Sandro boticelli tarafından yapılan bu eserin anlamı henüz tam olarak anlaşılmamıştır. Bir düşünce ekolü, eseri olaylar dizisi olarak tanımlar.

Sağda , batı rüzgarı Zefirus, bir su perisi olan Chloris’i kovalamaktır. Zefirus ona sarıldıktan sonra Chloris, tanrıça Flora’ya dönüşür.ortada Venüs, onun üstünde de gözleri bağlı Küpid vardır; Venüs doğanın üretken güçlerinin temsilcisi ve aşk tanrıçası oalarak temsil edilir.Venüs ‘ün solunda Üç Güzeller, en solda ise bulutu yani gerçeği gizleyen örtüyü ortadan kaldıran haberci tanrı Merkür vardır. Resim için yapılan diğer yorumlardan biri de tablonun, Şubat’tan (Zefirus) başlayarak bahar, yaz ve Eylül’ü (Merkür), özetle , mevsimlerin döngüsünü betimlediği yönündedir.Her iki yorum da dünya da gerçekleştirilemeyen bir ideali öne sürer.

Anadolu’nun önemli antik kentlerinden biri olan Denizli Laodikya antik kentinde, bir bölümü toprak altında olan 2 bin 200 yıllık antik tiyatronun kazı ve restorasyon çalışmaları devam ediyor.

Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, Laodikya antik kentindeki tiyatro yapısını ortaya çıkarmak için mart ayında yapılan protokolün ardından başlayan çalışmaları yerinde inceledi.

“Tiyatroyu yeniden kullanılabilir hale getireceğiz”

Başkan Zolan, 19 antik kent ve birçok doğal güzelliği barındıran Denizli’nin bu zenginlikleriyle dünyanın en güçlü şehirlerinden biri haline geldiğini belirterek, şunları söyledi:

“Laodikya’da 2 bin 200 yıllık batı tiyatrosunu da ayağa kaldırarak, yeniden kullanılır hale getireceğiz. 15 bin kişi kapasitesi bulunan tiyatronun ayağa kaldırılmasının ardından çeşitli etkinliklerin yapıldığı bir yapı haline getirmeyi istiyoruz. Denizli’mizin turizmde daha da ileri noktalara ulaşması için gayret etmeye devam ediyoruz. Şehrimizin güzelliklerini ortaya çıkarmayı sürdüreceğiz. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”

“Tahrip olan taşlar aslına uygun olarak düzenlenecek”

Laodikya Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek de, Helenistik tiyatro diye adlandırılan batı tiyatrosunun kazı ve restorasyon çalışmalarına başladıklarını aktararak, şu bilgileri verdi:

“Tiyatronun sahne binasının arkasında çalışma ve taş tasnifleme alanları oluşturuyoruz. Tiyatronun alt oturma sıraları ile orkestra ve sahne binası blokları ayağa kaldırılma çalışmaları sırasıyla yapılacak. Tahrip olan taşlar aslına uygun olarak mermer bloklarla düzenlenecek.”

Bu eser, Albrecht Dürer’in Yeni Ahit’teki Vahiy Kitabı’nda anlatılan mahşeri betimlediği on beş baskı resimden oluşan serinin dördüncü ahşap baskısı olma yönündedir. Eser Dürer’in ilk büyük illüstrasyonu olma yönünden de oldukça kıymetlidir. Ve seri basıldığı dönemde oldukça büyük başarılar elde etmiştir. Dürer’in uyguladığı bu yenilikçi teknik, açık-koyu tonları ve hacmi ortaya seren çapraz taramaları ve paralel çizgileri barındırır; binicilerin esere diyagonal şeklinde konumlandırılması ise esere ayrı bir dinamizm katmaktadır.

Bu baskılar sanatçının kitabının uluslar arasın anlamda artmasına ve kitap illüstrasyonu bakımından bir dönüşüm yaşanmasına öncülük eder. Bu eser sayesinde Dürer yaşamı boyunca bir gelir kaynağı elde etmiş olur. Konu seçimi oldukça akıllıcadır. 1500’lü yıllarda pek çok insan dünyanın sonunun geldiğine inandığı için bu tarz resimler oldukça gündemdeydi.

Eserin odak noktaları

1-) Meleğin el işareti

Atlıların üzerinde takdis işareti yapan bir melek, hemen altında ise eliyle kılıcıyla atını dörtnala süren bir figür vardır ki bu, eserin en şüpheli figürüdür. Çoğu insan bu figürü yıkıcı bir alamet olarak yorumlarken, bir çoğuda Mesih olduğuna inanır.

2-) Cehennemin ağzı

Orta Çağdan itibaren cehennemin genellikle Leviathan’ın temsil eden korkunç bir canavarın açık ağzı olarak resmedilir. Burada cehennem, başpiskopos başlığı ve imparatorluk tacı giymiş bir adamı yutmak üzeredir. Bu da ölümün zengin ya da fakir tüm insanlığı alt edeceğini vurgular.

3-) Yüz ve üç dişli yaba 

Genelde ölüm, tırpanla temsil edilir ama cehennem tasvirlerinde sık sık üç dişli yaba veya çatal kullanılır. Bu resimde iki sembol birleştirilmiştir. Dürer’den önce hiçbir sanatçı hızla ilerleyen dört atlının neden olduğu yıkımı böylesine gerçekçi biçimde ortaya koymamıştır.

4-) Kıtlık ve terazi

Dört atlı son hızla ilerlerken kıtlığı temsil eden figürün terazisi peşleri sıra sallanır.

Çin seramiklerinin tarihi 2000 yıl öncesine dayansa da Çin’de ilk porselen M.S.600 yılında üretilir. Avrupalılar Çinlilerin ürettikleri porselenlere her zaman ayrı bir değer vermiştir. Örnek verecek olursak Venedikli kaşif Marco Polo porselenleri överken onları yarı saydam deniz kabuğuna benzetmiş ve ” porcelino” terimini ortaya atan ilk kişi olmuştur.

8.yüzyılda sarayın memurları sarayda kullanılmak üzere fırınlardan seramik isterler. 1278 yılında Yuan Hanedanlığı’nın başlarında Jingdezhen’in güney şehrine özel bir porselen ofisi kurulur. Ve aynı dönemde Ming Hanedanlığı’nın ilk dönemlerinde aynı yere İmparatorluk porselen fabrikası inşa edilir. Xuande döneminde fabrikaya Pekin’den büyük ilgi yağar ve büyük miktarda siparişler alırlar.

Bahsettiğimiz vazoya gelecek olursak  Ming imparatorluğu dönemine ait bir vazodur. İyi porselenlerin çoğu Batı’dan ithal edilen ve morumsu renge yakın olan kobalt mavisi pigmentleriyle süslenmiştir.  Vazonun daha derinine inecek olursak bulutlar ve bulutların arasında iki ejderha figürünün betimlendiğini görürüz.

Bu sembol imparatorluğunun yüceliğini gösterir ve sadece sarayda kullanılacak vazoların üzerine yapılmasına izin verilir. Ancak Jindezhen’deki fabrikanın dışında, halka seramik temin eden bir çok özel fırında o dönemlerde işletilmiştir. Bu fırınlarda yasak olmasına rağmen imparatorun ejderhası ve imparatoriçenin Anka kuşu simgeleri halkın kullandığı eşyaların üzerine işlenir.

Eserin odak noktaları

1-) Madalyon

Vazonun gövdesinde ve kapağında bulunan bu simge uzun bir ömrü simgeleyen çiçek şeklinde madalyonlar halinde bulunur. Açmış çiçek motifi baharın sonsuza kadar tekrar tekrar ortaya çıkacağını simgeler. Bu motif “shou” denilen Çin sanatında sıkça görülen stilize bir karakterle özdeştirilir.

2-) Dalgalar ve kayalıklar

Uçan ejderhanın altında hemen karşımıza dalga ve kayalıklar çıkar. Denizin kayalıklara vuracak olması yaşamın uzun ömürlü olacağını simgeler. Saray ziyaretçilerinin dikkatini çekmesi için yapılan bu motif hanedanlığının gücü sonsuza kadar elinde tutacağının hatırlatıcı yönündedir.

3-) Uçan ejderha

İmparatorluk ejderhası toplamda 5 pençeye sahiptir ; bunun nedeni Çin sayı sisteminde tek sayılar şanşlılığı gösterir. Beş uğurlu ve güçlü bir sayı olarak anlatılır.

Mayıs 1508 yılında kendini ressam olarak değilde daha çok heykeltıraş olarak gören Michelangelo Buonarroti, Papa 2. Julius Della Rovere’den gelen resim yapma görevini her ne kadar istemese de kabul eder. Sanatçı, Vatikan’ın resimlerinin temasıyla ilgili olan temaları reddeder, var olan yıldızlı sade gökyüzü tasviri yerine daha çok karmaşık mimari bezeme programını uygular.

Resimler kirişler ve tavanla birleşerek Yaratılış Kitabının önemli sahnelerini 9 ayrı panel şeklinde meydana getirir. Tavanın ritmik bir biçimde geniş resim alanlarına bölünmesi ve ignudi ile komşu olan sahneler kronolojik sıralanmış 4 büyük sahnenin önemini vurgular. Işığın Karanlıktan Ayrılması, Adem’in Yaratılışı, İlk Günah ve Cenneten Kovulma ile Tufan. 300 yüzden fazla figür içeren bu devasa proje dört yılda tamamlanmıştır.

Eserde dikkat edilmesi gereken yerler

1-) Yeremya

Eski Ahitteki Yeremya peygamberini temsil eden bu devasa figürün Michelangelo’nun kendi olması olanıklıdır. Figüre dikkatlice bakacak olursak figür odukça düşünceli gözüküyor.

2-) Adem’in yaratılışı

Tavanın ortalarında yer alan Adem’in Yaratılışı, şapelin en ünlü freskidir.Katolik inanca göre insan Tanrı’nın suretinde yaratılmıştır. Michelangelo bu freskte, Yaratıcının Ademe dokunup ona ruhunu üflemesini temsil eder.

3-) İgnudi

Tavanın orta bölümünde küçük yerlerde yer alırlar. Bu motif Michelangelo’nun anotimi bilgisini gösterir ve antik heykellerle yaptığı çalışmalara dayanır.

4-) Libyalı kadın kahinler

Antik çağa ait 5 kadın büyücü figürü bulunur. Bunlar İsa’nın gelişini önceden bildiren ve ve vücut bulmayı bildiren kahinlerdir. Libyalı bu kadın figürü Sistina tavanındaki en sade figürdür.

5-) Tanrı’nın gezegenleri yaratışı 

Işığın Karanlıktan Ayrılması adlı freskte, Tanrı; etrafı meleklerle çevrilmiş ve dalgalanan giysileriyle havada uçar vaziyetteyken kollarını iki yana açarak Güneş ve Ay’ı yaratır.

Robert Hughes’in “Caravaggio’dan önce de sanat vardı sonra da, ama aynı sanat değildi.” cümlesiyle kısa ve öz bir şekilde tanımladığı 17. yüzyıl sanatının seyrini değiştiren Michelangelo Merisi, bilinen adıyla Caravaggio’nun kendi kuralları dışında hiçbir şeye bağlılığı yoktu.

Hayatı Veba salgınının ortasında başlamış, henüz 4 yaşındayken ailesiyle salgından kaçmak zorunda kalmış ve ne yazık ki salgına büyükannesi, büyükbabası, amcası ve babasını kaybetmişti. Ailenin geri kalan üyeleri salgından kurtulmuşlardı ancak kayıplar ailenin ciddi anlamda gelirinin düşmesi anlamına da gelmişti. 13 yaşına dek büyük sıkıntılar çeken Caravaggio, 1584’te Milano’taki bir ressamın çırağı olmak için üstüne para vererek sözleşme imzaladı. Fakat Caravaggio’nın çıraklık dönemini ciddiye almadığını, söz konusu bu dönemde eserlerinin bulunmamasından ve tekniğinden anlamak mümkün.

Döneminin standartlarına göre çok hızlı bir şekilde resimlerini tamamlayan Caravaggio’nun, günümüze hiçbir eskizinin ulaşmamış olması da Caravaggio’nun eskizsiz çalışmış olabileceğini akıllara getiriyor.

Caravaggio hayatını kaybettiğinde eserleri adeta kapışıldı. Hayatını mahkeme kayıtlarından, polis dosyalarından öğrendiğimiz bu usta ressam 39 yaşında öldüğünde arkasında 17 polis raporu, bir cinayet, şövalye unvanı ve dünyanın en korunaklı hapishanesinden kaçma hikayesinin dışında daha fazla eser bırakmış olsaydı mutlaka yer yerinden oynardı.

Başlarda Roma resim dünyasında belirgin bir isim olamayan Caravaggio, hiçbir resim atölyesinde birkaç aydan fazla kalamamıştı. Hayatını devam ettirebilmenin oldukça zor olduğu Roma’da, sefil, kalabalık ve bakımsız koşullarda yaşayan Caravaggio, bu durumdan büyük zevk duyuyordu. Fahişelerle arkadaşlık yapıp, üçkağıtçılık yapan dilencileri ve profesyonel hırsızları gözlemliyordu.

Nar Sanat olarak Caravaggio’nun yaşantısını ve eserlerini tek bir haberde sizlerle paylaşmaktan anlaşılması zor, bu usta ressamı, resimlerini ve yaşantısını sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Atatürk’ün giysileri Ankara’da sergilenmeye başladı. Sergi, Atatürk’ün terzisi Levon Usta’nın 4’üncü kuşak torunu Levon Kordonciyan tarafından açıldı. Atatürk’ün neden yüzyılın en şık lideri olduğu sergideki giysileriyle bir kez daha gözler önüne serildi. 11 Kasım’a kadar açık olacak sergi, Atatürk’ün terzisi Levon Usta’nın 4’üncü kuşak torunu olan Levon Kordonciyan tarafından açıldı. Kordonciyan açılıştaki konuşmasında şunları söyledi;

“Kordonciyan Ailesi’nin de 130’uncu yılını kutluyoruz. Ankara’ya ve tüm Türkiye’ye teşekkür ediyorum ve özellikle ailelere ve öğretmenlere sesleniyorum. Çocuklarınızı bu sergiye mutlaka getirin ki; o dönemin zorluklarına rağmen neler yapıldığını görsünler ve bu günün teknolojisi ile de neler yapabileceklerini anlasınlar.”

Kartal Belediyesi, Betül Vural ve Zerrin Çiğdemli Aner Sanat Galerisi Atölyesi öğrencileri tarafından hazırlanan ‘Yaşam’ adlı karma resim sergisine ev sahipliği yapıyor.

Kartal Belediyesi Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi Fuaye Alanı’nda ziyarete açılan karma sergide, Betül Vural ve Zerrin Çiğdemli Aner Sanat Galerisi Atölyesi’nin 10 öğrencisi tarafından hazırlanan resimler yer alıyor. Serginin küratörlüğünü ise Betül Vural ve Zerrin Çiğdemli Aner birlikte üstleniyor. Öğrencilerin; peyzaj, figür ve çini mürekkebi gibi farklı resim tekniklerini kullanarak hazırladığı sergiyi, meraklıları 8 Kasım tarihine kadar Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi Fuaye Alanı’nda ziyaret edebilecek.

Sergi ile ilgili konuşan Ressam Zerrin Çiğdemli Aner, “Öğrencilerimizin ilk resim sergisi. Burada yıllar süren çalışmanın ve emeğin sonucu eserler yer alıyor. Sergimizde çok güzel tablolar bulunuyor. Ayrıca sanata ve sanatçılara verdiği destekler için Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz’e çok teşekkür ediyoruz.” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu ayki ‘Yeniden Sinematek’ gösterimlerinde ‘Bilim Kurgu Sinemasında Düşler, Zaman ve Mekan’ temalı filmleriyle Leonardo Dicaprio, Tom Hardy, Harrison Ford, ve Charlize Theron gibi usta oyuncuları sanatseverlerle buluşturacak. Bu unutulmaz filmler, Cuma akşamları İzmir Sanat’taki ücretsiz gösterimlerde izleyiciyle buluşacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, sinemanın kült fimlerini İzmirli sanatseverlerle buluşturmaya devam ediyor. 2009 yılından bu yana devam eden ‘Yeniden Sinematek’ gösterimleriyle ‘Yol Hikayeleri’, ‘Japon Sineması Altın Yıllar’, ‘Bilim Kurgu Klasikleri’, ‘Hollywood’da Yıldız Kadın Oyuncular’, ‘Müzik ve Dansın Büyüsü’, ‘Şehir Hikayeleri’, ‘Macera Filmleri Klasikleri’, ‘Savaş Şarkıları’, ‘İtalyan Sineması’, ‘Sinema Yargının İzinde’ ve ‘Yönetmen Sineması’ gibi temalarla onlarca önemli filmi beyazperdeye taşıyan Büyükşehir Belediyesi, Kasım ayında ise ‘Bilim Kurgu Sinemasında Düşler, Zama n ve Mekan’ temasıyla sinema tarihine damga vuran 4 filmi izleyiciye sunacak.

Dönemine damga vuran film
‘Yeniden Sinematek’in İzmir Sanat’ta gerçekleştirilecek bu ayki ilk gösterimi 9 Kasım Cuma günü saat 20.00’de. Orijinal adı “Inception” olan “Başlangıç” adlı eseri yazıp yöneten Christopher Nolan, bilimkurgu ve aksiyon türünde bir başyapıt yarattı. Filmin başrollerinde, usta oyuncular Leonardo Dicaprio, Joseph Gordon-Levitt ve Ellen Page yer alıyor. 2010 ABD ve İngiltere ortak yapımı film, çok yetenekli bir hırsız olan Dom Cobb’un rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki sırrı ve başından geçenleri anlatıyor.

Hayatta kalma mücadelesi
Yönetmen koltuğunda George Miller’in oturduğu “Mad Max: Fury Road” nükleer savaşın ardından dünyada çöllerin yaygınlaştığı ve susuzluk probleminin artarak medeniyetin çöküşe doğru sürüklenişini anlatıyor. 2015 macera, aksiyon, bilimkurgu türündeki filmde, Tom Hardy, Charlize Theron, Nicolas Hoult gibi efsane oyuncular yer alıyor. Film, 14 Kasım Cuma saat 19.00’da İzmir Büyükşehir Belediyesi Seferihisar Kültür Merkezi Çağan Irmak Salonu’nda, 16 Kasım Cuma saat 20.00’de ise İzmir Sanat’ta izleyicilerle buluşacak.

34 yıllık sır
Denis Villeneuve’nin yönettiği “Blade Runner 2049” yani “Bıçak Sırtı 2049” 1982 yapımı bilim-kurgu klasiğinin izini sürüyor. Hampton Fancher ve Michael Green’in kaleme aldığı film, üstü örtülü bir sırrın keşfedilmesiyle 34 yıldır kayıp olan Rick isimi birini arayan Blade Runner’ın hikayesini anlatıyor. 2017 yılı ABD yapımlı filmin kadrosunda, efsane oyunculuklarıyla Harrison Ford, Ryan Gosling ve Ana de Armas yer alıyor. Film, 23 Kasım Cuma saat 20.00’de İzmir Sanat’ta seyircilerini bekliyor.

Mars’ta mücadele
“Marslı” orijinal adıyla “The Martian” 2015 yılı ABD-İngiltere ortak yapımı macera, dram ve bilimkurgu filmi. Drew Goddard’ın yazdığı Matt Damon, Jessica Chastian, Kristen Wig’in oynadığı filmin yönetmen koltuğunda Ridley Scott oturuyor. Film, 28 Kasım saat 19.00’da İzmir Büyükşehir Belediyesi Seferihisar Kültür Merkezi – Çağan Irmak Salonu’nda, 30 Kasım saat 20.00’de İzmir Sanat’ta oynayacak.

Filmin konusu şöyle: Mars gezegenine astronotların gönderildiği bir görevde, Mark Watney isimli astronot şiddetli bir fırtına sonrası öldü sanılarak ekibi tarafından Mars’ta bırakılır. Fakat Watney hayattadır ve kendisini Mars’ta yapayalnız bulur. Elindeki sınırlı olanaklarla türettiği yaratıcı mekanikler yardımıyla bir yandan hayatta kalma mücadelesi verirken, diğer yandan dünyaya yaşadığına dair bir sinyal göndermeye çalışır. Gönderdiği mesaj sonunda NASA’ya ulaşır. Artık tüm dünyanın ortak bir derdi vardır: ‘Marslı’nın eve dönmesini sağlamak!

Besteci Bujor Hoinic’in Troya operası, yabancı besteci, tarafından yazılan ilk Türkçe opera oldu. Devlet Opera ve Balesi’nin (DOB) bu yılki en önemli yapımlarından biri olarak gösterilen Troya’nın yaratıcısı, orkestra şefi, besteci Bujor Hoinic, “Troya’ya sıfırdan başladım ve üç buçuk ay gibi rekor bir zamanda, mayıs ayında bitirdim. Ortaya bir epik opera çıktı.” diye belirtti.

Troya’ya oğlu Artun Hoinic ile hayat veren Bujor Hoinic ve eserin Genel Sanat Direktörlüğünü yürüten Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü, tenor Murat Karahan, orkestra provaları sırasında, kendisine yönetilen soruları yanıtladı.

Karahan, Troya’nın çalışmalarında artık sona yaklaştıklarını ve eserin prömiyerinin 9 Kasım’da ATO Congresium’da yapılacağını belirterek, “Biletlerimiz cuma günü satışa çıkmıştı. 3 bin 28 adet koltuğu olan salonun bütün biletleri bitti. İlgi gösteren, 3 gün içerisinde 3 bin kişilik salonun biletlerini tüketen tüm izleyicilerimize çok teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

Troya’ya sadece Ankara’dan değil, il dışından da izleyicilerinde geleceğini anlatan Karahan, “Bu bize gelecek için, sanat için, yapmaya çalıştığımız şeyler için çok büyük bir umut veriyor. Çok mutluyuz. Bu talep karşısında ekstra temsiller de koymak durumunda kaldık. Muhtemelen kasımın son haftalarına doğru bir Troya temsili daha gelecek.” ifadesini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen “Evvel Giden Ahbab” başlıklı etkinlikte, akademisyen, tarihçi ve yazarlar liseli gençlere Yahya Kemal’i tanıttı.

Türk edebiyatının önemli şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı’yı vefatının 60. yılında yad etmek için “Evvel Giden Ahbab” başlıklı bir etkinlik düzenlendi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi iş birliğiyle Cemil Bilsel Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte Yahya Kemal’in edebi ve estetik yönü konuşuldu.

Ağırlıklı olarak lise öğrencilerinin katıldığı etkinliğin açılışında konuşan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, Yahya Kemal’i anmak için bir araya geldikleri için heyecanlı olduklarını dile getirdi.

Yahya Kemal’in sadece Türk edebiyatına hizmetleri değil, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin bugünlere gelmesindeki yardımları sebebiyle de çok kıymetli bir değer kaydeden Ak, “Bu değeri daha iyi anlamak ve bugünkü gençlere örnek olacak yönlerini ortaya çıkarmak adına gerçekleştirilen bu faaliyeti gönülden tebrik ediyorum.” dedi.

Anma etkinliği kapsamında gerçekleştirilen panelin oturum başkanlığını yapan Prof. Dr. M. Fatih Andı, ölümünün üzerinden 60 sene geçmiş olmasına rağmen halen Yahya Kemal’i konuşabildiklerini ve düşünceleri üzerinde düşünce geliştirdiklerini söyledi.

“Bugünün en genç şairi Yahya Kemal’i bilmeden ben şairim diyemiyor.” diyen Andı, özellikle liselerden gelen gençlerin panel sayesinde Yahya Kemal’i tanımasını veya en azından bu konuda ilgi uyandırmasını ümit ettiklerini dile getirdi.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın bu haftaki programında Ünlü bestekarlar C. Saint-Saens ve C. Franck’in besteleri Eskişehirlilerle buluştu. Gecede Solist Ceren Senyücel ve Şef Parick Souillot’nun müthiş performansı sanatseverlerden büyük alkış aldı.

2002 yılında kurulan ve ülkemizin en genç ve en hızlı gelişim gösteren sanat kurumlarından biri olarak Eskişehirli sanatseverlere unutulmaz dinletiler sunmaya devam eden Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası bu hafta ünlü bestekarlar C. Saint-Saens ve C. Franck’in bestelerini Eskişehirlilerle buluşturdu. Şefliğini Patrick Souillot’nun üstlendiği gecenin ilk bölümünde Piyanist Ceren Senyücel solistlik yaptı. Saint-Saens’ın 2 nolu piyano konçertosunu başarılı bir şekilde seslendiren Senyücel sanatseverler tarafından büyük beğeni topladı. Senfoninin ikinci bölümünde Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ve şef Patrick Souillot’nun yüksek tempolu performansı ayakta alkışlandı.

Senfoni Orkestrası’nın gelecek programında Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Korosu işbirliğiyle düzenlenecek olan Atatürk’ü Anma Konseri’nde Fahir Atakoğlu’nun Sarı Zeybek Kantatı sahnelenecek. Solistliğini soprano Eda Bingöl Gürkan, mezzosoprano Leyla Ceren Koç, bariton Şahan Gürkan, ney sanatçısı Ercan Irmak ve piyanist Onur Ermez’in, metin yazarlığını Cennet Türker ve Şahan Gürkan’ın yaptığı konserin koro şefliğini Ebru Eren üstlenecek. 9 Kasım 2018 Cuma saat 20.00’de Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı’nda gerçekleşecek konserin orkestra şefliğini Kıvanç Tepe yapacak.