Ulviye Karaca’nın yazıp rejisörlüğünü yaptığı çocuk oyunu, Ankara Devlet Tiyatroları’nda 10 yıl boyunca sahnelendikten sonra İstanbul prömiyerini Cevahir Sahneleri’nde yaptı.

İstanbul Devlet Tiyatroları’nda bu sezon boyunca izlenebilecek oyuna ilişkin yaptığı açıklamada Karaca, yurt dışında kukla ve maske tiyatrosu üzerine yüksek lisans yaptığını, Türkiye’ye döndükten sonra da aldığı eğitimi Anadolu’nun zenginliklerini ve değerlerini anlatmak amacıyla kullanmak istediğini söyledi.

Oyundaki masal atmosferi

Karaca, amacı doğrultusunda ilk olarak sahnelediği Keloğlan’ın Anadolu kültürüne ait bir masal olduğunu hatırlatarak, “Bu oyunu ilk 2005 yılında Ankara’da sahneye koydum ve tam 10 yıl kapalı gişe oynadı. Kukla ve maske tiyatro üzerinedir ve oyunda bir masal atmosferi oluşturduk.” dedi.

Keloğlan karakterinin tembellik gibi klasik özelliklerinin oyunda gösterildiğini aktaran Karaca, şöyle devam etti:

“Ama bu özellikleri artık toplumun da faydalanabileceği cinsten kullanan bir Keloğlan var oyunda. Dolayısıyla hem çocuklara hem yetişkinlere yönelik çok güzel mesajları olan temiz bir çocuk oyunu. Büyük bir prodüksiyon aynı zamanda. 23 kişilik bir oyuncu kadrosu var ve yıllarca bu oyuna emek verilmiş. Bu yüzden de çok özel bir çalışma.”

Karaca, Ankara’daki oyuncu ekibinin İstanbul’da da rol aldığına işaret ederek, “Bu oyunu ben yurt dışında da birçok turneye götürdüm. Oralarda da çok beğeniler ve ödüller topladı. İnşallah İstanbul seyircisinden de aynı reaksiyonları alırız.” ifadelerini kullandı.

Ankara’da henüz 6 yaşındayken ellerini kaybeden 33 yaşındaki ressam yıllardır ağzıyla çizdiği karakalem portre çalışmalarıyla görenleri şaşırtıyor. Akgün, cumhuriyetin ilanından bugüne görev yapan cumhurbaşkanlarının resmini de birebir çizdi.

Iğdır’da oturan Emine ve Yahya Akgün çiftinin 4 çocuğundan en büyüğü olan Yusuf Akgün, henüz 6 yaşındayken oyun oynamak için çıktığı yüksek gerilim direğinde elektrik çarpması sonucu iki kolunu kaybetti. Yusuf Akgün, daha sonra maddi imkansızlıklar nedeniyle ailesi tarafından Ankara’da Pursaklar Çocuk Esirgeme Kurumuna verildi.

Pursaklar ilçesinde eğitimine başlayan Yusuf Akgün, 8 yaşında sınıf arkadaşlarının el hareketlerini izleyerek ve öğretmeninin desteği ile önce ağzıyla yazı yazmaya başladı.

Arkadaşlarının desteğiyle ağzıyla yazı yazmayı geliştiren Akgün, bir süre sonra resim yapmayı keşfetti. İki kolu olmamasına rağmen ağzıyla resim çizmeye başlayan Yusuf Akgün, üniversite yıllarına kadar kara kalem portre çalışmalarını geliştirdi. Önce Yeşilçam’ın önemli oyuncularından oluşan 60 parçalık bir koleksiyon oluşturan Akgün, sonrasında geçtiğimiz şubat ayında başladığı çalışma ile cumhuriyetin ilanından bugüne kadar görev yapan cumhurbaşkanlarının resmini çizdi.

Çalışmalarıyla ilgili veren Akgün, “Resim, benim hayatıma kırılan ayağınızın iyileşmesi döneminde bir baston gibi önceleri destek oldu, sonrasında ise parçam haline gelmeye başladı. Yani ağzımla yazı yazmak, çizim yapmak normal bir duruma geldi. Mesela öğretmenlerim okul sıralarında benim gözüme bakmasın diye bende arkadaşlarım gibi hızlı yazmaya çalışırdım. Bunu devam ettire ettire normal bir insan nasıl ellerini kullanabiliyorsa bende ağzımı kullanmaya ve geliştirmeye başladım” dedi.

Adana’da evini kütüphaneye çevirerek okurlara açan ve sonra daha çok kişiye ulaşabilmek amacıyla “nöbetçi kütüphane” oluşturan Cemil Sobacı, 2 olan şube sayısını ilginin artması ve okurların da katkısıyla 3’e çıkarmaya planlıyor.

İnsanlarla etkileşimde olabileceği ve akşamları da hizmet veren kütüphane kurma kararı alan Sobacı, 2014 yılında evini bu amaçla kütüphane olarak okuyuculara açarak, hayalini uygulama fırsatı buldu.

İlginin artması üzerine Cemil Sobacı, “nöbetçi kütüphane” adını verdiği projesini ilk olarak Çukurova Üniversitesinin de desteğiyle 2014’ün sonunda üniversite yerleşkesindeki küçük bir mekanda hayata geçirdi.

Sobacı, nöbetçi kütüphaneye ilginin her geçen gün artmasıyla kütüphaneyi 2015 yılında kent merkezindeki Mahfezsığmaz Mahallesi’nde kiralanan mekana taşıdı.

Artan talebi karşılayabilmek için 2016 yılında Yenibaraj Mahallesi’nde yeni bir kütüphaneyi daha okurlarla buluşturan Cemil Sobacı, tek odalı olan “okur yuvası” adıyla anılacak, ziyaretçilerin kitap okuyup ders çalışabilecekleri farklı konseptteki 3’üncü kütüphaneyi de Kurtuluş Mahallesi’nde faaliyete geçirmek için kolları sıvadı.

Kütüphanelerinin sabah saat 10.00’da açılıp, gece saat 02.00’de kapandığını aktaran Sobacı, şöyle devam etti:

“Bu kütüphaneleri temelde, akşam gidip ders çalışıp kitap okunan bir yere olan ihtiyaçtan ziyade, dostça, arkadaşça, keyifle ve daha inovatif şeyler yapabilecek bir zemine taşımaya çalıştım. Biz, ‘Şehirdeki diğer kütüphaneler kapalıyken açık olan kütüphane’ sloganıyla kendimizi duyurmuştuk. Burasının çok talep görmesinin sebebi, izin günlerinde, resmi tatil ve bayramlarda da açık olmasındandır. İnsanlar o günlerde de kütüphaneye gidip vakit geçirmek istiyorlar.”

Bu heykel, aslında Paris’te yapılacak bir dekoratif sanatlar müzesi için sipariş edilen Cehennemin Kapıları isimli, detaylı çalışmanın sadece bir parçasıydı. Eserin tamamı Dante’nin İlahi Komedya’sındaki çeşitli karakterlerin heykellerinden oluşuyordu ve bu figürünün de bir lento üzerine oturtularak altındaki rölyefte işlenen azap çeken figürlerin kaderi üzerine düşünürken betimlenmesi planlanmıştı ancak müze inşa edilmedi. 1888’de bağımsız bir eser olarak sergilenen heykele, Dante’yi temsil edecek şekilde Şair, Düşünür adı verildi; oysa Auguste Rodin, Dante’nin kostümü gibi ayrıntılı göz ardı edip, zaman üstü ve evrensel bir imge  ortaya koyan, çıplak bir figür yapmayı tercih etmişti. Düşünen adam heykelinin her bir ögesi, konsantre olmuş halde düşünme eylemini tasvir etmektedir. Rodin ‘in dediği gibi “Heykel yalnızca beyniyle, çatık kaşlarıyla, açık burun delikleriyle ve bitişik dudaklarıyla değil; kollarının, sırtının ve bacaklarının her bir kası ve çenesine dayadığı bileği ve hareketli ayak parmaklarıyla da düşünüyor.” Bu başyapıt, Rodin’in çıplak insan vücuduna kattığı olağanüstü ifade gücünü de ortaya koyar.

 

Attila İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı’nın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın yardımlarıyla yapılan 2018 Attila İlhan Edebiyat Ödülleri’nin sahipleri açıklandı.

Bu yılki ödüllerin sahiplerini belirlemek için Doğan Hızlan’ın onursal başkanlığında toplanan seçici kurullarda Selim İleri, Mehmet Eroğlu, Asuman Kafaoğlu Büke, Ülkü Karaosmanoğlu, Metin Celal, Ali Ural, Haydar Ergülen, Adnan Özer ile aileyi temsilen Ali Cem İlhan ve Kerem Alışık yer aldı.

Roman ödülü, “Uyanan Güzel”in yazarı Jale Sancak ve “Sıfır”ın yazarı Onur Caymaz arasında paylaştırılırken, şiir dalındaki ödül “Camekan” kitabıyla Mehmet Can Doğan’a verildi.

İlk Roman Vakıf Özel Teşvik Ödülü’nün sahibi, “Bihaber” kitabıyla Fatih Baha Aydın olurken, İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü ise “Ecza Kışı” kitabıyla Oğulcan Kütük ve “Ters Akıntı” kitabıyla Sadi Karademir arasında paylaştırıldı.

Ödül töreni, 37. İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı etkinlikleri kapsamında, 16 Kasım’da TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi, Kınalıada Salonu’nda düzenlenecek.

Attila İlhan Edebiyat Ödülleri

Attilâ İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı, İlhan’ın eserlerinde yansımaları bulunan, misyonuna layık eserlerin desteklenmesini hedefliyor.

Vakıf, bu ödüllerle ayrıca İlhan’ın hayattayken yaptığı gibi, ilk kitapları yayımlanan genç yazarları teşvik etmeyi planlıyor.

Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’sı 15 yıl aradan sonra Ankara’da yeniden sahnelenecek. Dostoyevski’nin ünlü eseri ‘Suç ve Ceza’ 15 yıl aradan sonra Ankaralı sanat severlerle buluşacak. Devlet Tiyatroları Edebi Kurul Başkanı ve rejisör Bozkurt Kuruç yorumuyla sahnelenecek olan oyunun galası yarın Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde gerçekleştirilecek.

Dostoyevski’nin yazdığı, Gaston Baty’nin sahneye uyarladığı ve Bertan Onaran’ın Türkçe’ye çevirdiği ‘Suç ve Ceza’,  Raskolnikov’un kendi doğrusu adına işlediği cinayetleri ve vicdanıyla hesaplaşmasını konu ediniyor. Dekor tasarımını Güven Öktem, giysi tasarımını Gül Emre, ışık tasarımını Ersen Tunççekiç, müziklerini Can Atilla ve dans düzenini Yıldız Venedik’in hazırladığı oyunda, ‘Raskolnikov’u Buğra Koçtepe, ‘Savcı Porfir’i Nihat Hakan Güney ve ‘Razumikin’i Orhan Özyiğit canlandıracak.

Yenilenmiş haliyle İstanbul’un en iddialı kültür sanat merkezlerinden biri olan Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi (BAKSM), Levent Üzümcü’nün sahneye taşıdığı ‘Anlatılan Senin Hikayendir’ adlı oyunla kültür sanat sezonuna ‘merhaba’ diyor.

BAKSM, yepyeni çehresiyle 3 Kasım Cumartesi günü, başarılı tiyatro oyuncusu Levent Üzümcü’nün rol aldığı ‘Anlatılan Senin Hikayendir’ ile sanatseverlere kapılarını açıyor. Kültür sanat sezonu boyunca tiyatro gösterileri, film gösterimleri, konserler ve kültürel aktivitelerle BAKSM, sanatın tüm renklerini sanatseverlerle buluşturacak.

Türk Tiyatrosu’nun En Sevilen İsimleri Beylikdüzü’nde
Beylikdüzü’nde yeni kültür sanat sezonu ‘Anlatılan Senin Hikayendir’ adlı oyunla BAKSM’de start alacak. Yeni sezonun ilk etkinliğinde, 3 Kasım Cumartesi günü, saat 20:30’da Cengiz Toraman’ın yazıp yönettiği, Levent Üzümcü’nün oynadığı ‘Anlatılan Senin Hikayendir’ seyirciyle buluşacak. BAKSM Beylikdüzü Sahnesi, Kasım ayı boyunca Türk Tiyatrosu’nun sevilen isimlerini ağırlayacak. 9 Kasım’da Bir Delinin Hatıra Defteri ile Genco Erkal tiyatroseverlerin karşısında olacak. 17 Kasım’da ise Genco Erkal ile Tülay Günal’ı aynı sahnede buluşturan Yaşamaya Dair adlı müzikli gösteri sahnelenecek. 24 Kasım’da Türk Tiyatrosu’nun yaşayan üç efsane ismini bir araya getiren ‘Sanat’ adlı oyun, Öğretmenler Günü’ne özel öğretmenlere ücretsiz olarak sergilenecek. Oyunda ‘Cihan Ünal, Can Gürzap ve Mutlu Güney’ muhteşem performanslarıyla seyirciyi büyüleyecek. 25 Kasım’da ise ‘Hoş Geldin Boyacı’ adlı oyunda Erdal Özyağcılar, Berna Laçin, Gözde Çetiner gibi Türk Tiyatrosu’nun sevilen oyuncularının performansı izleyicileri çok güldürecek.

Kasım Ayı Beylikdüzü’nde Müzik Dolu Geçecek
Kasım ayında, BAKSM Beylikdüzü Sahnesi müzik dünyasının ünlü isimlerine ev sahipliği yapacak. 11 Kasım Pazar günü, şef Oğuzhan Bolbol yönetimindeki Beylikdüzü Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu müzikseverlere tadına doyulmaz bir konser verecek. 15 Kasım Perşembe günü ise Beylikdüzü’nün genç ve yetenekli müzisyenlerinden oluşan Beylikdüzü Gençlik Senfoni Orkestrası, şef Hakan Tepeli yönetiminde müzikseverlere harika bir konser verecek. 16 Kasım Cuma günü ‘Günah Benim’ adlı şarkıyla iddialı bir çıkış yapan ve ‘Çukur’ dizisi için yazdığı ‘Gömün Beni Çukura’ adlı şarkıyla büyük beğeni toplayan Türk Rap Müziği’nin sevilen ismi Eypio, BAKSM’de sevenleriyle buluşacak. 30 Kasım Cuma akşamı, Türk Halk Müziği’nin iki usta ismi Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu, türkülerden oluşan bir repertuarla sanatseverlere unutamayacakları bir gece yaşatacaklar.

Biletler, BAKSM Gişesinde ve Biletix’te
Sanatseverler, BAKSM’de yapılacak etkinliklere ait biletleri, BAKSM gişesinden ve Biletix’ten temin edebilecekler. Beylikdüzü Belediyesi, diğer yandan daha düşük ücretli oyunlar için ise Devlet ve Şehir Tiyatroları ile de görüşmelerini sürdürüyor.

20. yaşını görkemli bir programla kutlamaya hazırlanan festival, sinema tarihinin başyapıtlarını ve kült filmlerini bu yılki afişine taşıdı.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sinema Genel Müdürlüğü destekleri ile Anadolu Üniversitesi ve İletişim Bilimleri Fakültesi tarafından gerçekleştirilen Eskişehir Uluslararası Film Festivali, bu yıl 20. kez 16 – 24 Kasım 2018 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşuyor.

Anadolu Üniversitesi’nin 60. İletişim Bilimleri Fakültesi’nin 40. kuruluş yılı ve festivalin 20. yaşı bu yıl festival afişlerine de yansıdı.

Sinema tarihinin klasik başyapıtlarının, Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen kült filmlerininin efsaneleşmiş karakterlerini bir araya getiren festival, bu yıl üç ayrı afiş ile yine bir ilke imza atıyor.

Artnefer Reklam Ajansı tarafından tasarlanan afişlerde “Tabutta Röveşata”, “Aya Yolculuk” “Hababam Sınıfı” ve “Forrest Gumb” gibi sinema tarihinin kült filmlerinden karakterler yer alıyor. Sinema tarihi açısından önemli sayılan yerli ve yabancı film karakterleri bu festivalin afişinde bir araya geldiler.

20 yıldır şehri sinema ile buluşturan festival!

Türkiye’nin üniversite kimliği taşıyan uluslararası tek uzun metraj film festivali olan Eskişehir Uluslararası Film Festivali 20. yılında da çizgisini koruyarak seyircisiyle buluşacak. 20 yıldır şehri sinema ile buluşturan festival, bu yıl da sinemaseverlere ve üniversite öğrencilerine gösterimi yapılan filmlerin yönetmenlerinin ve usta sinemacıların içinde bulunduğu söyleşilerin, atölye çalışmalarının ve sinema derslerinin yer aldığı zengin bir program sunacak.

Yaşayan en önemli heykel sanatçılarından Anthony Cragg’in 40 yılı aşkın kariyerinin her döneminden en karakteristik örneklere yer veren “İnsan Doğası” sergisi yoğun ilgi üzerine 20 Ocak’a kadar uzatıldı.

Küratörlüğünü İstanbul Modern Genel Direktörü Levent Çalıkoğlu’nun üstlendiği ve Ferko’nun sponsorluğunda gerçekleşen Anthony Cragg: İnsan Doğası adlı sergi, İstanbul Modern’in geçici mekânında sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.

Sanatseverlerin yoğun ilgisi sebebiyle 20 Ocak’a kadar uzatılan sergi, sanatçının 40 yılı aşan kariyerinin her evresinden en karakteristik örneklere yer veriyor. İnsan Doğası, heykel sanatının doğasını oluşturan içerik, kütle, boşluk, malzeme, renk, ölçek gibi ayırt edici özelliklerin Cragg tarafından nasıl yorumlandığını ve dönüştürüldüğünü görünür kılıyor.

Doğa, insan ve ikisini kuşatan sonsuz düşünce ve üretim alanı, Anthony Cragg’in heykellerinin merkezini ve sentezinin kaynağını belirler. Biçimler dünyasına kattığı her yapıtın kendine ait bir kökü ve duygularla kurduğu yakın bir ilişkisi olduğunu düşünen sanatçının heykelleri bir hissi, yıllar öncesinde kalmış bir anın unuttuğumuz etkisini, merak ettiğimiz bir doğa olayının ardındaki sırrı hatırlatır.

Anthony Cragg kimdir?

1949, Liverpool doğumlu Anthony Cragg, kauçuk üzerine gerçekleştirdiği laboratuvar teknisyenliğinin ardından Gloucester Sanat ve Tasarım Koleji, Wimbledon Sanat Okulu ve Kraliyet Sanat Koleji’nde sanat eğitimi alır. Yapıtları 1970’li yıllardan itibaren sayısız kent ve sanat kurumunda sergilenen, 1988’de ise Turner Ödülü’ne layık görülen Cragg, aynı yıl 43. Venedik Bienali’nde ülkesini temsil eder. Sanatçı, yaşamını ve çalışmalarını 1977’den bu yana Wuppertal, Almanya’da sürdürmektedir.

Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarında Nazi Almanya’sından kaçan Alman bilim ve sanat insanlarından Prof. Eduard Zuckmayer Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleştirilen etkinlikle anıldı.

Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarında Nazi Almanya’sından kaçan Alman bilim ve sanat insanlarından Prof. Eduard Zuckmayer Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleştirilen etkinlikle anıldı.

“Cumhuriyet Döneminin İlk Yıllarında Ankara ve Çankaya’da Yabancı Bilim İnsanlarının İzleri” konulu etkinlik programı, 1936 yılında Nazi Almanya’sından kaçarak Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye gelen Prof. Eduard Zuckmayer anması ile devam etti.

Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleştirilen etkinliğe Almanya Büyükelçisi Martin Erdmann’ın eşi Marion Erdmann, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen ve Zuckmayer’in öğrencileri katıldı.

Taşdelen anma törenindeki konuşmasında, düzenlenen programın bir parçası olmaktan onur duyduğunu belirterek, İstiklal Marşı’na Almanca sözler yazan, “Dostluğun Bir Sevgisi” isimli Alman çocuk şarkısını Türkçe sözlerle yeniden düzenleyen herkese müzik anlayışı ile Modern Cumhuriyetin kültür ve sanat politikalarının inşa edildiği döneme katkılarını sunan bir müzisyen olan Zuckmayer’i saygıyla andığını söyledi. Gecede konuşma yapan Almanya Büyükelçisi Martin Erdmann’ın eşi Marion Erdmann Çankaya Belediyesine teşekkürlerini ileterek Türk Alman dostluğunun en önemli temsilcilerinden biri olan Zuckmayer “Müzik kalpleri açar, kültürleri birleştirir” sözleriyle izleyicilere seslendi.

Çankaya Belediyesi, Almanya Federal Cumhuriyeti ve Goethe Enstitüsü ortak programı olan etkinlikte Zuckmayer’in hem öğrencisi hem de meslektaşı Prof. Ali Uçan’ın anılarını paylaştığı programda, Zuckmayer beste ve düzenlemelerinden oluşan eserler Prof. Mustafa Apaydın yönetimindeki Türkiye Polifonik Korolar Derneği’nin konseri ile devam etti. Konserde Almanya Büyükelçisi Martin Erdmann’ın eşi Marion Erdmann da sahneye çıkarak Zuckmayer’in bestelerini seslendirdi.

Zuckmayer’in Cebeci Asri Mezarlığındaki kabri de ziyaret edildi.

Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi kasım ayı sanat etkinlikleri, hukuk öğrencisi ve fotoğraf meraklısı Mert Öztekin’in, “Bir Çift Ayakkabı” isimli fotoğraf sergisinin açılışıyla başladı.

Pop art akımının öncüsü Amerikalı ressam Andy Warhol’un, “Elmas Tozu Pabuçlar” ve Hollandalı sanatçı Vincent Van Gogh’un “Ayakkabılar” serisinin, sergisinin çıkış noktasını oluşturduğunu belirten Öztekin, “Van Gogh’un ayakkabı serisine bakarak, insanlar farklı yorumlarda bulunuyor. Kimisi, Van Gogh’un ayakkabısı, kimisi paydos etmiş bir işçinin ayakkabısı olduğunu söylüyor. Kimisi kendi anıları, geçmişiyle ilişkilendirebiliyor. Somut bir varlık olan ayakkabıları göründüğünden farklı olarak yoruma açtım. Bir insanın içsel benliğiyle ilintilediği ayakkabıyı, serinin başlıca metaforu olarak kullandım” dedi. Sergide Öztekin’in, İstanbul’un Fatih, Karaköy, Üsküdar semtlerinde ve Yalova’da bit pazarında, 2017 yılının yaz aylarında çekimini yaptığı fotoğraflardan kareler, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergi, 11 Kasım’a kadar Galeri Maltepe’de sanatseverlerin ziyaretine açık olacak

FMV Işık Okulları Kültür Konferanslarının 37.si, 9 Kasım’da gerçekleşecek. Yazar İpek Çalışlar, “Bilinmeyenleriyle Mustafa Kemal” konulu konferansta dinleyecilerle bir araya gelecek.

FMV Işık Okulları tarafından 5 yıldır gerçekleştirilen ve bugüne kadar iş dünyasından bilim insanına, yazardan siyasetçiye kadar pek çok farklı önemli ismi, dinleyicilerle buluşturan Kültür Konferansları’nın Kasım ayı konuğu yazar İpek Çalışlar olacak.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Mezunu olan İpek Çalışlar, gazeteciliğe TRT Haber Merkezi’nde başladı. 1980’li yıllarda Nokta Dergisi’nin haber müdürlüğünü yapan Çalışlar, Söz Gazetesi ve Sokak dergisinin kurucularından oldu. Bir dönem Cumhuriyet Gazetesi’nin haber müdürlüğünü de üstlenen İpek Çalışlar, on yıl boyunca Cumhuriyet Dergi’yi çıkarttı. Oral Çalışlar ile birlikte ‘’İran: Bir Erkek Diktatörlüğü’’ adlı kitabı yayımlayan Çalışlar’ın, 2006 yılında yaptığı görüşmeler ve belge araştırmalarının sonucunda ‘’Latife Hanım’’ adlı biyografi kitabı yayımlandı, yazar bu eserle Türkiye PEN Yazarlar Derneği’nin Duygu Asena Ödülü’ne sahip oldu. İpek Çalışlar’ın, Halide Edip Adıvar’ın yaşamını ele aldığı ‘’Halide Edib: Biyografisine Sığmayan Kadın’’ kitabı 2010 yılında raflarda yerine aldı. İpek Çalışlar son olarak 2018’in Eylül ayında ‘’Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatı’’ isimli eserini yayımlandı.

İpek Çalışlar’ın Kültür Bakanlığı Ödüllü film senaryosu ile çevirileri de bulunmaktadır.
Katılımın herkese açık ve ücretsiz olduğu konferans, 9 Kasım Cuma günü saat 18:00’de FMV Işık Okulları Nişantaşı Kampüsü, Sacit Öncel Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.

5 yıldır süren FMV Kültür Konferanslarına daha önce Nedim Gürsel, Prof. Dr. Bingür Sönmez, Ayşe Kulin, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ersin Özince, Özden İnönü Toker, Prof. Dr. Şevket Pamuk, Onur Öymen, Prof. Dr. Nihat Berker ve Evin İlyasoğlu gibi isimler konuşmacı olarak katıldı.