Robert Hughes’in “Caravaggio’dan önce de sanat vardı sonra da, ama aynı sanat değildi.” cümlesiyle kısa ve öz bir şekilde tanımladığı 17. yüzyıl sanatının seyrini değiştiren Michelangelo Merisi, bilinen adıyla Caravaggio’nun kendi kuralları dışında hiçbir şeye bağlılığı yoktu.

Hayatı Veba salgınının ortasında başlamış, henüz 4 yaşındayken ailesiyle salgından kaçmak zorunda kalmış ve ne yazık ki salgına büyükannesi, büyükbabası, amcası ve babasını kaybetmişti. Ailenin geri kalan üyeleri salgından kurtulmuşlardı ancak kayıplar ailenin ciddi anlamda gelirinin düşmesi anlamına da gelmişti. 13 yaşına dek büyük sıkıntılar çeken Caravaggio, 1584’te Milano’taki bir ressamın çırağı olmak için üstüne para vererek sözleşme imzaladı. Fakat Caravaggio’nın çıraklık dönemini ciddiye almadığını, söz konusu bu dönemde eserlerinin bulunmamasından ve tekniğinden anlamak mümkün.

Döneminin standartlarına göre çok hızlı bir şekilde resimlerini tamamlayan Caravaggio’nun, günümüze hiçbir eskizinin ulaşmamış olması da Caravaggio’nun eskizsiz çalışmış olabileceğini akıllara getiriyor.

Caravaggio hayatını kaybettiğinde eserleri adeta kapışıldı. Hayatını mahkeme kayıtlarından, polis dosyalarından öğrendiğimiz bu usta ressam 39 yaşında öldüğünde arkasında 17 polis raporu, bir cinayet, şövalye unvanı ve dünyanın en korunaklı hapishanesinden kaçma hikayesinin dışında daha fazla eser bırakmış olsaydı mutlaka yer yerinden oynardı.

Başlarda Roma resim dünyasında belirgin bir isim olamayan Caravaggio, hiçbir resim atölyesinde birkaç aydan fazla kalamamıştı. Hayatını devam ettirebilmenin oldukça zor olduğu Roma’da, sefil, kalabalık ve bakımsız koşullarda yaşayan Caravaggio, bu durumdan büyük zevk duyuyordu. Fahişelerle arkadaşlık yapıp, üçkağıtçılık yapan dilencileri ve profesyonel hırsızları gözlemliyordu.

Nar Sanat olarak Caravaggio’nun yaşantısını ve eserlerini tek bir haberde sizlerle paylaşmaktan anlaşılması zor, bu usta ressamı, resimlerini ve yaşantısını sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Atatürk’ün giysileri Ankara’da sergilenmeye başladı. Sergi, Atatürk’ün terzisi Levon Usta’nın 4’üncü kuşak torunu Levon Kordonciyan tarafından açıldı. Atatürk’ün neden yüzyılın en şık lideri olduğu sergideki giysileriyle bir kez daha gözler önüne serildi. 11 Kasım’a kadar açık olacak sergi, Atatürk’ün terzisi Levon Usta’nın 4’üncü kuşak torunu olan Levon Kordonciyan tarafından açıldı. Kordonciyan açılıştaki konuşmasında şunları söyledi;

“Kordonciyan Ailesi’nin de 130’uncu yılını kutluyoruz. Ankara’ya ve tüm Türkiye’ye teşekkür ediyorum ve özellikle ailelere ve öğretmenlere sesleniyorum. Çocuklarınızı bu sergiye mutlaka getirin ki; o dönemin zorluklarına rağmen neler yapıldığını görsünler ve bu günün teknolojisi ile de neler yapabileceklerini anlasınlar.”

Kartal Belediyesi, Betül Vural ve Zerrin Çiğdemli Aner Sanat Galerisi Atölyesi öğrencileri tarafından hazırlanan ‘Yaşam’ adlı karma resim sergisine ev sahipliği yapıyor.

Kartal Belediyesi Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi Fuaye Alanı’nda ziyarete açılan karma sergide, Betül Vural ve Zerrin Çiğdemli Aner Sanat Galerisi Atölyesi’nin 10 öğrencisi tarafından hazırlanan resimler yer alıyor. Serginin küratörlüğünü ise Betül Vural ve Zerrin Çiğdemli Aner birlikte üstleniyor. Öğrencilerin; peyzaj, figür ve çini mürekkebi gibi farklı resim tekniklerini kullanarak hazırladığı sergiyi, meraklıları 8 Kasım tarihine kadar Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi Fuaye Alanı’nda ziyaret edebilecek.

Sergi ile ilgili konuşan Ressam Zerrin Çiğdemli Aner, “Öğrencilerimizin ilk resim sergisi. Burada yıllar süren çalışmanın ve emeğin sonucu eserler yer alıyor. Sergimizde çok güzel tablolar bulunuyor. Ayrıca sanata ve sanatçılara verdiği destekler için Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz’e çok teşekkür ediyoruz.” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu ayki ‘Yeniden Sinematek’ gösterimlerinde ‘Bilim Kurgu Sinemasında Düşler, Zaman ve Mekan’ temalı filmleriyle Leonardo Dicaprio, Tom Hardy, Harrison Ford, ve Charlize Theron gibi usta oyuncuları sanatseverlerle buluşturacak. Bu unutulmaz filmler, Cuma akşamları İzmir Sanat’taki ücretsiz gösterimlerde izleyiciyle buluşacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, sinemanın kült fimlerini İzmirli sanatseverlerle buluşturmaya devam ediyor. 2009 yılından bu yana devam eden ‘Yeniden Sinematek’ gösterimleriyle ‘Yol Hikayeleri’, ‘Japon Sineması Altın Yıllar’, ‘Bilim Kurgu Klasikleri’, ‘Hollywood’da Yıldız Kadın Oyuncular’, ‘Müzik ve Dansın Büyüsü’, ‘Şehir Hikayeleri’, ‘Macera Filmleri Klasikleri’, ‘Savaş Şarkıları’, ‘İtalyan Sineması’, ‘Sinema Yargının İzinde’ ve ‘Yönetmen Sineması’ gibi temalarla onlarca önemli filmi beyazperdeye taşıyan Büyükşehir Belediyesi, Kasım ayında ise ‘Bilim Kurgu Sinemasında Düşler, Zama n ve Mekan’ temasıyla sinema tarihine damga vuran 4 filmi izleyiciye sunacak.

Dönemine damga vuran film
‘Yeniden Sinematek’in İzmir Sanat’ta gerçekleştirilecek bu ayki ilk gösterimi 9 Kasım Cuma günü saat 20.00’de. Orijinal adı “Inception” olan “Başlangıç” adlı eseri yazıp yöneten Christopher Nolan, bilimkurgu ve aksiyon türünde bir başyapıt yarattı. Filmin başrollerinde, usta oyuncular Leonardo Dicaprio, Joseph Gordon-Levitt ve Ellen Page yer alıyor. 2010 ABD ve İngiltere ortak yapımı film, çok yetenekli bir hırsız olan Dom Cobb’un rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki sırrı ve başından geçenleri anlatıyor.

Hayatta kalma mücadelesi
Yönetmen koltuğunda George Miller’in oturduğu “Mad Max: Fury Road” nükleer savaşın ardından dünyada çöllerin yaygınlaştığı ve susuzluk probleminin artarak medeniyetin çöküşe doğru sürüklenişini anlatıyor. 2015 macera, aksiyon, bilimkurgu türündeki filmde, Tom Hardy, Charlize Theron, Nicolas Hoult gibi efsane oyuncular yer alıyor. Film, 14 Kasım Cuma saat 19.00’da İzmir Büyükşehir Belediyesi Seferihisar Kültür Merkezi Çağan Irmak Salonu’nda, 16 Kasım Cuma saat 20.00’de ise İzmir Sanat’ta izleyicilerle buluşacak.

34 yıllık sır
Denis Villeneuve’nin yönettiği “Blade Runner 2049” yani “Bıçak Sırtı 2049” 1982 yapımı bilim-kurgu klasiğinin izini sürüyor. Hampton Fancher ve Michael Green’in kaleme aldığı film, üstü örtülü bir sırrın keşfedilmesiyle 34 yıldır kayıp olan Rick isimi birini arayan Blade Runner’ın hikayesini anlatıyor. 2017 yılı ABD yapımlı filmin kadrosunda, efsane oyunculuklarıyla Harrison Ford, Ryan Gosling ve Ana de Armas yer alıyor. Film, 23 Kasım Cuma saat 20.00’de İzmir Sanat’ta seyircilerini bekliyor.

Mars’ta mücadele
“Marslı” orijinal adıyla “The Martian” 2015 yılı ABD-İngiltere ortak yapımı macera, dram ve bilimkurgu filmi. Drew Goddard’ın yazdığı Matt Damon, Jessica Chastian, Kristen Wig’in oynadığı filmin yönetmen koltuğunda Ridley Scott oturuyor. Film, 28 Kasım saat 19.00’da İzmir Büyükşehir Belediyesi Seferihisar Kültür Merkezi – Çağan Irmak Salonu’nda, 30 Kasım saat 20.00’de İzmir Sanat’ta oynayacak.

Filmin konusu şöyle: Mars gezegenine astronotların gönderildiği bir görevde, Mark Watney isimli astronot şiddetli bir fırtına sonrası öldü sanılarak ekibi tarafından Mars’ta bırakılır. Fakat Watney hayattadır ve kendisini Mars’ta yapayalnız bulur. Elindeki sınırlı olanaklarla türettiği yaratıcı mekanikler yardımıyla bir yandan hayatta kalma mücadelesi verirken, diğer yandan dünyaya yaşadığına dair bir sinyal göndermeye çalışır. Gönderdiği mesaj sonunda NASA’ya ulaşır. Artık tüm dünyanın ortak bir derdi vardır: ‘Marslı’nın eve dönmesini sağlamak!

Besteci Bujor Hoinic’in Troya operası, yabancı besteci, tarafından yazılan ilk Türkçe opera oldu. Devlet Opera ve Balesi’nin (DOB) bu yılki en önemli yapımlarından biri olarak gösterilen Troya’nın yaratıcısı, orkestra şefi, besteci Bujor Hoinic, “Troya’ya sıfırdan başladım ve üç buçuk ay gibi rekor bir zamanda, mayıs ayında bitirdim. Ortaya bir epik opera çıktı.” diye belirtti.

Troya’ya oğlu Artun Hoinic ile hayat veren Bujor Hoinic ve eserin Genel Sanat Direktörlüğünü yürüten Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü, tenor Murat Karahan, orkestra provaları sırasında, kendisine yönetilen soruları yanıtladı.

Karahan, Troya’nın çalışmalarında artık sona yaklaştıklarını ve eserin prömiyerinin 9 Kasım’da ATO Congresium’da yapılacağını belirterek, “Biletlerimiz cuma günü satışa çıkmıştı. 3 bin 28 adet koltuğu olan salonun bütün biletleri bitti. İlgi gösteren, 3 gün içerisinde 3 bin kişilik salonun biletlerini tüketen tüm izleyicilerimize çok teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

Troya’ya sadece Ankara’dan değil, il dışından da izleyicilerinde geleceğini anlatan Karahan, “Bu bize gelecek için, sanat için, yapmaya çalıştığımız şeyler için çok büyük bir umut veriyor. Çok mutluyuz. Bu talep karşısında ekstra temsiller de koymak durumunda kaldık. Muhtemelen kasımın son haftalarına doğru bir Troya temsili daha gelecek.” ifadesini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen “Evvel Giden Ahbab” başlıklı etkinlikte, akademisyen, tarihçi ve yazarlar liseli gençlere Yahya Kemal’i tanıttı.

Türk edebiyatının önemli şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı’yı vefatının 60. yılında yad etmek için “Evvel Giden Ahbab” başlıklı bir etkinlik düzenlendi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi iş birliğiyle Cemil Bilsel Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlikte Yahya Kemal’in edebi ve estetik yönü konuşuldu.

Ağırlıklı olarak lise öğrencilerinin katıldığı etkinliğin açılışında konuşan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, Yahya Kemal’i anmak için bir araya geldikleri için heyecanlı olduklarını dile getirdi.

Yahya Kemal’in sadece Türk edebiyatına hizmetleri değil, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin bugünlere gelmesindeki yardımları sebebiyle de çok kıymetli bir değer kaydeden Ak, “Bu değeri daha iyi anlamak ve bugünkü gençlere örnek olacak yönlerini ortaya çıkarmak adına gerçekleştirilen bu faaliyeti gönülden tebrik ediyorum.” dedi.

Anma etkinliği kapsamında gerçekleştirilen panelin oturum başkanlığını yapan Prof. Dr. M. Fatih Andı, ölümünün üzerinden 60 sene geçmiş olmasına rağmen halen Yahya Kemal’i konuşabildiklerini ve düşünceleri üzerinde düşünce geliştirdiklerini söyledi.

“Bugünün en genç şairi Yahya Kemal’i bilmeden ben şairim diyemiyor.” diyen Andı, özellikle liselerden gelen gençlerin panel sayesinde Yahya Kemal’i tanımasını veya en azından bu konuda ilgi uyandırmasını ümit ettiklerini dile getirdi.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın bu haftaki programında Ünlü bestekarlar C. Saint-Saens ve C. Franck’in besteleri Eskişehirlilerle buluştu. Gecede Solist Ceren Senyücel ve Şef Parick Souillot’nun müthiş performansı sanatseverlerden büyük alkış aldı.

2002 yılında kurulan ve ülkemizin en genç ve en hızlı gelişim gösteren sanat kurumlarından biri olarak Eskişehirli sanatseverlere unutulmaz dinletiler sunmaya devam eden Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası bu hafta ünlü bestekarlar C. Saint-Saens ve C. Franck’in bestelerini Eskişehirlilerle buluşturdu. Şefliğini Patrick Souillot’nun üstlendiği gecenin ilk bölümünde Piyanist Ceren Senyücel solistlik yaptı. Saint-Saens’ın 2 nolu piyano konçertosunu başarılı bir şekilde seslendiren Senyücel sanatseverler tarafından büyük beğeni topladı. Senfoninin ikinci bölümünde Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ve şef Patrick Souillot’nun yüksek tempolu performansı ayakta alkışlandı.

Senfoni Orkestrası’nın gelecek programında Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Korosu işbirliğiyle düzenlenecek olan Atatürk’ü Anma Konseri’nde Fahir Atakoğlu’nun Sarı Zeybek Kantatı sahnelenecek. Solistliğini soprano Eda Bingöl Gürkan, mezzosoprano Leyla Ceren Koç, bariton Şahan Gürkan, ney sanatçısı Ercan Irmak ve piyanist Onur Ermez’in, metin yazarlığını Cennet Türker ve Şahan Gürkan’ın yaptığı konserin koro şefliğini Ebru Eren üstlenecek. 9 Kasım 2018 Cuma saat 20.00’de Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı’nda gerçekleşecek konserin orkestra şefliğini Kıvanç Tepe yapacak.

Ulviye Karaca’nın yazıp rejisörlüğünü yaptığı çocuk oyunu, Ankara Devlet Tiyatroları’nda 10 yıl boyunca sahnelendikten sonra İstanbul prömiyerini Cevahir Sahneleri’nde yaptı.

İstanbul Devlet Tiyatroları’nda bu sezon boyunca izlenebilecek oyuna ilişkin yaptığı açıklamada Karaca, yurt dışında kukla ve maske tiyatrosu üzerine yüksek lisans yaptığını, Türkiye’ye döndükten sonra da aldığı eğitimi Anadolu’nun zenginliklerini ve değerlerini anlatmak amacıyla kullanmak istediğini söyledi.

Oyundaki masal atmosferi

Karaca, amacı doğrultusunda ilk olarak sahnelediği Keloğlan’ın Anadolu kültürüne ait bir masal olduğunu hatırlatarak, “Bu oyunu ilk 2005 yılında Ankara’da sahneye koydum ve tam 10 yıl kapalı gişe oynadı. Kukla ve maske tiyatro üzerinedir ve oyunda bir masal atmosferi oluşturduk.” dedi.

Keloğlan karakterinin tembellik gibi klasik özelliklerinin oyunda gösterildiğini aktaran Karaca, şöyle devam etti:

“Ama bu özellikleri artık toplumun da faydalanabileceği cinsten kullanan bir Keloğlan var oyunda. Dolayısıyla hem çocuklara hem yetişkinlere yönelik çok güzel mesajları olan temiz bir çocuk oyunu. Büyük bir prodüksiyon aynı zamanda. 23 kişilik bir oyuncu kadrosu var ve yıllarca bu oyuna emek verilmiş. Bu yüzden de çok özel bir çalışma.”

Karaca, Ankara’daki oyuncu ekibinin İstanbul’da da rol aldığına işaret ederek, “Bu oyunu ben yurt dışında da birçok turneye götürdüm. Oralarda da çok beğeniler ve ödüller topladı. İnşallah İstanbul seyircisinden de aynı reaksiyonları alırız.” ifadelerini kullandı.

Ankara’da henüz 6 yaşındayken ellerini kaybeden 33 yaşındaki ressam yıllardır ağzıyla çizdiği karakalem portre çalışmalarıyla görenleri şaşırtıyor. Akgün, cumhuriyetin ilanından bugüne görev yapan cumhurbaşkanlarının resmini de birebir çizdi.

Iğdır’da oturan Emine ve Yahya Akgün çiftinin 4 çocuğundan en büyüğü olan Yusuf Akgün, henüz 6 yaşındayken oyun oynamak için çıktığı yüksek gerilim direğinde elektrik çarpması sonucu iki kolunu kaybetti. Yusuf Akgün, daha sonra maddi imkansızlıklar nedeniyle ailesi tarafından Ankara’da Pursaklar Çocuk Esirgeme Kurumuna verildi.

Pursaklar ilçesinde eğitimine başlayan Yusuf Akgün, 8 yaşında sınıf arkadaşlarının el hareketlerini izleyerek ve öğretmeninin desteği ile önce ağzıyla yazı yazmaya başladı.

Arkadaşlarının desteğiyle ağzıyla yazı yazmayı geliştiren Akgün, bir süre sonra resim yapmayı keşfetti. İki kolu olmamasına rağmen ağzıyla resim çizmeye başlayan Yusuf Akgün, üniversite yıllarına kadar kara kalem portre çalışmalarını geliştirdi. Önce Yeşilçam’ın önemli oyuncularından oluşan 60 parçalık bir koleksiyon oluşturan Akgün, sonrasında geçtiğimiz şubat ayında başladığı çalışma ile cumhuriyetin ilanından bugüne kadar görev yapan cumhurbaşkanlarının resmini çizdi.

Çalışmalarıyla ilgili veren Akgün, “Resim, benim hayatıma kırılan ayağınızın iyileşmesi döneminde bir baston gibi önceleri destek oldu, sonrasında ise parçam haline gelmeye başladı. Yani ağzımla yazı yazmak, çizim yapmak normal bir duruma geldi. Mesela öğretmenlerim okul sıralarında benim gözüme bakmasın diye bende arkadaşlarım gibi hızlı yazmaya çalışırdım. Bunu devam ettire ettire normal bir insan nasıl ellerini kullanabiliyorsa bende ağzımı kullanmaya ve geliştirmeye başladım” dedi.

Adana’da evini kütüphaneye çevirerek okurlara açan ve sonra daha çok kişiye ulaşabilmek amacıyla “nöbetçi kütüphane” oluşturan Cemil Sobacı, 2 olan şube sayısını ilginin artması ve okurların da katkısıyla 3’e çıkarmaya planlıyor.

İnsanlarla etkileşimde olabileceği ve akşamları da hizmet veren kütüphane kurma kararı alan Sobacı, 2014 yılında evini bu amaçla kütüphane olarak okuyuculara açarak, hayalini uygulama fırsatı buldu.

İlginin artması üzerine Cemil Sobacı, “nöbetçi kütüphane” adını verdiği projesini ilk olarak Çukurova Üniversitesinin de desteğiyle 2014’ün sonunda üniversite yerleşkesindeki küçük bir mekanda hayata geçirdi.

Sobacı, nöbetçi kütüphaneye ilginin her geçen gün artmasıyla kütüphaneyi 2015 yılında kent merkezindeki Mahfezsığmaz Mahallesi’nde kiralanan mekana taşıdı.

Artan talebi karşılayabilmek için 2016 yılında Yenibaraj Mahallesi’nde yeni bir kütüphaneyi daha okurlarla buluşturan Cemil Sobacı, tek odalı olan “okur yuvası” adıyla anılacak, ziyaretçilerin kitap okuyup ders çalışabilecekleri farklı konseptteki 3’üncü kütüphaneyi de Kurtuluş Mahallesi’nde faaliyete geçirmek için kolları sıvadı.

Kütüphanelerinin sabah saat 10.00’da açılıp, gece saat 02.00’de kapandığını aktaran Sobacı, şöyle devam etti:

“Bu kütüphaneleri temelde, akşam gidip ders çalışıp kitap okunan bir yere olan ihtiyaçtan ziyade, dostça, arkadaşça, keyifle ve daha inovatif şeyler yapabilecek bir zemine taşımaya çalıştım. Biz, ‘Şehirdeki diğer kütüphaneler kapalıyken açık olan kütüphane’ sloganıyla kendimizi duyurmuştuk. Burasının çok talep görmesinin sebebi, izin günlerinde, resmi tatil ve bayramlarda da açık olmasındandır. İnsanlar o günlerde de kütüphaneye gidip vakit geçirmek istiyorlar.”

Bu heykel, aslında Paris’te yapılacak bir dekoratif sanatlar müzesi için sipariş edilen Cehennemin Kapıları isimli, detaylı çalışmanın sadece bir parçasıydı. Eserin tamamı Dante’nin İlahi Komedya’sındaki çeşitli karakterlerin heykellerinden oluşuyordu ve bu figürünün de bir lento üzerine oturtularak altındaki rölyefte işlenen azap çeken figürlerin kaderi üzerine düşünürken betimlenmesi planlanmıştı ancak müze inşa edilmedi. 1888’de bağımsız bir eser olarak sergilenen heykele, Dante’yi temsil edecek şekilde Şair, Düşünür adı verildi; oysa Auguste Rodin, Dante’nin kostümü gibi ayrıntılı göz ardı edip, zaman üstü ve evrensel bir imge  ortaya koyan, çıplak bir figür yapmayı tercih etmişti. Düşünen adam heykelinin her bir ögesi, konsantre olmuş halde düşünme eylemini tasvir etmektedir. Rodin ‘in dediği gibi “Heykel yalnızca beyniyle, çatık kaşlarıyla, açık burun delikleriyle ve bitişik dudaklarıyla değil; kollarının, sırtının ve bacaklarının her bir kası ve çenesine dayadığı bileği ve hareketli ayak parmaklarıyla da düşünüyor.” Bu başyapıt, Rodin’in çıplak insan vücuduna kattığı olağanüstü ifade gücünü de ortaya koyar.

 

Attila İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı’nın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın yardımlarıyla yapılan 2018 Attila İlhan Edebiyat Ödülleri’nin sahipleri açıklandı.

Bu yılki ödüllerin sahiplerini belirlemek için Doğan Hızlan’ın onursal başkanlığında toplanan seçici kurullarda Selim İleri, Mehmet Eroğlu, Asuman Kafaoğlu Büke, Ülkü Karaosmanoğlu, Metin Celal, Ali Ural, Haydar Ergülen, Adnan Özer ile aileyi temsilen Ali Cem İlhan ve Kerem Alışık yer aldı.

Roman ödülü, “Uyanan Güzel”in yazarı Jale Sancak ve “Sıfır”ın yazarı Onur Caymaz arasında paylaştırılırken, şiir dalındaki ödül “Camekan” kitabıyla Mehmet Can Doğan’a verildi.

İlk Roman Vakıf Özel Teşvik Ödülü’nün sahibi, “Bihaber” kitabıyla Fatih Baha Aydın olurken, İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü ise “Ecza Kışı” kitabıyla Oğulcan Kütük ve “Ters Akıntı” kitabıyla Sadi Karademir arasında paylaştırıldı.

Ödül töreni, 37. İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı etkinlikleri kapsamında, 16 Kasım’da TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi, Kınalıada Salonu’nda düzenlenecek.

Attila İlhan Edebiyat Ödülleri

Attilâ İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı, İlhan’ın eserlerinde yansımaları bulunan, misyonuna layık eserlerin desteklenmesini hedefliyor.

Vakıf, bu ödüllerle ayrıca İlhan’ın hayattayken yaptığı gibi, ilk kitapları yayımlanan genç yazarları teşvik etmeyi planlıyor.