İş Sanat’ın genç müzisyenlere sahne deneyimi kazandırmak ve sanat hayatına attıkları ilk adımlarında destek olmak amacıyla Millî Reasürans Konser Salonu’nda gerçekleştirdiği Parlayan Yıldızlar serisinin 19. sezonundaki ilk konukları Ayda Demirkan (keman) ve Yunus Altıkanat (çello) olacak.

2000 yılında dünyaya gelen Ayda Demirkan, Maxim Vengerov, Oleg Kaskiv, Andrej Bielow, Michael Barenboim, Jano Lisboa gibi önemli isimler ile solo çalışmalar gerçekleştirdi. 2017 yılında Gustav Mahler Gençlik Orkestrası’nın dünya çapında gerçekleştirdiği seçmeleri kazanan genç sanatçı, eğitimine Barenboim-Said Akademi’de Prof. Mihaela Martin’in öğrencisi olarak devam ediyor.Müzik eğitimine 6 yaşında akordeon çalarak başlayan Yunus Altıkanat, Michael Haber, Tony Rymer, Alexander Rudin, Nikolaus Trieb gibi müzisyenlerle çalıştı. Eğitimine Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Doç. Gözde Yaşar ve Prof. Reşit Erzin ile devam eden genç sanatçı, Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası’nın da “Grup Şefi Yardımcısı” olarak görev alıyor.

Konserde Demirkan, Mozart, Brahms, Fauré, Saint-Saëns’dan; Altıkanat ise Haydn, Debussy, Beethoven ve Paganini’den eserler seslendirecek.

Genç müzisyenlerin dinleyicilere enstrüman hakimiyetlerini sergileyecekleri konser, 12 Kasım 2018, Pazartesi akşamı saat 20.30’da Millî Reasürans Konser Salonu’nda ücretsiz olarak gerçekleşecek.

FMV Galeri Işık’ta ‘Sahne Arkası’ isimli fotoğraf sergisinin açılışı gerçekleşti. Timur Selçuk da kızı Mercan Selçuk’un kurucusu olduğu MSDT Modern Dans Grubu’nun sahne arkası yaşamının konu edildiği serginin açılışına katılarak sanatseverleri mutlu etti.

FMV Galeri Işık’ta Salih Güler koordinatörlüğünde açılan ve alanında yetkin fotoğrafçıların eserlerinin yer aldığı “Sahne Arkası” fotoğraf sergisi, Mercan Selçuk’un kurucusu olduğu MSDT Modern Dans Grubu’nun sahne arkası yaşamını fotoğraf severlere aktarıyor.

Fotoğrafçılar, “Bizim Hikâyemiz” isimli dans gösterisinin hazırlıkları süresince genç dansçıları farklı çalışma ortamlarında aylarca takip ederek, provalarını, performanslarını, duygu durumlarını bazen belgesel, bazen sanatsal ve estetik kaygı ile çoğu zaman plansız ve anlık çekimlerle ortaya koydular.

Sergide eserleri yer alan fotoğrafçılar arasında; Yasemin Aydın Yılmaz, Şemsi Spencer, Seda Welsh, Nuray Ertürk, Nigar Baykan, Murathan Yıldız, Muhip Şeyda Işıktaç, Meltem İnanç, Harika Topaloğlu Yücel, Güneş Demir, Gamze İnce, Figen Ongun, Ezgi Sezgin Kavlak, Evran Kavlak, Canan Çalışkan, Aslı Atalay, Ali Efe Yılmaz yer alıyor.

Timur Selçuk da kızı Mercan Selçuk ve Grubu’nun bu özel gününde onları yalnız bırakmayarak sergi açılışına katıldı ve fotoğrafçıları tebrik etti. Açılış sonrası, Mercan Selçuk Dans Topluluğu “Bizim Hikayemiz” isimli dans gösterisini de sergiledi.

Sergiyi 9 Kasım’a kadar FMV Galeri Işık’ta ziyaret edebilirsiniz.

Adıyaman’ın Gerger ilçesinde Fırat Nehri’ne hakim bir tepede yaklaşık 2 ay önce köylülerin ihbarı üzerine bulunan Roma Dönemi’ne ait askeri gözetleme kulesinin bilinmedik özellikleri ortaya çıktı.

Yaklaşık 500 kilo ile 2 ton ağırlığındaki taşların üst üste konularak harç kullanılmadan yapılan kule yaklaşık 2 bin yıldır ayakta duruyor.

Yunan dönemine ait kabartmalar bulundu

Üzerinin ahşap olduğu düşünülen ve günümüzde üzeri açık olan askeri gözetleme kulesi ormanlık alandaki hakim bir tepede bulunuyor. Kulenin iki penceresi olduğunu ve pencerelerden birinin yıkıldığını belirten yetkililer, Şanlıurfa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü tarafından buranın tescilleneceğini dile getirdi.

Adıyaman Müze Müdür Vekili Mehmet Alkan askeri kulenin bulunmasından sonra yapılan ikinci incelemenin ardından, 10 metre yüksekliğindeki askeri kulenin 2 katlı olduğunu ve kapı üzerinde kılıca benzetilen kabartmanın Yunan mitolojisinde Herakles, Roma mitolojisinde Herkül’ün sopası olduğunu söyledi.

İzmir Hasta Çocuk Evleri Derneği ev sahipliğinde, Her Nota bir Umut projesi kapsamında İdil Biret ve Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde (AASSM) konser verdi.

Konserin girişinde davetlilere farkındalık oluşturmak amacıyla yüz maskesi dağıtıldı.

Konser öncesi konuşma yapan projenin sanat danışmanı Karşıyaka Belediyesi Konservatuvarı piyano eğitmeni Nilüfer Güzel, katılımcılara yoğun ilgilerinden dolayı teşekkür etti.

İzmir Hasta Çocuk Evleri Derneği Başkanı Sevil Ozan da konserin gelirinin, İzmir’de ikamet eden hasta çocuklar, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Onkoloji Servisi ve Kemik İliği Nakil Merkezi yararına kullanılacağını kaydetti.

Biret’in performansı katılımcıların büyük beğenisini topladı.  Bu arada alanın dolması üzerine bazı vatandaşlar konseri dışarıda kurulan ekranda izledi.

Oscar Claude Monet, 14 Kasım 1840 yılında Paris’te gemici ve müziksever bir ailenin ikinci oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Monet, beş yaşındayken ailesiyle başka bir şehre taşınmış babası kayınbiraderinin toptan meyve-sebze satışına ortak olmuştur. Monet daha çok denize yakın yerlerde yaşamayı ve kırsal yerleri keşfetmeyi çok seviyordu bu yüzden de okula olan ilgisi konusunda problem yaşıyordu : “Defterlerimi hocalarımın yüzlerinin önden ya da yandan görünüşleriyle doldurdum ; bunlar biçimi olabildiğince bozulmuş, epey kaba çizimlerdi.”

Monet daha 16 yaşındayken yaptığı karikatürlerle oldukça ün salmış, daha sonra ise Le Havre’daki insanları çizerek para kazanmıştır. Her pazar günü neredeyse yaklaşık beş karikatürü bir çerçevecinin dükkanına asılır, Le Havre’daki insanlar karikatürlerde kendilerini ya da arkadaşlarını görünce gülerlerdi.

İlham veren deniz manzaları

Dükkan sahibi sadece Monet’in değil, başarılı yerel bir sanatçı olan Eugene Bouidin’in küçük deniz manzaraları resimlerini asmıştır. Yıllar sonra Monet’ten şunları duyacaktık : ” Boudin’i ustam olarak görüyorum.” Ancak Monet 15 yaşındayken tanıştığı bu sanatçıyı gençliğin verdiği kibirle küçümseyecekti.

İlerleyen günlerde Boudin,ona yeteneğini karikatür çizerek harcadığını bunun yerine deniz manzaraları çizmeye davet etti. Monet Boudin’le yaşadığı bu yolculuğu şöyle anlatıyor : ” Daha da dikkatli gözlemledim, sonra sanki bir perde kalktı… Resmin ne olabileceğini kavradım… Sen bana görmeyi ve anlamayı öğreten ilk kişiydin!”

Boudin’in, ışığı ve hava durumunun etkilerini yakalama vurgusu, Monet üzerinde kalıcı bir bakış açısı olacaktı. Daha 18 yaşındayken, Bouidin ile Le Havre da her yıl düzenlenen sergide eserlerinin olması başlangıçtı. Monet’in daha sonraki resim serüveninde hava durumu, güneşin açısı, kısaca ışık ve gölge egemen oldu.

Kısaca, Claude Monet; “Ya karşısında ya da üstünde olmak isterdim denizin her zaman. Öldüğüm zaman da bir şamandıraya gömülmek isterdim.” 

1508’in Mayıs ayında, kendini bir ressamdan çok heykeltıraş olarak gören Michelangelo Buonarroti, II.Julius della Rovere’den gelen Sistina Şapeli’nin tavanına resimler yapma görevini istemeyerek de olsa kabul eder. Sanatçı, Vatikan’ın resimlerin temasıyla ilgili öne sürdüğü önerileri reddederve var olan yıldızlı, sade gökyüzü tasviri yerine Yaratılış ve Ademi’in Cennettten Kovuluşu sahnelerinin içeren çok daha karmaşık mimari bezeme programını uygular. Resimsel kirişler tavan ile birleşerek Yaratılış Kitabı’nın önemli sahnelerinin betimlendiği dokuz panel meydana getirir. Tavanın ritmik bir biçimde geniş resim alanlarına bölünmesi ve ignudi (çıplak genç figürler) ile çerçevelenmiş komşu sahneler,krolonojik sıralanmış dört büyük sahnenin önemini vurgular:Işığın karanlıktan Ayrılması, Adem’in Yaratılışı, İlk Günah ve Cennetten kovulma ile Tufan. Resim alanlarının kenarında bulunan üçgen şeklinde lunette bölmeler ise Eski Ahit’teki peygamberler ve kadın kahinlerin tasvirlerini barındırır. Üç yüzden fazla figür içeren bu devasa proje yalnızca dört yılda tamamlanır ve 1512’nin 1 Kasım Yortusunu’nda görücüye çıkar.

Hayatı

Michelangelo Buonarroti, 6 Mart 1475 tarihinde, İtalya’da, Floransa’nm güneyindeki Caprese Şehri’nde doğmuştur. Babasının adı Ludovico Buonarroti Simoni, annesinin ise Francesca di Neri’dir.

Michelangelo’yu, bir taş yontucusunun karısı emzirdi. Çocukluğunda çekiçler ve taşçı kalemleriyle oynardı. Büyüdükten sonra heykelciliğe, bu oyuncaklardan ötürü heves duyduğunu söylerdi.

1488’de, babası tarafından Floransa’da ressam Ghirlandaio’nun atölyesine verildi. Burada, kendisinin en güçlü yanını meydana getirecek olan fresk (duvar resimleri) yapmayı öğrendi. Niyeti taş kitlelerini dile getirecek, gerçek bir heykeltraş olmaktı.

Tesadüf onu Lorenzo di Medici ile karşılaştırdı. Floransa Dukası olan Medici, Michelangelo’nun zeka ve sanat kabiliyetine hayran oldu. Onu sarayına aldı, çocuklarıyla tanıştırdı. Geleceğin dahisi gerçek bir evlat muamelesi gördü. Dukanın çocuklarıyla birlikte, Medicilerin Piazza San Marco’da kurmuş oldukları, ünlü «Bahçe Okulu»na devam etti. Eski dönemlerden kalma sanat eserlerini tanıdığı gibi, zamanın önde gelen filozof, fikir adamı, bilgin ve sanatçılarıyla tanışıp onlardan yararlandı.

Masaccio’nun resimleri, onda resim yapmaya karşı heves uyandırdı. Saray cerrahıyla morga giderek insan anotomisi üzerinde bilgi edindi. Michelangelo, Medicilerin sarayında üç yıl kalabildi. 1492’de Lorenzo ölünce buradan ayrıldı. Venedik’e ve Bologna’ya gitti. Gianfrancesco Aldovrandi’nin konuğu olarak bir yıl kadar bu şehirde kaldı. 1495’de Floransa’ya döndü. Dinsel konular ve mitolojiyi işliyordu. “Uyuyan Aşk İlahı” adlı heykel, Kardinal Riaria’nın eline geçince, onu Roma’ya davet etti. 1496 – 1501 yıllarında Roma’da kaldı. Bu şehirde eski Roma ve Grek heykellerini inceledi. “Sarhoş Baküs” ve Vatikan için yaptığı “Pieta”da zarafet endişesi, donuk ve tutucu bir üslup görülür.

Sandro boticelli tarafından yapılan bu eserin anlamı henüz tam olarak anlaşılmamıştır. Bir düşünce ekolü, eseri olaylar dizisi olarak tanımlar.

Sağda , batı rüzgarı Zefirus, bir su perisi olan Chloris’i kovalamaktır. Zefirus ona sarıldıktan sonra Chloris, tanrıça Flora’ya dönüşür.ortada Venüs, onun üstünde de gözleri bağlı Küpid vardır; Venüs doğanın üretken güçlerinin temsilcisi ve aşk tanrıçası oalarak temsil edilir.Venüs ‘ün solunda Üç Güzeller, en solda ise bulutu yani gerçeği gizleyen örtüyü ortadan kaldıran haberci tanrı Merkür vardır. Resim için yapılan diğer yorumlardan biri de tablonun, Şubat’tan (Zefirus) başlayarak bahar, yaz ve Eylül’ü (Merkür), özetle , mevsimlerin döngüsünü betimlediği yönündedir.Her iki yorum da dünya da gerçekleştirilemeyen bir ideali öne sürer.

Anadolu’nun önemli antik kentlerinden biri olan Denizli Laodikya antik kentinde, bir bölümü toprak altında olan 2 bin 200 yıllık antik tiyatronun kazı ve restorasyon çalışmaları devam ediyor.

Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, Laodikya antik kentindeki tiyatro yapısını ortaya çıkarmak için mart ayında yapılan protokolün ardından başlayan çalışmaları yerinde inceledi.

“Tiyatroyu yeniden kullanılabilir hale getireceğiz”

Başkan Zolan, 19 antik kent ve birçok doğal güzelliği barındıran Denizli’nin bu zenginlikleriyle dünyanın en güçlü şehirlerinden biri haline geldiğini belirterek, şunları söyledi:

“Laodikya’da 2 bin 200 yıllık batı tiyatrosunu da ayağa kaldırarak, yeniden kullanılır hale getireceğiz. 15 bin kişi kapasitesi bulunan tiyatronun ayağa kaldırılmasının ardından çeşitli etkinliklerin yapıldığı bir yapı haline getirmeyi istiyoruz. Denizli’mizin turizmde daha da ileri noktalara ulaşması için gayret etmeye devam ediyoruz. Şehrimizin güzelliklerini ortaya çıkarmayı sürdüreceğiz. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”

“Tahrip olan taşlar aslına uygun olarak düzenlenecek”

Laodikya Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek de, Helenistik tiyatro diye adlandırılan batı tiyatrosunun kazı ve restorasyon çalışmalarına başladıklarını aktararak, şu bilgileri verdi:

“Tiyatronun sahne binasının arkasında çalışma ve taş tasnifleme alanları oluşturuyoruz. Tiyatronun alt oturma sıraları ile orkestra ve sahne binası blokları ayağa kaldırılma çalışmaları sırasıyla yapılacak. Tahrip olan taşlar aslına uygun olarak mermer bloklarla düzenlenecek.”

Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü aramızdan ayrılışının 80.yıl dönümünde hasret, özlem ve saygıyla anıyoruz.

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu  öğrencileri ile Özel Nar Anaokulu öğrencilerinin hazırladığı etkinliğimizi Atamızın ölüm yıl dönümünde sizlerle buluşturuyoruz.

10 Kasım 2018 Cumartesi günü saat 19.00’de gerçekleştirilecek olan etkinliğe hepinizi bekliyoruz.

Tarih: 10 Kasım 2018
Saat: 19.00
Yer: Özel Nar Sanat Eğitim Kursu

Bu eser, Albrecht Dürer’in Yeni Ahit’teki Vahiy Kitabı’nda anlatılan mahşeri betimlediği on beş baskı resimden oluşan serinin dördüncü ahşap baskısı olma yönündedir. Eser Dürer’in ilk büyük illüstrasyonu olma yönünden de oldukça kıymetlidir. Ve seri basıldığı dönemde oldukça büyük başarılar elde etmiştir. Dürer’in uyguladığı bu yenilikçi teknik, açık-koyu tonları ve hacmi ortaya seren çapraz taramaları ve paralel çizgileri barındırır; binicilerin esere diyagonal şeklinde konumlandırılması ise esere ayrı bir dinamizm katmaktadır.

Bu baskılar sanatçının kitabının uluslar arasın anlamda artmasına ve kitap illüstrasyonu bakımından bir dönüşüm yaşanmasına öncülük eder. Bu eser sayesinde Dürer yaşamı boyunca bir gelir kaynağı elde etmiş olur. Konu seçimi oldukça akıllıcadır. 1500’lü yıllarda pek çok insan dünyanın sonunun geldiğine inandığı için bu tarz resimler oldukça gündemdeydi.

Eserin odak noktaları

1-) Meleğin el işareti

Atlıların üzerinde takdis işareti yapan bir melek, hemen altında ise eliyle kılıcıyla atını dörtnala süren bir figür vardır ki bu, eserin en şüpheli figürüdür. Çoğu insan bu figürü yıkıcı bir alamet olarak yorumlarken, bir çoğuda Mesih olduğuna inanır.

2-) Cehennemin ağzı

Orta Çağdan itibaren cehennemin genellikle Leviathan’ın temsil eden korkunç bir canavarın açık ağzı olarak resmedilir. Burada cehennem, başpiskopos başlığı ve imparatorluk tacı giymiş bir adamı yutmak üzeredir. Bu da ölümün zengin ya da fakir tüm insanlığı alt edeceğini vurgular.

3-) Yüz ve üç dişli yaba 

Genelde ölüm, tırpanla temsil edilir ama cehennem tasvirlerinde sık sık üç dişli yaba veya çatal kullanılır. Bu resimde iki sembol birleştirilmiştir. Dürer’den önce hiçbir sanatçı hızla ilerleyen dört atlının neden olduğu yıkımı böylesine gerçekçi biçimde ortaya koymamıştır.

4-) Kıtlık ve terazi

Dört atlı son hızla ilerlerken kıtlığı temsil eden figürün terazisi peşleri sıra sallanır.

Çin seramiklerinin tarihi 2000 yıl öncesine dayansa da Çin’de ilk porselen M.S.600 yılında üretilir. Avrupalılar Çinlilerin ürettikleri porselenlere her zaman ayrı bir değer vermiştir. Örnek verecek olursak Venedikli kaşif Marco Polo porselenleri överken onları yarı saydam deniz kabuğuna benzetmiş ve ” porcelino” terimini ortaya atan ilk kişi olmuştur.

8.yüzyılda sarayın memurları sarayda kullanılmak üzere fırınlardan seramik isterler. 1278 yılında Yuan Hanedanlığı’nın başlarında Jingdezhen’in güney şehrine özel bir porselen ofisi kurulur. Ve aynı dönemde Ming Hanedanlığı’nın ilk dönemlerinde aynı yere İmparatorluk porselen fabrikası inşa edilir. Xuande döneminde fabrikaya Pekin’den büyük ilgi yağar ve büyük miktarda siparişler alırlar.

Bahsettiğimiz vazoya gelecek olursak  Ming imparatorluğu dönemine ait bir vazodur. İyi porselenlerin çoğu Batı’dan ithal edilen ve morumsu renge yakın olan kobalt mavisi pigmentleriyle süslenmiştir.  Vazonun daha derinine inecek olursak bulutlar ve bulutların arasında iki ejderha figürünün betimlendiğini görürüz.

Bu sembol imparatorluğunun yüceliğini gösterir ve sadece sarayda kullanılacak vazoların üzerine yapılmasına izin verilir. Ancak Jindezhen’deki fabrikanın dışında, halka seramik temin eden bir çok özel fırında o dönemlerde işletilmiştir. Bu fırınlarda yasak olmasına rağmen imparatorun ejderhası ve imparatoriçenin Anka kuşu simgeleri halkın kullandığı eşyaların üzerine işlenir.

Eserin odak noktaları

1-) Madalyon

Vazonun gövdesinde ve kapağında bulunan bu simge uzun bir ömrü simgeleyen çiçek şeklinde madalyonlar halinde bulunur. Açmış çiçek motifi baharın sonsuza kadar tekrar tekrar ortaya çıkacağını simgeler. Bu motif “shou” denilen Çin sanatında sıkça görülen stilize bir karakterle özdeştirilir.

2-) Dalgalar ve kayalıklar

Uçan ejderhanın altında hemen karşımıza dalga ve kayalıklar çıkar. Denizin kayalıklara vuracak olması yaşamın uzun ömürlü olacağını simgeler. Saray ziyaretçilerinin dikkatini çekmesi için yapılan bu motif hanedanlığının gücü sonsuza kadar elinde tutacağının hatırlatıcı yönündedir.

3-) Uçan ejderha

İmparatorluk ejderhası toplamda 5 pençeye sahiptir ; bunun nedeni Çin sayı sisteminde tek sayılar şanşlılığı gösterir. Beş uğurlu ve güçlü bir sayı olarak anlatılır.

Mayıs 1508 yılında kendini ressam olarak değilde daha çok heykeltıraş olarak gören Michelangelo Buonarroti, Papa 2. Julius Della Rovere’den gelen resim yapma görevini her ne kadar istemese de kabul eder. Sanatçı, Vatikan’ın resimlerinin temasıyla ilgili olan temaları reddeder, var olan yıldızlı sade gökyüzü tasviri yerine daha çok karmaşık mimari bezeme programını uygular.

Resimler kirişler ve tavanla birleşerek Yaratılış Kitabının önemli sahnelerini 9 ayrı panel şeklinde meydana getirir. Tavanın ritmik bir biçimde geniş resim alanlarına bölünmesi ve ignudi ile komşu olan sahneler kronolojik sıralanmış 4 büyük sahnenin önemini vurgular. Işığın Karanlıktan Ayrılması, Adem’in Yaratılışı, İlk Günah ve Cenneten Kovulma ile Tufan. 300 yüzden fazla figür içeren bu devasa proje dört yılda tamamlanmıştır.

Eserde dikkat edilmesi gereken yerler

1-) Yeremya

Eski Ahitteki Yeremya peygamberini temsil eden bu devasa figürün Michelangelo’nun kendi olması olanıklıdır. Figüre dikkatlice bakacak olursak figür odukça düşünceli gözüküyor.

2-) Adem’in yaratılışı

Tavanın ortalarında yer alan Adem’in Yaratılışı, şapelin en ünlü freskidir.Katolik inanca göre insan Tanrı’nın suretinde yaratılmıştır. Michelangelo bu freskte, Yaratıcının Ademe dokunup ona ruhunu üflemesini temsil eder.

3-) İgnudi

Tavanın orta bölümünde küçük yerlerde yer alırlar. Bu motif Michelangelo’nun anotimi bilgisini gösterir ve antik heykellerle yaptığı çalışmalara dayanır.

4-) Libyalı kadın kahinler

Antik çağa ait 5 kadın büyücü figürü bulunur. Bunlar İsa’nın gelişini önceden bildiren ve ve vücut bulmayı bildiren kahinlerdir. Libyalı bu kadın figürü Sistina tavanındaki en sade figürdür.

5-) Tanrı’nın gezegenleri yaratışı 

Işığın Karanlıktan Ayrılması adlı freskte, Tanrı; etrafı meleklerle çevrilmiş ve dalgalanan giysileriyle havada uçar vaziyetteyken kollarını iki yana açarak Güneş ve Ay’ı yaratır.