Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın birçok kez şefliğini üstlenen Musa Göçmen “Şifa” adını verdiği anlatımlı resitalde Eskişehirli müzikseverlerle buluştu.

Müziğin iyileştirici etkisi hakkında yıllardır araştırmalar yapan Musa Göçmen, piyano solo eserlerini seslendirirken dinleyicilere ses frekanslarının mucizevi etkileri hakkında bilgi verdi.

Eskişehirli sanatseverler tarafından büyük beğeni ile dinlenen Musa Göçmen resitalde Gelgitlerim, Uzak Yalnızlığım, Cumhuriyet, Su gibi eserlerini piyano ile seslendirirken, Tam Ortasındayım Ömrümün eserini ise seyircilerle birlikte söyledi. İnteraktif bir şekilde ilerleyen konserde Musa Göçmen dinleyicilere “Titreşimler hayatın sırrı olarak her an bizimle. Mesela kuşlar ötüyorsa ruhumuza her şeyin yolunda gittiğine dair doğadan bir mesaj geliyor ve tüm bedenimiz o komuta uyuyor. Derin sessizlikler ve gürültülü ortamlar tehlike sinyalleriyle stresli dakikalara hatta saatlere yönlendiriyor bizi. Vücudumuzdaki titreşimler düzensizleşipde bizi sağlıktan uzaklaştırmaya başladığında ise tehlike sinyalleri çalmaya başlıyor. Ama şifanın sırrı da işte bu denizde saklı. Yıllardır bu konuda çalışmalar yapmaktayım. Günümüzde Frekansların gücü yavaş yavaş anlaşılmaya ve yaygınlaşmaya başladı. İşte bu konser 528 Hz ile başlayan ve titreşimin en mükemmel hali müzik ile size yepyeni kapılar açacak ve içindeki sırrı anlamaya çabalayacak. Bu konser sizi bu gün farklılaştıracak ve sizin için bir şifa olacak” dedi.

Konser bitiminde aldığı çiçeği küçük dinleyicisine hediye eden Musa Göçmen hayranlarıyla da bol bol fotoğraf çekildi.
Oda müziğinin gelecek hafta programında 17 Aralık 2018 Pazartesi günü saat 20.00’de “Yedi Dilde Aşk Şarkıları” resitali Ergin Orbey Sahnesi’nde gerçekleştirilecek.

11 Aralık 1987 yılında aramızdan ayrıldı Adile Naşit. Onu kaybettiğimizden bu yana tamı tamına 31 yıl koca yıl geçti. Bizde Nar Sanat Eğitim Kursu olarak sizlere Yeşilçam’ın ustalarından olan ve Hababam Sınıfı’ndaki Hafize Ana ile hafızalara kazınan Adile Naşit’in hayatını ve hakkında bilinmeyenleri sunmak istedik.

Hababam sınıfında elinde zille koştururdu Hafize Ana,Gülen Gözler’de Münir Özkul’un tonton eşi Nezaket Hanım’ı, Neşeli Günler’in turşucu annesi, inatçı Saadet Hanım’ı, ‘Uykudan Önce’ isimli televizyon programının Masalcı Teyze’si Adile Naşit… Yani kısacası Türk sinemasının unutulmaz kadını oldu o.

1930 yılı doğumlu olan Adile Naşit tiyatrocu bir aileden gelmekteydi. Babası ünlü komedyen Komik-i Şehir Naşit, annesi de Ermeni kökenli tiyatro oyuncusu Amelya Hanım.

Adile Naşit 14 yaşında İstanbul Şehir Tiyatroları, Çocuk Tiyatrosu’na girdi. Halide Pişkin’in grubunda “Her Şeyden Biraz” oyunu ile İstanbul turnesine çıkan Adile Naşit sonradan Muammer Karaca’nın tiyatrosuna girdi. 1948-1951 arasında komedyen Aziz Basmacı ve Vahi Öz ile birlikte kurdukları toplulukta çalıştı.

Sonradan 1954’te döndüğü Muammer Karaca tiyatrosunda 1960’a rol aldı. 1961’de eşi Ziya Keskiner ve ağabeyi Selim Naşit Özcan ile birlikte kurdukları Naşit Tiyatrosu dağıldıktan sonra, 1963’ten 1975’e kadar “Gazanfer Özcan – Gönül Ülkü” tiyatrosunda çalıştı.

Tiyatro oyunlarının yanı sıra Hisseli Harikalar Kumpanyası, Neşe-i Muhabbet, Şen Sazın Bülbülleri gibi müzikallerde beğeni topladı. Sinemaya girişi ise 1947 yılında  Seyfi Havaeri’nin yönettiği Yara filmiyle olmuştur, ancak 1970’lerde filmlerde yoğun olarak rol almaya başladı.

1976’da İşte Hayat adlı filmdeki rolüyle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Hababam Sınıfı film serisindeki rolüyle büyük beğeni kazandı. 1978’de Uluslararası Sanat Gösterileri’nin tiyatro ve müzikallerinde rol almaya başladı. Daha çok Ertem Eğilmez ve Kartal Tibet’in çektiği güldürü filmlerinde oynadı.

TRT’de 1980 yılında TRT Ankara Televizyonu prodüktörlerinden İlhan Şengün’ün (1946-2003) yapımcısı olduğu Uykudan Önce isimli çocuk programıyla birlikte masalcı teyze diye anılmaya başladı.Masal ve öykü anlattığı bu program tek kanallı televizyon döneminde çocuklar tarafından büyük ilgi gördü.

Ve 11 Aralık 1987 yılında yani bundan tam 31 yıl önce hayata gözlerini yumdu Adile Naşit.

Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu tarafından düzenlenen 8. AB İnsan Hakları Film Günleri başladı.

Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun düzenlediği, 8. AB İnsan Hakları Film Günleri başladı. AB üye ülkeleri ve kültür merkezlerinin katkılarıyla, 10 Aralık İnsan Hakları Günü çerçevesinde düzenlenen etkinlik, bu yıl 21 şehirde 40’tan fazla belgeseli izleyiciyle buluşturuyor. Gösterimler 16 Aralık’a kadar halka açık ve ücretsiz olacak.

Etkinlik kapsamında 8’inci kez düzenlenen AB İnsan Hakları Kısa Film Yarışması’nın finalistleri de önceki gün Ankara’da düzenlenen gala gecesinde ödüllerini aldı. Yarışmaya katılan 67 film arasında finale kalmayı hak eden 11 film jüri üyeleri oyuncu Lale Mansur, Hürriyet Gazetesi Kültür Sanat Editörü İhsan Yılmaz, insan hakları aktivisti Sevna Somuncuoğlu, gazeteci Bülent Mumay ve Öğretim üyesi Sevilay Çelenk tarafından değerlendirildi.

Birincilik ödülünü Serdar Altun’un ‘Oyuncak Bebek’ adlı filmi, ikincilik ödülünü Veysel Çelik’in ‘Kefaret Yağmuru’ adlı filmi, üçüncülük ödülünü Abdi Cangı’nın ‘Şeyleşme’ adlı filmi aldı.

İnsan hakları savunucu portresi dalında ödülü ise Gökhan Çetin ‘Vatansız’ isimli filmi ile aldı. AB Delegasyonu Başkanı, Büyükelçi Christian Berger, ödül töreninde yaptığı konuşmada “İnsan haklarına saygı, demokratik ve güçlü bir toplum, sürdürülebilir kalkınma, güvelik ve uzun dönemde barış için bir ön koşuldur” dedi.

Bayeux Halısı, büyüklüğü ve betimlediği olaylar nedeniyle eşsiz bir işleme olarak kabul edilmektedir. Halıda işlenen sahnede, Normandiya Dükü William’ın İngiltere Kralı II. Harold’a karşı kazandığı zafer anlatılmaktadır.

Bu zafer Normandiya Dükü’nün ” Fatih William ” olarak adlandırılmasını sağlamıştır. Halı ; çocuğu olmayan İngiltere Kralı I. Tövbekar Edward’ın – William’a tahtın kendisinden sonraki varisi olduğunu bildirmek için – üvey kardeşi Harold’u 1064 yılında Fransa’nın Normandiya bölgesine gönderilmesiyle başlayan ve 14 Ekim 1066’daki Hastings Savaşı ile sonuçlanan olayları tasvir etmektedir.

Ocak 1066 yılında Edward, tahtı kuşkulu bir biçimde Harold’a bırakarak ölür ve Harold kral olur. Aylar geçtikten sonra ise William, İngiltereyi işgal etmek adına askeri güçlerini Hastings’te toplar ve yeni kralı alt eder.

Halının yukarıda gösterilen sahnesi Harold’un ölümü ve ordusunun yenilgisini betimlemektedir. Bu halı toplamda dokuz farklı uzunlukta ama aynı genişlikteki keten kumaşlardan yapılmıştır.

Iğdır Üniversitesindeki bir atölyede yürütülen çalışmalarda, unutulmaya yüz tutmuş ‘keçe işleme sanatı’ öğrencilere öğretilerek geleceğe aktarılıyor.

Orta Asya’dan getirildiği Anadolu’da yüzyıllardır kullanılan eşyadan olan keçenin işlenmesi, günümüzde kaybolmaya yüz tutan sanatlar arasında yer alıyor.

Geçmişte birçok farklı amaçla kullanılan ancak son dönemde yerini gelişen teknoloji sayesinde üretilen modern eşyaya bırakan keçenin yaşatılması için Iğdır Üniversitesi çalışma başlattı.

Atölyedeki tezgahlarda keçeyi halı ya da kilim dokur gibi dokuyarak çeşitli pano, giyim eşyası ve ev aksesuarları üreten öğrenciler hem bu sanatı öğreniyor hem de gelecek kuşaklara aktarıyor.

Iğdır Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Cavit Polat, üniversitenin Geleneksel Türk El Sanatları Bölümünde temel dokuma kapsamında keçe sanatında ilk kez uygulanan teknikler geliştirdiklerini söyledi.

Keçeyi halı dokur gibi dokuyorlar

Üniversite olarak var olan halı ve kilim dokuma teknikleri uygulanırken farklı bir teknik ve üslupla keçe çalışmaları içerisine girdiklerini anlatan Polat, “Öğrencilerimiz yeni yapılan bu uygulamaya çok büyük zevkle girdiler. Bu sanatı öğrencilerimize öğreterek gelecek nesillere taşımaya çalışıyoruz. Öğrencilerimizle sanatsal çalışmalarımızı açacağımız sergilerle de tanıtacağız” dedi.

Polat, “Keçe, göçebe bir kültüre sahip olan Türklerin yaz ve kış aylarında kullandıkları eşyadır. Biz atalarımızdan aldığımız bu mirası biraz daha farklı bir hale getirerek tezgahlarda işlemeye başladık. Arkadaşlarımız bu sanata farklı üslup katarak oturup tezgah başında kilim ile halı dokur gibi keçe dokuyor” diyerek sözlerine devam etti.

Bu muazzam sahne, İtalya’nın Pompei kentine yakın, M.S. 79. yılında patlayan Vezüv Yanardağı’nın yalnızca ufak bir zarar verdiği lüks bir Roma evinin – Villa dei Misteri’nin – kalıntıları arasında keşfedilen ve oldukça iyi korunmuş olan bir dizi freskin bölümlerindendir.

Eser villanın ön kısmında bulunan en prestijli oda olarak bilinen triclinium’a ( yemek odası ) resmedilmiştir. Freskin renk düzenine baktığımız zaman yeşil ve mavi renklerini görmekteyiz. Bu pahalı pigmentler kullanılması, villa sahibinin hiçbir masraftan kaçınmadığının bir göstergesidir.

Bu fresk ; sembolik ölüm ve yeniden doğuş sıkıntılarına katlanmak zorunda olan bir kadın için düzenlenmiş, gizemli  bir inisiyasyon ritüelini ( tahminen kadınlığa geçiş ) tasvir etmektedir. Ritüele baktığımızda Yunan şarap, tarım ve sarhoşluk tanrısı olarak kabul edilen Dionysus merkezdedir ve kadına inisiyasyon süresince rehberlik etmek için bir rahibe bulunmaktadır.

Figürler ayakta ya da çeşitli eşyaların üstünde oturur vaziyette; kendilerini yükselten ve bir sahne havası yaratımına katkıda bulunan yeşil renkli dar bir çıkıntı üzerinde konumlandırılmıştır. Bu çıkıntı, freski, mimari yapıları üç boyutlu görünecek şekilde tasvir eden Roma İkinci Üslup akımına dahil eder. Figürler, insanlardan daha yüce görünmeleri için abartılarak megalografik – olağandan büyük – bir üslupta yapılmıştır.

Figürleri, boyalı sütunlara bölünmüş kırmızı renkteki bir duvarın önüne yerleştiren ressam, onların freski izleyenlerle aynı odada yaşıyormuş gibi görünmesini sağlar.

Bisanthe Gülsin Onay Piyano Günleri kapsamında, Fransız piyanist Pierre Reach sahne aldı. Ünlü piyanist klasikleri ve kendi bestelerini icra ederken, sanatseverler konsere büyük ilgi gösterdi.

Reach konserinde, Franz Schubert, Robert Schumann ve Frederic Chopin’den eserler ile kendi bestelerini icra ederken, sanatseverlerin konsere ilgisi büyük oldu. Konseri akademisyenler, öğrenciler ve davetliler takip etti.

Yaklaşık iki saat süren Pierre Reach’in performansı, izleyiciden büyük alkış alırken, konser sonrasında Fransız piyaniste çiçek takdim edildi.

“Bisanthe Gülsin Onay Piyano Günleri”, 11 Aralık Salı günü piyanist Sofja Gülbadamova’ın konseri ile sona erecek.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, “Yarınlarımızı emanet edeceğimiz değerli yavrularımız, aydınlık gelecek sizin yüreklerinizde yeşerecek. Edebiyatla, sanatla, müzikle kendinizi beslemeyi hiç ihmal etmeyin” diyerek başlattığı ve her ay tekrarlanan ‘Çocuklar ve Aileleri için Çok Sesli Gösteri’yi izledi. Başkan Büyükerşen çocuklarla birlikte şarkılara ve gösteriye eşlik etti.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin küçük yaşlardan itibaren her bireyin müzikle buluşturulması amacıyla her ay gerçekleştirilen Sosyal Sorumluluk Projesi, ‘Çocuklar ve Aileleri için Çok Sesli Gösteri’ sinde Şef Musa Göçmen, Senfoni Orkestrası ile çocukların ve ailelerinin interaktif bir sunumla müzik tarzlarını ve enstrümanları keşfetmelerini sağladı.

‘Çocuklar ve Aileleri İçin Çoksesli Gösteri’ etkinliği, Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı’nda Eskişehirlilerin büyük ilgisiyle gerçekleşti. Gösteriyi, Başkan Büyükerşen ve Eskişehir Kent Konseyi Başkanı Nuray Akçasoy da izledi. Türkiye’de çeşitli illerde sempatik tavırlarıyla ve farklı sunumuyla çocuklara klasik ve çoksesli müziği sevdirmeye çalışan Şef Musa Göçmen gösteride, Bach’ın ‘Can Can’, Albinoni’nin ‘Adagio’, Mozart’ın ‘Twinkle’, Strauss’un Ohne Sorgen’ ve ‘Radetzky March’, Alford’un ‘Colonel Bagey March’, Bizet’in ‘Carmen Uvertürü’ adlı eserleri ile Beethoven, Drovak, Handel, Tchaikovsky, Brahms’tan seçme eserleri seslendirdi. Şef Musa Göçmen’in yönlendirmeleri ve Senfoni Orkestrasının melodileri ile sesleri tanıyan çocuklar, neşe içinde sahne kenarında müziğe ritim tutarak eşlik ettiler.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, sahnenin kenarına gelen çocuklarla birlikte el ele şarkılara, marşlara eşlik etti. Gösterinin son bölümünde Eskişehirli aileler ve çocukları Aşık Veysel’in ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ ve ‘Çanakkale Türküsü’ seslendirildi. Ardından Gençlik Marşı (Dağ Başını Duman Almış) ve İzmir Marşını tüm izleyiciler büyük coşku ve gururla ayakta söyledi. Başkan Büyükerşen ve Şef Musa Göçmen ile sahneye çıkan çocuklar birlikte poz verdiler.

Klasik ve çoksesli müziği sevdirmek için düzenlenen gösterinin çocuklarının gelecek yaşamlarına çok büyük katkısı olacağına inandıklarını ifade eden aileler, kültür ve sanatın kenti Eskişehir’de yaşamanın kendileri için büyük mutluluk olduğunu söyleyerek, Başkan Büyükerşen’e teşekkür ettiler.

İzmir’de ilk kez Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde sahne almaya hazırlanan Gürcistan’ın efsane dans ve müzik topluluğu Rustavi, hızlı temposu, kostümleri, sahne ışıkları ve müzikleriyle adeta nefesleri kesecek.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi, dünya çapında bir etkinliğe daha ev sahipliği yapacak. Gürcistan’ın efsane dans ve müzik topluluğu Rustavi, 10 Aralık Pazartesi akşamı sahneleyeceği nefes kesen gösteriyle 2108 yılını “muhteşem” uğurlayacak.

Tam 70 ülke ve 4 bin gösteri ile adını dünyaya duyuran grup, Paris’te ‘Olympia’, ‘Player’ ve ‘Mogador’, Londra’da ‘Albert Hall’, Roma’da ‘Auditorium’, New York’ta ‘Bekon’, Rusya’da Büyük Moskova Tiyatrosu ve St. Petersburg Büyük Filarmoni Salonu gibi dünyanın en prestijli konser salonları ile Chicago, Los Angeles, Milano, Tokyo, Kahire, Şanghay, Varşova, Berlin, Viyana, Prag ve Kudüs gibi kentlerde sahne aldı. Müzikleri, kostümleri, sahne ışıkları ve danslarıyla izleyenlere kendilerini hayran bırakan grubun koreograflığını, Gürcistan’ın efsane dansçısı Pridon Sulaberidze üstleniyor.

İzmir’de ilk kez sahne alacak Rustavi’nin gösterisi saat 20.00’de, AASSM Büyük Salon’da gerçekleştirecek.

Caz müziği sanatçısı, besteci Dolunay Obruk, Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde caz ve tango müzik meraklılarına benzersiz tınılar ve renkli sahne performansıyla keyifli bir konser verdi. Maltepe Belediyesi’nin Aralık ayındaki sanat etkinlikleri kapsamında düzenlenen konser, Maltepeli müzikseverlerden büyük ilgi gördü.

Dolunay Obruk, Amerikan caz müziğinden geleneksel Türk halk müziğine uzanan bir repertuarla dinleyicilerin karşısına çıktı. Obruk’un çoklu ritmlerin ve doğaçlamaların eşlik ettiği caz şarkıları, kulakların pasını sildi. Obruk, 2011 yılında Barış Manço’nun ‘Lambaya Püf De’ şarkısının 4 farklı versiyonunun yer aldığı tekli albümüyle, “Yalnızca” isimli albümünden de eserler seslendirdi. Obruk’un söz ve müzikleri kendisine ait eserleri dinleyicilerin beğenisini topladı.

“KATİBİM” ŞARKISINA CAZ TINILARI

Obruk “Katibim”, “Üsküdar’a Giderken” isimleriyle tanınan İstanbul şarkısına caz tınıları eklediği yorumuyla müzikseverlere keyifli vakit yaşattı. Obruk’un “İstanbul Kafası” isimli eseri dinleyicilerin alkışlarını topladı. Obruk, tangonun sevilen eserlerinden, Necdet Koyutürk’ün yazdığı “Papatya Gibisin” isimli tangoyu da seslendirerek dinleyicileri 1950’li yıllara uzanan bir müzik yolculuğuna çıkardı.

İş Sanat’ın Evvel Zaman Dışından Masallar serisinin yeni oyunu olan Orman Lokantası, minik sevenlerini harika bir yolculuğa çıkmaya davet ediyor. Sevinç Erbulak’ın anlatıcılığını üstlendiği oyun 9 Aralık Pazar günü gerçekleşecek.

İş Sanat geçtiğimiz sezon minik hayranlarıyla ilk defa buluşturduğu müzikal masal serisi Evvel Zaman Dışından Masallar, bu sezon Orman Lokantası ile devam ediyor.

Yekta Kopan’ın Hansel ve Gretel masalından yola çıkarak kaleme aldığı, Serdar Biliş’in yönettiği dinletinin müziklerini Çiğdem Erken, kostümlerini Tomris Kuzu, koreografisini Tuğçe Tuna, sahne ve dekor tasarımını ise Cem Yılmazer yaptı.

Anlatıcılığını sevilen oyuncu Sevinç Erbulak’ın üstleneceği oyunda küçük sanatseverler eğlence dolu bir yolculuğa çıkarak, Hansel ve Gretel ile yepyeni diyarlar keşfedecekler.

Müzik ve dansla dolu bu oyunu kaçırmamak için 9 Aralık, Pazar günü saat 15.00’ı takvimlerinize not almayı unutmayın.

Çok verimli olan Nil kıyılarında tarım erken başlamıştır. Nil ovalarında yaşayan boylar, tarlalara zarar veren hayvanları uzaklaştırmak için “çalpara” benzeri vurmalı ve sallamalı çalgılar icat etmiştir. Bu çalgılar giderek “doğaya şükran dansları”nın eşlikçisi olmuştur.

M.Ö. 2700 yıllarında Mezopotomya ile etkileşim içine girildiği sanılmaktadır. Çünkü çalgıların bir bölümü ortak özelliktedir.

Telli çalgıların başında, dev bir yay olan ve yere oturtulan arp geliyordu. Mısır’daki bu büyük arp’ın tel sayısı ise 6-8 di. Sonraları arp, bir “eşlik çalgısı”olarak küçüldü ve tellerinin sayısı arttı. Üflemeli çalgı olarak kaval ve” çifte kaval” vardı.Vurmalı çalgılar ise şunlardı: El davulu (bir çeşit küçük timpani). Darbuka’ya da dümbelek. Sistre çeşitleri olan İba- sistrum ve Naos- Sistrum .

Orta dönemde (M.Ö. 2040 – M.Ö.1650), yeni çalgılar icat edilmiştir. Bu vurmalı çalgıların “Küçükasya” ya da Afrika etkisiyle geliştiği sanılıyor. Mısırda tapınaklarda kullanılmıştır. Mısırlı yazarların mezar duvarlarına resmettikleri topluluklar genelde şarkıcılardır.

Yeni krallık döneminde (M.Ö. 1550 – M.Ö.1070) arp gelişmiştir. Tel sayısı 8-16, (genelde 10-12). “El-arpı” denebilecek küçük arp çeşidi de bu dönemin ürünüdür. 3. Ramses döneminde, insan boyundan büyük arp’ler de kullanılmıştır. Lut’un komşu ülkelerden ithal edildiği düşünülmektedir.

Bu dönemde lut üç ayrı form sergiliyordu: Sümer ve Babil lut’unun benzeri ince boyunlusu; “Rebap” tipinde olan ve gitar benzeri.

Geçdönemde (M.Ö.771 – M.Ö. 332), komşu ülkelerin etkisi çok belirgindir. Herodot ve Platon ( eflatun) gibi klasik Yunan yazarları, Mısır müziğini konservativ (muhafazakar) olarak nitelemişlerdir.

Mısırlıların gözde çalgısı, “ben” adını verdikleri arp’tır. İlk arp’ın M.Ö. 2400 yıllarında yapıldığı ve ünlü Giza piramitlerinden önce ortaya çıktığı biliniyor. Ancak, arp’ın Mezopotomya uygarlıklarından taşınmış olması da düşünülebilir.

“Met” adı verilen çifte klarnet, bambu kamışından yapılmıştır. Paralel iki kamış düdükten oluşur. Unison ses veren bu çalgı, Arp’ların “zamr” ya da Türklerin “zurna”sı gibi burundan sürekli soluk alınarak çalınırdı.