Piyano başta olmak üzere diğer tüm Batı, Türk/ Halk Müziği enstrümanlarına merak duyan, 13 yaş altı, anaokulu, ilk ve orta okul eğitim öğrencileri için büyük bir fırsat niteliğinde olan  2018-2019 Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması’na son katılım tarihi 31 Mart 2019.

Müzik yoluyla kendilerini ifade eden gençleri buluşturmak, ülkemizin genç yeteneklerini desteklemek,onların geleceklerine ışık tutmak hedefiyle gerçekleştirilen Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması’na katılım hobi amaçlı veya Konservatuar’da tam veya yarı zamanlı mesleki eğitim alan profesyonel müzik öğrencileri için 2 farklı kategoride gerçekleşiyor.

Yarışmanın kazananları %60 Jüri, %40 Halk beğeni oyları belirlenirken, en yüksek oyu alan katılımcı Büyük Ödül sahibi olacak. Sıralamada, ikinci, üçüncü olan, en çok Halk beğeni oyu alan ve En Genç Yarışmacı, özel başarı plaketi kazanacak.

 

 

Timurtaş Onan, ‘İstanbul Her Şeye Rağmen’ adlı yeni kitabıyla 80’lerden bugüne İstanbul’un gündelik yaşamına dair görsel hikâyeleri okurlarının önüne seriyor.

İstanbul’un 80’lerden günümüze yansıyan hikâyeleri Timurtaş Onan’ın ‘İstanbul Her Şeye Rağmen’ adlı kitabında sergileniyor. Fotoğraf çekmeye başladığı 80’li yıllardan bu yana İstanbul’u sayısız kez kadrajına alan Onan, yeni kitabıyla İstanbul’un hafıza kutusuna yeni bir andaç bırakıyor.

İstanbul’un simgesi olan tarihi yapılar, dar sokaklarıyla güngörmüş sur içi, çarşılar, pazarlar, camiler, meydanlar, gecekondu mahalleleri, martılar, balıkçılar, hamallar, sokak çocukları, yaşlılar, vapurlar, takalar, simit tablaları, oltalar ve bankların kendilerine özgü hikâyeleriyle birbirlerini bütünleyerek fotoğraflardaki yerini alıyor.

Timurtaş Onan’ın fotoğrafları, kendini gösteren hesapsız ve kurgusuz gerçeğin sersemleten, büyüleyen, değiştiren, dönüştüren ve her şeye rağmen kendini var eden olagelişini belgeliyor. ‘İstanbul Her Şeye Rağmen’, dışarıdan ne kadar müdahale edilirse edilsin, hayatın ve şehrin her şeyden azade kendine özgü bir akışı olduğunu ve bu akışı hiçbir şeyin değiştiremeyeceğini ortaya koyuyor.

Kadıköy Belediyesi ve Kadıköy Tiyatrolar Platformu işbirliğiyle mahallelilerle tiyatroyu buluşturmak, tiyatronun mutfağını, üretim süreçlerini izleyicilerle birlikte paylaşmak amacıyla düzenlenen “Benim Komşum Tiyatro” projesinin üçüncü dönemi 15 Ocak’ta başlayacak.

Kadıköy Belediyesi desteği ile Kadıköy Tiyatrolar Platformu tarafından gerçekleştirilen “Benim Komşum Tiyatro”projesinin 3’üncü dönemi için kayıtlar başladı. Mahallelilerle tiyatroyu buluşturacak projede Kadıköylülere tiyatronun mutfağı tanıtılacak. Bu yıl 6 tiyatro tarafından yürütülecek projede tiyatronun nasıl doğduğu; tiyatronun dünü, bugünü, yarını; dekorun, kostümün, ışığın, müziğin işlevi; bir oyuncunun hazırlığı gibi tiyatroya ilişkin bütün konularda katılımcılara bilgi verilecek ve tiyatronun farklı alanlarından sanatçılar seminerler düzenleyecek.

Kadıköy’ün kültür sanat politikalarına katkıda bulunmayı ve bilinçli bir seyirci oluşturmayı hedefleyen “Benim Komşum Tiyatro” projesinden geçtiğimiz 2 yılda toplam 20 tiyatro grubu projede yer aldı ve bugüne kadar toplam 315 kişi mezun oldu.

Bu yıl da Kadıköy’deki 21 mahalleyi hedefleyen çalışma; tiyatronun mutfağını seyircilere açıyor. Tiyatroların yerleşik mekanlarında gerçekleşecek çalışmalarda komşular, sanatın ustaları, genç grupları, ülkemizde perde açan tiyatroları öğrenirken bir yandan da kulisin havasını, sahnenin tozunu da soluyor. Üstelik farklı ekiplerin oyunlarını izleyip oyun üzerine sohbet ediyorlar. Seminer ve atölyelerle zenginleşen çalışmalar; katılımcıların prova sürecini tecrübe etmeleri ve sahne heyecanını yaşamaları için ortaya koydukları bir ürünle son buluyor. Komşular; çalışmalar sonunda bir katılım belgesi alıyor ve Kadıköy’deki tiyatroların oyunları ve atölyeleri için de indirim hakkına sahip oluyorlar.

Kayıtların 15 Ocak’a kadar süreceği projeye katılım ücretsiz. “Benim Komşum Tiyatro”ya katılmak için Kadıköy’de ikamet ediyor olmak, 17-35 yaş aralığında olmak ve projeye daha önce katılmamış olmak yeterli. Başka bir ilçeden katılım kontenjanla sınırlı.

Dönemin en ünlü fütürist ressamlarından biri olan Luigi Russolo aynı zamanda elektronik-deneysel müziğin babası olarak kabul edilmektedir. Hiç şüphesiz ki bunun sebebi 1913’te yazdığı fütürist manifestodur.

1885’te Venedik yakınlarında doğan Russolo’nun babası ve kardeşleri müzisyendi. Kardeşleri gibi müzik eğitimi alan Russolo 1910’da ailesiyle beraber Milano’ya taşındıktan sonra Boccioni ve Marinetti’yle tanışarak fütürist sanata dahil oldu ve resimle ilgilenmeye başladı. Aynı yıl imzaladığı fütürist resmin bildirgesiyle grubun çeşitli sergilerine katıldı. Fütürist resimle ilgilendiği zamanda müzikle olan ilişkisini yitirmedi ve “gürültü sanatı” üzerine çalışmalara başladı.

“Sevgili Balilla Pratella büyük fütürist müzisyen” diyerek cümlelerine başlayan Russolo  1913’te Gürültü Sanatı (İtalyanca: L’arte dei Rumori) adlı manifestoyu yayınladı.

Russolo gürültünün ilk olarak 19.yüzyılda endüstri devrimiyle beraber makinelerin sonucu olarak ortaya çıktığını savunuyor. Ona göre öncesinde dünya sessiz bir yerdi. Fırtınalar ve tektonik faaliyetler haricinde duyduğumuz gürültüler uzun süreli ya da çeşitli değildi. Primitif insanlar sesin tanrılara özgü olduğuna inanırdı ve ses dinsel saygı görürdü.

Russolo manifestosunda bu eski, basit ve tanrısal seslerin artık insanları heyecanlandırmadığını ve ilham vermeyen bir noktaya geldiğini savundu. Çünkü artık alışılmış sesler insanlara tanıdık geliyor ve onları heyecanlandırmıyordu. Russolo’ya göre türlü gürültüye maruz kalmış ve 19.yüzyıl endüstrisiyle modernleşen insan kulağının evrimleşen müziği deneyimlemesi, büyük akustik heyecanlar yaşaması gerekiyordu. Manifestosunda bu düşüncesini şöyle özetler: “Bedeli ne olursa olsun, saf seslerin kısıtlı döngüsünden kurtulmalıyız ve gürültü-seslerin sonsuz çeşitliliğini fethetmeliyiz.” Çünkü Russolo’ya göre seslerin çeşitliliği sonsuzdur.

Bu manifestoya göre fütürist müzisyenler;

“Yaratıcılıklarını ve inovasyonlarını ses alanını genişletmek ve sesini zenginleştirmek için kullanmalılar.”

“Kendilerini gelenekselden kurtarmalı ve çeşitli gürültü ritimlerini keşfetmeye çalışmalılar.”

“Sonsuz döngüleri sesler içinde çoğaltmaya gayret etmeliler.”

Russolo’nun manifestosu yayınlandığında büyük tepkilere yol açtı. Çoğu kişi tarafından anlaşılmayan ve desteklenmeyen bu fikre rağmen Russolo yeni enstrümanlar tasarladı. Bu enstrümanların hepsi mekanikti. Gürleme, uğuldama, vızıldama, patlama gibi birçok sesi üretiyordu. Bu enstrümanlarla ilk konserini “Bir Kentin Uyanışı ve Otomobillerle Uçakların Karşılaşması” adlı bestesiyle gerçekleştirdi. Marinetti bu konser deneyimini şöyle aktarır: “Etrafımızda patırının zekice yapılmış bir varyasyonuydu; gürültüler olaylara bağlı taklitçilikten ve rastgelelikten kurtulup soyut sanat unsurları haline geliyordu.”

Döneminde anlaşılamayan ve kabul görmeyen Russolo sayesinde bugün elektronik ve deneysel seslere kulak verebiliyoruz. Russolo bugüne kadar yapılan tüm deneysel müzik çalışmalarının fikir babası olarak kabul edilir.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından gerçekleştirilen “16. İstanbul Bienali”, “Yedinci Kıta” başlığıyla düzenlenmeyi planlıyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) aracılığıyla 14 Eylül-10 Kasım 2019 tarihleri arasında düzenlenecek 16. İstanbul Bienali, insan faaliyetlerinin dünyada bıraktığı izleri araştırmak üzere yola çıkıyor. Nicolas Bourriaud’nun yöneticiliğinde düzenlenecek bienalin başlığı ‘Yedinci Kıta’ olarak açıklandı. Bineal, odağına insanlığın yarattığı doğal ve kültürel atıkları alarak, sanatçılar, düşünürler, antropologlar ve çevrecilerle birlikte sanatın güncel durumunu inceliyor.

Bienal ‘Yedinci Kıta’ ana başlığını, Antroposen çağının küresel ısınmayla birlikte en gözle görünür sonuçlarından biri olan, Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki devasa atık yığınından alıyor. Popüler bilimde ‘Yedinci Kıta’ olarak anılan bu kütle, 3,4 milyon kilometrekare genişliğinde, 7 milyon ton ağırlığındaki bir plastik yığınından meydana geliyor. İnsan atıklarının okyanusun ortasında yeni bir kıtanın oluşumuna sebebiyet verdiği bu olay, 16. İstanbul Bienali için ekolojik sorunlar karşısında sanatın güncel durumunu pek çok sanatçı, düşünür, antropolog ve çevreci ile birlikte araştırmak için bir çıkış noktası oluşturuyor.

İKSV Güncel Sanat Projeleri ve İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer, bienalin tamamen ekolojik meselelere odaklanacağını söyledi: “Bienal, aslında dünyanın içinden geçtiği hem global ısınma hem de okyanuslarda biriken plastik atıkların günümüzü ve geleceği nasıl etkileyeceğiyle ilgili olarak çeşitli tespitlerde bulunacak. Bilim insanları, içinden geçtiğimiz bu çağı antroposen yani insan çağı olarak tanımlıyor. İnsanın doğaya, çevreye ve dünyaya verdiği zararlar, atıklar, kültürel ya da plastik atıklar da olabilir. Yani aslında insanın yarattığı sonuçlar üzerine düşünen bir sergi olacak.”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Naşit Özcan’ın yönettiği Tatlı Kaçık adlı oyunu sevenleriyle buluştu.

John Patrick’in yazmış olduğu, Ahmet Levendoğlu ve Hasan Levendoğlu’nun çevirisini  yaptığı, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde ilk gösterimini yaptı.

Oyunda usta oyuncu Ayşe Kökçü’nün yanı sıra Çağlar Polat, Eylül Soğukçay, İbrahim Can, Mehmet Soner Dinç ve Mert Aykul rol aldı.

Müziğini Orçun Tekelioğlu’nun yaptığı oyunun kısaca özetine bakacak olursak :

“Mr. Tanner ile paylaştığı evinde, çöp toplayarak yaşayan, çevresindeki her şeye sonsuz bir sevgi ve şefkatle bağlı Opal’in kendi halindeki yaşamı, üç davetsiz misafirin gelişiyle umulmadık şekilde değişir. Sol, Gloria ve Brad kendi hesaplarının peşinde Opal’in huzur dolu yaşamına giriverir. Kendi kendine yetmeyi becerse de yalnızlıktan muzdarip Opal, onları hayatına almak konusunda en ufak bir tereddüt bile duymaz ancak sonsuz bir iyi niyetle evinin kapılarını açtığı misafirleri, sevgilerini paylaşmak konusunda Opal kadar istekli değildir.”

Eserin dramaturgisini Hande Ören, sahne-kostüm tasarımını Eylül Gürcan, ışık tasarımını Özcan Çelik, efekt tasarımını Metin Taşkıran, hareket düzenini ise Özge Midilli yaptı.

Biletleri günler öncesinden tükenen oyun, yarın ve 15 Aralık ile 19-22 Aralık tarihleri arasında Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde yeniden sahnelenecek.

Hepimiz bilmekteyiz ki sinema tarihinin en önemli filmlerinden biridir Esaretin Bedeli. Tiyatroya uyarlanan Esaretin Bedeli kapalı gişe yaptı, ayakta alkışlandı hatta oyunun son sahnesinde Kerem Alışık izleyenleri göz yaşlarına boğdu.

Hakan Meriçliler, Hatice Aslan, Devrim Nas, Hatice Şendil & Burak Sağyaşar, Deniz Uğur, Hilal Altınbilek, Yıldız Kültür, Gamze & Nedim Keçeli, Selen & Engin Keçeli gibi bir çok ünlü isim, ” Esaretin Bedeli ” oyuncularını yalnız bırakmadı onlarla heyecanlarını paylaştılar.

Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu tarafından ilk kez tiyatroya uyarlanan “Esaretin Bedeli” oyununun yönetmenliğini Şakir Gürzumar yaparken oyunda başrolleri; Kerem Alışık (Red), Kaan Taşaner (Andy) ve İştar Gökseven (Müdür Stammas) paylaşıyor.

25 kişilik dev bir kadronun sahneye çıktığı oyunun müzikleri Orhan Enes Kuzu, dekoru Tayfun Çebi ve kostümleri Dilek Kaplan tarafından yapıldı.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın bu haftaki programında Ünlü bestekarlar A. Corelli, J.S. Bach, E. Grieg ve G. Holst’un eserleri Eskişehirlilerle buluştu. Gecede Solist Cem Babacan ve Şef Ender Sakpınar’ın başarılı performansı sanatseverlerden büyük alkış aldı.

2002 yılında kurulan ve ülkemizin en genç ve en hızlı gelişim gösteren sanat kurumlarından biri olarak Eskişehirli sanatseverlere unutulmaz dinletiler sunmaya devam eden Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası, bu hafta ünlü bestekarlar A. Corelli, J.S. Bach, E. Grieg ve G. Holst’un bestelerini Eskişehirlilerle buluşturdu. Şefliğini Ender Sakpınar’ın üstlendiği gecenin ilk bölümünde piyanist Cem Babacan solistlik yaptı. Johann Sebastian Bach’ın 1 numaralı piyano konçertosu re minör BWV 1052 eserini başarılı bir şekilde seslendiren Babacan sanatseverler tarafından büyük beğeni topladı. Senfoninin ikinci bölümünde Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ve şef Ender Sakpınar’ın yüksek tempolu performansı ayakta alkışlandı.

Senfoni Orkestrası’nın gelecek programında şefliğini Gerard Oskamp’in üstlendiği Nefesli Çalgılar Konseri, 21 Aralık 2018 Cuma saat 20.00’de Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı’nda gerçekleşecek.

Resimleri sembolizmle yüklü olduğu için Frida Kahlo’nun bir sürrealist olduğu söyleniyordu. Ancak Kahlo, rüyalarından çok kişisel gerçekliğini tuvale aktardığı için sürrealist olmadığını ifade ediyordu. Yaşamının büyük bir kısmını sağlık sorunlarıyla mücadele ederek geçiren Kahlo’nun kişisel gerçekliği acılarla doluydu. Aynı şekilde duygusal acıya da hiç yabancı değildi. Pek çok aşk yaşayan Frida Kahlo’nun sevgililerinden biri de Rus devrimci Lev Troçki’ydi. Kahlo’nun, kocası Diego Rivera ile arasında hayli inişli çıkışlı, tutkulu bir ilişki vardı ve pek çok kısa süreli ayrılık yaşadılar.

1939’da çift boşandı ama kısa süre sonra tekrar birlikte olmaya başladılar. Ertesi yıl çift yeniden evlendi ve Frida Kahlo bu resmi yaptı. Aynı yıl Troçki bir suikaste uğradı ve öldürüldü. Sanatçı, hiç dinmeyen fiziksel ağrılarını ve yaşadığı psikolojik sancıları,resimlerdeki sembolik öğelerle ortaya koyuyordu. Acılarla geçen yaşamına rağmen Frida Kahlo’nun kişiliği ilha vericiydi.

Devrimin ardından bir kimlik inşa etme sürecine girilen Meksika’da aktif siyasi roller üstlendi. Yarı Avrupalı yarı kızılderili kökeni yüzünden Frida Kahlo kendini melez Meksikalı anlamına elen “mestiza” olarak tanımlıyordu. Kolomb öncesi halk sanatına ve Hristiyan imgelerine ilgi duyan ressam, Dikenli Kolye, Otoportre ve Sinekkuşu adlı bu resimde kendini İsa ile bir Aztek tanrıçasının karışımı şekline betimleyerek hem kurban hem de her şeye gücü yeten bir kadın olduğunu vurguluyordu.

KAYNAKÇA:Sanatın Tüm Öyküsü

Günümüzde fotoğraf sanatı oldukça önem arz ediyor. “Bak, yakala, çek!” değil artık bu sanat (ki zaten uzun yıllardır da böyle olmaktan çıkmıştı.). Ânı görüntülemek dışında, zihinlerde daha da kalıcı hale getirmek adına, fotoğrafta bazı değişiklikler/eklemeler yapılabiliyor. Bu eklemelerden biri de mizahi anlatımıyla düşündüren akım: Lilliput Akımı!

Lilliput Akımına yakından bakalım

Lilliput Akımı, fotoğrafların üzerine (özellikle sokak fotoğraflarının) dijital illüstrasyon yerleştirilmesi anlamına geliyor. Diğer ülkelerde bu tür çalışmalar yaygın görülse de, Türkiye’de bu uygulamayı başlatan ilk kişi: Hakan Keleş oluyor. Hakan Keleş yaptığı bu çalışmanın tanımını şu sözlerle yapıyor: “Sokak, mekân, yapı, doku ve beden meselelerine ironik ve mizahi bir üst katman üretimi”.

Nereden geliyor bu Lilliput ismi

Jonathan Swift’in kalem aldığı “Gulliver’in Seyahatleri” kitabında Gulliver’in, tesadüfen Lilliputlar adı verilen, 10-15 cm boyunda insanların kaldığı adaya yolu düşer. Bu ufacık insanlar, boylarının boyuna bakmadan çeşitli entrikalar çevirerek bütün dünyaya egemen olmak isterler. Ünlü fotoğraf sanatçısı da bu bütün dünyaya egemen olmak isteyen “Lilliputlar”dan etkilenerek, başlattığı akıma “Lilliput Akımı” ismini verir.

Gerçekten de bu eserlerdeki figürler, büyüklüğüyle ve rahatlıklarıyla her şeye sahipmiş izlenimindedirler. Ayrıca fotoğraflarındaki normal insanlar da tabiri yerindeyse, “devede pire” gibi kalırlar bu dev figürlerin yanında. Lilliput ismini neden tercih ettiğini kısaca şöyle özetliyor: “Bir arkadaşımın yakıştırması. O hikâyede Gulliver’i esir alan cüceler Lilliputlar’dı. Bu çizdiğim karakterlerin değil, serinin adı. Dolayısıyla fotoğraflardaki gerçek insanlar cüce yani Lilliput.”

İngiliz yazar olan George Orwell’in kült romanı “1984”ü tiyatro seyircisiyle buluşturan “1984 (Büyük Gözaltı)”nın prömiyeri, önceki akşam gerçekleşti.

Taner Barlas’ın, roman ve oyun çevirilerinden yararlanarak kurguladığı, Rutkay Aziz’in yönettiği oyunda iki usta isim aynı zamanda sahneyi de paylaşıyor. Perdeci Oyuncuları ile AYSA Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından sahnelenen oyunun prömiyerine Doğa Rutkay – Kerimcan Kamal, Füsun Demirel, Levent Ülgen, Betül Arım, Melike Demirağ, Serap Aksoy, Hakan Altıner, Ayşen İnci, Dilek Türker gibi isimler katıldı.

Usta isimler Rutkay Aziz ve Taner Barlas’a, Ekin Aksu, Özcan Alpar, Levent Yılmaz, Aytaç Öztuna,Hüseyin Uçurtma ve Hüseyin Demir’in eşlik ettiği “1984 (Büyük Gözaltı)” oyunu, önceki akşam ilk kez perdelerini açtı. Seyircinin yoğun ilgisiyle karşılanan oyun, uzun süre ayakta alkışlandı. Robert Owens, Wilton E. Hall ve William A.Miles’ın uyarladığı, Artun Özsemerciyan, Celal Üsterve Nuran Akgören’in roman ve oyun çevirilerinden yararlanarak Taner Barlas’ın kurguladığı oyun, Rutkay Aziz’in yönetmenliğinde sahneleniyor.

Perdeci Oyuncuları ile AYSA Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından sahnelenen “1984 (Büyük Gözaltı)”, prömiyerinin ardından, 15 Aralık Cumartesi akşamı Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde, 20 Aralık 2018 Perşembe akşamı MOİ Sahne’de, 21 Aralık 2018 Cuma akşamı ise Kozyatağı Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

Kartal Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nün Aralık ayı etkinlikleri kapsamında Türk Sanat Müziği sanatçısı Murat Teker, Yeşilçam Film Müzikleri konseriyle Soğanlık Kültür Merkezi’nde müzik sever Kartallılarla buluştu.

Kartallı vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği konsere Kartal Belediyesi Meclis Üyesi Halil Şener ile Kartal Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Adem Uçar da katıldı. Türk Sanat Müziği’nin sevilen sanatçısı Murat Teker, 1960’ların başta; Türkan Şoray, Filiz Akın, Kartal Tibet, Fikret Hakan, Hülya Koçyiğit, Cüneyt Arkın, Ekrem Bora gibi birçok sanatçının başrollerini paylaştığı aşk filmlerinin şarkılarını seslendirdi. Konsere giden vatandaşlar; “Buğulu Gözler”, “Tövbeler Tövbesi”, “Hayat Sevince Güzel”, “Gümüş Gerdanlık”, “Oyun Bitti”, “Dudaklarında Arzu” gibi bir döneme damgasını vuran şarkılara hep bir ağızdan eşlik etti. Gecede bir de Kartal Belediyesi Kreşler Müdürlüğü’ne bağlı kreşlerde eğitim gören 6 yaş grubu öğrencilerin yaptığı resimler sergilendi. Yeşilçam Sineması’nın unutulmaz oyuncularını resmeden minikler salonu dolduran kalabalık tarafından alkışlandı.

Konserin sonunda Kartal Belediyesi Meclis Üyesi Halil Şener ile Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Adem Uçar, Türk Sanat Müziği Sanatçısı Murat Teker’e teşekkür ederek, çiçek takdim etti. Minik ressamları da sahneye davet eden Adem Uçar, başarılı eserleri için kendilerini tek tek tebrik etti.