Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin 10 Kasım Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü anma etkinlikleri kapsamında düzenlediği tiyatral ‘Sarı Zeybek Senfonisi’ ayakta alkışlandı.

Eskişehir’in yetiştirdiği Orkestra Şefi Kıvanç Tepe’nin düzenlemelerini gerçekleştirdiği Fahir Atakoğlu’nun bestelediği “Sarı Zeybek” konseri, Eskişehir Büyükşehir Senfoni Orkestrası ve Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Çok Sesli Korosu işbirliği ile gerçekleştirildi. Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in de izlediği ve Eskişehirlilerin büyük ilgi gösterdiği konserde Atatürk’ün hayatı tiyatral bir anlatımla sergilendi.

Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in de izlediği ve tüm biletlerin günlerce önceden bittiği konser, Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayında gerçekleştirildi. Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası Şef Kıvanç Tepe’nin hayata geçirdiği tiyatral anlatımlar eşliğinde Atatürk’ün hayatından bölümlerin yer aldığı, “Ata’yı Anma Konseri” Eskişehirlileri büyüledi. Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Çok Sesli Korosu’nun da yer aldığı konser sonunda sanatçılar ayakta alkışlandı.
Konserde konuk solistler Eda Bingöl Gürkan, Leyla Ceren Koç Şahan Gürkan, Ercan Irmak ve Onur Ermez ile Anadolu Üniversitesi Çok Sesli Korosu Atatürk’ün hayatından kesitlerin yer aldığı parçaları başarıyla seslendirerek Eskişehirlilere unutulmaz bir akşam yaşattı. Uluslararası üne sahip besteci Fahir Atakoğlu’nun Umut, Lal, Ses ve Nefes, Medcezir, Sultan, Demirkırat, Fikriye ve son olarak da Sarı zeybek isimli eserleri seslendirildi.

Dünyanın en köklü danslarından biri olan bale ile tanışmaya ne dersiniz?  Tiyatral havası, estetik duruşu, müzikleri ve kuvvetli duygusu ile Bale, özellikle çocuklarınızın gelişimine büyük katkı sağlayacak.

Çocuklarınıza estetik duygusunu kazandıracak, bedensel gelişimini destekleyecek, yaratıcılığını ön plana çıkaracak ve sosyalleşmesini sağlayacak bale eğitimleri ile mükemmel bir hediye verebilirsiniz.

Görsel sanatların en büyüleyicisi olan bale dans kursu ile çocuklarınızın sanatı sevmesini sağlayacaksınız. Çocuklarınızın içindeki dans yeteneğini Nar Sanat’ın uzman eğitmenleri ile birlikte açığa çıkarmak sizin elinizde…

Çocuklarınızı baleye yönlendirerek onlara başarılı bir kariyerin kapısını şimdiden aralamış olacaksınız. Bale kursu kayıtları için geç kalmadan Nar Sanat Eğitim Kursumuza uğrayıp detaylı bilgi alabilirsiniz.

Bu eser sanat tarihinin en tartışma yaratan eserlerinden biridir. Hatta James McNeill Whister ile iş mahkemeye kadar yürür. 1877 yılında, Ruskin, resmi ” halkın suratına atılmış boya” olarak tanımlar. Whistler bu sözleri duyduktan sonra Ruskin’i dava eder. Mahkemede eserin bittiğini ve anlatmak istediğini de tam olarak ifade ettiğini söyler.

Davayı Whistler kazanır ancak davanın bütün masrafları ona kaldığı için kariyerinde hafif bir gerileme başlar. 1860’lı yıllarda Whistler “Noktürn” adını vermiş olduğu serisinde Londra’daki Thames Nehri’nin resmini yapar. Nehrin kıyısında evinden gözüken bu manzara havai fişekleri temsil eder.

Whistler’in bu nevi şahsına münhasır eseri Noktürn eserleri serisi Estetizm ‘in en başarılı resmi ve güçlü ifadelerinden bir olarak görülür.

1-) Yere Düşen Kıvılcımlar

Yere düşen kıvılcım yağmurları, gece gökyüzünde gördüğümüz takım yıldızlarına benzetilir. Olduğunca hızla çalışmaya çalışan ressam Whistler oldukça tertipli ve düzenlidir de. Whistler’in dışa vurumcu fırça darbeleri ve başarılı renklendirme tekniği, gökyüzünde patlayan havai fişeğin aşağı süzülen kıvılcımlarının hareketlerini gözler önüne sunar.

2-) Ön Planda Bulunan Figürler

Resmin ön planında bulunan üç adet figür bulunmaktadır. Bu figürler havai fişeklerin havaya fırlatılışını izler. Figürlerin belli belirsiz hayali oluşu, resme düşsel bir hava katar ve yalnızca doğal olmaya ışıkta aydınlatılmış insanların görüntüsünü akıllıca yakalayıp yansıtma imkanını ele alır.

3-) Cesur Boya Tekniği

O yıllarda Whistler’in kulladığı boya tekniği adeta görenleri hayrana düşürür biçimdeydi. Resmin bu kısmında boyanın özenle üst üste bindirilmesi ve birbirine yakın tonların uyumlu karışımı, Whistler’in nu konudaki ustalığını bize sunar.

Tavus Kuşu Etek adlı eser Oscar Wilde’ın yazmış olduğu Salome adlı oyun için tasarlanmış bir dizi illüstrasyondan biridir aslında. Wilde oyunu Fransızca yazmıştır ve Beardsley oyunu okuduktan sonra elleri arasında Vaftizci Yahya’nın başını tutan bir Salome karakteri yaratır.

Çizilen resimlerle ilgili büyük sorunlar yaşanır aslında. Yayımcı resimleri çok açık bulur resimlerin değiştirilmesini ister. Yeni çizilen resimlerle metin arasında uyum sorunu olsa da Beardsley kendine yine hayran bıraktırmayı başarır. Tavus Kuşu Etek’te olduğu gibi sanatçı Salome’nin süsünü, abartılı giyim zevkini bizlere yalın bir şekilde sunar. İngiltere’de kitap basıldığı zaman halktan büyük tepki kopar ve Beardsley hiç istemediği bir unvana sahip olur.

1-) Narraboth

Androjen figürlere ‘fin de siecle’ sanatında oldukça rastlanır. Kadınsı bir yüzü olmasına rağmen erkeksi bir bacaklara sahip olan bu figür Salome’nin koruması genç Narraboth’dur.

2-) Monogram

Beardsley, James McNeill Whistler’in imza yerine kullandığı kelebekten oldukça çok etkilenir. Kendi imzasının da sanat hayatında oldukça önemli yeri olan mum olduğuna karar verir. Bu amblemle geceleri bu iki mum ışığı altında çalıştığı ölümsüzleştirir.

3-) Tavus Kuşu Tüyü

Art Nouveau’yu tanımlayan özelliklerden biride doğal formları değiştirerek kullanmasıdır. Bunun ilk kaynağı bitkiler ve canlılar olmuştur. Ve sanatçılar bu figürleri oldukça son derece stilize bir figürler stilize eder.

1881 yılında Selanik’te dünyaya gözlerini açan ulu önder Atatürk’ün 1938 yılında Dolmabahçe Sarayı’nda gözlerini yumana kadar geçen zamanda yaşadığı evlerin resimlerinin yer aldığı sergi, ziyaretçilerini ağırlıyor.

Atatürk’ün yaşadığı evlerin fotoğraflarının yer aldığı sergi, Marmara Park AVM’de bugün açıldı. 22 Kasım’a kadar ziyaret edilecek sergi, Atatürk’ün hayatına dair ipuçları sunuyor. Atatürk’ün mütevazı hayatını da göz önüne seren sergi, 10 Kasım Atatürk’ü Anma Haftası dahil iki hafta boyunca sergilenmeyi planlıyor.

10 Kasım Atatürk’ü Anma Haftası dâhil iki hafta boyunca sergilenecek sergi Marmara Park AVM’de zemin katında görülebilecek.

Müzisyen biyografilerinin gündemde olduğu şu günlerde biz de sinema tarihinden seyredilmesi gereken müzisyen filmlerini sizler için seçip derledik. Seçkimizde belgeselleri, televizyon film ve dizilerini dışarıda bıraktığımızı hatırlatalım.

Piyanist 2002 (The Pianist)

Gerçeklere tanıklık eden bir dönem filmi olması ve fazla müzik içermemesi nedeniyle “müzisyen biyografisi” denilince ilk akla gelen filmlerden değil belki… Ama öte yandan her şeyiyle sinema tarihinin en çarpıcı müzisyen biyografilerinden biri olduğu kesin. 7 dalda Oscar’a aday gösterilen “Piyanist” gösterime girdiği yılın en çok konuşulan filmlerinden biriydi.

Piyanist Wladyslaw Szpilman’ın gerçek hayat hikâyesi baştan sona her şeyiyle çarpıcıydı. Polonyalı bir Yahudi olan Szpilman, II. Dünya Savaşı yılları arasında savaşa, soykırıma tanık olmuş ve mucizevi bir şekilde hayatta kalmayı başarmıştı. Roman Polanski’nin yönetmenliğinden büyük destek alan film, başroldeki Adrien Brody’ye en iyi erkek oyuncu dalında bir Oscar kazandırdı.

The Buddy Holly Story 1978

Elvis Presley ve Bill Haley’den etkilenen, Beatles’a ilham verdiği söylenen Amerikalı müzisyen Buddy Holly ve grubu The Crickets’in hikâyesi… Film Holly’nin hayatını Texas’daki ilk yıllarından başlayarak getiriyor karşımıza. İlk başarısız denemelerinin ardından “That’ll Be the Day” şarkısı geliyor ve Holly yükselmeye başlıyor…

Steve Rash’in yönettiği filmde, şarkılar ve sahne performansları canlı olarak çekilip kaydedilmişti. Buddy Holly’nin rock-and-roll enerjisini beyazperdeye başarıyla yansıtan Gary Busey, kariyerinin en iyi performanslarından birini sergilemiş ve Oscar’a aday gösterilmişti. Filmin bir başka özelliği de disko müziğin altın çağı yaşanırken Amerikan gençliğine Buddy Holly’yi ve müziğini tanıtmış olmasıdır. Holly’nin en güzel şarkılarına yer veren film, müzisyenin albüm satışlarını da artırmıştı.

Bird 1988

Seyirciyi 1940’li ve 50’li yılların caz kulüplerine götüren, “Bird” lakaplı Charlie Parker’ın müziğini ipnotize edici güzellikte aktaran bir film… Bir caz güzellemesi ya da saygı duruşu da denilebilir. Yönetmen Clint Eastwood, ilk dinlediği andan itibaren hayranı olduğu Parker’ın müziğini zarif bir anlatımla birleştiriyor; onun ustalığını, caz müziğine katkılarını vurgulamayı ihmal etmiyor.

Bohem bir hayat sürdüren ve uyuşturucu nedeniyle erken yaşta hayatını kaybeden efsane caz saksafoncusunda Forest Whitaker, kariyerinin en etkileyici ve başarılı performanslarından birini çıkarıyor.

Control 2007

Joy Division grubunun 23 yaşında intihar eden gizemli solisti Ian Curtis’in öyküsü… Film Curtis’in hayatını şöhrete ulaşmadan önce, bir iş bulma ajansında çalıştığı yıllara giderek anlatıyor. İlk zamanlar grubun adı Warsaw. Sonra adı değişiyor ve giderek yükselen bir başarı grafiği çiziyor.

Şöhrete ulaşmadan önce de melankolik bir genç olan Ian Curtis, aynı zamanda epilepsi hastası. Grubun popülerleşmesi sürecinde genç yaşta evlendiği Debbie ve daha sonra ilişki kurduğu Annik arasında kalan Ian Curtis, sorunlarla baş etmekte zorlanıyor… Anton Corbijn’in siyah – beyaz 35mm formatıyla çektiği “Control”, görsel atmosferiyle öne çıkan hüzünlü bir biyografi. Ian Curtis’i Sam Riley canlandırıyor.

Get On Up 2014

Tate Taylor’ın yönettiği film, 2014 yazında gösterime girdiğinde seyirciden ilgi görmedi. Belki de bu başarısızlığı nedeniyle Türkiye’de gösterime girmedi. Eleştirmenler ise filme karşı daha ilgiliydiler. Sonuçta, “Get On Up”, kesinlikle kötü bir film değil. Film, soul müziğin büyük ustası James Brown’ın yaşam öyküsünü kronolojik bir düzende değil, 1980’ler, 60’lar ve 30’lar arasında gidip gelerek anlatıyor.

Brown’ın yoksul ve zor çocukluğu, cezaevinde geçirdiği günler, müzikteki yükselişinin yanı sıra müziği nasıl değiştirdiği de filmin konuları arasında… Chadwick Boseman’ın performansı bile filmi seyretmek için yeter aslında. Boseman, Brown’ın sahnedeki enerjisini ve ruhunu “aslına sadık” bir yorumla canlandırıyor.

Gaziantep’e ABD’den getirilerek Zeugma Mozaik Müzesi’nde sergilenecek olan  ‘Çingene Kızı’ mozaiğinin kayıp parçaları için hazırlıklar başladı.

Gaziantep’in Nizip ilçesine bağlı Belkıs köyü sınırlarındaki Zeugma Antik Kenti’nden yurt dışına kaçırılan “Çingene Kızı” mozaiğinin kayıp 12 parçasının, Türkiye’ye getirilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ABD’nin Bowling Green Eyalet Üniversitesi arasında yaklaşık 4,5 ay önce imzalanan protokol kapsamında başlatılan çalışmalar son aşamaya geldi.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un, bir süre önce konuk olduğu ‘Çingene Kızı’na ait mozaik parçalarının 26 Kasım’da Chicago’dan Gaziantep’e getirileceğini açıklamasının ardından kentteki çalışmalara da hız verildi.

Zeugma Mozaik Müzesi’nde sergilenecek eserler, “Çingene Kızı”nın yakınlarında oluşturulmaya başlanan geçici alanda görülebilecek. Daha sonra ise parçalar kalıcı yerlerine yerleştirilecek.

Sadece Gaziantep turizminin değil, bölge turizminin de gelişmesine katkı sağlaması beklenen eserler için görkemli bir lansman yapılması planlanıyor.

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, yaptığı açıklamada, Çingene Kızı’nın kayıp parçalarının ailesine kavuşacak olmasından memnuniyet duyduklarını ve oldukça heyecanlandıklarını dile getirdi.

Eserlerin kente getirilmesi için verilen emeklerin karşılığını almanın kendilerini mutlu ettiğini aktaran Şahin, emeği geçenlere teşekkür etti.

Şahin, “Bu parçalar bizim için çok değerli. Çünkü tüm insanlığı ilgilendiren parçalar ve olması gerektiği yerde sergilenecek. Turizmimize de yeni bir değer katacak” diye konuştu.

Bugün Irak’ın güneyinde yer alan Ur Kraliyet Mezarlığı ilk olarak 1928 yılında İngiliz arkeolog Sir C. Leonard  Wooley tarafından kazınmaya başlamıştır. Wooley, lahitlerin birinde “en harika şey” olarak ifade ettiği ikizkenar yamuk şeklinde bir kutu keşfeder.

Bu kutunun üzerinde deniz kabuklarından yapılarak işlenmiş bir çok figür bulunuyordu ve ayrıca kutu rengini değerli taşlardan alıyordu. Wooley kutuyu bir adamın omzuna dayalı şekilde bulmuştu. Kutu bir direğe asılıydı ve Wooley bunun bir savaş sancağı olduğunu zannetti.

Bu sebepten dolayı bu kutu Ur Kraliyet  Sancağı adını aldı.  Ancak aradan kısa bir süre geçtikten sonra bilim adamları aslında bunun bir müzik aletinin gövdesi olduğunu iddia ettiler. Kutunun her iki tarafında da insan ve hayvanların hayatından oluşan figürler yer almakta.

Aşağıdan yukarıya doğru esere bakıldığında bizlere çizgi romanları hatırlatıyor. Şimdi gelinde eserin odak noktalarına, dikkat çeken yerlerine bir göz atalım…

1-) Yüce Kral 

Sümer sanatında yapılan figürler hiyerarşik olarak temsil edilirler. Figürlerin boyutu onların gücünü ve önemini temsil eder.

2-) Hareketlilik Etkisi

Daha dikkatli bakıldığında şekillerin hareketleri değiştirilmiş tarzdadır. Bu da figürlerde sanki hareket ediyormuş gibi bir his yaratır.

3-) Zalim Ordu

Bu panel aslında Sümer ordusunun en eski resimlerinden biridir aslında. Ve sanatçı açıkça ordunun zalimliğini ve karşı konulmaz gücünü ön plana sürmektedir.

Olağanüstü yalın bir dil kullanan ve kısa yapıtlar yazmış olan Anton Webern yapıtları sık seslendirilen bir bestecidir. Berg gibi, Shönberg’in öğrencisi olan Webern, Viyana Üniversitesi’nde müzikbilim öğrenimi yaptıktan sonra, Rönesans bestecisi Isaac üzerine doktora vermiş, 1908-1914 yılları arasında Viyana Prag ve Almanya’nın bazı kentlerinde tiyatro orkestraları yönetmiştir. Bir yandan da yapıtlar yazan besteci, Op. 1 Passacaglia, Op. 1 Yaylı Dördül için Beş bölüm, Op. 6 ve Op. 10 Orkestra Parçaları’nı bu dönemde tamamlamıştır.

1918’de Schönberg’in kurmuş olduğu Özel Müzik Seslendirme Derneği’nin şefliğini üstlenen Anton Webern, ayrıca 1922-1934 arasında Viyana’daki İşçi Orkestrası’nı ve 1923-1930 arasında İşçi Korosu’nu yönetmiş, 1930’da Avusturya Radyosu’nun ” yeni müzik” programlarını düzenlemiştir. 1934 ‘ de siyasal haklardan yoksun bırakılarak etkinlik göstermesi yasaklanmıştır. 2. Dünya Savaşı boyunca Nazilerden saklanan besteci, savaşın bittiği 1945 yılının sonlarında bir gece vakti özgürlüğü solumak için balkona çıkarak sigarasını yaktığı sırada, ABD’li bir askerin uyarısını duymadığından kurşunlanarak öldürülmüştür.

Gençliğinde bestelediği ve opus sayısı taşımayan birkaç yapıtı bir yana bırakılacak olursa, Webern ‘in yazdığı 31 yapıtın art arda seslendirilmesi halinde yaklaşık dört saatlik bir süreye sığabileceği hesaplanmıştır. Schönberg’in nitelemesiyle “bir sayfada bir roman yazan” Anton Webern’in ne denli tutumlu bir anlatımı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu tutumluluk, aslında müziğin yenilikçi niteliklerini sergilemektedir. Biçimin özet olarak sunuluşu ve yinelemelerden kaçınılması, çağdaş bestecinin başlıca özelliklerindendir.

Webern ‘in başka bir özelliği ise orkestralamasındaki tutumluluk ve özendir: Melodik çizgi, değişik çalgılara dağıtılmıştır. Böylece birbirini izleyen tonlar aynı tını içinde duyulabilir. Sonuçta eşsiz bir renk dengesi içinde yoğrulmuş ses kıvılcımlarından oluşan bir doku sağlanır.

Kaynakça: Müzik Tarihi – Ahmet Say

Tepe Nautilus, Atatürk’ün ölüm yıldönümüne özel, Ata’nın daha önce hiç görülmemiş şahsi eşyaları ve dokümanlarını, “Gözlerini Kapadı Bütün Dünya Ağladı” isimli sergisinde ziyaretçileriyle bir araya getiriyor. Sergide; 10-20 Kasım 1938 tarihli ve Atatürk’ün ölüm ilanlı ilk gazete baskısının aslı, 10 Kasım 1938 gününden itibaren yaşananlar ve yazılı basından yankıları, İstanbul ve Ankara’daki cenaze törenleri ve Anıtkabir’e nakli ile ilgili fotoğraf ve gazeteler bulunacak.

Özel arşivlerden alınan Atatürk’ün özel not defteri, kartviziti, kokartları gibi kişisel eşyalarının yanı sıra Atatürk’e ait ıslak imzalı askeri özel yazışmalar ve özel askeri mektuplar da bu sergide yer alacak.Ayrıca 1920-1938 yıllarına ait “Atatürk ve Bayrak” baskılı eski tebrik ve bayram kartları, erken Cumhuriyet döneminde kullanılmış Ata resimli ilk paralar, madalyalar, resimli obje ve dokümanlar, Atatürk’ün büyük eseri “Nutuk”un altın varaklı ilk taş baskısının aslı, daha önce görülmemiş Atatürk’e ait özel fotoğraflar sergilenecek.

Dr. Sertaç Kayserilioğlu’nun özel koleksiyonundan derlenerek hazırlanan sergi, 9 Kasım’da Tepe Nautilus 1. Kat alanında kurulacak ve 26 Kasım tarihine kadar ziyarete açık kalacak.

Sizlere ve çocuklarınıza sanatı sevdirmeyi, sanat eğitimi ve faaliyetlerini hayatınıza dahil etmeyi hedefleyen Nar Sanat Eğitim Kursu Bakırköy’de birçok sanat dalında M.E.B. onaylı eğitimlerini sürdürüyor.

Nar Sanat Eğitim Kursu ‘ nda birçok sanat dalında olduğu gibi Tiyatro konusunda da uzman eğitmenler eşliğinde kurs kayıtlarımız devam ediyor.

Uzman eğitmen kadromuzda yer alan Alara Lokum tarafından verilecek olan derslerin eğitimlerine devam eden tiyatro kursumuza kayıt olmak için sizleri Nar Sanat’a en yakın zamanda bekliyoruz.

Teorik çalışmalarla başlayacak olan eğitim, sahne pratikleri ile devam edecek ve ardından seçilecek bir oyunda tüm öğrencilerimiz muhakkak bir rol üstlenerek ardından sene sonunda en az bir kez oyun sahneye konulacaktır.

Tüm bunların yanı sıra öğrencilerimiz Milli Eğitim Bakanlığı onaylı oyunculuk eğitimi aldıklarına dair bir belgeye de sahip olacak ve 18 yaşından sonra bu belgeyle bizim gibi kurslarda ve Halk Eğitim Merkezlerinde eğitmenlik yapabilecek.

Gelin hayaliniz olan, oyuncu olma arzusunu bastırmayın hobi olarak ya da toplum içerisinde kendinizi daha rahat hissetmek ve sosyal bir etkinlik içerisinde yer alma arzu ve heyecanını birlikte yaşayalım…

Detaylı bilgi ve ön kayıt için 0212 570 80 68’i arayınız.

Hayatınızın en özel günü olan düğününüzde davetlileri büyülemek ister misiniz? Önceden hazırlanarak düğününüzde tüm davetlileri şaşırtacak hoş bir sürprize eşinizle birlikte imza atabilirsiniz. Tabi bunu uzman eğitmenlere sahip bir dans kursu ile başarabileceğinizi unutmamalısınız.

Düğün dansı çiftlerin yeni hayatına eğlenceli, romantik ya da çılgın bir şekilde başladığını gösterebilecekleri önemli bir detay. Ömür boyu hatırlayacağınız bir anı olacak düğün dansınızı hazırlamaya talibiz.

Düğün dansında asıl önemli olan çiftin birbirini anlayabilmesi ve ortak bir beden dili oluşturabilmesidir. Bu sebeple düğün dansı eğitmenleri, eşlerin ortak karakterini çözümlemeye ve onlara en uygun düğün dansını bulmaya yardımcı olur. Sonrasında ise koreografi hazırlanması ve müzik seçimleri üzerine yoğunlaşılır, çiftlere özel gösteriler hazırlanır.

Düğün dansı hayatınızın ilk dansı olarak nitelendirilir. Özel gününüzde gerçekleştireceğiniz ilk dans için eğitmenlerimizden düğün dansı dersi alarak unutulmaz bir geceye imza atabilirsiniz. Hayatta bir kere yaşayabileceğiniz o çok özel günlerden olan düğününüzde, kendinize özel bir şarkı ile seçerek yıllarca gülümseyerek hatırlayacağınız bir anı yaratabilirsiniz. Bunun için iyi bir düğün dansı kursu seçmelisiniz. Başarılı eğitmenlerden aldığınız düğün dansı koreografinizle konuklarınızı kendinize hayran bırakabilirsiniz.

Bu özel gününüzü muhteşem bir gösteriyle süslemek istiyorsanız Nar Sanat Eğitim Merkezindeki eğitmenlerimizden profesyonel destek alabilirsiniz. En güzel güne en özel danslar sizi bekliyor…

Zihinlere kazınacak ve hayatınız boyunca unutamayacağınız bir düğün dansı planlamak için 0212 570 80 80 – 0212 570 80 98 ve 0530 880 71 80 numaralı telefonlarımızı arayıp detaylı bilgi alabilirsiniz…