Guernica, Pablo Picasso tarafından 1937’de yapılan, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanyası’na ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937’de İspanya’daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan, 7,76 m eninde ve 3,49 m yüksekliğinde anıtsal tablo. Saldırı sırasında 250 ila 1.600 kişi hayatını kaybetmiş, çok daha fazla sayıda kişi de yaralanmıştı. İspanyol hükümeti, Paris’teki 1937 Dünya Fuarı kapsamındaki Modern Hayatta Sanat ve Teknik sergisinin İspanya’ya ayrılan bölümünde sergilenmek üzere, Pablo Picasso’ya büyük bir duvar resmi sipariş etti.

O sırada gerçekleşen hava saldırısından etkilenen Picasso, saldırıdan sonraki 15 gün içinde bu duvar resmini tamamladı. Tablo ufak bir dünya turu kapsamında çeşitli ülkelerde sergilendi ve beğeni topladı. Böylece İspanya’daki iç savaşa öbür ülkelerin ilgisi de çekilmiş oldu. Guernica, savaş trajedilerinin ve savaşın bireyler üzerindeki acı verici etkilerinin bir özetidir. Tablo zaman içinde, savaşın yarattığı trajedilerin anımsatıcısı, savaş karşıtı ve barış yanlısı düşüncelerin sembolü haline gelmiştir.

  • Bütün sahne bir odanın içindedir, sol tarafta yer alan büyük gözlü boğa, kucağındaki ölü çocuğa ağlayan bir kadının üzerinde durur.
  • Resmin merkezinde acı içinde yıkılmak üzere olan, mızrakla vurulmuş bir at bulunur. Atın burnu ve üst dişleri, bir insan kafatası şeklindedir.
  • Atın altında bir askerin parçalanmış cesedi vardır. Asker, üzerinde çiçeklerin büyüdüğü kırılmış bir kılıç tutmaktadır.
  • Acı çeken atın üzerinde, göz şeklindeki çıplak bir ampul parlamaktadır.
  • Atın sağ üst tarafında, bu vahşi sahnelere tanıklık ederek camdan içeri girmekte olan, korku dolu bir kadın figürü vardır. Kadın, elinde yanan bir gaz lambası taşır.
  • Korku içindeki bir başka kadın sağdan yalpalayarak merkeze doğru ilerlemektedir. Kadın, parlayan ampüle boş gözlerle bakmaktadır.
  • Boğanın, atın ve çocuk için ağlayan kadının dilleri olarak çizilmiş olan hançerler çığlıkları simgeler.
  • Sağ uçta, dehşet içinde kollarını kaldırmış bir adam, yukarıdan ve aşağıdan ateşlerle sarılmıştır.
  • Resmin sağ ucunda, açık bir kapıyla sonlanan siyah bir duvar vardır.

FMV Işık Okulları öğrencilerinin hazırladığı eserlerden oluşan “Işıklı Ellerden 95. Yılında Cumhuriyet” Sergisi, 23 Ekim’de FMV Galeri Işık’ta açılıyor.

FMV Işık Okulları öğrencilerinin “cumhuriyet çocuğu olmak, cumhuriyeti yaşamak” fikrinden yola çıkarak, farklı tekniklerle hazırladıkları resimler, bireysel ve grup çalışmaları şeklinde sergilenecek. “Işıklı Ellerden 95.Yılında Cumhuriyet” Sergisi, 23 Ekim – 30 Ekim tarihleri arasında sanatseverler tarafından ziyaret edilebilecek.

FMV Işık Okulları Nişantaşı, Ayazağa, Erenköy, Ispartakule kampüsleri öğrencileri tarafından hazırlanan eserler, kolaj, akrilik, pastel boya, karışık tekniğin yanı sıra farklı bir çok malzemenin bir araya gelmesiyle oluşturuldu.

Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda, 20.yüzyılın en önemli Fransız bestecilerinden biri olan Claude Debussy’nin 100’üncü ölüm yıldönümü anısına “Bilitis Şarkıları” adlı özel bir konser verilecek. Ensemble Veritas’ın sahne alacağı konser 22 Ekim Pazartesi akşamı saat 20.00’de gerçekleştirilecek.

İpek Sonakın (arp), Gizem Aksoy (arp), Jülide Gündüz (flüt), Sonat Sözer (flüt), Gülnare Özdemir’den (çelesta) oluşan “Ensemble Veritas”ın sahne alacağı konserde, oyuncu-yazar Görkem Yeltan’da anlatıcı olacak. Konser adını, Debussy’nin Pierre Louys’un şiirleri üzerine iki arp, iki flüt, çelesta ve anlatıcı için bestelediği “Bilitis Şarkıları” (Chansons de Bilitis) adlı eserinden alıyor. Repertuar ise C. Debussy – “Claire de Lune” (Ayışığı), M. Ravel – “Habanera”, C. Saint Seans – “Fantaisie” Op. 124, G. Faure – “Fantaisie”, J. Ibert – “Deux Interludes”, H. Berlioz – “L’enfance de Christ” Op. 25 (İsa’nın Çocukluğu) ve C. Debussy – Bilitis Şarkıları’ndan oluşuyor.

KADIN ŞAİR BİLİTİS
Esere adını veren Bilitis; Antik Yunan’da yaşamış (MÖ 6. yy) kadın bir şairdir. Anadolu toprağı Pamfilya’da doğan Bilitis, 16 yaşında doğduğu yerleri terk edip Midilli’ye yerleşmiş sonra da Kıbrıs adasında ölmüş. Fransız şair Pierre Louys (1897-1925), Bilitis’in yaşamından esinlenip eski Yunan’ı hayal ederek “kadına ve aşka övgü” olan “Bilitis’in Şarkıları”nı, çok iyi bildiği Yunan dilinde yazmış. 1894 yılında kendi şiirlerini Fransızca’ya çevirerek bastırmış ve edebiyat çevresini şiirlerin Bilitis tarafından yazıldığına, kendisinin de onları bir antikacıda bulduğuna inandırmış. Louys, yakın arkadaşı Claude Debussy’den şiirleri için özgün sahne müziği bestelemesini rica etmiş. Debussy bu siparişi 1901 yılında iki flüt, iki arp ve çelestadan oluşan bir oda müziği topluluğu için bestelemiştir. Eser 12 şiir için 12 ayrı bölümden oluşur. Anlatıcı, Bilitis’i canlandıran kadın tiyatro sanatçısıdır ve Bilitis karakterinin ağzından şiirleri okur.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Türk Müziği Devlet Konservatuvarı (TMDK) “Türk Müziği 245. Yıl” albümü hazırladı. Sevcan Orhan’dan İsmail Altunsaray’a, Yaprak Sayar’dan Dilek Türkan’a Türk Müziği’nin güçlü sesleri albümdeki eserleri seslendirdi.

Türkiye’nin ilk Türk Müziği Devlet Konservatuvarı olan İTÜ TMDK, Türk kültür ve sanat dünyasına sanatçı yetiştirmeye ve eser üretmeye devam ediyor. Uzun süredir hazırlıkları süren Türk Müziği albümü tamamlandı. Genel Sanat Yönetmenliğini İTÜ TMDK öğretim üyesi Prof. Adnan Koç’un üstlendiği albümde 5 adet Türk Halk Müziği, 5 adet Türk Sanat Müziği ile 3 adet Türk Sanat Müziği sözsüz (Enstrümantal) eser olmak üzere toplam 13 eser yer aldı. Sevcan Orhan’dan İsmail Altunsaray’a, Yaprak Sayar’dan Dilek Türkan’a Türk Müziği’nin güçlü sesleri albümdeki eserleri seslendirdi.

İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, dünyanın ilk teknik üniversitelerinden olan İTÜ’nün kesintisiz akademik eğitimiyle 245 yılı geride bıraktığını hatırlatarak, “245. Yıl Albümü, İTÜ’nün 2.5 asırlık tarihinin hoş sedasından ülkemize bir armağandır” diye konuştu.

Prof. Dr. Karaca, “gurur kaynağımız” dediği İTÜ TMDK’nın Türkiye’nin sanat alanında geçmişle gelecek arasında güçlü bağlar kurduğunu vurguladı. Türk Müziği’nden sözlü ve sözsüz eser karmasıyla oluşturulan bu albümün kültürel zenginliğimize katkı sağladığını belirten Prof. Dr. Karaca, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir ülkenin müziğini tanımadan, anlamadan, hissetmeden o ülkeyi oluşturan parçaları tam manasıyla kavramanın mümkün olmadığına inanıyorum. Bu kavrayışı ülkemiz adına gerçekleştiren İTÜ TMDK’nın üstlendiği misyonu ve yaptığı yayınları bilhassa önemsiyoruz. Bu albüm, dünyanın ilk teknik üniversitelerinden biri olarak 1773 yılında kurulan ve kesintisiz akademik eğitimiyle 245 yılı geride bırakan İTÜ’nün İTÜ’nün 2.5 asırlık tarihinin hoş sedasından ülkemize bir armağandır. Bu özel albümün ortaya çıkışından dinleyiciye ulaşmasına kadar her aşamasında katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum.”

Prof. Adnan Koç: “İTÜ’nün 245. yılını taçlandırıyoruz”
İTÜ TMDK öğretim üyesi Prof. Adnan Koç, İTÜ markası ve kalitesi güvencesi ile kültür, sanat ve müzik yolculuğuna hız kesmeden devam ettiklerini söyledi. Prof. Koç, yüzlerce mezun ve akademik kadronun sanat ve müzik gündemine yön verdiğini hatırlatarak, “Genç sanatçıların performansıyla oluşturulan bu albümde İTÜ’nün 245. yılını taçlandırıyoruz” diye konuştu.

İTÜ TMDK Türk Müziği 245. Yıl Albümü Hakkında:
Albümde 5 adet Türk Halk Müziği, 5 adet Türk Sanat Müziği ile 3 adet Türk Sanat Müziği sözsüz (Enstrümantal) eser olmak üzere toplam 13 eser yer aldı. Sözlü eserlerin birini İTÜ TMDK Ses Eğitimi Bölümü öğrencilerinden oluşan koro, diğerlerini ise İTÜ TMDK Mezun solistleri seslendirdi. Sevcan Orhan’dan İsmail Altunsaray’a, Yaprak Sayar’dan Dilek Türkan’a Türk Müziği’nin güçlü sesleri albümde yer aldı.

Albümün bütününe 21 kişiden oluşan yaylı çalgılar oda orkestrası eşlik etti. Albümün Genel Sanat Yönetmenliğini Prof. Adnan Koç yaparken, eserlerin düzenlemesini ve orkestra şefliğini İTÜ TMDK Öğr. Gör. Oğuzhan Balcı gerçekleştirdi. Albüm İTÜ MİAM stüdyosunda kaydedildi. Albümde yer alan eserlerin THM ve TSM çalgı eşliklerini İTÜ TMDK öğretim görevlileri yaptı.

Kerki ve Solfej’in düzenlediği ‘Güz Konserleri’ kapsamında ünlü sanatçı Şevval Sam’ın ‘Müzeyyen’ müzikali önceki gün Bursa Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelendi. Haftalar öncesinden biletleri tükenen etkinlikte, Bursalı müzikseverler ‘Müzeyyen’ müzikaline büyük ilgi gösterdi. Şevval Sam’ın seslendirdiği Müzeyyen Senar şarkılarına izleyiciler zaman zaman eşlik etti.

Kerki ve Solfej’in düzenlediği ‘Güz Konserleri’ kapsamında ünlü sanatçı Şevval Sam’ın ‘Müzeyyen’ müzikali önceki gün Bursa Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelendi. Haftalar öncesinden biletleri tükenen etkinlikte, Bursalı müzikseverler ‘Müzeyyen’ müzikaline büyük ilgi gösterdi. Şevval Sam’ın seslendirdiği Müzeyyen Senar şarkılarına izleyiciler zaman zaman eşlik etti.

Ünlü sanatçı Şevval Sam’ın sahnelediği, Türk müziğinin efsane sesi Müzeyyen Senar’ın hayatından önemli kesitlerin ve iz bırakan yer aldığı ‘Müzeyyen’ müzikalı, Müzeyyen Senar’ın memleketi olan Bursa Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelendi. Müzeyyen Senar’ın kızım dediği Şevval Sam tarafından sahnelenen müzikli gösteri, seyirciden tam not aldı. Müzeyyen Senar’ın Bursa’dan İstanbul’a gelişi, Atatürk’ün önünde ilk kez şarkı söyleyişi, gibi önemli anılarının sahnelendiği yaklaşık iki saat süren müzikalde, sanatçının anneliği, aşkları, hüzünleri ve mutluluklarına dair kesitlerde seyirciyle paylaşıldı. Sam kendisini dinlemeye gelenler arasında bulunan engelli bir müzikseverin yanına giderek alnından öptü. Bursalı müzikseverler Şevval Sam’ın bu örnek davranışını ayakta alkışladı.

ŞEVVAL SAM’A GENÇ HAYRANINDAN ANLAMLI HEDİYE
Konser sırasında genç hayranlardan biri sahne önüne gelip ünlü sanatçıya bir deste çiçeği uzatarak ‘Bugün benim doğum günüm lütfen bu çiçekleri size hediye etmek istiyorum. Beni kırmayın’ diyerek rica bulundu. Sam genç hayranı kırmayarak ‘’ Çok teşekkür ederim.. İyi ki doğdun ‘’diyerek doğum gününü kutladı.

‘İYİ Kİ DOĞDUN MÜZEYYEN ABLA’

Konserin sonlarına doğru Senar’ın yüzüncü yaşını kutlayan Şevval Sam, “Onun adı Müzeyyen, o ölecek değil ya biz her ağladığımızda, her güldüğümüzde, her efkarlandığımızda, her aşık olduğumuzda bir daha doğacak. İyi ki doğdun Müzeyyen abla.”dedi.

ŞEVVAL SAM, MENAJERİ HARUN BELENKOĞULLARI’NIN 51.YAŞINI SAHNEDE KUTLADI

Şevval Sam konser bitiminde izleyiciler tarafından dakikalarca ayakta alkışlandı. Sam, sevenlerine sahneden sevenlerine seslenerek “Küçük bir izninizi isteyerek bu projede gerçekten emeği olan menajerim ve aynı zamanda çok yakın dostum olan, Harun Belenkoğuları’nın doğum gününü sizinle birlikte kutlamak istiyorum. Benim Müzeyyen Müzikali hayalimi gerçekleştirdiği için, bu güzel dostlarla buluşturduğu için kendisine çok teşekkür ediyorum. İyi ki doğdun, iyi ki varsın” diyerek Harun Belenkoğuları’nı sahneye davet etti. Sahne sonunda ikinci bir mutluluk yaşayan Harun Belenkoğulları kendisi için hazırlanmış pastanın üzerindeki mumu üfleyerek başarılı sanatçı Şevval Sam ile 51.yaşının mutluluk pozunu verdi

İzmir Büyükşehir Belediyesi Akdeniz Akademisi’nin öncülüğünde bu yıl üçüncüsü düzenlenen “İyi Tasarım İzmir” açıldı. “Bir Arada” temasıyla düzenlenen ve atölyeler, sunum, panel ve sergilerden oluşan etkinlikte, Tasarım Sanat Mezuniyet Projeleri Sergisi (üTAS) de büyük ilgi görüyor.

İzmir’i tasarım kenti yapmak için çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, bu alanda bir etkinliğe daha ev sahipliği yapıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Akdeniz Akademisi öncülüğünde “Bir Arada” sloganıyla bu yıl 3. kez hazırlanan “İyi Tasarım İzmir /Good Design İzmir”, tasarım alanında kariyer yapmayı hedefleyen gençlere önemli fırsatlar sunuyor.

Gençlerin gücü ve ışığı
Sergiler, atölyeler, panel ve söyleşilerden oluşan etkinlikler dizisinin açılışında konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Muzaffer Tunçağ, İzmir’in tasarım konusundaki iddialı duruşunu anlattı. Genç tasarımcıları bir araya getirmenin önemine değinen Tunçağ, “Büyük Avrupa şehirleri; Londra, Berlin, Paris, Barcelona tasarımda yarış içerisindeler ve çok başarılılar. Bizim de bir gün bu yarış içinde olacağımıza inancım tam. Biz burada tasarımda gençleri ön plana çıkartarak onların gücünü ve ışığını herkese göstermek istiyoruz” şeklinde konuştu.

İzmir Kültürpark 1B holünde yaklaşık 1750 metrekare alanda sergilenen “İyi Tasarım İzmir” Üniversiteler Tasarım Sanat Mezuniyet Projeleri Sergisi (üTAS), bu yıl atık tasarımından geri dönüşüme, iç dizayndan etkileşimli video tasarımına, resimden kıyafet tasarımına uzanan çeşitlilikte öğrenci projelerine yer veriyor.

Mezuniyet projeleri de sergileniyor
19 atölye çalışmasının gerçekleştirileceği “İyi Tasarım İzmir 3” etkinlikleri kapsamında; Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, İzmir Ekonomi Üniversitesi ve Yaşar Üniversitesi’nin tasarım, güzel sanatlar ve mimarlık eğitimi verilen farklı bölümlerinden öğrencilerin mezuniyet projeleri de sergileniyor. Kültürpark 1B numaralı holde yer alan etkinlik, 30 Kasım’a kadar devam edecek. E tkinlik programı ile ilgili detaylı bilgi için iyitasarimizmir.org/#program

İzmir’de, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, hiç görmediğimiz fotoğrafları, kullanmış olduğu özel eşyaları, ve yazmış olduğu mektupların bulunduğu bir sergi açıldı.

Serginin açılışına katılan TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Folkart Gallery’deki “Büyük Dahi/Gazi Mustafa Kemal” isimli serginin açılışında yaptığı konuşmada, İzmir’in estetik değerinin kültür sanat faaliyetleriyle yükseldiğini, Atatürk sergisinin de bunun en değerli örneklerinden olduğunu belirtti. Fikirden sergileme aşamasına kadar emeği geçen herkese teşekkür eden Yıldırım, foto muhabir Ara Güler’in vefatından büyük üzüntü duyduğunu aktardı.

Büyük Önder Atatürk’ün bir konuşmasında “Sanatkar, toplumda uzun çalışma ve çabalardan sonra alnında ışığı hisseden insandır.” ifadesini kullandığını hatırlatan Yıldırım, “Atatürk’ün tarifine uygun sanatçılar tarafından hazırlanan ve şu anda açılışını yapmakta olduğumuz sergiyi bir kat daha önemli hale getiriyoruz. Fotoğraf zamanın en güçlü şahidi olmuştur. Bugüne kadar yapılmış en kapsamlı Atatürk fotoğraflarını görme fırsatımız olacak.” dedi.

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yaşadığı yıllar ve fotoğraf sanatçısının imkanları göz önüne alındığında dönemin ilerisinde bir lider olduğunu göstermiştir.” diyen Yıldırım, serginin, bir kısmı daha önce hiç yayınlanmamış 150 Atatürk fotoğrafını, özel eşyalarını da barındırdığını dile getirdi.

Leonardo da Vinci bir hezarfen, günümüzde genellikle “Rönesans insanı” olarak bilinir.

Hem askeri teçhizatlar üreten, hem binalar inşa eden hem de resimler yapan Leonardo da Vinci’nin ilgi alanları arasına botanikten fabllara, gebelikten doğuma kadar pek çok konu giriyordu. Leonardo da Vinci bütün bu ilgi alanları içinde resmin büyük bir farkı olduğunu ifade etmiştir. Leonardo da Vinci’ye göre dünyanın ritmi sanat ve görsel duyular tarafından belirleniyordu.

Fırçaya dokunmadığı dönemlerde bulunan Leonardo, bu dönemlerde resimden uzak kalmak istememiş resim hakkında yazılar yazmış ve okumuştu. Resimlerinde anlattığı hikayelerin sözcüklere dökülmesinin imkansız olduğunu savunan Leonardo da Vinci, ayrıca resim yapmanın teknik boyutlarını severdi ve farklı türlerde boya bağlayıcılarıyla deney yapardı.

Leonardo’nun yaşamında birçok başarı, bir o kadar da başarısızlık vardı. İtalyan yarımadasındaki şehir devletleri boyunca bir hükümdarlıktan diğerine geçiş yapan bir seyyahtı. Kendini sıklıkla hükümdarlar arasında patlak veren muharebe ve çekişmelerin ortasında buldu. Yine de yaşamı boyunca tanıklık ettiği İtalyan’nın çalkantılı tarihi Leonardo’yu işinden asla alıkoymadı. O ve yapıtları bir tür mikrokozmos içinde varlığını sürdürmüştü; bu mikrokozmos dünyanın geri kalanıyla bazen etkileşim halinde olmayı seçti, bazen bunu reddetti.

Çocukluğu

Leonardo’nun büyükbabası Bay Antonio, torununun doğumunu gururla ve bir notere yakışan özlü bir cümleyle not etti: “15 Nisan ‘da , bir cumartesi günün , sabahın üçünde, torunum doğdu.” Sene 1452, yer ise Floransa’nın batısına doğru uzanan Vinci ismindeki küçük bir Toscana şehri ya da bu şehrin yakınlarındaydı. Çocuk Leonardo di ser Piero da Vinci, yani Sör Pieronun oğlu olarak vaftiz edildi. 15. yüzyılda birçok insanın bugünkü anlamda bir soyadı yoktu; ancak hem doğum yerinin hem de babasının ismini taşıması, ismi Leonardo olan çok sayıdaki diğer erkeklerden ayırt edilebilmesini sağladı. İsminde olağandışı bir şey yoktu.

Doğum koşulları ise alışılmışın dışındaydı. Leonardo evlilik dışı bir ilişki sonucu dünyaya geldi; gururlu büyükbabası buna değinmemişti. Antonia aile tarihi defterine oğlunun yalnızca isminin yazmıştı – o da çalakalem: Piero yirmi dört-yirmi beş yaşlarında, babası gibi saygıdeğer bir noter olma yolunda. Leonardo ‘nun annesi Caterina, babasıyla yakın yaşlarda, aynı yöreden bir köylüydü. Hem annesi hem de babası Leonardo’nun doğduğu yıl evlendiler: Babası kendi sınıfından genç ve müreffeh bir hayat süren bir kadınla, annesiyse bir işçiyle. Yaşamının ilk beş yılında Leonardo annesiyle birlikte yaşamış olabilir ama beş yaşından itibaren büyükannesinin,amcasının, babasının ve üvey annesinin de yaşadığı, büyükbabasının Vinci ‘deki evine taşındı. Annesi de yakınlarda oturuyordu.

Leonardo yedi yaşlarındayken, babası ve üvey annesi ile birlikte hem bir ticaret merkezi hem de Avrupa’nın en önemli şehirlerinden birine, Floransa’ya taşındı. Öncelikli olarak iş anlaşmalarını kaleme almakla uğraşan bir noter olan Piero, büyük şehrin cazibesine karşı koyamamış olmalı. Ne var ki 15. yüzyıl şehirleri kirli, sağlıksız yerlerdi, nitekim Albiera taşınmalarından kısa bir süre sonra öldü. Piero ikinci kez evlendi fakat ikinci karısı da öldü. Piero’nun üçüncü karısı Margherita ise 1480’de ölmeden önce ona bir oğlan çocuğu (1476), derken bir kız çocuğu (1477) ve sonunda bir erkek çocuğu (1479) daha verdi. Dördüncü şanslı kadın, Piero’nun son karısı Lucrezia’ya gelince; o da iki kız, yedi erkek çocuk dünyaya getirdi. böylece, Leonardo tek çocuk olarak büyümüş olsa da en nihayetinde on üç çocuğun en büyüğü oldu.

Leonardo, Piero’nun önce tek, sonra da en büyük erkek çocuğuydu fakat aynı zamanda gayri meşruydu. Genç Leonardo için gayri meşru olmak, babasının izinden gidip bir noter olmamak anlamına geliyordu, çünkü Floransa loncasının “piçler”e üyeliği yasaklanan özel bir maddesi vardı. Babasının işinden dışlanmasının genç Leonardo mutsuz edip etmediğini bilmek mümkün değil. Ama bir notere özgü kayıt tutma aşkının ona ömrü boyunca eşlik ettiğinin biliyoruz. Çağdaşı sanatçıların çoğunun aksine,  Leonardo bir fırça adamı olduğun kadar bir kelime adamıydı da;fikirlerinin, teorilerini ve gündelik deneyimlerini defterlerine kaydederdi. Leonardo kırk yaşındayken ilk çocukluk hatırasını, kuşların uçmasıyla ilgili bir hikayeyi bir kağıdın arkasına yazdı: Büyük bir çaylak, çocuk Leonardo’nun yanı başına kondu ve birkaç kere dudaklarının önünde bir aşağı bir yukarı kanat çırptı. kuyruğuyla Leonardo’nun ağzını açtı. Muhtemelen kuşlara ve onların rüzgara karşı kanatlarını kullanma biçimine yönelik ilgisinin açıklamak için uydurulmuş bu anı, Leonardo ‘nun eşsiz hayal gücünün kanıtıdır. Ayrıca Leonardo bu deneyimi, Toscana kırsalında geçen bebekliği ile bütün ömrü boyunca onu cezbeden doğal yaşam arasında bir bağ olarak kullandı.Dünyayla ilişki kurma biçiminde kişisel, içten ve biricik bir şey olduğunu ikna olmuştu.

Eğitimi

Leonardo on dördüne girdiğinde, Piero oğlu için bir meslek bulma zamanının geldiğinde karar verdi . Noterlik dünyasının kapıları bu şehirde Leonardo ‘ ya kapalı olduğu için Piero şehrin en tanınmış sanatçısı Andrea del Verrocchio’ya yanaştı. Piero Floransa sanat dünyasına dair bir şeyler biliyordu.Oğlunu Verrocchio’nun yanına çırak verme kararı almadan birkaç sene önce Floransa’nın en ünlü sanat hamileri için sözleşmeler tasarlamaya başlamıştı bile. Leonardo’nun biyografisini kaleme alan 16. yüzyıl yazarlarından birine göre, Piero mühim insanların dikkatinin nasıl çekeceğini kesinlikle biliyordu. Verrocchio’nun stüdyosunda boy gösterdiklerinde, Piero genç Leonardo ‘nun yaptığı çizimlerin olduğu bir paket taşıyordu. Verrocchio çok etkilendi ve bu genci hemen çırağı olarak kabul etti.

Sanat Floransa’da çok büyük bir işkoluydu. Verrocchio teknik bilgisinin üstatlarından biriydi ve resimden heykele, boyadan bronza, mermere, terakotaya , altına ve gümüşe kadar geniş bir aralıktaki gereç ve malzeme yelpazesine bu teknik bilgiyi ustalıkla nasıl uygulayacağını biliyordu. Verrocchio ‘nun temel uğraşı bronz ve mermerden heykeller yapmaktı, ama Floransa sanat pazarının resim dalını da kontrol altında tutabilmek için ressamlar çalıştırıyordu.Çok yönlülüğü ve kalitesiyle sivrilen bir işi yürüten, yeni bir tür Rönesans sanatçısıydı. Andrea di Michele di Freancesco de Cioni’nin, kelime anlamı “esaslı göz” olan Verrocchio ismiyle bilinmesinin bir nedeni vardı. Verrocchio yetişmekte olan sanatçılar için çok önemli bir model ve akıl hocasıydı.

Rönesans atölyeleri modern atölyelere ve stüdyolara hiç benzemiyordu. Verrocchio ‘nunki sokağa açılan, geniş gürültülü ve kalabalık bir yerdi. Çıraklar boyaları öğütme ve renk pigmentlerinin karıştırma işlemleri üzerinde çalışırlardı. Daha kıdemli sanatçılarsa usta ile birlikte heykelleri döker, oyma işleri ve resim yaparlardı.Diğer yardımcılar ise çizim yeteneklerini geliştirmek için alıştırma yaparlardı.

Gelen geçenler görüp içeri girsinler diye diye sanat eserlerini atölyenin önünde sergilenirdi. Aralarında meşhur Muhteşem Lorenzo’nun da yer aldığı , Floransa’nın büyük ve önemli isimleri, siparişlerinin geçtiği aşamaları işlemek için uğrardı.

Leonardo yirmi altı yaşına gelene kadar Verrochio’nun yanında kaldı, ilk siparişini da orada aldı: Ginevra de’ Benci ‘nin bir portesi. Ginevra bu işle yerde oturup portresinin çizilmesinin bekleyemezdi. Bu yüzden Leonardo eskizlerinin Ginevra ‘nın evinde yapmış olabilir belki de Ginevra ‘nın yerine poz vermesi için başka bir çırak kullanmıştır.

 

Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin farklı sanat dallarından öğretim üyelerinin, sanatçıların, öğrencilerin katıldığı, bugünün ve geleceğin sanatının konuşulduğu “Nasıl Devam Ederiz?” isimli panele ev sahipliği yaptı.

Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Marcus Graf’ın moderatörlüğünü üstlendiği panel, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin eserlerinden oluşan, “Odak” isimli karma serginin yer aldığı sergi salonunda düzenlendi. Graf, Maltepe Belediyesi’yle ortak çalışma ve işbirliğinden memnuniyet duyduklarını belirterek, desteklerinden dolayı Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’a teşekkür etti. Moda, grafik, plastik sanatlar, resim, tiyatro ve gastronomi bölümünden öğretim üyelerinin katıldığı panelde, günümüzün farklı sanat ve tasarım alanlarında üretim, paylaşım, pazarlama ve eğitim ile ilgili güncel sorunlar ve geleceğe yönelik çözümlemeler tartışıldı. Tiyatro Bölüm Başkanı Prof. Metin Balay, tiyatronun zamandan bağımsız, zaman içinde var olduğuna değinerek, sanatçının yaratım sürecinin özgürlüğüyle her sahneye çıktığında yeni bir şey yapmaya çalıştığına değindi. Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Kami Emirhan, tekstil ve moda tasarımı alanında özgün olmak için özgür ortam bulunması gerektiğine dikkat çekerek, tasarımcının kendisini popüler tekniklerle kısıtlamaması gerektiğini söyledi.

Grafik Tasarımı Bölüm Başkanı Dr. Özlem Mutaf Büyükarman, bir bütün ve eğilimler yaratma gücü bulunan grafik tasarımda yaratıcılığın çok daha fazla önem kazandığına işaret ederek, biçimin çekiciliğine kapılmadan rafine eder hale gelmenin daha önemli olduğuna değindi

Özellikle İstanbul fotoğraflarıyla hafızalara kazınan, dünyaca ünlü birçok kişiyi fotoğraflayan efsanevi foto muhabiri Ara Güler, dün gece tedavi gördüğü özel bir hastanede 90 yaşında hayatını kaybetti.

Ara Güler’in tedavi gördüğü hastanenin başhekiminin yaptığı açıklamada, “22.10’da kalbi duran Ara Güler müdahale edilerek yoğun bakıma alındı. Tedavisi devam ederken 23.05’te solunumu tekrar durdu, 23.20’de de hayatını kaybetti” denildi. Duayen foto muhabiri Ara Güler’in, tedavi gördüğü hastanede 90 yaşında hayatını kaybetmesinin ardından sevenleri hastaneye akın etti.

Hastane başhekimi Dr. Okan Özçeker, yaptığı yazılı açıklamada, şunları belirtti:

“Değerli fotoğraf sanatçısı Ara Güler, konjestif kalp yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği ve periferik arter hastalığı nedeniyle tedavileri Şişli Florance Nightingale Hastanesi’nde devam ederken, saat 22.10 sıralarında kalp ve solunum durması sebebiyle müdahale edilerek yoğun bakım ünitesine alınmıştır. Yoğun bakım ünitesinde tedavisi devam ederken saat 23.05’te kalp atımı ve solunumu tekrar duran Sayın Güler, yapılan tüm müdahalelere yanıt vermemiş ve saat 23.20’de vefat etmiştir. Ülkemizin, yakınlarının ve tüm sevenlerinin başı sağ olsun.” diyerek açıklamada bulundu.

Türkiye’de yaratıcı fotoğrafçılığın uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcisi olan Ara Güler’in vefat ettiği Florence Nightingale Hastanesi’ne Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, foto muhabiri Coşkun Aral, asistanı Fatih Aslan, gazeteciler, meslektaşları ve sevenleri geldi. Büyük üzüntü yaşayan sevenleri, Güler’in yakınlarına başsağlığı dileklerini iletti.  Güler’in cenaze törenine ilişkin bilgilerin daha sonra paylaşılacağı belirtildi.

Ara Güler kimdir?

16 Ağustos 1928’de Beyoğlu, İstanbul’da dünyaya gelen Ara Güler, lisedeyken film stüdyolarında sinemacılığın her dalında çalışırken Muhsin Ertuğrul’un tiyatro kurslarına devam etti. 1950’de Yeni İstanbul gazetesinde gazeteciliğe başlarken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine devam etti. 1962’de Almanya’da çok az fotoğrafçıya verilen “Master of Leica” unvanını kazandı. 1964’de Mariana Noris’in ABD’de basılan “Young Turkey” adlı yapıtında fotoğrafları kullanıldı.

1972’de Paris Ulusal Kitaplıkta sergisi açıldı. 1975’de ABD’ye davet edildi ve yine aynı yıl Yavuz zırhlısının sökülmesini konu alan “Kahramanın Sonu” adlı bir belgesel film çekti. 1979’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “Foto Muhabirliği” dalındaki birincilik ödülünü aldı. Yıllarca üstünde çalıştığı Mimar Sinan yapıtlarının fotoğrafları 1992’de Fransa’da, ABD ve İngiltere’de “Sinan, Architect of Soliman the Magnificent” adlı kitabı yayımlandı. Aynı yıl “Living in Turkey” adlı kitabı Ingiltere, ABD ve Singapur’da “Turkish Style” başlığıyla, Fransa’da “Demeures Ottomanes de Turquie” adıyla yayımlandı.

1994’de “Eski İstanbul Anıları”, 1995’de “Bir Devir Böyle Geçti”, “Yitirilmiş Renkler ve Yüzlerinde Yeryüzü” fotoğraf kitapları yayımlandı. Ara Güler’in fotoğrafları Paris Ulusal Kitaplıkta, ABD’de Rochester Georg Eastman Müzesi’nde Nebraska Üniversitesi Sheldon Koleksiyonu’nda bulunuyor. Köln Mueseum Ludwing’de Das Imaginare Photo Museum’da fotoğrafları sergileniyor.

 

 

TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği beraberinde hazırlanan 37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, 10-18 Kasım 2018 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi-Büyükçekmece’de düzenlenecek.

Yurt içi ve yurt dışından 800’ün üzerinde yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımı beklenen fuarda, dokuz gün boyunca panel, söyleşi, şiir dinletisi ve çocuk atölyelerinden oluşan kültür etkinliklerinde ve binlerce imza gününde yazarlar okurlarıyla buluşacak.

Hayatı Edebiyatla Kuşatmak
Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, bu yıl “Hayatı Edebiyatla Kuşatmak” ana teması kapsamında edebiyatın ve kitapların hayatımızdaki önemini hatırlamak üzere yine dolu dolu bir etkinlik programı ile okurları buluşturacak. Fuar, birbirinden değerli konukların ve Onur Yazarı Selim İleri’nin katılımıyla düzenlenecek pek çok edebiyat etkinliğine ev sahipliği yapacak.

Fuarın Onur Yazarı Selim İleri
Fuarın Onur Yazarı Selim İleri etkinlikleri kapsamında Notre Dame de Sion’lular Derneği tarafından 10 Kasım’da düzenlenecek olan “21. Yüzyılda Edebiyatı Seçmek” paneli Selim İleri’nin de katılımıyla gerçekleşecek. Everest Yayınları ve TÜYAP işbirliğiyle Selim İleri’nin yaşamı, edebiyatı ve eserleri çeşitli panel ve söyleşilerde ele alınacak. 10 ve 18 Kasım tarihlerinde iki farklı oturum olmak üzere “Selim İleri Edebiyatı” konulu paneller; 11 Kasım tarihinde Selim İleri’nin de katılımıyla Türkan Şoray ve Faruk Şüyün’ün konuşmacı olacağı “Arkadaşım Selim” söyleşisi ve 18 Kasım tarihinde “Selim İleri ve Sonraki Kuşaklar” paneli düzenlenecek.

10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü ve Atatürk Haftası
10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü ve Atatürk Haftası kapsamında Mustafa Kemal Atatürk, fuarın açılış günü olan 10 Kasım 2018 Cumartesi günü düzenlenecek etkinliklerle TÜYAP’ta anılacak. Yapı Kredi Yayınları’nın düzenlediği “Mustafa Kemal Atatürk’e Yakından Bakmak” isimli söyleşide İpek Çalışlar ve Teyfur Erdoğdu; İnkılap Yayınları tarafından düzenlenen “Atatürk Etkisi” söyleşisinde ise Sinan Meydan konuşmacı olacak. Aytül Akal’ın minik okurlarıyla buluşacağı “Atatürk Olmak” söyleşisi ise Uçanbalık Yayınları tarafından düzenlenecek.

Çocuk ve Gençlik Etkinlikleri
Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı çocuk ve gençlere yönelik söyleşi, dinleti ve atölye çalışmalarından oluşan etkinliklere ev sahipliği yapacak. Söyleşilerde ve imza etkinliklerinde pek çok değerli çocuk ve gençlik kitapları yazarı okurlarıyla buluşacak. Aynı zamanda Çocuk Atölye Alanı’nda düzenlenecek atölye çalışmalarında fuarın minik ziyaretçileri bir araya gelecek.

37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, ARTİST 2018 / 28. İstanbul Sanat Fuarı ile eş zamanlı gerçekleştirilecektir. Girişin öğrenci, öğretmen, emekli ve engellilere ücretsiz olduğu fuar, hafta içi 10.00-19.00, hafta sonu 10.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek; fuarın son günü 18 Kasım Pazar akşamı ise 19.00’da sona erecek.

İstanbul Kadın Müzesi ve Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi (SU Gender), bu yıl İstanbul’da gerçekleşecek olan ilk Asya ve Avrupa Kadın Müzeleri Konferansı’na ev sahipliği yapıyor.

18-20 Ekim tarihleri arasında “Feminist Pedagoji: Müzeler, Hafıza Mekânları ve Hatırlama Pratikleri” başlığıyla düzenlenen konferansın açılış konuşmaları Uluslararası Müzeler Konseyi (International Council of Museums- ICOM) Başkanı Suay Aksoy, Uluslararası Kadın Müzeleri Birliği (International Association of Women´s Museums- IAWM) Başkanı Mona Holm ve Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Şirin Tekinay tarafından yapılacak.

Konferansla, dünya çapında 19 kent ve 21 uluslararası kurum arasında geniş bir bilgi ve iletişim ağı kurulacak. Konferans; feminist müze pedagojisiyle çalışan kadın ve toplumsal cinsiyet müzelerini, barış müzeleri ve hafıza mekânlarını; farklı alanlardaki hak ihlalleri üzerine toplumsal cinsiyet bakış açısıyla çalışan sivil toplum aktivistlerini ve kurumlarını; ziyaretçi katılımı ve ziyaretçiler arasında diyalog oluşturulması üzerine düşünen ve yaratıcı pratikler geliştiren araştırmacıları, müze yöneticilerini ve müze eğitimcilerini bir araya getiriyor.

18 Ekim Perşembe günü Salt Galata’da gerçekleştirilecek konferansın açılışında sizi de aramızda görmekten mutluluk duyacağız.

KONFERANS PROGRAMI:

Tarih: 18 Ekim 2018, Perşembe

Saat: 08.30-17.30

Yer: Salt Galata, Bankalar Caddesi 11

– Suay Aksoy Uluslararası Müzeler Konseyi (International Council of Museums- ICOM) Başkanı

– Mona Holm Uluslararası Kadın Müzeleri Birliği (International Association of Women´s Museums-

IAWM) Başkanı

– Prof.Dr.Şirin Tekinay Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı