Şunun için etiket arşivi: İstanbul

İstanbul sahnelerinin 100 duayeni kitap oldu

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü dolayısıyla kentin kültür hayatına damgasını vuran 100 duayenin yaşam öyküsünü ”İstanbul’un 100 Sahne Sanatçısı” adlı kitapta bir araya getirdi.100 usta

Kültür AŞ’den yapılan açıklamaya göre, ”İstanbul’un 100 Sahne Sanatçısı” isimli eser, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde, ”tiyatro sevdalılarına armağan, sanatçılara saygı duruşu, araştırmacılara ışık olma” amacıyla yayımlandı.

Kitapta, geleneksel tiyatronun Güllü Agop ve Naşit Özcan gibi isimlerinden başlayarak, tiyatro, opera ve bale dallarında şehirdeki kültür hayatına damgasını vuran sanatçıların yaşam öyküleri bir araya getirildi. Şehrin sanat geçmişi açısından önemli bir kaynak özelliği taşıyan kitap, İstanbul sahnelerini süsleyen sanatçıları hatırlamak ve gelecek nesillere tanıtmak amacıyla kaleme alındı.

Çalışmada, yer verilen 70 tiyatro ile 30 opera ve bale sanatçısının bazılarının hayat hikayeleri şöyle: 

– Güllü Agop (1840-1902): Osmanlı döneminin tiyatro oyuncusu ve yönetmeni Güllü Agop, Türk tiyatrosunun kurucularından sayılıyor. Güllü Agop, Gedikpaşa Tiyatrosu’nda Ahmet Fehim, Ahmet Necip, Muhterem Efendi, Mehmet Vamık gibi ilk Türk tiyatro oyuncularını ve Kel Hamit, Kavuklu Hamdi, İsmail Hakkı Dümbüllü gibi ünlü tuluatçıları yetiştirdi.

– Kavuklu Hamdi (1841-1911): Ramazanda oynanan orta oyununu kapalı yerde ve sahnede de oynayabilmek için oyunların metinlerini sahneye uyarlayarak, ”perdeli orta oyunu” denilen türü ortaya çıkaran Kavuklu Hamdi, son dönemini Eyüp’te kahvecilik yaparak geçirdi ve yoksulluk içinde hayata veda etti.

– Tomas Fasulyeciyan (1843-1901): Osmanlı tiyatrosunun önemli isimlerinden Tomas Fasulyeciyan, kurduğu toplulukla Filibe, Edirne, Çanakkale, Trabzon, Ordu illerini kapsayan uzun bir turneye çıktı. Sanatçı, Türk tiyatro tarihine önemli katkılarda bulundu ve unutulmaz tiratlarıyla tarihe geçti.

       -”Sultan Hamid’i güldüren adam”- 

 – Naşit Özcan (1889-1943): ”Komik-i Şehir” lakabıyla tanınan Türk tiyatrosunun ünlü tuluat ustası Naşit Efendi, ”Sultan Hamid’i bile güldüren adam” olarak da anıldı. Türkiye’de ilk kez tiyatro temsillerinde sessiz film kullanan Naşit Özcan, ”Bir Millet Uyanıyor”, ”Duvaksız Gelin” ve ”Düğün Gecesi” filmlerinde oynadı.

  – Muhsin Ertuğrul (1892-1979): Türkiye’de tiyatro ve sinema alanlarında ilklere imza atan Muhsin Ertuğrul, 1931’de ilk sesli Türk filmi ”İstanbul Sokaklarında”yı çekti. Türk tiyatrosunun Batılı anlamda kurucusu kabul edilen Muhsin Ertuğrul, 82 yaşında Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği’ne atandı. İlerleyen yaşına rağmen Semt Tiyatrosu, Öğle Tiyatrosu ve Gezici Tiyatro gibi çeşitli uygulamalarla yeni bir tiyatro seferberliği başlattı.

– İsmail Hakkı Dümbüllü (1897-1973): Geleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi, orta oyunu ve tuluat ustası İsmail Hakkı Dümbüllü, 30 yaşına kadar Kel Hasan’ın yanında çalıştı, ardından Şehzadebaşı Tiyatrosu’na geçti. ”Geleneksel Kavuğu” Kel Hasan’dan alan İsmail Hakkı Dümbüllü, bunu Münir Özkul’a devretti. Kel Hasan’dan öğrendiklerini kişiliğiyle birleştirerek oluşturduğu ”Dümbüllü Tarzı”nı hem sahnede hem de perdede sergileyen oyuncu, Nasreddin Hoca ile özdeşleştirildi.

         -İlk kadın sanatçılar- 

– Bedia Muvahhit (1897-1994): Atatürk’ün ”Türk kadını sahneye çıkmalı. Bu sahnemiz için elzemdir” sözleri üzerine tiyatroya başlayan Bedia Muvahhit, 1923’ten emekli olduğu 1975 yılına kadar hep seyirci karşısındaydı. Bedia Muvahhit, yalnız oyuncu olarak değil, oyun yazarlığı ve çevirmenliğiyle de tiyatroya hizmet verdi.

– Afife Jale (1902-1941): 13 Nisan 1919’da açılışı yapılacak Hüseyin Suat’ın ”Yamalar” adlı oyununda, Eliza Binemeciyan’ın Paris’e gitmesi nedeniyle boş kalan ”Emel” rolüyle sahneye çıkan Afife Jale, böylece sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadını oldu.

          -Sahnedeki rahatlığına kendisi bile inanamadı- 

Münir Özkul (1925): Münir Özkul, lise öğrencisiyken Bakırköy Halkevi’nde ”Mahçuplar” adlı komedi oyunuyla sahneye çıkarak, amatör oyunculuğa başladı. Gerçek hayatta da oldukça mahcup bir kişiliği olan Özkul, sahnedeki rahatlığına kendisi bile inanamadı. Profesyonel oyunculuğa Ses Tiyatrosu’nda ”Aşk Köprüsü” isimli oyunla başlayan Özkul, 1951’de Küçük Sahne’nin kuruluşuna dahil olarak Muhsin Ertuğrul’la çalışma fırsatı yakaladı. Maaşlı oyunculuğun kendine göre olmadığını anlayan Özkul, 1963-1964 yıllarında tiyatrosunu kurarak, Newyork’ta ”Bir Pazar”, ”General Çöpçatan” ve ”Aşk Aşk Aşk” adlı oyunlarda roller aldı. 1940’lı yılların sonunda tesadüfen film setlerine adım atan Özkul, ”Hababam Sınıfı” serisindeki tatlı sert okul müdürü ”Kel Mahmut” tiplemesiyle ünlendi. Adile Naşit ile oynadıkları filmlerle Türk sinemasının unutulmaz ikililerinden oldular.

– Nejat Uygur (1927): Kısa süre çalıştığı gemide, asker ocağında, evinde, mahallesinde herkesi güldüren ve İsmail Dümbüllü tarafından keşfedilen Uygur, 1949’ta profesyonel hayatına Nejat Uygur Tiyatrosu ile adım attı. Amatör ve profesyonel olarak 60 yıldan fazla süredir tiyatro yapan Nejat Uygur’un 50’den fazla ödülü bulunuyor. Devlet Sanatçısı unvanına sahip sanatçı, 2 kez ABD, 4 kez Avrupa ve 35 yıla yakın da Anadolu turnesi yaptı, yurdun hemen her yanını ekibiyle dolaştı.

-Ödül, ilk kez ”yıldız” olmayan oyuncuya verildi- 

 

   – Adile Naşit (1930-1987): İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun Çocuk Tiyatrosu’na 1944’te giren Adile Naşit, ”Her Şeyden Biraz” adlı oyunla ilk defa profesyonel olarak sahneye çıktı. Sinemaya 1948’de girmesine rağmen oynadığı küçük rollerle yetinmek zorunda kalan sanatçı, 1976’da ”İşte Hayat” adlı filmdeki rolüyle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ”En iyi kadın oyuncu” ödülünü kazandı. Bu, Türk sinemasında, ”yıldız” olmayan bir başoyuncunun kazandığı ilk ödül olarak tarihe geçti. Adile Naşit, ”Hababam Sınıfı” serisindeki Hafize Ana rolü ve Münir Özkul ile oynadıkları aile komedilerindeki iyi yürekli, sevimli anne, teyze rolleriyle Türk sinemasının unutulmaz isimleri arasına girdi.

   – Gazanfer Özcan (1931-2009): Lise yıllarında oynadığı ”Hisse-i Şayia” adlı oyundaki Bican Efendi rolüyle tiyatroyla tanışan Özcan, Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümü’nde profesyonel oyunculuğuna başladı. Özcan, 1962 yılına kadar devam ettiği Şehir Tiyatroları’ndan eşiyle kurdukları Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu sebebiyle ayrıldı.

         -Yıldız Kenter, hala sahnelerde- 

         – Yıldız Kenter (1928): Kenter, 1948’de Shakespeare’in ”On İkinci Gece” adlı eseriyle Ankara Devlet Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuğa başladı. Yıldız Kenter, kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile 1960’da Site Tiyatrosu’nu kurdu. Tiyatro, adını iki yıl sonra Kenter Tiyatrosu olarak değiştirdi. Yıldız Kenter ilerleyen yaşına rağmen kendinden çok daha genç oyuncuların oynamaya cesaret dahi edemediği tek kişilik oyunlar ”Ben Anadolu”, ”Alyoşa” ve ailesinin tarihini konu edinerek yazdığı ”Hep Aşk Vardı” ve son olarak ”Kraliçe Lear” ile izleyenlerin beğenisini kazanmaya devam ediyor. 

   -Sururi’nin ünlü makyajının sırrı- 

 – Gülriz Sururi (1929): Çocukken tanıştığı sahnelere ilk kez 1942’de İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk Bölümü’nde ”Şeytan” adlı oyunun başrolünde çıkan sanatçı, çeşitli tiyatrolarda çalıştı. Sururi’nin modaya dönüşen ünlü makyajını yapmasına, 1957’de geçirdiği göz hastalığı sonucu sağ gözünün şiş kalması neden oldu.

  – Erol Günaydın (1933-2012): Günaydın, ilk kez Galatasaray Lisesi öğrencisiyken sahneye çıktı. Lise bitince Devlet Tiyatrosu’na katılan sanatçı, Münir Özkul ile  geleneksel tiyatro yapmaya karar verdi. Tiyatroların bir bir kapanması sonucu ekonomik sıkıntılar yaşayan ve seslendirme yapmaya başlayan Günaydın, sevilen çizgi film kahramanı Ayı Yogi’yi uzun yıllar seslendirdi. Birçok dizi ve filmde rol alan ve 2012’de vefat eden sanatçı, meddahlık geleneğinin son temsilcisi olarak tarihe geçti.

 

27 Mar 2013 Dünya Tiyatrolar Günü’nde Ücretsiz Oyunlar için geç kalmayın!

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, bu yıl kutlanacak olan Dünya Tiyatro Günü nedeniyle 27 Mart 2013 Çarşamba günü temsil edilecek 24 değişik yerli ve yabancı oyunu ücretsiz olarak sahneleyecek.

Sanatseverler, ücretsiz biletlerini 15 Mart tarihinden itibaren Devlet Tiyatroları gişelerinden ya da ilgili müdürlüklerden alabiliyor.

Devlet Tiyatroları’nın 11 bölgedeki 22 sahnesinde ücretsiz temsil edeceği oyunlar arasında üç çocuk oyunu da yer alıyor.

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü Çocuk Oyunları:

  • Ankara Devlet Tiyatrosu, Küçük Tiyatro Sahnesi Saat: 11.00 Ulviye Karaca’nın yazıp yönettiği çocuk oyunu “Keloğlan Keleşoğlan”.
  • İzmir Devlet Tiyatrosu, Konak Melek Ökte Sahnesi Ege Işık– Haluk Işık’ın yazdığı, Fatih Özyiğit’in yönettiği çocuk oyunu “Harikalar Mutfağı”.
  • Erzurum Devlet Tiyatrosu, DTSahnesi,  Mike Kenny’in yazdığı, İclal Aydın Margariti’nin dilimize çevirdiği, Ebru Aytürk Evren’in yönettiği çocuk oyunu “Yürüyen Taşlar”.

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü Diğer Oyunlar:

  • Ankara Devlet Tiyatrosu: Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde; Edmond Rostand’ın yazdığı, Sabri Esat Siyavuşgil’in dilimize çevirdiği, Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği “Cyrano De Bergerac”;
  • Küçük Tiyatro’da; Yves Jamiaque’nin yazdığı, Hüseyin Mevsim’in dilimize çevirdiği, Vladlen Alexandrov’un yönettiği “Ben Ödüyorum”;
  • Akün Sahnesi’nde; Nikolay Vasiliyeviç Gogol’un yazdığı, Sylvie Luneau – Roger Coggio’nun uyarladığı, Coşkun Tunçtan’ın çevirdiği, Cem Emüler’in proje tasarımını ve yönetmenliğini yaptığı “Bir Delinin Hatıra Defteri”;
  • Altındağ Tiyatrosu’nda; Hatice Meryem’in yazdığı, Funda Mete’nin derleyip yönettiği “Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda”;
  • İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde; Martin Mcdonagh’ın yazdığı, Yusuf Eradam’ın dilimize çevirdiği, İlham Yazar’ın yönetiği “Yastık Adam”;
  • Oda Tiyatrosu’nda; Pedro Bloch’ın yazdığı, Lütfi Ay ve Tarık Levendoğlu’nun dilimize çevirdiği, Yudaer Okur’un yönettiği “Euridicenin Elleri”;

İstanbul Devlet Tiyatrosu:

  • Cevahir Salon 1’de; Greg Kotis’in yazdığı, Barış Arman’ın dilimize çevirdiği Oğuz Utku Güneş’in yönettiği “Sidikli Kasabası”;
  • Cevahir Salon 2’de; Martin Mcdonagh’ın yazdığı, Mehmet Ergen’in dilimize çevirdiği, Murat Karasu’nun yönettiği “Inishmorelu Yüzbaşı”;
  • Üsküdar Stüdyo Sahne’de; Irmak Bahçeci’nin yazdığı, Saydam Yeniay’ın yönettiği “Michalengelo”;
  • Küçük Sahne’de; Marius Von Mayenburg yazdığı, Serdar Biliş’in dilimize çevirdiği, Metin Belgin’in yönettiği “Çirkin”;

İzmir Devlet Tiyatrosu :

  • Konak Sahnesi’nde: Duşan Kovaçeviç’in yazdığı, Başar Sabuncu ve Bilge Emin’in dilimize çevirdiği, Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı “Profesyonel”;
  • Karşıyaka Oda Tiyatrosu’nda; Murathan Mungan’ın yazdığı, Tayfun Erarslan’ın yönettiği “Bir Garip Orhan Veli”;

Bursa Devlet Tiyatrosu

  • AVP Sahnesi’nde; Behiç Ak’ın yazdığı, Serhat Nalbantoğlu’nun yönettiği Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı “Tek Kişilik Şehir”

Trabzon Devlet Tiyatrosu

  • Atapark Haluk Ongan Sahnesi’nde: Plinio Marcos’un yazdığı, Orhan Güner’in dilimize çevirdiği, Barış Erdenk’in yönettiği “Gece O Kadar Kirliydi ki İkisi de;
DiyarbakırDevlet Tiyatrosu:
  • Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Merkezi Orhan Asena Sahnesi’nde; Ray Cooney – Michael Cooney’in yazdığı, Özgür Özdural’ın dilimize çevirdiği, M. Lebip Gökhan’ın yönettiği “Tom, Dick ve Harry”;

Antalya Devlet Tiyatrosu:

  • Haşim İşçan Kültür Merkezi DT Sahnesi Küçük Salon’da: Hüseyin Erdoğan’ın yazdığı, Nurhan Karadağ’ın yönettiği “Yol, Ter, Gül (Ahi Evran)”;

Konya Devlet Tiyatrosu:

  • DT Sahnesi’nde: Carole Greep’in yazdığı, Pınar Güzel Yürek Çelik’in dilimize çevirdiği, Ege Aydan’ın yönettiği “Biz Size Hayranız” izlenebilecek.

Sivas Devlet Tiyatrosu:

  • Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi’nde: Eşref Karadağ’ın yazdığı, Zafer Güllü’nün yönettiği “Özgürlüğe Kaçış” ve Hiristo Boyçev’in yazdığı, Hüseyin Mevsim’in dilimize çevirdiği, Murat Gökçer’in yönettiği “Yeraltılı” sahnelenirken; AKM Fuaye’de Burçhan Göze’nin yazıp yönettiği “Sahte Gerçekler” ilk temsilini Dünya Tiyatro Günü nedeniyle ücretsiz olarak verecek.

Van Devlet Tiyatrosu;

  • Anonim eserden Erman Okay’ın oyunlaştırdığı, Ebru Kara’nın yönettiği “Allem Kallem” oyunu sanatseverlerle buluşturacak.

Kaynak :[-]

 Nazım Hikmet Sergisi açılıyor…

 Adını Vala Nureddin’in kitabından alan sergide, Nazım Hikmet ile ilgili 30 eser görülebilecek.

Açılışında Nazım Hikmet’in şiirlerinin okunacağı sergide, Vahit Akan, Belma Demir Akdağ, Saadet Akdoğan, Sevil Arslan, Turan Büyükkahraman, Ülkü Cılızoğlu, Sumru Çınar, Semahat Çin, Havva Gülşan, Nermin Kamışoğlu, Yasemin Kuşi, Nehir Nuray Nizam, Serap Öney, Çağdaş İlim Öngel, Harika Ören, Pervin Özen, Işık Sungurlar, Güneş Şahin, Dilek Şenol, Sevinç Şimşek, Türkan Taybara, Seyhan Peker Turgut Feza Yıldırım Ünsal, Fatoş Yalçınkaya, Onur Yanık gibi isimlerin çalışmaları yer alacak.

Nazım Hikmet Ran’ın kısa hayat öyküsü

Nâzım Hikmet Ran (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963), daha çok Nâzım Hikmet olarak bilinen Türk şair, oyun yazarı, romancı, anı yazarı. “Romantik komünist” ve “romantik devrimci”olarak tanımlanır. Siyasi inançları yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.

Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır. İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır. Türkiye’de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en büyük şairleri arasında gösterilmektedir.

Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nâzım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı. 1951 yılında Türkiye vatandaşlığından çıkarıldı, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden Türkiye vatandaşlığına alındı. Türkiye’de, ölümünden iki yıl sonra 1965’te şiirleriyle yeniden önem kazandı. Mezarı Moskova’da bulunmaktadır.

19 Şubat’ta Moskova’nın merkezindeki Puşkin Müzesi’nde “IX-XIX yüzyıllarda İslam dünyasındaki klasik sanat. Allah’ın 99 ismi” adlı sergi açıldı. Osmanlı tarihine ait olan birçok eserin sergilendiği müzedeki kolleksiyon Marjani Vakfı’na ait bulunuyor.

Sergilenecek eserler için farklı teknik, stil ve sanat türlerinin bulunduğu giyimden yemek kapları, süsleme ve portre minyatürlerine kadar 99 şaheser ürünü seçildi. Tüm eserler Marjani Vakfı tarafından Sotheby’s ve Cchristie’s adlı büyük uluslararası müzayedelerde farklı türdeki açık arttırmalarda satın alındı ve Türkiye dahil farklı ülkelerden uzmanlar tarafından sürekli olarak özgünlük ve tarihsel gerçekliliği incelendi.

Sergi Safevi İranı, Timur, Türkiye’deki Osmanlılar ve Mısır’daki Memlükler dönemlerini içeren Moğol sonrası çağa ait Moğol öncesindeki sanat, Moğol dönemindeki sanat ve Moğol dönemi sonrasındaki dönem olmak üzere üç farklı bölümden oluşuyor.

Marjani Vakfı Müdürü Galina Lasikova’nın sözlerine göre, serginin incisi Osmanlı Sultanı için hediye olarak İran’da yapılan halılardan bir seccadedir. Lasikova konu ile ilgili olarak “Bu halıların bir kısmı İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda bulunuyor. Bazıları Avrupa kolleksiyonlarında yer alıyor. Seccademiz ise üzerinde ayetler dışında Esma-ül Hüsna bulunduğundan sergimizin kapağı olarak kabul ediliyor. Eser, 1570-1580 yıllarında yapıldı” dedi.

Sergilenen eserler arasında Osmanlı dönemine ait el yazması da bulunuyor. Lasikova bunun hakkında “’Dünyada sayılı el yazmalarından. Bu eseri aldığımızda, 15.yüzyıldaki İran’a ait olduğunu söylemişlerdi. Ancak incelemeler sonucu 2. Beyazıt dönemine, yani Erken Osmanlı dönemine ait olduğu anlaşıldı” ifadelerini kullandı.

Salı günkü sergi açılışında konuşan müze müdürü İrina Antonova projenin büyük perspektifleri olduğunu söyledi. Ayrıca, İslam sanatının devlet bazında en büyük kolleksiyonunun yer aldığı St.Petersburg’daki Erminaj Müzesi ile de işbirliği yapılma olasılığı olduğunu hatırlattı.

Tatar teoloğu ve tarihçisi Marjani Şihabutdina’nın (1818-1889) adını taşıyan vakıf 2006 yılında kuruldu. Şu anda Marjani Vakfı yayıncılık, müze ve sergi, bilimsel ve kültürel alanlarda bazı projeleri hayata geçiriyor.

Kaynak: [-]

Bursa’da 1953 yılında fakir bir Roman ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen, birden fazla çanta taşıyıp, cümbüş ve davul çalarak gezen ‘Deli Ayten’ adıyla anılan Ayten Şenaşık’ın heykeli dikildikten sonra bu kez yaşadığı aşk, tiyatro sahnesine…

Bursa‘da 1953 yılında fakir bir Roman ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen, birden fazla çanta taşıyıp, cümbüş ve davul çalarak gezen ‘Deli Ayten’ adıyla anılan Ayten Şenaşık’ın heykeli dikildikten sonra bu kez yaşadığı aşk, tiyatro sahnesine taşındı. Dramatik şekilde sonlanan aşkı anlatan oyunun provasını izleyen Büyükşehir Belediye Başkanı  Recep Altepe, galası Haziran ayında yapılacak oyunun ardından tüm Türkiye‘de oynanacağını söyledi.

Merkez Osmangazi Belediyesi’nin kentsel dönüşüm kapsamında yıkarak parka çevirdiği Roman mahallesi Kamberler’de yaşayan, öldüğünde ‘Bursa‘nın Deli Ayten’i öldü’ başlıklıhaberleri yerel gazetelerde manşet olacak kadar kente mal olan Ayten Şenaşık, 1953 yılında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 3 yaşında menenjit hastalığı geçiren Ayten Şenaşık, 13-14 yaşlarında sevdalandığı Cümbüş Hasan’la ailesinin karşı çıkmasına rağmen, büyük uğraşlar sonucunda evlendi ve 1.5 yıl süren evlilik, Cümbüş Hasan’ın evi terk etmesiyle son buldu. Ayten, eşinin meyhane masalarında hayatını kaybetmesiyle de akli dengesini kaybetti. Cümbüş Hasan’ın kendisine hediye ettiği eşyalarla Bursa çarşılarında dolaşan ‘Deli Ayten’, 12 Mart 1992 günü Kızyakup Mahallesi’ndeki evinde ölü bulundu.

‘Deli Ayten’in mezarı, 2001 yılında dönemin belediye başkanı Hilmi Şensoy’un girişimiyle granit kaplanarak düzenlendi ve mezar taşına davullu fotoğrafı konuldu. 2009 yılında da dönemin Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe tarafından Deli Ayten’in heykeli Kamberler Parkı’na diktirildi.

Bursa‘ya malolan Deli Ayten’in yaşadığı aşk da Bursa Kültür ve Sanat Derneği oyuncuları tarafından sahneye taşındı. Heykel’deki Çocuk Sanat Galerisi’nde yapılan oyunun provasına, Büyükşehir Belediye Başkanı Altepe de katıldı. Geniş oyuncu kadrosuna sahip eserin galası Haziran ayında gerçekleştirilecek.Bursa‘daki gösterimlerin sonrasında da İstanbulİzmirAnkaraAdanaSamsunOrduBodrum veEskişehir‘de turne yapılacak. Turnelerden sonra, oyunun bir de sinema filmi çekilmesi hedefleniyor.

Oyunda öncelikli olarak ‘Deli’ namıyla anılan Ayten Şenaşık’ın hayatı anlatılırken, Romanlar’ın sosyal ve toplumsal sorunlarına da değiniliyor. Ayten ve aşkı Cümbüş Hasan’ın yaşadıkları, evlilikleri üzerinden de ölümsüz aşkın gücü ve kalıcılığı resmediliyor. Sahnede 20 kişilik oyuncu kadrosunun yanında 12 kişilik orkestra ve 30 kişilik dans ekibi görev alıyor. Oyunda Deli Ayten’i Özlem Gültekin, Cümbüş Hasan’ı da Arda Mat oynuyor. Arda Mat tarafından yazılan ve yaklaşık 2.5 saat süren oyunun yönetmenliğini Celal Bıyıklı yapıyor.

Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Deli Ayten’in Bursa‘yla özdeşleşmiş biri olduğunu vurgulayarak, “Bursa Kültür ve Sanat Derneği adı altında kendini tiyatroya veren genç arkadaşlarımız, gerçekten iyi bir ekip oluşturmuş. Deli Ayten´i oynarlarken; onun hayat evrelerini, yaşadığı dramı ve akıl dengesini kaybetmesini çok iyi bir şekilde sahneye uyarlamışlar. Beğenilecek bir oyun olacağı inancındayım” dedi.

Başkan Altepe, “Prova çalışmalarında gördüm ki arkadaşlar, bu işi çok iyi araştırmışlar ve en ince ayrıntısına kadar yerine getirmeye, seyirciye yansıtmaya çalışmışlar. Katkı koyan herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.

 

Dağ Kültürü Derneği ile Mineral Event tarafından düzenlenen ve bu yıl “Sınırlarını Keşfet” temasıyla yola çıkan 8. Dağ Filmleri Festivali, 28 Şubat – 3 Mart 2013 tarihlerinde; doğa, keşif, macera ve belgesel sinema tutkunlarıyla buluşuyor.

Festivalde ödül rekortmeni filmlerin yanı sıra macera ile adrenalin dolu toplam 41 film ücretsiz gösterilecek.

Türkiye’nin, doğa, keşif ve macera konulu, ilk ve tek film festivali olan Dağ Filmleri Festivali, 28 Şubat’ta, İstanbul Beyoğlu’nda, izleyicileriyle buluşuyor. 4 Mart’a kadar sürecek festivale, Fransız Kültür Merkezi, Galatasaray Aynalı Geçit ev sahipliği yapacak.

Dünyanın en iyi doğa filmleri festivalde

Dünya festivallerinde gösterilen 500’den fazla film arasından seçilen 2013 seçkisi 10’u yerli 31’i yabancı olmak üzere toplam 41 filmden oluşuyor. Filmler; “Ülkemizden”, “Dünyadan”, “Keşif Ruhu”, “Doğa-Çevre-İnsan”, “Su Dünyası”, “Bisiklet”, “Kayak”, “Autrans Özel Seçkisi” ve “Doğa Filmleri Yarışması Finalistleri” olmak üzere, 9 tema başlığı altında toplanıyor. Seçkide; rafting, dalış, dağcılık, kaya tırmanışı, base jump, kayak, dağ bisikleti gibi doğa sporlarının yanı sıra, çevre ve doğa belgeselleriyle gezi, keşif ve insan hikayeleri de yer alıyor.

Simone Moro ile Everest’e yolculuk

Bu yılın en çarpıcı teması “Dünyadan” ile The North Face sponsorluğunda 6 film beyaz perdeye yansıyor. Bu tema altında ödül şampiyonu “Düşlerin Etkisinde” filmi dikkat çekiyor. Film, dünyaca ünlü İtalyan dağcı Simone Moro’nun Everest tırmanışını anlatıyor.

“Bisiklet” ile hayatı değişenler

Salcano sponsorluğunda, Dağ Bisikleti Türkiye işbirliği ile hazırlanan bu temanın en etkileyici filmi “Georgena Terry” adını taşıyor. Terry, bisikletlerinin yaratıcısı Georgena Terry üzerine yapılmış kısa filmde kadın bisikletleri endüstrisi hakkında bilgi verirken yaşanan zorlukları de en ince ayrıntısına kadar izleyiciye aktarıyor.

Bisikletle İstanbul’dan Fransa’ya

Festivalin ilginç yapımlarında biri “Yaşamak Güzel, Yaşatmak Da”, İstanbul’dan Fransa’nın Chamonix kasabasına bisikletleriyle ulaşan ve geçtikleri ülkelerdeki dağların zirvelerine tırmananİzmir’li sporcuların serüven dolu bir yolculuğunu anlatıyor.

“Keşif Ruhu” ile kutuplara yolculuk

Adrenalin düzeyini yükselten tema “Keşif Ruhu” altında Victorinox sponsorluğunda toplam 6 film gösterilecek. Temanın en dikkat çekici filmi “İran-Volkanlarla Yaşamak” Film, değil film çekmek serbestçe dolaşmanın bile çok zor olduğu volkanik İran coğrafyasında keşif yolculuğuna çıkan kayakçıları anlatıyor.

Bilinmeyene yolculuk: Chamje Khola 

Nefis görüntüler eşliğinde çıkacağınız sıradışı bir yolculuğa hazır olun. 2012 yapımı film Himalayalar’ın keşfedilmemiş kanyonu Chamje Khola’yı geçmeye çalışan kaşiflerin serüvenini anlatıyor.

Doğa, çevre ve insan öyküleri

Toplam 8 öyküyü içeren ve festivalin bir diğer güçlü teması olan “Doğa, Çevre ve İnsan” Steppen/Doğa kağıt sponsorluğunda izleyiciyle buluşuyor. Temanın en dikkat çekici filmi olan “Ana Kampta 40 Gün” sizleri çok uzaklara, Himalayalar’a götürecek. Yüksek irtifa dağcılığına farklı bir bakış açısı ile yaklaşan film gösterildiği festivallerde gördüğü büyük ilgi ile adından sözettiriyor.

Temanın ikinci çarpıcı filmi “Afgan Pamir’in Tutsakları” filminde ise yeryüzünün en yüksek irtifasında ve dünyadan en kopuk yaşayan topluluğu Afgan Kırgızları’nı konu ediyor. FilmdeTacikistan, Çin ve Pakistan arasındaki dar ve uzun toprak parçasında sıkışıp kalan topluluğun hızla değişen dünyadaki hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor.

Çocuklar için doğa filmi

Festival bu yıl ilk kez bir çocuk filmini programına alıyor “Katerina ve Sihirli Rastlantı”. Çocuk ve çocuk kalanların kaçırmaması gereken film, 8 yaşındaki Katerina’nın doğayla olan ilişkisini resmediyor.

AUTRANS Özel Seçkisi…

Fransa Autrans Dağ Filmleri Festivali işbirliğinde hazırlanan bu bölümde festivalde ödül kazanmış 4 özel film yer alacak. Türkiye’de çekilen “Yörük” ve bol ödüllü “Çay mı Elektrik mi?” bölümün dikkat çekici filmlerinden.

Bacakları olmayan kayakçı

Festivalin olmazsa olması “Kayak” teması kapsamında 3 film yer alıyor. Katıldığı festivallerde bol ödül toplayan ve çok ciddi bir kaza geçirmesine rağmen spordan uzaklaşmayan kayakçının hikayesini anlatan “Özgürlük Sandalyesi” bu yılın en dikkat çekici filmlerinden biri.

Tabarly, yelkenseverler için İstanbul’da…

Festivalin çiçeği burnunda teması “Su Dünyası” kapsamında gösterilecek filmler “Açık Deniz Akademi” sponsorluğunda gösterilecek.  Temanın en dikkat çekici filmi olan “Tabarly” Fransa’nın en ünlü denizcisi ve açık deniz yarışçısı “Profesör” lakaplı Eric Tabarly’nin hayatını anlatıyor. Film, deniz ve yelken severlerin çok ilgisini çekecek.

“Ülkemizden” hikayeler

Ülkemizden beyaz perdeye yansıyan hikayelerin anlatıldığı bu tema altında festivallerin gözdesi olmuş bizden hikayeler yer alıyor. Temanın ve belki de festivalin en çarpıcı filmlerinden biri olan ödül şampiyonu “Tepenin Ardı” Katıldığı çoğu festivalden ödülle dönen film “Düşman” ve “ötekileştirme” üzerine düşündürücü bir film. Bir diğer yerli yapım ise “Eksi-artı”. Film, ultra maraton koşucusu Alper Dalkılıç’ın dünyanın 4 büyük çölünü aşarak “Grand Slam” ünvanı alışını konu ediyor.

 Gala filmi ‘Buzu Aşmak’

Festival galası 28 Şubat 2013 gecesi Fransız Kültür Merkezi’nde yapılacak. Festivalin açılışında gösterilecek film ise “Buzu aşmak”. Kutbun çevresinde farklı bir yarışı konu alan film, hayatlarında hiç kayak yapmamış iki Avustralyalının dünyanın en güney ucuna olan yolculuğunu anlatıyor. Film Bannf’ta kazandığı “Büyük Ödül” apoleti ile festivale konuk oluyor.

Film gösterimleri ücretsiz

Tüm film gösterimlerinin ücretsiz gerçekleştirileceği festival kapsamında; kitap sergileri, söyleşiler ve ödüllü yarışmalar da düzenleniyor. Geniş bir izleyici kitlesine hitap eden Dağ Filmleri Festivali kapsamındaki bu etkinliklerle; dağ ve doğa bilincine dikkat çekiyor, ulusal dağ ve doğa belgeselciliğine katkı sağlayarak doğa kültürü alanındaki önemli bir boşluğu dolduruyor.

National Geographic dergisinin de ana basın sponsoru olduğu festivalin programıyla ilgili bilgi almak ve etkinlikleri takip etmek için, aşağıdaki iletişim adreslerini kullanabilirsiniz.

 

 

Umudu ve gücünü kadınlardan alan, kadınlar tarafından kadınlar için yapılan, bu yıl hırpalanan-susturulan-görmezden gelinen tüm kadınlara ithaf edilen festival, on dokuz ülkeden kadınlar ve filmlerini ağırlayacak.

 

Festival, tema bölümleri, toplu gösterimler, açılış, kapanış etkinlikleri, 5. Altın Bamya Ödülleri, söyleşiler ve atölyelerle, 15-23 Mart’ta İstanbul’da, 30-31 Mart’ta İzmir, 6-7 Nisan’da Sinop, 13-14 Nisan’da Bitlis’te sizlerle olacak!

Festivalde Neler Var:

Kadınların Sineması bölümünde dünyadan ve Türkiye’den, kadınların son yıl-larda yaptığı her türdenfilmleri derledik.

Bedenimiz Bizimdir bölümünde dünyanın dört bir yanından kadınların bedenimiz bizimdir diyen filmleri yer alıyor.

Kendine Ait Bir Cüzdan bölümünde kadınların cüzdanlarıyla da kendi ayakları üzerinde durma hikayelerini derlediğimiz filmler izleyeceksiniz.

Cins-iyet-ler bölümünde ise cinsiyet ve cinsel kimlik meselelerine dair filmlere yer verdik.

Women Make Movies seçkisi Filmmor-Women Make Movies dayanışmasının ürünü, birlikte hazırladığımız özel bir seçki.

 

Mor Kamera Umut Veren Kadın Sinemacı Ödülü: 10 yıldır kadınların yarışmaya değil dayanışmaya, yan yana olmaya ihtiyacı var diyerek yarışma yapmaktan imtina eden festivalimizde yine yarışma yok ama artık bir dayanışma ödülü var. Bu dayanışma ödülü:

– Kadınların edilgen, geleneksel, cinsiyetçi olmayan temsillerine,

– Muhafazakar/ataerkil baskının kıskacında kadınların öznelik, öznellik, direnç, eylem ve düşlerine alan açan filmlerin yönetmenlerine verilecek.

Toplu Gösterimler: Kadınların sinemasının ilham ve güç veren iki özgün yönetmeni: Yeni Türkiye sinemasının “auteur”lerinden Yeşim Ustaoğlu ve filmlerinde kadın erkek ilişkilerini mizahi bir dille yeniden yapılandıran Doris Dörrie toplu gösterimleriyle festivalde.

Dört ilde bir ay boyunca sizlerle birlikte olacak festivalin programı daha sonra yayınlanacaktır.

 

Uluslararası 1 Milyar Ayaklanıyor organizasyonu, dünya kadınlarını 14 Şubat’ta hep birlikte, kadına yönelik her türlü şiddete karşı isyan etmek için dans etmeye davet ediyor.

ülkemizde ve dünyada milyonlarca kadın şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor. Dayak, hakaret, cinsel taciz, tecavüz kadınların kaderi gibi sunuluyor. Kadın cinayetleri giderek artıyor.

Kadına yönelik şiddetle mücadelenin binbir yolu var; sivil toplum kuruluşları, hükümetler, uluslararası organizasyonlar konuyu gündemde tutmak ve sorunu yok etmek için konferans düzenlemekten sokak eylemlerine, araştırmalardan eğitimlere pek çok yola başvuruyorlar.

Bu kez alışılmışın dışında  bir etkinlik sözkonusu: Uluslararası 1 Milyar Ayaklanıyor organizasyonu, dünya kadınlarını 14 Şubat’ta hep birlikte kadına yönelik her türlü şiddete karşı isyan etmek için dans etmeye davet ediyor. Organizasyonun hedefi bir milyar kadını aynı saatler içinde dans etmesini sağlayarak şiddeti protesto etmek!

1 MİLYAR ŞİDDET GÖREN KADIN SAYISI

Tüm Dünyadaki kampanya videolarına örnek için lütfen tıklayınız.

One Billion Rising Cape Town

One Billion Rising Philippines

Etkinliğin yaratıcısı, Vajina Monologları’nın yazarı Eve Ensler. Önce Victory (Zafer), Valentine ve Vagina’yı (Vajina) temsil eden V-Day fikrini ortaya atıyor. Aziz Valentin’den dolayı kutsal sayılması gereken, oysa günümüzde tamamen ticarileşen bir gün olan Sevgililer Günü’nü seçmesinin nedeni ise günün asıl çıkış noktasını hatırlatmak: Sevgi.

Bu yıl 15. yaşını kutlayan V-Day hareketinin “Bir Milyar Ayaklanıyor” kampanyasının çağrısı şöyle: “Her üç kadından birinin şiddete maruz kaldığı istatistiğini hesapladığınızda, dünyada bir milyarı aşkın kadının şiddetten etkilendiğini görürsünüz. V-Day’in 15. yıldönümünde bir milyar kadını ve onlara değer verenleri bu şiddete son vermek için sokağa çıkmaya, yürümeye, dans etmeye ve taleplerini yükseltmeye çağırıyoruz. V-Day, kolektif gücü ve sınırlar ötesi dayanışmayı tüm dünyanın görmesini istiyor.”

V-Day hareketine göre bu bir küresel bir direniş; kadınlara ve erkeklere tecavüz ve tecavüz kültürü sona erene kadar statükoyu reddetmeleri için bir çağrı, kadınların mücadelesinde bir dayanışma hareketi. Aynı zamanda, kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddetin kabulüne isyan, yeni bir zaman
ve yeni bir varoluş biçimi…

TÜRKİYE’NİN HER YANINDA DANS

Türkiye’deki kadınlar bu çağrıya heyecanla cevap veriyorlar. Türkiye’nin pek çok kentinde kadınlar “şiddete karşı çıkan 1 milyardan biri de benim” demek için dans edecek. İstanbul’da da pek çok 1 Milyar Ayaklanıyor platformu kuruldu; şehrin her yanında etkinlikler planlandı. Beşiktaş Meydanı, Tarlabaşı, Haydarpaşa Garı ve Kadıköy’de kadınlar ve onlara destek olmak isteyen erkekler dans edecek.

AİLE İÇİ ŞİDDETE SON KAMPANYASI HAYDARPAŞA’DA

Bu etkinliklerden biri 14 Şubat saat 14.00’te Haydarpaşa Garı’nda. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının organize ettiği etkinlikte, kadınlar 1 BillionRising müzikleri ve Türkiye müzikleriyle dans ederken, dans eğitmenleri onlara destek olacak. Kırmızı Band grubu iki şarkı söyleyecek, tango gösterileri olacak.

KİM NEREDE, NE ZAMAN DANS EDİYOR

İZMİR

İzmir Konak Clock Tower, Saat 12.00 – 14.00
Aliağa Demokrasi Meydanı, Saat 12.00-14.00

ADANA

Adana Atatürk Parkı

ANKARA

Karanfil Sokak, Saat 12.00-14.00
Kuğulu Park, Saat 14.00
Haymana Nuri Bektaş Anadolu Lisesi, Saat 13.00
Çayyolu Mavi Sahne, Saat 21.00

ANTALYA

Antalya Cumhuriyet Meydanı, Saat 12.00-14.00

AYDIN

Adnan Menderes Üniversitesi, Saat 12.00-14.00

BURSA

Korupark AVM, Saat 18.00

ÇANAKKALE

Morabbin Parkı , Saat 12.00-14.00

DENİZLİ

Denizli Çınar Meydanı, Saat 12.00-14.00

ESKİŞEHİR

Zübeyde Hanım Kültür Merkezi, Saat 14.00

MERSİN

Enteller Caddesi Taş Bina Önü, Saat 12.00-14.00
Forum AVM, Saat 13.00

İSTANBUL

Sarıyer Koç Üniversitesi, Saat 12.00-15.00
Beşiktaş Meydanı, Saat 13.00
Haydarpaşa Garı Önü, Saat 14.00
Sarıyer , İstinye Park Ana Etkinlik Alanı, Saat 12.00 – 13.00
Kadıköy İskele, Saat 19.00
Kadıköy Caferağa Spor Salonu, Saat 20.00

KARABÜKSAFRANBOLU

Safranbolu, Saat 12.00-14.00

KKTC

Belediye Bulvarı Caddesi, Gönyeli, Saat 16.00
Lefkoşa, M.Akif Caddesi Cadının Evinin Önü, Saat 18.00-20.00

KOCAELİ

Kültür Tepesi (Saat Kulesi) Saat 12.00-14.00

MUĞLA

Bodrum Belediye Meydanı Saat 13.00

SAMSUN

Yeşilyurt Alışveriş ve Yaşam Merkezi

SİVAS

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Saat 12.00-14.00

TRABZON

Trabzon Meydan Parkı , Saat 13.00

ZONGULDAK

Zonguldak Valilik Önü , Saat 12.00 – 14.00

 

1–7 Mayıs 2013 tarihlerinde İstanbul, Ankara ve İzmir ve Diyarbakır’da eşzamanlı olarak başlayacak olan 8. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali filmlerinizi bekliyor.İstanbul, Ankara ,İzmir ve Diyarbakır’da  yapılacak gösterimlerden sonra bütün bir yıla yayılacak olan festival kent kent gezerek Türkiye’de Adana’dan Antalya’ya, Bursa’dan Çanakkale’ye onlarca şehri gezecek ve sınırları aşarak Kıbrıs’a, Torino’ya ve Londra’ya uğrayacaktır.

Yarışmasız, biletlerin ücretsiz olduğu Festival’in temel amacı Türkiye ve dünyadan emekçilerin yaşamlarını, mücadele deneyimlerini izleyicilerle buluşturmak, ülkemizde yoksulların, işçi ve emekçilerin filmlerinin üretimini özendirmektir.

8. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’ne belgesel veya kısa-uzun kurmaca dalında filmleri ile başvurmak isteyenler öncelikle başvuru formunu doldurup filme dair ve filmin yönetmeninin/yönetmenlerinin olmak üzere yüksek çözünürlüklü en az iki görsel ile beraber [email protected] adresine göndermelidirler. Başvuru formunu bilgisayarınıza indirmek için lütfen www.iff.org.tr adresini tıklayınız.

Başvuru sahibi filmler bir seçici kurul tarafından izlenerek festivalde gösterilmektedir. Film seçiminde festivalin amacına uygunluk önemli bir kriterdir. Bu anlamda eleme söz konusu olabilir.
Son başvuru tarihi 15 Şubat 2013, filmlerin son teslim tarihi 5 Mart 2013’dir. Filminizin DVD formatlı iki ön izleme kopyasını aşağıdaki adreslere elden teslim edebileceğiniz gibi kargo/kurye ile de gönderebilirsiniz.

Kaynak :[-]

İstanbul Film Festivali’nin bu yılki afişininde Nuri Bilge Ceylan’ın fotoğrafı kullanıldı.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı, İstanbul Festivalleri’nin bu yılki tanıtım afişlerinde yeni bir işbirliğine yer veriyor. 2013 yılında düzenlenecek İstanbul Festivalleri’nin afişlerinde farklı sanat dallarının önemli isimlerinin yapıtları, desenleri ve el yazıları, grafik sanatçısı ve İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen tasarımlarıyla bir araya geliyor.

Geçtiğimiz günlerde programı açıklanan 41. İstanbul Müzik Festivali’nin afiş görseli günümüzün önde gelen güncel sanatçılarından Sarkis ve Bülent Erkmen işbirliğiyle hazırlandı. Sarkis’in parmak izi ve el yazısı, İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen’in tasarımıyla festival afişine dönüştü.

32. İstanbul Film Festivali’nin afiş görseli ise, günümüz “auteur” sinemasının önde gelen yönetmenlerinden, senarist ve fotoğraf sanatçısı Nuri Bilge Ceylan’ın bir fotoğrafından oluşturuldu.

CEYLAN’IN ELYAZISI VAR
32. İstanbul Film Festivali afiş görseli için Nuri Bilge Ceylan’ın “Babam İçin” serisinden “Uykusuz Gece” isimli fotoğrafını kullanan Bülent Erkmen, yaptığı seçimle ilgili olarak şunları söylüyor: “Uykusuz bir gecede baktığını görmeyen açık bir gözün gördükleridir sinema çünkü. Gecenin karanlığında yastığın yumuşaklığına gömülen başa kadar çekilmiş yorganın bedeni saran hayalperest güveni, sinema karanlığında koltuğa gömülme anında karşılığını bulur.”

Nuri Bilge Ceylan’ın kendi el yazısını da festival afişine taşıyan Erkmen, “Nuri Bilge Ceylan kendi el yazısıyla yazılmış başlığı Türkçe ve İngilizcesinin ters yüz ilişkisiyle bir film şeridi gibi uykusuz gecedeki açık göze eşlik eder.” yorumunda bulundu.

Bu yıl 20.’si gerçekleştirilecek İstanbul Caz Festivali’nin yine bir sanatçının katılımıyla Bülent Erkmen tarafından hazırlanacak afişi ise önümüzdeki günlerde yapılacak basın toplantısıyla açıklanacak.

Kaynak :[-]

 

Varlık dergisi ve yayınlarının kurucusu Yaşar Nabi Nayır adına, her yıl temmuz ayında şiir ve öykü dallarında verilen Gençlik Ödülleri, edebiyatımıza yeni değerler kazandırma amacını taşıyor.

Katılma koşulları şöyle:

• Ödüle 30 yaş ve altındakiler katılabilir.

• Kitap bütünlüğü taşıyan şiir ya da öykü dosyaları 6 nüsha olarak, içinde fotoğraf, özgeçmiş ve iletişim bilgilerinin bulunduğu bir zarfla birlikte paketlenip, en geç 15 Nisan 2013 tarihinde ulaşacak biçimde, “Varlık Dergisi, Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri, Perpa İş Merkezi, B Blok, Kat 5, No 484 Şişli 34384 İstanbul” adresine gönderilmelidir. (Dosyalar iade edilmez.)

• Yarışma sonuçları derginin Temmuz sayısında açıklanacak, ödüller 80. kuruluş yıldönümü olan 15 Temmuz 2013’de sahiplerine törenle verilecektir.

• Ödüle değer bulunan dosyalar Varlık Yayınları’nca kitap olarak yayımlanacaktır.

Seçici Kurul:

Şiir dalında: Gülseli İnal, Sina Akyol, Tarık Günersel, Metin Cengiz ve Enver Ercan

Öykü dalında: Nursel Duruel, Feyza Hepçilingirler, Hatice Meryem, Mehmet Zaman Saçlıoğlu ve Feridun Andaç

 

Kaynak :[-]

Her yılın 25 Şubat günü “European Cultural Association-Avrupa Kültür Derneği” aracılığıyla kutlanmakta olan “Dünya Commedia dell’Arte Günü”nün bu yılki ev sahibi İstanbul olarak seçildi.

Navelli/Palazzo Santucci, fotoğraf: Franco Soldani

Kutlamaların merkezi Bologna (İtalya), Torino (İtalya), Malaga (İspanya) kentlerinden sonra bu yıl İstanbul oldu ve 25 Şubat günü, başta İstanbul olmak üzere Avrupa, Amerika, Orta

ve Uzak Doğu dâhil olmak üzere dünyanın ulaşılır her yerinde Commedia dell’Arte ile ilgili gösteriler ve tanıtımlarla kutlandı. Ayrıca 25 Şubat Dünya Commedia dell’Arte Günü kapsamında 22-23-24 Şubat’ta Kumbaracı50′de Mario Gallo ile Commedia dell’Arte Atölyesi gerçekleşecek.

2010 yılında Dario Fo, 2011 yılında Roberto Tessari, 2012 yılında Miguel Romero Esteo tarafından kaleme alınan bildirilere bu yıl Türkiye’den tiyatro eleştirmeni Üstün Akmen’in mesajı eklendi.

Üstün Akmen’in “2013-Dünya Commedia Dell’Arte Günü” üzerine bilgilendirici tanıtımı şöyle:

25 Şubat Uluslararası Commedia dell’Arte Günü’nün 4. yıldönümünü kutlarken İtalyan Kültür ve Sanat Birliği (SAT) bir ileti hazırlamamı isteyerek onurlandırdı beni. Bu vesileyle, İtalya’da doğan, ama günümüzde bütün dünyaya yayılmış olan Commedia dell’Arte geleneğini tanıtmak amacıyla tiyatrocu dostlara, dünyadaki tüm tiyatroseverlere sesleniyorum.

Önce şunu söylemeliyim ki, Commedia dell’Arte, yaklaşık iki yüzyıl kadar Avrupa tiyatrosunu etkisi altına almış, çeşitli ülkelerin tiyatro yaşantılarını derinden etkilemiş İtalyan halk tiyatrosu geleneğinin adıdır.

Diğer taraftan, Commedia dell’Arte, bir kültür geleneği haline gelen, popüler kökenlerden türemiş organik ve güçlü bir gelişimin koruması altına girmezden önce, halkın geçmişteki bilgilerinin parçası olan bir halk olayı olarak tarihe kazınmıştır.

Bu halk olayının, anadili farklı insanların konuştukları teatral dili bulmalarını sağlayan yol olduğunda da ayrı bir gerçek payı vardır.

25 Şubat Uluslararası Dünya Commedia dell’Arte Günü’nün bu yılki ev sahibinin İstanbul olması da bence bir rastlantı sayılmamalıdır. Nedenine gelince, açık alanda halkın ortasında oynanan geleneksel Türkiye halk tiyatrosu olan “ortaoyunu” kökleri de mimuslara ve commedia dell’Arte oyunlarına uzanmaktadır. Commedia dell’Arte ile Ortaoyunu arasındaki kişiler, konular, kurgu benzerlikleri şaşırtıcıdır.

Batılı incelemeciler Commedia dell’Arte’nin geleneksel Türkiye tiyatrosu üzerindeki etkisi üzerinde durmuş; bu etkinin kaynağını Türklerin Venedik ve Cenevizlilerle uzun süren ilişkilerine bağlamışlardır. Arlecchino, Pantalone, Scaramuccia, Colombina’nın sırasıyla Pişekâr, Kavuklu, Sevgili (Çelebi) ve Zenne tiplerine benzemeleri hiç kuşkusuz tesadüf değildir. Gerçekten de iki gelenek arasındaki yakınlığı Pişekâr’ın kullandığı pastav/şakşak ile Arlecchino’nun tahta sopası (battocio) arasındaki benzerlik de desteklemektedir.

Diğer taraftan, Ortaoyunu’ndaki “orta” sözcüğünün Commedia dell’Arte’deki “arte” sözcüğü ile benzerliğinin de etkilenmenin doğrudan kanıtı olduğu iddia edilmektedir. Ayrıca, benzerlikler elbette bunlarla da sınırlı değildir: Bir ortaoyunu terimi olan “palanga” (meydan) sözcüğü, İtalyancadaki “palanca”yı; ortaoyunu kişilerinden ayyaş’a verilen isim olan “Matiz” sözcüğü “madidus”u (ayyaş) çağrıştırmaktadır.

Commedia dell’Arte’nin doğasında şenlik ruhu olduğundan, Uluslararası Dünya Commedia dell’Arte Günü’nün de şenlik havası içinde kutlanması gerektiğine inanmaktayım. Şenliğin hayatın ve kültürün gizli gücünü ve dinamizmini dışa vurduğunu, toplumda egemen kılınmaya çalışılan güçlerin, ideolojilerin bastırmaya çalıştıkları dinamikleri gün ışığına çıkardığını açık yüreklilikle savunuyorum.

Şenliğin bireyi değil topluluğu eksene aldığını, böylece topluluğun diğer bireyleriyle, samimi ve köklü ilişkiler kurarak varolma ve paylaşma sevincini hayata geçirme imkânı yarattığı kanısındayım.

Şenlik anlayışında olduğu gibi, Commedia dell’Arte dünyasında da her an her şeyin olabileceği, sınırların kalktığı, her türlü aşırılığın, abartının mümkün olduğu, gülünç ve korkunçluk karşıtlığının bir arada olduğu grotesk bir zemin vardır.

2013-Uluslararası Dünya Commedia dell’Arte Günü, şenlik havası içinde tiyatroculara, tiyatroseverlere kutlu olsun.

****

Faction of Fools tiyatro kumpanyası tarafından 2010 yılından bu yana bütün dünyada düzenlenen etkinliklerle ilgili olarak, İtalyan Kültür ve Sanat  Birliği (SAT) tarafından “Dünya Commedia dell’Arte Günü”nün amacı İtalya’da doğan, ama bugün bütün dünyaya yayılan bu geleneği tanıtmak olarak özetlendi. Diğer taraftan, UNESCO’nun önde gelen sivil toplum kuruluşlarından Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (I.T.I) tarafından ilan edilen “Dünya Tiyatro Günü’nde olduğu gibi, aynı kurum tarafından kabul edilen “Dünya Commedia dell’Arte Günü”nün de bütün tiyatro topluluklarına ve bireylere açık olduğu açıklandı.

Mario Gallo ile Commedia dell’Arte Atölyesi, 22-23-24 Şubat’ta Kumbaracı50′de…

Bu proje kapsamında yapılacak etkinliklerden birisi de Tiyatro Barbone’nin misafir ettiği Mario Gallo’nun vereceği “Maske Yapımı Atölyesi”.

Tiyatro Barbone’nin uluslararası partneri Teatro Ricerche’nin Sanat Yönetmeni Mario Gallo’nun vereceği atölyede katılımcılar kendi maskelerini yapmayı öğrenmenin yanısıra Commedia dell’Arte hakkında kapsamlı bilgi sahibi de olabilecekler. Atölye sonunda katılımcılar evlerine dönerken yapmış oldukları maskelerini de yanlarında götürecekler.

Mario Gallo ile Commedia dell’Arte Atölyesi
25 Şubat Dünya Commedia dell’Arte Günü kapsamında
22-23-24 Şubat’ta Kumbaracı50′de…
Atölye çalışması İtalyanca olacak, Türkçe ardıl çeviri yapılacaktır.

Atölyede yapılan maskelerden biri 25 Şubat’ta İtalyan Kültür Merkezi’nde yapılacak sergide yer alacak.

Bilgi ve Rezervasyon için:
0 532 684 32 03

Kaynak : (-)