Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say, İzmir Belediyesi’nin 150. kuruluş yıldönümü için özel bir beste yaptı. Say ilk kez 30 Ekim Salı akşamı AASSM’deki özel programda seslendireceği “İzmir Süiti” adlı eseri için “Annemin vefatından sonra bu yıl beste yapabilmekten ümidi kesmiştim. İzmir Süiti bana çok iyi geldi” diye konuştu.

23 Eylül 1868’de faaliyete geçen İzmir Belediyesi’nin kuruluşunun 150. yılı kutlamaları, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli sanatçılarından biri olan piyanist-besteci Fazıl Say’ın yaptığı özel beste ile ayrı bir renk kazanacak.

Say’ın İzmir Büyükşehir Belediyesi için bestelediği “İzmir Süiti”, ilk kez 30 Ekim Salı akşamı saat 20.00’de, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ndeki (AASSM) özel programda seslendirilecek.

Belediye’nin kurumsal ve İzmir’in kentsel tarihine yakışır bir iz ve bugünden geleceğe kalıcı bir eser kazandırmak amacıyla notalara dökülen ”İzmir Süiti, piyano için opus 79″ adlı eser, 7 bölümden oluşuyor. Eserin birinci bölümü “Körfez Dalgaları”, ikinci bölümü “Brahms İzmir’de”, üçüncü bölümü “Kordon’da Sessiz Sabah”, dördüncü bölümü “Chopin İzmir’de”, beşinci bölümü “Urla Şiiri”, altıncı bölümü “Rachmanınov İzmir’de” ve final bölümü ise “Zeybek” başlıklarının taşıyor.

30 Ekim akşamki konser, özel davetliler huzurunda gerçekleştirilecek. Ünlü sanatçı, bu özel İzmir bestesini, 27 Aralık’ta Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin 10. yılı nedeniyle gerçekleştirilecek konserinde bir kez daha seslendirilecek.

Finalinde caz zeybek var
“İzmir Süiti”ni bestelerken yaşadığı duygu yoğunluğunu sosyal medya hesabından hayranlarıyla paylaşan Fazıl Say, şu satırları yazdı:

“Son 12 gün hummalı bir çalışma içindeydim, kimi zaman sabah 5’de başladım yazmaya.. Şehirde herkes uyuyorken müthiş bir sessizlik var. Bazen, öğleden sonraları evin yakınlarında bir cafede oturup saatlerce doğaçlamalarımı temize çektim. Yani, 12 gün içinde 7 bölümlü İZMİR SÜİTİ ve 18 dakikalık bir 2 PİYANO SONATI çıktı, bence bu yeni çocuklar iyi eserler oldular. Annemin vefatından sonra bu yıl beste yapabilmekten ümidi kesmiştim. İzmir Süiti bana çok iyi geldi. Bir da ldım içine İzmir hayalleri ile, ki annem zaten İzmirlidir, uzaklaştım dertlerimden, insanların severek dinlemek istediği yalın ve İzmir dokulu bir şey bestelemek istedim. Eserin finalinde ise bir CAZ ZEYBEK çalışması var, caz severlerin de ilgisini çekecektir. İzmir’de de, her yerde de bol bol çalacağımı, diğer meslektaşlarımın da severek repertuvarlarına alacağını düşündüğüm, sevgi ile doğmuş bir 20 dakikalık Süit.”

İDOB, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 95. Yılında, değerli Türk Bestecilerin eserlerinden oluşan bir program ile seyirciyle buluşuyor.

Ahmet Adnan Saygun’dan “Bozlak,Harmandalı,Köroğlu” , Turgay Erdener’den”Sen,sen, sen ” , Muammer Sun’dan “Bozkırın Sesi ” , Cemal Reşit Rey’den “Ayın Ondördü, Çeşme ” , Necil Kazım Akses’den “Mumların Karanlığı ” , Ulvi Cemal Erkin’den “Çamdan Sakız Akıyor ” , Yalçın Tura’dan “ Hasretim Sana ”, Nevit Kodallı’dan “Türkü ” ve Aydın Karlıbel’den “Kraliçe Berengeria, Aslan Yürekli Rişar ” gibi besteler, Aydın Karlıbel’in piyanosu eşliğinde seslendirilecek.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi solistleri, Ufuk Karakoç, Ayşe Özkan, Burcu Soysev, Alp Köksal, Özlem Soydan, Cenk Bıyık, Önay Günay, Esra Akcan ve Sema Günsoy’un sahnede olacağı konser ; 27 Ekim 2018 Saat: 19:00’da Kadıköy Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’nde…..

Restorasyon çalışmalarının sürdüğü Haydarpaşa Garı çevresindeki arkeolojik kazılarda 2 bin yıllık olduğu düşünülen duvar ile üzerinde koku kolyesi olan ve bin yaşında olduğu düşünülen bir iskelet bulundu. Arkeolojik kazı alanını ziyaret eden Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, “Haydarpaşa Kadıköy için, Türkiye için çok önemli bir alan, ülkemizin ortak değeridir. Bu önemli alanı koruyarak, kimliğine yakışır bir biçimde gelecek kuşaklara aktarmak gerekiyor.” dedi.

KOLYESİ ÜZERİNDE ‘BİN YILLIK’ İSKELET BULUNDU
Haydarpaşa Garı çevresinde, Arkeoloji Müzeler Müdürlüğü denetiminde yürütülen arkeolojik kazı çalışmalarında neredeyse her gün yeni tarihi kalıntılar çıkartılıyor. İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun kararıyla 11 Mayıs’ta başlayan arkeolojik kazı çalışmalarında şimdiye kadar onlarca mezar kalıntısı çıkartıldı. Ancak yapılan son çalışmalarda ortaya çıkarılan mezarda bütünlüğü çok fazla bozulmayan ve bin yaşında olduğu düşünülen bir iskelet bulundu. İskeletin üzerinde bir de koku kolyesi de bulunuyor.

NUHOĞLU KAZI ALANINI İNCELEDİ
Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu kazı çalışmalarının sürdüğü alanı ziyaret etti. Nuhoğlu’na kazı alanındaki arkeologlar da eşlik etti. Çalışmalar hakkında bilgi edinen Nuhoğlu, kazı alanından çıkartılan sikkeleri, süs eşyalarını da inceledi. Haydarpaşa’nın çok önemli bir alan olduğunu vurgulayan Nuhoğlu, “Bu önemli alanı koruyarak, kimliğine yakışır bir biçimde gelecek kuşaklara aktarmak gerekiyor. Bu kazılarla da gün yüzüne çıktığı üzere Kadıköy’ün İstanbul’un geleceğine ışık tutan bir alan. Biz de zaman zaman kazıyı yerinde izliyoruz, gelişmeleri takip ediyoruz. Türkiye için çok önemli bir alan olan gar ve çevresinin hem tarihi hem kültürel mirası ile korunarak sahip çıkılması gerekiyor. Biz hem belediye hem de Kadıköylüler olarak bu konuda oldukça duyarlıyız. Gar eski canlılığına kavuşacak. Trenler gelecek, gar canlı bir şekilde devam edecek.” dedi.

İSTANBUL’UN AKAR DURUMDA OLAN TEK BİZANS ÇEŞMESİ ORTAYA ÇIKTI
Kazılarla birlikte Bizans dönemine ait bir de çeşme bulundu. Bu çeşmenin özelliği hala aktif olması. Yetkililerin verdiği bilgilere göre kazı alanında bulunan su kanalları bu çeşmeye bağlanıyor. İstanbul’un akar durumda olan tek Bizans çeşmesi olduğu belirtilen çeşmenin suyu yapılan testlere göre içilebilir kalitede. Arkeologlar, suyun temiz kalmasını o dönemki mimari faaliyetlerin özenle yapıldığını gösterir nitelikte olduğunu ifade etti.

SUR DUVARI OLABİLİR
3 müze uzmanı, 18 serbest arkeolog, 1 restoratör, 1 fotoğrafçı ve yaklaşık 400 işçinin görev yaptığı alanda, peronların olduğu kısımda ise Hellenistik döneme ait olduğu düşünülen ve demir kenetlerle birbirine bağlı kesme dörtgen blok taşlardan yapılan bir podyum bulundu. Peronların kuzeyinde bulunan alanda sürdürülen çalışmalarda ise batı yüzü kesme dörtgen blok taşlarla çok düzgün bir şekilde inşa edilmiş, sandık duvar tekniği ile yapılmış büyük bir duvar tespit edildi. Yer yer kesintiye uğrayan ancak uzunluğu 100 metre, genişliği ise 3 metre olan bu duvarın henüz hangi döneme ait olduğu kesinleşmiş değil. Ancak arkeologlar duvarın 2 bin yıllık bir geçmişe sahip sur duvarının devamı olduğunu düşünüyor. Duvarın önündeki toprak yapısını inceleyen arkeologlar limanın bu noktadan başladığını ifade ediyorlar. İbrahimağa bölgesinde yapılan kazılarda da Orta Bizans dönemine ait seramik tuğla fırını açığa çıktı.

İMPARATORLARIN SİKKELERİ ÇIKIYOR
Kazı alanında süren çalışmalarda şimdiye kadar yaklaşık 2 bin adet sikke bulundu. Altın ve gümüş sikkeler titizlikle incelenip numaralandırılıyor. Bazı sikkelerin oldukça temiz durumda ve üzerindeki yazılardan nerede basıldığına ve dönemine ait bilgiler de yer alıyor. Bulunan sikkelerden bazılar M.S 610- 641 III. Konstantinos, M.S 527- 565 I. Justinianus’a ait.

Her yıl Türkiye ve dünya sinemasının en iyi örneklerini ve yan etkinliklerini, görme ve işitme engelli sinemaseverlerin erişimine uygun olarak sunan Engelsiz Filmler Festivali, İstanbul, Eskişehir ve Ankara’da yoğun ilgiyle gerçekleşti.

Film gösterimleri ve yan etkinliklerini ortopedik engelli sinemaseverlere uygun, erişilebilir mekanlarda gerçekleştiren Engelsiz Filmler Festivali bu yıl, 9 bölümden oluşan programında uzun, kısa ve belgesel toplam 38 filmi sinemaseverlerle buluşturdu. 3 farklı şehirde gerçekleşen gösterimlerde film ekiplerinin katılımıyla söyleşiler düzenlenirken, sinemaseverler gösterim salonu fuayelerinde sanal gerçeklik deneyimleriyle engelli bireylerin hayatlarını deneyimlediler.

Engelsiz Yarışma Ödülleri Sahiplerini Buldu
Festival’in Engelsiz Yarışma bölümünde yer alan filmler, Ankara’da gerçekleşen Ödül Töreni’nde sahiplerini buldu.

2017 yılının ses getiren yerli yapımlarından derlenen Engelsiz Yarışma’da bu yıl, Emre Erdoğdu’nun yönettiği Karfilmi;“En İyi Film” ödülüne layık görülürken, Yol Kenarı filmiyle Tayfun Pirselimoğlu“En iyi Yönetmen”; Ümit Ünal’ın yazıp yönettiği Sofra Sırları filmi ise “En İyi Senaryo”ödüllerine sahip oldular. Braille alfabesi ile de basılan pusulalarla seyirciler tarafından oylanarak belirlenen “Seyirci Özel Ödülü” ise Pelin Esmer’in yönettiği İşe Yarar Bir Şeyfilminin oldu.

Kültürel Hayata Eşit Katılım Paneli
Engelsiz Filmler Festivali’nde bu yıl; Türkiye, İngiltere ve Almanya’daki film festivallerinde erişimin nasıl tanımlandığı üzerinden kültürel hayata katılım konusunun tartışıldığı bir panel de gerçekleşti. İki erişebilir festival; Klappe Auf! Kısa Film Festivali ve Oska Bright Film Festivali’nden konukların katılımıyla düzenlenen panelde, erişilebilir festivallere olan ihtiyaç, mevcut uygulama ve eksikler ve birlikte yapılabilecekler konuşuldu. Panel öncesinde, her iki festivalin temsilcilerinin oluşturduğu “Zebra” adlı kısa film seçkisinin gösterimi yapıldı.

3 Şehirde Otizm Dostu Gösterimler Yapıldı
Otizm spektrum bozukluğu yaşayan çocuk ve gençlerin rahat bir şekilde film izleyebilmelerine imkan sağlayan Otizm Dostu Gösterim, 3 şehirde de Festival’in en ilgi çeken bölümleri arasında yer aldı. Orman Çetesi adlı filmin loş bir salonda, ses seviyesi düşük tutularak gerçekleştiği seanslarda seyirciler salonda diledikleri gibi hareket edebildiler.

Canlan Kıpırdan Animasyon Film Atölyesi Eskişehir’deydi!
Canlandırma sanatçısı Işık Dikmen tarafından Eskişehir’de gerçekleşen atölyeye bu yıl 9-12 yaş arasında 12 işitme engelli minik sinemasever katıldı. Çocukların ilk olarak kendilerine verilen malzemelerle hayallerindeki karakterleri ve öykülerini yarattığı atölyede, yarattıkları karakterleri tek tek fotoğraflayıp hareketlendiren çocuklar, stop motion tekniği ile bir araya getirdikleri animasyon filmlerini 3 saatlik atölyenin sonunda birlikte izlediler. Atölye sonunda ortaya çıkan 7 animasyon film ise Festival programında yer alan “Otizm Dostu Gösterim” öncesi sinemaseverlerle buluştu.

Gösterim Sonrası Söyleşilerde Film Ekipleri Seyircilerle Buluştu
Engelsiz Filmler Festivali, programında yer alan filmlerin ekiplerini İstanbul, Eskişehir ve Ankara’da seyircilerle buluşturdu. İşaret dili çevirmeni eşliğinde gerçekleşen söyleşilerde, seyirciler film ekiplerine merak ettikleri soruları sordular, erişilebilirlik uygulamaları üzerine düşüncelerini paylaştılar. İşe Yarar Bir Şey filminin yönetmeniPelin Esmer, Kelebekler filminin yönetmeni Tolga Karaçelikve oyuncusu Tuğçe Altuğ, Sofra Sırları filminin yapımcısı Sinan Yabgu Ünal, Yol Kenarı filminin yapımcısı Vildan Erşenve oyuncusu Tansu Biçer,Kar filminin yönetmeni Emre Erdoğduve oyuncuları Ozan Uygunile Doğaç Yıldız, Hayvan filminin yönetmeni Atasay Koç, Kamyon filminin yönetmeni Canbert Yerguz, Kaset filminin yönetmeni Serkan Fakılı veToprak filminin yönetmeni Alican Durbaş Festival boyunca gerçekleşen söyleşilerde seyircilerin sorularını yanıtladılar.

Her sene olduğu gibi bu sene de tüm gösterimlerini ve yan etkinliklerini ücretsizolarak seyircilere sunan Engelsiz Filmler Festivali altıncı yılında; 8-10 Ekim tarihleri arasındaBoğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu’nda (İstanbul), 12 – 14 Ekimtarihleri arasında Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi’nde (Eskişehir), 17 – 21 Ekimtarihleri arasında ise Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe-Institut Ankara’da sinemaseverleri ağırladı.

2000 ile 2017 arasında müze ve ören yerlerinin ne kadar ziyaretçi ağırladığı açıklanırken, 2000 yılından beri neredeyse düzenli olarak artış gösteren ziyaretçi sayısında son 2 yıldır azalma yaşandığı görüldü.

Ajans Press müze ve ören yerlerinin ziyaretçi sayılarını konu alan araştırmayı inceledi. Ajans Press’in Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerinin yanı sıra medya yansımalarından da derlediği bilgilere göre, 2000 ile 2017 yılları arasında müze ve ören yerlerinin ziyaretçi sayıları derlendi.2000 yılında 6 milyon 887 bin 344 kişinin müze ve ören yerlerini ziyaret ettiği görülürken, bu sayının 2017 yılında 20 milyon 509 bin 746’ya çıktığı anlaşıldı. Böylelikle 2000 yılından bu yana ziyaretçi sayısında büyük artış yaşanırken, son 2 yıldır yaşanan ziyaretçi düşüşü ise gözlerden kaçmadı.

Veriler her yıl olarak müze ve ören yerlerinin ziyaretçi sayısını düzenli olarak yansıtırken, son 17 yıldır en çok ziyaretçi ağırlayan yılların 2012, 2013 ve 2014 olduğunu ortaya koydu. Bu bağlamda 2013 yılında 29 milyon 481 bin 5 olan ziyaretçi sayısının 2014 yılında 29 milyon 774 bin 390, 2015 yılında ise 28 milyon 454 bin 284 olduğu görüldü. 2016 yılında ise bu rakam 17 bin 521 bin 316’ya inerken, 2017 yılında biraz daha artarak 20 milyon 509 bin 746 olarak karşımıza çıktı.

ITS Medya ve Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya araştırmasında yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. Gerçekleştirilen incelemede, müze ve ören yerleriyle alakalı yıl içerisinde 35 bin 893 haber yansıması tespit edildi. Medyaya yansıyan haber başlıklarında turist sayısında yaşanan artış da geniş yansıma bulurken, geçtiğimiz yıl en çok ziyaretçi ağırlayan müzenin Konya Mevlana Müzesi, en çok ziyaret edilen ören yerinin ise Denizli Pamukkale (Hierapolis) olduğu dikkat çeken başlıklar arasında yer aldı.

Estonya Büyükelçiliği tarafından İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen “Uzakta Ama Çok Yakın” Türkiye ve Estonya: Zamana Yayılan Bir Dostluk sergisi 28 Ekim Pazar gününe kadar BİLGİ santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde ziyarete açık olacak

İstanbul Bilgi Üniversitesi evsahipliğinde Estonya Büyükelçiliği tarafından düzenlenen “Uzakta Ama Çok Yakın” Türkiye ve Estonya: Zamana Yayılan Bir Dostluk isimli sergide, her iki ülkenin ilk yöneticilerinin birbirine gönderdiği mektuplar, Türkiye’nin başkent Tallin’de büyükelçilik açmasına dair görüntüler ve 1920’lerden günümüze iki ülkenin diplomatik ilişkilerine dair fotoğraf ve kronolojik bilgiler yer alıyor.

Estonya’nın 100, Türkiye’nin 95’inci kuruluş yıldönümüne adanmış sergi “Uzakta Ama Çok Yakın. Türkiye ve Estonya: Zamana Yayılan Bir Dostluk”, 28 Ekim tarihine kadar santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde görülebilir.

Sonbahar aylarının geleneği haline gelen Tekfen Filar-Mini konserleri, Daimi Şef Aziz Shokhakimov’ın yönetimi, tiyatro yönetmeni Yiğit Sertdemir’in kurgusu ve Tilbe Saran’ın naratörlüğünde iki gün üst üste kapalı gişe izlendi.

Konsere gelen çocuklar, hem klasik müzikle ve enstrümanlarla tanıştı hem de Tekfen Vakfı’nın desteklediği kurumlara iletilmek üzere getirdikleri oyuncak ve kitapları paylaştı.

Çocukların klasik müzikle, bestecilerle ve enstrümanlarla tanışmaları için her sonbahar sadece çocuklar için konser veren ve bu konserlere özel adını Tekfen Filar-Mini olarak değiştiren Tekfen Filarmoni Orkestrası, bu yıl “Düş ve dönüşüm” temasıyla iki gün üst üste kapalı gişe konserler verdi. Oyun yazarı ve tiyatro yönetmeni Yiğit Sertdemir’in yönetmenliği, Tilbe Saran’ın naratörlüğü ve Osman Ateş‘in koreografisiyle hazırlanan Tekfen Filar-Mini konserlerinde çocuklar adeta sihirli bir yolculuğa çıktı. Küçük müzikseverler, Vivaldi, Brahms, Bizet, Çaykovski, Strauss, Bernstein gibi Barok ve Romantik Dönem ile XX. Yüzyılın büyük bestecilerinin dünyaca bilinen birbirinden güzel eserlerini anlatım, dans ve kukla oyunları eşliğinde dinlediler.

Tekfen Filar-Mini’nin çocukları erken yaşta klasik müzikle tanıştırdığı konserlerin öncesinde fuayede alanına kurulan mini panayırda ise Mimar Sinan Devlet Konservatuarı’ndan Darüşşafaka Basketbol Okulları’na, Kumbaracı 50’nin Çocuk Atölyesi’nden Eğlen-Öğren Yayınları’na ve Geleneksel Pazar’a kadar pek çok stant, çocuklar ve aileleri için öğretici ve eğleneli bir hafta sonu yaşanmasına katkıda bulundu.

Çocuklar paylaşmanın değerini anlayacak
Konserlerin gerçekleştiği hafta sonu ise 5 – 10 yaş arası çocuklar için ailelerin getirdiği ve iyi durumda bulunan oyuncak ve kitaplar, konser sonrası Tekfen Vakfı tarafından ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldı. Böylece festival gibi geçen bir hafta sonu, konserlere katılan çocukları olduğu kadar yardıma muhtaç çocukları da sevindirdi.

Tasarım ve mimarideki dokunuşlarıyla mekânlara değer katan Sami Savatlı, ilk kişisel sergisi ‘Katmanlı Rastlantılar (Layered Coincidences) ile sanatseverlerle buluştu.

Sevil Dolmacı Art Consultancy’de 24 Ekim 2018 Çarşamba (dün) akşamı gerçekleşen Katmanlı Rastlantılar Sergisi açılış kokteyline iş, sanat ve cemiyet hayatından çok sayıda davetli katıldı.

Sami Savatlı, geleneksel hat ve kaligrafi sanatlarından edindiği formları, aldığı tasarım eğitimi ve günümüz sanatının diliyle harmanlayarak, video ve enstalasyon tekniğiyle disiplinler arası bir boyuta taşıyor. Yazının estetik değeri üzerine yaptığı uzun soluklu çalışmalar sonucu birleştirici ve yeni bir dil yaratan sanatçı, yazının sanattaki popüler yerini korumasından yola çıkarak geleneksel ve deneyseli birleştirdiği sergisinde, kalıcı olabilecek yeni bir üslup yaratıyor.
Sanatçı, ‘günümüz ve geleneksel’ arasındaki duygusal ve zamansal çok katmanlılığı fiziksel dünyaya çıkaran işlerinde, aşinalık ve yabancılık duygusunu aynı anda yaratırken, aynı zamanda bu dualiteden de besleniyor.

‘Katmanlı Rastlantılar Sergisi’ 13 Kasım 2018 Salı gününe kadar sanatseverleri ağırlamaya devam edecek.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin gençlerin eğitim, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak geçtiğimiz yıl Ekim ayında hizmete sunduğu Gençlik Merkezi, gençler tarafından büyük ilgi görüyor. Ücretsiz olarak verilen sertifikalı kurslar ve düzenlenen etkinliklerde yaklaşık 25 bin gence ulaştıklarını ifade eden Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, gençlere yapılan yatırımın geleceğe yapılan yatırım olduğunun altını çizdi.

Gençlere ders çalışabilecekleri ve kendilerini geliştirebilecekleri modern bir merkez sunan Büyükşehir Belediyesi, Gençlik Merkezi’nde verdiği ücretsiz hizmetler ve düzenlediği etkinliklerle gençlerin takdirini topluyor. Bir yandan gençlerin şehri benimseyip, aidiyet duygularını geliştirmeyi amaçlayan merkez, diğer yandan da Eskişehir’in ihtiyaç ve dinamiklerine özgü sosyal projeler üretmelerini, şehir kültürünü anlamalarını ve gönüllü çalışmanın önemini kavramalarını sağlıyor. Açıldığı günden bugüne 25 bine yakın gence ulaşan Gençlik Merkezi, düzenlenen kişisel gelişim seminerleri, doğa yürüyüşleri, üretim kampları, work-shoplar ile öğrencilerden büyük ilgi görüyor.

Eskişehir’in gelişimi konusunda gençlerin birlikte hareket edebileceği, aynı zamanda boş vakitlerini en verimli şekilde değerlendirebilecekleri bir merkez kurduklarını ifade eden Başkan Büyükerşen “Geleceğimizi genç kuşaklar şekillendirecek. Gençlerimizin kendilerini farklı alanlarda geliştirmeleri yalnızca eğitim kurumlarında aldıkları eğitimlerle mümkün olmuyor. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olarak ESMEK bünyesinde ücretsiz olarak açtığımız kurslar ile gençlerimizi birçok branşta geliştiriyoruz. 2016 yılında UNESCO tarafından ‘Öğrenen Şehirler Ağı’na da katılmamızla birlikte Eskişehir’de genç kuşaklara ışık tutacak yeni bir merkez hizmete sunma ihtiyacı duyduk. Geçtiğimiz yıl Ekim ayında açtığımız bu merkezimize de gençlerimiz büyük ilgi gösterdi. Yalnızca merkez içinde verilen ücretsiz kurslar ile değil merkez dışında düzenlenen etkinliklerle de gençlerin gelişimine katkı sunmaya çalışıyoruz. Gençlere yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırım olduğundan onlar için projeler üretmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

1 yıllık süre içerisinde 43 branşta toplam 121 kurs açıldığını ifade eden Gençlik Merkezi yetkilileri, gençlerden gelen talepler doğrultusunda kurs içeriklerinin belirlendiğini ifade ettiler. Yetkililer “Büyük ilgi gören üretim kampı etkinliklerimiz ile Eskişehir’in çeşitli kırsal mahallelerinde gençlerimizle buluştuk. Köylülerimizin tarlasından ürünlerini topladık, süt sağdık, ekmek yaptık. Bir yandan köylülerimizin işlerine yardımcı olurken, diğer yandan gençlere köy hayatını yakından tanıttık. Ayrıca başta Yazılıkaya olmak üzere şehrimizin tarihi bölgelerine geziler düzenleyerek gençlerin Eskişehir’in tarihi güzelliklerini yakından tanımalarını imkan sağladık. Alanında uzman kişilerce düzenlediğimiz seminerler ile gençlerin kişisel gelişimleri ve öğrenim hayatlarına katkı sunduk. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan onaylı sertifikalı eğitimlerimizden de 5 binin üzerinde gencimiz faydalandı. Gençlerimizden gelen her türlü projeye açığız. Yeni dönemde de birbirinden önemli etkinliklere imza atacağız. Tüm gençlerimizi merkezimize bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Sadri Alışık’ın oğlu Kerem Alışık anne ve babasını anma sergisi açtı. ‘Sadri Alışık ve Çolpan İlhan Anma Sergisi’nin açılışı Kerem Alışık’ın katılımıyla gerçekleşti. Türk sinemasının efsaneleşmiş yıldızları Sadri Alışık ve Çolpan İlhan’ın hayatına dair özel eşyalarının yer aldığı sergi Ankara’daki ANKAmall’da yer alıyor.

Sadri Alışık ve Çolpan İlhan’ın oğlu Kerem Alışık, serginin açılışında özlemini de dile getirdiği duygusal bir konuşma yaparak annesiyle babasının ürettikleri ve hissettiklerini sevenleriyle paylaşmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.

Alışık, “Koskoca bir hayatı, şiirleri, resimleri, mektupları avuçlarında; yürekleri kirpiklerinin ucunda yaşadılar. Yaşamları boyunca samimi, fedakâr, candan bir hayatı paylaştılar. Ülkelerinin bütün yüreklerine ulaşan, öyle namuslu, öyle sıcak, öyle temiz, öyle sadık ve öyle âşık bir hayat” dedi.

Sadri Alışık ve Çolpan İlhan’ın yaşantılarını yansıtan fotoğraflar, birbirlerine yazdığı mektuplar, film ve tiyatro afişleri, kıyafetleri, özel eşyaları, karakalem çalışmaları, yağlı boya tabloları ve ödüllerinin de yer aldığı sergi 29 Ekim tarihine ziyarete açık olacak.

Shigir İdolü, 24 Ocak 1894’te, Yekaterinburg’un Orta Ural Dağları yakınlarındaki Turba Bataklığı’nda, altın arayan madenciler tarafından bulunmuş ahşap bir heykel.

Sverdlovsk Bölgesi’nde, 19. yüzyılın sonlarına doğru ele geçirilen bu oymalı ahşap nesne, dünyanın her yerinden gelen anıtsal antropomorfik heykellerin en eski ve en bilinen örneklerinden biri. Üzerindeki ifadeler ve oymalar ise tarihe ışık tutan cinsten.

Geçtiğimiz aylarada bu heykelle ilgili bir başka teori daha ortaya çıktı.
Rus ve Alman arkeologlar tarafından yapılan bir araştırma sonucunda, dünyadaki ilk şeytan heykeli olduğu bilinen Shigir İdolü’nün yaşı belirlendi.

İlk araştırmalarda, yerel arkeologlar tarafından radyokarbon analizleri ile incelenen heykelin yaşı 8 veya 9 bin olarak hesaplanmıştı, fakat yıllar sonra Rus ve Alman arkeologlar tarafından yeni ve farklı bir iddia gündeme taşındı.

Almanya’daki Göttingen Üniversitesi’nden arkeoloji uzmanı Thomas Terberger: “Bu heykelin saygıdeğer yaşı 11 bin 600 yılı buluyor ve diğer buluşlarımız, bize avcı-toplayıcıların karmaşık ritüeller yaptıklarını ve sanatlarında soyut fikirleri ifade edebildiklerini söyletiyor. Görünüşe göre din ve kültür, daha önce düşünüldüğü gibi çiftçilikle birlikte değil, çok daha önce ortaya çıktı.” diye konuştu.

Terberger ile Rus arkeologlar Svetlana Savçenko ve Mihail Jilin’in de yer aldığı ekip zaten 3 yıl önce heykelle ilgili geniş bir araştırma çalışması başlatmıştı.

Ağaçtan kesilerek yapılmış ve üzerinde şeytani kol ve yüz görüntülerinin yer aldığı beş metreyi geçen tek parçalık bir heykel olan Shigir İdolü’nün, önce ormanı ‘tabu’laştıran bir sembol olabileceği düşünülmüş. Sonraları, bu heykelin dini ritüel ya da ata ruhlarına hürmet için yapılmış olabileceği ileri sürülmüştü.

Araştırmacılar, Shigir İdolü’nün kötü ruhların ve onları yöneten orman şeytanının bir tasviri olduğunu düşünüyorlar.
Bu düşünceler ışığında varılan ve dinlerin tarihini yeniden araştırmamızı sağlayan bu sonuçlar bir hayli ilginç.

Günümüz tarihini de fazlasıyla etkileyeceğini ve uzak tarihe yön vereceğini düşündüğüm yukarıdaki bilgiler ışığında elde edilen çok önemli bir bilgi daha var. O da Shigir İdolü’nün Göbeklitepe’de ortaya çıkarılan figürler ile büyük benzerlikler göstermesi.

Fransız Heykeltıraş Auguste Rodin’in, 1900’lü yıllarda yaptığı ve şu an Rodin Müzesinde bulunan Düşünen Adam heykeli, tüm dünyada felsefi düşünmenin simgesi haline gelmiştir. Zamanla pek çok kopyaları yapılan eser; Belçika, Almanya, Norveç, Japonya, Fransa, Danimarka gibi farklı ülkelerde müzeleri ve üniversitelerin bahçelerini süslemektedir.

Fakat hiç bir ülkede, Düşünen Adam heykelini bir akıl hastanesinin bahçesine yerleştirmek, kimsenin aklına gelmemiştir. Ta ki, 1950’li yıllarda Türkiye’de, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin bahçesindeki yerini alıncaya dek. Heykelin yapım hikayesi de en az bulunduğu konum kadar ilgi çekicidir.

Başhekim Fahri Celal Göktulga Düşünen Adam’ı ilk önce bir dergide görür. Ardından, heykelin bir kopyasının hastane bahçesinde yapılması fikrini ortaya atar. Ancak bu iş için gereken ödenek yoktur. Bunun üzerine, bu sırada hastanede tedavi görmekte olan, heykeltıraş Kemal Künmat’tan heykelin yapımı için ricada bulunulur. Künmat’ın görevi kabul etmesi ile devasa bir kaya kütlesi askeriyenin de yardımıyla heykelin yapılacağı alana taşınır.

Taş kütlesi, heykeltıraşın ellerinde şekillenip, Düşünen Adam vücuda gelmeye başlarken, Künmat emeğinin karşılığını istediğini ifade eder. Talep ettiği bedel günün şartlarına göre oldukça yüksektir. Hastane yönetimi Künmat’ı ikna etmek için, O’nu en iyi odalarda ağırlayıp ufak hediyeler alsa da başarılı olamaz. En nihayetinde heykeltıraşımız, heykeli yapmayı bırakıp, hastaneden ayrılır.

Düşünen adam, çenesini yaslayacağı koldan mahrum bırakılmış halde, öylece kala kalır. Bu durum altı ay kadar sürer. Altı ayın sonunda hastaneye depresyon tedavisi için yatan yüzbaşı Mehmet Pişdar, tek kollu Düşünen Adamın, eksik kalan kolunu tamamlayacağını iddia eder. Önceleri, Pişdar’ın bunu başarabilecek yeteneğe sahip olup olmadığından şüphelenildiğinden, ayrı bir yerde, taşı yontarak kolu yapması istenir. Sınavı başarıyla geçen yüzbaşıya heykeli tamamlama izni verilir. Üstelik heykeli tamamlaması karşılığında hastaneden taburcu edileceğinin de sözü verilerek. Böylelikle yarım kalan kol da tamamlanarak, heykel son halini alır.