Ordu’daki Kurul Kalesi kazılarında ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinden sonra Dionysos ve Pan heykeli bulundu.

Türkiye’de tahtında oturan ilk ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinin bulunduğu Ordu’nun 2 bin 300 yıllık Kurul Kalesi yerleşkesinde yapılan arkeolojik kazılarda bu defa da Dionysos, Pan heykeli ve hayvan biçimli dini kap olan Riton bulundu.

Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından Doğu Karadeniz Bölgesi’nin ilk bilimsel arkeolojik kazısı kapsamında, Altınordu’ya bağlı Bayadı Mahallesi’nde bulunan Kurul Kalesi’nde 8 yıldır süren kazılar bu yıl da devam ediyor.

Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında, aynı üniversiteden 15’i arkeolog, 40 kişilik ekip, 16 Temmuz’da kazı çalışmalarına başladı.

Daha önceki kazılarda bulunan 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen, 110 santim yüksekliğinde, mermerden yapılmış tahtında oturan ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinin ardından, bu yılki kazılarda da yeni heykeller bulundu. 6’ncı Mithridates’ın kalesi olduğu tahmin edilen bölgede yapılan yeni kazıda Dionysos, Pan heykeli ve hayvan biçimli dini kap olan Riton bulundu.

Yapımcılığını BKM’nin üstlendiği, Koca Kafalar’ın yaratıcısı ve Grafi 2000’in kurucusu Varol Yaşaroğlu imzalı ‘‘Kral Şakir-Uzayda Şamata’’ BKM yapımcılığında ilk kez tiyatro sahnesinde… Televizyon ve sinema filminin ardından tiyatroya uyarlanan “Kral Şakir – Uzayda Şamata”3 Kasım Cumartesi günü İstanbul Komedi Festivali kapsamında ilk kez BKM’ de çocukların karşısına çıkacak.

Türk aile yapısı ve kültür öğeleriyle kaynaştırılarak bir aslan ailesinin başından geçen komik ve neşeli hikayeleri anlatan Kral Şakir bu kez tiyatroda…Rejisi, ışığı, sahne tasarımları ve büyük titizlikle çalışılan zorlu kostümleriyle “Kral Şakir – Uzayda Şamata” 3 ay süren hazırlık çalışmasının ardından tiyatro oyunuyla sevenleriyle buluşmaya devam ediyor.

Ünlü karikatürist ve Kral Şakir’in yaratıcısı Varol Yaşaroğlu ‘’Kral Şakir’i dizisi, sinema filmi ve lisanslı ürünleri ile 360 derece yayarak Türkiye’nin en güçlü markalarından birisi haline getirmek için yola çıktık. Kral Şakir’in bir tiyatro oyununun da olmasını çok arzuluyorduk. Bunu ancak yıllardır alanında öncü olmuş BKM gibi büyük ve güçlü bir şirket ile başarabilirdik. Gerçekten senaryosunu ulaştırdığımız andan itibaren BKM’nin yönetmenleri ve ekibi “sevgilerini katarak” büyük bir titizlikle harika bir çalışmaya imza attılar. Grafi2000 Prodüksiyon olarak sahnedeki karakterlerin interaktif etkileşimde olacakları animasyonları en yüksek kalitede hazırlamaya büyük özen gösterdik. Eminiz ki oyunumuzun müzikleri çok beğeni toplayacak ve seyirci tiyatro sahnesinden çok çok mutlu ayrılacaklar’’ dedi.

Oyun programı:

3 Kasım Cumartesi Beşiktaş Kültür Merkezi 13.00
10 Kasım CumartesiMOI Sahne 13.00
11 Kasım PazarBeşiktaş Kültür Merkezi 13.00
18 Kasım PazarBeşiktaş Kültür Merkezi 13.00
24 Kasım CumartesiArtı Sahne Mecidiyeköy 12.00
25 Kasım PazarBeşiktaş Kültür Merkezi 13.00

Kral Şakir Uzayda Şamata hayal dünyasına sizleri bekliyor.
Şakir ve Canan, kaybolan anne ve babalarını bulmak için galaksiler arası çılgın bir yolculuğa atılıyorlar. Fil Necati ve Mirket de onlara bu eğlenceli ve bir o kadar da heyecanlı macerada eşlik ediyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği “1 Festival İzmir”de sahne sırası, perküsyonda uluslararası ün yapan Burhan Öçal ve İstanbul Oriental Ensemble’daydı.

İzmir’in kültür-sanat yaşamında çok özel bir yeri olan Büyükşehir Belediyesi Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM), “bir festivalden fazlasını” vaad eden “1 Festival İzmir” projesiyle İzmirli sanatseverlerden tam not aldı. Bu yıl 3. kez düzenlenen “1 Festival İzmir”in üçüncü konserinde sahne sırası, vurmalı çalgılar virtüözü, perküsyonun önemli ismi Burhan Öçal ile İstanbul Oriental Ensemble’daydı. AASSM Büyük Salon’daki konserini İzmir Marşı ile açan Öçal, izleyenlere unutulmaz anlar yaşattığı gecede sık sık İzmir’e olan hayranlığını dile getirdi.

Uluslararası sanatçı
Burhan Öçal, ülkenin önemli bestecilerinden olmasının yanı, sıra sinema oyuncusu kimliğiyle de tanınıyor. Türkiye’deki çağdaş kültür ve müzik dünyasına yön verenlerin başında gelen usta sanatçı, her tür müzik tarzına olan merakı sayesinde, uluslararası çapta müzisyen ve sanatçılarla bir araya geldi. İsviçreli Caz müzisyenleri Pierre Favre ve George Gruntz, Portekizli piyanist Maria Joao Pires ve efsanevi Weather Report’un kurucusu Joe Zawinul ile daha genç yaşlarında birlikte çalışmaya başladı. Kendi grubu İstanbul Oriental Ensemble’ın kuruluşundan bu yana geçen 16 yıl boyunca birçok ülkeye misafir oldu ve birçok ödüle layık görüldü. Bu dönemde Sting ve Kronos Quartet gibi ünl&uuml ;lerle birlikte sahne aldı. Uzun yıllar boyunca Avrupa ve Amerika’da birlikte turneye çıktığı gitarist Elliot Fisk başta olmak üzere Paco de Lucia ve Andreas Vollenweider gibi müzisyenlerle de birlikte çalışma şansı yakaladı. Öçal, Amerikalı basçı Jamaaladeen Tacuma ile birlikte Alla Turca albümünü çıkardıktan sonra Montreal Caz Festivali’ndeki konserinde 150 bin insanı büyüledi.

Nilüfer Belediyesi’nin Drama Atölyesi’nde eğitim alan katılımcılar, performanslarını Devekuşu Kabare’nin Deliler-Yasaklar oyunu ile sergiledi. Oyun, salonu dolduran sanatseverlerden büyük alkış aldı.

Nilüfer Belediyesi’nin, vatandaşların bireysel gelişimlerine katkı sunmak ve yaratıcılık özelliklerini ortaya çıkarmak amacıyla düzenlediği atölyelerden biri olan Drama Atölyesi, bu yıl da büyük ilgi görüyor. Uzman eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilen Drama Atölyesi’nde bu yıl, tüm gruplarda 250 katılımcı yer alıyor. Atölyede eğitim alan katılımcılar, performanslarını da sahneledikleri oyunlarla sergiliyor. Drama Atöylesi’nin son dönem eğitimine katılanlar, Turgut Özakman ile Kandemir Konduk’un kaleme aldığı ve yönetmenliğini Gökhan Sekmen’in yaptığı Devekuşu Kabare’nin, Deliler-Yasaklar adlı oyununu sahneledi. Uğur Mumcu Sahnesi’ndeki oyuna, sanatseverler büyük ilgi gösterdi. 12 kişiden oluşan oyuncu kadrosu, oyunun sonunda ayakta alkışlandı.
Oyunu sahnelemeye devam edeceklerini belirten Nilüfer Belediyesi Drama Atölyesi eğitmenlerinden Gökhan Sekmen, yeni dönem çalışmalarının da başladığını ifade etti. Sekmen, “Yeni dönem çalışmalarımıza yetişkin ve çocuk gruplarımızla başladık. Mayıs ayına kadar devam edecek çalışmalar sonunda hem yetişkin hem de çocuklar ile benzer bir projeyi daha seyirci karşısına çıkacağız” dedi.

Küratörlük, enstalasyon, heykel, fotoğraf, sinema ve edebiyat gibi birçok yeteneğe sahip Çin’in çağdaş sanatla tanışmasını sağlayan “asi bir deha”dır Ai Weiwei.

Ünlü şair Ai Qing’in oğludur Ai. Babasının sağ karşıtı hareketlerinden dolayı çocukluğu ailesiyle birlikte Xinjiang İşçi Kampı’nda geçmiştir. 1975’te Pekin’e, 1981’de ABD’ye gider ve burada Marcel Duchamp, Andy Warhol gibi öncü isimlerden etkilenmesi sanatının dönüm noktasıdır.

Birçok sanat eserine imza atmıştır. En büyük mottosu Çin’de ne olup bittiğini gizli tutmamak olan Ai, aynı zamanda eski ve yeniyi sentezleyerek sanatını icra etmiştir. Çoğu eserinde Çin ve Batı kültürünün karşılaştırılmasına da rastlamak mümkündür.

Sadece sanatçı kişiliğiyle tanınmayan Ai, aynı zamanda aktivist ve insan hakları savunucusudur. Politik dili, mesaj içerikli çalışmaları yüzünden çoğu zaman başı hükümetle derde girmiş fakat asla yılmamıştır. Bunun en büyük örneklerinden biri, 2008 Siçuan Depremi’nde çok sayıda yıkılan ve binlerce ölüme sebep veren inşaatların peşine düşüp, inşaatta kullanılan malzemelerin kalitesizliğini ve eksikliğini belgeleyerek tüm dünyaya kanıtlamasıdır. Bu şekilde de resmi makamların hedefi olmuştur. “Vergi yolsuzluğu” iddiasıyla hapse atılır, ardından kefaletle serbest bırakılır.

Ressam Robert Delaunay’ ın (1885-1941) annesinin sipariş ettiği yılan oynatıcısı, akademik bir eğitim almamış olan ressam Henri Rousseau tarafından, avangard akıma kabul edildikten sonra yapılır.

Ay ışığının aydınlattığı ormanda gizemli bir figür flüt çalarak otların arasındaki yılanları çağırır. Ay ve flamingodan tropik bitki örtüsüne kadar resimdeki her öge aplike kumaş deseni gibi görünmektedir ve kompozisyona iki boyutlu bir his verir.İki akademik ressam, Felix Augusto Clement (1826-88) ve Jean-Leon Gerome (1824-1904), Rousseau’ya  tek öğretmeninin doğa olmasını tavsiye ederler ve Rousseau da bu öğüdü yaşamının sonuna kadar uygular. Bu iki akademik ressam, aynı zamanda Rousseau’ya Louvre’daki eserlerin kopyalarını yapabilmesi için gereken iznin çıkartılmasını da sağlarlar. Rousseau, orman betimlemeleriyle tanınsa da, aslında Fransa dışına hiç çıkmamıştır. Bunun yerine eskiz defterini alıp Pariste’teki Jardin des Plantes’da saatlerce çizim yapar. Bu resim de, tuhaf bitkileri ve egzotik canlılarıyla kösnül ve düşsel bir özelliğe sahiptir. Eserin saflığı, barındırdığı ritmik formlar ve parlak renk paleti Primitivizm’e özgüdür. Rousseau’nun tekniği, genç ressamları hayli etkiler.

Hayatı

21 Mayıs 1844’de Laval’da doğan Henri Rousseau “Gümrükçü” lakabıyla anılırdı.  Bir tenekecinin oğlu olan Rousseau, Angers’de bir avukatın yanında bir süre çalıştı. Bu arada avukatla arasında meydana gelen bir olay sonunda, avukatın kendisini mahkemeye vermesinden kaçınmak için 1863 yılında askere yazıldı.

Maxmilien’in ordusuna katılarak Meksika’ya giden Henri Rousseau’nun 1870 harbi yıllarında bazı kahramlıklar yaptığı söylenir. 1867 yılında Paris’e dönen Rousseau, burada Clémence adında bir kızla tanıştı. iki yıl sonra da evlendi.

1871 yılında Paris gümrüğünde bir iş buldu. Ancak bu görevi gümrükçülük değildi ve ikinci sınıf kâtiplikten ileriye gidemedi. Rousseau, kendisini her zaman izleyen ve teşvik eden ressam Clément’den daima minnetle söz etmişti. İzlenimci görüşle eserler yapmaya başlayan sanatçı, eserlerini 1885 yılında Red edilenler Sergisi’nde sergilemeye başladı; fakat resimleri alay konusu oldu ve dikkati çekmedi. Nihayet Signac, Rousseau ile ilgilenmeye başladı. Signac, fikirleriyle sanatçıyı etkileyerek Onu bağımsızların arasına kattı; bundan böyle Rousseau, tüm yaşamı boyunca Bağımsızların sergilerinde eserlerini sergiledi. Bu arada Pissarro da Rousseau ile ilgilenmeye başladı ve O’na Gustave Kahn’ı örnek gösterdi.

1888’de karısı Clémence’i kaybeden sanatçı, tüm yaşamı boyunca bu kadını kutsal bir anı olarak anımsadı. Sanatçı, bir süre sonra gezi dergilerinden ilham alarak egzotik manzaralar yapmaya başladı. Egzotik konulu ilk eseri fırtına karşısında şaşırmış bir kaplanı temsil eden ve 1891 yılında sergilenen eseridir. Ressam eserlerinde hayal ile gerçeği bir arada vermek istiyordu.

Sanatçıdan ilk söz eden kimse, 181’de “Joumal Suisse’e yazdığı yazıyla Vallotton oldu. Rousseau, 1893 yılında kırk dokuz yaşındayken yılda 1019 frankla emekliye ayrıldı. Bu yıllarda sanatçı, geçimini temin etmek için keman ve solfej dersleri verdi; komşularının portrelerini çizdi. Rousseau gibi Laval’lı olan Alfred Jan sanatçıyı tanıyarak “L’Art Littèrairewde Rousseau ile ilgili yazılar yazdı. Rousseau, bu arada onun bir portresinş yaptı, fakat bu eser daha sonra kayboldu. “La Revue Blanche” dergisinde Natanson, Rousseau’ya değinerek Bağımsızlardan söz etti. Rousseau, 1895-1897 yıllarında “Uyuyan Çingene” ve “Kayaların Üzerinde Çocuk” adlı iki önemli eserini meydana getirdi.

Bu yıllarda yeniden evlenmeyi düşünen Rousseau, para kazanmanın yollarını arıyordu. Sanatçı, Vincennes dolaylarından esinlenerek yaptığı bazı peyzajlarıyla Belediye’nin 1898 yılında düzenlediği müsabakaya kaldı; fakat jüri pek katıydı. Rousseau, Laval Belediye Reisi’ne yazarak “Uyuyan Çingene” adlı eserini doğdu şehre satmak arzusunda olduğunu bildirdi; ancak O’nun bu teklifi cevapsız kaldı. “Öksüz Bir Rus Kızın İntikamı” adlı bir melodram yazdı fakat yayımlamadı. Henri Rousseau, 1899 Ağustosunda ikinci evliliğini yaptı.

1899 ve 1900 yıllarında Cézanne ve Signac ile birlikte Seçim Komisyonu’na girdiği için Bağımsızlar Sergisi’nde eserlerini sergileyemedi. 1903 yılında ikinci karısını da kaybeden Rousseau, yaşamının geri kalan kısmını Apollinaire ve kubist arkadaşlarının yolladıkları bilgilerle tek başına geçirmeye başladı. 1906 yılında “Rénovation Esthétique” dergisi, Matisse gibi kurnazlarla Rousseau gibi masumlardan söz ediyordu.

Bu yıllar süresince macera ve gülünç kaprisli olaylar birbirini izledi. O’nun iyi niyetinden yararlanan bir dolandırıcının kurbanı olan sanatçı, hapse girmekten güçlükle kurtuldu. Picasso‘ya söylediği şu cümle manidardır: “Sen Mısır tarzında, ben modern sanat tarzında eserler veren biz ikimiz, bu çağın en büyük ressamlarıyız”. Rousseau’nun sanatını en iyi anlayanlar yine sanatçılar oldu. 1909 yılında başta Apollinaire olmak üzere bazı sanatçılar, hiçbir çıkarları olmadan Rousseau’nun lehinde bazı yazılar yazıyorlardı. Genç Amerikalı ressam Max Weber, ilki 1910 yılında Rousseau’nun hemen ölümünden sonra olmak üzere, New York’ta sanatçının eserlerinden oluşan sergiler düzenledi.

Ardegno Soffici, yalnız Rousseau’ya hayran olmakla kalmayıp, sanatçının bazı eserlerini satın aldı ve ressama yeni müşteriler sağladı. 1910 yılı Ağustos ayında hayata gözlerini yummadan az önce “La Voce” dergisine bir makale yazan sanatçı, sanatın nefis artistik yönünü aydınlatıyordu.

Brancusi’deki mezarının üzerine kazılmış Apollinaire’in mısraları şöyle başlıyordu: “Nazik Rousseau, bir dinle…”

Sokak sanatçısı olarak tanınan Banksy’nin ‘Kırmızı Balonlu Kız’ adlı tablosu  Londra’daki Sothbey’s Müzayede Evi’nde 1.2 euro gibi yüksek bir değerde alıcısını buldu. Ancak eser satılır satılmaz kendi kendini yok etti!

Ünlü sokak sanatçısı Banksy’nin ‘Kırmızı Balonlu Kız’ adlı eseri Londra’daki Sothbey’s müzayede evinde açık artırmaya sundu.
Bir kız çocuğunu kalp şeklindeki bir balona erişmeye çalışırken tasvir eden eser, 1.2 milyon euroya alıcı buldu.

Ancak 2006 tarihli eser, satıldıktan birkaç dakika sonra eserin çerçevesi içine gizlenmiş kağıt imha makinesi vasıtasıyla kendi kendini yok etti.

Kimliği tam olarak bilinmeyen Banksy o anı Instagram hesabından ” Gidiyor, gidiyor, gitti…” mesajıyla paylaştı.

BANKSYLENDİK

Sotheby’s’in üst düzey yöneticisi Alex Branczik açıklamasında “Öyle görünüyor ki Banksylendik’ dedi.

Kırmızı Balonlu Kız’ı satın alan alıcının kimliği açıklanmazken eserin satışının tamamlanıp tamamlanmadığı da netleşmiş değil.

 

1904 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Sabiha Bengütaş, ilköğrenimini  Eyüp Sultan Reşadiye Numune Mektebi’nde tamamlar. Babası Ziya Bey’in Şam’a gönderilmesi üzerine ailesiyle birlikte dört yıl boyunca burada yaşamını sürdürür. Bu arada bir yıl da Fransız Katolik Mektebi’ne devam eder. Daha sonra İstanbul’a döner, ailesiyle birlikte Büyükada’ya yerleşir ve burada Köprülü Fuat Paşa Okulu’ndan mezun olur. Küçük yaştan beri güzel sanatlara tutkusu olan Bengütaş okulda, evde resimler yapar. Bu alandaki yeteneğini geliştirmek için, 1920’de Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Resim Şubesi’ne girer.

Bu sırada kendi kendine, antik bir büstü kopya eder. Eseri gören Heykel Şubesi Hocası İhsan Bey, bunu Sabiha Hanım’ın yaptığına inanamaz, gerçeği öğrendiği vakit  “Sen, evin temelini yapmadan çatıya çıkmışsın” diyerek beğeni ve takdirini bildirir. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Resim Şubesi’nde bir yıl çalıştıktan sonra bölüm değiştirerek, Heykel Şubesi’ndeki üç erkek öğrenci arasına ilk kız öğrenci olarak katılır.

İlk Kız Öğrenci

“Bir kadının sanatkâr olamayacağını iddiâ edenler, nihayet Sanayi Nefise mektebinin yetiştirdiği ilk kadın heykeltıraşın muvaffakiyetleri önünde rükûa (eğilmeye) mecbur oldular.
Nitekim Sabiha Ziya Hanım bizde ‘ilk yetişen heykeltıraş kadın’dır. Heykeltıraşlık -o zamanlarda zaten Türkiye’de henüz doğmaya başlayan- yeni tanınan bir sanattır. Bu yeni sanatta bir Türk kadının birden bire böyle parlak bir muvaffakiyet göstermesi doğrusu şâyân-ı takdîre değerdir.”

Sabiha Hanım’ın heykeltıraşlık tutkusu öylesine coşkulu ve güçlüdür ki, bütün gücüyle çalışarak bu mesleğin sırlarını öğrenir, Türkiye ve yurt dışında ilk Türk kadın heykeltıraş olarak tanınır.

“1920’de Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Resim Şubesi’ne girdim. Bir gün kendi kendime, antik bir büstü kopya ettim. Eseri gören Heykel Şubesi Hocam İhsan Bey, bunu benim yaptığıma inanamadı. Gerçeği öğrenince “sen, evin temelini yapmadan çatıya çıkmışsın” diyerek beni yüreklendirdi. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Resim Şubesi’nde bir yıl çalıştıktan sonra bölüm değiştirerek, Heykel Şubesi’ndeki 3 erkek öğrenci arasına ilk kız öğrenci olarak katıldım.”
Türkiye’nin ilk kadın heykeltıraşı olan Sabiha Hanım, çok sayıda tanınmış kişinin heykel ve büstlerini yapar. Bu ünlüler arasında Atatürk, İsmet İnönü, Abdülhak Hâmid, Ahmet Hâşim,Nâmık İsmail, Bedia Muvahhit, Prof. Dr. Âkil Muhtar, Hakkı Şinasi Paşa, Ali Fuat Paşa da vardır.

Taksim Meydanı’ndaki Atatürk abidesini yapan ünlü İtalyan Heykeltıraş Pietro Canonica’nın asistanlığını yapan Sabiha Ziya, onunla birlikte İtalya’ya giderek 18 ay atölyesinde çalışır. Sabiha Hanım 1930’lu yıllarda Abdülhak Hâmid’in torunu diplomat, Şakir Emin Bengütaş’la evlenir. Bir diplomat eşi olarak değişik ülkelerde bulunan Sabiha Bengütaş, yabancı ülkelerde de meslek çalışmalarını sürdürür.

Sabiha Bengütaş çok sayıda eseri olan, birçok sergiye katılmış bir sanatçıdır. Saltanat’ın son yıllarında başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında gelenekleşen Galatasaray sergilerine, 1925’te ilk kez katılan kadınlar arasındadır.

Bengütaş’ın eseri olan Atatürk’ün büyük, üniformalı heykeli, dünyanın en değerli mermerlerinden olan Carrara mermerindendir (dünya doğal taş sektöründe üretim kalitesi ile birinci sırada olan İtalya’nın dünyaca ünlü mermer çeşidi)  ve günümüzde Çankaya Köşkü’nün bahçesinde bulunmaktadır. Sabiha Ziya bu heykelin eskizlerini Roma’da tamamlar. Eser, 1946 Nisan ayında, Missouri Zırhlısı ile Napoli’den İstanbul’a, oradan da Ankara’ya getirilmiştir.

İlerleyen yaşlarına kadar çalışmalarını sürdüren Sabiha Bengütaş ve eşi sonraları Ankara’ya yerleşirler ve yaşamlarını burada sürdürürler. Eşi ve kardeşlerinin ölümünden sonra bir evlat edinen Sabiha Bengütaş, 2 Ekim 1992’de yaşamını kaybeder.

Koç Üniversitesi, İsveç Başkonsolosluğu, Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği (RUSİHAK) ve Engelli Kadın Derneği (ENGKAD) işbirliğiyle engelli bireylerin toplumsal hayata katılımı konusunda destek verdiği ‘Erişiyorsam Varım’ projesiyle farkındalığı artırmaya devam ediyor.

Koç Üniversitesi proje kapsamında, İsveç ve Türkiye’den engelli 22 bireyin portrelerinin yer aldığı “Erişiyorsam Varım” fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. Koç Üniversitesi Rumeli Feneri Kampüsü’nde düzenlenen sergi, 3 Aralık tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Fotoğraf sergisiyle başlayan etkinlikler, 03 Aralık 2018 Dünya Engelliler Günü’nde Sevgi Gönül Kültür Merkezi’nde sahnelenecek “Farklı Bedenlerle Dans” gösterisiyle sona erecek. Halkın katılımına açık olan etkinlikler kapsamında 5 seminer, 4 atölye çalışması ve 4 film gösterimi de gerçekleştirilecek. Etkinliklerle katılımcılar, öğrenciler ve akademisyenler “erişilebilirlik” konusunu farklı platformlarda tartışırken, “yeni” soruların, sorgulamaların ve yaklaşımların önünü açmaya ve toplumsal farkındalığa katkıda bulunacak.

Koç Üniversitesi, İsveç Başkonsolosluğu, Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi Derneği (RUSİHAK) ve Engelli Kadın Derneği (ENGKAD) ile birlikte yürüttüğü, engelli bireylerin binalar ve kamusal alana olduğu kadar toplumsal hayata katılımı konusunda da farkındalığı artırmayı amaçlayan “Erişiyorsam Varım” başlıklı fotoğraf projesine ev sahipliği yapacak. Koç Üniversitesi Rumeli Feneri Kampüsü’nde düzenlenen proje kapsamında, İsveç ve Türkiye’den engelli bireylerin hayatlarını konu alan 22 portreden oluşan ‘Erişiyorsam Varım’ fotoğraf sergisinin yanı sıra “erişilebilirlik” teması çerçevesinde çeşitli atölye çalışmaları, seminerler, film ve dans gösterimleri gerçekleştirilecek.

Projenin ilk etkinliği olan “Erişiyorsam Varım” fotoğraf sergisinin tanıtımı için 24 Ekim 2018’de Koç Üniversitesi Rumelifeneri Kampüsü’nde açılış töreni düzenlendi. Törene, İsveç Krallığı İstanbul Başkonsolosu Therese Hydén, Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran İnan, Koç Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Medya ve Görsel Sanatlar (MAVA) Bölümü Öğretim Üyesi Laleper Aytek, Erişiyorsam Varım Projesi Eş Koordinatörleri İdil Seda Ak ve Sevgi Çiçek Hilton katıldı.

Açılışta konuşan Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran İnan, üniversitelerin toplumun temel ihtiyaçlarına karşı duyarlı olmaları gerektiğinin altını çizerek, erişilebilirlik üzerine konuşulması ve yeni bakış açıları kazandırılması için üretilen böyle projelerin her zaman destekçisi olduklarını söyledi. Üniversite içinde 7 hafta boyunca devam edecek etkinliklerin toplumsal farkındalığın artmasına katkı yapacağından şüphesi olmadığını ifade eden Umran İnan, İsveç Başkonsolosluğu başta olmak üzere işbirliği yapılan tüm kurumlara teşekkür etti.

Serginin açılışında konuşan Koç Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Medya ve Görsel Sanatlar (MAVA) Bölümü Öğretim Üyesi Laleper Aytek, farklı engellere sahip bireylerin toplum içinde onurlu ve eşit bir yaşam hakkına sahip olmaları konusunda toplumsal farkındalığı artırmak hedefiyle yola çıktıklarını belirtti. Laleper Aytek, şöyle konuştu: “Bugün dünyada 1 milyar engelli insan varsa ve engelliler dünyadaki en büyük azınlık grubunu oluşturuyorlarsa, bu engellerin farkına varılması ve sorgulanması hepimizin sorumluluğu. “Hayatın her alanına tam, eşit ve onurlu katılım herkes için haktır” diyerek, başladığımız bu projeye ilk günden itibaren çok kişi destek oldu. Bu sergide İsveç ve Türkiye’den yer alan 22 farklı hayatın hikayelerine tanıklık ederek, her birinin toplum içinde eşit ve onurlu bir yaşama sahip olma taleplerinin neler olduğunu ve nasıl mücadeleler verdiklerini öğreneceğiz. Fotoğraf sergimizle birlikte düzenlemekte olduğumuz yan etkinlikler ile de 7 hafta boyunca öğrencilerimiz ve tüm katılımcılar için farklı algıların, yeni sorgulamaların önünü açmayı ve hem bireysel hem de toplumsal farkındalığa katkıda bulunmayı hedefliyoruz.”

Törende konuşan İsveç Krallığı İstanbul Başkonsolosu Therese Hydén, üniversitelerin yeni nesillere eğitim imkanı sağlarken ülkenin ekonomik ve sosyal zenginliklerini de güvence altına alan önemli kurumlar olduğunun altını çizdi. Sergi mekanının bir üniversite olması bu bakımdan kıymetli diyen Therese Hydén, “ Bu nedenle üniversiteler engellilikten bağımsız ve herkese açık olmalı “dedi. Sergide yer alan portrelerle ilgili de bilgi veren Therese Hydén, kişisel portreler, insan haklarının çerçevesini vurguluyor, ayrımcılık yapmamanın temel ilkelerinin nasıl sağlanabileceği ve desteklenebileceği konusunda farkındalık yaratıyor. Bu portreler engellilikten bağımsız olarak, hepimizin yaşamlarımız hakkında beklentilerimiz ve hayallerimiz olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Farkındalık yaratmak ve engeller hakkında konuşmak çok önemli. Aynı zamanda engelli kişilerin hayallerini ve beklentilerini, diğer herkes gibi elde edebilmelerini sağlamak için somut eylemler de atılmalı. Herkesin bir şehirdeki farklı yerlere ve binalara ulaşabilmesi, okullara ulaşabilmesi, üniversite eğitimi alabilmesi ve spor etkinliklerine katılabilmesinin sağlanması çok önemli” dedi.

Atölyeler farkındalığı artıracak
Proje kapsamında fotoğraf sergisinin yanı sıra dört atölye çalışması, beş seminer, dört film, bir dans gösterimi gerçekleştirilecek. “Otizm Dostu Kampüs: Konfor Alanını Genişlet” başlıklı atölye çalışmasında katılımcıların görme, işitme, dokunma gibi duyusal algılarının iki uçtaki sınırlarına dair deneyim kazanmalarını sağlayarak, otizmli bir bireyin duyusal algılarına dair farkındalık ve iç görü geliştirilecek. Yarım saatlik bu yürüyüşün ardından, gruplar tekrar bir araya gelerek, iç görülerini tartışacak ve bir otizm dostu kampüs haritası oluşturulacak. Diğer atölye çalışması olan “Yaşlı Bireyler için Tasarım: Bir Empati Deneyinde”, katılımcılar empati deneyi yöntemiyle yaşlıların hayatını kolaylaştıran günlük objeler için tasarım fırsatlarını belirleyecek.

“Erişilebilirlik ve Kapsayıcılık için İkon Tasarımı” atölyesi de katılımcıların erişilebilirlik kavramını ve gerekliliklerini anlamasını, erişilebilirlik ikonunun temsil eksikliklerini fark edebilmesini, ikonun kapsayıcılığı konusunda eleştirel bakış açısı geliştirebilmelerini ve bu adımların sonucunda alternatif tasarımlar üretilebilmesini amaçlıyor. Dördüncü atölye çalışması olan “Sanal Gerçeklik ile Hikâye Anlatımı: Bütüncül Psikoz Deneyimi” başlıklı atölye ise katılımcıları sanal gerçeklikte hikâye anlatım evreniyle tanıştırmanın yanı sıra sanal gerçeklik ortamı üretimi hakkında giriş seviyesinde bilgi vererek psikozun deneyimlenmesine imkân sağlamayı ve iç görü tartışması yapmayı hedefliyor.

Seminerler ve film gösterimleri erişilebilirlik yaklaşımını ortaya koyacak

“Bağımsız Yaşam Hakkı Engelli Kişiler için Yeterince Bağımsız mı?”, “Engelleyici Ortam ve Teknoloji”, “Kampüs Erişilebilirliği”, “Sakatlık Çalışması Perspektifinden Erişilebilirliği Tartışmak” başlıklı seminerler zincirinin son ayağını da “DEPO: Akıl Hastanesi’nde Hayat belgesel filminin gösterimi üzerinden Ruh Sağlığı ve İnsan Hakları” konulu seminer oluşturacak.“Seni Görüyorum”, “Özür Dilerim, “Sen Aydınlatırsın Geceyi”, “Kabile” adlı film gösterimleriyle devam edecek olan “Erişiyorsam Varım” projesinin son etkinliği, “Farklı Bedenlerle Dans” gösterisi olacak. “Farklı Bedenlerle Dans” Türkiye’de alanında bir ilk ve aynı zamanda uluslararası platformlarda hareket araştırma metotları paylaşılan ve performanslarıyla ilgi gören bir sanat topluluğu. Topluluk farklı fiziksel özellikleri olan kişilerle, bedenin düşünsel, duyusal ve plastik yapısındaki çeşitliliğe, dönüşüme odaklanarak, çeşitli atölye ve gösterilerle çalışmalarına devam ediyor.

Koç Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı “Erişiyorsam Varım” projesiyle ilgili ayrıntılı bilgi ve etkinliklere kayıt için erisiyorsamvarim.ku.edu.tr adresi ziyaret edilebilir.

İzmir’de, işhanı yapmak için yıkılan binanın zemininde tarihi kalıntılara ulaşıldı. İnşaat çalışmalarını ara veren İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, bölgedeki kalıntıları incelemeye aldı. Kalıntıların, Antik Roma dönemine ait liman hamam kalıntısı ile imparatorluk salonu olduğu belirlendi. Kurul, uzmanlarca hazırlanacak raporun ardından alanın sit statüsü veya tesciline ilişkin nihai kararını verecek.

İzmir’in Konak ilçesi Konak Mahallesi’nde, mülkiyeti Vakıflar Müdürlüğü’ne ait 120 yıllık Kaptan Mustafa Paşa İş Merkezi için yap-işlet-devret modeliyle 2016’da ihaleye çıkıldı. İhaleyi kazanan firma 12 Haziran 2016’da çalışmalara başladı. İş makineleriyle yapılan kazı çalışmaları sırasında, binanın zemininde tarihi kalıntılara rastlandı ve bölgede inşaat çalışmaları durduruldu.

Bulunan kalıntılar incelemeye alındı

İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun kararıyla bölgede sondaj yapılarak, kalıntılar incelenmeye alındı. Çevreye duyarlı gönüllü olarak çalışan Avukat Arif Ali Cangı’nın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) üzerinden yaptığı başvuruya yanıt veren İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, Müze Müdürlüğü denetiminde sondaj çalışmalarının yapıldığını ve kalıntıların rölövesinin alındığını belirtti.

” Korunması gereken alan ” 

Bölgede yapılan sondaj ve kurtarma kazısı sonucunda, alanda Antik Roma dönemine ait liman hamam kalıntısı ve imparatorluk salonu bulunduğu bilgisine yer verilirken, yine bölgenin mutlak korunması gerekli alan olduğu vurgulandı. Kalıntıların, bir dönemin sosyo-kültürel yaşamını göstermesi ve mevcut alanda kompleks yapı olgusu olduğu anlaşıldığı ifade edilirken, mevcut zemin suyunun giderilmesine ve önlenmesine ilişkin ilgili uzmanlarca rapor hazırlandığı bildirildi.

Raporun Kurul’a iletilmesinin ardından alanın sit statüsünün veya tesciline ilişkin konunun değerlendirileceği kaydedildi. Kurul ayrıca sit alanın açık olmasından dolayı gerekli güvenlik önlemlerinin, ilgili kurumca sağlanacağına yönelik karar alındığını da belirtti.

Ordu Kurul Kalesi’nde yapılan kazılar sonucunda ana tanrıça Kibele heykeli, Dionnysos ve Pan figürü bulundu. Doğu Karadeniz’in ilk bilimsel arkeolojik kazı alanı olan 2 bin 300 yıllık Ordu Kurul Kalesi’nde Kibele Heykeli, Dionnysos ve Pan figürü ve keçi biçimli hayvan heykellerinin yanı sıra yeni buluntular ortaya çıktı.

Altınordu ilçesindeki Bayadı Mahallesi sınırları içerisinde yer alan ve 2010 yılından bu yana Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında 15’i arkeolog, 35 kişilik ekip tarafından yürütülen kazılarda geçen yıl 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen ana tanrıça Kibele Heykeli bulundu. Bu yıl sürdürülen kazılarda ise çocuk Dionysos, onu yetiştiren tanrı Pan figürü, Dionysos kültü ve tanrı Pan ile ilişkili olan keçi biçimli hayvan şeklindeki kaplar gün ışığına çıkarıldı.

Yapılan kazılarda ayrıca Apollon Heykeli, bronz Herme ve kartal figürü, sarmaşık bezemeli boğa figürü, bronz kapı anahtarları, at figürü, onyx taşından yapılan başı örtülü kadın kolyesi, balta, ok, mızrak uçları, pişmiş topraktan yapılmış kandil kapları, yine pişmiş topraktan yapılan testiler, kum taşı gülle ve sikkeler ortaya çıkarıldı.

Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt, Kurul Kalesi’nin Helenistik dönemin en güçlü alanlardan biri olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Şenyurt, Kurul Kalesi’nin en güçlü yerleşim evresinin M.Ö. 120-63 yılları arasında hüküm sürmüş Pontos kralı VI. Mithradates döneminde tarihlendiğini kaydetti. Bazı buluntular yoluyla değerlendirildiğinde Kurul’daki yerleşim tarihinin bu kralın döneminden yüz yıl daha önceye dayandığını vurgulayan Prof. Dr. Şenyurt, “Makedonyalı İskender’in ölümünün ardından başlayan Helenistik dönemin Anadolu’daki en önemli krallarından biri olan VI. Mithradates, Roma’nın en büyük düşmanlarından biri olmanın yanı sıra yayılmacı Roma istilası karşısında durabilen Anadolu krallarının da başında gelmekteydi. Kurul’daki yerleşimin dikkat çekici tarafı ise askeri amaçlı taşıdığı fonksiyonun yanı sıra taşıdığı kültsel fonksiyon. Kibele, Dionysos, Apollon, Herme, Pan gibi bronz heykeller bunun kanıtlarıdır” dedi

 

Amerikada  rapçi ve sanatçı olan  Yung Jake, WhatsApp’ın en çok sevilen yönü olan emojilerinden dünyaca ünlü bir çok sanatçının portresini yapıyor. Yağlı boya ya da fırça kullanmak yerine emojiler ile sanatını ölümsüzleştiren Jake, Leonardo DiCaprio gibi ünlülerin portrelerini yapıyor.

Amerikalı rapçi ve görsel sanatçı Yung Jake, resim yapmak için tuval ve yağlı boyaya ihtiyaç duymuyor. Onun resim yapmak için ihtiyaç duyduğu tek şey, herkesin gözdesi olan emojiler…

Jake, yüzlerce emojiyi bir araya getirerek Leonardo DiCaprio, Gigi Hadid, Selena Gomez gibi pek çok ünlünün portresini hazırlıyor.

Ne dersiniz yeni bir sanat akımı mı doğuyor ?