İlkel insan, salt ezgisel yönü olan telli çalgıları geliştirmekte bir neden bulamamıştır. İlkel insana göre ezgisel anlatım, şarkıcının alanına girmekteydi ve çalgıları bu alana sokmak gereksizdi.

Telli çalgılara ilkel kabilelerde telli çalgılara rastlanmamış olmasında bu önemli bir noktaydı. İlkel insan, müziğin şarkı söylemekten geçtiğini düşünüyor ve çalgıları geliştirirken tel kullanmaktan uzak duruyordu.

Tarihte ilk telli çalgılar Mezopotamya ve Mısır’da kullanıldı. Yapılan araştırmalar arpın ana vatanının Mısır olduğunu ortaya koymaktadır.

Mısır Uygarlığında müzik işçilere motivasyon amacıyla kullanıyordu
Hemen hemen tüm kültürlerde karşılaştığımız gibi Mısırlılarda, havanın kararmasıyla birlikte yapacak işleri olmayan insanlar birlikte oturup şarkı söylüyorlardı. Burada Mısırlıları diğer toplumlardan ayıran şey işçiler çalışırken yapılan müzikti. Bu müzik işçilerin daha istekli çalışmalarını ve verimli olmalarını sağlıyordu.

Biyolojik ve kültürel varlığı iki milyon yıl öncesine uzanan insanı, antropoloji ve arkeoloji inceler.

19. yüzyıl boyunca, müziğin doğuşuna ilişkin teoriler ortaya atılmıştır. Söz konusu bu teorilere göre müzik dilden, hayvan sesleri ve özellikle kuş seslerinden insanların birbirine seslenmesinden, insanların birbiriyle kurduğu duygusal ilişkilerden kaynaklanmış ya da esinlenerek doğmuştur.

Efsanelerde tanrının insanlığa armağanı olarak tanımlanan müziğin tarih öncesi çağlara uzanan etnomüzikoloji araştırmalarında, taş devrinden başlayarak çalgı bulguları, resim ve harf yazıları, müzik hakkında yazılmış belgelerden yararlanılmıştır.

Bahsi geçen bu yöntemler, eski çağların müziğine ışık tutan ipuçlarıdır. Aslında müziğin başlangıcını ve ilk kımıldanışlarını öğrenmek isteyen kişi, bugünün ilkel yaşam biçimlerinde ilk çağların kalıntılarını bulup aydınlığa çıkartmalıdır.

İlkel müziğin sanat dışı yapısı daha çok çalgı alanında kendini göstermektedir. İlkel çağlarda ilkel kabillerin ellerine geçen her türlü ses çıkarmaya uygun gereci çalgıya dönüştürme aşkı zengin bir çalgı çeşitliliği meydana getirmiştir. Kemikler ve hatta türlü kamışlar düdük ve vurmalı çalgılara, ceviz kabukları, kabaklar vurmalı çalgılara dönüşmüştür.

Bazı tarihçilere göre; ilkel insanlar müzik yapma bilinci içerisinde değildir, bunu büyü için bu sesler kullanılıyordu.

Eski Yunancadaki musike sözcüğünden gelen müzik, aslında iki milyon yıllık bir geçmişi olduğu kabul edilen insanın, iç içe yaşadığı ve sürekli etkileşim halinde bulunduğu bir terimdir.

Var olduğumuz çağdan beri algıladığı sesleri çözülmeyip değerlendirmiş ve giderek sesleri bir anlatım biçimine dönüştürmüşüz. Müzikte böyle doğmuş. Ses malzemesi ve onun insan tarafından değerlendirilmesi olmak üzere iki temel öğeyi içeren müzik, belli bir amaç ve yöntemle, belli bir güzellik anlayışına göre işlenerek birleştirilmiş seslerden oluşan estetik bir bütündür.”

Müzikte ses zamana bağlıdır. Bunun nedeni, sesin belirli bir süre içinde, bir zaman aralığında var olmasıdır. Sesin süresi, ritim ve ölçü gibi ilkeye dayanan kurallara yol açmıştır.

Müziğin tüm teorik konularını araştıran bilime müzik bilim ismi veriliyor. Müzik bilim, üç genel bölüme ayrılır. Bunlar sırasıyla; Tarihsel müzik bilim, sistematik müzik bilim ve kullanım için müzik bilimdir.

Önümüzdeki yazılarda sizlerle müzik tarihi hakkında önemli paylaşımlarda bulunacağız.

George Orwell’in kült eseri “1984”, tiyatro sahnesine taşınıyor. Taner Barlas’ın kurgusuyla ve Rutkay Aziz’in yönetmenliğinde sahnelenecek olan “1984 (Büyük Gözaltı)” adlı oyun, Perdeci Oyuncuları ve AYSA Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından sahneye konuyor. “1984 (Büyük Gözaltı)” oyunu, 14 Aralık Cuma akşamı 20.30’da artısahne Mecidiyeköy’de gerçekleşecek prömiyerinin hemen ardından, 15 Aralık Cumartesi akşamı 20.30’da Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde sahnelenecek.
Edebiyat tarihinin en önemli distopya romanlarından biri olan “1984”, “1984 (Büyük Gözaltı)” adıyla tiyatroseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. Robert Owens, Wilton E. Hall ve William A.Miles’ın uyarladığı, Artun Özsemerciyan ve Celal Üster’in roman ve oyun çevirilerinden yararlanarak Taner Barlas’ın kurguladığı oyun, Rutkay Aziz’in yönetmenliğinde sahneleniyor.
“1984 (Büyük Gözaltı)”da Rutkay Aziz, Taner Barlas, Ekin Aksu, Özcan Alpar, Levent Yılmaz, Aytaç Öztuna, Hüseyin Uçurtma ve Hüseyin Demir birlikte rol alıyor. Oyundaki videoda yer alan oyuncular ise Ali Gül, Ezgi Erdilek, Aykut İşpir, Gülşah Kıray Barlas, Bekir Akbaş ve Özgür Can Akbaş. Dekor ve kostüm tasarımını Metin Deniz’in, müziklerini Cahit Berkay’ın, ışık tasarımını Mahmut Özdemir’in hazırladığı oyunun reji asistanlığını ise Andaç Sayın üstleniyor.

Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin simgesi olan İstiklal Marşı’nın şairi Mehmet Akif Ersoy’un hayatı belgesel oluyor.

Yazarın hayatı, doğduğu ve çocukluğunun bir bölümünün geçtiği Çanakkale’nin Bayramiç İlçesi’nde çekimleri süren belgeselle beyaz perdeye aktarılacak.

Akif’in vatansever ve mücadeleci kimliğinin yanı sıra edebi kişiliğine ve sosyal hayatına dair bilgileri içeren belgeselde, Necid çöllerinde yaşadığı günlerden Biga’dan milletvekili seçildiği döneme ve İstiklal Marşı’nı kaleme aldığı Tacettin Dergahı’na yönelik enstantaneler yer alacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 7-11 Aralık tarihleri arasında Beyoğlu Yeşilçam Sineması’nda ‘İran Sineması’ndan Türkçe Film Günleri’ düzenliyor. Etkinlikte Tebriz, Erdebil ve Urmiye çevresinde yaşayan ve İran sinemasının estetik kodlarıyla Türk kültürünü ustaca harmanlayan Türk yönetmenlerin filmleri gösterilerek, söyleşiler ve fotoğraf sergisi gerçekleştirilecek.

İran, geleneksel kültür kodlarını ve folklorik özelliklerini modern sanatlarla birleştirerek kendine özgü ürünler ortaya koyabilen sanatçılara sahip, sanatla derin bağları olan bir coğrafya. Özellikle Tebriz, Erdebil ve Urmiye çevresinde yaşayan Türk sinemacılar, İran sinemasının estetik kodlarıyla Türk kültürünü ustaca harmanlayan filmler ortaya çıkarmaya başladılar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür AŞ, 7-11 Aralık 2018 tarihleri arasında bu bölgede yapılan filmleri ve yönetmenleri tanıtmak üzere İran Sineması’ndan Türkçe Film Günleri adlı kapsamlı bir etkinlik gerçekleştirecek.

Etkinlikte, bölge yönetmenlerinin çektiği 13 kısa metraj kurgu film, 4 belgesel ve 4 uzun metraj film gösterilecek, yönetmen söyleşileri ve bölgedeki sinema üretimi ile ilgili panel ve Tebriz, Erdebil ve Urmiye şehirlerini kapsayan bir fotoğraf sergisi düzenlenecek.

İran Sineması’ndan Türkçe Film Günleri, 7 Aralık Cuma günü saat 19.00’da yönetmenliğini Asghar Yousefinejad’in yaptığı Ev adlı uzun metraj film gösterimi ile başlayacak.

8 Aralık Cumartesi günü saat 14.00’de devam edecek gösterimlerde Leila Noroozi’nin senaryosunu yazıp yönettiği Ben İsmetim ve Haideh Moradi’nin yönettiği, senaryosu da kendisine ait Karlı Yollar adlı belgesel filmler ile yönetmenliğini Davar Necefi’nin yaptığı Sürmeli Kız adlı kısa metraj film sinemaseverlerle buluşacak. Gösterimlerin ardından düzenlenen panelde İhsan Kabil, Kamil Engin, Riza Siami ve Rıza Oylum “İran’da Türkçe Film Üstüne” keyifli bir söyleşi gerçekleştirecekler. Saat 17.00’deki gösterimlerde sırasıyla Ramin Farzaneh ve Parisa Sedaei’nin senaryosunu beraber yazıp yönettikleri Eksiklik, Reza Jamali’nin yazıp yönettiği Sara’nın Sesi ve Köprü, Leila Noroozi’nin yazıp yönettiği Kara Yol adlı kısa metraj filmler sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. Günün son gösterimi ise saat 19.00’da Bahram & Bahman Ark’in yazıp yönettiği Soğuk adlı uzun metraj filmle yapılacak.

Etkinliğin 9 Aralık Pazar günü programında yine birbirinden özel filmler var; saat 14.00’de Haideh Moradi’nin yazıp yönettiği Karlı Damlar ve Şehzat Kureyşi’nin yazıp yönettiği Sözsüz Âşık adlı belgesel filmler ile yine senaryosu Şehzat Kureyşi’ye ait, yönetmenliğini de kendisinin üstlendiği Kafes adlı kısa metraj film gösterilecek. Gösterimler saat 17.00’de Mehdi Haydari’nin yazıp yönettiği Beyaz Göl, Ali Reza Salmanpour’un yazıp yönettiği ve kurgusunu yaptığı Unutmak ve Rasoul Iranzad Aghamırlu’nun yazıp yönettiği Katil adlı kısa metraj filmlerle devam edecek. Ardından günün son gösterimi saat 19.00’da Rehber Genberi’nin yazıp yönettiği O adlı uzun metraj film ile gerçekleştirilecek.

İran Sineması’ndan Türkçe Film Günleri, 10 Aralık Pazartesi günü de zengin bir film seçkisi sinemaseverleri ağırlayacak.Saat 17.00’de Bahram & Bahman Ark’ın yazıp yönettiği Hayvan, İsmail Monsef’in yazıp yönettiği ve kurgusunu yaptığı Ardak ve Ağla, Ali Reza Salmanpour ve Younes Tarrahi’nin beraber yönettikleri Yara adlı kısa metraj filmler gösterilecek. Günün programı saat 19.00’da Yadollah Samadi’nin yönettiği Saray adlı uzun metraj filmin gösterimi ile tamamlanacak.

Sinemaseverler, İran Sineması’ndan Türkçe Film Günleri ile küreselleşmenin olanca hızıyla farklılıkları yok ettiği bu çağda, gelenekle moderni birleştirebilen bölge sanatçılarını tanıma ve önemini kavrama fırsatını yakalayacak. İran Sineması’ndan Türkçe Film Günleri, Beyoğlu Yeşilçam Sineması’nda gerçekleştirilecek.

Kadıköy Belediyesi, zihinsel engelli bireylerin katılımına uygun olarak “Fotoğrafın De Hali” fotoğraf yarışmasını başlatmış ve geçtiğimiz haziran ayında düzenlenen bir törenle ödüller sahiplerine verilmişti.

Fotoğraf sanatını seven ve bu konuda eğitimler alan engelli bireylerin çabalarını değerlendirmek ve farkındalık yaratmak için başlatılan proje Kadıköy Belediyesi Engelsiz Sosyal Hizmet Merkezi tarafından yürütülüyor. Proje kapsamında yarışmaya katılan ve ödüle layık görülmüş eserler Caddebostan Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir karma sergide sanatseverleri bekliyor.

Farklı gelişen bireylerin çevre algısı ve çevre duyarlılığının fotoğraflara yansıtıldığı sergi engelli bireylerin çevre temalı fotoğraflarından oluşuyor. Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu tarafından onaylı yarışmanın sergisi 10 Aralık’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde ziyaret edilebilir.

Rus resim sanatçısı olan Andrei Rublev tarafından yapılan bu Bizans ikonası, Hristiyan inanırlar da manevi açıdan inanışı canlandırmayı amaçlar. İkona, üç gezginin Mamre’deki meşeliğin yakınlarında Abraham ve Sara’yı ziyaret etmesini konu edinir.

Rublev’in eserine verdiği başlık, ilk bakışta melek sanabileceğimiz üç figürün aslında birbirinden ayrılamaz Kutsal Üçlemenin sembolleri olduğu fikrini bizlere düşündürür. Sol tarafta baba figürü, orta tarafta oğul figürü ve sağ tarafta ise Kutsal Ruh figürü bulunmaktadır.

Rublev, kullandığı çeşitli görsel teknikleriyle bu üç figürün birlikteliğini sağlar. Masanın etrafına durgun ve huzurlu oturuşları, yüzlerinde bulunan derin ve düşünceli ifade,bakışların birbirini tamamlayan daireselliği ve giysilerinde yoğun derecede var olan mavilik ile yaratılan bu izlenim adeta figürlerin aynı olduğunu düşündürmektedir.

İkonanın önünde bırakılan boşluk, masada, izleyicinin de içtenlikle karşılanan bir yere sahip olduğunu belirtmek amaçlıdır. İkona da yaratılan konuksever izlenim, Bizans’a özgü görsel ahenk ve simetri ile güçlendirilmiştir.

Bunlar, Üçlemenin birliğinin teolojik açıklamasını yaparken sevgi ve rıza erdemlerini ifade etmede sanatçıya yardım etmektedir. Rublev’in Bizans geleneğine uygun olarak seçtiği renkler hem bu üç figürün birbirinden farklı görünmesini sağlar hem de onları birleştirir.

Kullanılan renk seçimi, aynı zamanda, eserin içinde dağılıyormuş gibi görünen bir ışık etkisi de yaratır. Açık Altın rengi ve açık turuncu renkler eseri yıkar ve ona, ruhsal ihtizazı ifade eden sıcaklık yücelik,ve aydınlık hissini katmak için kullanılır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu ile Halk Müziğini icra eden solistler seçkin repertuarlarıyla bu hafta İzmirli sanatseverlerin karşısında olacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yıl boyunca gerçekleştirdiği kültür sanat etkinliklerini Aralık ayında da hız kesmeden sürdürüyor. Kendine has dinleyici kitlesiyle yıllardır büyük beğeni toplayan Büyükşehir Belediyesi Türk Sanat Müziği ile Türk Halk Müziği koroları, bu hafta peşpeşe sahne alacak. Sanat müziği ve halk müziğinin seçkin örneklerinin sunulacağı konserler halka açık ve ücretsiz olacak.

Şef Yavuz Karabulut yönetimindeki İzmir Büyükşehir Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu, 4 Aralık Salı günü Kültürpark İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde saat 20.00’de müzikseverlerin karşısına çıkacak. 6 Aralık Perşembe günü ise yine aynı mekanda, bu kez İzmir Büyükşehir Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu sahne alacak. Şef Yolcu Bilginç yönetimindeki koro, saat 20.00’de sevenleriyle bir araya gelecek.

Kadıköy Belediyesi, 33 şairin şiirlerinin sergilendiği ‘Şiirin Seyri’ adlı sergiye ev sahipliği yapıyor. 1 – 31 Aralık tarihleri arasında Kozyatağı Kültür Merkezi’nde düzenlenecek sergide, şiirle ilgili sempozyumlar ve atölye çalışmaları da yer alacak.

“ŞİİR YAZMAK GEREKLİ Mİ?”
“Şiirin Seyri” adlı şiir sergide 33 şairin şiirleri sergilenecek. Bir tür “şiir bianeli” de sayılabilecek bu etkinlikte, şiirin farklı, yaratıcı sergileme biçimleri yanında, gösteri, okuma, dinleti, panel, video, videopoetry, konuşma, söyleşi ve tartışmalarıyla organik bir ruh kazanacak. 1 Aralık Cumartesi günü saat 14.00’te yapılacak açılışta, 70’li yılların popüler şarkıcıları Ersan Erdura ve Bilgen Bengü müzik dinletisi sunacaklar. Aynı gün bir de şiir paneli yapılacak. Orhan Alkaya, Tuğrul Tanyol, Riitta Cankoçak ve Mustafa Köz, ‘Şiir yazmak gerekli mi?’ sorusuna yanıt arayacak.

2 Aralık günü saat 15.30’da KKM Konferans Salonu’nda bir şiir paneli daha olacak. Haydar Ergülen, Cenk Gündoğdu, Baki Ayhan, Zeynep Köylü, ‘ilk kitaplar ve şiirde acemilik’ konusunu ele alacaklar. 9 Aralık’taki panelde ise Hilal Karahan, W.B Bayrıl, Turgay Kantürk ve Engin Turgut, ‘şiir ve görsellik’ temalı söyleşecekler. Etkinlikler KKM Konferans Salonu, Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi ve Kozzy AVM’de yapılacak.

1 ay sürecek şiir günleri kapsamında ayrıca şu etkinlikler yapılacak:
Haydar Ergülen ile Şiir Çalışması (2 Aralık/13.00)
Nihal Başgöl ile “Senaryoda Kahramanın Yolculuğu” (8 ve 15 Aralık/13.00)
Funda Tarakçıoğlu ile “Şiirleri Boyuyoruz” (8 Aralık/15.00)
Füsun Çetinel ile “Yeni Metinler Yeni Formlar” (8 ve 22 Aralık /17.00 / 16 ve 23 Aralık /15.00)
Yeşim Cimcöz ile “Yaratıcı Yazı” (9 Aralık/ 13.00)
Tolga Kılıç ile “Şiirini Al Gel” (15 ve 22 Aralık /15.00)
Gizem P. Karaboğa ile “Duygulardan Kurguya” (23 Aralık/13.00

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’a yeni bir sanat merkezi daha kazandırdı. Taksim Sanat, Taksim Meydanı Metro girişinde “Resmemaneti İstanbul Büyükşehir Belediyesi Resim Koleksiyonu” sergisi ile kapılarını açtı. Sergi, Taksim Sanat merkezinde 15 Ocak tarihine kadar sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından İstanbul’a kazandırılan Taksim Sanat merkezi Taksim Meydanı Metro girişinde açıldı. İstanbul’un yeni sanat mekânının açılışı; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Daire Başkanı Hüseyin Tok, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ Genel Müdürü Kemal Kaptaner, Resmemaneti sergisi küratörü Mehmet Lütfi Şen, sanatçılar, sanatseverler ve basın mensuplarının katılımlarıyla gerçekleşti.

“İstanbul Büyükşehir Belediyesi Resim Koleksiyonu” seçkisi ile birlikte Sezer Tansug’un Geleneksel Kültüre Çağdaş Yorum ’66 Kare’ çalışmasının sergilendiği merkezin açılışında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Daire Başkanı Hüseyin Tok “Resmemaneti” sergisinin uzun ve meşakkatli bir süreç olduğunu söyledi. Tok, serginin bir başlangıç olduğunu belirterek, ilerleyen süreçte farklı çalışmaların da İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür AŞ tarafından sanatseverlerin beğenisine sunulacağını ifade etti.

Kültür AŞ Genel Müdürü Kemal Kaptaner de konuşmasında Taksim Metro girişindeki eski İstanbul Kitapçısı’nın”Taksim Sanat” adıyla yeni bir sanat merkezine dönüştürüldüğünü belirterek, “Kültür AŞ olarak burada bir kitap kafemiz ve arka tarafında bir galerimiz vardı. Bir tadilat ve dekorasyon değişikliği yaparak gerek metroya girip çıkanların, gerek kitap kafeye gelenlerin sanat galerisini daha rahat algılayacağı şekilde geniş ve ferah bir alan oluşturduk. İstanbulluların ve tüm sanatseverlerin hizmetine sunuyoruz” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin koleksiyonunda 300 civarı eser olduğunu belirten Kaptaner, “Resmemaneti kataloğu hazırlayarak bu eserleri bir araya topladık. Kültür AŞ kitapçılarında yakında satışa sunulacak. 124 eserle bu sergiyi açtık. Bunların 66 tanesi özel konseptedir. 15 Ocak’a kadar gerek İstanbul’dan, gerek İstanbul dışından sanatseverleri, Taksim Metro girişinde yer alan Taksim Sanat merkezimize bekliyoruz” diye konuştu.

Resmemaneti Sergisi için özel katalog çıkıyor
Serginin küratörü Mehmet Lütfi Şen ise serginin sanatla ilgilenenler için çok önemli olduğunu belirterek, “İçinde bulunduğumuz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin uzun yıllardan beri oluşturmuş olduğu değerli bir koleksiyonun sergisi. Burada sadece koleksiyondan 124 kadar eser yer alıyor. Koleksiyonun tamamı özel bir katalogda bir araya getirildi. Yakında sanatseverlerin beğenisine sunulacak” diye konuştu.

Günümüz sanatçılarına, sanat tarihçilerine, araştırmacılara ve sanatseverlere kaynak oluşturacak katalogda; koleksiyonları, üslupları ve özgünlükleriyle uluslararası sanat camiasında şöhret kazanan Türk ressamların yağlı boya, sulu boya ve karışık teknikleriyle meydana getirdikleri portre, natürmort, manzara ve farklı temaları içeren resimler görülebilecek.

Kitap Kafe keyifli bir ortam sunuyor
Taksim Sanat’ın içinde bir Kitap Kafe de yer alıyor. 3 ayrı kitaplık ile dolu dolu içeriğe sahip Kitap Kafe sanatseverlere keyifli bir ortam sunuyor. Burada teşhir amaçlı olarak prestij kitaplar sergilenecek, prestij kitaplar www.istanbulkitapcisi.com adresinden temin edilebilecek. Taksim Sanat içindeki bu butik konseptte içecek ve atıştırmalıklar da kafenin menüsünde yer alacak.

Calvary  Yolu olarak da isimlendirilen bu eser, Simon Martini’nin İsa’nın çektiklerinden sahneleri gösteren iki taraflı ve 4 kanatlı resminin bugüne ulaşan kanatlarından biridir. Çarmıhın taşınması, İsa’nın Golgotha’da çarmıha gerilmek üzere askerler tarafından Eski Kudüs şehrinin dışına çıkarılmasını tasvir eder.

Martini, şehrin kapılarından taşan ve sahnenin arka planını dolduran büyük bir kalabalık resmeder. Ön planın ortasında bulunan İsa figürü kalabalık ile birlikte sürüklenir. İsa’nın arkasında, bir asker tarafından kabaca kenara itilen ve İncilci Yahya tarafında tutulan Bakire Meryem, Vahiy Meleği Cebrail ve büyük bir elem içinde kollarını açmakta olan Mecdelli Meryem gibi tanıdık figürler yer almaktadır.

İsa’nın yukarıdan ve uzaktan görünümü, izleyicinin, meydana gelen olayın etki alanını görmesine imkan tanır. Bu özellik, kalabalık içerisindeki figürlerin hareketliliği ve izdiham gibi unsurlarla ifade edilir. Ayrıca insanların yüzlerinde görülen öfke , acıma,merak gibi çeşitli jestler ile İsa’nın yüzündeki kederli dindarlık bu durumu pekiştirir.