Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, dünyaca ünlü Rus roman yazarı Dostoyevski’nin ölümsüz eseri ‘Suç ve Ceza’yı 15 yıl aradan sonra Başkentli sanatseverlerle buluşturdu.

Devlet Tiyatroları (DT) Edebi Kurul Başkanı ve rejisör Bozkurt Kuruç’un yönettiği oyunun Cüneyt Gökçer Sahnesi’ndeki ilk gösterimini eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek, eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ömer Arısoy ile Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt izledi. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Arısoy, seyirciler tarafından uzun süre alkışlanan oyun sonrasında yönetmen ve oyunculara çiçek takdim etti. Arısoy, ardından kulise giderek oyuncuları tebrik etti.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Kurt, oyunun ardından yaptığı konuşmada Türk tiyatrosunun çok önemli ve değerli olduğunu belirterek, “Dünyanın en önemli klasik eserlerinden birisini dünya çapında bir rejisörümüz sahneye koydu. Onun için ne kadar mutlu olduğumuzu anlatamam. Biz Türk tiyatrosuna çok önem ve değer veriyoruz. Bugün Türkiye genelinde Ekim ayından bu yana 64 yeni oyun astık. Bunun 44’ü Türk tiyatrosuna ait, Türk yazarlarımızın eserleri. Türk tiyatrosunun kendi sanatçısıyla, kendi yazarıyla ve rejisörüyle gelişeceğine inanıyoruz. Fakat şunu da hiç eksik etmiyoruz. Dünya küçüldü, Türkiye büyüdü. O yüzden dünyanın sayılı eserlerine de, klasik eserlerine de Devlet Tiyatrosu sahnesinde yer veriyoruz. Bütün yazarlarımızın neredeyse her türlü eseri var. Bozkurt Kuruç hocamız Türk tiyatrosuna ömrünü adamış çok değerli bir sanatçı. Bugün Türkiye’de hiç gitmediğimiz kasaba, şehir ve belde kalmadı. 65 sahnemizde Türkiye’ye hizmet ediyoruz” dedi.

Devlet Tiyatrolarının dünyanın her yerinde perde açabilecek donanımda ve kapasitede olduğunu vurgulayan Kurt, “Sadece Türkiye’ye repertuar yapmıyoruz, biz aynı zamanda Balkanlar’dan da sorumluyuz. Aynı zamanda Avrasya’daki Türki Cumhuriyetleri’nden de sorumluyuz, Avrupa’daki Türk soydaşlarımızdan ve Kıbrıs’tan da sorumluyuz” dedi.

Önümüzdeki dönemde pek çok projeyi hayata geçireceklerini dile getiren Kurt, ilk defa Devlet Tiyatroları’nda bu yıl hiç oyunu oynanmamış kadın yazarların eserlerini seyirciyle buluşturduklarını söyledi. Kurt, dünya çapında değerli bir eseri seyirciyle buluşturdukları için oyunun rejisörü Bozkurt Kuruç’a ve sanatçılara teşekkürlerini iletti.

İzmir Belediyesi’nin kuruluşunun 150. yılı anısına, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli sanatçılardan piyanist-besteci Fazıl Say’ın yaptığı özel beste, tüm sanatseverlerden tam not aldı.

Say’ın İzmir Büyükşehir Belediyesi için bestelediği “İzmir Süiti”, ilk kez Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ndeki (AASSM) özel programda seslendirildi. “Körfez Dalgaları”, “Brahms İzmir’de”, “Kordon’da Sessiz Sabah”, “Chopin İzmir’de”, “Urla Şiiri”, “Rachmaninov İzmir’de” ve “Zeybek” başlıklı 7 bölümden oluşan “İzmir Süiti” adlı eser büyük beğeni topladı. Salonu dolduran sanatseverler, programın ardından sanatçıyı dakikalarca ayakta alkışladı. Yoğun istek üzerine tekrar piyanosunun başına geçen Fazıl Say, Rachmaninov için uyarla dığı İzmir Marşı yorumunu bir kez daha çaldı.

İzmir bestesini dünya dinleyecek
Çok sevdiği İzmir için böyle bir eser oluşturmaktan mutluluk duyduğunu söyleyen Fazıl Say, “İzmir Büyükşehir Belediyesi için bestelediğim İzmir Süiti’ni artık her konserimde çalacağım. Yani yılda en az 120 kez çalacağım bir eser oldu” diye konuştu. Konserin ardından sanatçıya çiçek vererek teşekkür eden İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Muzaffer Tunçağ, kazandırdığı bu ölümsüz eser için tüm İzmirliler adına Fazıl Say’a teşekkürlerini dile getirdi.

Ünlü sanatçı, bu özel İzmir bestesini, 27 Aralık’ta Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin 10. yılı nedeniyle gerçekleştirilecek konserinde bir kez daha seslendirecek.

Yalova Belediyesi, 29 Ekim – 28 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan kültür sanat etkinliklerinin takvimini açıklanan programa göre 2 tiyatro oyunu sergilenecek.

İlki 23 Kasım tarihinde sergilenecek olan ‘Kaçamak ya da Kaçamamak’ isimli oyunun ardından 28 Kasım günü ise ‘Leenane’in Güzellik Kraliçesi’ isimli tiyatro oyunu sanatseverlerle buluşacak.

Kahkaha Tufanına Hazır Olun
Yönetmenliğini Deniz Nida Şener’in yaptığı ‘Kaçamak Ya da Kaçamamak’ isimli komedi oyununda Ahmet Çevik, Şebnem Schaefer, Murat Gören, Yelda Alp, Cengiz Güleryüz ve Gamze Özalan yer alıyor. Macera dolu oyunda yer alan Ahmet Çevik, kadın erkek ilişkilerinin anlatıldığı seyircilerin çok eğleneceği ve gülmekten bitap düşeceklerini belirtmekte.

Leenane’in Güzellik Kraliçesi ile Umuda Tanık Olacağız
Sumru Yavrucuk, Rüçhan Çalışkur, Hakkı Ergök, Yurdaer Okur ve Serdar Yeğin’in sahneleyeceği ‘Leenane’in Güzellik Kraliçesi’ isimli tiyatro oyunun yönetmenliği ise Cüneyt Çalışkur yapmakta. Sevgisizlik, şiddet, hayal kırıklıkları gibi duygularla insanların iç dünyasının irdelendiği oyunda bir umut öyküsü konu alınıyor.

Biletler Satışa Çıktı
23 Kasım Cuma ‘Kaçamak Ya da Kaçamamak’ ve 28 Kasım Çarşamba günü ‘Leenane’in Güzellik Kraliçesi’ isimli tiyatro oyunlarının biletleri Uğur Mumcu Kültür Merkez Gişesinden satışa çıktı.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliği yaptığı Ankara Kadın Ressamlar Derneği Resim Sergisi, Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi’nde açıldı.

Türkiye’nin ilk kadın sanatçı derneği ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun kurucu üyesi olan Ankara Kadın Ressamlar Derneği, Atatürk devrim ve ilkeleri doğrultusunda kadın sanatçıları desteklemek amacıyla Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi’nde açtığı sergide birbirinden eşsiz sanat eserlerini Eskişehirlilerin beğenisine sundu.

Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen serginin açılışında konuşan dernek başkanı İnci Sarıaslan, “Ankara’da kurulduğumuz 1970 yılından bu yana Türk Kadını’nı sanata davet etmek onların sanata ilgisini uyandırmak amacıyla çalışmalar yürütüyor, etkinlikler düzenliyoruz. Kadınlarımızı yüceltmek, kadın hakları konusunda farkındalık yaratmak amacıyla Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, bu güzel mekanda, resim sergimizi açtık. Bize eserlerimizi sergileme imkânını tanıdığı için Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen ve ekibine çok teşekkür ederiz” şeklinde konuştu.
Ankara Kadın Ressamlar Derneği üyelerinin Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi’nde sergilenen eserleri 12 Kasım 2018 Salı gününe dek halkın beğenisine sunulmaya devam edecek.

Nilüfer Edebiyat Müzesi, Varlık Dergisi editörü Mehmet Erte’nin “Kurmacanın Doğası Üzerine” adlı atölye çalışmasına ev sahipliği yapıyor.

Nilüfer Belediyesi’nin Misi Mahallesi’nde (Gümüştepe) hayata geçirdiği Türkiye’nin alanında ilk ve tek Edebiyat Müzesi olma özelliğini taşıyan Nilüfer Edebiyat Müzesi, edebi buluşmalara ev sahipliği yapıyor. Müzede, Varlık Dergisi’nin 85’inci yılına atıfla 13 Ekim’de açılan “Varlık – Bir Uzun Koşu” sergisinin ardından, Varlık Dergisi editörü Mehmet Erte de “Kurmacanın Doğası Üzerine” atölye çalışmaları gerçekleştiriyor. 20 Ekim’den bu yana devam eden ve 8 hafta sürecek olan atölye çalışmalarına edebiyat tutkunlarının ilgisi büyük.

Misi’de bulunan Nilüfer Edebiyat Müzesi’nde gerçekleştirilen Mehmet Erte’nin atölye çalışmalarında “Özgün bir edebiyata gerçekten hazır mıyız? – Modernist tavır / Başkaldırı yolları”, ” Gündelik hayatta anlatının doğası – Bizi kuşatan senaryoları okumak / Hikâyeden öyküye”, “Anlatı(m) biçimleri

Anlatmak mı, göstermek mi? – Kahraman burada, anlatıcı nerede? ve “Kurmacanın matematiği” gibi konular ele alınıyor.
Varlık Dergisi editörü Mehmet Erte’nin, 8 Aralık’a kadar sürecek olan “Kurmacanın Doğası Üzerine” isimli atölye çalışmaları ücretsiz olarak Nilüfer Edebiyat Müzesi’nde gerçekleştiriliyor. Atölye çalışmalarının sonucunda katılımcılara belge verilecek.

Çankaya Belediyesi sanat merkezleri Kasım ayında birbirinden farklı etkinliklere ev sahipliği yapacak. Festivallerden sergilere, söyleşilerden konserlere birçok etkinliğin gerçekleşeceği programlar, Ankaralılara dolu dolu bir sanat ayı yaşatacak.

Çankaya Belediyesi sanat merkezleri Kasım ayında birbirinden farklı etkinliklere ev sahipliği yapacak. Festival, sergi, söyleşi, konser gibi birçok etkinliğin gerçekleşeceği programlar, Ankaralılara dolu dolu bir sanat ayı yaşatacak.

FİLM FESTİVALLERİ ÇSM’DE
Çağdaş Sanatlar Merkezi (ÇSM) Kasım ayının ilk günü, “Dil Derneği Emin Özdemir Türkçe Ödülü” törenine ev sahipliği yapacak. Kasım ayında üç farklı film festivalini Ankaralılarla buluşturacak ÇSM’de ilk olarak, “2. Uluslararası Latin Amerika ve Karayip Film Festivali” günleri düzenlenecek. 4-7-11-21 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek film gösterimlerinde Küba, Arjantin, Şili, Venezuela gibi ülkelerden seçme filmler perdeye yansıyacak. 12-17 Kasım tarihleri arası ise “9. Çağdaş İtalyan Filmleri Haftası” da ÇSM’de 6 farklı İtalyan filmini sinema severlerle buluşturacak. ÇSM Kasım’ın son günlerini ise “24. Gezici Festival” ile kapatacak. 30 Kasım-6 Aralık tarihleri arası düzenlenecek festival, sinema tutkunlarının karşısına zengin bir seçki ile çıkacak. Sergi programları ile de dolu dolu bir içeriğe sahip olan ÇSM, Kasım ayının 15’inde ise Újbuda’nın üç yetenekli gencinin sergisi ile kapılarını açacak. “Viewpoints- Újbudalı Sanatçılar Ankara’da” isimli sergi, 26 Kasım’a kadar görülebilecek. ÇSM 15 Kasım-8 Aralık tarihlerinde “Mimarlar Derneği 1927”, 16-30 Kasım tarihleri arası “Çağdaş Sanatlar Sergisi” ve “Başka Bir Ben Yok”, 23-30 Kasım tarihleri “Aynı Yerde” adlı sergilere ev sahipliği yapacak.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET GÜNÜ ETKİNLİKLERİ YILMAZ GÜNEY’ DE
Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarında Nazi Almanya’sından kaçan Alman bilim ve sanat insanlarından Prof. Eduard Zuckmayer’in anılacağı etkinlik 1 Kasım saat 19.00’da Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleşecek. 11-18 Kasım tarihlerinde “2. Uluslararası Çocuk Diyarı Film Festivali” ne Yılmaz Güney Sahnesi ev sahipliği yapacak. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddet Günü kapsamında düzenlenecek etkinlikler ise 19 Kasım’da başlayacak. İlk gün Banu Güven Söyleşisi ile başlayacak program, tiyatro, konser ve film gösterimleriyle devam edecek. Etkinlikler kapsamında Işıl Yücesoy da söyleşi ve konserle Ankaralılarla buluşacak. Yılmaz Güney Sahnesi 26 Kasım 2 Aralık tarihlerinde ise 23. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nin adresi olacak.

OSMANLI BÜROKRATININ KARİKATÜRLERİ
Açıldığı günden bu yana farklı sergi ve etkinlik programları ile Çankaya’nın sanat hayatına yeni bir soluk getiren Zülfü Livaneli Kültür Merkezi de 23-25 Kasım tarihleri arası Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nin (ANAMED) “Yusuf Franko’nun İnsanları: Bir Osmanlı Bürokratının Karikatürleri” sergisini Ankaralılarla buluşturacak. 19. yüzyıl sonu Osmanlı bürokratı, Hariciye Nazırı, Mutasarrıf, cemiyet adamı ve aynı zamanda oyunbaz bir karikatürist olan Yusuf Franko Kusa Bey’e ait karikatür albümü dönemin yüksek cemiyet mensupları, Osmanlı paşaları, Levantenler, sanatçılar ve diplomatların hiciv yüklü portrelerinden oluşuyor.

Galeri Çankaya ise 1-10 Kasım tarihleri arası ressam Hamza Saykan’ın “Geldikleri Gibi Giderler” adlı Atatürk resimleri sergisine ev sahipliği yapacak.

Çankaya Belediyesinin Kasım ayı kültür-sanat etkinliklerinin ayrıntılı programına www.cankaya.bel.tr internet adresinden ulaşılabilir.

Türkiye’deki ilk ve tek aylık çocuk mizah dergisi olan Süper Penguen, Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi’nde 3 Kasım – 2 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek bir sergi ile 4’üncü yaşını kutlayacak.

SÜPER PENGUEN 4 YAŞINDA SERGİSİ KARİKATÜR EVİ’NDE
Türkiye’deki ilk ve tek aylık çocuk mizah dergisi olan Süper Penguen, Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi’nde 3 Kasım – 2 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek bir sergi ile 4’üncü yaşını kutlayacak.

ERDİL YAŞAROĞLU KONUK OLACAK
Süper Penguen 4 Yaşında Sergisi, Kasım 2014 tarihli ilk sayıdan itibaren, tüm Süper Penguen kapaklarıyla ziyaretçileri derginin geçmişine kısa bir yolculuğa çıkaracak. Sergide ayrıca, Süper Penguen logosu ve karakterinin nasıl bulunduğu, Selçuk ve Erdil’in anlatımıyla Süper Penguen filmi, kapak eskizleri, Erdil’in Çizgi Dünyası videoları, Süper Penguen’in içindeki bölümlerine ait bir kolaj da olacak. Sergi, 3 Kasım – 02 Aralık tarihleri arasında gezilebilecek. Karikatürist Erdil Yaşaroğlu da sergi açılışında Karikatür Evi’nde ziyaretçilerle buluşacak.

ÇOCUKLARA KARİKATÜRÜ SEVDİRDİ
“Çünkü bütün çocuklar süperdir” sloganıyla 7-13 yaş arası çocuklar için hazırlanan Türkiye’deki ilk ve tek aylık çocuk mizah dergisi olan Süper Penguen, yayın hayatına 2014 yılının Kasım ayında başladı. Selçuk Erdem ve Erdil Yaşaroğlu tarafından, mizahın duyguları ifade etmenin en iyi yollarından biri olduğu gerçeğinden hareketle kurulan Süper Penguen, çocuklara pek çok konuda çeşitli bilgileri mizahi bir dille aktarmanın yanı sıra karikatür çizmeyi de öğretmeyi hedefledi.

Kırşehir’de yaklaşık 40 yıldır esnaflık yapmakta olan  60 yaşındaki Hüseyin Karaca, Anadolu’nun birçok ilinden ve yaşadığı şehrin hurdacılarından topladığı eski eşyalarla halı yıkama atölyesini adeta müzeye dönüştürdü: “Buradaki eşyaların en eskisi 200 yılın üzerinde. En yeni eşyalar 50-60 yıllık. Daha yenisi yok”

Gazyağı ocağından sabanlara, halı ve kilimlerden tahta eldivenlere, dürbünlerden bakır kaplara kadar binin üzerinde eski eşya bir arada tutan Karaca, halı yıkama işi yaptığı 600 metrekarelik işletmesinin bir bölümünü bu eşyalara ayırarak meraklıları için sergiliyor.

Sadece halk değil zaman zaman üniversite öğrencileri de gelip dersleri için Karaca’nın eski eşyalarını inceliyor. Karaca, Kırşehir’de kahvehane işletmeciliği ve şoförlük yaptıktan sonra halı yıkama işine girdiğini, yaklaşık 30 yıldır da hem eşi ile bu mesleği sürdürdüğünü hem de içindeki merak nedeniyle eski ve tarihi eşyaları biriktirmeye başladığını anlattı.

Kırşehir’den ve Anadolu’nun farklı illerinden topladığı tarihi halı ve kilimlerden sabana, eski tüfeklerden bakır kaplara kadar binin üzerindeki eşyayı 600 metrekarelik iş yerinde sergilediğini belirten Karaca, bu mirası da kendisi gibi tarihe meraklı olan torununa bırakmayı planladığını dile getirdi.

Amacının, geçmişi gelecek nesillere tanıtmak olduğunu vurgulayan Karaca, “Tarihi eserleri, geçmişi, atalarımızın ve dedelerimizin kullandığı eşyaları seviyorum. Şimdi bunları yapan yok. Eski eşyaları hurdaya verenlere üzüldüğüm için ben de biriktirmeye karar verdim. Hobi olarak eski eşyaları biriktiriyorum. Bini geçkin tarihi eşyam vardır.” dedi.

UNESCO tarafından ‘Dünya Kültür Mirası’ ve ‘Dünya Belleği’ listelerindeki tek antik şehir unvanıyla Türkiye’nin en gözde turizm merkezleri arasında yer alan Hattuşa Antik Kenti’nde bulunan 5 bin yıllık tarihi tapınak restorasyona alındı.

“Bin tanrılı kent” olarak anılan Hattuşa’da, 1906 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesi adına başlatılan kazılar, 1931 yılından bu yana ise Alman Arkeoloji Enstitüsünün himayesinde devam ediyor. Milattan önce 1280’de Hititler ile Mısırlılar arasında yapılan ve tarihte bilinen ilk yazılı antlaşma Kadeş Antlaşması’nın da imzalandığı başkent olarak da bilinen Hattuşa’da arkeolojik kazıların yanı bilimsel çalışmalar yapılıyor. Uzmanlık gerektiren restorasyon çalışmaları Alman Arkeoloji Enstitüsü adına kazı çalışmalarını yürüten Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner tarafından titizlikle takip ediliyor.

Restorasyon çalışmaları hakkında bilgi veren Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner, büyük tapınağın Hititlerin en önemli dini yapılarından birisi olduğunu söyledi.

Tapınağın Hititler dönemindeki çıkan bir yangın sonucu tahrip olduğunu açıklayan Prof. Dr. Adrneas Schachner, “Yangında yapıdaki kireç taşlar zarar görmüş, parçalanmış. Bunları birkaç yıldır yoğun ve masraflı bir çalışma ile restore ediyoruz. Bu çatlakları temizleyerek restorasyon harcı ile doldurarak taşları birbirine yapıştırıyoruz” dedi.

Yapılan restorasyon çalışmalarıyla eserlerin koruma altına alındığını dile getiren Prof. Dr. Schachner, “Bu restorasyonlar 20-30 yıl daha eserleri koruyacak. Küçük çaplı çatlamalar olabilir. Şu anda tapınaktaki restorasyon çalışmalarının yüzde 20’si ancak tamamlandı. Çalışmalar uzmanlık gerektiriyor” diye konuştu.

İlk kez 2-3 Kasım günlerinde Çırağan Sarayı’nda düzenlenecek Penfest’te hem orijinal yüzlerce farklı kalem hem de ünlü kalem işleme sanatçılarının eserleri tanıtılacak. Festivalde ünlü markalar özel serilerini koleksiyonerlerle ve kalem tutkunlarıyla bir araya getirecek. Stil fenomenleri, sanatçılar ve markaları buluşturacak Penfest’te ünlü kalemişleme ustalarının performansları da yer alacak. Kurulacak Mürekkep Bar’da ise kalemler farklı mürekkep çeşitleriyle denenebilecek. Orijinal tasarımların nasıl ortaya çıktığı ile kalemlerin yapım aşamasında hangi işlemlerden geçtiği tasarımcılarının söyleşilerinde anlatılacak.

Mürekkep Bar!

Kalem işleme sanatçılarının gösteriler yapacağı etkinliği canlı müzik eşliğinde gezen kalem severlere firmaların çeşitli sürprizleri de olacak. Ayrıca, kurulacak Mürekkep Bar’da da kalemler farklı mürekkep çeşitleriyle denenebilecek.

Çorum’un Boğazkale ilçesinde Doç. Dr. Andreas Schachner eşliğinde yürütülen kazı çalışmalarında, ritüellerde kullanıldığı düşünülen 3 bin 500 yıllık içme kabına ulaşıldı. Boğa biçimli içme kabının, üst düzey yöneticiler tarafından kullanıldığı tahmin ediliyor.

Hitit uygarlığına başkentlik yapan Çorum’da Alman Arkeoloji Enstitüsü adına kazı çalışmalarına devam eden Doç. Dr. Andreas Schachner, eserle ilgili yaptığı detaylı açıklamada şu bilgilere yer verdi:

“Günümüzden yaklaşık 3 bin 500 yıl öncesine ait bir eser. Anıtsal bir yapıdaki kazı çalışmaları sırasında molozların altında bulundu. Bu yapı da tahminimize göre Hitit döneminde büyük ritüeller ve kült aktivitelerin yapıldığı bir mekân. Önceki yıllarda buna benzer iki eser daha bulunmuştu.

Bu da aynı binadan çıkarılan üçüncü eserimiz oldu. Ritüeller sırasında Hititlerin ileri gelenlerinin veya üst düzey yöneticilerinin içme kabı olarak kullandığı bir eser olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Hititlerde ‘tanrıyı içmek’ diye bir tabir vardı. Ritüellerde yapılan bir şey. Hititlerin elit kısmındaki insanlar belki de rahipler tanrıyı bu tarz bardaklarda içerlerdi. Eserin bir özelliği de bir bütün olarak bulunmasıdır.”

Nevhiz Tanyeli bir konuşmasında sözlerine şöyle devam ediyor :
“Bu nedenle biçimsel bir oyun olamaz resim yapmak. Yaşam daha trajik, komik, çirkin, güzel, umarsız, umutludur sanattan. Sanat yaşamın izdüşümü olmaya, yaşama yanıt veren yaşamınkine denk bir dizge oluşturmayı çabalar sadece. Oyun gibi bir şey işte…”

Nevhiz Tanyeliyi  daha yakından tanıyalım

Nevhiz Tanyeli, 1941 yılında dünyaya gelmiş, hâlâ da kendini ileriye taşıyan bir ressam. Daha 15 yaşındayken günlüğüne “Akademiye sonra Paris’e gideceğim, ressam olacağım.” diye not düşmüş. O zamandan kararlı ve kendinin farkında olan biriymiş. Ailesinin, bugün de değişmeyen “ressam olursan aç kalırsın” uyarılarına rağmen dediğini gerçekleştirmiş ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim almış. Neşet Günal, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Cemal Tollu atölyelerinde çalışmalarını sürdürmüş.

İlerleyen zamanlarda akademik kariyerine eğilim göstermiş. Çünkü ailesinin dediği gibi resim yapmak maddi gelir kazandırmamış. Oğluna bakmak zorunda olan Tanyeli, sırasıyla çalışmalarını tamamlayarak “profesör” unvanını almış. Tabi ki resim yapmaktan vazgeçmemiş. Açtığı sergiler sonucunda 2003 “Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü”ne, 2014 Yılında ise “Tüyap Fuarı Onur Ödülü”ne layık görülmüş.

Peki Tanyeli’nin resim anlayışı nasıl ?

Biraz da Tanyeli’nin resim anlayışına değinecek olursak kendine özgü sözleriyle karşılaşıyoruz. Orhan Çelik’in sunduğu bir programda resimlerini nasıl tanımladığı sorulmuş kendisine. Tanyeli ise; “Resimlerimi tanımlamak, sözele dökmek neredeyse olanaksız, görsel bir dille çalışıyorum.” demiş. Tablolarındaki üslubun yapı taşı olan çizgisel öğeler ise kendiliğinden oluşmuş. Hiçbir zaman düzenli bir ressam olamadığından bahsetmiş. İçinden geldikçe dokunmuş boyalara, fırçalara, tuvallere… Ayrıca ara ara röportajda: “Sanat yapmak bir maceradır. Resim yaratıcı emeğin, yaratıcı emeğe eklenmesidir.” diye de fikirlerinden bahsetmiş.

Kısaca özet geçicek olursak Nevhiz hanımın önemli bir dönemde, önemli isimlerle çalıştığını, resim yapmanın onun için bir iç meselesi olduğunu görüyoruz. O eski nezaket ve saygı ikilisini hâlâ sözlerinde barındırıyor. Tabloları ise teknik açıdan biraz Van Gogh’a benziyor. Resimlerindeki figürleri ise her biri ayrı bir ruh halini fısıldıyor. Yaşamanın yükü ile yorulanlar, resimlerce bağırmak isteyip susanlar, zevklerinden, tutkularından vazgeçmeyenler, başından olay eksik olmayanlar ve daha bir sürü insan… Tanyeli, her bir sayfası farklı bir insanı ve ruh halini anlatan bir roman yazıyor aslında, yıllardır süren ve hiç bitmeyecek gibi…