Bursa’nın Nilüfer ilçesinin tarihi 2 bin 600 yıl öncesine dayanan Gölyazı Mahallesi’nde yürütülen kazı çalışmaları sırasında tıpta kullanılan materyallere rastlandı. Çalışmalar hakkında bilgi veren Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, “Daha önce bulunan mezar grubu ve hekim aletlerinin yer alması Gölyazı’nın o dönem sağlık merkezi olduğunu ortaya koyuyor” dedi.

Nilüfer Belediyesi’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı Bursa Müzeler Müdürlüğü iş birliğiyle 2016’da başlattığı kurtarma ve sondaj kazılarında, 2 bin 600 yıllık Gölyazı Mahallesi’nin bölgenin sağlık merkezi olduğu ortaya çıktı. O dönem ‘Apollonia ad Ryndacum’ diye bilinen ve sağlık tanrısı Asklepios’un saygı gördüğü Gölyazı’da gerçekleştirilen kazı çalışmalarında, tıbbi materyallere ulaşıldı. Çalışmalarla ilgili bilgi veren Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, tarihe ışık tutacak yeni bilgiler elde edildiğini açıkladı. Bozbey, ekibin, kazılarda ortaya çıkan eserleri temizlemesi ve güçlendirmesi aşamasında bazı metal eşyaların tıbbi alanda kullanıldığını belirlediğini söyledi.

Cemal Süreya, aramızdan ayrılışının 29.’uncu yılında Kadıköy’de düzenlenecek etkinlikle anılacak.

Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği ve Kadıköy Belediyesi işbirliği ile yapılan anma 9 Ocak Çarşamba akşamı Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi’nde düzenlenecek.

Saat 20.00’de başlayacak anma etkinliğinde Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, Cemal Süreya Derneği Başkanı Seyyit Nezir açılış konuşmasını yapacak. Etkinlikte Mehmet Aydın, Beyazıt Kahraman, Yaşar Gündem,  Selahattin Bağdatlı, Gülsen Tuncer, Şenay Saçbüker, Zühal Tekkanat ve Hüseyin Köroğlu şairin şiirlerini okuyacak,  tanıklıklarını anlatacak.

Kaldırımlarda şiirleri…

Kadıköy’de yaşayan sanatçıların yaşadıkları sokakların bilinirliğini artırmak, sokaklara kendi hikâyeleri ve yaşayanları ile kimlik kazandırmak amacıyla hayata geçirilen projede Cemal Süreya’nın yaşadığı evin önündeki kaldırıma şiirleri yazıldı. Şairin beş ayrı şiirinden dizelerin yer aldığı uygulama hem sokak sakinlerini hem de şairin hayranlarını mutlu ediyor.

Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi önünden çalınan ve bir süre önce polis tarafından bulunarak belediye yetkililerine teslim edilen “Avanak Avni”nin heykeli yerine konuldu.

Oğuz Aral’ın unutulmaz karakteri Avanak Avni’nin heykeli, 13 Aralık’ta Kurbağalıdere Caddesi üzerinde, Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi karşısındaki yerinden çalınmıştı.

Yetkililere teslim edilen heykelin zarar gören kısımları onarıldıktan sonra Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi önüne getirildi. Heykel, belediye ekipleri tarafından eski yerine monte edildi.

” Heykelin bulunması çok sevindirici bir haber “

Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, heykelin bulunmasının sevindirici olduğunu belirterek, “Avanak Avni heykelinin kaybolmasıyla beraber burada ağlayanlar oldu. Hasanpaşalılar çok üzülmüşlerdi. İnsanlar Avanak Avni’yi görünce hem gülümsüyorlar hem de düşünüyorlar. Bu da Hasanpaşalılar için çok güzel bir şey. Burada insanlar onu benimsediler. Çalındığı andan itibaren polis bir çalışma yaptı ve Kuştepe’de bir hırsızın evinde yakalandı. Bulunması güzel bir olay” diye konuştu.

“Avanak Avni” heykelini yapan heykeltıraş Yunus Tonkuş ise, heykelin çalınmasına çok üzüldüğünü dile getirerek, “Ona dokunulması, sahip çıkılması gerekirken çalınıyor. Bu, korkunç bir şey. Bu heykel bir kişi tarafından yerinden çıkarılarak taşınacak bir şey değil” ifadelerini kullandı.

Dünya gündeminde ilk sıraları işgal ediyor göç ve göçmenlik konusu, çok sayıda trajedinin yaşandığı İzmir’de, bir grup sanatçı tarafından tiyatro oyunu olarak işlendi.

Vol:5 Tiyatro’nun gerçek yaşam hikayelerinden esinlenerek senaryolaştırdığı “Hiç Kimse” isimli tek kişilik oyunun ilk temsili, 5 Ocak’ta İzmir’deki Boyoz Akademi Kültür Merkezi’nde yapılacak.

Orta Doğu’da başlayan ve Avrupa’ya kadar uzanan göç hikayesinin kahramanı ise “Azerin” isimli karakter. Azerin’in çocukluğu, asker babası ve öğretmeniyle ilişkileriyle başlayan hikaye, karakterin yalnız kalmasıyla devam ediyor.

Yaşadığı şehrin bombalanmasıyla ülkesini terk etmek zorunda kalan Azerin’in göç yolculuğunu anlatan oyunda, karakterin karşılaştığı diğer göçmen kadınların hikayeleri ve beraberindeki sorgulamalara da yer veriliyor.

Azerin’in işlediği suç nedeniyle vicdanıyla hesaplaşmasının da yansıtıldığı oyun, kadının Orta Doğu toplumlarındaki konumuna ilişkin sorgulamaları da işliyor.

Biletin 5 lirasını çocuklara verecekler

Vol:5 Tiyatro’nun kurucularından ve oyunun yönetmeni Ömer Polat, yaptığı açıklamada, bir üçleme projesiyle yola çıktıklarını, daha önce “Medea Belleği” ve “Otel Kırık Bellek” adında iki oyunla izleyici karşısına çıktıklarını, “Hiç Kimse”nin ise üçlemenin son oyunu olduğunu söyledi.

Oyunu yazarken göçün nasıl temellendiğini araştırdığını aktaran Polat, “Göçün, çocukken başladığıyla ilgili bir izlenim oluştu. Bir çocuk büyürken, babasıyla ilişki kurarken hayatta yalnızlaşmaya başlar. Oyunumuzda daha çok fragmanlar var sahnede. Bir kadının öyküsü var. Geçmişe dönüşü, bugüne yansımaları, başka kadınlarla karşılaşması.” dedi.

Hikayede anlatılan karakterlerin gerçekte de var olduklarına işaret eden Polat, şunları kaydetti: “Bizim de bu çocuklara ufak da olsa bir katkımız olabileceğini düşündük. Bu oyunda her bilet için gelirin 5 lirasını çocukların eğitimine ayırıyoruz, bir vakfa bağışlıyoruz. Yapılan bağışla ilgili de izleyicilerimizi bilgilendireceğiz. Tiyatronun toplumsal olarak bir katkısı olmalı, sadece izleyerek değil.”

Oyun, prömiyerinin ardından 16 Ocak’ta Boyoz Akademi’de, 21 Ocak’ta ise Caddebostan Kültür Merkezi’nde sergilenecek.

İlki geçen yıl gerçekleştirilen sanatçı platformu BASE, Türkiye’nin farklı şehirlerinden yeni mezun sanatçı adaylarını sanatseverlerle buluşturdu.

Yeni nesil sanatçı platformu BASE, Türkiye’nin dört bir yanından yeni mezun sanatçı adaylarını sanatseverlerle buluşturdu.

20 şehirde 30 üniversiteden, sanat kariyerinin başında 94 sanatçı ile tanışmak, onların farklı disiplinlerde 100’ü aşkın yapıtını bir arada görmek ve geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu sene de birbirinden değerli konuşmacıların panellerini takip etmek isteyenler Galata Rum Okulu’nda bir araya geldi.

Bu yıl 65 üniversitenin 2018 mezunlarından yaklaşık bin 200 başvuru alan BASE’nin seçici kurulunda Ali Akay, Ahmet Elhan, Arie Amaya – Akkermans, Aslı Altay, Başak Doğa Temur, Burçak Bingöl, Ceren Erdem, Deniz Artun, Derya Yücel, Ferhat Özgür, Hale Tenger, Huma Kabakcı, İnci Aksoy, Nathalie Angles, Sara Reza, Seyhun Topuz, Şener Özmen ve Yunus Büyükkuşoğlu yer aldı.

Galata Rum Okulu’nun 3 katına yayılan BASE sergisinde Mardin’den Antalya’ya, Batman’dan Kayseri’ye 20 şehirden de genç sanatçıların resim, seramik, video, heykel, yerleştirme, fotoğraf, baskı, cam ve grafik tasarım gibi pek çok farklı sanat dalından 105 yapıtı bulunuyor.

Rock müzik grubu olan  Mor ve Ötesi, 29 Ekim’de Aya İrini’de verdiği senfonik konserin kayıtlarını yayınlamaya Bir Derdim Var şarkısıyla başlıyor.

Grubun, şef Orçun Orçunsel yönetiminde sadece o gece için bir araya gelen ve Türkiye’nin en yetkin klasik müzisyenlerinden oluşan 50 kişilik özel senfoni orkestrası ve Masis Aram Gözbek yönetimindeki Magma Korosu ile beraber seslendirdiği Bir Derdim Var, canlı olarak Volkan Gürkan tarafından kaydedildi ve Erim Arkman tarafından Babajim İstanbul Stüdyoları’nda mikslendi.

Şarkının masteringi ise Grammy ödüllü ses mühendisi Evren Göknar tarafından Los Angeles’ta gerçekleştirildi.

110’dan fazla müzisyenin bir arada olduğu bu özel kayıt tüm dijital platformlarda satışa çıktı.

Simav’da 1976 yılında vatandaşlar tarafından bulunan ve Kütahya Arkeoloji Müzesinde sergilenen yaklaşık 2 bin 700 yıllık Frig dönemine ait pişirilmiş topraktan yapılmış kuş figürlü 3 oyuncak ilgi görüyor.

Frig dönemine ait olan pişirilmiş topraktan yapılan yaklaşık 2 bin 700 yıllık üç oyuncak, ünik (eşi, benzeri olmayan) eser olarak Kütahya Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

Kütahya Müze Müdürü Metin Türktüzün, yaptığı açıklamada, Frig döneminden kalma eşi benzeri olmayan üç oyuncağın Kütahya Arkeoloji Müzesinde sergilendiğini belirtti.

Türktüzün, Frig oyuncaklarının Simav ilçesinde 1976 yılında vatandaşlarca bulunup müzeye teslim edildiğini belirterek şöyle konuştu:

“Müzemizde sergilenen bu oyuncaklar, Kütahya’nın Simav ilçesinde bulundu. Yapılan incelemede ise bu oyuncakların Frig uygarlığına ait olduğu belirlendi. Frigler, çocuklarının oynaması için kuş figürlerinden ve pişirilmiş topraktan tekerlekli oyuncaklar yapmış. Bunlar aynı zamanda iple çekilebilen oyuncaklardan. Bölgemizde Friglere ait eserler çok fazla çıkmamış. Müzemizde sergilenen Frig dönemine ait eserler, ünik (eşi, benzeri olmayan) eserlerdir. Bu oyuncaklar 2 bin 700 yıl öncesine ait nadide tarihi eserlerdendir.”

Yalova Belediyesi, 05 – 28 Ocak tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan kültür sanat etkinliklerinin takvimini açıkladı. Tiyatrolar, çocuk oyunları gibi etkinliklerden oluşan programlarla Ocak ayı yine kültür sanat etkinlikleriyle dopdolu geçecek.

Ocak ayı etkinlikleri kapsamında yapılacak organizasyonlar ise şöyle olacak;

-5 Ocak Cumartesi ‘Ben Büyüyünce’ Çocuk Tiyatrosu İki Seans 13:00-15:00
-12 Ocak Cumartesi ‘Oyuncaklar Diyarı’ Çocuk Tiyatrosu İki Seans 13:00-15:00
-19 Ocak Cumartesi ‘Sevimli Palyaçolar İş Başında’ Çocuk Tiyatrosu İki Seans 13:00-15:00
-23 Ocak Cumartesi ‘Suit’ (Tiyatro Oyunu) Raif Dinçkök Kültür Merkezi (RDKM) Saat:20:00
-26 Ocak Cumartesi ‘Garfi Yaramaza Kedi’ Çocuk Tiyatrosu İki Seans 13:00-15:00
-28 Ocak Pazartesi ‘Ran’ (Tiyatro Oyunu) Raif Dinçkök Kültür Merkezi (RDKM) Saat:20:00

Kültür sanat çalışmaları ile dikkatleri üzerine çeken Odunpazarı Belediyesi, Oda Müziği Yılbaşı Özel Konseri düzenledi. Çağdaş Sanatlar Galerisi’nde gerçekleşen Oda Müziği Yılbaşı Özel Konseri’nde Odunpazarı Belediyesi Çellistanbul’u ağırladı.

Konseri Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’un yanı sıra çok sayıda sanatsever dinlemeye geldi. Çağ Erçağ, Melih Kara, Ediz Şekercioğlu, Murat Berk’ten oluşan Çellistanbul Viyolonsel Kuarteti, Eskişehirli sanatseverlerin büyük beğenisini kazandı. Viyolensel ile birçok eseri seslendiren Çellistanbul, Eskişehirli sanatseverlerden tam not aldı.

Konser sonunda sahneye çıkan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Çellistanbul’a teşekkür etti. Çellistanbul’un Eskişehirli sanatseverlere muhteşem bir akşam yaşattığını belirten Başkan Kurt, herkesin yeni yılını kutlayarak, ‘sağlık, mutluluk, huzur ve barış dolu aydınlık günler’ diledi.

Ankara Devinim Tiyatro 9. sanat yılında Avusturyalı yazar Stefan Zweig’ın ve eşi Lotte Altmann’ın Nazi Almanyası’ndan kaçışlarını, sürgünde 2. Dünya Savaşı’nın buhranına, ruhlarında uyandırdığı acıya dayanamayıp intihar edişlerini konu alan yeni oyunu ile seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Oyun, Stefan Zweig’ın hayatı ekseninde yazarların, bilim adamlarının, sanatçıların Hitler rejimi tarafından hedef gösterilmesi, sürgün edilmesi, kaçmak zorunda bırakılması, kitaplarının yakılması ve Avrupa’nın çöküşünü işlerken aynı zamanda Stefan Zweig’ın da “otobiyografisi” niteliği taşımakta.

2. Dünya Savaşı’nın aydınlar, sanatçılar üzerinde yarattığı “hiçlik” ve “varoluş” sorunlarını tartışan oyun 2019 yılının bahar aylarında Ankara’ da seyirci karşısında olacak. Oyunda Süleyman Kabaali ve Nurcihan Ergün rol alıyor. Oyunun yazarı ve yönetmeni ise Ahmet Yapar.

Resim yapma isteği insanlarda doğal bir duygudur. Resim sanatına ait ilk izlere yontma taş devrinde rastlanmaktadır. Mağaralarda yaşayan tarih öncesi toplumlarda resim sanatında, şaşılacak bir gelişme görülmektedir. Bu devir insanlarının, uçları yanmış tahtalarla yaptıkları mağara duvar resimleri daha çok av sahnelerini canlandırmaktadır. Bu resimlerdeki çizgilerin kıvraklığı ve konuya uygunluğu bugün de hayranlıkla seyredilebilmektedir.

Zamanla, mimarı yapıtlara verilen önem nedeniyle resim sanatının gelişimi durmuş, fakat süsleme ve bezeme alanında büyük ilerlemeler görülmüştür. Resim konuları, mimaride tamamlayıcı bir örge (motif) olarak kullanılmıştır.

Orta Çağda renkli taşları yan yana dizerek yapılan mozaik resimler, kiliselerin vazgeçilmez süslerinden olmuştur. Yaş sıva üzerine sulandırılmış boya ile yapılan freskler, resim sanatının gelişimini sağlamıştır. Orta çağda vitray denilen renkli camlarla resim yapma yolu, bol pencereli gotik tarzda yapılan kiliselerin özelliklerindendir.

Bu devrin yazma kitapları, usta ressamlar tarafından, minyatür tekniğinde çalışmalarla resimlendirilmiştir. Orta çağın sonuna doğru resim sanatına temel olacak bazı kuralları, Giotto adındaki bir İtalyan ressamı tablolarında uygulamıştır. Sanatçı, o güne kadar resimlerde uygulanmayan konunun yeri, perspektif, açık-koyu gibi unsurları işleyerek resim babası ünvanını kazanmıştır.

Yeni Çağın resim sanatına, Fransızcada “yeniden doğuş” anlamına gelen rönesans adı verilmiştir. Bu çağın hazırlanışı, gelişmesi uzun sürmüş, fakat uyguladığı kurallar resim sanatının temelini oluşturmuştur. Rönesans sanatı, klasik resim anlayışına örnek olmuş, bugüne değin her sanatçının öğrenmek zorunluluğunu duyduğu kuralları göstermiştir.  Bu devrin en güçlü sanatçıları: Leonardo da Vinci, Michelangelo, Rapheal’dir.

Rönesans resim sanatı anlayışı içinde bazı sanat akımları olmuşsa da bunlar daha çok konuların seçimi ve bazı resim kurallarına daha çok önem verme şeklinde kalmıştır. Neo Klasizm (yeni klasizm) sanat görüşü, konuların dini ve mitolojik yönden alınmasının yerine; doğadan, aile hayatından alınmasını istemiştir.
Rembrandt ve Tiziano yeni bir görüşle, kendi anlayışlarına uygun tablolar yapmaya başladılar.

Resimlerinde göstermek istedikleri kısımları aydınlatıyorlar, diğer yerleri de gölgeler içerisinde bırakıyorlardı. Bu tarzda çalışan sanatçılar da lüministik sanat (ışıkçı sanat) gurubunda yer aldılar. Romantizm resim anlayışı konuları daha çok duygusal yönden ele aldı. Genellikle manzara ve toplum yaşantısını ele alan bu grubun ressamları, doğa ve insan sevgisini belirtmeye çalışmışlardır.  Bu akımın öncülüğünü yapan ve yaşatan sanatçılar Delacroix, Corot, Goya’dır.

Bu haberimizde Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak sizlere ünlü klasik müziklerin hikayelerini kısa hikayelerini anlatmak istedik.

Johann Strauss – Yarasa Uvertürü

İlk temsili 5 Nisan 1874’te gerçekleştirilmiş olan eser ilk sergilendiği zaman başarısızlıkla karşılaşmış. Bu eser ilk defa müziksiz oyun olarak Almanca’ya çevrilmiş ve Viyana’da sahnelenmiştir. Ancak bu oyunun dayandığı önemli bir kavram olan bir gece yarısı yemeği (reveillon), Avusturya ve Alman adetlerine uymadığı için pek seyirci kazanamamıştır.

Bu problem Johann Strauss’un liberettocusu tarafından Avusturya geleneklerine uygun bir hale getirildi ve gece yarısı yemek partisinin bir Viyana Balosu ile değiştirilmesi ile oyun sahnelenmeye çok daha uygun duruma getirilmişti. Sonraki yıllarda eserin ünü dünyaya yayılmaya başladı ve sevildi.

Öyle ki; Gustav Mahler bile bu eğlenceli operete, Viyana Operası’nın kapılarını açmıştır. Türkiye’de ilk temsili ise Ankara’da yapılmıştır. Kuzey Amerika’da sahnelenen 20 en popüler opera eseri listesinde 19’uncu sırada yer alır.

Joseph Haydn – Senfoni No:102 ‘Mucize’

Baba Haydn olarak da bilinen, klasik dönem bestekarı Haydn, 1732 yılında Avusturya’da fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Henüz 6 yaşında iken, ailesi tarafından koroya katılmak üzere, Viyana’ya gönderildi. Burada müziğe olan yeteneği fark edildi ve hayatının büyük bölümünde(30 yıldan fazla) zengin bir Macar ailenin baş müzisyeni olarak çalıştı.

Orada kaldığı süre zarfında, birçok orkestra ve opera yönetti. Zamanının sanatkarlarından ayrı, izole bir hayat yaşaması, onu sanat akımlarının etkisinden uzak tutmuştu ve o bu sayede sanatı özgün bir gelişim göstermişti. Kendine has olması bu nedenleydi.

1780’li yıllarda besteleri, tüm Avrupa’ya yayılmıştı.Bestelerinin ünü, büyük Avrupa şehirlerinden davetler almasına neden olmuştur. Bu eserlerinden biri ve en ilginç hikayeye sahip olanı ise ‘Mucize’ eseridir.

O gün, ününün doruğundaki bestekarı dinlemek isteyenler, salonu tıka basa doldurmuştu. Haydn’ın 104 senfonisinden 102.’si olan ve 2 Şubat akşamı Londra Kraliyet Tiyatrosunda sergilenen eser, tıklım tıklım dolu olan salonu adeta büyülemişti.

Dinleyiciler orkestrayı ve Haydn’ı daha yakından görebilmek için sıkışık koltuklarından kalkarak, sahneye doğru ilerledi. Ne olduysa o anda oldu! Büyük bir gürültü ile salondaki dev avize, saniyeler önce seyircilerin oturdukları koltukların üzerine düştü.

Haydn’ın eseri ile büyülenmiş olan dinleyiciler, bu defa yaşadıkları şokla sarsılarak hep bir ağızdan “Mucize, mucize…” diye tempo tutmaya başlamışlardı. En az 30 kişinin hayatını kurtaran bu olağanüstü olay, Haydn’ın 96 numaralı senfonisinin ismine de ilham oldu.