5. Uluslararası İstanbul Sessiz Sinema Günleri için geri sayım başladı.

Bu yıl “Teknoloji” temasıyla 5-9 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek olan Uluslararası İstanbul Sessiz Sinema Günleri, beşinci yılını kutluyor. Sinemanın ilk dönemine adanmış Türkiye’deki ilk ve tek film festivalinin bu yılın programındaki Diva Filmleri bölümünde Asta Nielsen’ın filmleri seyirciyle buluşacak.

OSMANLI FİLMLERİ PROGRAMDA
Charlie Chaplin ve Buster Keaton’ın herkesi güldürecek filmleri ile “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Görüntüler” bölümüne ait belge nitelikli filmler de gösterilecek.

Programda ayrıca Polonya’da bulunup geçen yıl restore edilen 1929 Alman yapımı bir Sherlock Holmes uyarlaması Hund der Baskervilles (Baskervillerin Köpeği); Fransız avangart yönetmen Marcel L’Herbier’den 1924 yapımı L’inhumaine (Zalim Kadın / The Inhuman Woman) ve bu yıl ilk kez Sovyet sinemasından 1928 yapımı Oblomok Imperii (İmparatorluk Kalıntısı / Fragment of an Empire) gibi önemli fakat az bilinen yapımlar yer alacak.

FİLMLERE CANLI MÜZİK DESTEĞİ
Beş gün sürecek festival, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün katkısı, Cineteca di Bologna ve Eye Filmmuseum ortaklığıyla gerçekleşecek. Festivalde yurt dışından ve ülkemizden hem sessiz sinema hem de kendi alanında isim yapmış, aralarında geçtiğimiz yıllarda festivale katılan ve uluslararası sessiz sinema dünyasında çok iyi tanınan Stephen Horne ve Frank Bockius da olmak üzere müzisyenler de filmlere canlı olarak eşlik edecek.

Kenan Doğulu, İstanbulluları büyülediği Harbiye konserinin hemen ardından Çeşme ve Kayseri’de izleyicisi ile buluştuktan sonra geçtiğimiz akşam da Erikli Plajı’nda gerçekleştirilen Trakya’nın en büyük müzik festivalinde sahne aldı.

Doğulu, Trakyalıların büyük bir heyecanla beklediği ve ilk kez sahne aldığı Erikli sahilinde gerçekleşen konserde, 7’den 70 ‘e binlerce hayranına 2 saat boyunca müzik dolu keyifli bir akşam yaşattı.

Erikli sahilinde kurulan sahnede, 90’lardan günümüze en sevilen hitlerinin yanı sıra geçtiğimiz günlerde çıkardığı albümü Vay Be’deki şarkıları da sevenleriyle hep bir ağızdan söyleyen Doğulu performansı ile izleyenlere uzun süre unutamayacakları bir gece yaşattı.

Başkentin en önemli sanat merkezlerinden Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi, yeni sanat dönemine hazırlanıyor. Elektrik aksamından havalandırmasına çok kapsamlı tadilatın gerçekleştirildiği Merkez, açılışını 20. Yıl kutlamaları ile yapacak.

Başkentin en önemli sanat merkezlerinden Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi (ÇSM), yeni sanat dönemine hazırlanıyor. Elektrik aksamından havalandırmasına çok kapsamlı tadilatın gerçekleştirdiği Merkez, açılışını 20. Yıl kutlamaları ile yapacak.

Ankaralılara yıllarca su deposu olarak hizmet veren yapının yerine yapılan ve o günden buyana Ankara’da sanatın merkezi haline gelen ÇSM, her yıl yüzlerce etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Dünyaca ünlü sergilerin yanı sıra konferanslardan konserlere, sergilerden film gösterimine birçok etkinliğin gerçekleştirildiği Merkez’de yeni sanat sezonu öncesi çok kapsamlı tadilat başlatıldı. Aydınlatmaları ve elektrik aksamı yenilenen ÇSM’de sanat etkinliklerine tahsis edilen 4 katta boyama işlemi de gerçekleştiriliyor. 2 çok amaçlı salonu ve 5 sergi salonu bulunan ÇSM, önceki yıl 325 etkinliğe ev sahipliği yaptı. Yıl boyu 120 bin 347 kişiyi sanatla buluşturan ÇSM’de 52 sergi, 130 film gösterimi, 45 konser, 21 tiyatro gösterimi yapıldı.

Nitelik ve niceliğini artırarak tiyatro, sinema, resim, müzik, fotoğraf alanının önemli isimlerini ağırlamayı hedefleyen Çağdaş Sanatlar Merkezi, sosyal kültürel etkinliklerin de yine bir numaralı adresi olacak.

Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz’ün liderliğinde çalışmalarını sürdüren Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü, “Ağaçlar Kitap Açıyor” adını verdiği projeyle Yakacık Bayram Demirkol Parkı’nda kitap okuma köşesi oluşturdu.

Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü, geri dönüşüm konusundaki vizyonu ile daha önce kuruduğu için kesilmiş olan bir ağacın gövdesini kullanarak ona yeniden hayat verdi. Vatandaşların kullanımı için küçük bir kütüphaneye çevrilen ağaç gövdesine, minik kitap kurtlarının ilgisi de yoğun oldu. Yaklaşık 100 kitabın yer aldığı kitaplıkta; Nutuk’tan çocuk kitaplarına, siyasi araştırmalardan, macera romanlarına pek çok türde kitap bulunuyor. Bayram Demirkol Parkı’nda yer alan kitap okuma köşesini Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Hüseyin Tozkoparan ile Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Dr. Dilek Kars da ziyaret ederek kitap okuyanlarla sohbet etti. Kitap okuma köşesi hakkında konuşan Başkan Yardımcısı Hüseyin Tozkoparan, ”Kentin yorucu ve bunaltıcı stresinden uzaklaşmak isteyen kitapseverlerin uğrak yeri olacağını düşünüyorum. Daha yeni bitmiş olmasına rağmen minik kitapseverlerin ilgisini çektiği belli. Bu çalışmayla çocuklara ve gençlere daha çok kitap ulaştırmayı hedefliyoruz.” dedi.

Kullanılan Malzemeler, Kuruyan ve Sonrasında Kesilen Atıl Durumdaki Ağaçlardan Oluşuyor
Konuyla ilgili açıklama yapan Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Dr. Dilek Kars ise: ”Bu projenin amacı, geri dönüşümün önemini vurgulamak ve kitap okuma alışkanlığını artırmak. Atık durumdaki tomruk kütüklerin değerlendirilip kitaplık yapılması ve kitapların sergilenerek vatandaşın erişimini kolaylaştırmak… Burada sergilenen kitaplar, bizim daha önce yapmış olduğumuz kitap oyuncak kumbarası projemizde ilçede sekiz noktada bulunan kumbaralardan çıkan ikinci el kitaplar. Böylelikle kitap okuma alışkanlığını artırmak, ikinci el görülen kitapların çöpe atılmasını engellemek ana hedefimizdir. Burada özellikle Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinin ilk cümlesi, ‘Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.’ şeklindedir. Sınırsız bir ekosistemde yaşadığımızı unutmayarak, nerede olursak olalım eylemlerimizin dünyanın başka bir yerinde geri tepebileceğinin farkında olmalıyız. Bu ekosistem hepimizin paylaştığı bir servet. Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası olan gelecek nesillerimize, sağlıklı bir dünya ve temiz bir çevre bırakmak için vatandaşlarımızı da göreve çağırıyoruz. Özellikle bu proje sayesinde kitap okuma alışkanlığının artmasını hedefledik. Kullandığımız tomruk Tuzla’dan dan temin ettiğimiz atıl durumda bulunan bir tomruktur. İçine 11 kutu ile oyularak 100 civarında kitap aldı. Etrafındaki tabureler de yine atıl durumda bulunan çamlar kullanılarak oluşturuldu. Yani burada da atık durumda bulunan malzemeler kullanıldı. Böylece vatandaş kitaplarını alacak, kenarda oturarak rahatlıkla onları okuyabilecektir.” şeklinde konuştu.

Doğuş Grubu’nun kurucu desteğiyle gerçekleşen 14. Bodrum Müzik Festivali kapsamında sahne alan dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say, Yürüyen Köşk resitali ile izleyicileri büyüledi.

Doğuş Grubu kurucu destekçiliğinin yanı sıra, DenizBank’ın desteği, Turkcell’in ana sahne sponsorluğu, Audi ve D-Marin’in katkılarıyla düzenlenen 14. Bodrum Müzik Festivali ikinci akşamında dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say’ı ağırladı. Dünyanın dört bir yanında verdiği konserlerle olağanüstü başarı yakalayan; kayıt çalışmaları, müzikal işbirlikleri ve besteleriyle uluslararası platformda isim yapan Fazıl Say, D-Marin Turgutreis Turkcell Sahnesi’nde yaklaşık 5 bin müzikseverle buluştu.

Konseri; Türkan Sabancı, Hüsnü Özyeğin, Ayşegül Dinçkök, Hasat Arat, İlker Başbuğ gibi iş ve cemiyet hayatının önde gelen isimleri izledi.

25 yılı aşkın bir süredir klasik müzik dünyasında eşine ender rastlanan bir sanatçı olarak tanımlanan Fazıl Say resitalinin ilk yarısına Chopin’e ‘özgü bir tür olan “gece müzikleri” Noktürn’lerle başladı. Ardından Beethoven’ın en sevdiği sonatı olan Opus 57 “Appassionata” ile devam etti.

Konserin ikinci yarısında ise Say, solo piyano için bestelediği ‘Kara Toprak op.8’ve Atatürk’e ithaf ettiği “Opus 72 Yürüyen Köşk” adlı yapıtlarıyla izleyicilere duygu dolu dakikalar yaşadı. Tarihe gömülmüş ve çıkarılmayı bekleyen anılara piyanist olarak ustalıklı bir yorum, besteci olarak ise hayat veren Fazıl Say, Yürüyen Köşk adlı yapıtıyla Atatürk’ün Yalova’daki Millet Çiftliği’nde yaşayan çınar ağacı ve köşkün değerli hikâyesini Bodrum Müzik Festivali’ne taşıdı.

Festivalde gündüzden geceye kesintisiz müzik
14. yılında bir ilke imza atarak sanatçıların samimi işbirliğinden doğan uyumu bir müzik ziyafetine dönüştüren Bodrum Müzik Festivali, Aksam Konserleri’nin yanı sıra Gece Konserleri serisini de başlattı. Sabah Konserleri’yle başlayan festival, Günbatımı, Aksam ve Gece Konserleri’yle müzikseverleri fethediyor. D-Marin Turgutreis Amfitiyatro Turkcell Sahnesi’nde gerçekleştirilen Günbatımı Konserleri’nin ilkinde, ülkemizin saygın keman virtüözlerinden Sevil Ulucan ve seçkin festivallerin düzenli konuğu olan viyolonsel sanatçısı Hillel Zori, müzikseverlere Ravel, Bartók ve Halvorsen’ın yapıtlarını kapsayan bir programla keyifli dakikalar yaşattı.

Bodrum Müzik Festivali’nin ikinci gününde Sabah Konserleri kapsamında Gümüşlük Festivali Akademisi’nin ustalık sınıflarına katılan başarılı genç sanatçılar, Şevket Sabancı Parkı’nda Bodrumlularla buluştu. Genç sanatçıların dinletisi yoğun ilgi gördü.

Festival, sanatın farklı dallarıyla renklendi
Festival’de Doğuş Grubu’nun; 900’ü aşkın üniversite öğrencisinin çalışmalarına alan yaratan sosyal sorumluluk projesi “Sanata Bi Yer” platformuna ait işlerden bir seçki, festival kapsamında D-Marin Turgutreis Marina Turkcell Sahnesi’nde sergileniyor.

Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi koleksiyonundan farklı dönemlere ait Bodrum temalı bir fotoğraf seçkisi de yine festival kapsamında The Marmara Bodrum’da 30 Eylül’e kadar sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.

Festivalde “Sinemada Müzik” gösterimleri
Festival kapsamında “Sinemada Müzik” başlığı altında Suyun Sesi, D-Marin Turgutreis’te bulunan Cinemarine’de gösterildi ve yoğun ilgi gördü.

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’nin ünlü Liszt Akademisi’nde 23- 28 Temmuz 2018 tarihlerinde düzenlenen Uluslararası 2. Ilona Feher Keman Yarışması’na katılan, ÇEV Sanat Genç Yetenekler Projesi’nin genç sanatçıların da yer aldığı sekiz kişilik Türk Keman Takımı, büyük bir başarıya imza atarak dört ödül birden kazandı.

QNB Finansbank tarafından desteklenen ÇEV Sanat Genç Yetenekler projesi kapsamında eğitimlerine devam eden genç keman sanatçıları Duru Önhon, İdil Olgar ve Naz İrem Türkmen küçükler kategorisinde sergiledikleri başarılı performansla mükemmellik ödülünü paylaştılar. Ayrıca ikinci yaş grubunda Elfida Su Turan üçüncülük ödülünü ülkemize kazandırdı.

Macar Keman Okulu’nun önemli isimlerinden ve 1901-1988 yılları arasında yaşamış olan Ilona Feher’in anısına yapılan yarışma, Feher’in öğrencisi olan Shlomo Mintz’in başkanlığında; Macaristan, Türkiye, ABD, Almanya’dan katılan jüri üyelerinin katılımıyla gerçekleşti. Jüri üyeleri arasında; Éva Ácsné Szily, Cihat Aşkın, Victor Danchenko, László Dénes, Herbert Greenberg, Ute Hasenauer, Miklós Szenthelyi ve Mimi Zweig yer aldı.

Yarışmaya Macaristan ve Türkiye dışında; İngiltere, Ukrayna, Finlandiya, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Polonya, Çekya, Makedonya, Karadağ, Güney Kore, Kanada ve Avustralya’dan da yarışmacılar katıldı.

Uluslararası 2. Ilona Feher Keman Yarışması kapsamında ilk kez bir araya gelen Türk Keman Takımı’nın kazandığı başarıyla ilgili açıklama yapan Türk Keman Ekolünün uluslararası temsilcisi Cihat Aşkın, genç sanatçılarımızın takım halinde kazanmış oldukları bu ödüller, bugüne kadar Türk Keman Okulu’nun uluslararası alanda kazanmış olduğu en önemli başarı olduğunun altını çizerek; kendilerine olanak sunulduğu takdirde genç sanatçıların başka ülkelerde de yarışmaları önde götüreceklerine olan inancının tam olduğunu belirtti.

Shlomo Mintz, Mimi Zweig, Herbert Greenberg ve Victor Danchenko gibi uluslararası otoriteler, Feher Yarışması’ndaki performansın, müzik yarışmalarında bugüne kadar takım halinde Türkiye’nin en kuvvetli temsili olduğunu belirttiler.

28 Temmuz Cumartesi akşamı Liszt Akademisi Georg Solti Salonu’nda yapılan törende hazır bulunan Türkiye Cumhuriyeti Macaristan Başkonsolosu Ümit Öktem, çocuklarımızın başarılarıyla gurur duyduğunu belirterek onları teker teker tebrik etti.

Sanatçının bilinçli bir tercihi mi yoksa görme bozukluğundan kaynaklı bir biçim mi karar vermek zor olsa da, işte 3 büyük ressamın görme bozukluğu bulunduğuna dayanak olarak sunulan eserleri…

Görme duyusu, resim yaratırken sanatçının güçlü araçlarından birisidir. Bir sahnenin haritasını çıkarmak, sanatçının hareketlerini tuval üzerinde yönlendirmek, işin rengi ve şekli hakkında gözlerden alınan geri bildirim son derece önemlidir. Ancak, bir ressamın görsel algısını değiştiren hastalıklar ya da bozukluklar yaşanması da olasıdır.

Bilim insanları ve klinik hekimleri, uzunca bir süredir, belirli bazı ressamların çalışmalarından işaretler bularak bu ressamların bazı görme bozukluklarından etkilendiklerini ileri sürüyorlar. Örneğin, bazıları, Empresyonizm akımının öncülerinde miyopluk olduğunu ve gözlüğün kullanılmadığı zamanlarda bulanık görüş mesafesi, geniş, aceleci tarzlarını açıklayabileceğini iddia ediyor.

Bu tarz bozukluklara ve bu bozuklukların eserlerdeki etkilerine deliller sunmak; genellikle spekülatiftir ve klinik kayıtların eksikliğinden kaynaklı da tanı koyabilmek zordur. Öte yandan spekülasyonları doğrulamak da son derece zordur, çünkü sanatçı kendi dünyasını yansıtmakta son derece özgür davranmıştır.

Sanatçının bilinçli bir tercihi mi yoksa görme bozukluğundan kaynaklı bir biçim mi karar vermek zor olsa da, işte 3 büyük ressamın görme bozukluğu bulunduğuna dayanak olarak sunulan eserleri.

El Greco
İspanyol rönesansının mimar, ressam ve heykeltraşçısı El Greco (1541-1614), resimlerinde bazı figürleri dikey olarak uzatmasıyla bilinir. 193 yılında, göz doktoru German Beritens, bu uzatmaların astigmatlıktan kaynaklandığını ileri sürmüştü.

Deliller, El Greco’nun uzatılmış şekillerinin bir göz bozukluğunun sonucundan ziyade bilinçli bir sanatsal seçim olduğunu gösteriyor. /Görsel Kaynak: WikimediaCommons
Astigmatlık, korneanın, her yönde aynı eğiklikte (daire şeklinde) olmamasından kaynaklanan bir göz kusurudur. Basitçe gözün bir küre şeklinde değil de yumurta şeklinde olmasıdır. Bu göz kusurunda göze gelen ışınlar bir odakta, yani belli bir noktada kesişemezler.

Kornea, bir küreden ziyade yumurta şeklinde olduğunda astigmatlık ortaya çıkar.

Buna bağlı olarak da bir görüntüde belirli bir oryantasyon içerisinde bulunan çizgiler ve dış hatlar da diğerlerine kıyasla odakta daha az toplanacaktır. Nihayetinde de retinada (görme tabakasında) bulanık bir görüntü oluşur.

Beritens, astigmatizm teorisini, El Greco benzeri dikey uzamalar üreten özel bir lensi kullanarak konuklarına göstermeyi denedi. Fakat, Beritens’in teorisinde bazı problemler bulunuyordu. Ortak bir itiraz, herhangi bir dikey uzamanın, El Greco’nun hem konu edindiği şeye hem de tuvale ilişkin görüşünü de etkilemesi gerektiğidir. Bu da, astigmatlık etkisinin büyük oranda ortadan kalkmış olması gerektiği anlamına gelir. Muhtemelen daha sorunlu olan, düzeltilmemiş astigmatizmin, görüntü boyutunda bir değişiklikten ziyade, esas olarak bulanık görüşe neden olmasıdır.

Dahası, diğer deliller, El Greco’nun kullandığı dikey uzatmaların sanatçının bilinçli seçimi olduğu yönündedir. Örneğin, 1610 yılına ait eseri, St Jerome as Scholar (yukarıda)’da tıpkı dikey doğrultuda uzatmalar gibi azizin elini yatay yönde de şekil olarak uzatttığı görülmektedir. Eğer El Greco’nun uzamış figürleri görsel algısındaki basit bir dikey gerilimden kaynaklı olsaydı, tablodaki elin de nispeten kısa ve kalın kalmasını beklerdik.

Claude Monet
Göz bozukluklarının sanat eserlerindeki etkilerinin daha bariz olduğu örnekler de vardır. Katarakt, göz bebeğinin arkasında bulunan ve görmeyi sağlayan doğal göz merceğinin saydamlığını kaybederek matlaşmasıdır ve gözlükle düzeltilemeyen bir göz kusudur. Başka bir deyişle görüşün, buğulanmış bir camın arkasından bakıyormuşçasına bozulmasıdır. Kataraktı bulunan insanlar genellikle renk ayrımını yapmakta güçlük çekerler ve daha ciddi vakalarda, mavi ışık neredeyse tamamen engellenir.

Claude Monet, 1912 yılında kendisine katarakt tanısı konulmuş ve ameliyat olması önerilmiş ünlü bir ressamdır. Ne var ki; Monet uzunca bir süre boyunca ameliyat olmayı kabul etmemiştir. Takip eden on yıl boyunca, tıbbi kayıtlarında belgelendiği üzere kritik detayları görme yeteneği giderek azalmıştır. Bu durumdan, Monet’in renk algısı da etkilenmiştir. 1914 yılında, kırmızıların, mat ve bulanık göründüğünü söylemiş ve 1918 yılı itibariyle de boya tüplerinin etiketindeki renkleri ayırt etme yetisi son derece azalmıştır.

Monet’e katarakt teşhisi konulmadan 10 yıl önce yapmış olduğu bahçesindeki nilüfer göletinin üzerindeki Japon yaya köprüsü resmi.
Kataraktlarının görsel etkisi, aynı sahnenin iki resminde kendisini göstermektedir: Bahçesindeki nilüfer göletinin üzerindeki Japon yaya köprüsü. İlk resim, Monet’e katarakt teşhisi konulmadan 10 yıl önce yapılmış ve neredeyse ince renk ayrımlarından bütün detaylara kadar kendisini göstermektedir.

Ancak ikinci resim ise, nihayet ameliyat olmaya karar verdiği zamandan bir yıl önce yaptığı aynı sahnenin resimdir. Resimde, renklerin koyu ve bulanık olması, mavinin neredeyse hiç bulunmayışı ve detay seviyesinde dramatik bir azalma olduğu barizdir.

Monet’in ameliyat geçirmeden bir yıl önceki 1922 tarihli Japon Köprüsü tablosu. /Görsel Kaynak: WikimediaCommons
Böylesi bir etkinin, sanatçının bilinçli bir seçimi olmadığı açıktır. Yazar Marc Elder’a yazdığı 1922 tarihli bir mektupta Monet, görme bozukluğunun resimlerinin bozulmasına neden olduğunu ve sağlığının iyi olmasına rağmen körlüğünün kendisini işten vazgeçmeye zorlandığını belirtmiştir.

Monet’in korkularından birisi de, ameliyatın kendisinin renk algısını değiştirebileceği yönündeydi ve ameliyat sonrasında da sıklıkla etrafın fazlasıyla sarı ya da bazen fazlasıyla mavi göründüğü şikâyetinde bulunmuştur. 2 yıl sonra renk algısı tamamen normale dönmüştür.

Deneysel çalışmalar, göz ve beynin, katarakt tarafından daha önce engellenen mavi ışığa uyum sağladığından, renk algısının katarakt ameliyatından aylar sonra ölçülebilir şekilde değiştiğini onaylamıştır.

Clifton Pugh
Göz hastalıklarına ek olarak, renk algısı kalıtsal eksikliklerden kaynaklı da değişebilir. Yaklaşık olarak erkeklerin %8’i ve kadınların %5’i anormal bir renk görüşüyle dünyaya gelmektedir ve bu durum bazen “renk körlüğü” olarak isimlendirilmektedir.

En yaygın görülen formlarının birisinde, insanlar, renkleri; mavi ve sarının çeşitli seviyeleri biçiminde görmektedir. Kırmızı veya yeşil tonlarındaki çeşitliliği ayırt etmede güçlükler yaşanabildiğinden, olgunlaşmamış bir meyveyi olgunlaşmış olandan ayırt etmede sorunlar yaşanır.

Anormal renk görüşüne sahip ünlü bir ressamın bulunmadığı düşünülüyordu ancak incelikli araştırmalar bu iddiaya karşı çıkıyor.

Görünüşe göre, Pugh’un renk görüşü bozukluğu sanat eserlerinde kullanılan renkleri belirgin bir şekilde etkilememiş.

Avustralyalı sanatçı Clifton Pugh’un biyografisinde anormal renk görüşüne sahip olduğu belgelenmiştir. Renk görüşü bozukluklarının kalıtsal doğası nedeniyle, araştırmacılar, Pugh’un neredeyse tamamen kırmızı-yeşil renk körlüğüne sahip olduğu iddiasını desteklemek için hayatta kalan aile üyelerinin renk görüşünü test ettiler.

Fakat Pugh’un resimlerinde kullanılan renklere dair yapılan bir analiz, kendisindeki bir renk görüşü eksikliğine dair işaretler ortaya koymuyor. Bu da geçmişteki çalışmalarla tutarlı olarak, bir sanatçının çalışmasına bakarak kendisinde renk görüşü eksikliği bulunduğu tanısı koymanın güvenilir olmadığını ortaya koyuyor.

Kaynak: Bilimfili

Türkiye’nin ilk Türk halk müziği temalı okulu olma özelliğine sahip Bakırköy Güzel Sanatlar Lisesi yaptığı yetenek sınavı sonucunda öğrencilerini belirledi.

Liselere Giriş Sınavı (LGS)’nin yanı sıra özel yetenek sınavlarıyla hayatının okulunu bulmak isteyen öğrenciler bu yılda büyük mücadele verdi. Ancak bu yıl özellikle İstanbul 3. bölgede (Arnavutköy, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Çatalca, Esenyurt, Göngören, Küçükçekmece ve Silivri) sanatla uğraşmak ve güzel sanatlarla ilgilenmek isteyen öğrencilere Milli Eğitim Bakanlığı sürpriz yaptı.

ÖĞRENCİLERİMİZDEN YAĞMUR KALE, BAKIRKÖY GÜZEL SANATLAR LİSESİ ‘Nİ KAZANDI

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu sürprizi hem veliler hem de öğrencilerin bu okulu araştırma içerisine girmesine neden oldu.  Bizlerde bu haberimizde Güzel Sanatlar Liseleri ile ilgili dikkat çeken noktaları paylaşmak istiyoruz.

GÜZEL SANATLAR LİSELERİNE KİMLER, NASIL GİREBİLİR?

Türkiye genelinde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı müzik ve resim alanında eğitim veren Güzel Sanatlar Liseleri‘ne girebilmek için öğrencilerin öncelikle yetenek sınavına girmesi gerekiyor. Güzel Sanatlar Lisesi’ne yerleşebilmek için puanlama sistemini de bilmekte fayda var.  Giriş puanı hesaplanırken, yetenek sınavlarının yüzde 70’i etkili oluyor. Geriye kalan yüzde 30’luk kısmı ise Ortaokul Başarı Puanı oluşturuyor.

Yetenek sınavı, adayın girmek istediği okulun müdürü, öğretmenleri, il veya ilçe öğretmenleri gibi üyelerden oluşan bir jüri karşısında gerçekleşiyor.  Elbette bölümlerin sınavları arasında farklılıklarda olabiliyor.

Hemen hemen liselerin tüm birinci sınıflarında uygulanan programlar aynı oluyor. Türk dili ve Edebiyatı, Matematik, Biyoloji gibi ortak derslerin yanı sıra birinci sınıfta seçmeli branş dersleri bulunuyor. Sınıf kademesi yükseldikçe öğrencilerin aldıkları ortak dersler azalıyor, branş dersler artıyor.

Güzel Sanatlar Liseleri’ne 8. sınıfı bitiren ortaokul ve imam hatip ortaokulu öğrencileri başvuru yapabiliyor. Burada önemli olan nokta yetenek sınavında başarılı olabilmek.

Güzel Sanatlar Liseleri’nde yetenek sınavı sonrası kontenjan eğer dolmaz ise eylül ayında yeniden sınav yapılabiliyor. Bu sınava ortaöğretim kurumlarının 9’uncu sınıfında okuyan öğrenciler de girebiliyor. Başvuracak adaylar yalnızca bir güzel sanatlar lisesine müracaat edebiliyor.

BAKIRKÖY GÜZEL SANATLAR LİSESİ’NİN ÖZELLİKLERİ NELER?

2018-2019 eğitim öğretim döneminde eğitim hayatına başlayacak olan Bakırköy Güzel Sanatlar Lisesi, aslında çok uzun zamandır Bakırköy ve çevresinde oturanların dört gözle beklediği bir okul olma özelliğini taşıyor.

Yetenek Sınavı’nı geçerek Bakırköy Güzel Sanatlar Lisesi’ne girmeye hak kazanan öğrenciler, piyanonun yanı sıra Türk Halk Müziği çalgılarını da öğrenecek. Öğrenciler, piyano, Türk müziği çalgıları, şan, solfej, koro ve orkestra dersleri alacak. Okulda, devlet okullarına bağlı öğretmenlerin yanı sıra özel sektörde öğretmenlik yapan ve sanatçılarında derslere gireceğini de hatırlatmakta fayda var.

Bakırköy Güzel Sanatlar Lisesi’nde grup derslerinin yanı sıra birebir derslerinde öğrencilere verileceğini ve bu okulun amacının üniversitelerin Türk müziği bölümlerine öğrenci yetiştirmek olduğunu da belirtmeliyiz.

İlk Türk halk müziği temalı okulu olan Bakırköy Güzel Sanatlar Lisesi’nde  unutulmaya yüz tutmuş Türk müziği eserlerinin topluma tanıtılması ve sevdirilmesi de hedefleniyor.

Bakırköy Güzel Sanatlar Lisesi’ne başvurmak isteyenler için iletişim bilgileri:

KARTALTEPE MAHALLESİ YENİCADDE BİTİŞİKBAĞLAR ORTA SOKAK NO1 BAKIRKÖY/İSTANBULMustafa Necati İlkokulunun Yerine Yapılan Bina

İletişim: 05053544366

 

 

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği, Milli Eğitim Bakanlığı Onaylı Sertifika vermeye yetkili Bakırköy’ün ilk sanat derneği kursu olan Özel Nar Sanat Eğitim Kursu, sizleri sanatın hemen hemen tüm dallarıyla buluşturmaya devam ediyor.

Müzik, görsel sanatlar, sahne sanatları ve dans derslerimizle tam 10 yıldır yalnızca Bakırköylüleri değil Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçelievler, Bağcılar, ikitelli, Atakent, Zeytinburnu, Küçükçekmece, Halkalı toplu konutlar, Sefaköy, Yenibosna, Güngören, Bahçelievler, Soğanlı, Cennet Mahallesi, Avcılar, Bağcılar, Başakşehir, Bahçeşehir gibi semtlerden gelen tüm öğrencilerimize sanat kursları sunuyoruz.

Özellikle gitar kurslarımıza gösterilen yoğun ilginin ardından takipçilerimize internet sitemiz üzerinden gitar dersleri hakkında paylaşımlarda bulunmaya karar verdik. Eğer sizde gitar aşığıysanız veya gitara başlamayı düşünüyorsanız mutlaka bu haberimizi okumalısınız…

Gitar tırnakla mı yoksa parmakla mı çalınmalı?

Gitarı çalmak için sağ el parmakları numaralandırılmıştır. Sağ elin parmak numaraları, baş parmak P, işaret parmağı İ, orta parmak M ve yüzük parmağı A olmak üzere sıralanmıştır.  Gitar aslında parmakla değil tırnakla çalınır. Çünkü ton çıkartmak için tırnak gitarda şarttır. Tırnakla değilde parmakla çalındığında biraz daha ölü bir ses çıkacaktır.  Pena, Klasik gitarda tırnakların kırılmaması ve volüm alabilmek amacıyla kullanılmaktadır. Ancak penayı kullanırken tırnaktan daha az nota çalabilme riski de göz önünde bulundurulmalıdır.  Pena kullanırken aynı anda iki nota vurmak olası olmadığından yalnızca arpej yapabileceğimizi hatırlatmakta fayda görüyoruz.

Klasik gitar çalarken en fazla hangi teknikler kullanılır?
Klasik gitar çalarken en çok kullanılan teknikler tirando, apayando ve arpejdir.

Sağ el parmaklarının diğer tellere dokunmadan çekerek tınlatılmasına Tirando denir.

Sağ el parmaklarının güçlü bir biçimde diğer tellere dokunarak tınlatılmasına Apayando denir.

Sağ el parmaklarının akor seslerini sıra ile anlamlı bir şekilde çalmasına Arpej denir.

 

ÖN KAYIT İÇİN TIKLAYIN…

Sanat, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak insan ile ilgilidir. Yeni kuşakların gelmesiyle yeni problemlerin ortaya çıkması ve dolayısıyla çözüm arayışları da yenilikleri tetiklemektedir. Her çağın kendine özgü bir sanatı vardır. Bunun altında sanatın alanı yatmaktadır.

Sanatçının yaşadığı çağın, problemlerine kayıtsız kalması beklenemez. Ressam, müzisyen, yapı ustası, şair veya yazar, çağlarının kültürel havasını oluşturan ve yepyeni bir çağın kapısını aralayan haberciler olarak da nitelendirilebilir.

Örneğin özellikle renkli fotoğraf tekniğinin bulunmadığı bir zaman diliminde, ressamın kendi objelerini olduğu gibi tasvir etmesi veya bir portreyi olduğu gibi yapması doğal görülebilir. Günümüzün teknik gelişimi ise ressamın günlerce uğraşıp yapmaya çalıştığı portreyi fotoğraf makinesiyle bir anda başarmaktadır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta fotoğraf ile birlikte aslına sadık kalınan portreler ile doğa manzaralarının ölümünden bahsediyor olmadığımızdır.

Nasıl “Sadece modern resim gerçek sanattır. Geriye kalanların sanatla ilgisi yoktur.” demek doğru değil ise, geçmişteki eserlerin de üstünü çizmek doğru olmayacaktır.

Antalya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde bu yıl 55’incisi düzenlenecek Türkiye’nin ilk ve en köklü film festivali ‘Uluslararası Antalya Film Festivali’nin yarışma başvuruları başladı. 29 Eylül-5 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek festivalde yarışmak isteyen uzun metraj filmler için yönetmelik ve başvuru formları, festivalin resmi internet sitesi www.antalyaff.com adresinde yayımlandı.

BAŞVURU İÇİN SON TARİH 24 AĞUSTOS
Antalya’yı küresel sinema endüstrisinin merkezlerinden biri haline getirmek, Türk sinemasının dünyaya açılımını desteklemek, sanat değeri yüksek ve nitelikli filmleri sinemaseverlerle buluşturmak için geçen yıl ‘Ulusal’ ve ‘Uluslararası’ kategoriler birleştirilmişti. Bütün filmlerin tek bir kategoride yer alacağı yarışmaya son başvuru tarihi ise 24 Ağustos olarak açıklandı.

EN İYİ FİLME 50 BİN AVRO ÖDÜL
Yarışma sonucunda; ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yönetmen,’ En İyi Kadın Oyuncu’, ‘En İyi Erkek Oyuncu’, ‘Jüri Özel Ödülü’, ‘Dr. Avni Tolunay İzleyici Ödülü’, ‘Behlül Dal Ödülü’ ile ‘Onur Ödülleri’ olmak üzere toplam 8 kategoride ödül dağıtılacak. ‘En İyi Film’ ise Altın Portakal Heykelciği ve 50 bin Avro para ödülünün de sahibi olacak.

Kültürün belli başlı bazı belirgin özelliklerini mutlaka bilmek ve kültürü böyle değerlendirmek gerekir.

Öncelikle altını çizmemiz gerekir ki, topluluk yaşamının söz konusu olmadığı bir kültürden bahsedilemez. Kültürümüzün bütün öğelerini sadece ve sadece ve aynı toplumun öteki üyeleriyle birlikte sosyal bir grup oluşturarak yaşadığımız için kazanırız. Önceki kuşaklardan aktarılan gelenekleri korur, onlardan öğrendiklerimize kendi dokunuşlarımızı gerçekleştirir ve kültürü oluştururuz.

Kültür, gündelik hayatta onu uygulayacak bir toplum olmaksızın düşünülemez. Kuşaktan kuşağa aktarılırken kültürler, sürekli değişim yaşar.Kültürel değişimin hızı, bir yerden ötekine, çağdan çağa farklılık gösterir. Mısır’da Firavun ailelerinin egemen olduğu dönemde kültürel değişim 3 bin yıl boyunca çok yavaş yaşanmıştır.

Günümüzde ise kültürler, yeryüzünün hemen hemen her bölgesinde çok hızlı bir şekilde değişim yaşamaktadır. Her kültür zaman içinde değişime uğramakla birlikte, bu değişim dereceli bir şekilde kendini göstermektedir.

Ayrıca kültürler coğrafi açıdan da geçiş alanlarında birbirleri içinde kaybolur.

Kültür varlığında önceki kuşaklardan aktarılmış olanların payı, özgün olan veya yeni ortaya konulanların oranında çok daha büyüktür.