolojik kazı alanı 2 bin 300 yıllık Ordu Kurul Kalesi’nde, 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen üç farklı figürden oluşan heykeller bulundu.

Altınordu ilçesindeki Bayadı Mahallesi sınırları içerisinde yer alan ve 2 yıl önceki kazılarda 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen Ana Tanrıça Kibele heykelinin bulunduğu kalede çalışmalar, Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında 15’i arkeolog, 35 kişilik ekip tarafından yürütülüyor.

Kazı Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt, gazetecilere yaptığı açıklamada, 2010 yılında başlanılan kazı çalışmalarının, bölge arkeolojisine önemli katkı sağlamaya devam ettiğini söyledi.

Bu seneki çalışmalara kısa süre önce başladıklarını anlayan Şenyurt, “Bu yılki çalışmalarımızda da kazı çalışmalarının başında yüzeye yakın bir noktada, tapınak alanı olarak öngördüğümüz bir alanda yeni bir heykel grubuyla karşılaştık. Bu grup bir kült, bir ritüel alanın içerisinde açığa çıktı” dedi.

ORDU KURUL KALESİ
Sivri bir kaya üzerine kurulu kalede, Ordu Müzesi Müdürlüğü başkanlığında 2010 yılında Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şenyurt’un katılımıyla başlatılan kurtarma kazısı, 2017’ye kadar devam etti.

Çalışmalarla 250-300 merdiveni gün ışığına çıkarılan Kurul Kalesi’nde, kazı esnasında bulunan pişmiş topraktan çatı kiremitlerinin ve duvar örgüsü seramik parçalarının incelenmesi sonucunda buraya MÖ 2. ve 1. yüzyılda yerleşim yapıldığı belirlendi.

Kalede, 2016’da yürütülen kazıda ise 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen “Ana Tanrıça Kibele” heykeli bulundu.

Ordu’nun önemli turizm yerlerinden olan, çevresinde yürüyüş parkurları, oturma grupları, seyir terasları yapılan Kurul Kalesi’nin bulunduğu alanda, tarihi dehliz ve su sarnıcı da yer alıyor.

Şenyurt, Kurul Kalesi’nin, özellikle tanrıça Kibele’yi Türkiye ve dünya gündemine Doğu Karadeniz’den tanıttığını belirterek, şunları kaydetti:

“Bu yeni buluntu grubumuz yeni bir tanrıyı, Kibele’nin partneri olan Anadolu kökenli bir tanrıyı karşımıza çıkartıyor. Bu da Dionysos. Yeni bulduğumuz bu buluntular, pişmiş topraktan yapılmış bir tane çocuk Dionysos ve onu yetiştiren tanrı Pan figürü, yine Dionysos kültü ve tanrı Pan’la ilişkili olan keçi biçimli hayvan şeklindeki kaplar… Bunlar törenlerde kullanılan kaplardır. Böyle bir grup bulduk.”

Şu anda kazıların devam ettiğini dile getiren Şenyurt, “Daha fazla buluntu da bekliyoruz. Açık söylemek gerekirse Dionysos ile ilgili daha farklı buluntularla da karşılaşacağız.” diye konuştu.

Dionysos’un, trajedi ve komediyi, tiyatroyu Grek dünyasına tanıtan Anadolu kökenli bir tanrı olduğunu aktaran Şenyurt, Dionysos şenlikleri, baharı, yenilenmeyi, doğumu, ölümü, şarabı, hasadı, bereketi temsil eden önemli bir tanrı olduğunu söyledi.

Kültür ve Turizm İl Müdürü Uğur Toparlak ise bu alanın, Karadeniz Bölgesi’nde ilk kazı çalışması olan bir alan olduğunu kaydetti.

Bugüne kadar pek çok eser tespit edildiğine dikkati çeken Toparlak, şu ifadeleri kullandı:

“Bir taraftan eski Kültür Bakanımızın ve yeni bakanımızın talimatlarıyla müze yapım çalışmalarımız merkezde devam ederken böyle bir eserle, böyle bir kültür varlığı ile karşı karşıya kalmak bizleri çok mutlu etti. İnanıyor ve ümit ediyorum ki, bundan sonra da çok önemli eserleri buradan alacağız. Ordu artık sadece doğasıyla değil, kültürü ve arkeolojik değerleriyle de ön plana çıkacak. Ordu, turizmde çeşitliliği yakalamış olacak.”

Yılın heyecanla beklenen müzik etkinliği Bozcaada Caz Festivali, yine kendine has bir festivale imza attı. 27-28-29 Temmuz’da adanın en muhteşem koyu Ayazma’daki Tarihi Manastır’ın bahçesinde gerçekleşen festivalde çok sayı da canlı konserin yanı sıra katılanlara unutulmaz deneyimler yaşatan alternatif etkinlikler de gerçekleşti.

Açık havada caz deneyiminin en başarılı örneklerinden biri olan Bozcaada Caz Festivali bu yıl da yoğun ilgi gördü. Kendine has dinleyici kitlelerinin bir araya gelerek hep birlikte gerçek eğlencenin tadını çıkardığı festivalde alternatif müziğin dikkat çeken isimleri performanslarıyla dikkat çekti. Pavli Bozcaada, Kabak & Lin ve allaturca music iş birliği, Kendine Has ve Avek Volkswagen katkılarıyla gerçekleşen Bozcada Caz Festivali’nde ilk gün sevilen DJ Harun İzer’in enerjiyi yükselten performansının ardından Lahza ve hemen devamında sahne alan Yarımdünya Klarnet Trio, festival alanını coşturdu.Üç gün süren canlı konser serisinde Ceylan Ertem’den Nilipek’e, Korhan Futacı’dan Emir Ersoy’a kadar uzanan alternatif müziğin sevilen isimleri festival alanının enerjisini üç gün boyunca en yükseğe taşıdı. 27-28 ve 29 Temmuz’da Ayazma Koyu’ndaki Tarihi Manastır’ın doğayla iç içe bahçesinde gerçekleşen Bozcaada Caz Festivali’nde konserler kadar diğer etkinlikler de yoğun ilgi gördü. Açık havada doğa yürüyüşleri, yoga ve doğaçlama hareket etkinliklerine katılım yoğun olarak gerçekleşirken,gastronomi tadım deneyimleri festivalin en ilgi gören etkinlikleri olarak öne çıktı. Oğul Türkkan’la gerçekleştirilen Kendine Has Lezzetler etkinliği farklı tatların ahenkle eşleşmesine ev sahipliği yaptı. Üç gün boyunca süren müzik yolculuğuna keyifli atölyelerin, özgün gastronomi tadımlarının ve sosyal projelerin eşlik etmesiyle Bozcada Caz Festivali yine unutulmaz bir festivale imza attı.

Sanat, felsefe ve bilim denildiğinde aklımıza ilk olarak Grek uygarlığı gelir. Aslında Mısır ve Mezopotamya’da binlerce yıl boyunca var olan öğeler sanki birden bire yok olmuş ve Grek uygarlığı tarafından keşfedilmiştir.

Yazıyı ilk kez Mısırlıların bulması ve bu yazının resimsel bir tarzı ortaya koşuyu sebebiyle Mısırlılara ilk ressamlar dememizi de tuhaf kaçmayacaktır. Mısırlıların sanatında ölüm sonrası hayat ve felsefe boyutları gibi konular önemli rol oynar.

Mısır uygarlığında yaşamın hemen hemen her alanında öteki dünya, despotizm, ruhun ölümsüzlüğü, ölüm ile temas gibi konular sanatta da yansımalarını bulur. Sonsuzluğu simgeleyen heykeller, ölü ve dans müzikleri, aşkı anlatan resimler hep buradan doğmuştur.

Mısır Uygarlığı sanata bakış açısıyla başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyayı etkilemiş, papirüs ve hasır gibi malzemeler, jüt üzerine yapıştırılmış ve ekspresif bir ifadeyle boyanmış eserler ortaya çıkmıştır.

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Öcal Oğuz, “Türkiye olarak şu anda 18 mirasımız, dünya miras listesine girdi. 77 mirasımız geçici listede yer alıyor. Türkiye geçici listede dünya birincisi” dedi.

Oğuz, UNESCO ve onun kültüre, eğitime yönelik yaptığı çalışmaları anlama, farkına varma bakımından, Türkiye’nin kurumları ve halkıyla geçmişe göre daha iyi durumda olduğunu söyledi.

Somut Olmayan Mirasın Korunması Sözleşmesi, Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi Sözleşmesi, öğrenen ve yaratıcı şehirler gibi ağlara Türkiye’deki kentlerin çok fazla ilgi göstermeye başladığını dile getiren Oğuz, “Dünya miras sözleşmesi 2010 yılına kadar 7-8 miras alanımızı bu listeye koymuşken, son 7-8 yıl içerisinde buraya 10 miras daha ekledik. Türkiye olarak şu anda 18 mirasımız dünya miras listesine girdi. 77 mirasımız geçici listede yer alıyor. Türkiye geçici listede dünya birincisi” diye konuştu.

Oğuz, dünyada kültürel değerlere yönelik ziyaret kültürünün gittikçe geliştiğini vurgulayarak, “Bu coğrafyanın zenginliğini dünyayla paylaştığımız zaman iktisaden de, sürdürülebilir kalkınma açısından da, kültürel mirası koruyup gelecek kuşaklara aktarma bakımından da çok büyük avantajlar, imkanlar sağlayacağımızı düşünüyoruz. Bunun yararına inanıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

“111 SOMUT OLMAYAN MİRAS ENVANTERİ OLUŞTU”

Yerel yönetimlerin, halkın, sivil toplum kuruluşlarının, özel sektörün, UNESCO konusunda daha güçlü bir farkındalığa ve talebe sahip olduğuna dikkati çeken Oğuz, şöyle devam etti:

“Bu talep de bizi milli komisyon olarak çok fazlaca halkımızla, yerel yönetimle, sivil toplumla temasa getirdi. Onlarla UNESCO’da var olmalarını sağlayabilecek gerek eğitim sektöründe olsun gerek kültür ve iletişim sektöründe olsun hangi programlara entegre olabileceklerine dair çeşitli farkındalıklar, çeşitli görüşmeler yapıyoruz. Bunların en etkili ve güçlü olanı Yaratıcı Şehirler Ağı, Öğrenen Şehirler Ağı. Sivil toplum kuruluşlarımız, ‘UNESCO Kulüpleri’ diye bir yapı var onlara dahil oluyor. Eğitim sistemimize dahil olan okullarımız var. Her ilimizde Somut Olmayan Miras Envanteri diye bir envanter var, ona dahil olan mirasımız var.” Oğuz, Türkiye’de şu anda 111 somut olmayan miras envanteri oluştuğunu da kaydetti.

“FARKINDALIK SON YILLARDA ARTTI”

Türkiye’de UNESCO farkındalığının son yıllarda çok fazla arttığını vurgulayan Oğuz, bu konuda yerel yönetimler, sivil toplum, devlet kurumları arasında ahenkli bir çalışma oluştuğunu, bunun da daha iyiye doğru gideceğini anlattı.

Oğuz, Türkiye’deki miras koruma duyarlılığının, dünyadaki kültürel mirasa olan merakla bütünleştikçe Türkiye’nin bugünkü ziyaretçi profilinin daha bilinçli, daha nitelikle olmaya doğru evrileceğini düşündüklerini vurgulayarak, “Bu arada da gelecek kuşaklarımız, kültürel mirası korumanın avantajlarını, hem inovasyon hem de kimlik ve aidiyetler açısından, ne tür yararları olduğunu daha yakından görmüş olacak” dedi.

Büyükçekmece Belediyesi’nin Büyükçekmece Fotoğraf Derneği (BÜFOD) işbirliğiyle 19. Uluslararası Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında düzenlenen “9’uncu Uluslararası Güler Ertan Fotoğraf Yarışması Sergisi” sanatseverlerle buluştu.

Her yıl geleneksel olarak düzenlenen fotoğraf yarışması sergisinde yer alan fotoğraflar tüm yaratıcılıkları ve renkleriyle katılımcıları büyüledi.

Objektifleriyle sanatseverlerin büyük beğenisini toplayan fotoğraf sanatçılarından dereceye girenlerin ödülleri törenle takdim edilecek.

“Dünyanın en iyi fotoğraf yarışmasına imza atıyoruz”
Fotoğraf çekmenin insana farklı bir bakış açısı kazandırdığını belirten Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün, “Festivalimizde her yıl geleneksel olarak düzenlediğimiz fotoğraf yarışması bu yıl da tüm heyecanıyla devam ediyor. Dünyanın dört bir yanından ilçemize gelen fotoğrafçıların objektifleri bu yarışmada sergileniyor. Uluslararası alanda dünyanın en iyi fotoğraf yarışmasına imza atıyoruz. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum” dedi.

Başkan Akgün’e teşekkür

Adına yarışma düzenlenen Prof. Güler Dr. Güler Ertan Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün’ün sanata ve sanatçıya değer veren bir belediye başkanı olduğunu belirterek, teşekkür etti.

BÜFOD Başkanı Hürriyet Akın’da Türk fotoğrafına katkılarından ötürü Başkan Akgün’e teşekkür etti.

Şan Eğitmenimiz Coşkun NEHİR, “Güzel konuşmak için iyi dinlemeliyiz” konulu bir yazı kaleme aldı.

Bu özel yazıyı sizlerle paylaşıyoruz;

Son senelerde insanların zamana karşı yarıştıklarından mı yoksa teknolojik gelişmeler nedeniylemidir bilmem özellikle genç nesilde güzel Türkçemizi iyi kullanamama yazışmalarda anlamsız kısaltmalar ve de birbirini dinlemede tahammülsüzlük had safhaya varmış durumda.

Karşımızdaki kişiyi iyi dinlememe dudaklarının hareketine,  giyimine, mimiklerine,ses tonuna takılıp ta söylediklerini anlamadığımız çok olmuştur. Ya da çok hızlı konuşan dudaklarını iyi çalıştırmadığı için bir çok kişinin  kelimelerini anlayamadığımızdan ; ağır konuştuğu için bir müddet sonra dikkatimizin dağıldığı  olmuştur.Bazen de söze başladığı anda lafı nereye getireceğini iyi bildiğimizden , konuşmasını fırsat bilip, onu mat edecek savunmayı hazırlarken konuşmanın bir kulağımızdan girip diğerinden çıktığı da  olmuştur.Bu gibi durumları hepimiz çok iyi biliriz. Bazen “Keşke iyi dinleseydim.” diye pişmanlık duyduğumuz olmuştur. Oysa iletişim bir alış veriştir. Karşısındakileri iyi dinlemek yeniden tekrarlamak gibi sapmaları önleyerek güvenli, sağlıklı bir iletişimin başlangıcı olur.

Yapılan araştırmalar insanların dinleme alışkanlıklarını bir takım guruplarda toplamıştır.

DİNLEMEME: Herhangi bir toplantıya gittiğimizi düşünelim veya konferansa eğer kişi bu konferansa gitmeye zorlanmışsa veya konu kendisini ilgilendirmiyorsa, karşısındaki kişiyi daha konferansa gitmeden yetersiz görüyorsa konferans sırasında başka bir iş yapabilir, başkalarıyla konuşabilir. Eğer konuşmacı bunu yüzüne vuruyorsa “Ben dinliyorum sen konuşmaya devam et.” biçiminde vurdumduymazlığa devam edebilir. Eğer bu durum bir toplantı değil de kişisel olarak yapılıyorsa bunu konuşana yapılan hakaret ya da terbiyesizlik olarak düşünüp konuşmaya orada son vermek en uygunu olacaktır. Konferans sırasında dinler görünüp dinlemeyenler çoğunluktaysa o zaman anlatımınızda bir aksaklık var demektir ki hemen konuşmayı sonlandırmak ertelemek en iyisi olur.  Eksikliklerinizi (daha önceki yazılarımda belirtmiştim.) giderdikten sonra konuşmamızı yeniden yapmak en doğrusudur.

DİNLER GİBİ GÖRÜNME: Dinleyen kişi dinler gibi görünerek başıyla tasdik işaretleri yapar,ağzıyla dinlediğini ispat edercesine “hı..hı..” benzeri sesler çıkarır ,gözleri anlamsız anlamsız  bakar veya el yada ayaklarıyla gereksiz hareketler yapar,kağıt karalar,saçlarını karıştırır,ayaklarını titreştirir veya sallar .Yapılan konuşmadan kopmuş; kendi düşünce ve hayal alemine dalmıştır.Bu durum çeşitli nedenlerle bilinç dışı olabileceği gibi bilinçlide  olabilir.

ART NİYETLİ DİNLEME: Bireysel görüşmelerde veya topluluğa yapılan konuşmalara giden kişilerde iki amaç olabilir. Ya anlatılarla ilgili saldırıya geçmek, ya da söylenilen ne olursa olsun kendini ön plana çıkarmak için fırsat kollamak. Bunun için konuşan kişinin konuşması anlamlı anlamsız ”ama” larla  kesilir.Konuşma bir düşüncenin tartışılması ya da paylaşımı değil; üstünlük mücadelesi haline dönüşür. Böyle durumlarda karşılıklı ses tonları yükselecek, olumlu ifadeler yerine baskıcı ifadeler kullanılacak, üst üste konuşma ve ezici yıpratıcı cümleler kullanılacaktır. Sonuçta her iki tarafta olumlu tavırlarını yitirecek, sinirlenecek belki de kavgaya varabilecek bir durum ortaya çıkacaktır.

Takıntılı dinleme:  Konuşmayı dinleyen kişi konuşanın anlatmak istediklerinden birine takılır kalır ve o sırada süregelen konuşmayı dinlemez ve duymaz. Sadece takıntılı olduğu kelime ve cümleye odaklanır. Yaklaşımı mantıklı olmaktan çok duygusaldır. Bu tarz dinleyen kişiler konuşmanın tümünü anlayamaz çünkü konuşmayı dinlememişlerdir.

Seçerek dinleme: Bu tarz dinleme biçiminde kişi anlatılanlar üzerinde yoğunlaşır ancak, söylenenlerin içinden daha sonra kullanabileceği bilgiyi seçerek belleğine yerleştirir. Bir anlamda konuları kendi bilgi ihtiyacına göre ayıklar. Önemsizleri atar, kendi için gerekli olanlarıysa belleğine yerleştirir. İşte bu nedenle seçerek dinleme özellikle iş yaşamında bazen zorunlu hâle gelir. Kişinin hem işini kolaylaştırır gerekli bilgiyi kısa ve özlü biçimde toparlamasını sağlar, hem de zihinsel yorgunluğu ve gereksiz birikimi engeller. Bu nedenle seçerek dinleme tüm çalışanların ustaca kullanabileceği becerilerden biridir.

Duymak için dinleme: Genelde anı değerlendirmek için yapılan dinlemelerdir. Sinema tiyatro, bale, konser, v.b. etkinliklere gittiğimizde veya televizyonda bir program dinlediğimizde çoğunlukla bu tarz dinlemeyi kullanırız. Özel bir algılama yapmamıza gerek yoktur anı değerlendiririz. Eğleniriz, güleriz, hatta radyo  teypten duyduğumuz seslere (Şarkı-türkü) eşlik ederiz. Ancak bunların büyük bir kısmını sonradan unuturuz.

Empatiyle (eş duyum) dinleme: Herkesin ihtiyaç duyduğu ancak pek az kişinin anlayıp uyguladığı bir beceridir. Zamanımızda çeşitli sorunlar içinde olan kişilerin kendilerine yakın bulduklarına dertlerini açıp rahatlamalarını esas alır. Onun için dinleyen kişinin hoşgörülü, sabırlı geniş düşünmeyi bilen bir kişi olması gereklidir. Dinleyen kişi bencil olmamalıdır. Fakat genelde bu tip insanları bulmak son derece zordur. İki arkadaş konuşurken biri derdini anlatıp rahatlayım derken ; karşısında onu dinleyen kişi “Senin anlattığın bir şey mi? Ben geçen gün senin anlattığının aynısını….” Diye lâfa başlarsa yani empati kurup karşısındakini rahatlatamazsa o zaman yapılan konuşmanın hiçbir anlamı kalmaz. Mutlaka anlatan yani rahatlamak isteyen kişinin anlatmak istediklerini sonuna kadar dinlemeliyiz. Yarın bizim de böyle bir konuşmaya ihtiyacımız olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Özellikle hizmet sektöründe müşteriye  empatiyle  yaklaşmak  satışları artırmanın en önemli koşulları haline geldi. Çünkü insanlar artık başkaları tarafından önemsenmeyi çok istiyorlar. Aynı zamanda kişilerin kendilerini de anlamalarını istemektedirler. Empatiyle yani kendini anlatanın yerine de koyarak dinlemenin sizi farklı bir konuma getireceğini ve eğer ticaretle uğraşıyorsanız müşteri zenginliğini artıracağınızı hiç aklınızdan çıkarmayınız.

Coşkun NEHİR

Müzik tutkunlarının heyecanla beklediği 14. Bodrum Müzik Festivali 4 Ağustos’ta kapılarını açıyor. Beş gün boyunca birbirinden değerli ulusal ve uluslararası sanatçıyı konuk edecek festivalin en son konseri bu yıl kuzeyli sanatçı ile yapılacak. Tam bir 21. Yüzyıl sanatçılı olarak adlandırılan İzlandalı piyanist Víkingur Ólafsson, Deutsche Grammophon’dan çıkan Philip Glass: Piano Works albümünden bir seçkiyle, 8 Ağustos Çarşamba akşamı The Marmara Bodrum’un eşsiz manzarasında müzikseverlerle buluşacak.

Doğuş Grubu kurucu destekçiliğinin yanı sıra, DenizBank’ın desteği, Turkcell’in ana sahne sponsorluğu, Audi ve D-Marin katkılarıyla düzenlenen 14. Bodrum Müzik Festivali, 4 Ağustos – 8 Ağustos 2018 tarihleri arasında Bodrumlulara ve misafirlerine benzersiz bir müzik şöleni sunacak.

Sanat Yönetmenliğini Tuğçe Tez’in üstlendiği Bodrum Müzik Festivali’nin bu yılki kapanış konseri kuzeyli bir müzik dâhisine emanet. New York Times tarafından “İzlanda’nın Glenn Gould’u” olarak nitelendirilen piyanist Víkingur Ólafsson, geçtiğimiz yaz İstanbul Müzik Festivali’nde izleyicilere büyüleyici bir Bach Goldberg Varyasyonları dinlettirdikten sonra, bu yaz Bodrum Müzik Festivali’nin yeni serisi olan Gece Konserleri’nde karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Ólafsson, 20. yüzyılın en çok tanınan ve konuşulan bestecisi Philip Glass’ın 80. yaşı için Deutsche Grammophon’dan çıkan Philip Glass: Piano Works albümünden bir seçkiyle, 8 Ağustos Çarşamba 23.15’te The Marmara Bodrum’da müzikseverlerle buluşacak.

Halen İsveç’te Vinterfest ve kurucusu olduğu, ödüllü Reykjavík Midsummer Music Festival festivallerinin sanat yönetmenliğini yapan Ólafsson, gerçek bir 21. yüzyıl sanatçısı olarak tanımlanıyor. Tutkulu bir müzikalite, etkileyici virtüözite ve entelektüel meraktan oluşan nadir bir kombinasyona sahip Ólafsson, 2016 yılında uluslararası müzik sahnesini aydınlatmadan önce ülkesindeki tüm büyük ödülleri kucakladı. Falcon Nişanı’nın yanı sıra, İzlanda Müzik Ödülleri ve İzlanda İyimserlik Ödülleri’nde “Yılın Müzisyeni” dahil olmak üzere dört ödül aldı.

2016’da Deutsche Grammophon’un seçkin bir sanatçısı olmak üzere yayımcı ile anlaşan Ólafsson’ın Philip Glass’ın etütlerinden oluşan CD kaydı Ocak 2017’de raflarda yerini aldı ve bu albümle Gramophone tarafından “nefes kesen parlaklıkta bir piyanist” olarak nitelendirildi. Sanatçı, bundan önce kendi plak şirketi Dirrindí’den üç albüm daha yayımlamıştı. Ólafsson’ın bir sonraki albüm çalışması ise, Bach’ın piyano eserlerini kapsayacak ve bu albüm Eylül ayında dinleyicilerle buluşacak.

Festival, sanatın farklı dallarıyla genişledi
2005 yılından bu yana yapılan ve dünyada bir marinada gerçekleştirilen ilk festival olma özelliği taşıyan Bodrum Müzik Festivali kapsamında bugüne kadar 4 bini aşkın müzisyen 121 konserde 200.000’den fazla müzikseverle buluştu. Türkiye’de bugüne kadar açık havada kurulmuş ikinci en büyük sahneye sahip festivalde yaklaşık 600 kişi görev alıyor.

Festival’de Doğuş Grubu’nun; 900’ü aşkın üniversite öğrencisinin çalışmalarına alan yaratan sosyal sorumluluk projesi “Sanata Bi Yer” platformuna ait işlerden bir seçki festival kapsamında D-Marin Turgutreis Marina’da sergilenecek.

Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi koleksiyonundan farklı dönemlere ait Bodrum temalı bir fotoğraf seçkisi de yine festival kapsamında The Marmara Bodrum’da 30 Eylül’e kadar sanatseverlerle buluşacak.