Çocuklar ve aileleri için düzenlenen Müzedeki İmgeler, İstanbul Modern’in sergilerinde yer alan sanat çalışmalarından ilham alıyor. Sanatçıların çalışmalarında kullandıkları imgelerden hareket ederek, biçimleri keşfetmeye, eşleştirmeye ve yeniden yorumlamaya odaklanan “Gizemli İmgeler”, “Sergini Tasarla” ve “Müze Gezini Planla” adlı üç farklı etkinlik alanını içeriyor.

Gizemli İmgeler
Gizemli İmgeler adlı duvar yerleştirmesi alanında başlayan program, İstanbul Modern’in koleksiyonunda yer alan sanat çalışmalarından esinlenerek özel olarak tasarlandı. Yapıtlardaki imge silüetlerinin yer aldığı bu yerleştirme alanında çocuklar, silüetleri eşleştirerek imgelerin şekillerini keşfediyor.

Sergini Tasarla
Gizemli İmgeler alanından sonra özel olarak tasarlanan bir grafik duvarına geçen çocuklara, üzerinde boş resim çerçeveleri bulunan bu alanda kendi sergilerini yaratma fırsatı sunuluyor. Etkinliğin ilk adımında çocuklar birer sanatçı gibi, bir önceki etkinlikte kullandıkları silüetlerle çizimler yapıp boyayarak bunları kendi imgelerine dönüştürüyor. İkinci adımda ise çerçevelere yerleştirilen resimleri grafik duvarın üzerindeki düzene göre sergiliyorlar. Böylece imgelerle dolu bir sanat müzesi fikriyle tanışıyor ve tasarladıkları sergiyle bir sonraki Müzedeki İmgeler programına katılacak çocuklara ilham veriyorlar.

Müze Gezini Planla
Bir tür kutu oyununu çağrıştıran, özel olarak tasarlanmış bu etkinlik alanında çocuklar duvara monte edilmiş kapakları açarak içlerinden çıkan soruları cevaplıyor. Bu cevaplar ve yine kapaklarda yer alan ipuçlarıyla müze krokisi üzerinde sergi gezilerini planlayan çocuklar, “Müzedeki İmgeler” programını tamamladıktan sonra, İstanbul Modern’de yaşadıkları bu deneyime sergi gezisi ile devam ediyor, müzede sergilenen sanat çalışmalarını keşfe çıkıyor.

Ülkemizi yurt dışında da başarıyla temsil eden dünyaca ünlü piyano virtüözü Şevki Karayel, Türkiye’nin eğitim alanındaki ilk sivil toplum kuruluşu olan ve kurulduğu günden bu yana “Eğitimde Fırsat Eşitliği” misyonuyla binlerce çocuğun hayatını değiştiren Darüşşafaka Cemiyeti adına düzenlenen bağış konserinde vereceği piyano resitaliyle klasik müzik tutkunlarına unutulmaz bir akşam yaşatacak.

21 Kasım Çarşamba akşamı saat 20:00’de Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda sahne alacak sanatçı, konserde klasik müziğin efsane isimlerinden Bach, Beethoven, Liszt ve Fazıl Say’ın eserlerini yorumlayacak. Bağış konserinden elde edilecek tüm gelir, Darüşşafaka Sanat Merkezi’nde ihtiyaç duyulan enstrümanların alınması için kullanılacak.

Konserin, Süreyya Paşa tarafından Darüşşafaka’ya miras bırakılan Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda yapılacak olması da özel bir anlam taşıyor. Süreyya İlmen, nam-ı diğer Süreyya Paşa, vefatından önce mal varlığının büyük kısmını çeşitli kurumlara bağışladı. Bunlar arasında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarihi boyunca babası hayatta olmayan, maddi durumu yetersiz çocuklara en iyi koşullarda eğitim şansı tanıyan Darüşşafaka Cemiyeti de vardı. İlmen, 1927’de görkemli bir galayla açılışı yapılan Türkiye’nin ilk çağdaş tiyatro ve sinema binasını, yani Süreyya Operası’nı Darüşşafaka’ya miras bıraktı. Uzun yıllar sinema olarak hizmet veren bina, Kadıköy Belediyesi tarafından aslına sadık kalınarak restore edildi ve 2007’de kapılarını sanatseverlere açtı. Restorasyon çalışmalarından sonra, opera ve bale temsillerine kavuşan bina, Anadolu yakasının tek, Türkiye’nin altıncı operası olarak hizmet vermeye başladı.

Bilet satın alarak, “eğitimde fırsat eşitliği”ne destek vermek isteyen müzikseverler, Biletix ve Darüşşafaka Cemiyeti’nin internet sitesi üzerinden bağışlarını gerçekleştirerek biletlerini temin edebilecek.

ÇEV Sanat Genç Yetenekler öğrencisi Gülin Ataklı, 2-7 Ekim 2018 tarihleri arasında dünya çapında prestijli ödüller kazanmış genç sanatçıların davet edildiği “Katya Popova Laureate Günleri” Uluslararası Plevne Müzik Festivali’nde yer almanın yanı sıra West Eastern Divan Orkestrası’nın davetiyle 5- 11 Kasım tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri turnesi kapsamında en prestijli salonlarda gerçekleşecek konserlerde performans sergileyecek.

ÇEV Sanat’ın QNB Finansbank ana sponsorluğunda sürdürdüğü Genç Yetenekler Projesi kapsamında Lisans eğitimini Münih Hochschule für Musik und Theater’da sürdüren İtalya, İngiltere ve Bulgaristan’da düzenlenen uluslararası yarışmalarda prestijli ödüller alan genç obua sanatçısı Gülin Ataklı, Bulgaristan’ın Plevne şehrinde 2-7 Ekim 2018 tarihlerinde düzenlenen 31. “Katya Popova Laureate Günleri” Uluslararası Plevne Müzik Festivali’ne davet edildi.

Genç sanatçı, Ivan Angelov yönetimindeki Plevne Filarmoni Orkestrası eşliğinde Bohuslav Martinů Obua Konçertosu’nu seslendirdi. Farklı ülkelerden 15 ödüllü genç müzisyenin yer aldığı ünlü Bulgar sopranonun adını taşıyan festival, 1966’dan bu yana gerçekleştirilen Bulgaristan’ın en önemli kültürel etkinlikleri arasında yer alıyor.

ÇEV Sanat’ın Genç Yeteneği Gülin Ataklı aynı zamanda 5-11 Kasım 2018 tarihlerinde Daniel Barenboim’in kurucusu ve şefi olduğu West-Eastern Divan Orkestrası ile ABD’nin beş büyük şehrinde en prestijli salonlarında konserlerde de yer alacak. Chicago – Symphony Center, Washington D.C. -The Kennedy Center, New York – Carnegie Hall, Berkeley- Zellerbach Hall ve Los Angeles -Walt Disney Concert Hall’da gerçekleşecek konserlerde yer alacak genç obua sanatçısı Gülün Ataklı,Amerika Birleşik Devletleri’ndeki turnesini tamamlayacak. İranlı çellist Kian Soltani’ye eşlik edecek olan orkestranın konser programında Richard Strauss’un senfonik şiiri Don Kişot ve Pyotr Ilyich Tchaikovsky’nin 5. Senfonisi bulunuyor.

Yarının büyükleri çocuklarda tasarruf bilinci oluşturmak amacıyla Vakıf Emeklilik tarafından düzenlenen 4. Kumbara Tasarımı Resim Yarışması, Türkiye genelinde 24 Eylül -22 Ekim 2018 tarihleri arasında düzenleniyor.

Vakıf Emeklilik’in Türkiye genelindeki ilkokul öğrencilerine yönelik olarak düzenlediği 4. Kumbara Tasarımı Resim Yarışması başladı. Vakıf Emeklilik, yarışmayla yarının büyükleri çocuklarda kendi tasarruflarına ve ülkemizin tasarruflarına yön verebilmesi için bir farkındalık oluşturmayı hedefliyor.

Yarışmaya başvurular, 24 Eylül 2018- 22 Ekim 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Hayalindeki kumbarayı resme döken 7-10 yaş arasındaki öğrencilerin eserlerini bu tarihler arasında kendi okul müdürlüklerine teslim etmeleri gerekiyor.

Okul müdürlüklerinden Vakıf Emeklilik’e gönderilecek olan eserler ise Seçici Kurul tarafından değerlendirilecek. Seçici kurulun değerlendirmesi sonucu kazanan eserler ise 12 Kasım 2018 tarihinde www.vakifemeklilik.com.tr adresinden duyurulacak. İlk beşe giren öğrencilere bisiklet ve scooter hediye edilecek.

Estonya Büyükelçiliği tarafından İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen “Uzakta Ama Çok Yakın” Türkiye ve Estonya: Zamana Yayılan Bir Dostluk sergisi 17 – 28 Ekim tarihleri arasında BİLGİ santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde ziyarete açık olacak.

İstanbul Bilgi Üniversitesi evsahipliğinde Estonya Büyükelçiliği tarafından düzenlenen “Uzakta Ama Çok Yakın” Türkiye ve Estonya: Zamana Yayılan Bir Dostluk isimli sergide, her iki ülkenin ilk yöneticilerinin birbirine gönderdiği mektuplar, Türkiye’nin başkent Tallin’de büyükelçilik açmasına dair görüntüler ve 1920’lerden günümüze iki ülkenin diplomatik ilişkilerine dair fotoğraf ve kronolojik bilgiler yer alıyor.

Estonya’nın 100., Türkiye’nin 95. kuruluş yıldönümüne adanmış bir sergi
Serginin açılışına Estonya Ankara Büyükelçisi Marin Mottus, Estonya Fahri Konsolosu Tuncay Özilhan ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi ve Rektör Danışmanı Emre Gönen katıldı. Serginin açılış konuşmasını gerçekleştiren Estonya’nın Ankara Büyükelçisi Marin Mottus, “Estonya Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yıl dönümü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 95. yıl dönümüne adadığımız bu sergiyi açmaktan onur ve mutluluk duyuyorum. Bugün Estonya Cumhuriyeti kurulurken arkamızda duran cesur ve vizyoner insanları hatırlıyor, geçen bu bir asırda Estonya ve Türkiye ilişkilerine katkıda bulunanları anıyoruz” dedi.

“Uzakta Ama Çok Yakın. Türkiye ve Estonya: Zamana Yayılan Bir Dostluk” isimli sergi 28 Ekim tarihine kadar santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde görülebilir.

2012 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesinde klasik müzik sorumlusu görevini yürüten Çiğdem Babayiğit, Boğaziçi Üniversitesi Klasik Müzik Koordinatörlüğü görevine getirildi. Görevini, Evin İlyasoğlu’ndan devralan Babayiğit, aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi’nin her hafta dünyaca ünlü sanatçıları ağırladığı, gelenekselleşen Albert Long Hall Klasik Müzik Konserlerinin organizasyonundan da sorumlu olacak.

Çiğdem Babayiğit kimdir?
1984 İstanbul doğumlu olan Çiğdem Babayiğit 2008-2009 yılında Semaver Kumpanya Çevre Tiyatrosu’nda tiyatro eğitimi aldı ve Volkan Sarıöz yönetmenliğinde gerçekleşen çocuk tiyatrosunda sahne aldı. 2010 yılında bir yıl boyunca Londra’da yaşan Babayiğit, kültürel çalışmalar üzerine seminerlere katıldı, kamusal alanda sanat faaliyetleri yürüttü. Royal Akademi’de müzik tarihi üzerine yapılan söyleşilere katıldı. 2011 yılının sonunda Türkiye’ye döndü. Bu süreçte aynı zamanda Fransa’nın Saint-Claude şehrinde bulunan Association La fraternelle ile birlikte etkinlikler düzenledi. Babayiğit, 2012 yılından bu yana Fransa’da bulunan Serious Road Trip Besançon Derneği ile Fransa’da yürütülen festival organizasyonlarında görev alıyor.

2012-2013’de Fransa Lamura’da düzenlenen “La Bond” festivalin organizasyonunda saha koordinatörlüğü görevini yürüten Babayiğit, 2014 yılında Serious Road Trip Besançon derneği ile birlikte Mardin’de Uluslararası Mezopotamya Sirk ve Sokak Sanatları Festivalinin organizasyonunda yer aldı, mülteci kampları ve Mardin ilçelerinde gerçekleştirilen atölye çalışmalarında Fransız ve Alman eğitmenlerle birlikte sirk ve drama eğitimlerine katıldı. Gerçekleşen gösterilere destek vererek projedeki çalışmalarını sürdürdü. 2013-2015 yaz aylarında Berlin’de Berlin Lacht Sokak Sanatları festivalinin artistik direktörlüğü görevini yürüttü. Babayiğit, 2016 yılından beri Sinop Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nde ve Sinopale Bienalinde çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor. 2018 yılı yaz döneminde 8. Uluslararası Kapadokya Müzik Festivalinin organizasyonunda görev aldı.

Yeditepe Üniversitesinde Sanat Yönetimi yüksek lisansını tamamlayan Babayiğit halen “Türkiye’de Ses Sanatı ve Ses Enstalasyonu” başlıklı tez çalışmasını yürütüyor.

Günümüzde hızla şehirleşen ve grileşen dünyanın içinde doğaya giderek daha az yer kalıyor. Gri beton arasında kök salmayı başaran bir ağaç ya da kurumuş bir ağaç gövdesinin kavuğunda yeşermeyi başarabilmiş bir çiçek, bize doğanın gücünü hatırlatıyor.

Şehir hayatı içinde kendine yer bulmaya çalışan ‘doğa’ya dikkat çekmek isteyen NN Hayat ve Emeklilik, sosyal medya üzerinden kurguladığı “Doğa İçin Önce Sen” fotoğraf yarışmasını, birbirinden dikkat çekici fotoğraflardan oluşan bir sergi ile doğa ve sanatseverlere sunuyor. 3 bin 500 fotoğraf arasından belirlenen 20 çarpıcı fotoğraf karesi, The Marmara Pera’da, 15 Ekim- 15 Kasım tarihleri arasında ziyaret edilebilir.

Sergiyi doğaya anlamlı bir katkıyla da taçlandıran NN Hayat ve Emeklilik, Ege Orman Vakfı’na 2 bin fidan bağışında da bulundu.

16 – 24 Kasım 2018 tarihleri arasında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı,Sinema Genel Müdürlüğü destekleri ile Anadolu Üniversitesi ve İletişim Bilimleri Fakültesi tarafından gerçekleştirilecek 20. Eskişehir Uluslararası Film Festivali’nin “Onur Ödülleri” iki usta isme takdim edilecek.

Onur Ödülleri bu yıl oyuncu Itır Esen ile oyuncu Macit Koper’e verilecek.
1975 yılından itibaren Yeşilçam’ın güzel gözlü, hüzünlü bakışlı, masum kızı olarak sinema yolculuğunu sürdüren Itır Esen, Aşkı Memnu dizisinin çekimlerine başlamak üzere olan ve dizi için yeni yüzler arayan Halit Refiğ’in dikkatini çeker. Halit Refiğ Itır Esen’i gördüğü anda Nihal karakteri için aradığı oyuncuyu bulduğunu anlar ve kısa süre içerisinde onu dizi ekibine dahil eder. 1975-1978 yılları arasında Bizim Aile (1975), Gülen Gözler (1977), Aile Şerefi (1976), Cennetin Çocukları (1977) dahil toplam sekiz filmde oynayan Esen, Münir Özkul, Adile Naşit, Tarık Akan, Şener Şen, Halit Akçatepe gibi birçok büyük oyuncu ile çalıştı. Itır Esen, festivalin açılış töreninde verilecek onur ödülünün sahibi olacak.

1983 yılına dek ilgilendiği ve çalıştığı asıl alan tiyatro iken Atıf Yılmaz ile tanışıklığı ile beyazperdeye adımını atan Macit Koper, sinemada hem oyuncu hem senarist olarak çalışır.“Sanatçı olmak, kendini ifade etmenin en etkili yollarından biri, belki de birincisidir.”diyen Macit Koper, festivalin açılış töreninde verilecek onur ödülünün sahibi olacak.

MEB sertifikalı En iyi diksiyon kursu çok yakınınızda!

Diksiyon kursu bir diğer adı ise güzel konuşma kursu olarak bilinen iş hayatınızda veya gündelik hayatınızda size doğru ve etkili konuşmayı öğretme adı altında birçok yerde kurs veriliyor. Ama bu merdiven altı eğitimlere gereksiz paralar vermemek için MEB sertifikalı Özel Nar Sanat Eğitim Kursumuz da uzman eğitmen kadromuzla birlikte siz öğrencilere hem en kaliteli hem de cebinize uygun bir kurs imkanı sunuyoruz.

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu’nda eğitmenimiz Alara Lokum tarafından verilecek olan MEB sertifikalı diksiyon derslerimiz Kasım ayında başlıyor.

Anlamlı ve etkili konuşabilmek adına hazırlanan diksiyon eğitimimiz 2 aylık bir programdan oluşmaktadır. Haftanın bir günü 3 ders saati şeklinde uygulanacaktır.

Mesleğiniz gereği veya gündelik hayatınızda etkili konuşmak istiyorsanız mutlaka Nar Sanat Eğitim Kursu’nda verilen diksiyon programından faydalanmalısınız. En yakın  zamanda kurumumuza gelerek hem eğitmenimiz ile hem de dersin işlenişi hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Eğer kursumuzda yer almak istiyorsanız mutlaka kadar kurumumuza gelerek başvuruda bulunmanız gerekmektedir.

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu’nun Bakırköy’de bulunan eğitim merkezine Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçelievler, Bağcılar, ikitelli, Atakent, Zeytinburnu, Küçükçekmece, Halkalı toplu konutlar, Sefaköy, Yenibosna, Güngören, Bahçelievler, Soğanlı, Cennet Mahallesi, Avcılar, Başakşehir, Bahçeşehir’den rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Detaylı bilgi için 212 570 80 68.

Belgesel fotoğrafçılığına yeni bir soluk getiren Nick Hedges 1960’lı yılların politik sıkıntılarını fotoğraflarına dahil etmiş, fotoğrafçılığa yeni bir boyut getirerek toplumsal travmaları açığa çıkarmıştır. Hedges’in çalışmaları daha çok şehirden dışarı atılmış yok sayılmış halkın üzerine kuruludur. Sanatçı yoksul yaşamda olan halkı
fotoğraflarına dahil ederek dönemin politik sorunlarına bir nevi eleştiride bulunmuştur.

Nick Hedges, 1968’de Bradford’u fotoğraflayarak endüstri ve yoksul kesim arasındaki ilişkileri yansıtan görüntüleri kaydetmeye başladı. Kaydettiği görüntüler Britanya’da üç milyon kadar insanın karşılaştığı korkunç koşulları açığa çıkarmada önemli bir rol oynadı. Dışlanan kesim aynı zamanda, fabrikada ağır şartlarda çalışan insanlardı. Böylelikle modern yaşamın cüzzamlıları olarak görülen yoksul kesimin,  modern yaşamı ayakta tutan kişiler olduğu gerçeği gün yüzüne çıkmıştı.

ezine insanları yerleştirerek, konut krizini ve yoksul kesimin yaşam kalitesini yansıtması bakımından önemlidir. Fabrikaların arkasında belirlenmiş bir bölgede, küçük-tek odalı hayata tutunmaya çalışan insanların yaşamı, tarihsel bir gerçekliğin utancıdır. 

SHİRLEY BAKER

Shirley Baker, mizahi bir pathos yaratarak hızla yok olan, yıkık bir dünyayı kadrajına alan bir fotoğrafçı. Sanatçının, 1950’ler ve sonrasını anlattığı çalışmaları, özellikle işçi sınıfının günlük hayatını yansıtması bakımından önemlidir.  Nitekim bu fotoğraflar; savaş sonrası birçok Kuzey şehrinin manzara ve topluluklarını, radikal bir şekilde yeniden şekillendirecek olan, uzun vadeli ‘gecekondu’ temizleme programlarının yıkımına tanıklık eder.

Baker kuşatma altındaki toplulukların yoksulluğunu ve direncini belgelerken, bu durumu asla bir taraf olarak yansıtmaz.  Dönemi içinde sokak fotoğrafçılığı yapan nadir kadınlardan biri olan Baker’in fotoğrafları, özenle seçilmiş ve çerçevelenmiş gibi görünse de; içerisindeki özneler hareket halinde ve bağımsızdırlar.  Bu çerçevelemelere eklenen etkin parçalar;  evler, duvarlar ve onları saran kontrasttır.

Resim yapmak ya da resimle ilgilenmek herkesin sevdiği bir şeydir . Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak sizlere resim hakkında bilgiler vermek istedik. İlk resmetmeye başladıklarında Paris sanat otoriteleri tarafından takılan isme göre bir Empresyonist (İzlenimci) Monet.

Resimlerinin özensiz ve bitmemiş skeçler olduğuna dair yapılan bir gönderme aslında bu. Adını da 1872’de Monet tarafından resmedilen tablodan alıyor ‘Impression Sunrise’. (İzlenim: Gündoğumu) Zamanında güzel olarak kabul edilen tablolardan farklı olması nedeniyle çok tepki alıyor.

Renk ve ışık dışında hiçbir detaya özen gösterilmemiş. Figürler bulanık ama buna rağmen ‘her zaman her yerde var olan’ bir tavrı var. Bundan sonra gelecek bütün empresyonist resimler gibi… Sanki boyaları daha dün kurumuş kadar yeni gözükse de 145 sene önce yapılmış.

Monet’nin istediği şey figürler yerine deneyimleri aktarmak, o zamanı ve mekanı. Bu yüzden detay ışık hareketlerinde ve renklerde.  Bu sayede fırça darbelerinin içinde kendimizi kaybedip birkaç adım geri attığımızda gözlerimizin önünde oluşan kompozisyon tarafından büyülenebileceğimiz resimler çıkıyor karşımıza.

Doğa güzel bir şey. Monet aslında bize bunu anlatmaya çalışıyor. Işık ve renk hakkında tutkusu da doğayı her yanıyla aktarabilmesini sağlıyor. Işık ve renk Monet ve empresyonistlerden çok sonra da sanatçıların ilgi odağı olan iki element olmaya devam etmiş.

Kendi günümüzde Osmanlıyı hep ihtişamıyla, görkemiyle tanımışızdır. Osmanlı devletinin yaptığı şenlikler ve törenler bir nevi oranın sanat merkezi niteliği taşımasını sağlıyordu. Bu şenliklerin en önemlisi tabi ki şehzadelerin sünnet törenleri ve saraydaki kızların düğünleriydi.

Özellikle şehzadelerin sünnet düğünlerin namının bu kadar konuşulabilmesinin sebebi ise surnamelerdir. 

Bilinen iki önemli surname; Nakkaş Osman’ın Surname-i Hümayun’u ve Levni’nin Surname-i Vehbi’sidir. Benim ele alacağım konu ise Surname-i Hümayun’daki eğlence ve sanat unsurları. III. Murat’ın oğlu şehzade Mehmet’in sünnet törenini anlatan bu eser minyatürlerle doludur. 52 gün süren tören, donanma tarafından yapılan çeşitli ışık ve havai fişek gösterilerine, esnaf alayı sergilerine, dramatik canlandırmalara, oyunlara ve eğlencelere ev sahipliği yapmıştır.

Şehzade Mehmet’in bu muhteşem sünnet töreni bize o dönem hakkında çeşitli önemli bilgiler sunuyor. Şenliğin can damarlarından biri olan esnaf alayı özellikle Osmanlı sanatı için belge niteliğindedir. Bu alayı aslında bir fuar olarak da düşünebiliriz. Çeşitli meslek grupları, yaptıkları işleri anlatmak maksadıyla, işlerini anlatan malzemelerle bir geçiş töreni düzenlerler. Dokumacılar, pamuk ipliği bükücüleri, çömlekçiler, kuyumcular, yorgancılar, aynacılar, fırıncılar, camcılar (cam yapanlar), mimarlar vb. gruplar el emeği göz nuru ürünleriyle padişahın ve seyircilerin önünde sanat niteliğinde sunumlar yaparlar.

Curcunabazların, köçeklerin, soytarıların, hokkabazların ve daha nicelerinin yer aldığı, bol bol yenilip içildiği, halkın az da olsa saray erkânıyla buluştuğu, bazen ata sporlarının da yer aldığı, diğer ülkelere güç gösterisi yapıldığı Osmanlı şenlikleri, tüm bu zenginliğiyle kendinden oldukça söz ettirmiştir. “Yahu alt tarafı düğün, bu kadar gösteriye ve masrafa ne gerek vardı” diyebilirsiniz. Ama unutmayın tarihin altın kuralı dönemi şartları içinde değerlendirmektir. Ve sanat… Tarihin sayfalarındaki detaylarda, hiç ummadığınız anda karşınıza çıkabilir. Çünkü sanat, asla yorulmaz ve vazgeçmez.